RSS Feed for This Post

Ayy! Yine mi başörtüsü?

20080709_derin_dusunce_org_basortusu_insan_haklari.jpg Ayy! Yine mi başörtüsü?Ayy! Yine mi başörtüsü? Sunuş: Sizi bilemeyiz ama biz bıkmadık bu konuyu konuşmaktan. Darbelere karşı dururken nasıl kendimizi tekrar etmekten sıkılmadıysak, terörle mücadelenin silahla değil akılla, hakla, hukukla yapılacağını anlatmaktan nasıl yılmadıysak,  Kürtlerin yok sayılmasının karşısında yer almaktan nasıl yorulmadıysak bu konudan da bıkmadık. Vergi verirken, oğlunu askere gönderirken eşit davranılan kadınların devletten hizmet alma sıraları geldiğinde ikinci sınıf vatandaş yerine konmasını içimize sindiremedik. 5 milyon okuma-yazma bilmeyen yetişkin insanımızın 4.5 milyonu kadın iken genç kızların üniversitelerden dışarı atılmasına seyirci kalmadık, kalmayacağız.

Devletin en mahrem konularda bile bireyi çocuklaştırmasını, onun yerine karar vermesini kanıksadığımız bir ortamda boş beyaz bir sayfa açmayı teklif ediyor yeni konuk yazarımız Ömer Zarplı. Yeniden soruyor: Başörtüsü ve İnsan Hakları?

Başörtüsü ve İnsan Hakları

Yazar: Ömer Zarplı

Anayasa mahkemesinin üniversitelerdeki başörtüsü yasağıyla ilgili verdiği son kararın da bize gösterdiği gibi, başörtüsü(türban) uzun bir süre gündemimizde olacağa benziyor. Peki, Anayasa mahkemesinin verdiği bu karar insan haklarıyla ne kadar uyum içerisinde? Diğer bir deyişle, üniversitelerde başörtüsü yasağı bir insan hakkı ihlali midir?

Görünüşe bakılırsa Türk aydınları(!) bu konudaki kararını çoktan vermiş. Onlara göre başörtüsü yasağının, Leyla Şahin davasının iyice ayyuka çıkardığı gibi, bu yasağa maruz kalanların insanlık haklarını ihlal etmediği aşikâr. Fakat bu konuda gözden kaçırılmaması gereken noktalar ve daha derin bir inceleme’nin gerekliliği hala mevcut. Ve bu satırların yazarının gayesi, bunu yapmakla beraber, başörtüsü yasağını salt insan hakları perspektifinden, zaman ve mekân kısıtlamasını göz önünde bulundurarak, ele almak olacak.

AİHM’in Leyla Şahin davasında verdiği karar, yani, başörtüsünden dolayı İÜ yönetimi tarafından öğrenime reddedilen öğrencinin, davacının iddia ettiğinin aksine, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Hürriyetler Sözleşmesinin (1950) 8,9,10,14 ve 2. maddelerindeki haklarının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Diğer bir anlatımla, AİHM üniversitelerdeki başörtüsü yasağının inanç hürriyeti ve eğitim hakkı dâhil olmak üzere insanlık haklarını çiğnemediğine ve böyle bir yasağın demokratik bir toplumda gerekli olabileceği hükmüne varmıştır. Ve aynı mahkeme benzer başörtüsü davalarında benzer sonuca varmıştır. Peki, bu karar ne kadar meşru? Bunun ötesinde, tek başına bu dava, konu hakkında mutlak, sarsılmaz bir sonuca ulaşmamız için yeterli midir? AİHM’in, kendi türünde eşsiz ve rejim içerisinde çok önemli bir yere sahip olması bir yana, İnsan Hakları rejimi içerisinde tek otorite olmadığı çok açıktır. Diğer bir deyişle, AİHM, insan hakları konusunda tek veya son söz sahibi bir organ değildir. Olmuş olduğunu varsaysak dahi (velev ki!) bir meydan okumadan bağımsız değildir. Sonuçta, mahkemenin bu kararını sorgulayabilmemiz ve eleştirebilmemiz için elimizde başta Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi (1948) olmak üzere kendimize temel alabileceğimiz çok önemli enstrümanlar mevcut. 1948 yılında ilan edilen bu bildirgede ve 1966 yılındaki Sivil ve Siyasi Haklar Mukavelesinde inanç hürriyeti, inancın ifadesi ve manifestosu kişinin tasarrufundan çıkarılamayacak temel insanlık hakları olarak kabul görmüştür. Fakat ilgili mukavele ve Avrupa Sözleşmesinde de belirtildiği üzere, inanç hürriyeti (freedom of belief) sınırsız iken, inancın ifadesi(religious expression, manifestation), belirli sınırlandırmalara tabidir. Yine ayni belgeler, belirli bir inancın ifade şeklinin ancak diğer bireylerin hak ve hürriyetlerini, kamu güvenliğini ve sağlığını tehlikeye attığı sürece sınırlandırılabileceğini belirtiyor. Diğer bir deyişle, inancın ifadesi, ancak ve ancak diğer toplum mensuplarının hak, hürriyet, sağlık ve güvenlikleri üzerinde bir tehdit unsuru haline geldiği takdirde sınırlandırılabilir. Örneğin, Rastafarya inancına sahip insanların esrar (Ganja-Marijuana) kullanmaları inançlarının gereği iken, bu ritüelin toplum sağlığı üzerindeki somut zararları, onun üzerindeki sınırlandırmaları meşru hale getiriyor.         

        

Bu çerçevede önümüzdeki soru şu: üniversite öğrencilerinin taktığı başörtüsü onun yasaklanmasını meşru kılacak koşulları sağlıyor mu? İnsan Hakları İzleme Örgütünün (HRW) de belirttiği gibi, sağladığını söylemek için elimizde hiçbir somut kanıt bulunmuyor. BM İnsan Hakları Komitesinin 1993 yılında Sivil ve Siyasal Haklar Mukavelesinin inanç özgürlüğü ile ilgili olan 18’inci maddesine ilişkin yaptığı açıklama da gözden kaçırılamayacak kadar önemlidir. Bu açıklamada, başörtüsünün inanç hürriyeti çerçevesinde değerlendirilmesinin gerekliliği vurgulanmıştır. Yine aynı bağlamda, Leyla Şahin davasında karşı oy kullanan yargıç (Françoise Tulkens), başörtüsünün propaganda amaçlı veya başkaları üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılacağına dair somut kanıt eksikliğine değinmiştir. Kısacası, inanç hürriyeti üzerindeki sınırlamaları meşrulaştıran koşulları başörtüsünün yerine getirdiğine yönelik hiçbir kanıt bulunmamakta. Zaten başörtüsü yasağını destekleyen kesimler de ancak `farazi` bir tehditten (veya tehlikeden) söz edebiliyorlar. Bu sebeple, Leyla Şahin davasında verdiği karar dolayısıyla, AİHM’in Islami başörtüsüne karşı siyasi bir tutum aldığını ileri sürmek belli bir temelden yoksun addedilemez.

AIHM’in bu tutumu Dahlab vs. İsviçre davasındaki kararında kendini göstermektedir. İsviçre’de başörtüsünden dolayı öğretmenlik yapamadığı gerekçesiyle mahkemeye başvuran Dahlab’in  davasında AİHM, başörtüsünü “dini bir ilke aracılığıyla kadın üzerine empoze edilen harici bir sembol” olarak tanımlamıştır. Mahkemenin, İnsan haklarının kuramsal olarak temelini oluşturan bireyin yaşamı üzerindeki tasarruf ve tercih hürriyetini görmezden gelerek, dini gerekçelerle giyilen bir giysi hakkında oldukça siyasi bir yargıda bulunması, mahkemenin kararını verirken nasıl İnsan Hakları’nın ruhundan uzaklaşarak zamanın ruhuna kapıldığını gösteriyor. Diğer bir anlatımla, bu başörtüsü yorumu, mahkemenin davayı salt insan hakları perspektifinden ele almadığı, siyasi kaygılara da önemli bir yer verdiğinin bir göstergesidir. AİHM’in bu konudaki tutumu hakkında bir yargıda bulunmak ve konuyla ilgili farklı yaklaşımlar arasında sağlıklı bir karşılaştırma yapabilmek için, BM İnsan Hakları Komitesinin Raihon Hudoyberganova vs. Özbekistan davasını incelemek önemli bir yere sahip. Özbekistan’da başörtüsünden dolayı üniversitedeki eğitimine devam edemeyen Hudoyberganova’nin BMIH Komitesine başvurusu sonucunda, Komite, bu yasağı haksız bulmuş ve bu yasak için meşru bir temel olmadığını hükmetmiştir.   

Sonuç olarak, 82 Anayasasıyla literatüre girmiş olan ve ahlaken haklı çıkartılması çok zor olan üniversitedeki başörtüsü(turban) yasağı bir insan hakları ihlalidir. Pratikte de, kutuplaşmayı ve çatışmayı daha da derinleştirici bir maiyettedir. Her ne kadar başörtüsü ve onun üzerinden yaratılan korku atmosferi, yöneten zümre’nin toplum üzerindeki tahakkümünün devamı için işlevsel bir öneme sahip olsa da, son kertede, bu atmosfer yine Türkiye üzerinde sarılması güç yaralar bırakacaktır ve tam demokrasi yolunda yıllarımızı çalacaktır.

                                                                          

 

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Ayy! Yine mi başörtüsü?Ayy! Yine mi başörtüsü?Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

Ayy! Yine mi başörtüsü?Ayy! Yine mi başörtüsü? Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 Ayy! Yine mi başörtüsü?Ayy! Yine mi başörtüsü?Derin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir?  Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :) Ayy! Yine mi başörtüsü?Ayy! Yine mi başörtüsü?

 Liberalizmin Kara Kitabı

Ayy! Yine mi başörtüsü?Ayy! Yine mi başörtüsü?Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Ayy! Yine mi başörtüsü?Ayy! Yine mi başörtüsü?Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Trackback URL

  1. 31 Yorum

  2. Yazan:rukiye Tarih: Jul 11, 2008 | Reply

    Bizi biktiran basortu yasaginin herkesin kendi cikari dogrultusunda gundemde tutulmasi,haksizliga karsi elbette konusulmali ancak daha fazlasinin yapilabilecegi dusuncesindeyim.Bu yuzden bu konu uzerine konusmak beni cezbetmiyor artik.Bu yasak zulum durumuna gelmistir.Anayasayi kaynak alarak bunu savunmayi da dogru bulmuyorum cunku anayasalar o donemin siyasilerince istenildigi sekilde tefsir ediliyor

  3. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Jul 11, 2008 | Reply

    Elbette ki bu konuyu konuşmaktan,yazmaktan,tartışmaktan bıkmamalı,ta ki bu insanlık ayıbından kurtulana dek sonuna kadar gitmeliyiz.Bedeli ne olursa olsun bıkmadan,usanmadan sonuca gidilmesi,özgürlük ve demokrasi yanlısı her insanın görevi olmalıdır diye düşünüyorum.Zira bugüne kadar pek çok gündemi sıkça değiştirip rafa kaldırarak sorunları büyüttük,çözümsüzlüğe terk ettik.Çok değil daha bir kaç ay öncesine kadar hararetle “mahalle baskısı”nı konuşan,”Malezya’ya benzeyeceğiz”diye ortalığı ayağa kaldıran biz değil miydik?Peki ne oldu da gündemden düştü?Bir fikri olan var mı?Madem büyük bir tehlikenin işaretleri varmışçasına ortalık bulandırıldı o halde neden gündemden düştü,ya da madem bu kadar önemsiz bir vakaydı neden bu kadar abartıldı,hesabını soran var mı bunun.Yok.Dolayısıyla ne geldiyse başımıza,böyle çarçabuk alevlenip sonra da unuttuğumuz gündemlerden gelmiştir.Arkasına düşmediğimiz ve sorgulamadığımız için bu böyle olmuştur.Şimdi baktığımızda yine aynı dayatmacı mantıkla yönetildiğimizi görüyorum.Sanki birilerinin komutuyla hok kalkıp hop oturuyoruz.

    Şimdi biraz o günlere dönelim,medyanın kışkırtmasıyla ne yapay korkular yaratılıyordu bir hatırlayalım.Bilim adamı sıfatıyla, başörtüsünün yol açacağı felaketler felsefe kuramlarına dayandırıldı,filozoflardan alıntılar yapıldı.Yer çekimi kanunuyla ilşkilendirilecek kadar sulandırıldı.Fakat enerjilerini buna harcayan o bildik zihniyetler ne yazık ki başörtüsünün olası tehlike ve zararları konusunda ikna edici bir tek gerekçe sunamadı.Sunamazlardı da…Hâlâ da bu ayıbı savunmaktan utanmadıkları görülüyor.Şimdi sormak lazım başörtüsünü paranoyakça takıntılara vardıran bu çağ dışı zihniyet bu mantığı hangi gerekçeye dayandırıyor?Bunun cevabı verilebilmiş midir?Hayır.Yok kamusal alandı yok bilmem neydi diye bu utançla yaşamakta en ufak bir sıkıntı duymadıkları anlaşılıyor.Peki kime ne tür bir zararı var?Hangi hakla insanların bedenleri üzerinde tassaruf sahibi olabiliyorlar?

    Bu nedenle diyorum ki bu çağ dışı zihniyetler ellerini insanların üzerinden çekmedikçe evet,bu konun takipçisi olmalıyız.Bu duruş insanım diyebilen herkesin ahlaki yükümlülüğü olmalıdır.Meydanı betmen kıyafetli despot zihniyetlere bıraktıkça hiç birimizin dik yürümeye ve rahatça uyumaya hakkı olmayacak.

  4. Yazan:Esranur Tarih: Jul 13, 2008 | Reply

    AİHM böyle kararlar vererek kendinden beklenileni yaptı bence(!)Çünkü seküler bir kurumu hakem tayin edip dini bir konuda hüküm vermesi istenirse sonucun böyle olacağını tahmin etmek pek de zor değil.Söz konusu, din olunca söylemler yine eylemlerden farklılaşır. her konuda tarafsızlığı kendine ilke edin(diğini iddia ed)enler bir anda taraf kartlarını piyasaya çıkarırlar ve diğer tarafın eşit bir şekilde kendini savunmasına dahi izin vermezler. Ve bütün bunları dost görüntüsü ile insan hakları adına yaparlar. Hâlbuki (Kur’an’da da bahsedildiği üzere)şunu unutmamak gerekir ki biz onlar gibi olmadığımız sürece onlar bundan memnun olmazlar.

    Bu nedenle bu konuda Allah’ın tüm Müslümanlara yardım etmesi için dua etmeliyiz. Fakat bu yeterli değildir.
    Şunu da gözden kaçırmamak gerekir ki dine karşı din politikasıyla bize yaklaşıyorlar. Sürekli başörtüsünü gündeme getirerek sanki dinin tek göstergesi ve müslüman olmanın gereği başörtüsüymüş gibi gösteriyorlar. Amaçları dini yalnızca bir ibadetle sınırlandırıp iç boşaltılmış ve hayatları inşa etmeyen bir İslam oluşturmak. Bu oyunlara karşı uyanık olmak lazım. Evet başörtüsü Allahın emri ve başımızın tacıdır; ancak müslümanın tek meselesi değildir. Başörtüsünü bize karşı afyon gibi kullanıp, ısıtıp ısıtıp önümüze sürmelerine ve biz onunla meşgulken diğer değerlerimizi yok etmelerine izin vermemeliyiz.

  5. Yazan:Kerem Kilic Tarih: Jul 13, 2008 | Reply

    Simdi oncelikle icerik yonunden son derece basarili buldugum yazi icin yazari kutlamak isterim. Cok acik ve net bir bicimde argumanlarini one surmus ve bunlari orneklerle desteklemis.

    Dikkatimi en cok ceken nokta iste surekli ‘turban’ kelimesinin yerine ‘basortusu’nun kullanilmasi. Belli kesimlerde son aylarda baslayan bu moda sanirim olayi bir ‘basortusu canim en nihayetinde, basa takilan ortu sadece’ raddesinde indirme cabasidir. Eminim yzayi yazan kisi de, koselerinde malum ortuden basortusu diye bahseden kisiler de, anadolu da tarlada veya evde calisan insanlarin saclari onlerine cikmasin diye taktiklari ve saci tamamen kapatmayan (sikmabas olmayan), ve dilendiginde cikarilabilmesiyle belli bir ideoloji veya dini kurallar setine uyulmasini gerektirmeyen ‘basortusu’ ile adeta insanin hayati bastan asagi degistiren ve takan ve takmayanlar arasina hayli belirgin cizgiler cizen (ya da cizmek zorunda olan) ‘turban’ arasindaki farkin bilincidedirler. Bu yuzden neden konuya israrla ‘turban’ degil de, ‘basortusu’ sorunu dendigini anlayabilmis degilim. Yazar yazinin basinda basortusunun yanina parantez icinde turban yazarak bu ikisini adeta es tutmus oluyor, bu nasil bir varsayima ve bakis acisina dayaniyor anlayabilmis degilim acikcasi.

    Itiraf etmek gerekirse yaziyi okudugumda yazara ve savundugu fikirlere hak vermekten kendimi alikoyamadim. Insan haklari acisindan bakildiginda yazarimizin argumanlari dogru gorunuyor ancak en bakis acisindaki en buyuk eksiklik, bence ozellikle sosyal bilimler alaninda cok vahim hatalara ve yanlis anlasilmalara yol acabilicek olan ‘genis zaman’ sorunudur.

    Turban konusunun sadece bugununde yasanan sorunlari ve tartismalari ele almakla yazar, sorunun gecmisini ve daha da onemlisi gelecegini gozardi etmis. Yazida neden hic turban konusunun ulkemizde nasil bugunlere geldigi hic tartisilmamis. Neden kiyafet devriminden hemen sonra degil de, ozellikle DP ve 1980 Ozal ve cunta donemlerindeki politikalar ve imam hatip okullarinin acilmasiyla ortaya ciktigini hic irdelememis. Turban sorununu gokten dusme veya ‘hep orda olan’ bir sorun olarak gormek tarih ve sosyoloji bilimine yapilan buyuk bir saygisizliktir bence. Ayrica ozellkle sosyolojik olarak, ‘Acaba turban takan kesim bunu kendi istegiyle mi takiyor (yani bu inanc hurriyeti kapsaminda mi) yoksa bu bir tur toplum ve aile basksinin yansimasi mi?’ sorusununda sorulmus olmasini da dilerdim.

    Son olarak yazi, insan haklarin bakis acisindan hakli gorulen ve universitelere girisi serbest birakilan turbanin toplumdaki yansimalari ve etkileri hakkinda da eksik kaliyor. Bu baglamda ozellikle ‘yoneten zumre’ (cok yerinde bir tanimlama olmus bence) universitelerde serbest birakilan turbanin daha nerelere kadar uzanacagi konusunda hicbir bilgilendirme yapmadigi icin, insanlarinda kafalarinda ‘farazi’ korkular olusmasini cok normal goruyorum. Insan haklarina saygi gerekcesiyle serbest birakilan turbanin gelecekte turban takmayan kesimin insan haklarini ihlal etmiyecegine dair ne de jure (kanun tasarisi, aciklama) ne de de facto(davranis, ima, vs.) bir bilgi bulunmuyor elimizde. Sorunun bugunu ele alinirken, bu noktalardan da bahsedilmis olmasini beklerdim zira bu tur eksik ve yarim analizler, insanlarin konuyu bir butun olarak ( buyuk resimi) gormesini engellemekte ve olaylari salt basit sorunlarmis ve sadece birkac kisinin alacagi kararlara bagli olgularmis gibi algilamasina neden olmaktadir.

    Ozetle, yazi icerik yonunden bugunun fotografi hakkinda guzel yorumlar getiriyor olabilir ancak ben, sorunun dunu ve yarini da ‘bugun’ karar verilirken goz onunde bulundurulmaliydi kanisindayim.

  6. Yazan:Doğanşah Genç Tarih: Jul 14, 2008 | Reply

    Hep diyoruz ki türban üniversitelere girerse nerelere varacağını bilemeyiz. Doğru olan şeyin arkasında durup yanlışın önünde durmayacak mıyız? Herkes evet haklısın üniversitelere girmeli ama…. diyor. Bunun aması falan yok şahsi kanaatlarımız, düşüncelerimiz için başka insanların özgürlüklerini kısıtlamak ne kadar doğru! Sizin dediğiniz güç şuanda bizde eğer bu gücü bırakırsak bizim onlara yaptıklarımızı onlarda bize yapabilir.

    Bana göre; suraya girerken türban takacaksın demek ne kadar yanlışsa suanki düzende o kadar yanlıştır. Biz Malezya olacak mıyız sorusu var zaten biz Malezya’dan daha demokrat bir ülke değiliz ki onlar dinleri hakkında tartışamıyor biz de kemalizm hakkında(yayla olayı en basit örnek). Biz demokrat bir ülke değiliz olmaya çalışıyoruz yok bu ülke böyle iyi daha fazlası bizi aşar diyorsa-ki çoğu kemalist diyor- nutku tekrar okumalarını öneririm.
    Doğanşah/ 3H Hareketi Üyesi

  7. Yazan:KEMALİST Tarih: Dec 15, 2008 | Reply

    Özel yaşamında isteyen istediğini giyiyor.İnancı gereği, yasa ve kıyafet kurallarını hiçe saymak ve eylem yaparak toplum düzenini bozmak elbete ki kabul edilemez. Yasalar ile inanç ve kişisel tercihler çeliştiğinde, yasalar geçerlidir. Bugün inancı gereği başını örterek, kıyafet kurallarının uygulandığı bina ve yerlerde yasaları çiğnemek isteyenler; yarın inançları gereği yasaların değiştirilerek, inandıkları Kur’an’a uygun yasaların getirilmesini isterlerse ne olacaktır?

    Örneğin, yasalar kadın ve erkeği eşit görür. Miras paylaşımında, erkek ve kadın eşit pay alır. Ama, Kuran’da kadının erkeğin yarısı kadar pay alacağını yazar. İnancı gereği bu yasaya karşı gelmek isteyenlere ne diyeceksiniz? Örneğin, hırsızlık suçunu işleyenlere verilecek ceza yasada belirtilmiştir. Kuran’da ise, hırsızlarının elinin kesilmesi cezası verileceği yazar (5/Maide Suresi 38.ayet). İnancı uğruna, hırsızların elini kestirmek isteyenler çıkarsa, inançlarına saygı gösterilip el mi kestirilecek?

    Örneğin, Kuran, Yahudiler ile Hristiyanlar ile dost olunmamasını yazar (5/Maide suresi 51.ayet). İnancı gereği, Yahudi ve Hristiyanlarla dost olunmamasını isteyenler, Yahudi ve Hristiyan’lar ile dost olmak isteyen devlet ve insanlara karşı çıkarsa ne olacak? Bugün inancı gereği başını açmak istemeyen üniversite öğrencisi bayanlar, yarın inancı uğruna erkeklerle aynı sınıfta ders görmek istemezse ne olacak? Bugün inancı gereği başını açmak istemeyen üniversite öğrencisi bayanlar, yarın inancı uğruna çarşafla üniversiteye girmak isterse ne olacak? Bugün inancı gereği başını açmak istemeyen üniversite öğrencisi bayanlar, yarın inancı uğruna çarşaf ve peçe ile üniversiteye girmak isterse ne olacak?Bugün inancı gereği başını açmak istemeyen üniversite öğrencisi bayanlar, yarın inancı gereği erkek öğretmen istemezse ne olacak?

    Bugün inancı gereği başını açmak istemeyen üniversite öğrencisi bayanlar, yarın inancı gereği erkeklerle aynı toplu ulaşım aracını paylaşmak istemezse ne olacak?

    Bugün inancı gereği başını açmak istemeyen üniversite öğrencisi bayanlar, yarın diyelim ki hekim olursa ve erkek hastalara bakmayı reddederse (ki böylelerinin bulunduğunu gazete ve TV haberlerinden gördük) ne olacak?

    Bugün inancı gereği başını açmak istemeyen ünivesite öğrencisi baynalara destek veren erkekler, yarın inançları gereği okula sarık ve şalvar ile gelmek isterlerse ne olacak?

    İnancın sınırı yoktur. Dünyada ne kadar sayıda insan varsa, o kadar sayıda “inanç” vardır. İnanç, sadece müslümanlara has değildir, bir Hristiyan’ın da, bir yahudi’nin de, bir Budist’in de, Afrikalı bir yerlinin de kendisine göre “inancı” vardır.

    Örneğin, Hindistan’da bulunan düzinelerce dinden birine inanan bir kişi Türkiye’de yaşasa ve inancı gereği inancına uygun şekilde giyinip okulda okumak, işyerinde çalışmak istese, diğer dinlere inananlar ya da inançsızların tepkisi ne olurdu? Buna bir örnek olarak, inancı gereği cinsel organına taş bağlayan çıplak gezen dindarlar var Hindistan’da.. Bizim inançlılarımız kabuk ederler miydi bu ilginç “inançlı”yı bu şekilde okulda, işyerinde, hatta sokakta? Herkes kendi inancına göre davranmak isterse, ne olacak? “Ben bu inanca göre değil ama şu inanca göre davranmaya müsaade ederim” denmeyeceğine göre…

    Toplum idaresinde “inanç” değil, “çağdaş yasalar” geçerlidir.
    Bu nedenle, inancı gereği başını örterek derse girmek isteyen ya da devlet dairelerinde çalışmak isteyen islamcı hanımlar haksızdır.

    (Yazı http://groups.yahoo.com/group/Liberal-Turkiye/message/7801 sitesinden alıntıdır. Cevabınızı bekliyorum)

    Saygılar…

  8. Yazan:Enver Gülşen Tarih: Dec 15, 2008 | Reply

    “Özel yaşamında isteyen istediğini giyiyor.İnancı gereği, yasa ve kıyafet kurallarını hiçe saymak ve eylem yaparak toplum düzenini bozmak elbete ki kabul edilemez. Yasalar ile inanç ve kişisel tercihler çeliştiğinde, yasalar geçerlidir. Bugün inancı gereği başını örterek, kıyafet kurallarının uygulandığı bina ve yerlerde yasaları çiğnemek isteyenler; yarın inançları gereği yasaların değiştirilerek, inandıkları Kur’an’a uygun yasaların getirilmesini isterlerse ne olacaktır? ”

    bu yazılanlar bana kafka’nın dava’sını hatırlattı. kafka’nın dava’sı faşizmin ön sinyalerini yoğun şekilde hissedebileceğimiz bir başyapıttır. bu yazılanlar da bir faşizme işaret ediyor. “ne var canım biz evinizde ne giyeceğinize karşıyor muyuz” demek, aslında evdeki giyime bile karışılacağı günlerin özlemini dıymak demektir. kemalist birisinden çok da farklı birşey beklemezdim, ama insanların yazdıklarını bir de vicdan penceresinden test etmeleri sanırım daha uygun olur. o zaman mesela türkiye’nin iran’ın negatif ayna görüntüsü olduğunu; iran’da başı açık, burada başı kapalı giyimin yasak edilmesinin aynı yumurtadan çıkma faşizm örnekleri olduğunu daha net anlayabilir insan. bir de bir arkadaş yazıda “türban yerine başörtüsü” kulanılmasını bir icat olarak değrlendirmiş. pes yani. türbanı icat eden yasakçılar, şimdi kendi icat ettikleri saçmalığa inanıp, onun adının aslında “başörtüsü”olduğunu söyleyenlere yeni icat yapıyorsunuz diyerek ateş püskürüyorlar. ezanı önce zorla türkçe yapıp, sonra 1950’de orjinaline dönünce, “ezanı arapça yaptılar” diye veryansın eden faşizan zihniyete ne kadar da benziyor söylenler. vallahi bu ülke trajikomik olayların yaşandığı bir ülke. ağlasak mı gülsek mi, yoksa bu ülkede yaşanmaz deyip çekip gitsek mi bilemiyor insan!

  9. Yazan:hekim Tarih: Dec 15, 2008 | Reply

    Değerli Yorumcular
    Bu konuda biz erkekler yeterince konuştuk hatta bizim yüzümüzde bu dava bayanlara patladı normalde bence bu iş bayanların insiyatifine bırakılsa bayanlar kendi hemcinslerini kısıtlayacak değilllerdir zannımca…
    Sayın KEMALİST
    Öncelikle şunu belirtmeliyiz benim bilgim eksik olabilir fakat yanılıyorsam herhangi bir yorumcu beni aydınlatsın,Kemalist insan demek Atatürk ilke ve inkılaplarını savunan ve Ulu Önderin açtığı yolda ilerleyen insan demek iyi ama bu arkadaşın bakış açısıyla Atamızın annesi o zamanki kıyafetiyle oğlunun eseri olan ve hepimizin gurur duyduğu eğitim yuvalarına giremeyecek peki bunun mantıklı bir açıklaması aklınıza geliyormu,ayrıca efendim evlerinde rahatlar ifadesi birazda onlarda evde kalsınlar ne işleri var sosya hayattanın yansıması değilmidir,yanılıyorsam lütfen düzeltin.Ayrıca ben tekrar belirtmek istiyorum bayanlara kalsa böyle bir sorun kalmayacak ama biz erkekler kendi kavgamızı bayanlar üzerinden yaptığımızdan bayanlar bunlarla yaşamaya çalışıyor.
    Son olarak sözüm Alevi dostlara,Ermeni kardeşlerime,Kürt vatandaşlarıma haydi sizde bu demokrasi mücadelesinde olun eğerki sizede yanlış geliyorsa geri durmayın çünkü,özgürlük bir bireyi değil tüm toplumu ilgilendirir,haydi herkesten çok sizler ses verin,verinki hepiniz özgür olmaya başlayın,tek tümce haddimizi aştıysak mzur görün,affola…

    Saygılarımla

  10. Yazan:KEMALİST Tarih: Dec 16, 2008 | Reply

    @ Enver Gülşen;

    Alıntıladığım yazıdaki tüm sorulara net cevaplar verebilir misiniz? Veremiyorsanız hemen polemik yaratmayın. Fikir tartışması yaparız ama polemik yapmazsanız…

    @ hekim;

    Atatürk’ün eşinin inkılaplardan sonra başını açtığını tarih sayfalarında görebilirsiniz. Zübeyde Hanım bu modernizasyona yetişememiş, ömrü el vermemiştir.

    Saygılar…

  11. Yazan:Enver Gülşen Tarih: Dec 16, 2008 | Reply

    kemalist arkadaş,
    o sorularınıza cevabı taraf gazetesinde yayımlanmış birkaç yazımda verdim. burada da laiklik:dinsel ve kültürel şizofreni yazısı tamamen o cevapları içerir zaten.

  12. Yazan:blue Tarih: Dec 17, 2008 | Reply

    Kemalist bey,

    ya…olursa o zaman ne olacak… şeklindeki soruların cevapları verilemez. Çünkü anlamsızdır. Hukukta beraat-ı zimmet asıldır. Kişi, suçu ispat edilinceye kadar suçsuzdur. Ya sen adam öldürürsen, ya sen hırsızlık yaparsan o zaman ne olacak diye bütün insanları tutuklamanız gerekir. Başörtülü insanların tek bir talebi var, eğitimde eşitlik; kıyafetlerinden dolayı temel hakları olan eğitim özgürlüğünden mahrum edilmemeleri. Diğer bahsettiğiniz her şey, hiçbir delili olmayan vehimden ibaret; kimse şeriat yasalarını, kol kesme, miras bilmem ne istemiyor.
    Aynı mantıkla davranırsak kemalistlerin de bütün dindarları soykırıma tabi tutmak istediklerini söyleyebiliriz ve elimizde buna delil de var. Bakınız: Defolup Arabistan’a gitsinler söylemleri; istiklal mahkemeleri, Kur’an tefsiri okuduğu için ömrünü hapislerde geçirmiş binlerce insan. Dindar olduğu için temel haklarından mahrum edilen kadınlar. Eğer bir vehim üreteceksek bunu kemalistler üzerinden yapmamız çok daha kolay olur.

  13. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Dec 17, 2008 | Reply

    Bu tartışma yeniden gündeme gelmişken,yorumlar arasında yeni rastladığım Kerem Kılıç imzalı yorum dikkatimi çekti.Zira bana göre sayın Kılıç’ın değerlendirmeleri çok daha üzerinde tartışmaya değer.Hiç değilse bazı Kemalist’ler gibi düz bir mantıkla aynı düzlemden gitmiyor.

    Sayın Kılıç’a göre türban(veya başörtüsü)serbestisinin bireysel özgürlükler bağlamında ele alınması ya da bu anlamda savunulmasında bir mahzur yok.Ayrıca bireysel tercihle sınırlı kalması koşuluyla bu talebin dile getirilmesinde bir sakınca görmediği ısrarla belirtilmiş.

    Dolayısıyla itirazına temel olan argüman,”türbanın farklı bir kılıfla bireysel özgürlükleri aşan bir amaca araç edilmesi”şeklinde anlaşılıyor.Değerlendirmesini de bu persfektif üzerine kurarak yazının bireysel üzgürlükleri kapsayan yanını hümanist bir yaklaşım,ancak bunun tahlil edilmesinde kısmi eksiklikler ve atlanmış noktalar olduğuna vurgu yapılmış.

    Ancak,anlaşılabilir olmakla beraber bu tez ne kadar doğru ve yerindedir?

    Salt bir polemik olarak değerlendirmek elbette doğru değil.Değerli katılımcının bu anlamda samimiyetini sorgulamak haddime değildir.Fakat bana göre pek çok yanılgı içerdiği de kuşku götürmez.

    Gelelim yanıltıcı değerlendirmelere.Bir kere ilerde ne olur,bizi nereye götürür gibi farazi iddialar,blue rumuzlu sayın katılımcının da değindiği gibi sağlıklı bir yaklaşım değildir bu bir.İkincisi,olaki bir hak ve özgürlük talebi kimi siyasi ve ideolojik çıkarlar uğruna bir istismara dönüşmeye açık olsun…bu böyledir diye insanlar temel hak ve özgürlüklerinden,seçim ve tercihlerinden vazgeçmeleri anlamına mı gelir.İster türban,ister başörtüsü olarak bunu kullanmak bireyin tasarrufundadır.Ve ayrıca bunu kendi kararıyla verip vermediğini niyet okuyarak belirlemek de asla doğru değil.Bireyin doğuştan sahip olduğu bir hakkı, nasıl ve ne şekilde kullandığına hangi kanıttan yola çıkarak ve onun adına karar vererek farklı yargılarda bulunabiliriz?yoksa insanların beyinlerini okumak ve bunun üzerinden bir yargıya varmak gibi bir hak ve yetkiye,özel ayrıcalıklara sahip olduğumuzu mu düşünüyoruz.

    Üçüncü ve en önemli nokta ise “zamanlama” hatası olarak addedilen kısımdır.Kıyafet “devriminde” bu talebin olmayışı,bugün bu hakkın talep edilemeyeceği ve bunun altında bazı şüpheler olduğu anlamına gelmez.Ona bakılırsa 12 Eylül askeri cuntasının hazırladığı antidemokratik Anayasa %97 gibi kahir ekseriyetle kabul edildi.Peki çoğunluk O gün böyle bir karar aldı diye şimdi kimselerin daha fazla demokrasi talep etme hakkı mı kalmıyor?Böyle bir mantık olabilir mi?Bu,”neden eskiden Kürt sorunu,Alevi sorunu yoktu da belli bir zamanda icat edildi”şeklindeki düz mantıktan farklı değil.Şayet hangi zamanda başladı diye sorgulamaya burdan başlarsak,o zaman hiç bir şeye dokunmayalım…Her hak ve özgürlük talebinin altında bir şüphe arayalım gitsin.Zira kadın haklarının ülkemizde yaygınlaşması da çok eskiye dayanmıyor,o halde kadınların talepleri de ilerde bir tehdit ve tehlike yaratır diye hiç kurcalamayalım gitsin.

  14. Yazan:KEMALİST Tarih: Dec 19, 2008 | Reply

    @ blue;

    Türban tek başına bir giysi değildir ve arkası vardır… Bu yüzden türban aslında kafayı değil ama beyni örten bir giysidir maalesef; çünkü böyle bir kafanın içinin görünümünü tahmin etmek zor değildir…

    Avrupa ülkelerinden Fransa’da da türbanın eğitim kurumlarına ve kamusal alana girmesi yasak. Avrupa’da Türkiye’den sonra Müslüman nüfusun en fazla olduğu ülke Fransa’dır. Türkiye ve Fransa’da bu tür sembollerin eğitim kurumlarında ve kamusal alanlarda yasak olması,dinin devlet tarafından kontrol edilmesi şuna dayanıyor : İslam devleti yönetmeye talip ve toplumsal hayata nüfuz etmeye hevesli bir düşüce yapısındadır. Yani eğer bu tür kısıtlamalar olmazsa devlet dine yönelik bazı müdahelelerde bulunmazsa bu dinsel dogmatik anlayış devlet sistemine de rahatlıkla girebilir. İşte Türkiye’de ve Fransa’da dini sembollerin yasak olmasında ki temel neden budur. Bunun yanında hiçbir dogmatizm belirtisinin üniversite gibi ilimci düşünmek zorunda olan kurumlarda yeri yoktur.

    Türban gibi semboller dinci dogmanın ürünleridir.

    Yani türbanın kamusal alanlarda istememek anti-demokrat bir tavır aksine tamda demokratik bir harekettir. Keza kadının başına sıkmabaşın sarılması özgürlük diye yutturalamaz. türban gibi semboller kadını 2.sınıfa düşürmenin resmedilmesidir.

  15. Yazan:Enver Gülşen Tarih: Dec 19, 2008 | Reply

    kemalist bey,
    “Türban tek başına bir giysi değildir ve arkası vardır… Bu yüzden türban aslında kafayı değil ama beyni örten bir giysidir maalesef; çünkü böyle bir kafanın içinin görünümünü tahmin etmek zor değildir…

    buyurmuş. ben kendisine henüzözgürolmadık adlı bir platform var, oraya üye olmasını öneriyorum. orada “beynini” örtmüş olan bir takım kadınlar da yazıyor. biraz onları okusun. sonra da kendisine sorsun, acaba hangimizin beyni örtülmüş onların mı benim mi? bence bu sorudan sonra vereceğiniz cevap kesinlikle sizin beyninizin örtülü olduğudur. orada sizi her açıdan, kültür, vicdan, insanlık, merhamet, bilgi, akıl açılarından cebinden çıkaracak kadar bilgili ve vicdanlı insanlar vardır. bence artık bu kemalist klişelerden uzaklaşın. sadece komik oluyorsunuz. her düşünce platorfmunda (ki şimdiye kadar marksistinden islamcısına, solcusuna kadar her türlü düşünce platformunda yer aldım) kemalistlerin cehaletinden bahsedilmesinin gerçeklik payını biraz algılayın. insan tanıyın, kitap okuyun. bunların hiçbirisini yapmaz ve cam fanusunuzda kemalist kemalist yaşarsanız böyle komedileri seslendirmeye devam edersiniz.

  16. Yazan:seviyesiz Tarih: Dec 19, 2008 | Reply

    Kemalist Bey

    Yani türbanın kamusal alanlarda istememek anti-demokrat bir tavır aksine tamda demokratik bir harekettir. Keza kadının başına sıkmabaşın sarılması özgürlük diye yutturalamaz. türban gibi semboller kadını 2.sınıfa düşürmenin resmedilmesidir.

    Demokrasi ve özgürlük anlayışınıza hayran kaldım .
    Bir paragrafta; ülkenin çoğunluğunun tasvip ettiği kamusal alanda başörtüsü serbestliğini anti-demokrat ilan ettiniz, kadınların çoğunlukla kendi iradeleriyle seçtiği kılık/kıyafeti hem sıkmabaş diye küçültmeye kalktınız hem de özgürlük olmadığını iddia ettiniz, aynı zamanda türbanlı/başörtülü insanları 2. sınıf olmakla itham ettiniz.

    Tebrikler.

  17. Yazan:blue Tarih: Dec 19, 2008 | Reply

    Kemalist,

    Türban tek başına bir giysi değildir ve arkası vardır… Bu yüzden türban aslında kafayı değil ama beyni örten bir giysidir maalesef; çünkü böyle bir kafanın içinin görünümünü tahmin etmek zor değildir…

    Evet, mavi parkayı da komünistler giyer, ülkücüler bıyıklarını hilal şeklinde bırakır, homoseksüellerin gökkuşağı şeklinde bayrakları vardır. Ne yani? Herkese kamuflaj mı giydirelim? İnsanlar siyasi ve ideolojik düşüncelerini de kıyafetleriyle sunabilirler. Kaldı ki o türbanı sadece sizin tabirinizle dinciler takmıyor, ülkücü camiada da takılır, kürtçüler de takar, CHP’liler de. Vatandaşların, sizin gibi uç ultrakemalistler dışında çoğunluğu takılmasında da, türbanlıların üniversiteye girmesinde de hiçbir sakınca görmüyor. Çıkıntılık yapan sizin gibi tipler. Arıza çıkartmasanız, çoktan bu salak meseleleri aşmış, daha önemli meseleleri konuşuyor olacaktık. Kılık kıyafetle uğraşmakla ömür tüketiyorsunuz. Bıkmadınız mı, bu nasıl bir düşmanlıktır? Herkese başını açtırırsanız, uygar bir ülke mi olacağız? Bakın Kuzey Kore’de bütün kadınların başları açık. Hem ne AB’ye üyeler, ne ABD’den destek alıyorlar, “tam bağımsız”lar… Evet, çok onurlular Allah için… Tüm dünya saygıyla önlerinde eğiliyor!
    Fransa’yı bana anlatmayın. Fransa’da hiçbir üniversitede başörtüsü yasak değil. Orta öğretim okullarında yasak var. O da sadece devlet okullarında. Bin kere yazsak da aynı ezberi yazmaktan usanmıyorsunuz.
    Fransız laikliği konusunda da hiçbir bilginiz yok. Sabah gazetesinde yayınlanmış şu diziyi okuyun, fransız aydınlarının ağzından laikliği öğrenin:
    http://www.sabah.com.tr/ozel/laik4390/dosya_4390.html
    Dünyanın hiçbir yerinde üniversitede türban yasak değil. Böyle bir şey düşünülemez bile. Çünkü uygar insanlardır. Yetişkin bir insanın kararlarına karışmamanın temel uygar davranış şekli olduğunu bilirler; bizim gibi kaba, az gelişmiş, görgüsüz değillerdir.
    Türban dinci dogmanın ürünü olabilir. Bu, yasaklanması için bir sebep teşkil etmez. Namaz, oruç da dinsel dogmanın ürünüdür; ezan da, cami de, şehitlik de, gazilik de…
    Bir de laik dogmalar vardır. Onların ne olduğunu da yorumlarınızı okuyanlar görüyor zaten.
    Türbanı kamusal alanda istememek çok demokratik bir hareket hakikaten. Her yerinizden demokrasi damlıyor. Ne kadar demokratik olduğunuzu ifade etmek mümkün değil… Bir de anti-demokrat olsanız nasıl olurdunuz çok merak ediyorum.
    Türban kadını 2.sınıfa düşürür ve türbanı çıkarmak klas atlatır. Gerçekten ne kolaymış bu sınıf meseleleri… Peki birinci sınıfa terfi edilince madalya mı veriliyor? Jet sosyeteye mi üye ediliyor, nasıl bir terfidir bu?
    Bakın şu yazıdan başlayın ezberlerinizi bozmaya:
    http://www.derindusunce.org/2008/02/04/aptallar-icin-basortusu-kilavuzu/

  18. Yazan:hekim Tarih: Dec 19, 2008 | Reply

    Değerli Yorumcular
    Cahillik öyle gözüküyorki bulaşıcı ve aynı zamanda kendisi gibi olmayanı küçümseme,yok sayma çok büyük bir özellik gibi advedilmekte halbuki bu özellik insan ait bile değil bence…
    Bu konuda ahkam kesmek bu ülkede futbol yorumlamak kadar basit olmuş,hatta popüler sıfatla sözde demokrat insanlarımız bile yahu tamam insan özgürlüğü falan ama kamuda olmasınlarla kendiyle çeliştiğinin frkında değil ki…
    Sayın Kemalist
    Bu ülke sizin o beğenmediğiniz,o sıkma başlı dediğiniz insanların taşıdıkları mermilerin de faydasıyla esaretten kurtuldu ve sizin gibi insanlarımızında özgürce yorum yapabilmesine olanak sağladı,ama sanırım onları aşağılama hakkına sahip olduğunuzu göstermez…
    Sayın Kerem Kilic
    ”Ayrica ozellkle sosyolojik olarak, ‘Acaba turban takan kesim bunu kendi istegiyle mi takiyor (yani bu inanc hurriyeti kapsaminda mi) yoksa bu bir tur toplum ve aile basksinin yansimasi mi?’ sorusununda sorulmus olmasini da dilerdim.”Bu bakış açısı bizeherşeyi yasaklatır,neden mini etekli bir bayan kendi iradesiyle giyinirde,neden bir genç kendi iradesiyle hilal bıyık bırakırda,neden insanların kendi isteğiyle başörtüsü kullanması kabul edilmez ve araştırılmalı denir.Halbuki gerçek manada araştıran bir insan heleki sosyolojik manada araştırma yapacak insanların,veya bunu tartışmamızı isteyenlerin toplumun diğer kabullerini de araştırması bence daha etik ve aynı zamanda daha realist bir bakış olacaktır.
    Son olarak bu konu nedeniyle mağdur olan tüm insanlarımızın haklı çığlığınıo anlıyor,saygılarımı sunuyorum,haddi aşan tümcemiz olduysa affola…

    Saygılarımla

  19. Yazan:Levent Cetin Tarih: Dec 19, 2008 | Reply

    “Evet, mavi parkayı da komünistler giyer, ülkücüler bıyıklarını hilal şeklinde bırakır, homoseksüellerin gökkuşağı şeklinde bayrakları vardır. Ne yani? Herkese kamuflaj mı giydirelim? ”

    Cok guzel Blue. Iyi bir nokta yakalamissiniz.

  20. Yazan:Levent Cetin Tarih: Dec 19, 2008 | Reply

    Islamcilar cikip “cogunluga gelince mayo ile deniz kenarindaki barda icki icmeyi yasaklayacagiz, diskolari, barlari kapatacagiz, her kadini kapatacagiz, mini etek giyenleri cezalandiracagiz” deseler, Kemalistlere hak verecegim. Ama adamlar tam tersini soyluyorlar. Isteyen istedigi gibi gezer diyorlar. Kemalistler de kalkip “yok bunlar takkiyeci, aynen Iran gibi yapacaklar” diyorlar. Islamcilar demokratlastikca Kemalistler otoriter-totaliter oluyorlar.
    Artik Islamcilar’i toplumun-devletin icini oyan dusmanlar olarak gormektense, kendilerinden farkli dusunen, ama herkesle beraber yasamaya hazir olan bir grup olarak gormekte fayda var. Samimiyetleri dusuncelerini acik acik yazmalarindan belli. Bu insanlara kotu muamele bitmeli artik.

  21. Yazan:KEMALİST Tarih: Dec 19, 2008 | Reply

    Özgürlüğe bak özgürlüğe kadının kafasını sıkmabaşa sokma özgürlüğü! Özgürlük bu mudur? Özgürlük kadının içinde yetişdiği dogmacı ortam dolayısıyla kendini toplumdan soyutlayan çeşitli örtüleri başına geçirmemesidir! Bu özgürlük tanımını nereden öğrendiyseniz kafanızdan silin kendinize başka bir özgürlük tanımı bulun ..

    Din toplumu geri götürmek isteyenlerin kullanabildiği belki de tek silahtır. Çünkü bazı dogmatik ve çağdışı kuralları toplumun tümüne dayatmak için çok uygun bir silahtır. İlginç olarak din, insanların kötü etkilerine “karşı koyamadığı” bir baskı aracıdır. Çünkü karşı koydukları zaman “din düşmanı” damgası yerler ve dine düşman olmak, kesinlikle kabul edilemez, şeytani ve utanılacak birşey olarak görülmektedir. Yani bir “dogma” halindedir.

    Peki bu bütün dünyada böyle midir? Malesef çoğunda böyle olmakla birlikte, (özellikle hıristiyan coğrafyalardaki) ileri ülkeler ve çok kültürlü ülkeler bu sorunu aşmışlardır.

    Aşağıdaki listede dünyadaki “ateist” (tanrıya inanmayan) oranı en yüksek ülkeler görülmektedir:
    http://www.adherents.com/largecom/com_atheist.html

    Komünist ideolojinin etkisindeki ülkeleri saymazsak, bunların dünyanın ileri ülkeleri olduğunu görüyoruz. Nüfustaki ateist oranı %80’lere varan yerler bulunmaktadır!

    Elbette böyle bir ülkede, yani nüfusun çoğunluğunun dine inanmadığı bir ülkede, din toplumu geriletici bir potansiyele sahip olamayacaktır. Bir tehlike oluşturamayacaktır. Çünkü o kadar güçlü ve etkili değildir.

    Ancak nüfusun çoğunluğunun inandığı, çoğunluğunun aynı dine inandığı, ve o dinin tehlike potansiyeline sahip bir din olduğu Türkiye gibi ülkelerde, durum tabi ki değişmektedir.

    Din bireysellikten çıkıp “devletin” alanına girdiği zaman ve toplumsal baskı yaratmasına izin verildiği zaman çöküş başlamaktadır. Din toplumu zaptederek, insan aklını ve ilerlemeyi engellemekte, böylece toplumu sefil bir geleceğe sürüklemektedir. Dinsel dogmalara boyun eğdirilen ve “sorgulamamakla” şartlandırılan bir toplum neyi düşünebilir? Neyi bulabilir? Hangi konuda ilerleyebilir? Bu toplum bir adım ileri gidemeyecek, ancak bir köle olacaktır.

    İşte dinin toplumu böyle zaptetmesine mani olmak ve çağdaş, demokratik, akılcı, ilerici yaşamı sağlamak için LAİKLİK vardır. Yani devlet yönetiminin din etkisinden uzak tutulması. Türkiye laikliğin bulunduğu tek müslüman nüfuslu ülke ve bu yüzden bu ülkeler içinde faklı bir konuma sahiptir. Laiklik dini korumakla birlikte, milleti de dinin kölesi yapılmaktan korumaktadır.

    Laikliğin korunması için ne gerekir? Başta belirttiğimiz “karşı koyulamaz” nitelikli baskının yayılmasına engel olmak gerekecektir.

    “Türban yasağı” burada devreye girmektedir. Türban, başı açık olanlara bir baskı niteliği taşımaktadır, bu niteliği kazanmıştır. Bir hıristiyan ülkede yada ateist nüfusu yüksek bir ülkede türbanın böyle bir fonksiyonu olamaz. Çünkü orada başı açık olanlar zaten ya müslüman değillerdir, yada müslüman olsalar da bir “müslüman topluluk” içinde yaşamak zorunda değillerdir.

    Bildiğiniz gibi eskiden ezan bu ülkede Türkçe okunuyordu. Ancak 1950 yılında ezan tekrar Arapçaya çevrildi… Burada önemli bir nokta şu; 1950’de ezanın “ARAPÇA OKUNMASI” kararı alınmadı! “ARAPÇA DA OKUNABİLECEĞİ” kararlaştırıldı! Yani ezanın “Arapça okunma yasağı” kaldırılmıştır… Peki bundan sonra ne oldu? HIZLA ezan Arapçaya çevrildi ve hiç Türkçe ezan kalmamıştır!… Çünkü ezanı Türkçe okumak “dinsizlik” sayılmıştır, ve sonuç olarak “kanun” ile değil aslında bu “baskı” ile Türkçe ezan kalkmıştır! (Bugün Türkçe ezan okunmasının önünde kanuni bir engel bulunmamaktadır.)

    İşte türban yasağını da buna benzetebiliriz. Türban üniversitede “serbest bırakıldığı” zaman, oluşan baskı ile, hızla öğrenciler türbanlılaşacak ve bir süre sonra başı açık öğrenci kalmayacaktır! Başı açık olmak müslümanlar için ister-istemez bir rahatsızlık yaratacaktır… Yani “türbana özgürlük” demek, aslında “baskıya özgürlük” istemenin örtülü bir şeklidir. Kasıtlı olarak (bir plan dahilinde), türbanın “bireysel bir özgürlük meselesi” olduğu yalanı ileri sürülmekte, yıllardır toplum üzerinde bu ajitasyon uygulanmaktadır.

    Peki üniversitede türban istilasından sonra ne olur?

    Ondan sonra bu baskı, yine çok büyük hızla üniversite dışına taşacak ve başka alanlarda da “türbana özgürlük” (yani aynı “baskıya özgürlük”) istenecektir. Örneğin diğer kademe okullarda, devlet kadrolarında, mecliste, vs…

    Bir sonraki aşamada ne olur?… Kıyafetle desteklenen bu din baskısı, toplumun her köşesini etkileyecek, ve kısa bir süre sonra her alanda “dini kuralların uygulanması” talepleri, karşı koyamayacağımız bir baskıyla gelecektir.

    Özetle bu -bize masummuş gibi yutturulmak istenen şey- öyle önemli bir “kapıdır” ki, buradan bir kez girildiğinde yaşanacak gelişmeler (baskının serbest bırakılması), laikliğin hızla yok edilmesi, demokrasinin yok edilmesi ve şeriat devletine kadar uzanacaktır!

    Bunların nedeni de:

    1-Dinin bir “tabu” olması.
    2-Çoğunluğun dine inandığını kabul etmesi.
    3-Denge kuracak dinsel bir çeşitliliğin bulunmaması.
    4-İnanılan dinin totaliterizme çok açık olması.

    Gibi sebeplere dayanmaktadır.

    Bizde bunların yaşanmasına engel olacak çok önemli “MUSTAFA KEMAL ATATÜRK” faktörünün de son yıllarda özenle yıpratılmak istendiğini izliyoruz.

  22. Yazan:Enver Gülşen Tarih: Dec 19, 2008 | Reply

    kemalist arkadaş,
    yazdıklarınızı yeni yeni keşfetmeye başladım. bu günlerin kasvetli ve sıkıntı veren ortamında sizin yorumlarınız mizahi kabiliyeti açısından inanılmaz. çok gülüyorum cidden Allah sizden razı olsun. o yüzden hep sizin yorumlarınıza bakıyorum gülebilmek için. daha önce yazdığınız yorumları ciddi sanırdım. halbuki şimdi anladım ki yorumlarınızda çok ciddi bir ironi ve mizah gücü var. yani ciddi görünmeye çalışan bir yazının içindeki inanılmaz mizah gücü! baştan yorumlarınızı yanlış anladığım için özür dielrim. bütün bunları bizleri güldürmek için yazdığınızı yeni anladım. Allah size uzun ömür versin, biz de daha çok gülelim.

  23. Yazan:KEMALİST Tarih: Dec 19, 2008 | Reply

    Gerçekler karşısında insanlar tuhaflaşıyor demek ki :))

    Neyse ezber bozmaya devam edelim:

    Toplumda insanın özgürlüğünden bahsedilebilir. İsteyen istediği şeye inanabilir elbette. Ama bir eylemin “inançla ilgili” olması, o eyleme *ÖZEL* bir özgürlük sağlanması gerektiğini göstermez. “İnanç özgürlüğü” diye ayrı bir çeşit özgürlük türü yoktur. İnanç niçin torpil geçilmesi gereken birşey olsun? Bir kişi birşey talep ederken “bu benim İNANCIM” dediğinde neden ona ayrı bir muamele yapmamız gereksin? Eğer kişi kanunları çiğnemiyorsa ZATEN istediğini yapabilir.

    Birisi diyebilir ki, “ramazanda bütün lokantalar kapanmalıdır, bu benim inancıma aykırı.”

    Yine başka biri, “HERKES başını örtmelidir, hatta müslüman olmayanlar bile.” diyebilir.

    Başka biri “içki hiçbiryerde satılmamalıdır” diyebilir.

    Bu ve benzerleri, açıkça başkasının özgürlüğünü kısıtlayan şeylerdir. Dinsel baskıya izin verilen İran gibi yerlerde bunlar hayatın parçası olmuştur.

    Türkiye de İran olma yolunda ilerlemektedir.

    Ayrıca Türkiye’de müslüman olmayan nüfusun “inanç özgürlükleri” nerede? Niçin bir alevi, inancına uymayan dersleri okulda görmek zorunda bırakılıyor? Niçin bir Hıristiyan rahatça kiliseye gidemiyor yada dinini savunmaktan çekiniyor? Niçin insanların nüfus cüzdanına doğar doğmaz “müslüman” yazılıyor? Niçin müslüman olmayan vatandaşlardan toplanan vergiler, bir sünni kurumu olan Diyanet’e aktarılıyor?… Neresinde bunların “inanç özgürlüğü”??

    Türban yasağı ise sadece ama sadece laiklik ile ilgili birşeydir. Ve sadece türbana bir yasak yoktur, haça da yasak vardır, Yahudilerin kafasına taktıkları ve adı kipa olan takkeye de. Yani tüm dini işaret ve sembollere yasak vardır, ama nerede ? Sadece ve sadece kamusal alanda. Kamu hizmeti verilen yerlerde. Ve tabi bir de üniversitelerde.

  24. Yazan:suzannur Tarih: Dec 19, 2008 | Reply

    Oligarşiyi demokrasi zanneden birinin ezberi ezber bozmak zannetmesini sanırım yadırgamamak gerek. Öyle aşinayız ki artık bu tarz yazılara. Kısırdöngü. Din özgürlüğünün B.M İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde geçtiğini bilmeyen(BENCE OKUMALI BU BEYANNAMEYİ) ve bizim de aynı bildiriye imza attığımızı(1945) yani böyle bir özgürlüğün varlığından habersiz kalmayı SEÇEN biri ne derecede ezber bozabilir 🙂

  25. Yazan:Deveye Hendek Atlatıcı Tarih: Dec 19, 2008 | Reply

    Kemalist,

    Neyse ezber bozmaya devam edelim:

    Sen mi ezber bozacaksın? Hem de bu rumuzla. Bakalım, bakalım.

    Toplumda insanın özgürlüğünden bahsedilebilir. İsteyen istediği şeye inanabilir elbette.

    Lütfettiniz, sağolun, varolun.

    Ama bir eylemin “inançla ilgili” olması, o eyleme *ÖZEL* bir özgürlük sağlanması gerektiğini göstermez.

    Özel olsun diyen kim?

    “İnanç özgürlüğü” diye ayrı bir çeşit özgürlük türü yoktur.

    Yok yahu? Neden? Özgürlük alınıp satılan, kesilip biçilen birşey midir?

    İnanç niçin torpil geçilmesi gereken birşey olsun?

    Torpil isteyen kim gölge etme baskı yapma yeter. Ne torpili, senin kıçını başını açmana karışan var mı? Kapata ne hakla karışıyorsun?

    Bir kişi birşey talep ederken “bu benim İNANCIM” dediğinde neden ona ayrı bir muamele yapmamız gereksin?

    Yahu sana ne? Nasıl isterse giyinir. Nerene batıyor bir insanın kılık kıyafeti? Farklı muamele yap diyen kim? Kıyafetine karışma yeter.

    Eğer kişi kanunları çiğnemiyorsa ZATEN istediğini yapabilir.

    Kanun nedir? Onu kimler niçin yapar? Halk nedir? Yöneticiler kimdir işleri nedir? Yöneticiler beni mi benim işlerimi mi yönetir?

    Birisi diyebilir ki, “ramazanda bütün lokantalar kapanmalıdır, bu benim inancıma aykırı.”

    Diyemez. Kişisel haklar var, dileyen tutar dilemeyen tutmaz. Başörtüsü gibi, dileyen takar dileyen takmaz. “Ramazanda lokantalar kapansın” diyecek birisinin yaptığının aynını siz yapıyorsunuz ve zorbalıkla “başörtüsü okulda yasaklansın” diyorsunuz. Çünkü Kemalist inancınıza aykırı. Bunun “okulda başörtüsü mecburi olsun, okulda ramazanda kantin kapansın” demekten hiçbir farkı yok. İkisi de zorbalık. (Aradaki fark sizinkinin ilaveten kendini “aydınlanmış” sandığı ama başkalarının k.cıyla güldüğü bir dogmatiklik.)

    Yine başka biri, “HERKES başını örtmelidir, hatta müslüman olmayanlar bile.” diyebilir.

    Diyemez. Kişisel haklara aykırıdır. Ama sizler tam tersini diyorsunuz. Kamusal alan diye bir şey uydurup insanlara zorbalıkla belirli kıyafetleri dayatıyorsunuz. “Şu olabilir..” diye örnek verdiğiniz kaka davranışın aynını yaptığınız halde nasıl bir körlük ki bunu görmüyor sunuz? Kokuyu da mı duymuyorsunuz?

    Başka biri “içki hiçbiryerde satılmamalıdır” diyebilir.

    Bkn. Yukarıdaki paragraf.

    Bu ve benzerleri, açıkça başkasının özgürlüğünü kısıtlayan şeylerdir.

    Evet, günaydın. Aynen sizin yaptığınız gibi.

    Dinsel baskıya izin verilen İran gibi yerlerde bunlar hayatın parçası olmuştur.

    Dinsel baskının tam karşılığı yobaz laikçi baskıdır. Bkn, üniversiteler.

    Türkiye de İran olma yolunda ilerlemektedir.

    Türkiye çoktan İran olmuştur. Bir farkla, orada İslam şeriatı yürürlüktedir burada laikçi şeriat. Baskıda, kılık kıyafete karışmada çok fark yok.

    Ayrıca Türkiye’de müslüman olmayan nüfusun “inanç özgürlükleri” nerede?

    Müslümanın özgürlüğü nerede ise orada.

    Niçin bir alevi, inancına uymayan dersleri okulda görmek zorunda bırakılıyor?

    Diyanet işlerini kim kurdu? Laik devlette din kurumunun ne işi var? (Haa dini kontrol altına almak gerekiyordu, ondandı sanırım.)

    Peki zorunlu din dersini (ki çok yanlış birşeydir) kim getirdi? Ressam paşamız değil mi? Hani şu darbe neyim yapan? Ordu komutanı? Sivil anayasaya karşı çıkanların şimdi 12 Eylül anayasasından şikayet etmeye ne hakkı var?

    Zorunlu din dersi kaldırılmalı, halka dinlerini serbetçe öğrenebileceği (özel) kurslar/okullar açılmasına izin verilmedir. Var mısınız? Yoksa hem okulda olmasın hem özelde diyen zorbalardan mısınız?

    Niçin bir Hıristiyan rahatça kiliseye gidemiyor yada dinini savunmaktan çekiniyor?

    Bunu azınlıkları ülkeden süren, varlık vergisini çıkartan, 6-7 eylül provokasyonlarına imza atanlara sormak lazım. Mübadele, Tek Parti dönemi size birşey anlatıyor mu?

    Niçin insanların nüfus cüzdanına doğar doğmaz “müslüman” yazılıyor? Niçin müslüman olmayan vatandaşlardan toplanan vergiler, bir sünni kurumu olan Diyanet’e aktarılıyor?… Neresinde bunların “inanç özgürlüğü”??

    Bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösteriyor.

    Keşke bunları kimlerin kanunlaştırdığını da söyleseydiniz de rumuzunuzdaki komediyi görüp gülmekten yarılayazsaydık.

    Türban yasağı ise sadece ama sadece laiklik ile ilgili birşeydir.

    Yok yahu, nedenmiş o? Laiklik devletin tüm din ve inançlara eşit mesafede olması demek. Başörtüsü neresine batıyor bunun? Devlet başörtüsüne de kipaya da ateiste de aynı muamaleyi yapacak sadece. Çok mu zor bu?

    Ve sadece türbana bir yasak yoktur, haça da yasak vardır, Yahudilerin kafasına taktıkları ve adı kipa olan takkeye de. Yani tüm dini işaret ve sembollere yasak vardır, ama nerede ?

    Kim koyuyor bu “nerede” kuralınız? Özgürlüğün “bir başkasının hakkını çiğnememek ” dışında sınırı olmaz.

    Sadece ve sadece kamusal alanda. Kamu hizmeti verilen yerlerde. Ve tabi bir de üniversitelerde.

    İkisi de insan haklarına aykırı biçimde zorbaca yasaklardır. Hem çelişkiye bakın madem üniversitede yasak postanede, hastanede niçin yasak değil? İkisi de kamusal alan iksi de hizmet alımı değil mi? Yasaklarınız bile işte böyle tutarsız ve mantığınız lime lime dökülüyor.

    Eşek kadar olmuş insanların ne giyip giymeyeceğine karışmak, bununla rejim koruduğunu sanmak, kamusal alan icat edip bir takım hak ihlallallerini meşrulaştırmak kadar absürd birşey yoktur. Başı kapalı öğretmen de hakim de öğrenci de olur. Bir de utanmadan “bu kez başı kapalı hakim/öğretmen/savcı başı açıklara yanlı davranır” demiyorlar mı insan ifrit oluyor. Aynı mantıkla o zaman “başı kapalıya da başı açık bir hakim/savcı/öğretmen yanlı davranır” denemez mi? Bunu bile düşünemeyecek kadar mantık fakirisiniz. İşte böylesi acınası mantıksal kurgularınız, insanların üzerlerine giydiği kıyafetle şekillendiğini sandığınız “çağdaşlık” anlayışınız, örnek aldığınızı sandığınız avrupada bile çoktan terkedilmiş arkaik ilkel pozitivist bir zihin yapınız var.

    Bayağı ezberim bozuldu, sağolun.:D

  26. Yazan:blue Tarih: Dec 20, 2008 | Reply

    Kemalist,

    Sahip oldugunuz bu pozitivist, aydinlanmaci zihniyet dunyada terkedileli iki nesil gecti. Yorumunuzdan toplumun dinden tamamen soyutlanmasi gerektigini dusundugunuzu, cunku dinin geri birakan bir sey oldugunu soylediginizi goruyorum. Buna da dunyanin en guclu ulkelerindeki ateist oranlariyla delil getiriyorsunuz. Dunyanin en guclu devletinin ABD oldugunu unuttunuz sanirim. Yine Avrupanin en buyuk ulkesi Ingilterenin krallikla yonetildigini ve kralicenin Anglikan kilisesi basi oldugunu da bilmiyorsunuz sanirim. Bunlari sizin argumaninizi curutmek icin soyluyorum. Yoksa, vatandaslarin dindar veya dinsiz olmasinin ulkenin ileri veya geri olmasi uzerinde dogrudan bir etkisi oldugunu dusunuyor degilim. Tarihte dengeleri degistirenler, deniz yollarinin kesfi, kitalarin kesfi, kolelestirme, somurgecilik gibi seylerdir. Ayrica sunu da bilmek gerekir: Onemli olan dunyanin ileri ulkesi olmak filan da degildir. Bunlarin hepsi sanal hedeflerdir. Devletin varlik amaci insanlarin mutlulugudur. Hayatin anlamindan bihaber, goklerde yildizlar arayan muneccimlerin reh guzarindaki kuyudan bihaber olmasidir asil acikli olan. Insanligin hedefi sadece uygarlik, guc kazanimi olmamalidir. Bunun ne getirdigini 2 dunya savasinda ve gunumuzde goruyoruz. Guclu kalmak icin dunyayi somurmek imrenilecek bir hedef midir? Ateizmin survival of the fittest nazariyesi yuzunden on milyonlarca insan olmustur. Ateizm, insanliga hicbir sey katmamistir, acidan baska bir sey getirmemistir. Bugun ileri diye ovundugunuz o ateist Avrupa ulkeleri intihar oranlarinin en yuksek oldugu ulkelerdir.
    Butun bunlar bir yana, sizin bu dinsiz toplum utopyaniz sizce gercekci midir? Yani Abdullah Cevdetten beri buna calisiliyor, toplum gittikce daha da dindarlasiyor. Bir yerde yanlis yapiyorsunuz galiba. Acaba bu isi zorbalikla gerceklestirmeye calismaktan olabilir mi? Ve belki de yanlis hedefler seciyorsunuz. Insanlari Tanri inanci ile cagdaslik arasinda secim yapmaya zorlarsaniz, insanlar ruhlarinin soylediklerini dinleyeceklerdir. Turkce ezani dayattiginiz gibi bugun de basortululeri universiteye sokmamak konusunda dayatiyorsunuz. Ezanin akibetine ducar olmaya mahkumsunuz. Turkce ezan secenegi varken neden bir tane musluman cikip da Turkce ezan okumuyor anlamiyor musunuz? Cunku dayattiniz Turkce ezani, Arapca soyleyenleri yakalayip hapse tiktiniz. Arapca ezani siz kutsallastirdiniz, baskasi degil. Bugun toplumdaki tesettur carpikliginin musebbibi de sizin bu dayatmaci zihniyetinizdir. Insanlar o kadar saplandilar ki basortusune, tesetturun en son parcasi olan basortusu her seyden, hatta namazdan bile onemli oldu. Bunun musebbibi kemalist zihniyettir. Insanlar kutsal degerlerine saldiri hissettiklerinde ona daha cok sarilirlar. Siz ne sosyolojiden, ne insan psikolojisinden anliyorsunuz. Tutturmussunuz bir Comte pozitivizmi gidiyorsunuz. Gittigi yere kadar…

  27. Yazan:ŞATHİYYAT Tarih: Dec 20, 2008 | Reply

    Sayın Kemalist,

    Türban yasağı ise sadece ama sadece laiklik ile ilgili birşeydir. Yani tüm dini işaret ve sembollere yasak vardır, ama nerede ? Sadece ve sadece kamusal alanda. Kamu hizmeti verilen yerlerde. Ve tabi bir de üniversitelerde.

    Yasak ve uygulamaları konusunda yanılıyorsunuz çünkü bazı dinlere “özel” davranılıp,torpil geçiliyor.Mesela,Rastafarianizm’e inanan pek çok rasta, “yasaklardan muaf” olarak kamusal alanda hizmetlerden yararlanabiliyorlar ve hatta bazıları hizmet bile verebiliyorlar.
    Üniversitelerdeki rastafariler inançlarına hizmet eden yeşil çimenler üzerinde reggae kamuflajlı ilahilerini rahatlıkla seslendirirebiliyorlar.(hatta hizmet verenlerinin çoğu kulaklıkları ile gün boyu bu ilahileri dinlerler).Düşünbiliyor musunuz “trend” safsatası ile göz boyuyayıp onca insanın ortasında hem de kamusal alanda ilahi eşliğinde ibadet gerçekleştirebiliyorlar!

    Onların dinlerini,uzun tırnaklarından,kesilmeyen uzun ve karışık saçlarından teşhis edebilmek mümkündür.
    O uzun tırnakların üzerine sürülen kırmızı renkli ojenin,kollarına boyunlarına taktıkları sarı altınların anlamı yok sanıyorsanız yanılıyorsunuz,hepsi birer rastafi dini simgesidir!

    Bir sonraki aşamada ne olur?… Kıyafetle desteklenen bu din baskısı, toplumun her köşesini etkileyecek, ve kısa bir süre sonra her alanda “dini kuralların uygulanması” talepleri, karşı koyamayacağımız bir baskıyla gelecektir.

    Bence bunların da laikliğimize zeval vermemesi için derhal yasaklanması gereklidir. İlk ve orta okullarda olduğu gibi üniversitelerde de saç ve tırnak kontrolü uygulamasına başlanması gereklidir.Bu konu ciddiye alınmazsa Türkiye’nin çok da uzak olmayan bir gelecekte Etiyopya yada Jamaika olması kaçınılmazdır..

    Özetle bu -bize masummuş gibi yutturulmak istenen şey- öyle önemli bir “kapıdır” ki, buradan bir kez girildiğinde yaşanacak gelişmeler (baskının serbest bırakılması), laikliğin hızla yok edilmesi, demokrasinin yok edilmesi ve şeriat devletine kadar uzanacaktır!

    Rastafari dininin,aynen teşhis ettiğiniz gibi,çağdaş, demokratik, akılcı, ilerici yaşamı sağlayan LAİK’liği tehdit edecek kadar büyümesini önlemek için Bob Marley ve reggea müziğinin derhal yasaklanması gereklidir..

  28. Yazan:bahar Tarih: Oct 8, 2009 | Reply

    bu siteyi geç gördüm ama yinede yazmak istedim.şunu düşünelim.devlet yasak etti diye başını açtın üni.ye girdin okudun.Kuran da yazıyodu başını açma diye sen bunu biliyodun.öldün Allah cc sana sordu ‘ey kulum devletin yasağımı sana lazımdı yoksa benmkimi. cenneti size onlarmı verecekti yoksa benmi?devlet benden daha mı büyüktüki benim sözümü hiçe saydın.yoldan çıkmışlara uydun.benim emrimi sembol olarak görenlere uydun’ ver bakalım cevabını Allah cc öyle yüceki Kuranı 1400 yıldır koruyo. kimsenin değiştirmesine izin vermedi vermezde.Allah herkesin kalbini biliyor.Allah hepimize ve herkese yüce hidayet versin.başörtüsüyle alıp veremediği olanlarada geç olmadan inş. nasip eder.AMİN

  29. Yazan:tk54tjgıqw Tarih: Sep 13, 2010 | Reply

    nefret ediyorum bu başörtü yasağını getirenlerden ülkede o kadar başarılı kızımız var ama bu saçma yasak yüzünden okuyamıyorlar bunun sorumlusu kim sizce ben biliyorum! İNÖNÜ evet doğru inönü böyle bir zalimliği yaparak kendine kötülük yapmış oldu çünkü bunun hesabı ahirette mutlaka sorulur

  30. Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Sep 13, 2010 | Reply

    @bahar

    “Başını açıp” da girenler de bundan en az hiç girmeyenler kadar rahatsız.

    Kendi iç dünyalarında ciddi sıkıntılar yaşadıkları aşikar.

    Ve bu arkadaşların “devlet yasaklamışsa uymak zorundayız” dediklerini hiç sanmıyorum.

    (Gerçi bu devlet değil, çete işi ama..)

    Diyeceğim, zaten bundan dertli olan bu arkadaşlara bir de “Niçin okul için başını açıyorsun?” diye yüklenmeyi doğru bulmuyorum.

  31. Yazan:Cengiz Cebi Tarih: Sep 13, 2010 | Reply

    nefret ediyorum bu başörtü yasağını getirenlerden

    Onların başörtüsüne duydukları nefret yanında sizinki muhtemelen hafif bir şey.

    Ama nefretle bir yere varılmaz.

    Hastalıklara akılcı çözümlerle yaklaşmak gerek.

  32. Yazan:tk54tjgıqw Tarih: Sep 14, 2010 | Reply

    insanlar neden başörtüye bu kadar nefret duyuyor??? aslında bu soruya verilecek cevap basit insanlar şeytana uyuyorlar bunu yaparak kendilerine yazık ediyorlar farkında değiller…

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin