RSS Feed for This Post

Aptallar için Başörtüsü Kılavuzu

Benim gibi 70’lerde doğanların en büyük talihsizliği bütün ömürleri boyunca aynı konuların usanmadan tartışıldığı bir ülkede yaşamak herhalde. Komik olan şu ki, 20 yıldır, özellikle baskıcı, devletçi Kemalist kesimde kullanılan argümanlarda hiçbir yenilik yok.. Gerçi hakkını yememek lazım, Şerif Mardin’in dile getirdiği “mahalle baskısı” iyi bir sığınak sağladı. Mardin, sosyolojik açıdan Said Nursi ve Nurculuk akımını modernist bir akım olarak nitelediği kitabı nedeniyle camiadan aforoz edilmiş olsa da, konu “mahalle baskısı” olunca birden aynı insanlar tarafından el üstünde tutulmaya başlandı. Sonra hoca sözlerinin yanlış anlaşıldığını, kast ettiğinin çarpıtıldığını söylese de bizim laikçi kesimin çoktan nur topu gibi bir argümanı olmuştu. “Mahalle baskısı” başarısından sonra Ertuğrul Özkök’ün kelime türetmece canhıraş çabalarını müşahede ettik, fakat elle tutulur yeni bir argümana şahit olamadık. Mehmet bey’in dediği gibi “Allah kimseyi argümansız bırakmasın !”Argüman: Başörtülüler üniversiteye sokulursa mahalle baskısı olur, herkes başını örter.

Cevap: Balık hafızalı bir toplum olduğumuz için, 28 şubat öncesi bazı üniversitelerde başörtülü kızların serbestçe eğitim görebildiğini unutabiliyoruz. Ve “herkes başını örter” cümlesi içinde iradesiz, bön, kendi başına karar yetisi bulunmayan çocukların olduğu öngörüsü var. Üniversite gençliğimizi bu ifadeden tenzih ediyorum.

Ayrıca mahalle baskısı okula mahsus bir şey değil, başörtülü okul dışında başını örtüyor. Baskı yapıyorsa zaten yapıyor. Buna karşın başörtülü öğrenci için söz konusu olan farazi, vehmi, virtüel bir baskı değil… Devlet eliyle tüm imkanları gasp ediliyor. Devlet “Seni ne okuturuz, ne kamuda çalışabilirsin, ne öğretmen olabilirsin, hatta dershanede bile çalışamazsın” diyor. Özel şirketlere de “mahalle baskısı” yapılarak “yeşil sermaye” olarak nitelendirilmemeleri için vitrinlerinde pek başörtülü bulundurmaması zımnen tavsiye ediliyor (hatırlayınız: 28 şubat sürecinde yeşil sermaye listeleri). Nitekim aynı “mahalle”, hiçbir şirketinde başörtülü çalıştırmıyor, başörtülü çalışanları olan şirketlerle hiçbir ortak iş yapmıyor, çalışanlarının eşlerinin başörtülü olmamasına özellikle hassasiyet gösteriyor.

A: Başörtüsü özgürlükse mayo da, bikini de serbest olsun o zaman…

C: Valla bence bir mahzuru yok. Bikinili ve tangalı bacılarımıza sahip çıkmaya hazırım. Bunun her gün yeni versiyonları çıkmaya başladı şimdi. Belediye tesislerinde içki serbest olsun, eşcinsellere de özgürlük verilsin, Budist, ateist semboller de serbest olsun, miki dini kulaklarıyla girmek de serbest olsun bla bla. Benim anlamadığım şu ki, bu arkadaşlar bu denli özgürlükçüyse neden 301.madde, Orhan Pamuk, Atilla Yayla vs. konusunda bu derece sapkınlar. Bir diğer anlamadığım tüm anketler halkın tamamına yakınının üniversitede başörtüsünün özgür olmasını savunduğu ortadayken bu kadar çatlak ses neden ve hangi saiklerle bu kadar çok yükseliyor?

A: Şimdi türbana özgürlük tanırsak yarın bunlar çarşaf, sarık da giyerler.

C: Şimdi üniversitede türbanı yasaklarsanız yarın sokakta, daha sonra evin içinde de yasaklarsınız. (Bkz: A.Necdet Sezer “Gerekirse dini özgürlükler de baskı altına alınabilir…)

A: Türban bizim geleneksel kültürümüze ait bir kıyafet değil, Arap üniformasıdır.

C: Taraf gazetesinde Sivilay abla nın dediği gibi, biz sadece geleneksel kıyafetler giyeriz halbuki. Blue jean Selçuklulardan kalma mahalli kıyafetimizdir mesela. Göbek piercing’i çok kadim bir şaman ritüelidir. Bildiğimiz tüm geleneksel Anadolu kıyafetlerinde sırt dekoltesi standarttır…

A: Türban ayrı, başörtüsü ayrı…

Cevap: Şimdiye kadar ikisinin farkını anlatabilecek bir mert meydana çıkmadı…

A: Türban siyasi semboldür.

C: Hilal şeklinde bıyık da, orak şeklindeki favori de öyle. Hatta cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde toplumun en temel ortak öğesi olan “bayrak”ın bile siyasi malzeme olarak kullanıldığına şahit olduk. Atatürk de en temel siyasi sembol olarak kullanılıyor mı Türkiye’de? Hatta en temel kamplaşma malzemesi (bkz: “Atatürk’ü seviyor musun sen onu söyle bana!”) Kaldı ki türban bir sembol değil, öyle olsaydı neden kadınlar başlarındakini çıkarıp onun yerine ayrı bir sembol oluşturmuyor da ya okulunu bırakıyor, ya yurt dışına gidiyor, ya da acayip peruklar takıyor? Gerçek şu ki “Türkiye’de başörtüsü sorunu yoktur, empati sorunu vardır !”

A: Anamızın başörtüsüne karşı değiliz.

C: Değilsiniz, çünkü ananızın sosyal statüde sizinle bir paylaşımı yok. Zira kızlar başlarını anamız gibi bağlasalar da okula almıyorlar, Sophia Loren gibi bağlasalar da. Nasıl içeri alacaklarına dair herhangi bir tariften de kaçınıyorlar. Çünkü birçok kişinin açık sözlülükle ifade ettiği gibi onlar, kafasının içindekine karşılar !

A: Başörtülü bir kız üniversitede başı açık olana “ben inançlıyım, sen inançsızsın” mesajı vermiyor mu?

C: Ben de bazen içki sofrasında “ben çağdaşım, sen gericisin” mesajı alıyorum, ama üzerinde durmuyorum, arkadaşlarımla oturup sohbet ediyorum. Havadan nem kapmaya müsaitsen zaten her kıyafeti, hareketi, sözü olumsuz olarak yorumlayabilirsin. Başörtülüler uzaydan gelmedi, hepimizin ailesinde var; kapalılar açıklarla barış içinde yaşıyor, kimse de birbirinin kıyafetinden alınmıyor. Bu yüzden bu argüman evham bile değil. Başörtüsü toplumu bölüyor diyenler, bunu söylemekle zaten bu bölünmeye hizmet etmiş olmuyorlar mı?

A: Başörtüsü laikliğe aykırı değil mi?

C: Başörtüsünün yasaklanması laikliğe aykırı. En katı laiklik görüşüne sahip Fransa’da bile üniversitelerde böyle bir yasak yok.

A: Her ülkenin kendi laiklik anlayışı farklıdır.

C: O zaman adına laiklik denmez. Bizimki de çikolata ama biz etle sarımsaktan yapıyoruz diyemezsiniz.

A: Bilim ile inanç çelişir. Türban takan kız “biz senin bilimine inanmıyoruz” demek istiyor. (Deprem Profesörü Celal Şengör)

C:  Dinsiz bilim topaldır, bilimsiz din kördür.  (Modern bilimin babası Albert Einstein)

A: AİHM kararı var.

C: AİHM kararı, mevcut anayasaya göre gerekçelendirildi. Anayasa değişince bir geçerliliği kalmayacak.

A: Atatürk’ü seviyor musun sen onu söyle !

Cevap: ?*!%

 

… Bu makale ilginizi çektiyse…

Aptallar için Başörtüsü KılavuzuAptallar için Başörtüsü Kılavuzu Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.

Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 

Kitap tanıtan kitap 1

Aptallar için Başörtüsü KılavuzuAptallar için Başörtüsü KılavuzuKitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… Buradan indirebilirsiniz.

 

Aptallar için Başörtüsü KılavuzuAptallar için Başörtüsü Kılavuzu

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen,  fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.

Aptallar için Başörtüsü KılavuzuAptallar için Başörtüsü Kılavuzu İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında

Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. İyi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. 21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Zaman Nedir?

Aptallar için Başörtüsü KılavuzuAptallar için Başörtüsü Kılavuzu“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. Delâilü’l-İ’câz, Mesnevî, Makasıt-ül Felasife , Telhis-u Kitab’in Nefs ve Fütuhat-ı Mekiyye gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.

Tarih şaşırmaktır

Aptallar için Başörtüsü KılavuzuAptallar için Başörtüsü KılavuzuEvet… Tarih şaşırmaktır. Atatürk’e şaşırmak, Kürtlere şaşırmak, Lozan’a şaşırmaktır. Geçmişe hayret edip bugüne eleştirel bakabilmek, yarını hazırlamaktır Tarih. Geçmişe değil geleceğe dönüktür amacı. Özetle siyasî bir propaganda aygıtı değildir. Gaz vermek, “Asker millet” üretmek, atalarımızla gurur duymak için tarih araştırılmaz. Eğer resmî tarihin beyin yıkamasından bıktıysanız bu kitap ilginizi çekecektir… Buradan indirebilirsiniz. 

 

 

Aptallar için Başörtüsü KılavuzuAptallar için Başörtüsü KılavuzuKendi ülkesini işgal eden ordu

Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından YABANCI DÜŞMAN ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri İÇ DÜŞMANLAR uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için “etrafımız düşmanla çevrili” diyerek  KORKU PROPAGANDASI yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. Buradan indirebilirsiniz.

Trackback URL

  1. 135 Yorum

  2. Yazan:Da Vinci Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    Verilen bazı cevaplardaki “aptallığa” değinmek istiyorum:

    A: Şimdi türbana özgürlük tanırsak yarın bunlar çarşaf, sarık da giyerler.

    C: Şimdi üniversitede türbanı yasaklarsanız yarın sokakta, daha sonra evin içinde de yasaklarsınız. (Bkz: A.Necdet Sezer “Gerekirse dini özgürlükler de baskı altına alınabilir…)

    Aptallar için başörtüsü kılavuzu denilmiş. Yani soruyu soranın aptal olması lazım ama burada cevabı veren aptal gibi gözüküyor.

    Türban uzun süredir üniversitelerde yasaktı. Peki bu zaman zarfı içinde sokakta veya evde yasaklama gibi absürd bir talep, plan veya girişim ortaya çıktı mı? Bu cevabı veren ya aptal ya da karşısındakini aptal olarak gördüğü için aptalca cevap vermekte bir sakınca görmüyor.

    A: Türban ayrı, başörtüsü ayrı…

    Cevap: Şimdiye kadar ikisinin farkını anlatabilecek bir mert meydana çıkmadı…

    Saçın bir telinin bile gözükmemesi sapık (sapık diyorum çünkü bu düşüncenin ardında erkeklerin, kadının saçının bir telini görünce tahrik olmaları ve kendilerine hakim olamamaları hastalıklı düşüncesi var) düşüncesiyle içten bone, bandana tarzı birşey takıp üstüne başörütüsünü malum şekilde bağlayınca buna türban deniliyor. Türban ile olmayanı bakınca ayırt edemiyorsanız bravo size. Bu büyük bir başarıdır.

    A: Bilim ile inanç çelişir. Türban takan kız “biz senin bilimine inanmıyoruz” demek istiyor. (Deprem Profesörü Celal Şengör)

    C: Dinsiz bilim topaldır, bilimsiz din kördür. (Modern bilimin babası Albert Einstein)

    Einstein’ı da türbana alet ettiniz ya helal olsun size. Einstein’ın bahsettiği din ile sizin anladığınız din ve Tanrı kavramları arasında gece ile gündüz arasındaki kadar fark var.

  3. Yazan:çuvaldız Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    Saçın bir telinin bile gözükmemesi sapık (sapık diyorum çünkü bu düşüncenin ardında erkeklerin, kadının saçının bir telini görünce tahrik olmaları ve kendilerine hakim olamamaları hastalıklı düşüncesi var)(da vinci)

    Yeni Blendax reklamının metni şöyle birşeydi:
    “gecen pazar anladim ki erkeklerle kizlar farkli seyler istiyor, mesela can..o rap dinlemek istedi benim duygusalligim tutmustu.
    dolgun saclarima baktikca degisti, daha romantik oldu.
    o doberman almak istedi benim aklim fifideydi
    dolgun saclarima baktikca degisti, daha anlayisli oldu.
    o dinlenmek istedi ben eglenmek, dolgun saclarima baktikca degisti can, canim can”

    ……………….

    Bu erkeklerin dünyasında kadının erkeğe istediğini yaptırmasının yolu “saçlarını dolgunlaştırıp” erkeği baştan çıkarmaktı çünkü. Böylelikle değişecek, daha anlayışlı olacaklardı. Altı özellikle çizilmiş, abartılmış kadınlık ve erkeklik rolleri.
    Bunu “patronum maaşıma zam yapmak istemiyordu dolgun saçlarıma baktı daha anlayışlı oldu”, “nişanlım evi üzerime yapmak istemiyordu dolgun saçlarıma baktı daha anlayışlı oldu” gibi örneklerde de kullanabiliriz.
    İstediğini elde etme amacındaki kadının bedenini kullanması eylemini genel çerçevede “fahişelik” olarak tanımlıyoruz.
    iki yüzlü toplum ahlakı, çıkar hesaplarına gitmeden, olanca gerçekliğiyle çalışan “fahişe’yi ahlaksızlıkla suçlayıp, toplumdan dışlarken, erkeği degiştermenin ve istediğini yaptırmanın, bir kazanç elde etmenin yolunun bedenini kullanmak olduğunu
    “anlayan”, ardından da “canım can” diyen kadını el üzerinde tutabiliyor.
    Hangisi daha dürüst?
    http://sosnowqueen.blogspot.com/

    Not:Snowqueen,kusura bakma izinsiz alıntıladım.Yorum da bırakmak istedim ama yeni adres ,şifre vs ile uğraşamadığım için bırakamadım.

  4. Yazan:MY Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    TBMM’yi kim seçti?
    Halk. (Yani silah zoruyla gelmediler bazilari gibi, isim vermiyorum, onlar kendilerini biliyorlar)

    Basörtüsünün serbest olmasini kaç milletvekili destekliyor?
    %60? %70? %80?

    insan herseye alisir, yazar gibi ben de 1970lerde yasadim çocuklugumu. Demirel ile Ecevit’in TBMM’de seker ve ekmek fiatini belirlemelerine alistim.

    Kenan Evren’in “asmayalim da besleyelim mi?” diye diye hayat söndürmesine alistim,

    Kanlarini suluboya gibi kullanan çocuklara ve buna sevinç gösyaslari dökenlere alistim,

    Siniri korumasi gerekenlerin “sinirdan içeri 2000 terörist ile 4 ton patlayici girmis, tüh, n’apçaz sindik?” diye halka sormalarina alistim,

    Solcu geçinenlerin hiristiyan fobisine alistim.

    ABD’ye ve Israil’le görüsüyor diye Basbakan’a sövüp sayip ertesi gün onlarin müsadesiyle ve silahlari ile “ulusal” harekât yapanlarin TV’de gerinmesine alistim,

    Sosyal demokrat takilanlarin Mussolini’den beter fasist söylemlerine alistim,

    Cumhuriyetin “temel” ilkelerini halkin iradesinin üstünde gören tatli su “demokratlarina” alistim,

    içlerinden çikip geldikleri halka “bidon kafa” veya “göbegini kasiyan adam” demelerine alistim,

    Sözde “vatansever” adamlarin silahli çete kurup vatani satmalarina alistim(tam degil aslinda),

    Necdet Sezer, Deniz Baykal ve saz arkadaslarinin kürtçe serbestligi konusundaki akillara zarar argümanlarina bile alistim.

    Sizin gibi “türban uzmani” kesilenlerin zavalli kizlara sapik vb demenize bile alismaya çalisiyorum.

    Alisma sirasi simdi sizin gibi özgürlük alerjisi olanlarda. Ama sizin isiniz daha kolay, zira olumlu seylere daha kolay alisilir.

    Devletimizin kiyafetlerimize KARISMADIGI bir ülkede yasamak inanin sandiginizdan daha kolay olacak. Ama zorluk çekerseniz, her sabah kalktiginizda “eyvah simdi ne giyecegim?” diye kafaniz karisacaksa üniforma giyilen bir ise girin:

    Askerlik,
    Itfaiye,
    Geçici köy korucusu,
    Belediyede temizlik isçisi,
    Yargitay baskanligi (fiyakali cüppeniz olur, acayip kiz tavlarsiniz, üstelik saçmaladiginizda kimse itiraz etmez)

    Evet, neymis? hep beraber tekrar ediyoruuuuuz :

    Bana benzemeyenlerin de özgürlükleri olabilecegi fikrine

    Alisacagim,
    Alisacaksin,
    Alisacak,
    Alisacagiz,
    Alisacaksiniz,
    Alisacaklar.

    Haftaya sorucam, iyi çalisin :))

  5. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    APTALLIK deyince…

    Son zamanlardaki tartismalar bi IQ testi havasi aliyor. Kimileri Basörtülü kizlara düsük not verecegini söylerken bazilari da “Türban serbest olursa üniversiteleri kapayalim” diye konusuyor.

    Hep diyalogdan yanayim, Yahudilerle, Türk düsmani ermenilerle, Ateistlerle konusmadigim konu kalmadi.

    Ama böyle APTALLIK görmedim.

    Kafasina tas düsen bir adama APTAL denmez ama kendi parasiyla çekiç alip kendi kafasina vuran bir adamin yaptigina APTALLIK denebilir sanirim.

    Asagidaki yaziyi okumanizi tavsiye ediyorum :

    Vahim bir mektup
    İsmet Berkan

    31/01/2008 (19182 kişi okudu)

    Üniversiteler Arası Kurul, boş bulunan Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) üyeliklerinden birine dünyaca ünlü yer bilimci Prof. Dr. Celal Şengör’ü aday olarak gösterdi. Prof. Şengör’ün YÖK üyeliği, bir süreden beri Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayını bekliyor. Hatta dünkü Cumhuriyet gazetesinde Cumhurbaşkanı Gül’ün bu atamayı henüz onaylamamış olması eleştiriliyordu.
    Cumhurbaşkanı Gül’ün atamayı neden hâlâ onaylamadığını bilmiyorum ama aşağıda aktaracağım mektubu okuduğunuzda belki de atamanın neden hâlâ yapılmadığı konusunda bir fikir sahibi olacaksınız.
    Mektubu Prof. Dr. Celal Şengör yazmış ve kendisini YÖK üyeliğine uygun gören Üniversiteler Arası Kurul’un 219 üyesine birden göndermiş.
    Mektup şöyle:

    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=246007

  6. Yazan:yigit Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    Ben de kendimce cevap kısımlarına Senai Bey’in cevalarını eleştiren şeyler yazdım. Kendisine ve okuyan herkese sevgi sunuyorum. Aptal diye başlamasa daha güzel olurdu ama sağlık olsun
    A: Başörtüsü özgürlükse mayo da, bikini de serbest olsun o zaman…
    Senai Bey burada birkaç doğru ve birkaç yanlış şeyi bir arada bulundurmuş.örneğin: Belediye tesislerinde içki serbest olsun, eşcinsellere de özgürlük verilsin, Budist, ateist semboller de serbest olsun, miki dini kulaklarıyla girmek de serbest olsun bla bla .
    Bunları gerçekten savunan biri, ki bence insanım diyen herkes savunmalıdır, başörtüsü yasağını savunamaz. Bunu yapıyor ise korkunç bir iç tutarsızlığı ile hareket ediyordur. Yalnız bu noktaların ben ve başka insanlarca vurgulanış sebebi, dindar kesimin çoğunluğunun özgürlük algısının aslında biraz nalıncı keserine benzediğini anlatmaktan ibaret. Orhan Pamuk Atilla Yayla gibi konularda haysiyetli her insan aynı şeyi düşünür bu yapılanı kınar. Burada yazı ile ilgisiz de olsa kişisel kanaatim odur ki Orhan Pamuk dünya çapında bir yazar, Atilla Yayla ise hayli vasat bir akademisyen. Bu ise ona yapılan rezil ayıbı haklı göstermiyor tabi ki.
    A: Şimdi türbana özgürlük tanırsak yarın bunlar çarşaf, sarık da giyerler.
    Giyebilirler, Kime ne. Kimse Kimsenin neresini örteceğine açacağına karışmasın.
    A: Türban bizim geleneksel kültürümüze ait bir kıyafet değil, Arap üniformasıdır.
    Yazar burada cevabın “tabi ki öyledir” şeklinde olduğunu bildiğinden mi nedir konuyu bilmemne ablaya getirmiş. Aslında yaygınlaşması özel olarak Lübnan iç savaşı’nın ürünüdür. Takan kardeşlerim bu savaşa dair bir anı olsun, yaşanan vahşet akılda kalsın diye takıyorsa ayrı bir güzellik olmuş.
    A: Türban ayrı, başörtüsü ayrı…
    Herkes bu ayrımdan ne kastedildiğini biliyor. Maymunları oynamayalım. Bu noktada dürüstçe türbandan ziyade başörtüsü kelimesini kullanın, türban demeyin diye yaklaşabilirsiniz. Sıkmabaş türban gibi tabirler zaten hakaret amacı ile kullanılıyor, bu noktada tepkinizi anlıyorum.
    A: Türban siyasi semboldür.
    Siyaseti insan hayatının çok dışında bir alan gibi tanıtanlar yüzünden böyle saçma laflar ediliyor. Her şey bir siyasi semboldür. Hatta en büyük siyaset ben siyasetle ilgilenmiyorum demektir. Oksimoron bir laftır, cevap vermeye gerek yok.
    A: Anamızın başörtüsüne karşı değiliz.
    Anneleri tartışmaya katmayalım.
    A: Başörtülü bir kız üniversitede başı açık olana “ben inançlıyım, sen inançsızsın” mesajı vermiyor mu?
    Elbete veriyor, ama verebilir, ne olacak ki.
    A: Başörtüsü laikliğe aykırı değil mi?
    Zırt pırt batıdan örnek vererek kendi altınızı oyuyorsunuz. Başörtülü kızlar batıda bir sosyal dekor olmanın ötesine geçip ciddi bir nüfusa erişseler emin olun laiklik filan kimse sallamaz yasağı getirir.
    A: Her ülkenin kendi laiklik anlayışı farklıdır.
    Olabilir, Olmayabilir. Boş bir soru.
    A: Bilim ile inanç çelişir. Türban takan kız “biz senin bilimine inanmıyoruz” demek istiyor. (Deprem Profesörü Celal Şengör)
    Burada feci bir hata yapıp, duygusal-seküler düşüncenin en önemli adamlarından Einstein’ı Peyami safa ayarında birine benzetmişsiniz. Bakın Albert Abi neler diyor:
    I do not believe in immortality of the individual, and I consider ethics to be an exclusively human concern with no superhuman authority behind it….
    I cannot accept any concept of God based on the fear of life or the fear of death or blind faith. I cannot prove to you that there is no personal God, but if I were to speak of him I would be a liar.
    Bunlar kalbi inanmak isteyen bir agnostik kişinin laflarına daha çok benziyor. Allah’a inanmak çok güzel bir duygudur. Einstein’da her insan gibi bunu istemiş olabilir. Başörtüsü takan kız istatistiksel olarak modern bilimin verilerine dini referanslar yoluyla karşı çıkmaya daha meyillidir. Bunun böyle olması onun öğrenci, asistan, hoca, rektör,yök başkanı olmasına engel değildir. Karşı çıkma potansiyeli var diye birini üniversiteye almamak hayli ayıp ahlaksız bir davranış. Celal Şengör’ün makalelerine yapılan atıf sayısı neredeyse küçük bir ülkenin tüm bilimsel üretimine yapılan atıflar kadardır. Kendisine mesleği ile ilgili bir aşağılama yöneltmeye türkiye’de alemin kralı gelse gücü yetmez. Başörtülüere yönelik sözleri muhtemel korkularından kaynaklıdır. Ağla sevgili yurdum isimli efsane kitabın sonunda dediği gibi, korkunun kölesi olmak iyi bir şey değil . Umarım herkes korkusundan vazgeçer, full depo özgürlük ortamı olur.
    A: AİHM kararı var.
    İyi niyetle olduğuna bilsem ve fütursuzca yalan söyleMEdiğinize inansam da , neye güvenip böyle yazdığınızı cidden merak ettim. Françoise Tulkens dışında bütün mahkeme üyeleri AIHM sözleşmesine göre gerekçelendirip başörtüsü aleyhine karar vermişler. Bayan Tulkens de çok güzel bir cevap vermiş. Bu karar bayağı zamandır AIHM sitesinde var. AIHM üye ülkelerin anayasasına göre karar vermez. Çok kısa bir sözleşme vardır önünde ona göre karar verir.
    A: Atatürk’ü seviyor musun sen onu söyle !
    Hiçkimse Atatürk’ü sevmek zorunda değil. Hiç kimse başörtüsünü de sevmek zorunda değil. Ama her şey insanı sevmekle başlar, başörtülü ya da çıplak. Türkiye’nin sorunu Başörtüsü değil konfeksiyon atölyesinde çalışan alevi kızın kokona teyzeyle, başörtülü kızın da jipli&örtülü müteahhit karısıyla aynı partiye oy vermesidir.

  7. Yazan:jörmungand Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    A: Bilim ile inanç çelişir. Türban takan kız “biz senin bilimine inanmıyoruz” demek istiyor. (Deprem Profesörü Celal Şengör)

    C: Dinsiz bilim topaldır, bilimsiz din kördür. (Modern bilimin babası Albert Einstein)

    “Bilim yaparsan dine de inanmak zorundasın” manasına gelen bu cevap yerine şöyle bir şey önermek isterim: O kız türban takmasa da o bilime inanmıyorsa inanmıyordur zaten, türbanı zorla kafasından çıkarınca “benim bilimime” inanmış mı olacak?

  8. Yazan:Da Vinci Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    Vay be! Reklamları ciddiye alıp bunlardan yola çıkarak büyük sonuçlara varanlar da varmış demek. Büyük başarı, tebrikler! Konuya inanılmaz bir katkıda bulundun çuvaldız, teşekkürler :))

  9. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    @çuvaldız, kullanabilirsin alıntılayabilirsin.
    zaten orada da sorun kadın bedeninin tuhaf algılanma biçimi.
    ama orada saça vurgu yapılması “şampuan reklamının gereği”:)
    Ayakkabı reklamı olsa ayak olacaktı.
    “kadını tahrik olunan” erkeği “tahrik olan” olarak algılayan bir anlayıştan bahsediyoruz.
    Aslında bu “saçtan tahrik olma olayı” erkeği de aşağılayıcı çünkü erkeği ciğer görünce deliren kedi gibi, iradesi ve beyni olmayan bir
    “dickhead” e dönüştürüyor.

    “Aptallar için Başörtüsü Kılavuzu” şeklinde hakaretvari bir başlık açmak kolay aynısını bende açabilirim

    “Aptallar(!) için Başörtüsü Kılavuzu”…

    Bikinili ve tangalı bacılarımıza sahip çıkmaya hazırım.

    öncelikle ben senin bacın falan değilim.

    Bunun her gün yeni versiyonları çıkmaya başladı şimdi. Belediye tesislerinde içki serbest olsun, eşcinsellere de özgürlük verilsin, Budist, ateist semboller de serbest olsun, miki dini kulaklarıyla girmek de serbest olsun bla bla.

    Hergün yeni versiyonları çıkar elbette bizde onu söylüyoruz.
    Başörtüsü özgürlüğünden bahsedip, “içki zararlı yasaklansın” şeklinde
    dayatmacı bir “ideolojiyi” benimsemek yaman bir çelişki.
    EŞCİNSELLERE DE ÖZGÜRLÜK VERİLSİN TABİ!!
    Şükür henüz ateist sembole rastlamadım, rastlamakta istemem.

    301.madde, Orhan Pamuk, Atilla Yayla vs. konusunda bu derece sapkınlar. Bir diğer anlamadığım tüm anketler halkın tamamına yakınının üniversitede başörtüsünün özgür olmasını savunduğu ortadayken bu kadar çatlak ses neden ve hangi saiklerle bu kadar çok yükseliyor?

    301. maddeyi savunanları arıyorsan bir zaman gazetesi al veya AKP kulvarlarına doğru bak.
    “halkın tamamına yakını şunu istiyor” ne demek? Halkın tamamına yakını Abdullah Öcalan’ı taksimde yakın derse yapılacak mı?
    Argümanlar sakat, faşizmi çağırıyor.
    Başörtüsü yasağı, “halkın tamamına yakını öyle istediği için” değil,
    bu bir özgürlük sorunu olduğu için kalkmalı!

    Dinsiz bilim topaldır, bilimsiz din kördür.
    Ben öyle düşünmüyorsam ne olacak?
    Çocuğuma zorunlu din dersi istemiyorsam?
    Çocuğuma “dinli bilim” öğretilmesini istemiyorsam?
    Çocuğum eşcinsel olursa onu her şekilde kabul edeceksem, toplumdan dışlanmasını istemiyorsam?
    Kimsenin “bacısı, namusu” olmak istemiyorsam?
    Türban yasağının kalkmasını ama türbanın altında yatanı konuşmak istiyorsam?(Blendax reklamındaki kadın gibi)
    içkimi gönül rahatlığıyla içmek istiyorsam, RTÜK’e belediyeye
    takılmak istemiyorsam, şiirden şarkıdan içkiyi çikaramayacğınız için
    bunun saçmalık olduğunu düşünüyorsam?

    Hangi başörtülüler uzaydan gelmedi mesela?
    Yemenili kadınlar mı, ipek başörtülü altın çerçeveli gözlüklü türbanlılar mı?
    Sosyal ve ekonomik çelişkileri “bütün başörtülüler halk çocuğudur” edebiyatıyla kapamaya, “biz özgürlükçüyüz ondan başörtüsünü savunuyoruz”la, aslında muhafazakarlığın kalesi olduğunuzu örtmeye çalışıyorsunuz.

    Ama karşınızda “aptal” yok.

  10. Yazan:TT Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    Davinci:
    Türban uzun süredir üniversitelerde yasaktı. Peki bu zaman zarfı içinde sokakta veya evde yasaklama gibi absürd bir talep, plan veya girişim ortaya çıktı mı? Bu cevabı veren ya aptal ya da karşısındakini aptal olarak gördüğü için aptalca cevap vermekte bir sakınca görmüyor.

    Sayın Davinci

    28 Şubat süreci devam etseydi bunu rahatlıkla görebilirdiniz en azından örtülü açıklamalar bu yöndeydi bk.Kemal Yavuz Paşa…

    Neyse o kadar uzağa gitmenize gerek yok…
    çok değil sadece 2 yıl öncesindeki bir kararıyla Danıştay, bir öğretmene sokakta başörtüsü takmayı yasaklamıştı!…

    http://www.cnnturk.com/arama/haber_detay.asp?PID=00318&haberID=156611

    Hatta “sokakta başörtüsü yasağı” en yasakçıkafalardan Ertuğrul Özkök’ün bile o günlerde kanına dokunmuştu:
    http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=3913968&yazarid=10

    Aynı zihniyetin ülkeye tamamen hakim olduğunda
    buna benzer bir yasağı tüm öğretmenlere,memurlara,öğrencilere ve sair vatandaşlara yansıtabileceğine siz inanmasanız da biz inanıyoruz…

  11. Yazan:Da Vinci Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    @TT

    28 Şubat süreci devam etseydi? Etmedi mi? Daha ne edecekti? 28 Şubat sürecinden ne anlıyorsun merak ettim şimdi.

    Danıştay kararını sanki biraz(!) çarpıtmışsın 🙂 Kararda “öğretmenler sokakta türban takamaz” mı diyor. Amaca giden yolda herşey mübahtır anlayışıyla hareket edin böyle çarpıtmalara gitmeyi normal karşılamak lazım. Ortaya bilinçsizce, şuursuzca atılan bir laf var ve bu lafı desteklemek uğruna böyle çarpıtmalardan kaçınılmıyor. Ne güzel 🙂

    Kadınların %60-65’i başını örterken genel bir başörtüsü yasağını destekleyenlerin ülkeye hakim olabileceğini düşünmek kadar absürd birşey olabilir mi? Bu sadece karşı tarafın sunduğu argümana cevap olsun diye söylenmiş birşey. Konuşmuş olmak için konuşmak diye birşey vardır ya işte bu da aynen öyle. Bunu söyleyen de inanmıyordur muhtemelen. Eğer inanıyorsa vah onun haline. Ciddi ciddi böyle birşey olabileceğine inanana sadece acırım. İddia ediyorum bu ülkede “başörtüsü tamamen yasaklansın, hiçbir yerde giyilmesin” diyen aklı başında insan çıkmaz, çıksa bile iki elin parmaklarını geçmez. Bu düşüncenin ülkeye hakim olacağını düşünen adam realiteyle ilgisi kesmiş, hayal aleminde yaşıyordur bana göre.

  12. Yazan:TT Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    Davinci:
    28 Şubat süreci devam etseydi? Etmedi mi? Daha ne edecekti? 28 Şubat sürecinden ne anlıyorsun merak ettim şimdi.
    28 Şubat sürecinin sonunda fiili bir darbe olacaktı fakat bu engellendi ve akabinde sürecin bir kısım aktörleri tasfiye edildi…
    Bir kısımının Örnek Paşa ifşaatlarından sonradan da pek rahat durmadığı anlaşıldı…
    Sonuçta AK Partili bu günkü resim ortaya çıktı.
    Yoksa malum sürecin 1000 yıl süreceğini zanneden kitleden misiniz siz?..
    Sizce 28 şubat süreci devam ediyor mu yoksa ?
    Yada 28 Şubat’tan siz ne anlıyorsunuz?

    Danıştay kararını sanki biraz(!) çarpıtmışsın 🙂 Kararda “öğretmenler sokakta türban takamaz” mı diyor. Amaca giden yolda herşey mübahtır anlayışıyla hareket edin böyle çarpıtmalara gitmeyi normal karşılamak lazım. Ortaya bilinçsizce, şuursuzca atılan bir laf var ve bu lafı desteklemek uğruna böyle çarpıtmalardan kaçınılmıyor. Ne güzel 🙂

    Danıştay kararıyla bir öğretmen “sokakta başörtüsü taktığı için” suçlu bulunmuş mu bulunmamış mı?…
    Absürd girişim örneği arayan siz değil miydiniz…Aynı gerekçe emsal olarak neden tüm öğretmenleri kapsamasın? Onun da açıklamasını bi zahmet sizden alalım:

    Kadınların %60-65′i başını örterken genel bir başörtüsü yasağını destekleyenlerin ülkeye hakim olabileceğini düşünmek kadar absürd birşey olabilir mi?
    28 Şubatçılar sizi kesmedi yanında Sezer verelim,olmazsa Teziç bonus olarakta rektör Hilmioğlu’nun açıklamalarını verelim…Milli şef dönemindeki halkın rağmına yaşananlardan hiç bahsetmeden…
    Nerde yaşıyorsunuz siz?
    Halkın %60-65 başını örterken genele ait bir uygulama yapılamazmış…Üniversitelerdeki yasak geneli ilgilendirmiyor mu?…Kimin çoluğu çocuğu bu yasakla muhatap?

    Bu sadece karşı tarafın sunduğu argümana cevap olsun diye söylenmiş birşey. Konuşmuş olmak için konuşmak diye birşey vardır ya işte bu da aynen öyle. Bunu söyleyen de inanmıyordur muhtemelen. Eğer inanıyorsa vah onun haline. Ciddi ciddi böyle birşey olabileceğine inanana sadece acırım. İddia ediyorum bu ülkede “başörtüsü tamamen yasaklansın, hiçbir yerde giyilmesin” diyen aklı başında insan çıkmaz, çıksa bile iki elin parmaklarını geçmez. Bu düşüncenin ülkeye hakim olacağını düşünen adam realiteyle ilgisi kesmiş, hayal aleminde yaşıyordur bana göre.

    Antidemokratik yönetimlerin olduğu yerlerde pekala olabileceğini sizde biliyorsunuz.Şu andaki durumda başörtüsü üzerinden verilen bir demokrasi mücadelesi…
    Eğer 28 şubat süreci devam etseydi bu yasağın genele de uygulanmasının geleceğini ve Tunus’taki laikler gibi gayet normal karşılanacağını söylemeye gerek yok ama siz bu Allahsızları bilmiyorsunuz demek ki!…:)

  13. Yazan:Ç-Z Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    @ SnowQueen,
    zaten orada da sorun kadın bedeninin tuhaf algılanma biçimi.

    “kadını tahrik olunan” erkeği “tahrik olan” olarak algılayan bir anlayıştan bahsediyoruz.

    Evet,Da vinci de saçlarını örtmeyi “sapık”ça bir tercih olarak algılıyor.
    Kısaca her türlü algılama mümkün siz de yazınızda bu lanse edilen,saçlarını savuran kadın için daha ağır bir kelime kullanmıştınız.

    * * *

    ama orada saça vurgu yapılması “şampuan reklamının gereği”🙂

    Yani,ürünü satmak için reklam yapılıyorsa bazı gerçeklerden uzaklaşılabilir,altı daha bir kalın çizilebilir yada görmezden gelinip yok sayılabilir.Maksat ürünü sattırmak(!)mı diyorsunuz?

    Evet ortada bir ürün var “başörtüsü” bir grup reklamcı “laiklik tehlikede” sloganıyla piyasaya bir reklam sürdü.Bu reklamda kullanılan slogan cümleler pek de akla mantığa uygun değil;
    1)başörtüsü serbest kalırsa bikinililer de ,çıplaklar da çarşaflılar da üniversiteye girer,
    2)şimdi üniversitede serbest bırakırsak rejim tehlikeye girer,
    3)baş örtüsü gericiliktir, vs, vs

    Evet,kaleme alınan şampuanın reklam filminde hedef alınan kitle aptal yerine konuyor ama bu “laiklik” reklamında da seçilen slogan cümlelerle de aynısı yapılmıyor mu?

    Suçlu olan bu reklamlar mı(reklamcılar, toplumu etkileyenler çizelgesinde en tepelerdeler) yoksa yapılan, hedef kitlenin birebir profiline göre hareket etmek mi?
    Reklamlar›n dayattığı, bu profillerin nedeni mi sonucu mu?

    Prof.Aras,geçen akşam Habertürk,Basın Klubü adlı programda,orada bulunan 7 gazeteciye dönüp şu soruyu sordu;”biz aydınlar olarak etrafımızdaki olaylara bakarak nereye doğru gittiğimizi görerek başörtüsüne karşı çıkıyoruz, sizler ve sizin içinde bulunduğunuz basından bazı arkadaşlarınız olaylara bu kadar yakınken(ki etrafımızda dediğimiz olayları da basından yani sizlerden öğreniyoruz!!) nasıl bir aymazlık içindenler ki özgürlükler bağlamında başörtüsü serbestisine destek veriyorlar”
    Biziler görüyoruz siz görmüyorsunuz,biz farkındayız siz değilsiniz,biz aydınız siz ise aymaz deyip uç örneklerle,vererek,sözüm ona karşı görüşteki insanı abdal olmaya çağıran bu ukalalara (akıl sahibi) aynı uç örneklerle döndüğünüzde alınan cevaplar genellikle “biz aptal” değiliz oluyor.Bu cevaptan da argümanlarını savunurken pardon reklamını yaparken hitap ettikleri profilin tanımını kendilerince “yiyen aptallar güruhu” olarak yapmış oldukları gerçeğini unutmuş oldukları anlaşılıyor.
    Bu aydınlar,düşüncelerini açıklarken kendilerini özgürlüklerin bekçisi olarak tanımlıyorlar ama kendileri gibi akademisyen olan Atilla Yayla’nın “bu adam” tanımı yüzünden neredeyse vatan haini ilan edilmesine sessiz kalabiliyorlar.
    Tahammül ve kabul sessizliğini doğru okuyamayan reklam ajansı elbette profil tanımını yanlış yapıp ürünü sattırmayan reklam yapacaktır.Ürün satmayınca tüketiciyi aptallık,aymazlık,körlük ile suçlamak oldukça garip ve hırçın bir yaklaşım. Ekrem Senai de bence tahammül sessizliğini bozup,yazı başlığı ile bu hırçınlığın tek cümlelik özetini yapıvermiş..

  14. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    @Ç-Z,
    insanlar neden başörtüsü takar? saçları erkekleri tahrik etmesin diye değil mi? Neden hep “tahrik olan” erkekler? Bir onların mı cinsel dürtüleri var?

    Kadınların saçlarının ne “bir erkeği tahrik etme korkusu” ne de “bir erkeği tahrik etme amacıyla” , özgürce savrulması taraftarıyım.

    Prof.Aras’ın söylediklerinden bana ne, başörtülü kızlar okula alınmasın mı diyorum?

    @yigit güzel birsey söylemis,
    Türkiye’nin sorunu Başörtüsü değil konfeksiyon atölyesinde çalışan alevi kızın kokona teyzeyle, başörtülü kızın da jipli&örtülü müteahhit karısıyla aynı partiye oy vermesidir.

    Çatır çatır ihale alanların karılarının kafasındaki türban “biz halk çocuğuyuz” şeklinde timsah gözyaşlarına dönüşüyor.

    Türkiye’nin diğer sorunu ise “başörtüsü” denilince en özgürlükçü olanların:
    …Aleviler yine oyun bozanlık yaptı
    …eşcinseller istedi diye hak verecek değiliz
    …içki zararlı(evet ben buna karar verdim)yasaklansın, vergiler bindirilsin, RTUK yasaklasın.
    demeleri.

    Bir de el değmişken imamhatiplerin katsayıları artırıldı mıydı, tadından yenmez.

  15. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    @Snowqueen,

    Neden evrim sürecinde kadınlar kıllarını dökerken erkekler çok daha az oranda dökmüştür?

    Neden reklam sektöründe kadınlar ‘mal gibi’ kullanılmaktadır?

  16. Yazan:Ç-Z Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    İddia ediyorum bu ülkede “başörtüsü tamamen yasaklansın, hiçbir yerde giyilmesin” diyen aklı başında insan çıkmaz,(da vinci)

    Baş örtmek çağdışıdır,cumhuriyet kadını batılı gibi modern olmalıdır, kendini ikinci sınıf vatandaşlığa hapsetmiştir,başını örten kadın özgür değildir, 18 yaşına kadar din eğitimi yasaklanmalıdır,aklı olan başını kapatmaz kesin anası,babası yada kocası baskı yapıyordur,üniversitede baş açılmalıdır,kamu görevlisi baş örtülü olamaz vs.vs…tüm bunlar başörtüsü tamamen yasaklansın gibi bir absürt düşünceye hakim olanların kısmen dillendirebildikleri.Açık bir şekilde “tamamen yasaklasın “dedikleri anda var olduğunu ve kendilerinin de yılmaz bekçileri olduklarını iddia ettikleri özgürlük,demokrasi ve hukuğun olmadığını ispat etmiş olmayacaklar mı o zaman?.

    “Çarşaf ve başörtüsü ile mi biz AB üyesi olacağız?Bu kıyafetlere bakıp bize sormazlar mı “hangi ortak değerleri paylaşıyoruz? diye.”Bu cümleyi sarf edebilecek mantığa sahip,aklı başında olan insan bir hukuk profesörü, Sami Türk.(30 Haziran 1997’de kurulan III. Yılmaz Koalisyon Hükümeti’nde DSP’den İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı yapmış bir şahıs!)

    ”Kadınların %60-65′i başını örterken genel bir başörtüsü yasağını destekleyenlerin ülkeye hakim(!) olabileceğini düşünmek kadar absürd birşey olabilir mi?” (da vinci)

    Ne demiş Atatürk;Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir! Bu ilke doğrultusunda dediğiniz hakim olma düşüncesi sadece “absürt” olarak değil,“suç” kapsamında değerlendirilir !

  17. Yazan:Balbazar Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    Sami Selcuk’un su ogretici yazisini okuyunca kimin akillica, kimin aptalca davrandigini daha iyi anliyor insan: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=246445&tarih=04/02/2008

    Ozetle, Selcuk, AKP+MHP degisikliginin AYM’den gecmeyecegini, zaten hukuki olarak gecmemesinin normal oldugunu, ilkesel olarak ise eklenmesi ongorulen maddelerin kilik kiyafete ozgurluk degil, aksine kisitlama getirecegini soyluyor.

    Peki, AKP ve MHP’nin strateji belirleyicileri bu degisikligin AYM’den donecegini bilmiyorlar mi?

    Sonucta, onlar icin farketmiyor, donse de, kamuoyuna “biz elimizden geleni yaptik” kanisini yerlestirmis, ve yasaktan yana bu kadar yaygara koparanlari kamuoyu gozunde iyice mahkum etmis olacaklar. AYM de daha once kendi sicilini bozmus oldugu icin, verdigi karar hukuki de olsa, kamuoyunun gozunde tam bir hukuk ihlalcisi canavar haline gelecek. Gerisi, “universiteler ele gecirilince” de halledilir.

    Sonucta, yaptiklari turbanli kadinlarin cikarlari acisindan olmasa da, kendi politik cikarlari acisindan, hayli akillica. Yani ilkesel olarak belki degil ama, stratejik acidan son derece akillilar.

    Peki, meseleyi sistem icin olum kalim meselesi haline getirenler, hic utanmadan “turbanlilara dusuk not veririz” diye nutuk cekenler, “iman edenlerin bilim kurumunda yeri yoktur” gibi fasizan universite manifestolari yazanlar, AKP’nin bu stratetisijine aciktan destek vermenin yaninda, ne “halt” yiyorlar?

    Onlarinki aptalliktan da ote. Ilkesel olarak bu kadar kendini kucuk dusuruyorsun, stratejik olarak akilli davran. Stratejik olarak dagiliyorsun, bari ilkesel olarak tutarli davran.

    Benim merak ettigim, siyasal Islamci, genel olarak AKP iktidarini Islamci kaygilarla destekleyenlerin arasinda bu tuhaf degisiklik onerisine yonelik elestirel bir tavrin varolup olmadigi. Basortulu bir kadinin basortusunu nasil baglamasi gerektigini kanunla belirleyen bir duzenlemeye destek vermek ilkesel acidan ne kadar dogru? Peki, amacimiz sorunu cozmekse, AYM’den donecegi asikar olan bir degisiklik onerisini kayitsiz kosulsuz, tartismadan, ilkesel ve pratik acidan daha makul cozum yllari aramadan desteklemek, stratejik acidan ne kadar akillica, ne kadar aptalca? Ozellikle basortulu kadinlarin bu konuda ne dusunduklerini, ne beklediklerini merak ediyorum.

  18. Yazan:Ç-Z Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    @ SnowQueen,
    1. Kadınların saçlarının ne “bir erkeği tahrik etme korkusu” ne de “bir erkeği tahrik etme amacıyla” , özgürce savrulması taraftarıyım.

    Evet,kadın saçını,başını istediği sebeple açar yada örter.Saçlarını örten sapık, açan da sizin de vurguladığınız gibi fahişe(kendi bloğunuzdaki yazınızda itiraz ettiğiniz kelime)değildir.Başörtüsü kullananlar,ne erkeklere(kendilerine tacizci denmiş gibi hissedenler için) ne de kadınlara(kendilerinin namus ve /veya Müslümanlığına laf edilmiş gibi hissedenler için) bir şey demek istemiyorlar, aynen başı açıkların erkeklere yada örtülü hanımlara bir şey demek istemedikleri gibi!
    Nasıl ki siz Aras’ın söylediği,mağduru olunmadığı için “bana ne” diyerek geçiştirebiliyorsa“örtünenin” dile getirilmemiş düşüncelerini(bu eylem mağdur yaratmaz) okumaya kalkışmayarak da“bana ne” denilebilir!

    2. Prof.Aras’ın söylediklerinden bana ne, başörtülü kızlar okula alınmasın mı diyorum?
    Aras,başörtüsü okullara alınsın diyen,geleceği okuyamayanlara“aymazlar” diyor!Sizin “bana ne”nize belki ben de iştirak ederdim eğer köşe başındaki kahvede sohbet eden Aras olsaydı ama maalesef kendileri bir rektör ve başörtüsüne bariyer olanlardan!Kısaca kendini sınırsız sorumlu bir mevkide sanarak “başörtülülerin eğitim talebine”,benim itaat ettiğim kurallara uymadıktan sonra”bana ne” diyebilenlerden biri.
    3. Türkiye’nin diğer sorunu ise “başörtüsü” denilince en özgürlükçü olanların:“üniversitede serbestliğine evet ama kamuda hizmet vermesine hayır”demesini ben de anlamıyorum.Sebep “taraf” olmalarından yada tarafsız olamayacaklarından dolayı duyulan korku.Buna benzer bir korku da ben eşcinseller için geliştirebilirim.Nasıl ki başörtülü kadının vekil yada hakim olması tereddüt yaratıyorsa,“eşcinsel yönelim”leri olanların da bazı meslekleri icra etmeleri de beni endişelendirebilir ve bu mesleklerden muaf tutulmalarını talep edebilirim;lezbiyenin Jinekolog,homoseksüelin,bevliyeci yada öğretmen olmasın gibi!
    Hatırlarsanız burada eşcinsel haklarının güvence altına alınmasına ses etmem ama bana çocuğuma sarkmasın diyen bir yorumcuya “tabii aletse bunun için bekliyorlar zaten” diye hafif alaycı bir cevap vermiştiniz.Başörtülü insanlara “sınırlı serbesti” tanımak buna benzer bir endişe/korkunun neticesi değil mi?

    En özgürlükçü olanların başörtüsü söz konusu olunca kırmızı “sınır” çizgileri çizivermleri de Türkiye’nin bir başka sorunu!

  19. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    @Balbazar,

    Mesele o kadar siyah beyaz değil. O acıları çekenler başörtülüler, ne kadar da olsa bizler dışarıdan konuşuyoruz. yasak o kadar çok kişinin caınını yaktı ki bugün gelinen noktada kalksın da nasıl kalkarsa kalksın diye düşünmekten başka çıkar yol bırakmadılar.

    S.Selçuk’un çekincesi ilk dillendirilen bir şey değil. Saçma sapan çene altı bağlama şekilleri gibi şeyler kanuna konulmaya çalışılıyor. Bunu işlemiştim:

    http://www.dusunceler.org/guncel/2008/02/01/duse-kalka-da-olsa/

    Bu da AKP’ye yönelik eleştiri:

    http://www.dusunceler.org/guncel/2008/01/29/gecmis-olsun/

    Keşke bizden farklı düşüneneler de bizim kadar öz/eleştiri yapabilse.

  20. Yazan:Ç-Z Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    @ Balbazar,

    İki adaş hukukçunun tek bir anayasa ve hukuk kuralları karşısında nasıl bu kadar zıt kutuplarda kalabildikleri oldukça endişe verici değil mi!ÜAK da başörtüsüne itiraz eden 150 kişinin aynı anda fikir birliğine (tek bir karşıt fikir olmadan) sahip olmaları gibi!

  21. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 5, 2008 | Reply

    @Ç-Z

    simdi böyle popülizm yapmaya gerek yok.
    kimse sapık ya da fahişe değildir falan.
    ben kavramların açıkça konuşulmasından yanayım.

    kadının bedenini belli bir kazanç için kullanmasına terminolojik anlam olarak “fahişelik” diyoruz. Bu bir hakaret değil, durumun ve işin adı.
    Ne fahişe ne de ibne hakaret değildir. Biri kadın bedeninin sömürü amacı olması diğeri de cinsel yönelimdir.
    Üstelik fahişeler daha dürüst ve ahlaklı kalır para için taklalar atan
    kadınlar yanında.

    “saçını açanlar fahişedir” gibi bir tanım kullanmış olabilirmiyim sence?
    Hemde bende açık bir kadın olarak.

    Aras’a bana ne dedim çünkü söyledikleri beni bağlamıyor.
    Kavramsal olarak başörtüsü fikrine karşıyım çünkü ataerkilliği sembolize ediyor.
    Ama ben beğenmiyorum yasaklansın diyecek halim yok.
    Siz nasıl eşcinsellik fikrinden hoşlanmıyorsanız bende bir kadının
    başka bir erkeğin cinsel dürtülerini törpülemek için erkeklerin kurallarına uyması fikrinden hoşlanmıyorum.

    “sapık”ı da ben demedim, kadın görünce bütün otokontrolünü kaybedene ne denir? erkeğe “bu denli acizsin” diyen neresi acaba?

    @neden reklam sektöründe kadınlar mal gibi kullanılmaktadır?

    çünkü reklamcılık patriarkal-kapitalizm’e hizmet eder.

  22. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 6, 2008 | Reply

    Neden evrim sürecinde kadınlar kıllarını dökerken erkekler çok daha az oranda dökmüştür?

    bazı erkekler(ve kadınlar), erkek “kılını” çekici bulabiliyor,
    henüz başörtülü bir erkek görmedik ama.

  23. Yazan:çuvaldız Tarih: Feb 6, 2008 | Reply

    @ SnowQueen,
    Suçlu olan bu reklamlar mı(reklamcılar, toplumu etkileyenler çizelgesinde en tepelerdeler) yoksa yapılan, hedef kitlenin birebir profiline göre hareket etmek mi?
    Reklamlar›n dayattığı, bu profillerin nedeni mi sonucu mu?
    Tavuk mu yumurtadan ç›kar, yumurta mi tavuktan sorular›ndan öte en net olan ikisinin de etle tırnak gibi oldugunu.

    Reklam sektörünü yönlendiren tüketici profili değil üretici profili= çek karnesi!(Üstelik fahişeler daha dürüst ve ahlaklı kalır para için taklalar atan kadınlar yanında.)

    Üretim ve tüketim etle tırnak olarak tanımlanabilir ama reklam bu üretimin üzerine sürülen parlak oje.Reklam sektörünü yaratan üreticiler,tüketiciler değil.

    Haksız rekabet ve yine hak etmeyen bedelin elde edilmesini kolaylaştıran hayal tacirleridir “reklamcılar”?(kabaca “yalancılar” da diyebiliriz)
    Kendilerine müşteri olarak gelen her üreticiyi,ürünün muhteviyatına bakmadan (hıfzısıhha raporu var mı,tse’ye uygun mu,piyasa satış bedeli muadilleri ile mukayese edildiğinde makul mu gibi..?Ahlaki ve kanuni bir takım kurallara “itaat” etseler …ama yok etmezler,parayı verenin düdüğünü çalarlar ve üstüne üstlük reklamlarda bir takım unsurların kullanılması yasaklanırsa da olabildiğince canhıraş “özgürlük” diye bağırınırlar.

    Evvelsi gün bir tv kanalında Betül Mardin vardı;çayların zehirli olması konusunda halka yanlış bilgi verip itibarlarının(!) kurtarılmasını isteyen bir firmayı “ahlaki” nedenlerden dolayı red ettiğini anlattı.Tüketicinin hakkını göz önünde bulundurmuş ve dürüst olmayan tavır sergileyen bir başka kapitaliste hizmet etmeyi red etmiş!

    Not:Yukarıda bahse konu edilen reklamcılar, mesleki ahlaksızlıklarıyla insan olma kulvarının dışına çıkmış olanlardır.

  24. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Feb 6, 2008 | Reply

    @SnowQueen,

    Sitenizi çok begendim, yorum yazmak için bir sürü kayit meselesi var yoksa seve seve katkida bulunurdum.

    Resimler ve illüstrasyonlar sade ve zevkli. Bir hanim eli degdigi belli oluyor. umarim bana sexist demezsiniz bunun için 🙂

    Dostlukla

  25. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 6, 2008 | Reply

    Şunu de eklemesem çatlayacağım.
    Mahalle baskısı, muhafazakarlaşma şudur budur derken.

    Bugün Reha Muhtar bir yazı yazmış.
    Elif Şafak ve Selim İleri ne zamandan beri lagos balığının yanında meyve suyu içiyor? diye…

    Valla doğru demiş.
    Zaman gazetesi ve cemaatin tepkisi yüzünden mi bu tavır?

    Selim İleri’nin Murathan Mungan’la olan ilişkisini bilmiyor muyuz?
    Orda içtiği meyve suyu, cinsel kimliğini de yadsımasının sembolü olmuyor mu?
    Bir sonraki aşama Cemil İpekçi gibi AKP tekstil ihalelerini alıp “ben muhafazakar eşcinselim” demek gibi mi olacak? “ben sunni Aleviyim”
    gibi birşey olmalı.

  26. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 6, 2008 | Reply

    @çuvaldız

    hepsi bir bütünün parçası, reklamcısı ne kadar etik olamayan işlere imza atıyorsa burada reklamverenin de, politikacının da, şirket sahiplerinin de, gazetecilerin de akademisyenlerin de hepsinin suçu var.

    @Mehmet Yılmaz
    tesekkür ederim:-)

  27. Yazan:Mr No Tarih: Feb 8, 2008 | Reply

    TBMM’yi kim seçti?
    Halk diyenler beri gelsin.
    343 kafayı Tayyip Erdoğan atadı.
    97 sini Baykal atadı.
    71 ni Bahçeli atadı.
    20 kusurunu PKK seçti.
    Ufuk Uras, M.Yılmaz, M. Yazıcıoğlu gibi bir kaç vekili ise halk seçti.
    Meclisi halk seçti demek açıkça akla tecavüzdür.Bunu yazan yazarımız bile buna inanmamaktadır. Hitler şöyle der: Bir yalan çok tekrar edilirse gerçek olur.
    Einstein de şöyle der: İki şey sonsuzdur, evren ve insanoğlunun aptallığı, birincisinden emin değilim.

  28. Yazan:Mr No Tarih: Feb 8, 2008 | Reply

    İnsanın kendisi gibi düşünmeyeni aptal sanması daha büyük aptallık değil mi?

  29. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Feb 8, 2008 | Reply

    aptal olmak için bile insanin bir parça düsünebilmesi gerekir.

    “basörtülü kizlara düsük not vercem” diyen PROF veya “anayasa degistirenler idami göze alir” diyen BAYKAL bence aptal degil sadece KÖTÜ NiYETLE hareket ediyorlar.

    Ama bir dahaki genel seçimlerde %10’un altinda kalacaklar. O zaman su “vatansever” piyanistin pesine takilir, kendilerine daha ÇAGDAS bir halk aramaya koyulurlar belki.

  30. Yazan:Alptogan Tarih: Feb 8, 2008 | Reply

    Bakın 18 yaşına gelmiş birine, seçme yetkisini, araç kullanma yetkisi veriyoruz, cezai ehliyetini kabul ediyorsunuz.
    Yani kendisi için doğru olanı seçebileceğini söylüyoruz.
    O halde nasıl giyineceğine de kendisi karar verebilir.

  31. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Feb 9, 2008 | Reply

    Zamanında sağ-sol çatışmasına bakıp babalarımızın ne kadar aptal olabildiğine şaşırıyoruz. Emin olun yasak kaldırıltan 3-5 sene sonra, Türkiye normalleştiği zaman aynı şeyi hissedeceksiniz. İdeoloji insanın bazı gerçekleri görmesine imkan vermiyor. Aziz Nesin de zamanında, Allah toprağını bol etsin, şöyle demiş:
    “Başörtüsünü yasaklamaya çalışmak aptallıktır

  32. Yazan:Ç-Z Tarih: Feb 9, 2008 | Reply

    @ Ekrem Senai,

    Evet “normallaştiğinde” …bazıları da geçmişe bakıp “annem başörtüsü yüzünden çok istediği halde üniversiteye gidememişlerden” diyecek.

    Bugün buna sebep olanlar konuşmalarında “benim de annem başörtülü” derken nasıl bir açıklama yaptıklarının kesinlikle farkında bile değiller;”benim de annem üniversiteye gitmemiş ne var bunda!”der gibiler.Akıllarına “anneleri üniversiteye gitmek istediği halde birilerinin onları engellemiş olduğu düşüncesi hiç gelmiyor herhalde!Annelerinin başörtüleri ile okuduklarında “laiklik” tehditi olmakla itham edildiğini keşke düşünebilseler!

  33. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Feb 9, 2008 | Reply

    Bana tevcih edilen bir kaç soruya kısaca mukabele etmeye çalışayım.
    Da Vinci arkadaşımız başlıktan çok alınmış, en iyi savunma taarruzdur diye hemen saldırıya geçmiş. Halbuki öfkesinden biraz kurtulsaydı ne demek istediğimi anlaması daha kolay olabilirdi. Örneğin şöyle demiş:

    Türban uzun süredir üniversitelerde yasaktı. Peki bu zaman zarfı içinde sokakta veya evde yasaklama gibi absürd bir talep, plan veya girişim ortaya çıktı mı? Bu cevabı veren ya aptal ya da karşısındakini aptal olarak gördüğü için aptalca cevap vermekte bir sakınca görmüyor.

    Benim söylediğim de tam olarak bu aslında. Cevap olarak ben size “yıllarca başörtüsü serbestti, hiçbir olumsuza gidiş olmadı, bir girişim ortaya çıkmadı” deseydim empati yapamayacaktınız. Bu şekilde absürd sorulara muhatap olmanın verdiği rahatsızlığı anlamış olduğunuzu umut ediyorum. Evet demokrasilerde devlet aksiyona bakar, ne sözlere, ne de vehimlere göre hareket etmez.

    Saçın bir telinin bile gözükmemesi sapık (sapık diyorum çünkü bu düşüncenin ardında erkeklerin, kadının saçının bir telini görünce tahrik olmaları ve kendilerine hakim olamamaları hastalıklı düşüncesi var) düşüncesiyle içten bone, bandana tarzı birşey takıp üstüne başörütüsünü malum şekilde bağlayınca buna türban deniliyor. Türban ile olmayanı bakınca ayırt edemiyorsanız bravo size. Bu büyük bir başarıdır.

    Aptal sözcüğünden pek bir alınıyorsunuz ama türbanlıları sapık ilan etmekten beri durmuyorsunuz. Bakın biri çıkıp göbek piercing’i, g-string erkekleri tahrik etmek için sapıkça şeylerdir filan dese doğru olur mu? Bırakın insanların neyi, ne sebeple giyinip çıkarttıklarını kendileri değerlendirsin. Türban ile başörtüsünü tarif edebilecek mert yok derken de alındınız sanırım. Mert derken ben uygulayıcı konumdaki insanları kastetmiştim halbuki. Çünkü sizin bir tarifte bulunmanız hiçbir çözüm oluşturmuyor. Bana saçının bir kısmını görecek şekilde örterse kampüse alırım diyen aslan yürekli richardlar lazım. Ne yazık ki saçının bir kısmı da görünse, bandanası olmasa da, başına şapka da taksa fayda etmiyor ne yazık ki. Çünkü türban/başörtüsü ayrımını tarif etmek kimsenin işine gelmiyor. Yoksa ben türbanın ne olduğunu biliyorum. 12 Eylül’den sonra Evren/Doğramacı ikilisinin başörtüsünü modernleştirme çabasının adıdır türban. Bir müslüman kadın için ise başını örten ve kendine yakışan örtüdür önemli olan.

    Einstein’ı da türbana alet ettiniz ya helal olsun size. Einstein’ın bahsettiği din ile sizin anladığınız din ve Tanrı kavramları arasında gece ile gündüz arasındaki kadar fark var.

    Benim anladığım din ve Tanrı kavramını bilmeden fark olduğunu nereden bilebiliyorsunuz? Dindarlıkla bilimin örtüşemeyeceğini düşünmek en büyük aptallıktır. Çünkü dünyada bilimle uğraşan insanların içinde birçok inançlı (ve her türlü din ve Tanrı tasavvurunda) insan vardır. Bilimin sekülerliği ayrı bir şeydir, bilim adamınınki apayrı. Newton’dan Kopernik’ten Pascal’a, Boyle’den Mendel’e, Biruni’den İbni Sina’ya bilimin bugününü borçlu olduğumuz tüm bilim adamları dindardır.
    Ben Einstein’ı hiçbir şeye alet etmiyorum ama bazı insanlar bilimi ateizme alet ediyorsa, bu işte bir yanlışlık var demektir.

  34. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Feb 10, 2008 | Reply

    yiğit bey,

    Kendisine ve okuyan herkese sevgi sunuyorum. Aptal diye başlamasa daha güzel olurdu ama sağlık olsun

    Başlık sizi incittiyse özür dilerim. Aslında amacım “for dummies” başlıklı teknik kitaplara bir göndermeydi ama bazı yorumcular, sizi tenzih ederim, başlığın hakkını vermişler doğrusu.

    A: Başörtüsü özgürlükse mayo da, bikini de serbest olsun o zaman…
    Senai Bey burada birkaç doğru ve birkaç yanlış şeyi bir arada bulundurmuş.örneğin: Belediye tesislerinde içki serbest olsun, eşcinsellere de özgürlük verilsin, Budist, ateist semboller de serbest olsun, miki dini kulaklarıyla girmek de serbest olsun bla bla .
    Yalnız bu noktaların ben ve başka insanlarca vurgulanış sebebi, dindar kesimin çoğunluğunun özgürlük algısının aslında biraz nalıncı keserine benzediğini anlatmaktan ibaret.

    Haklısınız. Dindar kesim de değişiyor. Bir toplumsal dönüşüm var, kimse inkar edemez. Dünyayla entegrasyon hepimizi yontuyor, yontacak. Avrupa Birliği süreci çok önemli.

    Aslında yaygınlaşması özel olarak Lübnan iç savaşı’nın ürünüdür. Takan kardeşlerim bu savaşa dair bir anı olsun, yaşanan vahşet akılda kalsın diye takıyorsa ayrı bir güzellik olmuş.

    Yaygınlaşmasının şehirleşme ile başladığı tüm sosyologların ortak görüşü. Tepkisel hareketler genelde saman alevi gibi olur. 12 Eylül’den sonra birçok Güney Amerikalı müslüman olmuştu, gıcığı var ya Amerika’ya. Önemli olan olmak değil, kalmak. Kişi, kalıyorsa, ardında bir “ide” vardır.

    Sıkmabaş türban gibi tabirler zaten hakaret amacı ile kullanılıyor, bu noktada tepkinizi anlıyorum.

    Samimi insanları seviyorum. Teşekkür ederim.

    Zırt pırt batıdan örnek vererek kendi altınızı oyuyorsunuz. Başörtülü kızlar batıda bir sosyal dekor olmanın ötesine geçip ciddi bir nüfusa erişseler emin olun laiklik filan kimse sallamaz yasağı getirir.

    Batıdan örnek vermemin sebebi “Garplılaşmak” idealimizden kaynaklanıyor. Batıyı yeterince tanımıyorsunuz. Kafa yapıları bizim gibi azlık/ çokluk üzerine işlemiyor. Yasaklara, ancak yine başkalarının bireysel haklarına temas ettiği noktada başvuruyorlar. İngiltere ve Amerika özellikle, terör tehtidine rağmen bireysel haklar konusunu “aşmışlar”. Irak’ta ve Afganistan’daki farklı yüz’ün sebepleri ayrı bir tartışma konusudur.

    Burada feci bir hata yapıp, duygusal-seküler düşüncenin en önemli adamlarından Einstein’ı Peyami safa ayarında birine benzetmişsiniz.

    Ben sadece bir sözünü yazdım. Yorum bile yazmadım!

    Bakın Albert Abi neler diyor:
    I do not believe in immortality of the individual, and I consider ethics to be an exclusively human concern with no superhuman authority behind it….

    Bunun kendi sözüyle olan çelişkisini anlayamadım?

    I cannot accept any concept of God based on the fear of life or the fear of death or blind faith. I cannot prove to you that there is no personal God, but if I were to speak of him I would be a liar.
    Bunlar kalbi inanmak isteyen bir agnostik kişinin laflarına daha çok benziyor.

    Adamı zorla cehenemme sokacaksın üstadım 🙂 Adam korkuyla imanı zemmetmiş, Tanrının kanıtlanamayacağını söylemiş. Ama defalarca söylediği gibi kendisi Tanrıya inanıyor, ve tarihin en büyük fizikçisi. Einstein’ı bırak istersen şuraya 1500 tane farklı bilim adamından alıntı yapıp koyarım. İsimlere takılmayın, anlatmak istediğimi anlamaya çalışın lütfen.

    Başörtüsü takan kız istatistiksel olarak modern bilimin verilerine dini referanslar yoluyla karşı çıkmaya daha meyillidir.

    İstatistiksel olarak bir kadın 9 ayda doğurduğuna göre, 9 kadın 1 ayda doğurabilir. Ateist bilim de yahudileri gaz odasında yakmaya meyillidir o zaman. Böyle bir yaklaşım olabilir mi?

    Bunun böyle olması onun öğrenci, asistan, hoca, rektör,yök başkanı olmasına engel değildir. Karşı çıkma potansiyeli var diye birini üniversiteye almamak hayli ayıp ahlaksız bir davranış.

    Evet, bravo !

    Celal Şengör’ün makalelerine yapılan atıf sayısı neredeyse küçük bir ülkenin tüm bilimsel üretimine yapılan atıflar kadardır.

    İyi bir bilim adamı, keşke sadece bilim yapsa. “Arzederim paşam!” tavırları ve siyasete karışması saygınlığına zarar veriyor.

    İyi niyetle olduğuna bilsem ve fütursuzca yalan söyleMEdiğinize inansam da , neye güvenip böyle yazdığınızı cidden merak ettim.

    Alt komisyon başkanının yalancısıyım.

    Françoise Tulkens dışında bütün mahkeme üyeleri AIHM sözleşmesine göre gerekçelendirip başörtüsü aleyhine karar vermişler.

    İç hukuk değerlendirilerek karar verildi. İç hukuk değişince mahkeme tavrının değişeceği açık.

    Bu karar bayağı zamandır AIHM sitesinde var. AIHM üye ülkelerin anayasasına göre karar vermez. Çok kısa bir sözleşme vardır önünde ona göre karar verir.

    Siz gerekçeyi hiç okumamışsınız.

    Hiçkimse Atatürk’ü sevmek zorunda değil. Hiç kimse başörtüsünü de sevmek zorunda değil. Ama her şey insanı sevmekle başlar, başörtülü ya da çıplak. Türkiye’nin sorunu Başörtüsü değil konfeksiyon atölyesinde çalışan alevi kızın kokona teyzeyle, başörtülü kızın da jipli&örtülü müteahhit karısıyla aynı partiye oy vermesidir.

    Katılıyorum. Bizde her parti her nabza şerbet sunuyor. Ama politika böyle bir şey zaten. Bir tür pazarlama. Tüm partiler tüm Türkiye’nin oylarına talip. Bu bağlamda AKP’nin milliyetçi çıkışlarını, CHP’nin seçim zamanı başörtüsü dağıtmasını çirkin buluyorum. Sağ ve sol kavramlarının içi tamamen boşalmış. AKP’nin önünü kesmek isteyenler neden sosyalist , liberal söylemlerle sıkıştırmaz da, Avrupa Birliğine aykırı yaptıklarıyla zor durumda bırakmaya çabalamaz da bütün çabasını varsa yoksa laikliğe dayandırır. Vizyon eksikliği, ve yok birbirimizden farkımız…

  35. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Feb 10, 2008 | Reply

    snowqueen hanım,

    öncelikle ben senin bacın falan değilim.

    Ben bildiğin kızlardan değilim… anlamında mı?

    Şükür henüz ateist sembole rastlamadım, rastlamakta istemem.

    Eşcinsellerin sembolü gökkuşağıdır, çok sevimli. Ateistlerin “Sen yokluğun resmini yapabilir misin Abidin?” uyarınca sembol oluşturması zor.

    “halkın tamamına yakını şunu istiyor” ne demek? Halkın tamamına yakını Abdullah Öcalan’ı taksimde yakın derse yapılacak mı?
    Argümanlar sakat, faşizmi çağırıyor.
    Başörtüsü yasağı, “halkın tamamına yakını öyle istediği için” değil,
    bu bir özgürlük sorunu olduğu için kalkmalı!

    Sanırım AKP, uzlaşma yok ! çığlıklarını bastırmak için böyle yapıyor. Özgürlük iyi bir gerekçe tabi ama karşındaki insan bunun bir özgürlük konusu olduğunu anlamak istemiyorsa mecburen sen de başka metodlarla anlatmaya gayret ediyorsun. Yadırgamamak lazım.

    Dinsiz bilim topaldır, bilimsiz din kördür.
    Ben öyle düşünmüyorsam ne olacak?
    Çocuğuma zorunlu din dersi istemiyorsam?
    Çocuğuma “dinli bilim” öğretilmesini istemiyorsam?
    Çocuğum eşcinsel olursa onu her şekilde kabul edeceksem, toplumdan dışlanmasını istemiyorsam?
    Kimsenin “bacısı, namusu” olmak istemiyorsam?
    Türban yasağının kalkmasını ama türbanın altında yatanı konuşmak istiyorsam?(Blendax reklamındaki kadın gibi)
    içkimi gönül rahatlığıyla içmek istiyorsam, RTÜK’e belediyeye
    takılmak istemiyorsam, şiirden şarkıdan içkiyi çikaramayacğınız için
    bunun saçmalık olduğunu düşünüyorsam?

    O zaman bize takılın… diye bir reklam anonsu güzel olurdu. Vallahi hep beraber daha özgür bir toplum için mücadele edeceğiz. Türkiye top-down modernleşen bir ülke. Bireysel özgürlükler, çoğulculuk, liberal demokrasi bizim içselleştiremediğimiz, ve yavaş yavaş farkına vardığımız kavramlar. Ayrıca laiklik, cumhuriyet gibi asgari müştereklerde de konsensüs sağlanmalı. Bu ülke aptalca tartışmalarla çok vakit kaybetti. İş yapmamız lazım, herkesin elini taşın altına koyması lazım. Oylarınızı bekliyoruz, Derin Düşünce Partisi 😛

    Sosyal ve ekonomik çelişkileri “bütün başörtülüler halk çocuğudur” edebiyatıyla kapamaya, “biz özgürlükçüyüz ondan başörtüsünü savunuyoruz”la, aslında muhafazakarlığın kalesi olduğunuzu örtmeye çalışıyorsunuz.

    Ben kimliğimi muhafazakar yerine, yalın müslüman olarak tarif ediyorum. Sufi İslam görüşündeyim; siyaset ve ekonomide liberalizmi savunuyorum. Eğer yarın öbür gün bundan farklı bir şey söylersem kendi kendimle çelişmiş olurum. Sahtekarlık gibi bir suçlamayı hakettiğimi düşünmüyorum. Bu yargıya varmanıza yol açacak bir şey söylediğimi de sanmıyorum. Eşcinselliğe karşıyım, sizin başörtüye karşı olmanız gibi. Ama sizin bunu bir özgürlük meselesi olarak düşünmeniz gibi ben de eşcinsellerin de insanca yaşamaya ve evlilik hariç tüm vatandaşlık haklarına sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Benden bundan öte bir şey beklemeyin. Allah korusun çocuklarımda böyle bir temayül görürsem ona iyi bir baba olamadığımı düşünürüm, ama evladımdır yine öper okşarım. Bana bunun dışında bir görüşü savunmamı söylemeniz size zorla başörtüsü taktırmak gibi bir şey. Karşılıklı sınırlarımıza saygı gösterirsek daha kolay ortak bir zemin yakalayabiliriz, eğer böyle bir şey umurunuzdaysa.

  36. Yazan:Alptogan Tarih: Feb 10, 2008 | Reply

    BU GÜZEL VE HOŞ YAZININ BİR BENZERİ DE GAZETELER İÇİN YAPILMALI;

    İşte bugünkü gazete başlıklarından bazıları

    Akşam; Sokağa rağmen rekor evet

    Cumhuriyet; Halktan türbana hayır

    Hürriyet; 411 el kaosa kalktı

    Milliyet; Tehlikeli bölünme

    Vatan; Hoşgeldin kaos

    ***

    SORU-1; Yapılan Anayasa değişikliklerinin içinde türban veya başörtüsü ifadesi var mı?

    SORU-2; Bu Meclis uzaydan mı geldi?

    SORU-3; Bu karöaşa-kaos özlemi nedendir?

  37. Yazan:Özgür Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    Güzel, herkes bir şeylere karşı. O başörtüsüne karşı, diğeri eşcinselliğe karşı, bir başkası zenciliğe karşı ve bir başkası Kürtlere karşı. Yakında kara, yağmura, havaya, suya karşı olanlar da çıkar.

    Merak ediyorum bir şeye karşı olmak ne demek? Bir şeye karşı olunca ona karşı nasıl bir tavır takınıyorsun? Madem bu kadar moda, ben de bir şeylere karşı olsam? Zayıf, ezebileceğim, azınlık, kenara itilmiş ve “ben sana karşıyım” dediğim zaman kafamı gözümü dağıtamayacak bir grup insan bulsam ve onlara karşı olsam nasıl olur? Kendi ezikliğimi telafi etmek için o insanların sırtına basarak yükselmeye çalışıp kendimi ve benim gibileri tatmin etsem?

    Peki… Sizler başörtüsüne karşı değilsiniz ama kamusal alanda takılmasına karşısınız ya da eşcinsellerin insanca yaşamasına karşı değilsiniz ama evlenmelerine karşısınız. Ya ben? Ben daha derinim: Müslümanlara karşı değilim ama namaz kılmalarına ve oruç tutmalarına karşıyım. Atlara karşı değilim ama koşmalarına karşıyım. Kuşlara karşı değilim ama uçmalarına karşıyım.

    Kimseye zarar vermeden başını örten bir bayanın okuma hakkına sizin istediğiniz şekilde giyinmedi diye nasıl karşı oluyorsunuz? Ya da doğuştan gelen hisleri yüzünden (aynen onun gibi olmayanların doğuştan gelen hisleri gibi) hemcinslerinden hoşlanan birinin sevme ve sevilme hakkına sevdiği kişi sizin istediğiniz cinsiyette değil diye nasıl karşı oluyorsunuz? Siz kimsiniz ki? Ben deniyorum ama başaramıyorum. Bana öğretin ve eğer bir gün, ileride, alnımın ortasına sağlam bir mermi yedikten sonra beynim kısmen harap olursa ama bir ihtimal sağ kalırsam ben de onlara ve onların en temel haklarına karşı olayım.

    Ne de olsa sizler 1. sınıf, çok değerli, çok büyük ve haklarını ellerinden almak istediğiniz ve 2. sınıf gördüğünüz insanlardan daha ÜSTÜN insanlarsınız ki bir başkasının başını kapama hakkını ya da evlenme hakkını kendi ideolojilerinize uygun görmediğiniz için alma hakkını kendinizde görmeye cüret edebiliyorsunuz. Ve sonra şikayet ediyorsunuz. Bir başkası sizin hakkınızı almaya kalkıştığı zaman.

    Daha çok olgunlaşmamız gerek. Çok.

  38. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    Beni ilgilendiren kadınların dini bir “emir” olarak kabul ettikleri “başörtüsü”yle okula girmelerini engelleme çabası değil.

    Beni ilgilendiren, kadınların topluma “cinsellik” üzerinden tabi olmasının
    ve escinsellerin aşağılanmasının altında yatan erkek egemen düzen.
    Basörtüsünü, toplumsal çelişkileri kamufle etmek için kullanan düzen.
    Özgürlükçülüğün sadece başörtüsü ekseninde olması.
    Ve bu konu hakkında gene erkeklerin konuşması.

    “Ninelerimiz farklı mı örtünüyordu derken ne demek istiyorsunuz, siz nineleriniz gibi mi örtünüyorsunuz” meselesi var birde:

    “Bu kadar kısa zaman içinde böyle bir değişimin olabilmesi bilimsel açıdan imkânsızdır. Çünkü kültürün büyük bir devamlılığı vardır ve toplum, sosyolojik olarak kendi kendine yavaş değişir. Dünyanın hiçbir yerinde kendi haline bırakılan bir toplum birkaç 10 yıl içinde değişmez. Bu ancak sosyal politikalarla yapılabilir. Türkiye’de tesettüre geçiş de bütün o liberallerimizin bildiğinin aksine tabandan yukarı doğru yavaş yavaş olmadı. Toplumda olan başörtüsüydü, yemeniydi vs’ydi ve onlar vardı zaten. Bu değişim tepeden inme oldu. Zaten başka türlüsü de mümkün değil, çünkü toplum biliminde bu kadar kısa bir sürede “kendiliğinden” değişim olmaz.

    Bunun bir başka kanıtı da şudur: Değişim kırdan ve küçük şehirlerden gelmedi. Değişim radikal bir biçimde büyük şehirlerde başladı. Sosyal politikalarla öyle bir müdahale yapıldı ki Türkiye’nin dindarlık yörüngesi 40 yıl içinde değişti.
    Çünkü EĞİTİM SİSTEMİNE MÜDAHALE EDİLDİ! 1970’lerden itibaren koalisyon hükümetlerindeki dinci ve tarikatlardan beslenen partilerin hep Milli Eğitim Bakanlığı üzerine yoğunlaşmaları bunun içindir. 12 Eylül de pekiştirici rol oynamıştır ve Türkiye’de laik rejimin seküler eğitim sistemine paralel, ikinci bir eğitim düzeni getirilmiştir. İmam hatipler ve Kuran kursları……”
    Koç Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı
    Latife Tekin’in dedği gibi “türbanla yoğurt mayalayabilir misin bakalım?”

    Kimse şimdi özgürlük karşitliğiyla falan suçlamasın.

    Üniversitelerde türban karşıtı ve taraftarı akademisyenlerin kutuplaşmış tavırlarına özellikle sol kesimden Ahmet İnsel gibi akademisyenler üçüncü yol arayışına geçtiler.
    Bunun sebebi ise, AKP iktidarının “özgürlükçülük” fikrini sadece “başörtüsü” eksenine oturtması ve bu anlamda inandırıcılğının olmaması.
    Bu akademisyenler de “aptal” değil sanırım.
    Escinsellerin “evlenme hakları dışında” derken, “başörtülüler insanca yaşasın, üniversiteye girmek dışında” diyenlerle aynı yerdesiniz.

  39. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    “Beni ilgilendiren, kadınların topluma “cinsellik” üzerinden tabi olmasının
    ve escinsellerin aşağılanmasının altında yatan erkek egemen düzen.
    Basörtüsünü, toplumsal çelişkileri kamufle etmek için kullanan düzen.”(SnowQueen)

    Erkek Egemen kültürün basörtüsü ile hiç bir ilgisi yok. Seda Sayan’in neredeyse plaj kiyafeti içinde sundugu sabah programlarinda kadinlarin nasil asagilandigina bakarsaniz bu fikrime katilacaksiniz sanirim.

    Bu tür programlari sevmeyeceginizi tahmin ediyorum tabi ama “bilgilenmek için” bir kez bakin 🙂

    Neyse, bu tür kadin programlari sunucunun kiyafeti ile kadini bir “dekorasyon malzemesi-zevk verme nesnesi” yapmakla kalmiyor.

    Programda konusulan konular ve konusma biçimleri, hitap biçimleri, vs vs kadinlara ve izleyicilerin zekâlarina hakaret seklinde oluyor.

    Demek ki kadinlara yapilan haksizliklari basörtüsü üzerinden tartismak bir fayda getirmiyor. Haklar ve özgürlükler tarif edilmeli, mutabakata varilmali ve sonra tercihi ne olursa olsun herkes ker özgürlügü savunmali.

  40. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    Erkek egemen kültürün başörtüsü ile alakası var, hatta ta kendisi.
    Neden sadece kadınlar örtünüyor?
    Kadın “tahrik olunan” nesne, erkek “tahrik olan” obje.
    Eğer kadınların da tahrik olabileceği veya erkeklerin erkeklerden de tahrik olabileceği(bu tahrik olma paranoyası nedir bilmiyorum, erkeği de kendini kontrol edemeyen potansiyel tecavüzcü bir yaratık olarak algılıyor) hesaba katılsaydı erkek-egemenlikten bahsetmezdik.

    Seda Sayan’ın programı, güzellik yarışmaları, arka sayfa güzelleri,
    reklam imajları aynı erkek egemen kültürün sonuçları.

    Hegemonik erkekliğin kilit noktası kadınları “cinsel obje olarak görmek” (bkz.9 yaşındaki çocuğun basını kapatmak) ve homofobi.

  41. Yazan:muharrem Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    @snowqueen,
    Cigdem hocanin roportajindan alinti vermissiniz. Kendisini cok sever ve sayarim. Yakinda fetullahci basinda onun da gecmisinden bir tanrisizlik, pislik cikartirtildigini goruruz eminim!

  42. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    “Erkek egemen kültürün başörtüsü ile alakası var, hatta ta kendisi.
    Neden sadece kadınlar örtünüyor?”(SnowQueen)

    Malesef katilamayacagim, Islam’da erkeklerin de örtünmesi gerekiyor.

    Kaldi ki “laik” oldugunu iddia eden bir devlet ve bunu savunan koyu laikçiler “Kur’an’da söyle yaziyor, böyle yazmiyor” diye konusmasi, müslümanlara Islam ögretmeye kalkmasi münasebetsiz kaçiyor. Istersem ayaklarimi örterim istersem ellerimi. PARANOYA kelimesi müslümanlara degil basörtüsünün rejimi yikmasindan korkanlara yakisir kanimca.

    Tahrik etme paranoyasina gelince.. Bu konu iyi anlasilmiyor ve iyi anlatilmiyor.

    Geçenlerde TV’de bir program vardi, basligi su idi : “AldatMAmak dünya nimetlerinden uzak kalmak midir?”

    Daha önce kiyisindan, kösesinden degindik ANI YASAMAK (Carpe Diem) kavramina. Örtünmeyi kat kat asan bir konu.

    ALLAH nasib ederse bu konuyu derinlemesine açan bir makale yazacagim. O zaman yeniden tartisiriz.

  43. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    @muharrem
    büyük ihtimalle “içine şeytan girmis exorcist kadını” tarzı bir fotoğraf yerlestirip “prof. Kağıtçıbaşı islama hakaret etti” gibi bir baslik atilir.

  44. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    Carpe Diem mantiğiyla kastedilen gündelik, yüzeysel zevklere adanmış bir hayatsa bu tartışılır. Ama herkesin karakteri ve yaşam beklentisi farklı olduğu için bütünü kapsayacak bir “genel geçer ahlak” olamaz.
    Yani ahlakı yatak odasında aramak saçmalık, olabilecek en fazla ahlak kriteri “dürüstlük” olmalıydı. Bize ise ahlakı “namus” denen ne idügü belirsiz ve kadına hükmeden olguda aramayı öğrettiler.

    islam’da erkeklerin örtünmesi gerekiyorsa bugün neden başörtüsünü tartişiyoruz? Demek ki dengesiz bir durum var.
    Erkeklerin saçları, boynu, gerdanı, bacağı, kolu neden açık?

    Yanliş anlaşılmasın, kimseye ‘islam öğretmek’ haddime değil fakat
    bir kadın olarak, “kadının dinler içerisindeki durumunu” sorgulamak en dogal hakkımız. İnsan olarak ise, insanın durumunu.

    Paranoya iki tarafta da kötü, kadın eli sıkmayan bir adamın, “başörtülüler gelip hepimizi kesecek” diyenden farkı yok gözümde.

  45. Yazan:yigit Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    arkadaşlar kavga etmeyin. önemli olan sevgi

  46. Yazan:çuvaldız Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    @ snowQueen,
    Yani ahlakı yatak odasında aramak saçmalık,
    1) Karısı doğumhanede bebeğini dünyaya getiriyorken ,kendisini o esnada başka bir kadınla aldattığını doğumdan sonra eve gelen karısına dürüstçe anlatan adam,
    2)Kadın hamile olduğunu kocasına sevinçle müjdeledikten sonra kendisi ile aynı heyecanı paylaşmayan kocasının dürüst açıklaması şu oldu;seni aldatıyorum ,baba olmak istemiyorum.Kadın bebek sahibi olmayı çok istediği halde kürtaj oldu ve boşandı.
    3)Siyasal faaliyetleri nedeniyle zamanında hapse girip çıkmış ateist kocasının kendisini defalarca aldattığını öğrenen kadın bunu kocasına sorduğunda aldığı dürüst cevap;ben seni aldatmış sayılmamam o kadınların hepsi “yabancıydı”.
    4)Evlilikleri daha 9.ayı doldurmadan kadın kocasının kendini bir kaç kadınla aldattığını öğrendi,erkek dürüstçe onlar senin gibi değil gelip geçiciler dedi!

    Daha buna benzer sağda solda duyduğum,yaşanmış pek çok örnek sıralayabilirim.

    olabilecek en fazla ahlak kriteri “dürüstlük” olmalıydı.

    Aldatmadan “aldatacağım” demek gibi mi?Planlı programlı gelişmesi daha mı “dürüst”?

    Yukarıdakilerin hepsi dediğiniz “dürüstlük”koşuluna uygun ve 4 erkek de aynı sizin dediğiniz gibi “ahlakı” yatak odasında aramamışlardı.Aldatacağını biliyor olmak yada aldattığını itiraf etmek değildir ki aranan ahlak!Bu aldattıklarını dürüstçe itiraf eden erkeklerin aynı dürüstlükle aldatma eyleminde partneri olan kadına da evli olduğunu açıkladığını faz edersek,bu kadınların dürüstlüğünü hangi noktada aramamız gerekir?
    “Yani ahlakı yatak odasında aramak saçmalık, olabilecek en fazla ahlak kriteri “dürüstlük” olmalıydı.”diye düşünmüş,ve evli bir erkekle birlikte olmayı bilmeyi ”dürüstlük” olarak değerlendirmiş olabilirler mi?

  47. Yazan:çuvaldız Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    @ SnowQueen,
    Yanliş anlaşılmasın, kimseye ‘islam öğretmek’ haddime değil fakat
    bir kadın olarak, “kadının dinler içerisindeki durumunu” sorgulamak en dogal hakkımız..

    İnanmadığınız bir şeyi neden,nasıl ve niçin tartışacaksınız?
    İslam dinine inanmış ve vecibelerini yerine getiren insanlar sizin ortaya sürdüğünüz iddialarınızla “aa bak biz bunu hiç düşünemedik,demek öyle hadi açılalım” mı diyecekler?Dindar kadın sizden daha mı az zeki de dinler içindeki kendi durumunu idrak edemiyor?
    Bize ise ahlakı “namus” denen ne idügü belirsiz ve kadına hükmeden olguda aramayı öğrettiler.
    O zaman bir zahmet size öğretilenin dışına çıkmayı deneyin.İslam namusu kadına hükmeden bir olgu olarak ele almıyor erkek de kadına karşı davranışlarından bu bağlamda sorumlu tutuluyor.
    Yukarıda yazdığım örneklerdeki olayları yaşayan erkeklerin ve kadınların davranışlarına dürüstlük cephesinden bakıp onay vermiyor.Herkesin diline pelesenk ettiği şu çok eşliliği(kimilerinin erkeğin doğası” mazereti ile kapı araladığı bir konuda) adil olabilme şartını öne sürüyor ve elbette ilk eşin de onayını istiyor!Erkek fıtratı konusunda bu kadar “bilimsel” olabilen bir din kadın fıtratı konusunda bir o kadar cahil olsun öyle mi?(çok eşlilik için doğadan örnekler verdiğinizi hatırlatırım)
    Hangi kadın sevdiği erkeği bir başka kadınla paylaşmaya onay verir bu bağlamdaki hangi ilişki “adil” olabilir?İmkansız bir koşula dayandırılan çok eşlilik imkanı!

    Baş örtüsü,kadın,özgürlük adına sadece ve sadece onların iyiliği için fırsatınız olsa “baş örtüsünü” tüm kadınların kullanımına yasaklayabilirsiniz ama zor kullanmadıkça kullanmalarına asla mani olamazsınız.Bu noktadan bakarsanız kadının toplum içindeki bugünkü durumu“kadının dinler içindeki” yerinden kaynaklanmış değildir.

    İnsan olarak ise, insanın durumunu.

    Dini insan hayatından uzak tutmak istediğinizde mümkün olduğunca saptırmanız gerekir.Dinin öğrenilebilirliğini kısıtladığınız ve sizin ideolojinize hizmet etmesini istediğiniz kadarını,kendi yorumladığınız şekilde empoze ederseniz ve o da din olmaktan çıkar ve siz de haklı olarak kalkıp “kadına hükmeden olguda aramayı öğrettiler.”dersiniz.

  48. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    @Snowqueen,

    Kadın “tahrik olunan” nesne, erkek “tahrik olan” obje.

    Size bir soru sormuştum ama halen cevaplamadınız. Neden evrim sürecinde kadınlar kıllarını dökmüştür?

    Neden yeterince dökemeyenler çeşitli yöntemlerle bu kıllardan kurtulmaya çalışıyor?

    Neden otomobil fuarlarında bile arabaların başında seksi kadınlar vardır?

    Neden en ‘modern’ ‘en çağdaş’ ülkeler de dahil bilboardlarda kadın vücüdu meta gibi kullanılmaktadır?

    Neden?

  49. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    İnanmadığınız bir şeyi neden,nasıl ve niçin tartışacaksınız?

    inanmadığım bir şeyin senelerce okulda dersini görmek gibi bir durumda kaldiğim için olmasın?

    Yukarıda yazdığım örneklerdeki olayları yaşayan erkeklerin ve kadınların davranışlarına dürüstlük cephesinden bakıp onay vermiyor.Herkesin diline pelesenk ettiği şu çok eşliliği(kimilerinin erkeğin doğası” mazereti ile kapı araladığı bir konuda) adil olabilme şartını öne sürüyor ve elbette ilk eşin de onayını istiyor!Erkek fıtratı konusunda bu kadar “bilimsel” olabilen bir din kadın fıtratı konusunda bir o kadar cahil olsun öyle mi?

    diğer neden de bu.
    çok esliliğin “adil” hale çekilmesinin kadınlar tarafindan onaylandığı bir içsellestirme yüzünden. Erkek fıtratı doğru ya, nasıl da atladım.
    Feminizme falan ne gerek var zaten, erkek ve kadın fıtratının bu denli iyi tanımlanmış hali varken. Boş işlerle ugrasıyor bu kadınlar, en iyisi
    “ikinci eşin” onayın verip rahata ersinler o da olmadı, “namus takıntılı” toplumda vajinismus vakaları olarak yaşamlarına devam etsinler.

    Bu “bilimselliği” siz kabul edebilirsiniz, sizin probleminiz.
    Ben edemem.

    “dürüstlük” derken bulunan örneklere hayran oldum gerçekten.
    hala yatak odasına kilitlenip kalıyoruz.
    “bekaret”in en büyük namus, dürüstlük, saflık sayıldığı bir ülkede
    evlenmeden 1 hafta önce cerrahla anlaşarak “namus” lar kurtuluyor.

    Dürüstlük derken “itiraf” kısmına gidilmiş hep, onun yerine şöyle bir örnek olsaydı:
    -Adam veya kadın, başka birine aşık olunca eyleme geçmeden baştan ilişkilerini/evliliklerini bitirdiler.

    @suat bey, sorularınızı cevapladım, görmemişsiniz.

    neden evrim sürecinde kadınlar kıllarını dökmüs?

    bağlantısı nedir, erkeklere kendilerini begendirmek için mi??
    kılı dökülen “tahrik eden”, kılı kalan “tahrik olan” mi oluyor?
    “kılı kalanların”, “kılı kalandan” hoşlanmasını ne yapacağız peki?
    madem erkeğin otokontrol denilen bir olayı yok, ciger görmüş gibi saldırıyor herşeye “aman bana sulanmasınlar” korkunuzla yaşamaya devam etmekten başka çareniz yok:))

    hatta daha da enterasanı, kadınlardan hoşlanan kadınlar, köse erkekler, bıyıklı kadınlar(bkz. Frida Kahlo) var:))

    Bence hegemonik erkeklik, kadın iktidarından o kadar korkuyor ki
    “sen de erkek misin be” lafının getirisi olan büyük çöküşten ve ego/superego/id depreminden kaçmak için kendine böyle “10 kaplan gücünde bir fıtrat” yaratıyor.
    Bütün erkekler de Slyvaster Stallone değil, üfledinmi uçacak erkekler,
    gayet güçlü kadınlar da var.
    Bu kıl, tüy hikayeleri muhafazakar Hristiyanların da pek sevdiği bir örnek. Biyolojik indirgemecilik yapılacak ya illa.

    Neden otomobil fuarlarında bile arabaların başında seksi kadınlar vardır?

    Neden en ‘modern’ ‘en çağdaş’ ülkeler de dahil bilboardlarda kadın vücüdu meta gibi kullanılmaktadır?

    Bunu 10 kere yazmşımdır heralde, otomobil farları, reklam imajları, güzellik yarışmaları şudur budur zaten karşı olunan şeyler.
    patriarkal-kapitalizmin bu imajlarla besleniyor şu an.

  50. Yazan:çuvaldız Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    Cahiliyede zina

    Cahiliye toplumunda zina yapan kadınlar bulunmakla birlikte(206),bazı erkeklerin,cariyelerini para kazanmak için fuhşa zorladıkları da rivayet edilmektedir(207).

    Hiç çekinmeden zina etiğini şiirlerinde övünerek anlatan şairlerin bulunması(208) ve bunların toplumda tepki gösteremesine bakarak zinanın çoğunluk tarafından normal karşılandığı anlaşılabilir(209)

    Eğer nakledilen rivayetler doğruysa,Medine Yahudilerinin başkanı Fityan’ın ve Yemane bölgesi başkanlarından birinin,gelinlerin ilk gecesinde onlarla yatma adetinin varlığı(210),toplumda güç ve kuvvet sahibi kimselerin ahlaksızlığını(yatak odası ahlakından daha önemlisi dürüstlüktür demiştiniz.Bu durumda bu adamları güç bende benim dediğim olacak dedikleri,dürüst oldukları için kutlamalı mıyız?) önleyecek herhangi bir kuvvetin olmadığını ve bunun toplumda fuhşu daha da yaygınlaştırdığını ifade eder.

    İslamı kabul etmek için gelen Taiflerin,Hz.Peygamber’den zinayı serbeset bırakmasını istemeleri(211),zinayı yasakladığı için İslam’ı kabul etmeyenlerin bulunması(212),Dumetul-Cendel panayırında kıl çadırlarda Kelb kabilesinin,cariyelerini zinaya zorlamaları(213)ve bazı erkeklerin,iyi çocuk sahibi olmak için,hanımını beğendiği bir erkekle beraber olması için ona göndermesi(214) ile ilgili rivayetlere bakarak bu devirde fuhşun hangi seviyede olduğu düşünülebilir.

    Cahiliye devrinde,bazen erkeğin,kadını;bazen de kadının,erkeği zinaya zorladığı nakledilmektedir(215)

    Bu cahiliye devrine ait bir takım eylemlerin günümüzde farklı bir şekilde yinelendiğini söylemek mümkün.Bu tavırlara muhalif olanların ise katı ahlakçı,ve muhafazakar olarak adlandırıldıkları da çok açık.

    Bir patronun yada yöenetmenin yatağından geçerek şöhreti yaklayan bir kadının Fityan’ın başkanlarından birinin yatağından geçmesinden farkı ne?Kadının özgür,ekonomik bağımsızlığına kavuşmuş ve kariyer yapmış olması mı?

    Çocuk sahibi olamayan bir insanın sperm bankasına başvurmasının?

    Çocuk sevgisi yüzünden yada sadece cinsel tatmin için bir kadının aile kurumunu yok sayarak bir erkekle birlikte olmayı seçmesinin ?

    Tüm bunları bilen bir kadının kendince bir set oluşturup başını örtmesinden,siz yada bazı erkekler neden kendi ahlak anlayışlarına dair bir sonuç çıkarıyor inanın anlamıyorum.

    Ben de yarı çıplak bir kadın gördüğümde kendi cinsime karşı bir itahamda bulunulmuş gibi hissediyorum.Ve hatta özgürlük adına kendilerini yatak odası objesi durumuna getiren kadınların oluşturduğu genel kanıdan ise öğ geldi.Bunu bizim cinsimiz kendi kendine yapıyor,bırakın erkeklerin buna katkısını.

    Özgürlük lafını ağzıma almadan iki kez düşünür oldum.neden özgürlük denince akla ilk gelenin “cinsel serbesti” olduğunu siz de sorgulamıyorsunuz?baş örtüsü denince aklınıza ilk gelenin “namus” olması gibi bir şey.

    bırakalım baş örtülü kadının namus anlayışını kendi namus ve özgürlük anlayışımıza bakalım,sonuçları nereye varıyor diye!

    Kitapta belirtilen kaynaklar;
    206.İbn ishak,a.gi.e,X92;İbn Kuteybe,el_Maarif,250
    207.en-Nur(24),33;et-Taberi,Tefsir,xvııı,73,132,133
    208.İbn Kuteybe,eş-Şi’r,246,255
    209.Cahiliye devrinde iki veya daha çok erkekle ilişki kuran kadınlar bulunduğu ve ilişkiler sonucu çocuk doğuranlar olduğu için bu çocukların nesebleri konusunda anlaşmazlıklar çıktığı anlaşılmaktadır.Bkz.Malik b.Ebes,el-Muvetta,461
    210.el-İsbehani,el-Egani,xı,165;Ibnu’l Esir,el-kamil fi’t Tarih,Beyrut 1965,1656-657;es-Semhudi,Nuriddin Ali b.Ahmed,Vefau’l-Vefa bi Ahvali Dari’l-Mustafa,Beyrut 1971,ı,178.
    211.el-vakidi,el-Megazi,ııı,966.
    212.İbn Hişam,es-Sire,ıv,223;İbn Kuteybe,eş-Şir,154
    213.İbn Habib,el-Muhabbar,264
    214.el-Buhari sahih,vı,132-133(Nikah,36)Cahiliye devrinde,evli kadın,başka bir erkekten çocuk sahibi olsa dahi o çocuğun,evli olduğu erkeğe ait olduğu düşünülmektedir(çocuk döşeğe aittir)Bkz.İbn.Kuteybe a.g.e,57
    215.Erkeğin kadını zinaya zorlaması hakkında bkz.el-isbehani,a.g.e,xııı,271;kadının erkeği zinaya zorlaması konusunda bkz.el-Belazuri,Ensab,I,137;el-İsbehani,a.g.e.,XVIII

  51. Yazan:çuvaldız Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    Yukarıdaki alıntıyı,Dr.Rıza Savaş’ın Hz.Muhammed(sav) Devrinde kadın adlı kitabından yapmıştım.

  52. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    @Snowqueen,

    Cevap falan yok ortada ben “sebep” sordum, siz alakasız şeyler söylüyorsunuz.

    Tekrar sorayım, neden kadınlar kıllarını dökmüş? Neden yeterince dökülmeyenlerden de çeşitli şekillerde kurtuluyorlar?

    Patriarkal sistem varoluştan gelen farklılıktan doğuyor. Kapitalim de bu sonucu işliyor, kapitalizmin atraksiyonları sebep değil sonuç.

    Evrim sürecini kapitalistler yönlendirmedi herhalde.

    Ben sebep soruyorum.

    Ve evet, kıllı bir kadından hiç hoşlanmam.. Eşim de benim kirli sakallı halimi daha çok beğeniyor. Başka pekçok kadının da kirli sakallı erkeklerden hoşlandığını biliyoruz. Ama ben kirli sakallı bir kadından hoşlanan erkek hiç duymadım. Neden acaba?

    Fırtatla savaşılmaz, Avrupalı feminist hemcinsleriniz bunun farkına varalı çok oldu. Siz bodoslama devam ediyorsunuz.

  53. Yazan:çuvaldız Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    @ SnowQueen,
    inanmadığım bir şeyin senelerce okulda dersini görmek gibi bir durumda kaldiğim için olmasın?
    İnanmama durumunuz öğrenmeye başlamanızdan önceye denk gelmiş ,ilginç!Bu da sorumu hala cevaplamamış olduğunuz anlamına gelir.

    Erkek fıtratı konusunda bu kadar “bilimsel” olabilen bir din kadın fıtratı konusunda bir o kadar cahil olsun öyle mi?
    Buradaki ince kinayeyi fark etmemiş olmanızı kendi ifade edişimdeki eksikliğe bağlıyorum.
    Bir daha deneyeyim;size göre doğa tek eşliliğe uygun değil ve din de (size göre kadın- erkek eşitsizliğine kapı açtığı için)erkeğin çok eşliliğine onay veriyor,sonuç; din ve bilim örtüşüyor.Bilim,kadınların tek eşliliğe yatkın olduğunu kanıtları ile ortaya koyuyor.(çıkarılması gereken sonuç;kadın tek seferde sadece bir erkekten hamile kalabilir erkek ise bu zaman zarfında yine de üremeye devam edebilir)
    İslam dininde ise erkeğin bu fıtri özelliğe sahip olduğunun altını çiziliyor ama kadının fıtratı da göz önüne alınıp erkeğe gerçekleştirmesi imkansız bir şart öne sürülüyor;kadının onayı ve adil olmak!Erkeğin fıtratını bilen din,fıtraten kadının buna razı olmayacağını bilmiyor mu?Erkeğe,kadının asla vermeye razı olmayacağı “rızasını” almayı şart koşuyor!
    Şimdi biraz daha açık oldu mu?”Aşkının ispatı için ondan sana gökteki ayı getirmesini iste” demek gibi bir şey 🙂

    diğer neden de bu.
    çok esliliğin “adil” hale çekilmesinin kadınlar tarafindan onaylandığı bir içsellestirme yüzünden.

    Şimdi de bu sonuca ulaşırsanız sadece pes derim.Bir tartışmada itiraz etmek uğruna gelinen en son radde saçmalamakmış sizin de oraya ulaşmanıza ramak kaldığını düşünürüm.

    Erkek fıtratı doğru ya, nasıl da atladım.
    Siz onu hiç atlamadınız ki.Size göre her müsebbibin altında üstünde daha gözkyüzünde bile o var!

    Feminizme falan ne gerek var zaten, erkek ve kadın fıtratının bu denli iyi tanımlanmış hali varken.

    Yukarıda alıntı yaptığım kitabı mutlaka okuyun derim.İslam’ın o cahiliye döneminde getirdikleri feminizm’in kadınlara verdiklerinin inanın çok çok üstünde.(şartlara göre gelinen noktayı mukayese ettiğinize göre bunu fark etmeniz de çok kolay olacaktır)

    “bekaret”in en büyük namus, dürüstlük, saflık sayıldığı bir ülkede
    evlenmeden 1 hafta önce cerrahla anlaşarak “namus” lar kurtuluyor.

    Snowqueen,dediklerini ben de duydum ve sana verdiğim örneklerle bunları mukayese edemezsin.Senin tüm olup bitenlerden erkekleri sorumlu tutmak gibi çok toptancı bir yaklaşımın var ama sonuç vermiyor.Ne yapalım erkekleri toptan imha mı edelim?Aslında bu aşırı tepkilerle bu tip aşırı uçlara yerleşmiş namus anlayışına destek vermiş oluyorsun.Saldırgan bir tavır maalesef savunma refleksini tetikliyor.

    -Adam veya kadın, başka birine aşık olunca eyleme geçmeden baştan ilişkilerini/evliliklerini bitirdiler.

    Kesinlikle, peki bu anlayışın gelişmesini nasıl sağlayacaksın,kanunla mı?Ekonomik özgürlük,eğitim seviyesi demek ki yeterli değil.Kendine saygı duymak dersen de hangi kıstaslara göre diye sorarım.

    Suat beye “kıl” konusunda verdiğin cevaba katılıyorum..

  54. Yazan:çuvaldız Tarih: Feb 11, 2008 | Reply

    Erkeksiz bir dünyada yaşıyor olsaydık bile kadınlar bu kıllardan kurtulmak isterlerdi.

    Ne yani o yüzden mi kadınlar başlarındaki kılları örüyorlar? .-P

    Genelde insanlar kadın erkek fark etmez kendi sahip olmadıklarını isterler;kel bir adam saç ektirir,esmer kadın sarışın olmak ister,işçi patron olmak ister,bekar evlenmek,evli olan bekar olmayı,… gibi!

    Göz-almayan bir detay bu “kıl” konusu.Ama kendi sorunuza sizin verdiğiniz cevabı merak ettim.(özelde değil genelde)

  55. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Feb 12, 2008 | Reply

    Çuvaldız hanım,

    Ve evet, kıllı bir kadından hiç hoşlanmam.. Eşim de benim kirli sakallı halimi daha çok beğeniyor. Başka pekçok kadının da kirli sakallı erkeklerden hoşlandığını biliyoruz. Ama ben kirli sakallı bir kadından hoşlanan erkek hiç duymadım. Neden acaba?

    Bu satırlarımda var cevabım.

    Biraz daha açmak gerekir ise ‘neden evlenmek tekliflerini %1oo’e yakın oranda erkeklerin ettiği’nden de gerekli cevap bulunabilir sanırım.

  56. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Feb 12, 2008 | Reply

    Kıl konusu tabii ki detay.

    Ama bu detayın gerisinde kadın ve erkeğin güdülerindeki farklılık yatıyor. Snowqueen’in bir türlü kabullenemediği fark bu. Dünyayı tersine döndürmeye çalışıyor, nafile.

  57. Yazan:çuvaldız Tarih: Feb 12, 2008 | Reply

    Suat bey, hem kadınlara hem de kendi cinsinize haksızlık ediyorsunuz.
    Erkek her kadına evlenme teklif etmeyeceği gibi her erkek de “kıl” mevzuuna sizin gibi yaklaşmayabilir.
    Sizin kılsızlıkta bulduğunuz kadın çekiciliğini bir erkek de kapalılıkta bulabilir!
    Yada bir kısım erkek kadının en cazip özelliğinin saçları ayağı,elleri,sesi,kokusu vs. olduğunu düşünebilir.
    Bu durumda SnowQueen’in itirazını (madem erkeğin otokontrol denilen bir olayı yok, ciger görmüş gibi saldırıyor her şeye)doğrulamış olursunuz ki o zaman da en iyi yol kadını eve hapsetmek olur!

    Cahiliye döneminde o coğrafyada giyilen yarı şeffaf materyallerden bahsediyoruz;Mısır keteni,pamuklu gibi.Neredeyse perde tülü şeffaflığında olan kumaşlar.Kadın göğüslüklerinin daha icat edilmediği bir zamandan bahsediyoruz.(topuklarını vurarak yürümesinler!)

    Neyse,siz bu konuları benden iyi biliyorsunuz.

  58. Yazan:çuvaldız Tarih: Feb 12, 2008 | Reply

    @suat bey,

    “Ama ben kirli sakallı bir kadından hoşlanan erkek hiç duymadım. Neden acaba?”

    Çok yaşayın emi :-)Var olmadıkları için olabilir mi?Ama kirli sakallı bir erkekten hoşlanan bir erkeği duymuşsunuzdur!
    Bir de galiba erkeğin sakal bırakabilmek için karısından izin alması gerekiyor dimi?Aksi için kadının izin alması gerekmiyor bildiğim kadarıyla!

  59. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Feb 12, 2008 | Reply

    Çuvaldız hanım,

    Söylediklerinizde (ve daha önce yazdıklarınızda) benim dediklerime mugayir birşey yok. Ben bir ayrıntıdan hareketle güdülerdeki farklılığa vurgu yapıyorum.

  60. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 12, 2008 | Reply

    @Suat Bey – Ç-Z

    Kadın ve erkek arasında olan “biyolojik farklar” herşeyin açıklaması olamaz. Kadın ve erkek rollerinin üzerinde yükseldiği toplumsal yapıyı
    es geçiyorsunuz.

    “namus” denen kavramı kadına atfetmek biyolojik bir olgu mu toplumsal bir olgu mu? Bazı Güneydoğu Asya veya kuzey ülkelerinde kadınlar “çokeşli” olabiliyor mesela. Hristiyan misyonerler bu taraflarda “Tanrı Baba” figürünü anlamakta zorlandılar çünkü anaerkil bir yapıları vardı.

    Ve evet, kıllı bir kadından hiç hoşlanmam.. Eşim de benim kirli sakallı halimi daha çok beğeniyor. Başka pekçok kadının da kirli sakallı erkeklerden hoşlandığını biliyoruz. Ama ben kirli sakallı bir kadından hoşlanan erkek hiç duymadım. Neden acaba?

    Ama ben kirli sakallı bir erkekten hoşlanan erkek duydum.
    Yaptiğiniz biyolojik indirgemeciliğin problemi bu zaten.
    “Ben kıldan hoşlanıyorum” diyen erkeği veya ben “kıldan hoşlanmıyorum” diyen kadını kapana sıkıştırıyor.
    Bana göre hava hoş, bütün erkekler kirli sakallı ve heteroseksüel olsun. Daha işime gelir. Ama bunun yararı yok, benim işime gelen
    başkasının işine gelmiyor çünkü, zorlamanın, katagorize etmenin yararı yok. Fıtrata karşı savaşan sizsiniz.

    Biraz daha açmak gerekir ise ‘neden evlenmek tekliflerini %1oo’e yakın oranda erkeklerin ettiği’nden de gerekli cevap bulunabilir sanırım.

    Hafızam beni yanıltmıyorsa Muhammed’e evlenme teklifini Hatice etmişti değil mi?

    Patriarkal sistem varoluştan gelen farklılıktan doğuyor. Kapitalim de bu sonucu işliyor, kapitalizmin atraksiyonları sebep değil sonuç.

    Yani hem ataerkillik hem de kapitalizm oldukça doğal değil mi?
    Peki yangın merdiveni bile olmayan bir fabrikada günlüğü 1 dolara çalışan bir kadın hatta eşcinsel olsaydınız hala bu kadar doğal gelecekmiydi?

    -Adam veya kadın, başka birine aşık olunca eyleme geçmeden baştan ilişkilerini/evliliklerini bitirdiler.
    Kesinlikle, peki bu anlayışın gelişmesini nasıl sağlayacaksın,kanunla mı?Ekonomik özgürlük,eğitim seviyesi demek ki yeterli değil.Kendine saygı duymak dersen de hangi kıstaslara göre diye sorarım.

    Bu sadece ilişkisel bir durum değil ki, insanlar aileleriyle, arkadaşlarıyla, öğretmenleriyle, öğrencileriyle, akrabalarıyla olan ilişkilerinde de bolca yalan dolana başvuruyorlar.
    “kendine saygı duymak ın kıstası”, “kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapmamak” olabilir mesela.

  61. Yazan:Ç-Z Tarih: Feb 12, 2008 | Reply

    @ SnowQueen,

    “kendine saygı duymak ın kıstası”, “kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapmamak” olabilir mesela.

    Gerçekten helal olsun karşı çıktığınız İslam dini olsun da onun dışında tutunacağınız ne olursa olsun.Konfüçyus’tan alıntı yapmışsınız ama onun şu önerisini unutmuşsunuz;“hakkı güç tanımlar” esâsını değil, gökten yetki almış üste ahlâkî dürüstlüğünden dolayı uyulması esâsını”

    Gelin birlikte Vikipedi’den bilgi tazeliyelim;

    Öğretileri yönetim ile alakalı olmakla birlikte, halk için de ciddi bir manevi sorumluluk öngörmektedir. Temelde felsefesi: ahlak, sosyal ilişkiler, politika ve adalet olarak dört ana ayağa oturur. “Oğuldan istenen babaya, memurdan istenen hükümdara, kardeşten istenen ağabeye, arkadaştan istenen de kendisine verilmelidir” diye
    Bu felsefe zamanla Han hanedanının benimsediği Taoizm ve benzeri felsefeler arasından sıyrılarak, geniş Asya topraklarındaki hâkim felsefe, hatta din oldu. Bu akıma Konfüçyüsçülük dendi.

    Ağırlığı insan ahlâklı ve iyi amellerdedir.

    “İnsanları idârî konularda uyararak onlara önder ol ve onlara cezâ hukûkuyla hizâya getir. İnsanlar cezâdan sakınmak isteyecek, fakat utanç nedir bilmeyecektir. İnsanlara mükemmel bir örnek olarak önder ol ve onları toplumsal roller ve dinsel törenlerle hizâya getir. Böylece utanç duygusunu geliştirmenin yanında harmonik bir şekilde düzene gireceklerdir.” (Analektler II, 3)
    Konfüçyüs’e göre dış otoriteler, suç olan eylemlerden sonra cezâ vermeleriyle insanların iyi hareket etmenin sebebini anlamadan öyle hareket ettiklerini öne sürer. Fakat dinsel törenlerle davranış şekilleri içten gelerek yapılır ve etkileri, eyleme tenezzül etmeden önce görülür. Böylece insanlar, utanç verici hareketlerden utanıp saygınlığını kaybetmekten korktuklarından uygun şekilde hareket eder.
    Konfüçyüsçülüğü daha iyi anlamak için değişik düzeyde dürüstlük temeline dayandığını göz önünde tutmalıdır.

  62. Yazan:knz Tarih: Feb 12, 2008 | Reply

    ç-z magnum reklamı yaparken kadınların dudakları bir nesne olarak kullanılmıyor mu ?

    Biz reklmada bana ait birşey kötüye kullanıyor diye kendimi mi cezalandıracağım ?

    ruj reklamı yüüznden yüzümü kapatacağım.
    minibüslerde türkan şorayın sürmeli fotoğrafları var diye, gözümü kapatacağım.

    göz görmek içindir, kulak duymak içndir.ç-z

    sen bu nedenle dudaklarını mı örtersin ?
    erkekler kendine böyle eziyet mi yaparlar ?
    sanki erkekler saçlarını geriye atmaz.
    var bir yığın erkek böyle, kadınlar da onları görünce çıldırıyor.

    ç-z ayet inkar ederek başörtüsünü savunmayın.
    yusuf ayeti kadınların ellerini kesercesine yakışıklı bir köleye baktıklarını anlatıyor.

  63. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Feb 12, 2008 | Reply

    @Snowqueen,

    Ama ben kirli sakallı bir erkekten hoşlanan erkek duydum.

    Meraklı bir insanım, bir zaman yabancı bir ülkede sex shopa girmiştim birbirlerinin dışkılarını yalayarak tatmin olduğunu sanan grupların olduğu porno filmler vardı tezgahta.

    Ben normalin sesiyim, anormalliklerin değil.

  64. Yazan:Ç-Z Tarih: Feb 12, 2008 | Reply

    @ Knz,

    ç-z ayet inkar ederek başörtüsünü savunmayın.

    Anlamıyorsan anlamıyorum de,anlatamamışsam da anlatamadın de,anlattıkların bana bir şey ifade etmiyor ya da saçmalıyorsun de ama beni yukarıda yazdığın şekilde itham etme!

    Ben anladığımı yazıyorum varsa anladığın,bildiğin bir şey yaz!
    Edep için susmayı bilirim sana da tavsiye ederim.

  65. Yazan:Ç-Z Tarih: Feb 12, 2008 | Reply

    @ Knz,
    göz görmek içindir, kulak duymak içndir.

    Neticeyi idrak edebilmek için de “akıl” gerekir.Akılsızlık da onun sadece kendinde olduğunu sanmaktır.

  66. Yazan:knz Tarih: Feb 12, 2008 | Reply

    eğer gözün kapatılmasını savunsaydınız ve bunun içib türkan şoray rekalmını öne sürseydiniz, ben size göz görmek içindir derdim.

    Akılı savunmak ceseret ister ve tevazu da gerekmiyor.

    sevgili ç-z siz şampuan rekalmaları saç kapatma
    arasında bir bağlantı kuraduğunuz da, ben de magnumla kadın dudağı arasında bağlantı kuruyorum.

    yusuf ayeti kuran da en sevdiğim ayettir.
    sizlerle paylaşlaşmak isterim, bu ayet yüzünden kapışmak istemem.

    örneğin barış akarsu bir çok genç kıza ne kadar cazip gelirdi., sürme çekse bile erkeksi bir cazibesi vardı. yakışıklı cazip erkek diye bişey herzaman var olmuştur.
    ve de bu dış görünüş olarak varolmuştur.

    yine de mahahllenin sivilceli kızı ile saçı dökülmüş delikanlısı birbirlerine aşık olmuşlardır,.

    çünkü insanlar tavus kuşu değillerdir. Birçok özellikleri vardır. Ama erkesi cazibe diye bişey yok diyemezsiniz( ayet diyor)
    o halde kadın için söylenecek ne varsa erkek için de aynısı geçerlidir. zaten o da kuran’da eşit olarak söylenmiştir.(gözlerini sakınmak)

  67. Yazan:Emre Tarih: Feb 13, 2008 | Reply

    Selamun Aleyküm;

    Bizim [Gerçekten de bizimler. Bir tarzları var ve sadece bu ülkede var o tarz. Başka yerde yok.] kolpa ateistlerle [Elbette bu sınıfa girmeyenler de var. Pek göremesekte bu topraklrada.] ben de müslümanım deyip Allah’ın emirleri hakkında cahilce konuşanlar göz yaşartan bir ittifak kurdular. İsteyerek, istemeyerek, bilerek ya da bilmeyerek olaylarını geçiyorum. Çünkü söyledikleri de söylemedikleride aynı. Hatta çoğu yerde kim ne olduğunu söylüyor, birbirlerine arka çıkıyorlar.

    Mesele hayat tarzımsa gerisi teferruattır! Gerisinin ne olduğunu hepimiz biliyoruz.

    Ben de müslümanım diyenler kendilerine sövenlerle; bilim bilim diye sayıklayanlarda diniclilerle işbirliği içinde. Bir taraf nefsi için vicdanını zaten söküp atmış diğeri ise ben buyum dediği şeyden bi haber. Beraberce okula kafada donla gitme, bikiniyle gitme, alkol banyosu yapma vb.. gibi yüksek seviyeli projelere imza atıyorlar.

    Kolpa ateistlere lafım yok. Adamlar her zaman böyle zaten. Bu onların hayat tarzı.

    Ama bizim ben de müslümanımların işi çok zor.

    Gerçek herkesi tatmin etmek zorunda değil. Zaten gerçek herkesi tatmin etseydi bu kadar insan ne kendi kendini kandırırdı ne de başkalarını kandırmaya çalışırdı. Yukarıyla bağlantılı da bağlantısız da değerlendirebilirisiniz bu kısmı.

    Ben de müslümanım ben de akıllıyım ama nedense bunlar kadar bahanem yok. Sanırım çağdaşlık ve bilimsel düşünceyi benimsemekle alakalı her şey. Kendini kaptırınca insan kaf dağına kayboluyor varlığı boşlukta!

    Benim önerim şu her yerde biten yaygaracı ateistleri önce bi afişe edin. Sonra ben de müslümanımlarla ilgilenin. Ha pardon bir ben de müslümanımla İslam’ı konuşmak mahalle baskısına girer. En iyisi biz hiç bir şey yapmayalım.

    Genel olarak anlatmaya çalıştım tesbitlerimi. Bazı şeyler göründüğünden daha basit.

  68. Yazan:Emre Tarih: Feb 13, 2008 | Reply

    Bu arada klavuz falan, israf israf 🙂

  69. Yazan:knz Tarih: Feb 13, 2008 | Reply

    Yunus Emre bize dava gerekmez, mana gerekir mealinde bir söz söylemişti.

    Gerçektende şu anda davalaşma islamiyetin kendisine zarar verecek düzeye geldi.

    Ben şampuan reklamında kadın ayrımcılığına karşı çıktım; YANİ BEN NEDEN KENDİMİ BİR ŞAMPUAN REKLAMINDAN SORUMLU TUTMAK ZORUNDA KALAYIM ? çünkü bu yaklaşım en çok başörtüsü takan ama yüzü açık kadınlara zarar verecek bir yaklaşım.

    Bir nuray merte bu ülkede hiçbir zaman birşey olmaz. Türkan saylana da birşey olmaz.
    Ama yüzü açık başı kapalı kadına dudaklarının neden açık olduğu hesabı bu yaklaşım mantığı devam ettikçe sorulması kaçınılmaz olacaktır.

    bugün blandax reklamını kullanırsak, yarın magnum reklamı ile cevap vermek zorunda kalırsınız.

    Biz burada birbirimizle kapışmıyoruz. Gelecek için konuşuyoruz.

    suat bey avrupadaki sex shoplardan bahsetmiş, orda ayakkabı fetişlerini, ve de özellikle tercih sebebi sayılan rahibe kasetlerini de görmüştür.

    ne yani biz ayakkabı da mı giymeyeceğiz ?
    hele helel topuklu ayakkabı hiç mi giymeyeceğiz ?

    Bizler kadın ayağı ile erkek ayağı arasında biyolojik farkla mı savaş zorunda kalacağız.

    Biyolijik fark ile ilgili kadınların bu yüzyıla kadar nasıl istismar edildiğini ne zaman fark edeceğiz ? Bu kelimenin kendisi 1000 lerce yıllık tuzaklarla dolu.

    Biz burada insan DNA sından bahsediyoruz.

    sizin neyi nasıl savunduğunuz ağır bir sorumluluk taşıyor. Neolur alınganlık yapmayın.
    anlamaya çalışın.

    Türkiye’de 80 yıllıdır devlet eliyle gaspedilmiş dindarlığın olmadığını hanginiz söyleyebilecek ? Dinde mana arayanların horlandığını ? hadi sen git ateist ol dendiğini ?

    Ben firavun işçisi gibi dindar olmak istemiyorum. ben sih gibi dindar olmak istemiyorum. meselenin bir o yüzü varsa, bir de bu yüzü var. sorularıma azarlanır cevap almak istemiyorum.

    insanlar ararsında hoyratlık tohumlarına neden olacak herşeyden kaçınmak sorumluluktur.
    Tez kötü olunca anti-tezi de kötü oluyor. Buna mecbır değiliz. Bize bugün bir başka tez gerek.

  70. Yazan:Özgür Tarih: Feb 13, 2008 | Reply

    “Ben normalin sesiyim, anormalliklerin değil.”

    Suat Demren, sorabilir miyim, bir şeyi normal ya da anormal olarak itham etme gücünü kendinde nasıl görebiliyorsun? Kime göre normal, kime göre anormal? Benim bildiğim normal bir çamaşır yıkama programı, sana göre neyi ifade ediyor? Yani bana göre bir sürü anormalliğin sesisin, ama kendince normalliğin sesisin. İlginç geldi.

    Eskiden başka insanlara anormal derdim. Şimdi anlıyorum ki başka insanlara anormal diyenler anormal – Paul Mc Cartney.

  71. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 13, 2008 | Reply

    @Ç-Z

    Gerçekten helal olsun karşı çıktığınız İslam dini olsun da onun dışında tutunacağınız ne olursa olsun.Konfüçyus’tan alıntı yapmışsınız ama onun şu önerisini unutmuşsunuz;“hakkı güç tanımlar” esâsını değil, gökten yetki almış üste ahlâkî dürüstlüğünden dolayı uyulması esâsını”

    Ben bir Konfüçyus dini mensubu değilim dolasıyla işin total pratiği ve felsefesi beni bağlamaz. İşaret ettiği “kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma” coğrafya, politikadan bağımsız olarak
    evrensel algılanabilecek bir görüş.

    @Suat Demren

    Ben normalin sesiyim, anormalliklerin değil.

    Anormallik-normallik ölçütü neye göre?

    @knz
    örneğin barış akarsu bir çok genç kıza ne kadar cazip gelirdi., sürme çekse bile erkeksi bir cazibesi vardı. yakışıklı cazip erkek diye bişey herzaman var olmuştur.
    ve de bu dış görünüş olarak varolmuştur

    Önceden de yazdığım gibi bu aslında bir misojeni yani kadın korkusundan da kaynaklanıyor.
    Kadın cinselliğini yokmuş gibi ya da erkeğin subjesiymiş gibi gösterme eğilimi. Ne istediğini bilen kadın korkutuyor erkekleri, kıyaslama yapılması özellikle. Özellikle cahil bırakılan kadınlar işlerine geliyor.
    Gözü açılmış bir kadın, verilenle tatmin olmuyorsa yetinmeyecek daha fazlasını talep edecektir çünkü. Talepler, gücü ve iktidarı elinde tutanları sıkıştırır.
    Hepimiz Amazon olalım falan demiyorum, sadece uyum prensibinin
    deforme olmuş, dengesiz ve iğreti duruşunun değişmesi gerekiyor.

  72. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Feb 13, 2008 | Reply

    @Özgür,
    @Snowqueen,

    Birbirlerinin dışkılarını yalayarak tatmin olduğunu sanan insanlar normal iseler evet ben anormalim, kabul.

    Normallik kıstasımı şu linkteki yazıda açıkladım. Alttaki tartışmaya dikkat:

    http://www.dusunceler.org/dusunce/2007/08/20/escinsellik/

    (Google’dan kopup gelen eşcinseller yazıya hücum edip değme küfürlerle yorum ve mail kutumu şenlendirdikleri için yazıyı yorumlara kapattım.)

  73. Yazan:çuvaldız Tarih: Feb 13, 2008 | Reply

    @SnowQueen,
    SQ-Yanliş anlaşılmasın, kimseye ‘islam öğretmek’ haddime değil fakat
    bir kadın olarak, “kadının dinler içerisindeki durumunu” sorgulamak en dogal hakkımız.İnsan olarak ise, insanın durumunu.
    ÇZ- İnanmadığınız bir şeyi neden,nasıl ve niçin tartışacaksınız?
    SQ- inanmadığım bir şeyin senelerce okulda dersini görmek gibi bir durumda kaldiğim için olmasın?
    ÇZ-İnanmama durumunuz öğrenmeye başlamanızdan önceye denk gelmiş ,ilginç!

    Bazıları da inandıkları yüzünden senelerce “okumamak” zorunda kaldılar ve bundan sonra da istedikleri bir kurumda donanımları yeterli olsa da “inançları”yüzünden çalışamayacaklar.

    Siz idealinizi gerçekleştirmek için özel sektörde hizmet vermekten çekilmeyi ve daha ahlaki bulduğunuz için okuduğunuz devlet okulunda (kamu?)öğretim görevlisi olmaya karar verebiliyorsunuz. Bunu da gerçekleştirmenize “dine inanmamışlığa inanmanız” engel teşkil etmiyor.

    Bir dine inanmadığınız için baş örtmeyi de anla(ya)madığınızdan dolayı,birkaç kez yazmış olduğunuz gibi üniversite eğitimi alınmasın başörtüsüne karşı değilsiniz ve sizden daha fazlasını da beklemememiz konusunda da bizi uyarmıştınız.

    Sonuç olarak baş örüsü ile karşınıza gelen birine eğitim vermeye hazırsınız ama sizin gibi birine baş örütülü birinin eğitim vermesine razı değilsiniz!

    İnsan olarak ilgilendiğiniz “insan olma” durumu bu işte!

    Şimdi yazdığınızı bir kez daha okuyun,size ne kadar samimi gelecek!

    “kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma” coğrafya, politikadan bağımsız olarak evrensel algılanabilecek bir görüş.

    Politka ve coğrafyadan bağımsız bir insan hakları savunucus gibi görünüyor musunuz?

    Ben bir Konfüçyus dini mensubu değilim dolasıyla işin total pratiği ve felsefesi beni bağlamaz.

    Peki ya bağlayanlar da mı sizi ilgilendirmez?İlla siz mi o pratiğe ve felsefisine siz “onay” vermek zorundasınız?
    * * *

    Keşke Balbazar burada olsaydı,18 yaşına kadar din eğitimi verilmesine karşı olan biri olarak,kendisine dinsizlik dikte edilmiş bir insanın kaleminden özgürlüklere ve inançlara nasıl yaklaşıldığını ilk ağızdan öğrenebilirdi!

    Dini öğrenmeden ona karşı olmayı sanırım ebeveynlerinizden aldığınız eğitime borçlusunuz o halde ailelerinden aldıkları din eğitimi nedeniyle başlarını örten kızları da anlayabilirsiniz.Sizin dinsizliğiniz anne baba baskısından değilse onlarınki de değildir!

  74. Yazan:Özgür Tarih: Feb 13, 2008 | Reply

    Suat, buradan devam etmemi ister misin?

    Öncelikle konu hakkında üzgünüm ki hemen hemen hiç bilgin yok. Konuya felaket yabancısın.

    Neden insanları yatakta yaptıklarıyla yargılamaya bu kadar meraklıyız? Medeni insanlar başkalarını kalpleriyle ve beyinleriyle yargılamalıdır. Yatak odasında ne yaptığıyla, ya da giyimiyle, ırkıyla değil.

    Başörtüsüne karşı insanlar argümanlarıyla ne duruma düşüyorsa sen de yabancı olduğun bir konuda yazı yazarak aynı duruma düşmüşsün.

    Eşcinsellikle ilgili kaç bilimsel kaynak okudun? Bu yazıyı yazmadan önce kaç tane eşcinselle konuştun, o insanların neler yaşadığını veya neler hissettiğini ne kadar biliyorsun?

    Öncelikle son yıllarda yapılan araştırmalar cinsel yönelimin büyük oranda biyolojik (genetik+hormonal) sebeplere dayandığını söylüyor. Ki cinsel yönelime “tercih” demek, dünyaya düz demek kadar abes.

    Neyse senin tanımlarına geleyim:

    A) Hedonizm
    Birincisi olaya çok dar açıdan bakıyorsun. İnsanlar kime ilgi duyacaklarını kendileri tercih etmezler. Kimse canı isterse kadınlara, canı isterse erkeklere ya da canı isterse çocuklara ilgi duyamaz. Dostum bu güneş gözlüğü değil, çıkartıp takasın:) Kime ilgi duyduğun ergenliğin hemen başlarında sabittir ve daha sonra da değişmez.

    Yani bir erkek eğer ki bayanlara ilgi duyuyorsa bayanlarla ilişkiye girmekten zevk alır. Bir başka erkekle (aktif olarak) ilişkiye girmek fikri ona tiksinti verici, mide bulandırıcı gelir. Yani bir heteroseksüelin tutup da “zevk” için bir gayle yatması gibi bir iddia oldukça anlamsız kalıyor. Yani kimse zevk için bilmem ne sebepten eşcinsel ilişkiye girmez. Ancak uzun süre kadın bulamadığı içi girer, o da bir kere iki kere ve zevk filan da alamaz.

    Kaldı ki eğer gerçekten insanlar hedonizm adına bunu yapsalar bu kadar tiksinti duyulacak ne var ki? Bir eylem başkasına zarar vermiyorsa ahlaksızlık veya kötü değildir.

    Sen onu bu yüzden tiksinti verici bulursun ve bir başkası senin giyim tarzını, ya da bir bayanın başörtüsünü tiksinti verici bulabilir. Bence felaket sabit fikirli bakıyorsun.

    2) Biyolojik eşcinsellik
    Suat, Amerikan Psikloji Derneği, Amerikan Psikiyatri Derneği, Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa Psikoloji Derneği ve hatta Çin Psikoloji Derneği bile eşcinselliği hastalıklar listesinden sildi. Üstelik bundan 30 yıl önce silindi.

    Sence senin tıbbi bir konuda yorum yapman doğru mu? Yani sen doktor değilsin. Yüz binlerce psikolog ve bilim adamından daha mı iyi bildiğine inanıyorsun?

    Üstelik kaldı ki gerçekten hastalık olsa bile, bunu insanların “gözüne sokmanın” alemi ne ki? Neden o insanlara siz hastasınız, siz hastasınız deme gereği duyuyorsun?

    Dine inanmanın hastalık olduğunu söyleyen bir sürü insan var (delusional disorder, sanrısal bozukluk). Ve bu “eşcinsellik hastalıktır” iddiasından çok daha çarpıcı, akla yatkın ve bilimsel bir iddia. Ama biri ikide bir gelip dine inandığın için sana hasta dese, hoşuna gider mi?

    Eşcinsellik doğanın/tanrının bir sunumu olabilir. Mesela heteroseksüel bireyler çocuk yetiştirmekle meşgulken eşcinsel bireyler toplumun ilerlemesi için çalışmaları için böyle yaratılmış olabilirler (Tarihteki birçok önemli dehanın eşcinsel olduğuna bakarsak). Ya da eşcinsellik bir çeşit nüfus planlama sistemi olabilir. Araştıramalara göre bir kişinin ne kadar çok abisi varsa eşcinsel olma ihtimali o kadar yüksek.

    Eşcinsellik üremeyi sağlamadığı için anormal demişsin. Peki ya anal veya oral ilişkiden çok zevk alan ama asla vajinal ilişkiyi sevmeyen heteroseksüeller? Ya da karşı cinsle bu ilişkileri zevk için yapan “hedonist” heteroseksüeller? Ya da senin tanıdığın en kadınsı kızdan, hem fiziksel hem zihinsel daha kadınsı olan eşcinseller? Suat cinsel yönelim bugün bilim adamları tarafından hala tam olarak anlaşılamamış bir konu ve bu konu hakkında bizlerin yorum yapmaya hakkımız olmadığına inanıyorum.

    Suat bir de demişsin ki niye eşcinseller kendilerini göstermeye bu kadar meraklı? Ve yatak odalarına dönmeliler tıpkı bizim gibi demişsin. Bu dediklerini duyunca kulaklarıma inanamadım.

    Sadece internette yaşamıyoruz. Gerçek hayatta şu güne kadar eşcinsel olduğunu açıkça söyleyen kaç kişi gördün Suat? Ben hiç görmedim. Eşcinsellerin toplum içindeki oranının %3 olduğu tahmin ediliyor. Bu az gibi gözükebilir ama aslında az değil. Ortokuldan itibaren, lisede, üniversitede, mahallende, iş hayatında, çevrende, akrabaların arasında bir sürü eşcinsel tanıdığın vardı Suat; ama sen heteroseksüelliği rahat rahat, göstere göstere yaşarken — kızlara çıkma teklif ederken, kız arkadaşınla dolaşırken, şu kızdan hoşlandığını arkadaşlarına anlatırken, eşinle evlenirken — o insanlar, senin açıkça yaşadığın heteroseksüelliğinin aksine, eşcinselliklerini bırak yatak odasına gömmeyi, kendi kalplerinin derinliklerine gömmüştü ve cinsel ve duygusal hayatlarını yaşayamıyordu. Ama sen onları heteroseksüel sanıyordun. Ne de olsa bu toplumda kimse aksini iddia etmedikçe default heteroseksüel değil mi?

    Kaldı ki eşcinsellere karşı ne kadar düşmanlık yapılırsa, onlar da o kadar inatlaşır ve kendilerini göstermeye çalışır. Bu tüm gruplar için geçerlidir. Bir gruba ne kadar baskı yaparsan, ne kadar saldırırsan, o gruptaki insanlar da o kadar fanatikleşir. Artı bir insanın ben eşcinselim demesi sadece yatak odasıyla ilgili bir şey değil. Neden sadece aklına o geliyor? Bir insanın tüm duygusal hayatını tüm davranışlarını etkileyen bir şey.

    Suat, bence bir insan olarak, eşcinseller hakkındaki bu düşüncelerini bırakmalı, o yazıyı silmeli ve en az başörtülü kızlarımızı savunduğun şiddetle 13-18 yaş arası intihar oranı 6 kat fazla olan eşcinsel gençlerimizi de savunmalısın. Çünkü onlar bu toplumda herkesten fazla eziliyor ve dışlanıyor. Bunu asla hak etmedikleri halde. Ve o insanlarla dalga geçen, onlara lanet eden, dışlayan kişiler hakkında birkaç çift laf etmelisin, eğer samimiysen.

    Konuyla ilgili biraz daha fazla bilgi için sitemde konu hakkında yazdığım yazıya bakarsan sevinirim.

    Ve küfür konusuna gelirsek, kusura bakma ama zaten acı çeken, dışlanan ve hak etmedikleri bir şekilde 2. sınıf vatandaş yerine konan insanları savunmak yerine onlar hakkında yanlış ve kötüleyici yazılar yazarsan, onların da sana küfür etmesi normaldir. Şikayet etmemen gerekir. Öyle bir yazıyı yazdıktan sonra sırf politically-correct olmak için sanki o insanların itilip kakılması normalmiş gibi “itilip kakılmalarına” karşıyım demek açıkçası hakaret gibi.

    Unutma ki o yazıyı okuyan ya da bu toplumda yaşayan eşcinsel olan ve onlarca kitap okumuş, en iyi üniversitelerde okuyan, lisesinde okul 1.si olan, her davranışıyla insanların beğenisini kazanan ve çevrelerinde çok sevilen ama kendilerini saklamak zorunda olan ve heteroseksüel yaşıtlarının faydalandığı olanaklardan faydalamayan, 2. sınıf vatandaş muamelesi gören insanlar var. Bu durumu kaldırabilmeleri mümkün değil. Sen de olsan, kaldıramazsın.

  75. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Feb 13, 2008 | Reply

    özgür bey,

    Atlara karşı değilim ama koşmalarına karşıyım. Kuşlara karşı değilim ama uçmalarına karşıyım.

    Yanlış anladınız herhalde. Benim karşı olduğum atların uçması ve kuşların koşması… Ve dahi kanatı kesilmiş bir kuşla, kanat takılmış bir atın ortaklıkları da ne ikisini koşturabilir, ne de herhangi birisini uçurabilir. Bir de kanguru beslerlerse, biz de hayvanlar aleminden çıkalım artık; bir aslan miyav desin, minik fare kükresin…

  76. Yazan:Özgür Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    Eğer at kuş ruhuyla doğduysa ve uçmak istiyorsa; uçabiliyorsa; uçmak istemesi ve uçmasının sana zararı yoksa ve o bu şekilde mutluysa bu sizi niye rahatsız ediyor ve neden uçmak isteyen at bedeni içindeki kuşlara eziyet edip zalim rolü oynamaya devam ediyorsunuz?

    Başkası sizin özgürlüklerinize karışınca ortalığı ayağa kaldırıyor, “insanlıktan”, “özgürlükten”, “liberalizmden” bahsediyorsunuz ama sizler başkalarının özgürlüğüne savunmak bir yana karşı çıkıyorsunuz.

    Bilmiyorum acaba muhafazakar kesim ikiyüzlülüklerini maskelemek için liberalizmi mi kullanıyor, tetikte olmalıyım diye düşüneyim; yoksa muhafazakar kesim kişisel hak ve özgürlüklere saygıda yavaş yavaş büyük ilerleme kaydediyor, sevinmeliyim diye mi düşüneyim.

    Genellikle 2.sini düşünmeye çalışıyorum ama, biliyorsunuz, bazen insan sinirleniyor.

    Merak ediyorum, eğer AK-P “özgürlük” adına sadece başörtülü kızlarımız için değil diğer insanlarımız için de birkaç şey yapsaydı BİR TEK insanın onlara “gerici, şeriatçi, irticacı” demeye; laiklik elden gidiyor demeye hakları olur muydu? Olmazdı ve diyemezlerdi ama bu şekilde sapına kadar hakları var.

  77. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    @Özgür,

    Uzun uzun yazmışsın ama benim yazımdan hiçbirşey anlamamışsın. Benim neyi bilip bilmediğimi sorgulamışsın. O yazının altında konuştuğumuz boyutun ne olduğunu da anladığını sanmıyorum. (Gerçek hayatta tanıdığım eşcinsel de var. Sanalda da “gaykedi” diye birisi vardı google’dan bulunabilir. “Yatak odasını burnumuza sokmak” demekle ne kasdettiğim sitesine bakılırsa görülür.)

    Ben eşcinsellerin haklarının verilmesine karşı falan değilim (evlenmeleri dahil) Capish? Karşı değilim diye sevmek zorunda da değilim. Buna da capish? Normatif ölçütlerim bana eşcinselliğin normal olmadığını söylüyor, bunun aksine bir argüman da göremedim. Eşcinselliği kendi fikrimce değerlendirme hakkım var, tıpkı bir başkasının da heteroseksüelliği değerlendirme hakkı olduğu gibi.

    Mesela sen sitende “hakkımda” bölümünde “nefret ettiklerim” başlığına “İslam, Hristiyanlık, vs vs ” doldurmuşsun. “Bu dinlere inananlar, rencide oluyor, ikinci sınıf insan görüyorsun onları, bla bla bla…” yaa anladın mı ne demek istediğimi?

    Başörtüsü konusu da aynı. Kimse başörtülüleri sevsin demiyorum, haklarını versin diyorum. Kimse kimseyi sevmek zorunda değil. Tiksinti de duyabilir. İstediği yargıda bulunabilir ama haklarını teslim edecek. Nokta. “Niye takarlar ki bu bez parçasını” deme özgürlüğü var insanların. Benim de eşcinseller hakkında fikir belirtme hakkım var. Yaşam tarzlarını eleştirme, tiksinti verici bulma hakkım var.

    “Özgürlük” derken “ifade” özgürlüğünün çanına ot tıkadığınızın farkında değilsiniz. Liberalizm ile ilgili biraz okuma yapmalısınız.

    Tekrar edeyim, eşcinselerin ‘evlenmeleri’ de dahil (evlilik nedir ki zaten, var olan bir ilişkiyi resmileştirmek) her haklarını teslim ediyorum, daha ne yapayım eşcinsellere? Gönülleri olsun diye popomu mu döneyim bir de?

    ***

    Normallik konusu açılmışken bir de şunu sorayım:

    “Pedofili” normal midir? Veya bunun için de “normal-anormal” deme hakkımız yok mudur? (Hiç öyle “aaa, gak guk, ama..” falan demeyin, tutarlı olun.)

  78. Yazan:Özgür Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    Tanrım, ben bu dünyaya ait değilim!

    İslamiyeti sevmeyebilirim. Ama bu Müslümanları sevmeyeceğim anlamına gelmez. Sonuçta hayatta en sevdiğim insan Müslüman. İdeolojileri sevmemek ve insanları sevmemek ayrı şeyler. İdeolojiler insanın biyolojik parçası değildir. Ama eşcinsellik ideoloji mi? Zencilik ideoloji mi? Ben sosyalizmi sevmiyorum dediğimde bu sosyalist insanları rencide ettiğim veya dışladığım anlamına mı gelir?

    Suat Demren, zaten benim umrumda olan senin o insanlara hasta veya anormal oldukları düşünmen değil; bunları ifade etmen. Neden bunları ifade edip o insanları daha da üzüyorsun ki? Benim merak ettiğim neden bir yerde ezilenler ve ezenler varken, ezilenlerin üstüne gidiyorsunuz? Yani neden eşcinsellik hakkında yazı yazıyorsunuz da hiç onlarla dalga geçenler, düşmanlık edenlerden, veya bu toplum yapısından bahsetmiyorsunuz? Dinini değiştirdi diye öldürülen insanın katillerini değil dinini değiştireni eleştirmek gibi bir şey bu. Açıkçası sizden onların haklarını savunmanızı ve yatak odasında yaptıklarını normal bulmasanız bile bunu umursamamanızı bekliyorum.

    Geçenle üniversite öğrencisi bir arkadaşım mynette bir sohbet kanalına gay nickiyle girince oradaki bazı insanlar ona saldırmaya, hakaret etmeye, ve dalga geçmeye başlamışlar. Ve bu işkence faslından sonra doğal olarak çocuğunun psikolojisi berbattı. Sizden istediğim o çocuğun ne olduğunu boşverip ona saldıranlara bir çift laf etmeniz.

    Yani olayın kanuni değil ahlaki boyutundan bahsediyorum. Yukarıdaki olayın yaşandığı ülkede evlilik olsa kaç yazar, olmasa kaç yazar?

    Mesela ben de içki içilmesini ya da sigara içilmesini mide bulandırıcı bulurum ama bir insanın içki ya da sigara içmesi gözümdeki değerini etkilemez (İçkiyi abartmadığı sürece). Fakat biri tutup bir insanı sigara içti diye dışlar veya döverse o kişiyi savunurum.

    Aynı şekilde İslamiyet dinini sevmesem bile, birileri o dine inananları haksız yere suçlarsa, onları savunurum. Bunlar normal şeyler.

    Ayrıca ifade etme özgürlüğünüze karşı değilim. Sadece sizinle kişisel fikir alışverişinde bulunuyoruz.

    Ama farklı frekanslarda yayın yapıyoruz. O yüzden birbirimizi anlayabileceğimizi sanmıyorum.

  79. Yazan:Özgür Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    Pedofiliye gelirsek sonuçta onun da neden geliştiği ve neden oluştuğu bilinmiyor. Bence normal veya anormal deme hakkımız yok. Yanlış anlasılmasın, pedofiliyi savunmuyorum asla. Çocuklara zarar vermedikleri sürece zaten hisleri önemli değil.

    Ben size bir başka soru sorayım: Çok şişman bayanlardan ya da balık etli bayanlardan ya da çok zayıf bayanlardan hoşlanan erkekler normal midir? Ya da polis üniforması giymiş bayanlardan tahrik olan erkekler normal midir?

  80. Yazan:knz Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    Dini öğrenmeden ona karşı olmayı sanırım ebeveynlerinizden aldığınız eğitime borçlusunuz o halde ailelerinden aldıkları din eğitimi nedeniyle başlarını örten kızları da anlayabilirsiniz.Sizin dinsizliğiniz anne baba baskısından değilse onlarınki de değildir!

    onun için laiklik önemli ya. Çünkü dinsizliğin hakları da din ve vicdan özgürlüğü kapsamına giriyor. Kamuda dinleri ayırt edecek bir otorite yok. Bu olursa ruhbanlık olur.din devleti olur. Din devleti değilse, bütün inançlara eşit mesefade tarafsız bir bölgedir.

    insanlığı bugüne getiren bilgi birikimi nasıl oluştu ? yöntem, sorgulama, eleşitirsel düşünme
    gibi kişiyi hayatta tutacak bilgi mirasını aktarır okul.

    kişi ne ailesinden, ne de başka yerlerden inaç satın almaz. KURAN SİZ ŞUNU DER. YA atalarınız yanlış biliyorsa ? Kişi kendi inacını kendi oluşturur. insanlara bu hak verilmesi lazım. bu fırsat verilmesi lazım. güdülenmiş dindarlık hak değildir. yaşadığımız kültür olarak zaten islmaiyet çok uzaklarda arayacağımız bişey değil.

    selam özgür, o dükkanlar da rahibeli kasetler de oluyor. o kesti alan insanları rahibelere saldırdığını düşünmüyorum. insan beyni çok karmaşık. trilyar tane bağlantı var. iki tanesi ters bağlantı yapsa, bunu mekanik sistem gibi düşünürüm.

    önemli olan ilgimizi, beynimizi çeşitlendirmek.
    bir tarafa aşırı yoğunluk, orda olabilcek bağlantı aksaklıklarını da yoğunlaştırır.

    öbür yanda gizlenmek de iyi değil diyorlar. Bizim toplumda seks shop yok ama, utanç verici düzeyde enset yaygın. yeryüznde cehennem yaşnıyor ama burada bunları kimse konuşmuyor. Birşey üzerini yok edince, taş atıp, recm edince yok olmuyor.

    isa nın çok güzel bir sözü var. İLK TAŞI GÜNAHI OLMAYAN ATSIN DER. suat bey ilk taşı atmaya cesaret eder miydi ? beyni bir yöne takıntı yapmış insanlara hayatın çeşitliği ile takıntı bölgesinden uzaklaştırma yolunu seçmeli.bu psikolojinin alanı. ben çok fazla bilmiyorum. Bizim sorumluğumuz kurban verme-me-nin en iyi yolunu bulmaktır.

    gayler elbetteki kendileri gibi yaşamak isteyeceklerdir, sadece ortak kamu uzlşama alanımızdır.Orada herkes biraz kendinden fedakarlık yapar.

  81. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    Pedofiliye karşı olanlar, 7 yaşındaki bir kızın başının örtülmesi hakkında ne düşünüyor mesela?

    Pedofili’de sizi rahatsiz eden küçük çocuklara cinsellik vermek mi,
    çocuğun henüz bilince ermediği bir aşamada rızası olmadan cinsel kimlik dayatmak ve hatta “suça” girerek eyleme geçmek(hatta bu tecavüz kapsamındadır) değil mi?

    Peki bir çocugun başını örtmekte “sen bir kadınsın, erkekleri tahrik edebilirsin” demek değil mi? Bu durumu meşrulaştırmak.

    Pedofili öyle ot gibi yerden biten birşey değil. Altında toplumun
    kollektif bilinçaltı, iki yüzlü ahlakı da var.

    Küçücük kız çocukları güzellik yarışmalarına sokuluyor, reklamlarda oynatılıyor.

    Ayrıca Pedofiliyi, eşcinsellikle kıyaslamak ne etik ne politik ne de düşünsel anlamda doğru bir tavır değil.

    Eşcinsellik bir hastalık değil, homofobi bir hastalıktır ve tedavi edilebilir.

  82. Yazan:T. Suat Demren Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    Kızlarda reşit yaş 7 değildir, bu bir. Reşitliği belirleyen yaş da değildir, coğrafyanın durumuna göre bu değişir.Bu “üreme” yetisi kazanması ile alakalı bir husustur İslam’da kız çocuklarını reşitliği.

    Dolayısı ile pedofili konusuna giren yaştakı çocuklar reşit değildir islam’da. Reşit olmayan kız çocuğu da islamın hükmünden sorumlu değildir. neyi meşrulaştırmıyor oluyormuş, sorumlu bile değilken.. Sorumlu olduğunda zaten pedofoliye konu olaak yaşı geçmiştir, reşittir çünkü.

    Sallarken usturuplu sallayın bari. Gelenekle dini karıştırmayın.

  83. Yazan:T. Suat Demren Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    Başörtüsü konusunda iyi bir röportaj:

    http://www.izlenimler.net/2008/02/14/yanilgi/

  84. Yazan:çuvaldız Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    @ Özgür,
    Aynı şekilde İslamiyet dinini sevmesem bile, birileri o dine inananları haksız yere suçlarsa, onları savunurum. Bunlar normal şeyler.

    Haksız yere!Savunmak(!)için ortada bir haksızlık olduğuna ÖNCE sizin mi inanmanız gerekiyor,yazdığınızdan bu anlaşılıyor da!

    Hayır,bunlar “normal şeyler” değil !Bu cümleyi kuran biri,kendini “hüküm veren” yerine koyuyor demektir.
    İnanmadığınız,sevmediğiniz din üzerinden “haklılık yada haksızlık “ sonucuna varmanız sizi o dinin yargıcı pozisyonuna taşır!Bir cerrahın,inşaat mühendisinin işine karışması kadar saçma!

    Haksızlık ,“sizin sahip olduğunuz vatandaşlık haklarına “diğerinin sahip olmamasıdır.
    Haksızlık suç isnadı ile başlamıyor anlayacağınız!

    Baş örtülü birinin hizmet alan-veren “hakkına” sahip olmasını savunmanız için önce irticai faaliyet ve laikliğe tehdit olmadığına ikna mı olmanız gerekiyor?
    Başörtüsü ve eşcinselliği bu vatandaşlık hakkı kapsamında değerlendirildiğinde; “eşcinseller cinsel tercihlerinden/yönelimlerinden dolayı kamu alanına giremez” sonucuna ulaşamıyorum bu nedenle de devlet gücü/yetkisi kullanılsın diyemiyorum.Kamu kuruluşlarında “kıyafet yönetmeliği” var ama “cinsel yönelim yönetmeliği” yok!

    * * *

    Bir özel sektör “başörtülü” çalışanı olmasını istemediği gibi “eşcinsel” çalışanı olmasını da istemeyebilir.
    Bir işveren başörtüsü yada cinsel eğilimi yüzünden çalışanını işten çıkaramaz, kanunen böyle bir hakkı YOK!

    Eşcinsel biri illa da ben bayan basketbol milli takımında oynayacağım diyorsa bunu sanırım basketbol federasyonu ile tartışmak gerekir.

    Toplumdaki yaygın KANI kanun ile düzeltilemez.Kanuni açıklardan dolayı bu kanı insanlar arasında mağdurların var olmasına sebep oluyorsa elbette bu açığın düzeltilmesi için gereken yapılmalıdır.”resmi evlilik” gerçekleştirememek dışında eşcinseller açısından kanuni mağduriyet yaratan bir başka konu aklıma gelmiyor.Tabii önce aile kurumunun da tanımlanması gerekecektir,anayasada “aile” üzerine temellendirilmiş başka kanunlar da var.Boşanma,miras vs. Kısaca, oldukça kapsamlı bir değişiklik yapılması gerekecektir yoksa bir iki madde ekleyerek bu sorunun eşcinselleri tatmin edecek şekilde çözümleneceğine inanmıyorum.
    Aile kurumunun tekrar tanımlanması,oldukça radikal bir adım olurdu!Bunu yapmaya cesaret edebilecek bir babayiğit pardon bir cinsel yönelim düşünebiliyor musunuz?
    Kanuna şunun eklenmesi çok ilginç olur ”kişinin fark edilebilir cinsel yönelimleri,hak ve özgürlüklerini sınırlayıcı olamaz”.Daha önce SnowQueen,”Cinsel yönelim”ifadesinin anayasada ter amasını istemişti.”Cinsel yönelim”tanımına anayasada ihtiyaç yok ki,eşcinseller biyolojik formlarına itiraz etmiyorlar sanırım.Onlar kendi ifadeleri ile sadece”kadın bedenine hapsolmuş erkek,erkek bedenine hapsolmuş kadınlar”.
    Kendilerine nasıl hitap edilmesini istiyorlarsa bunu ifade etmek durumundalar,Kadın gibi hissediyorken birilerinin kendilerine beyefendi demesinden “toplum tarafından yok sayılıyoruz,dışlanıyoruz” yargısı çıkarılamaz herhalde!Teşhis edilebilir cinsel yönelimleri olanlara karşı geliştirebilecek tavır “bireysel”dir.
    Ama öncelikle,eşcinsellerin de toplumdaki varlıklarını inkar etmemeleri gerekli,iki yüzlü bir kolaycılığa sığınmamaları ve eğer varsa karşı karşıya kaldıkları haksızlık ses çıkartmaları gerekir.
    Popüler olmuş,pek çoğumuzun bildiği eşcinsel sanatçı,yazar,işadamı vb.var.Cemil İpekçi dışında bunu ifşa edebilecek kadar kendini kabul etmişine denk gelmedim.Cinsel yönelimlerinin kabul görmesini beklemekten önce kendilerinin de kişilikli bir duruşa sahip olmaları gerektiğine inanıyorum.Sizin cümlelerinizi kullanarak yazarsam ben eşcinsellere haksızlık yapıldığını düşünmüyorum.kamuflajlı yaşamın kolaycılığına sığınıp sonra da bizi siz bu pozisyona itiyorsunuz,bize kanuni haklarımızı verin ki biz aslımıza rucu edelim demek sadece kendini hala kabullenmemek demektir.

    Başörtülü kızlar,başörtülerini çıkarmadıkları için bir bedel ödediler ve eğitim alamadılar,doktor,mühendis yada bir başka meslek sahibi olamadılar.Eşcinseller,toplumun sahip olduğu yaygın “KANI”yı değiştirmek için kaybetmeyi göze alacak kadar cesurlar mı?Cevap ararken Cemil İpekçi’yi düşünün lütfen!

    Benim merak ettiğim neden bir yerde ezilenler ve ezenler varken, ezilenlerin üstüne gidiyorsunuz?

    “Ben hiç kimseye hayat tarzı dayatımının yapılmaması gerektiğini savunanlardanım. Eşcinselleri de bundan azade görmem. İster hedonistce yaşasın, isterse içten gelen dürtüyü engellemiyor olsun; bu bir tercih meselesidir, kesinlikle böyle bir tercihi hoş görmesem de, hor görülmelerine, itilip kakılmalarına karşıyım.(Suat Dermen)”
    http://www.dusunceler.org/dusunce/2007/08/20/escinsellik/

    Sizin bu son paragraftan sonra “ezilenler” edebiyatı yapabilmeniz nasıl bir yaklaşımla mümkün olabilir?
    Yazılan metnin anlamını yok sayıp,anladığı ile yorumladığı, ifade edilmeyen “yanlış” sonuçlara varıp sonra da o insana fikrini açıklama demek tuhaf bir özgürlük anlayışı değil mi?

  85. Yazan:knz Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    Kamu kuruluşlarında “kıyafet yönetmeliği” var ama “cinsel yönelim yönetmeliği” yok

    herşeye ayrı yönerge çıkmaz zaten.Dünyanın hiçbir yerinde eşcinsel simgelerle öğretmenlik yapılmaz. Küpe takan erkek küpesini çıkartıyor. İngiltereden çok iyi biliyorum.
    Bu vicdani alana giren bişey değil.meseleki ilkelerle hallediliyor. bazı liberal gruplar buna karşı. flimler çeviriyorlar. önemli olan ne öğrettiği diyorlar.

    dini simgeler vicdani alana girdiği için dini simgelerin gösterimi tammamen başaka nedenden dolayı ksıtlanmıştır.

    bence ortak olan şey hizmet verenlerin kuşkulu, tartışamalı alanlardan kendilerini uzak tutması, eşit mesefade durmasıdır.

  86. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    @Gelenekle dini karıştırmayın.

    Gelenekle dini ayıralım, peki İslam’da neden kızların reşit olma ve evlenme yaşı hakkında gayet “geleneksel” bir noktadan hüküm verilmiş?
    Bugün 9 yaşında “üreme yetisi kazanmış” biriyle evlenebilir misiniz mesela? Evlenebilmeli misiniz?
    Argüman böyle olmamalıydı.

    Gelenekle din, hatta hukuk herşey karışmış.
    Pedofiliyi de toplumun bilinçaltından ve onu meydana getiren unsurlardan bağımsız değerlendiremezsiniz.
    Hangi zamanda, hangi coğrafyada neye kime göre derler adama…
    Bugün 18 yaşından küçük biriyle cinsel ilişkiye girmek yasak.
    İstismarı önlemek için çoktan regl olmuş insanlara “hayır, sevişemezsin, kanun izin vermiyor” diyorsun.

    Eşcinsellikle pedofiliyi aynı kulvara koyamazsınız.

  87. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    şöyle bir yanlışlık var
    eşcinseller için “kadın bedenine hapsolmuş erkekler ya da erkek bedenine hapsolmuş kadınlar” demek doğru bir tanım değil.

    Bu demek oluyorki, bütün eşcinseller “travestilik/transeksüellik” eğilimi gösteriyor yani cinsiyetini değiştirmek istiyor.
    Oysa benim birçok eşcinsel arkadaşım “ben kadın değil, erkeğim”der.
    Dayatmacı “erkeklik” rolleriyle problemleri var.
    Anayasada böyle bir madde ekleme talebi eşcinsel kuruluşlarının
    haksızlıklarla karşılaşmaması ve “toplumun çekirdeği heteroseksüel aile” hegemonyasını değiştirmek için.

    Cinsiyet ilişkileri bu şekilde formülize edilemeyecek kadar komplike.

    Cemil İpekçi eşcinselliğini dışa vurması bakımından önemli bir örnek.
    Ama escinsel olduğu için Cemil İpekçi’nin her yaptığı davranışı beğenecek değilim.
    Cemil İpekçi, muhafazakar hayat görüşü(ve finasman karşısında ileri görüşlülüğü!) sayesinde AKP’yle flört halinde.
    “onların istediklerini söylemediği için” kabul edilmeyenlerin çabası
    daha kayda değer nazarımda.

  88. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    @Snowqueen,

    İslam gerçekçi bir din. Hatta en materyalist din de denebilir.

    Toplumların algıları da değişiyor. Üreme yetisini kazanma yaşı değişik bölgelerde farklılık arzediyor. Bugün toplumsal algı bakımından bu erken bir yaş olarak görülüyor, ancak işlerin doğada böyle yürümediğini biliyoruz. Sonuçta regl olmuş, yani “ergen” bir “dişi”den söz ediyoruz. Bu bir alt sınır, benim bugünün şartlarında “evlenmem” demem toplumsal algı ile alakalı birşey. Öte yandan bu “dişi” ilişkiye girse çocuğu olacak, yani ergen birisi. 200 yıl sonra bu toplumsal algının değişmeyeceğini kim garanti edebilir? İslam evrensel bir dindir.

    Gelenek diyoruz. Mesela dün Taraf’ta okudum, şaşkınlıktan sandalyeden düşüyordum. Nijerya’nın bazı bölgelerinde kız çocukları regl olduktan sonra ilk olarak onlarla bbaları birlikte oluyormuş. O gelenekte bu, babanın bir görevi, çocuğunu hayata hazırlama davranışı olarak görülüyormuş. Dıştan bakıp “vay terbiseyizler” demek meseleyi halletmiyor, Nijeryada’ki babaya göre bu gayet “normal” bir davranış.

    İnsanların nerelerde nasıl savrulduğunu görünce, İslam’ın evrensel açıdan çizdiği sınırları, değişen toplum dinamik ve yargılarının sınırlarına göre olan esnekliğini, tüm bu örnekleri göz önüne aldığımızda daha iyi anlamak mümkün.

    “Normallik” tanımlaması yapmayın, bu hakkı nereden alıyorsunuz?” derken bu konuda biyolojik gerçekliği bile ezip geçerek “ergen” için normatif ölçütler belirlemeye kalkmanız da ilginç bir çelişki.

    Hadi bakalım, nur topu gibi bir normallik sorusu daha: Enset ilişki normal midir? Değil ise neden değil?

    Bu işin içinden çıkmak kolay gibi yorumlar yaptınız, estiniz gürlediniz ama görüldüğü gibi tıkandınız, tıkanırsınız.

    O yüzden baştan dediğimi diyeyiim. Herkes kendi normatif ölçütlerini belirleme hakkına sahiptir. Kimisi de bir ölçüye karşıdır. (O zaman da pedofoli, ensest vs sorularla uğraşıp durur, tutarsızlığa düşer. ) “Kimse kimsenin hayat tarzına müdahil olmasın yeter dememiz boşuna değil.” Tek tip düşünmek zorunda değiliz.

    Bir daha “neye göre normal” diye sormadan önce iki kez düşünün.

  89. Yazan:çuvaldız Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    @ SnowQueen,
    Cinsiyet ilişkileri bu şekilde formülize edilemeyecek kadar komplike.

    Formülize edilemeyen nasıl kanunlaşacak?
    Komplike olduğu zaten belli ve kimse de sadece “eşcinsel” oldukları için bir ayrımcılığa muhattap olmalarını tasvip eder şekilde bir şey yazmadı burada.
    Yukarıda Suat bey’e cevap verirken sizin de yazdığınız gibi kulvarlar nasıl belirlenecek kime göre,kimin cinsel yönelimine göre?

    başörtüsünde politikacının kitaba,ulemaya danısşması gibi cinsel yönelimlerde de tıbba mı danışacağız?

    Bunu yapmaya çalıştığınızda “çene altı baş örtme” çözüm(!)formülüne ulaşmak kadar saçma bir gruplama oluşturmak zorunda kalırsınız.Cinsel yönelimleri çocukları içermeyenler,hayvanları içermeyenler,ölüleri içermeyenler vs vs.

    * * *
    eşcinseller için “kadın bedenine hapsolmuş erkekler ya da erkek bedenine hapsolmuş kadınlar” demek doğru bir tanım değil.

    Bu bana ait bir tanım yazımda da bu vurgu var zaten.

    Bu demek oluyorki, bütün eşcinseller “travestilik/transeksüellik” eğilimi gösteriyor yani cinsiyetini değiştirmek istiyor.

    Ama tarnseksüel eğilim gösterenler var değil mi?O halde yazdığım cümle tamamıyla değil bir kısım için “doğru” değil!
    Bu da bir sorun daha çıkarıyor;cinsel yönelimleri bir de lat başlıkları ile ele almak zorundayız(!) aksi taktirde bazılarına haksızlık edilmesi söz konusu olabilir.

    Oysa benim birçok eşcinsel arkadaşım “ben kadın değil, erkeğim”der.

    Eee?Hayatını idame ettirebilmek için anayasa hükmünde gerçekleştirilmesi gereken bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç duyuyor mu?

    Dayatmacı “erkeklik” rolleriyle problemleri var.

    Yapmayın snowqueen,kimin buna benzer problemi yok ki.Ben de en büyük çocuk olma dayatmacılığına maruz kaldım ama psikoloğa gittim,kanun çıkarılmasını talep etmedim.Ama aklıma “Ailenin en büyük çocukları derneği”ni kurmak aklıma gelmedi .-),belki o zaman ben de devlete karşı dayatmacı olabilirdim ve “büyük çocuk” sıfatından kanun yoluyla kurtulurdum :-))
    tabii bunlar şaka,konuyu basite indirgemek değil.
    Ama merak ettim nasıl rolleri “dayatmacı erkeklik rolleri olarak” kabul ediyorlar?Hammallık,askerlik,sünnet gibi mi?
    Bir dakika ama sizin ısrarla altını çizdiğiniz gibi,bizim toplummumuz “erkek egemen” ataerkil
    o zaman istedikleri role soyunabilirler,öyle değil mi?

    Anayasada böyle bir madde ekleme talebi eşcinsel kuruluşlarının
    haksızlıklarla karşılaşmaması

    Bunu “dini cemaatlere özgürlük” olarak da yorumlayabilir miyim?

    ve “toplumun çekirdeği heteroseksüel aile” hegemonyasını değiştirmek için.

    neden toplumunki değişmek zorunda?Onlar kendi aralarında kendi “aile” çekirdeklerini zaten oluşturabilme hakkına sahip değiller mi?Resmi evlilik gerçekleştirmek “aile” olmak için yeterli midir?o zaman sizinle daha önceki tartışmalarımızda neden evlilik kurumunun çürümüşlüğünden dem vurdunuz da üyelerini iki yüzlü olmakla suçladınız?

    Bu “resmi tastikli aile” olma çabasının ardında “çocuk” sahibi olabilmek fikri de var mı?

    Var derseniz Suat bey’in en başta itiraz ettiği “doğa” kanunlarına dönmüş olursunuz.Çocuk oluşumu için en DOĞAL yönten bir dişi ve bir erkek olmasıdır ki siz de eşcinsel yönelimin DOĞAL olduğunu kabul etmemeizi bekliyorsunuz.

  90. Yazan:çuvaldız Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    @ SnowQueen,
    Cemil İpekçi, muhafazakar hayat görüşü
    Bu muhafazakarlık ne menem bir şey;beni katı ahlakçı Cemilİpekçi’yi fırsatçı yaptı.Oratama göre renk değiştiren bukelemun cinsi olsa gerek!

    O halde size de muhafazakar denilebilir.

  91. Yazan:knz Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    Nijerya’nın bazı bölgelerinde kız çocukları regl olduktan sonra ilk olarak onlarla bbaları birlikte oluyormuş. O gelenekte bu, babanın bir görevi, çocuğunu hayata hazırlama davranışı olarak görülüyormuş. Dıştan bakıp “vay terbiseyizler” demek meseleyi halletmiyor, Nijeryada’ki babaya göre bu gayet “normal” bir davranış

    ensest iki nesilden sonra sakat çocukların diğer çocuklardan fazla olmasına neden olur. onun için biz enseti kabul edilir bulmayız.

    nijerya ile ilgili haber tamamen uydurma olduğuna eminim. Çünkü eğer haber doğru olsaydı, bugün nijaryada aşikar genetik bozukluğa sahip insanlar olurdu. yani daha doğrusu nijaryalı diye bişey olmazdı.

    aynı şey yamyamlık için de geçerli.
    neden yamyam değiliz diye hiç düşündünüz mü ?
    eğer olsaydık çoktan neslimiz tükenmiş olurdu.

    insan etindeki bir protein biizm genetik şifremizi bozuyor. bİRKAÇ NESİLDE BİTİYORSUN.

    Şu evrim teorisi dersinde dalga geömesek ne güzel bilgiler öğreneceğiz.

    türk toplumu enset açısından dünya birincisi çıkabilir. iyi bir toplum değiliz. hollandadan kötü bir örnek olabliriz. hatta kötü örneğiz.

    batının ahlaksızlığını aldık derken önce burnumuzun ucunu görmek lazım.

    biz de bu tür çocuklar öldürülüp gömülüyor ve kayda alınmıyordur . muhtemelen. herşey gizli örtülü, iki yüzlü olmak zorunda kalınıyor.

  92. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    @Knz,

    Aslına seni muhatap almıyorum ama bilip bilmeden salladığın bir yere değinmeden edemedim.

    N,jerya konusunda araştırmayı yapan Diyarbakırlı sosyolog Aslan Özdemir. Bu çalışması sebebiyle Uluslarası Psikoterapi ve Meditasyon Kongresi’ne davet edilmiş ve tebliğini sunmuş. A. Özdemir’in çalışması Kongre tarafından Nobel’e aday gösterilmiş. 13 Şubat 2008 tarihli Taraf gazetesi 4. sayfada ayrıntıları var.

    “Uydurmadır” diye sallamadan önce biraz okunana, yazılana saygı gösterin.

    Bir de “birlikte olmak” demek illa hamile kalmak demek değildir. Ayrıntılar Haydar Dümen’de..

  93. Yazan:knz Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    sosyolgların bu çalışmayı biyoglara danışması gerekirdi. burnu havada sosoyaloji olmaz ki.

    suat bey, siz yazdığımı okuyun.
    enset insanların genetik şifresi yamyalık gibi bozar. sakat nesiller doğar. eğer bir toplumda ensest nesiller boyu sürekli devam ediyorsa ortalıkta sakatlardan başka kimse kalmazdı. Bu olay tek tük oluyorsa toplum bir ölçüde tolere edebilir.

    olay şöyle olablir belki. çünkü o toplumda hamileliği önyecek yöntemler yoktur.
    ya o dediğin ilişki cinsel birleşme değil.
    veya o çocukların doğmasına izin vermiyorlar.
    araştırmada bu durum belirtilmemiş. Orda eksik bişey var. ve kötü yanılgıya sebep olablir.

    bunu tamamladığım için bana teşekür edeceğinize,kafama kafa kakmayın. insan fıtratı hakkında bir katkım oldu.

    antropolojik bir çalışmayı sosyalogların yapması sorgulanır sonuçlara neden olablir.

    şunu burada engellemye çalışmayın.
    ensest sakat doğumlara neden olur. evrimleşme sürecin de bu topluluklar hayatta kalamadıkları için, biz enseti kötü gören nesiler olduk.

    nijeryalılar nasıl hayatta kaldılar diye sormam son derece biyolojik ve geçerli bir soru.

  94. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Feb 14, 2008 | Reply

    bunu tamamladığım için bana teşekür edeceğinize,kafama kafa kakmayın. insan fıtratı hakkında bir katkım oldu.

    Neyinize teşekkür edeceğim, bir cümle ile bahsettiğim araştırmadan tek satır okumadığınız halde “eksiğini tamamladım” diye sallayıp duruyorsunuz. Siz ciddiye alınacak birisi değilsiniz.

  95. Yazan:Özgür Tarih: Feb 15, 2008 | Reply

    Suat Demren,

    Adamlara tutup siz normal değilsiniz, siz hastasınız dedikten sonra sanki onlar benim kardeşim, kuzenim, arkadaşım, yani bizden biri değilmiş de uzaydan gelmiş varlıklarmış gibi “itilip kakılmalarına” karşıyım demek ne kadar değer ifade ediyor? Örneğin tanıştığınız çok tipsiz bir adama “Hey sen tipsizsin, çok çirkinsin” diyor musunuz?

    Ya da cüceye “sen hastasın, normal değilsin” diyor musunuz? Eğer eşcinsellerle ilgili bir yazı yazacaksınız neden o insanların “anormal ve hasta olduğunu” ilan eden bir yazı YERİNE 14 yaşından itibaren bu toplumda yaşadığı sıkıntıları ve haksızlıkları anlatan bir yazı yazmıyorsunuz? Başörtülü kızlardan bahsediyorsunuz ama o kızlardan 1000 kat daha fazla ayrıma uğrayan ve her alanda dışlanan insanlar için bunu yapmıyorsunuz.

    “Pedofili konusundaki cevabınızda kaçak güreşmişsiniz, tabii konunun nereye varacağını anladınız. Mesaj alınmış sanırım. O bakımdan bırakın herkes kendi yaşam tercihine/dünya görüşüne göre fikrini söylesin, kimse kimseye ‘dayatma’ yapmasın; ‘ifade özgürlüğü’ de dahil.”

    Hayır, kaçak güreşmedim. Vermem gereken cevabı verdim size birkaç soru sordum: Zayıf bayanlara hiç bakmayan ama 130 kiloluk bayanlara ilgi duyan erkekler normal midir? Ya da yanında sürekli görünmez bir köpek olduğuna inanan, onunla oynayan, başını okşayan bir adam normal midir? Peki gökte onu yaratan görünmez bir varlık olduğuna inanan ve onun kendisine söylediğini düşündüğü emirleri kayıtsız şartsız yerine getiren bir insan normal midir? Ya da her şeyin kendiliğinden, tesadüfen var olduğuna inanan bir insan normal midir? Öleceğini bile bile sigara içen bir insan normal midir? Suat Bey bana inanın böyle bir bakışla dünyadaki herkesi normal ya da anormal ilan edebilirsiniz.

    Ama şunu ifade etmek isterim ki muhafazakar kesimi temsilen, sizin, şahsınızın, eşcinsellik konusundaki duruşu çok yetersiz de görsem, yine de çok büyük bir gelişme olarak görüyorum. Ve ülkemiz adına, daha da fazlası sizlerin çocuklarınız adına seviniyorum.

    Çuvaldız,

    Aynı şekilde İslamiyet dinini sevmesem bile, birileri o dine inananları haksız yere suçlarsa, onları savunurum. Bunlar normal şeyler.

    Tamamen iyi niyetle yazılmış bir cümleyi, nerelere çekmişsiniz, inanın şaşırdım. Burada ifade etmek istediğim bir insanın dinini, ideolojisini sevmesem bile o insanı, sırf insan, olduğu için uğradığı her haksızlık karşısında savunmak görevimdir. Ve öyle de yaparım. Örneğin haksız yere sokakta bir grup tarafından dövülen bir kişi Müslüman da olsa, komünist de olsa, Hristiyan da olsa gider yardım ederim. Kısaca insana verdiğim değerde o kişinin ideolojisi veya dini beni bağlamaz. Bunu anlatmak istedim. Yani haksızlığa uğramasının nedeninin illa dini inançları olması gerekmez demek istedim.

    Şeriatçi de olsa, ne olursa olsun tabi ki insan dini inancının emrettiği şekilde giyinip kamusal alanlara girebilmeli, üniversiteye girebilmeli ve kamusal alanda memur olarak görev yapabilmeli. Çuvaldız çok önyargıyla yaklaşmışsın ve cümlemi kötü anlama yormuşsun.

    “Haksızlık ,“sizin sahip olduğunuz vatandaşlık haklarına “diğerinin sahip olmamasıdır.”

    Çok güzel demişsiniz. Şunu unutmayın ki aynen başörtülü bir bayanın devlet sektöründe çalışamayacağı gibi, eşcinsel bir birey de kendisini ifade ederse büyük ihtimal direk işten atılır. Cinsel yönelim yönetmeliği yok ama “genel ahlak” diye bir şey var. Bu ülkede eşcinsellere veya Kürtlere baskı yok diyebilirsiniz. Ama tabi ki heteroseksüel ve Türk rolü oynadıkları sürece yok.

    Lisede okurken eşcinsel olduğu bir şekilde ortaya çıkan (mesela arkadaşları günlüğünü tesadüfen okuduğu veya bilgisayarına trojan atıp girdiği siteleri öğrenip) ve bu sebepten okuldan atılan bir sürü çocuk var. Bu da bir haksızlık değil mi sizce? En basiti okulunun bahçesinde heteroseksüelleri rahat rahat ele ele dolaşırken gören ama kendisi bunu yapamayan bir gencin yaşadığı bir haksızlık değil mi? Ya da yaşıtları rahat rahat cinsel/duygusal hayatlarını yaşarken kendi duygularıyla savaşan ve kendisini gizlemek zorunda kalan bir insanın yaşadığı haksızlık değil mi? Ama tabi burada devletin payı yok dersiniz. (Müdürün onları görüp direk okuldan atmasını saymazsak)

    “Eee?Hayatını idame ettirebilmek için anayasa hükmünde gerçekleştirilmesi gereken bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç duyuyor mu?”

    Burada daha önce Einstein’dan bir özlü söz yazılmıştı; bir tane de benden:

    “Yasalar tek başlarına özgürlüğü güvenlik altına alamaz. Her insanın ceza almadan özgürce yaşayabilmesi için bütün toplumda hoşgörü ruhu olmalıdır. – Albert Einstein”

    Örneğin başörtülü kızlarımız kanunen okula girebiliyorsa ama fanatiğin teki gelip bu kızlardan birine bu yüzden bağırıyor veya hakaret ediyorsa mutlaka o toplumda bir sorun vardır, yani mesele tam halledilmemiş demektir. Aynı şekilde anayasaya cinsel yönelim eklense bile eşcinsel bir bireyle okulunda veya mahallesinde dalga geçiliyorsa yine aynı sorun vardır. Zaten mesele eşcinsellik evlilik vs haklarını alabilmeleri değil. Mesele her eşcinsel bireyin, durumunu anladığı yaştan itibaren bunu dalga geçilmeden, dışlanmadan ve baskı görmeden çevresiyle, ailesiyle ve arkadaşlarıyla paylaşabilmesi.

    “Ama öncelikle,eşcinsellerin de toplumdaki varlıklarını inkar etmemeleri gerekli,iki yüzlü bir kolaycılığa sığınmamaları ve eğer varsa karşı karşıya kaldıkları haksızlık ses çıkartmaları gerekir.”

    Bunları söylemek çok kolay. Unutmayın ki bir eşcinsel birey de, heteroseksüel birey de aynı toplumda büyür ve aynı değerleri alır. Bir heteroseksüel eşcinsellik hakkında ne düşünüyorsa, eşcinsel birey de aynısını düşünür. Onun tek farkı cinsel ilgisidir ve bu da elinde değildir. Nasıl bir heteroseksüel için erkekliği çok değerli ve eşcinsel olma fikri utanç vericiyse, eşcinsel için de aynısı geçerlidir. Kaç tane heteroseksüel oldukça liberal bir ortamda bile 15 dak. için ben eşcinselim diyebilir? Diyemez çünkü bundan utanır. Ve utanmak elinde değildir. Aynı şey eşcinseller için de geçerlidir. Açıkçası böyle bir şey kolay değil. Bunu anlayışla karşılamanız lazım. Kamuflaj içinde yaşamak aslında hiç de kolay değil, bu yüzden yaşadıkları haksızlıkları yeterince anlattım ve mecburen böyle yaşamak zorundalar çünkü dövülme, öldürülme, dalga geçilme, dışlanma, evden kovulma riskleri çok çok yüksek. Annesiyle babasıyla yaşayan çocuk nasıl gitsin kamuflajdan sıyrılsın? Ya da oldukça hoşgörüsüz bölgelerde yaşayan bir genç nasıl durumunu açıklasın? Lütfen biraz kendinizi o insanların yerine koymaya çalışın ve olaya daha humanist yaklaşın.

    Böyle olsa da insanlar çeşit çeşit ve bu eğitimle alakalı bir şey. Nasıl eğitim seviyesi yüksek heteroseksüel bireyler eşcinsellere karşı hoşgörülüyse, aynı şey eşcinseller için de geçerli. İnternette web sitelerinde eşcinsel haklarını savunan yazılar hızla artıyor ve yazarların yaş ortalaması düşüyor. Artık sadece İstanbul’daki üniversiteli gençler değil, Anadolu’daki liseli gençler bile forumlara gidip yaşadıkları haksızlıkları anlatıyor ve çevresini bilinçlendirmek için uğraşıyor. Artık eşcinsel gençler “onlar el ele dolaşır, siz dolaşamazsınız; onlar öpüşür, siz öpüşemezsin” diyen topluma inat yavaş yavaş isyan ediyor ve henüz sadece çok sınırlı yerlerde de olsa kimseyi umursamadan dayak yeme ya da öldürülme pahasına el ele de dolaşıyor, öpüşüyor da. Artık insanlar haksızlığa baş kaldırıyor. Toplumdaki bilinç artıkça bu da artacak. Nasıl muhafazakar kesim hakları için ayağa kalkıyorsa, nasıl Kürtler hakları için ayağa kalkıyorsa, eşcinseller de hakları için ayağa kalkıyor ve bunu engelleyebilecek tek güç ölüm.

    Çok zengin ve rahat olup hala durumunu saklayanlar? Onları da hain ve umursamaz olarak görün. Her kesimde böyle insanlar vardır.

    “Sizin bu son paragraftan sonra “ezilenler” edebiyatı yapabilmeniz nasıl bir yaklaşımla mümkün olabilir?”

    Bu yazıdaki ilk paragrafıma bakın.

    Neyse artık inanın bu konuyu tartışmaktan sıkıldım. Sizlere bundan sonra iyi tartışmalar. Tanrının en güçlü beyni hediye ettiği canlı olan insanların böyle basit şeylerle zaman kaybetmesi bana utanç verici geliyor. İnsanlar genlerin sınırlarını zorlarken, evreni keşfederken, en akla gelmedik elektronik aletleri yaparken, normal bir toplumda hiçbir sorun teşkil etmeyecek, yemek yemek kadar doğal, zararsız ve normal sayılacak bir olgunun insanlara baskı ve zulüm aracı olarak kullanılmasının yanı sıra hala bir başka insanı kalbiyle ve beyniyle değil iki bacak arasındaki et parçasıyla ne yapmayı sevmesiyle yargılayan insanları; hala insanları “ne kadar erkek” diye yargılayan insanları; internette arkadaşlarıyla “uzay fiziği” tartıştığı sırada tartışmanın ortasına atlayıp oradaki bir gence “muhahaha gay lan bu” diyen insanları; hala ilkel cinsel içgüdülerinden kurtulamamış; hala dünyaya iki bacak arasından bakan insanları gördükçe içim kararıyor.

    Suat Bey’e, Mehmet Bey’e, snowqueen’e ve Ekrem Bey’e teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

  96. Yazan:çuvaldız Tarih: Feb 15, 2008 | Reply

    @ özgür,
    Bireysel hak ve özgürlükler denince ilk aklınıza gelen,okul bahçesinde el ele tutuşup öpüşmek ve cinselliği serbestçe yaşamaksa benim size söyleyeceğim bir şey yok demektir.(SnowQueen bu noktaya dikkatini çekerim!)

    İnternette web sitelerinde eşcinsel haklarını(!) savunan yazılar hızla artıyor ve yazarların yaş ortalaması düşüyor.

    Aynı şekilde anayasaya cinsel yönelim eklense bile eşcinsel bir bireyle okulunda veya mahallesinde dalga geçiliyorsa yine aynı sorun vardır. Zaten mesele eşcinsellik evlilik vs haklarını alabilmeleri değil.Mesele her eşcinsel bireyin, durumunu anladığı yaştan itibaren bunu dalga geçilmeden, dışlanmadan ve baskı görmeden çevresiyle, ailesiyle ve arkadaşlarıyla paylaşabilmesi.

    Kendini yeterince tanımamış,sahip olduğuna inandığı bilgilerden nasıl faydalanacağı konusunda bile sağlıklı bir analiz yapma olgunluğuna erişememiş bir ÇOCUĞUN,kendi duygularını tanımlamakta zorlanıyorken duygusal yada cinsel ilişkiye girmeye hazırlıklı olduğunu sanmıyor ve de ONAYLAMIYORUM.

    Okuldan kovulan çocuklara üzüldüm zira bu onlara yapılabilecek en büyük kötülük.

    Büyük bir ihtimalle aile mefhumundan,şefkatinden habersiz boşlukta savrulan çocukların duygusal olarak tutunacak dal arama çabaları.Eksikliğini hissettiği ilgi ve alakaya sıradışı yollara başvurarak sahip olma gayreti,çok yazık!

  97. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 15, 2008 | Reply

    İnsanların nerelerde nasıl savrulduğunu görünce, İslam’ın evrensel açıdan çizdiği sınırları, değişen toplum dinamik ve yargılarının sınırlarına göre olan esnekliğini, tüm bu örnekleri göz önüne aldığımızda daha iyi anlamak mümkün.

    insanlar nerelere nasıl savruluyor?
    Pratige bakarsak, çocuk pornosu indiren, 15 adamın bir kıza tecavüz ettiği hikayelerin kahramanları vb.vb. ateist veya Hristiyan mı yani?

    İslam’ın evrenselliği neden eşcinselliği yasaklıyor mesela?
    Antik Yunan’da toplumun “normal” bir davranışı olan cinsel yönelimleri yasaklamak esneklik mi?
    Evet bu örnekleri göz önüne aldığnızda kesinlikle daha iyi anlıyorsunuz.

    Regl olmakla ilgil ise,
    Dr. Aylin Özarslan Dikmen ‘in ”Kırmızı Kar”’ında şöyle yazar:
    “Kadın bedeninin denetlenmesinin en etkili ideolojik ve kurumsal araçlarından biri dindir. Tektanrılı üç büyük dinde, kadının ikincil konumu kurumsallaştırılmakta ve bunun aracı olarak âdet kanaması kullanılmaktadır.
    Din kadını cezalandırmıştır, çünkü Havva yasak elmayı Âdem’e sunarak onu ve tüm insanlığı günahkârlığa itmiştir. Yahudi din adamlarına göre Havva’nın bu ilk günahı dünyaya ölüm getirmiştir ve buna bağlı olarak âdet görme sadece kadına verilmiştir. Çünkü kadınlar (Havva) ölümlülüğe neden olarak Âdem’in kanını dökmüşlerdir. Havva’nın bu ”hatası” ndan dolayı kadınlar ağrılı doğum yapma ve periyodik kanama cezasına çarptırılmışlardır. Dikmen’in vurguladığı çok önemli bir nokta var ki o da ”Kadına verilen cezaların doğrudan onun üretkenliğiyle ilgili olmasıdır. İlkel toplumlarda, ‘venüsler’ ile kutsallaştırılan kadın üretkenliği, çağdaş dinlerde cezalandırılmıştır.”

    Ensest konusuna gelirsek, gene sapla samanı karıştırıyoruz.
    Heteroseksüel ensest/pedofili de olabilir homoseksüel de.
    Ensestte bize “iğrenç” gelen öğretilmiş ahlak yargıları aslına bakarsak,
    Ensesti daha çok “aile içi şiddet” bağlamında değerlendirmek şu aşamada daha yararlı bir yol. Türkiye’de işlenen cinayetlerin çoğu bu nedenle ortaya çıkıyor.
    Birde ensestin sınırını nerden çiziyorsunuz, kuzenlerle kurulan ilişkiler de ensest bağlamındadır ama Türkiye’de çok yaygındır.

  98. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 15, 2008 | Reply

    Bireysel hak ve özgürlükler denince ilk aklınıza gelen,okul bahçesinde el ele tutuşup öpüşmek ve cinselliği serbestçe yaşamaksa benim size söyleyeceğim bir şey yok demektir.

    bakire çıkmadığı için ya da eşcinsel olduğu için öldürülen insanların ülkesinde bunlar “bireysel özgürlük”ün önde gelen konularıdır.

    Büyük bir ihtimalle aile mefhumundan,şefkatinden habersiz boşlukta savrulan çocukların duygusal olarak tutunacak dal arama çabaları.Eksikliğini hissettiği ilgi ve alakaya sıradışı yollara başvurarak sahip olma gayreti,çok yazık!

    Aile mefhumunun şefkati demokratik bir ortamdan değil “koruyucu, kısıtlayıcı çember”den geçiyorsa daha çok tutunacak dallar aranır.

  99. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Feb 15, 2008 | Reply

    Pratige bakarsak, çocuk pornosu indiren, 15 adamın bir kıza tecavüz ettiği hikayelerin kahramanları vb.vb. ateist veya Hristiyan mı yani?

    Ne alaka konu ile? İslam=müslümanlar diyen mi oldu?

    İslam’ın evrenselliği neden eşcinselliği yasaklıyor mesela?

    Ben kaç gündür ne anlatıyorum? İslam “inananları” için normatif ölçütleri sunar, kabul eden inanır kabul etmeyen inanmaz. Bunu sorgulamak halt etmektir, sorgularsanız benim gibi bir molla kasım gelir “ensest” der, “pedefoli” der “aaa, gak, guk, kem, küm” yaparsınız. Eşcinsellik İslam’ın “insan/erkek/kadın merkezli” fıtrat yaklaşımına göre çok yerinde bir yasaklamadır. İnanan inanır inanmayan da inanamaz. Evrensellik her şeye eyvallah demek değil.

    “Din ve kadın” konusunda yine saçmalamışsınız. Hristiyan mitolojisini almayalım, çok şükür müslümanız. İlk günah gibi birşey İslam’da yoktur. Her erkek ve her kadın anasından tertemiz doğar. Geçiniz.

    Regl konusunda ise başvurularınızı “doğa”ya yapın bir zahmet. Bildiğim kadarı ile hominidler de regl oluyor ve regl olan “çiftleşmeye” başlıyor, yani artık bir “dişi” oluyor. Gidin dinden önce zamanı tersine döndürüp evrimsel süreçleri değiştirin. Maymunlarla ortak atadan geldiğimizi iddia edenlere -bu konuda çok sıkı itirazlarımız olduğu halde- darwinizm temelli çıkarımlar yapmaya başladık, tersine döndü dünya.. teistik dinlere itiraz edeceğim nerken tutarsızlık çukurunda boğluyorsunuz, daha kötüsü bundan haberiniz bile yok.

    Kafanız çok karışık Snowqueen, biraz okuma yapın siz bence.

  100. Yazan:çuvaldız Tarih: Feb 15, 2008 | Reply

    @Snowqueen,
    Geçenlerde bir yerde okudum,öz itibariyle oldukça hoşuma gitti;”başkasının burnundaki sineği yelpaze ile kovalarken,kendi boynundaki akrebi fark etmemek”

    Savunduğum düşüncenin “akrep” olan tarafını görmeye çalışıyorum ama sizin gördüğünüzü:
    Aile mefhumunun şefkati demokratik bir ortamdan değil “koruyucu, kısıtlayıcı çember”den geçiyorsa daha çok tutunacak dallar aranır.”ben görmüyorum.

    Daha önce açıklamış olduğunuz gibi,siz aile kurumunu çürümüş bulduğunuz için varlığına inanmıyorsunuz.İnanmadığınız bir kurumun şefkat tanımını yapmaya çalışmanız tuhaf değil mi?

    Devletin laikliği korumak üzere demokrat olmasına,
    özgürlüklerin “rejim”i tehdit etmemesi için “kısıtlanması” gerektiğine,
    ancak bu şekilde toplum denilen oluşumun birlikteliğinin “şefkatli” bir şekilde idame edilebileceğine inanıp, devletin “heteroseksüel” ve “hükmeden” tavrına onay verebiliyorsunuz
    ama konu aile,ebeveyn otoritesi,tecrübesi,koruyucu ve kollayıcı sevgisini temel alan yasaklar olunca birdenire özgürlük adına“devrimci” olabiliyorsunuz.Bu nasıl anlaşılması mümkün olmayan tutarsız bir yaklaşım örneğidir!

    Dilerim siz de kendi boynunuzdaki akrebi fark edebilirsiniz bir gün!

  101. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 15, 2008 | Reply

    İslam “inananları” için normatif ölçütleri sunar, kabul eden inanır kabul etmeyen inanmaz. Bunu sorgulamak halt etmektir

    Gayet de sorgulanır, sorgulanmasının önüne tabular koyarsınız asıl siz “halt” etmiş olursunuz.

    Kadın/erkek fıtratı budur diye dayatırlarsa bazıları da sorgular ve karşı da çıkar. “Kutsalımıza dokunmayın”la gelmeyin bana şimdi.

    “Din ve kadın” konusunda yine saçmalamışsınız. Hristiyan mitolojisini almayalım, çok şükür müslümanız. İlk günah gibi birşey İslam’da yoktur. Her erkek ve her kadın anasından tertemiz doğar. Geçiniz.

    Hayır geçmiyorum, orada sadece “ilk günah”tan bahsedilmiyor.
    Neden kadınların imam olması yasaktır mesela, adet kanıyla bir ilişkisi olabilir mi? Bu bir simge.

    Regl konusunda ise başvurularınızı “doğa”ya yapın bir zahmet.

    Benim “doğa”dan yana bir şikayetim yok, “kültürü baskı aracı haline getiren”den şikayetim var.

    Darwinizme “biyolojik indirgemecilik” yapmak için dönmek muhafazakar/sağ kanadın tipik özelliği. O yüzden ciddiye almıyorum.

    Ensest konusunda kem, küm yaptığım yok. Öncelikle eşcinselliği ensestle kıyaslarak armutla elmayı karıştırıyorsunuz diye yazdım.
    Ensesti “aile içi cinsel istismar” kapsamında değerlendirmenin şu an bir anlam ifade edeceğini de.
    Ensest tabusunun içgüdüsel mi yoksa sonradan mı kazanılmış olduğunu bilemem, bilmek zorunda da değilim.
    Cinsel istismar ve şiddet bağlamından başka, “ahlaksal” bir dayatmada bulunamam.
    Aramızdaki fark bu, siz “yasaklayarak” birşeylerin engellenebileceğini sanıp, ahlak öğretileriyle yapayl bir “fıtrat” yaratıyorsunuz oysa bu yapay fıtrat yeraltına çekilip, gizli yaşanmaya başlıyor ve böylece
    “iki yüzlü toplum modeli” oluşmuş oluyor.

  102. Yazan:T. Suat Demren Tarih: Feb 15, 2008 | Reply

    @Snowqueen,

    Artık iyice saçmalamaya başladınız, size laf anlatmaya kalkmak sadece vakit kaybı. Şu sözlere bakın:

    Kadın/erkek fıtratı budur diye dayatırlarsa bazıları da sorgular ve karşı da çıkar. “Kutsalımıza dokunmayın”la gelmeyin bana şimdi.

    Hayret birşey. Sanki “zorla inanın, örtünün, kabul edin” diyen var. Bir de daha altta ikiyüzlülükten yasakcılıktan sözetmiş, aylardır yasaklardan yana “ama ama ama..”larla dolu şerhlerle “lütfen” özgürlükçü kesilen sanki bendim. Çankaya’da başörtülü görmekten tiksinen “bayan”, benim hedonist eşcinsellerden tiksinmeme laf söylemeye kalkıyor, normatif ölçütlerimi sorguluyor. Ben tiksinebilirsin haklarını ver sadece diyorum o hayır tiksinemezsin tiksinirsen hastasın diyor.

    Basbayağı ensette de pedefolide de çuvalladınız, kendi normatif ölçütlerinizi sorgulamaya kalktığımız zaman fellik fellik kaçın, başkasınınkini sorgulamaya gelince aslan kesilin. Ki biz bu sorguya eyvallah diyoruz, ama siz tepemize çıkıp “bunu tanıyın, bunus sevin, bunu sevmemek hastalıktır” diye efeleniyorsunuz. Haklarını veririm ama ötesi ne oluyor? Severim öperim, nefret ederim kime ne yahu?

    Yemişim sizin tutarlılığınızı. Heryerinden dökülüyor. Darwinizm deyince de kaçmaya devam. Doğada regl var reglle beraber “dişi”lik var. Maymunlarla ortak atadan geldiğini kabul et ama regli ve doğal yapısını reddet. Tuhaf.

    İslamda kadın imam olur. Erkeklere olmamasının sebebi ise regl falan değildir. Atmak serbest nasılsa sallayın gitsin.Ki erkekelere olabileceği konusu da tartışmalı ve yoruma açıktır.

    Regl zamanı da hastalık zamanı değildir, “temizlik” ile “abdest” ile ilgilidir. Nitelik olarak aynı ölçekte kanaması olan erkek de abdest alamaz. Kadınlar bu zamanlarında dini yükümlülükleri kolaylaşsın diye sakıt edilmiş bazı şeyler. Kadınların regl zamanlarındaki ruh halini de bilecek kadar çok kadın tanıdık, bildiğiniz yobazlardan değilim ben. Kadınları bilmesek yutturmaya kalkacaksınız. Bu ruh halini de İslam yaptı pardon, kanama ve karın ağrısını da İslam yapmıştı zaten vahyle, deel mi?

    Allah islah etsin. Bir erkek arkadaşınız falan varsa da bu bilinç üstü/altına işlemiş olan ve “erkek düşmanlığı” olarak lanse etmekten çekindiğiniz için teistik dinlere olan nefretinizle bulamaç ettiğiniz tepkiselliğiniz için Allah kendisine sabır versin.

    Sizin savaşınız kendinizle daha türkçesi doğa/nız ile. Tanrı/doğa her ne ise ya da her ne amaçla ise “kadın” denen yaratık işte böyle yaratılmış/oluşmuş, siz kabul edin ya da etmeyin, böyle. Genlerinize kadar herşeyinizle savaşıyorsunuz. Armagedon gezegeninde yeşil kanlı, bambaşka tür bir yaratık olsaydınız başka olurdu elbet, ama olmamış işte, kadınsınız ve bu dünyadasınız işte. Şans.

    Bu satırları eşim de okuyor ve tavrınıza çok şaşkın. Kendi adınıza konuşmanızı istedi, o İslam’da kadının yerinden gayet memnun ve mesut.. “Kadın” olmanın letafetini sürdüğünü ve erkeklerden farklı bu “fıtratından” da çok memnun olduğunu söylüyor. Sevgililer gününde hediye bekliyor, benden güzel sözler duymak istiyor, önemsenmek, çok sevilmek, korunmak, kıskanılmak, kapsanmak istiyor; pekçok kadın gibi. Ama pardon, size göre o ikiyüzlü davranıyor, atarekillik bilmemnesini içselleştimiş mankurtlaşmış, beyni dumura uğramış falan filan bilmemne olmuş değil mi? Aldığı eğitim bile o zavallıyı bundan kurtaramamış. peh..

    Sanırım sizin erkeklerle (ve galiba müslüman) ilgili kötü bir anınız var, artık bu kanaatim pekişti.. Umarım kadınlığınızla barışır ve bunun keyfini çıkartırsınız bir gün.

    Böyle “huzursuz ayak sendromu” gibi “huzursuz erkek ve islam sendromu”yla çekilmez ki hayat..

  103. Yazan:knz Tarih: Feb 15, 2008 | Reply

    nijarya ile ilgili araştırma buraya bir gazete aracılığı ile aktarılmış.

    arada bir kopukluk var. nerden kimin koptuğunu bilemem. biliyorsanız soru hakkında birşey söylerdiniz.

    soru biyoloji sorusudur. eğer o toplumda enset son derece olağan bir davranışsa, o toplumda genetik bozukluk mutlaka olurdu. Hatta o toplum hayatta kalamadı.

    insan gibi cevap verirsiniz. araştırmada o konuya şöyle değiniliyor vs dersiniz.

    suat bey siz burada belki farketmeden bir kültüre karşı nefret aşıladınız.

    Gözaltında bir nijeryalı öldürüldü geçenlerde.
    önyargıya sebep olacak şeyler yazıyorsunuz.
    Osmanlı tarihi hakkında barbarlığın tarihi diyen ciddi araştırmalar da var.

    Bu tür bir sonuca elbette şüpheci yaklaşmalıyız.

    yamyam nedn değiliz diye hiç mi sormadınız ?
    belki ölmüş büyüklerimi öldükten sonra yeseydik onları içimizde yaşatırdık ?

    yok yapamıyoruz ? çünkü insan eti yemek biz de deli dana benzeri bir hastalık yapıyor.
    o zaman yamyamlığı ahlaksızlık sayıyoruz.

    inekler tavuk kemiği yese ahlaksız mı oluyor ?
    onu bilmem. ama inekler tavuk kemiği yiyince deli dana oluyor.

    bir diğer temel hata şu:

    bir tercihi eleştirmek başkadır.
    insanın kendisini eleştirmek başkadır.
    türbanı tercih olarak eleştirmek başka, insanı
    aşağlamak başkadır.

    ben cemil ipekçinin görüşlerini eleştirmem başka,onu insan olarak aşalığlamam yok saymam başka., özgürün yazdıkları boşa gitmedi. bilsin.

  104. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Feb 15, 2008 | Reply

    SÖZ KONUSU ÖZGÜRLÜKSE HİÇBİR ŞEY TEFERRUAT DEĞİLDİR

    BİZ HENÜZ ÖZGÜR OLMADIK…

    Üniversite kapısı sert bir şekilde yüzümüze kapatıldığı günden bu yana yaşadığımız acılar bize bir şey öğretti: Gerçek sorunumuz insanların hayatlarına, görünüşlerine, sözlerine, düşüncelerine müdahale edebilme hakkını kendinde gören yasakçı zihniyettir.

    Başını örttüğü için ayrımcılığa uğrayan kadınlar olarak tüm samimiyetimizle açıklıyoruz ki; üniversitelere başımızı örterek girmekle mutlu olmayacağız. Ta ki:

    Kürtlerin ve ötekileştirilenlerin kendilerini bu ülkenin asli unsuru hissetmesi için gereken hukuki ve psikolojik ortam oluşturulmadan,

    Acımasızca işlenen cinayetlerin gerçek sorumlularına ulaşılmadan,

    301 davalarını bitirecek düzenleme yapılmadan,

    Azınlık vakıflarının üzerinde pişkince oturanların rahatı bozulmadan,

    Alevilerin ibadetini kültürel aktivite, ibadet evlerini de kültür merkezi olarak görmekte ısrar etmekten vazgeçilmeden,

    Üniversitelerden sudan sebeplerle atılan arkadaşlarımız geri dönmeden,

    Yasakçı zihniyet bize ne zaman, nerelerde ve nasıl örtüneceğimizi dayatmaktan vazgeçmeden,

    Üniversitelerin bilimsel özgürlüğünün önündeki en büyük engel YÖK kaldırılmadan…

    Kısacası;

    12 Eylül darbe anayasasını esamesi okunmayacak şekilde ortadan kaldırıp yeni, sivil bir anayasaya yapılmadan mutlu olamayacağız.

    Birimizin diğerimiz için tehlike olduğu korkusunu yayıp bizi birbirimize düşürerek bu adaletsiz düzenini devam ettiren yasakçı zihniyet tamamen ortadan kalkmadan hiç bir özgürlük tam özgürlük değildir.

    Özgürlüklerin kısıtlanmasının ne demek olduğunu bilen insanlar olarak, bundan sonra da her türlü ayrımcılığın, hak ihlalinin, baskının, dayatmanın karşısında olacağız.

    Unutulmamalı ki;

    “Gökler ve yer adaletle ayakta durur.” (Hz. Muhammed)

  105. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 16, 2008 | Reply

    Hayret birşey. Sanki “zorla inanın, örtünün, kabul edin” diyen var

    kimse de kalkıp zorla “reklam metasi” yapılmıyor ama ne hikmetse
    bazı kadınlar buna itiraz ediyor, fikrini söylüyor, yok kesinlikle kıskanıyorlar “arka kapak güzeli” olamayacak kadar çirkinler ya ondan.

    . Bir de daha altta ikiyüzlülükten yasakcılıktan sözetmiş, aylardır yasaklardan yana “ama ama ama..”larla dolu şerhlerle “lütfen” özgürlükçü kesilen sanki bendim.

    Suat Bey siz sanrılar görüyorsunuz.
    Hangi yasakçılığı savunmuşum lütfen yazarmısınız merak ettim.

    Çankaya’da başörtülü görmekten tiksinen “bayan”, benim hedonist eşcinsellerden tiksinmeme laf söylemeye kalkıyor, normatif ölçütlerimi sorguluyor. Ben tiksinebilirsin haklarını ver sadece diyorum o hayır tiksinemezsin tiksinirsen hastasın diyor.

    Ben BAYAN değilim bu bir.
    Madem “hedonistlere” bu denli “gıcıksınız”, Çankaya’daki hedonizme de iki kelam edin. Sizin hedonizm anlayışınız içki ve seks ten geçiyor.
    Washington’da devletin parasıyla karidesli fettucine yemek ya da Chanel marka eşarp ve ona uyumlu çanta takmak halk çocukluğu:))))

    Basbayağı ensette de pedefolide de çuvalladınız, kendi normatif ölçütlerinizi sorgulamaya kalktığımız zaman fellik fellik kaçın, başkasınınkini sorgulamaya gelince aslan kesilin. Ki biz bu sorguya eyvallah diyoruz, ama siz tepemize çıkıp “bunu tanıyın, bunus sevin, bunu sevmemek hastalıktır” diye efeleniyorsunuz. Haklarını veririm ama ötesi ne oluyor? Severim öperim, nefret ederim kime ne yahu?

    O çuvalama tanımı sizin “ya siyah ya beyaz” algının ölçüsünde.
    Birşeyi yasaklamak, günah kabul etmek çözüm olsaydı bugün ne ensest ne de pedofili olurdu.
    Kimseye “ahlak bekçisi” kesilemem, durumu “istismar veya cinsel şiddet” bağlamında değerlendirebilirim şu aşamada dedim.
    Bu ülkede enset yüzünden her yil kaç tecavüz vakası oluyor.
    Beni ilgilendiren “suç” detayı.
    Daha ne diyeyim, “taksimde sallandıracaksın” mı?
    Popülizm yapmayın,

    Yemişim sizin tutarlılığınızı. Heryerinden dökülüyor. Darwinizm deyince de kaçmaya devam. Doğada regl var reglle beraber “dişi”lik var. Maymunlarla ortak atadan geldiğini kabul et ama regli ve doğal yapısını reddet. Tuhaf.

    Size göre doğada ataerkillik de var, kapitalizm de doğal.
    Doğada elbet regl var ama regl olduğu için “dışlanmak” yok.
    Vahşi doğada kutsal olanla cinsel olan arasında bir ayrım yoktur.
    Adem ve Havva’dan üremek ya da öküzün başında taşınan
    bir dünya tasviri gibi mitolojik yaradılış söylenleri yanında Darwinizmi tercih ederim ama nihayetinde bu bir teori, gelişir, değişir dogma değil. Körü körüne bağlanacak değilim.
    Biyolojik indirgemecilik gibi SAĞ söylemlere mesafemi koyuyorum
    daha ne yapayım.
    Regl olmayı reddeden kim?

    Allah islah etsin. Bir erkek arkadaşınız falan varsa da bu bilinç üstü/altına işlemiş olan ve “erkek düşmanlığı” olarak lanse etmekten çekindiğiniz için teistik dinlere olan nefretinizle bulamaç ettiğiniz tepkiselliğiniz için Allah kendisine sabır versin.

    Bu da oldukça tipik.
    Hemen “erkek düşmanlığı” yaftası:)))
    Hiç erkek düşmanı falan değilim bilakis erkek arkadaşlarımın çoğu da
    teistik dinlere benim gibi yaklaşıyor, onlar da “kendilerine düşman” olmalı. Hepimiz, fıtratımıza karşıyız değil mi, oysa güzel güzel
    “ben kadınım şöyle şöyle olmalıyım”, sen erkeksin şöyle şöyle olmalısın’ı kabul etsek, eşcinsellere hasta desek, kadınları zayıf addetsek ne işinize gelir.

    Regl zamanı da hastalık zamanı değildir, “temizlik” ile “abdest” ile ilgilidir. Nitelik olarak aynı ölçekte kanaması olan erkek de abdest alamaz. Kadınlar bu zamanlarında dini yükümlülükleri kolaylaşsın diye sakıt edilmiş bazı şeyler. Kadınların regl zamanlarındaki ruh halini de bilecek kadar çok kadın tanıdık, bildiğiniz yobazlardan değilim ben. Kadınları bilmesek yutturmaya kalkacaksınız. Bu ruh halini de İslam yaptı pardon, kanama ve karın ağrısını da İslam yapmıştı zaten vahyle, deel mi?

    Kitabin adını yazdım “kırmızı kar”. Clarissa estes’in “kurtlarla koşan kadınlar” diye de bir kitabi var. Regl kanının, sosyolojik, antropoljik ve kültürel incelemelerini burada bulabilirsiniz.

    “bildigimiz yobazlardan” değilseniz, neden bahsettiğimi anlamaya çalışın.

    Mesela, Kırmızı Kar’da “adet döngüsü ile ilgili bilimsel ‘kanıtların’, kadınlara karşı ayrımcılık adına nasıl kullanıldığını ironik şekilde gösterirken; âdet kanının aynaların sırlarını dökeceğini muştulayan Aristo’dan kızların ayhali nedeniyle yüksek öğretimde başarısızlığa mahkûm olduklarını kanıtlayan Henry Moudsley’e dek pek çok yazar ve düşünürün ileri sürdüğü ‘bilimsel gerçek’lerle dalga geçiyor ve müstehzi bir gülümseme yayılıyor yüzüne…
    Hele ki menstruasyonu; bir eksiklik, kadının penisi kaybetmesinin kanlı işareti, penis kıskançlığı, hadım edilme endişesi, ensestin gerçekleşme olasılığının yükselmesi, penis-göğüs kimlikleştirmesi, cadı korkusu, kadın mazoşizmi ve diğer ruhsal bozuklukların bileşkesi ile ilgili bir ‘bela’ olarak gören psikanalitik yazının öğretileri ile kadın bedeninin denetlenmesinin en etkili ideolojik ve kurumsal araçlarından biri olan dinin tabuları gösteriyor”

    İslamda kadın imam olur. Erkeklere olmamasının sebebi ise regl falan değildir. Atmak serbest nasılsa sallayın gitsin.Ki erkekelere olabileceği konusu da tartışmalı ve yoruma açıktır.

    Erkeklere olabileceği konusu neden tartişmalı mesela?????
    erkekler kadınlara imam olabiliyorken, kadınlar neden cemaate olamyıor?

    Sizin savaşınız kendinizle daha türkçesi doğa/nız ile. Tanrı/doğa her ne ise ya da her ne amaçla ise “kadın” denen yaratık işte böyle yaratılmış/oluşmuş, siz kabul edin ya da etmeyin, böyle. Genlerinize kadar herşeyinizle savaşıyorsunuz. Armagedon gezegeninde yeşil kanlı, bambaşka tür bir yaratık olsaydınız başka olurdu elbet, ama olmamış işte, kadınsınız ve bu dünyadasınız işte. Şans.

    Çok yanılıyorsunuz, savaşım doğamla falan değil:))))
    Sizin gibi şovenistlerle:)))

    Bu satırları eşim de okuyor ve tavrınıza çok şaşkın. Kendi adınıza konuşmanızı istedi, o İslam’da kadının yerinden gayet memnun ve mesut..

    İyi şaşkınlıklar o halde.

    Kadın” olmanın letafetini sürdüğünü ve erkeklerden farklı bu “fıtratından” da çok memnun olduğunu söylüyor.

    Kadın olmanın “letafetini” tanımlar mısınız?

    Sevgililer gününde hediye bekliyor, benden güzel sözler duymak istiyor, önemsenmek, çok sevilmek, korunmak, kıskanılmak, kapsanmak istiyor; pekçok kadın gibi.

    Sevgillier günü gibi bir tüketim çılgılığı masalından hediye beklemeyi geçersek, biz sevgililerimizden kötü söz ve sevgisizlik mi bekliyoruz yani:))) Bu olabilir mi sizce?

    Sanırım sizin erkeklerle (ve galiba müslüman) ilgili kötü bir anınız var, artık bu kanaatim pekişti.. Umarım kadınlığınızla barışır ve bunun keyfini çıkartırsınız bir gün.

    şimdi burada birşey yazacaktım ama ucu eşinize de dokunacağı için vazgeçtim. istediğim son şey haddini aşan bir adam yüzünden eşini kırmak olur.

  106. Yazan:Emre Tarih: Feb 16, 2008 | Reply

    Selamun Aleyküm;

    Suat Bey bazıları hep tek kale oynar 😉 Allah kolaylık versin size.

  107. Yazan:nubsaa Tarih: Feb 17, 2008 | Reply

    ya bazen düşünüyorum acaba ben mi çok salağım bunca insanın ne anlatmaya çalıştığını anlayamıyorum ya da (ki düşünmesi bile korkunç) cidden benim ülkemde akıllı yok????

    arkadaşlar türban başörtüsü herneyse insanların inançlarını özgürce yaşayabilmeleri en doğal hakları evet…..ama bu insanlar bazı kişiler, kurumlar veya ne denirse artık bunlar tarafından kullanılıyorsa(kastım siyasi partiler değildir) bunun gelipte günlük yaşamımızın tam ortasına yerleşmesine izin vermek çok büyük bir ahmaklık gibi geliyor bana.

    yanlış düşündüğümü düşünen varsa lütfen uyarsın!!!!!!

    ama zamanında sağ sol – kürt türk – alevi sünni diye bölmeye çalışıldı hala da buna devam ediliyor. şimdi de dindar dinsiz kavgası başladı. zaten bu ülkede ne zaman acayip bir kanun çıkacak olsa bu sorun ortaya geliyor. benim asıl merak ettiğim bu sefer amerikanın hangi dileği yerine getiriliyor. yada bu gibi kavgalarımızı dışardan destekleyen diğerlerinin hangi istekleri…ama bu ucuz numaraları hala yiyiyor olabilmemiz hakikaten akıllı olmadığımız anlamına geliyor bence yazıkkkkk!!!!!!!!!!

  108. Yazan:çuvaldız Tarih: Feb 17, 2008 | Reply

    -Talep edilene karşı çıkmak istiyorum ama talep edenler gerekçelerinde haklılar.Talep edilenin yerine getirilmemesi için makul olması gereken,ispatı mümkün olmayan bir gerekçeye ihtiyacım var Güzin Abla?Bana bu konuda yardım et,n’apmalıyım?

    -Talep edilen neyse getir ucunu ABD’ye yada İran’a bağla sonra sen çekil kenara,bırak oluruna.Senin düğüm olur kör düğüm!Güzel kafacığını bunlara yorma kızım 🙂

    …gibi bir yaklaşımla kolay anlaşılır kılınabilir mesela!

  109. Yazan:knz Tarih: Feb 18, 2008 | Reply

    Enset ya da pedofili veya yamyamlık hakkında tabiatın bize koyduğu engeller vardır.

    Aynı şekilde avret yerlerinin korunması da tabiatın işyeşi içinde kadın veya erkek gözetilmeksizininsan davranışların temel biyolojisi kapsamına girer.

    Bu dediklerim coğrafya ve kültürden bağımsız insa DNA sın davranışıdır.Bunun dışında idda edilen herşey, eğer günah kapsamına alınıyorsa uydurmadır. Bundan sonrası sadece ve sadece kültür, gelenek veya coğrafi gerçeklerimizdir. Biyoloji derlerinsinde dalga geçmezsek anyabiliriz.

    Yamyamlık kültürden bağımsızdır çünkü deli dana gibi genetik bir hastalığa neden olur.
    elini kolunu kaslarının beyinle bağıntısını kesen tuhaf bir genetik hastalığa neden oluyor.

    yani afrikalı bu genetik hastalıktan korunuyor değil.

    radyosyana maruz kalmak neyse, yamyamlık kültürüne geçmek de aynı şeydir.

    yani isteseniz de yamyam olmazsınız.
    Çizgi romanlarda çizilen kazan içine insan kaynatan korkutmacılı hikayeler geneleikle
    önyargı ürünüdür. bu davranışlar olsa bile çok nadir, sapkınlık olmak zorundadır.

    ensest yamyamlık gibi iki nesilde %100 sakat genlere neden oluyor. Bu biyolojik bir gerçekliktir. ONUIN İÇİN İSANLAR KÜLTÜRDEN BAĞIMSIZ, coğrafyadan bağımsız ensetten korunurlar.

    yani eğer herhangi bir dini telki olmazsa biz ne yamyam olurduk, ne de enset olurduk.

    üstelik bir baba ile kızın arasındaki cinsal yaklaşım engelli yine insan DNA sı tarafından kilitlenmiştir.

    Nasıl mı ? BİZİM ALGIYAMADIĞIMIZ BAZI KOKULAR
    BEYNİMİZE İŞLENİR. ana, baba , kardeş kokusu diye bişey var. ve kokuların cinsel uyarım bölgesini tetiklemediği ortaya çıktı.

    siz belki farkında değilsiniz ama kızınıza sarıldığınız zaman duyduğunuz koku, yabancı bir kadına yaklaşırken duyduğunuz kokudan tamamnen farklıdır. Bu sayade biz milyonlarca yıldır evrim sürecinde hayatta kalabildik.

    Gelelim örtünmeye. Bazılarımız kulak örtmezsek avret yerlerimizi de açacağımızı sanıyor.
    Halbuki milyonlarca yıl önce tüyleri dökülen atalarımız, beyinin gelişmesi ile ilgili elde ettikleri avantajı hastalıklara karşı zafiyetten gelen dezavantajla dengelediler.

    Tabiatta elde edilen bir avantaj başka yerde dezavantaja dönüşüyor. insan hijyenik olmak zorunda ve korunmak zorundaydı. incir yaprağı ile simgelenen korunma bunu anlatmaya çalışıyor.

    Bizim tabi enegllerimiz vardır. Bu temel üzerine kendi dini , coğrafi ahlaki ve etik değerlerimizi inşa ederiz.

    İnsan sıfır noktasına düşemez.

    gelelim gay ile ilgili duruma. Bir gay durduğu yerde kimseye zarar vermez. tabi durumda kalması gerekiyor. gay olmak hakaret değildir, hatta belki onlara biyolojik olarak ihtiyacımız varsa, onlar var olmalıdırlar. GENETİK OLARAK ARINMIŞLIK üzerine bir kültür inşa etmek
    iyi birşey değildir. Sadece ve sadece bizler gayliğin bir moda, bir akım, özenti veya kamusal alanda dayatma olmasına karşın görüşlerimiz olablir.

  110. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 20, 2008 | Reply

    Zaman Gazetesinin yayınlanmasını kabul etmediği Alev Alatlı yazısı:

    ‘Gözlemlediğim odur ki, korkutan tülbent değil, türban. Niye, çünkü, derin belleğimizdeki hayırhah kadının uzantısı tülbent.
    Döner yara sarar, döner kırık kol bağlar, döner sancılı başı sıkar, döner yoğurt süzer, döner hamur teknesini örter, döner bebeyi haşerattan korur, hastanın terini siler, yavukluya armağan olur, hasreti iyileştirir. Nurani yüzleri çevrelerken anılır; sabun kokusu, kekik ıtırı, kadın şefkati, ana kucağı çağrıştırır.
    Türban öyle değil. Çünkü, türban, İslâmi tesettüre ilişkin en katı (dilerseniz, en erkeksi) yorumun benimsendiğinin ilânı hüviyetindedir; ve dolayısıyla, kadına ilişkin tüm diğer yorum ve kuralların da kabullenildiğini ima eder. Bunların arasında kötülük, fitne ve uğursuzluk kaynağı olmamızdan başka, dinen ve aklen dûn (eksik) yaratıldığımız, namazı bozan köpekler ve eşeklerle bir tutulduğumuz şeklinde, eşrefi mahlûkat olmaktan gelen haysiyetimizi rencide eden yorumlar vardır. Türban, bu yorumların zımnen kabulü olarak görüldüğü için korkutur.’

    Latife Tekin’in de sözünü ettiği bu tülbent-türban ayrımını Zaman gazetesinde göremediğimize göre muhafazakâr erkek basının ilikleri buz kesmek üzere. Güzeeel. Çok güzeeel…

    (Ece Temelkuran)

  111. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Feb 20, 2008 | Reply

    Alev Alatlı’nin BIYIKLI FEMiNiST cemaatinden oldugunu bilmiyordum.

    Kendisini sadece milliyetçi oldugu için tutmazdim, simdi ikinci bir sebebim var. Güzeeeel, çok güzeeeeel 🙂

  112. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 20, 2008 | Reply

    Mehmet Bey, Alev Alatli “biyikli feminist” degil.

    Hatta aslina bakarsaniz, buradakilerin hosuna gidecek yazilari var kadin mevzusunda:

    “Medeniyetler bir hususta ittifak edeceklerse, bu ittifakın “kadınların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme hakları” üzerinde ittifak olması gerektiğini savunuyorum. Kadınların kendi kaderlerini, yani kendi inançlarını, yani kendi değer yargılarını, yani kendi dünya görüşlerini, yani kendi fiziklerini, kendi estetiklerini, yani kendilerini kendileri yapan herşeyi ki buna erkekleri ile olan ilişkileri de dâhildir. ”

    Görüyorsunuz, cici cici “medeniyetler arasinda ittifak”, inançlar sunlar bunlar diyince el üzerinde tutalan Alatli’ya, is farkli birsey söylemeye gelince tavir kendi gazetesinde nasil degisiyor.

  113. Yazan:snowqueen Tarih: Feb 20, 2008 | Reply

    “ortodoks yahudi erkeklerinin sabah dualarından biri, “beni bir kadın olarak yaratmayan kâinatın yaratıcısı efendimize hamdolsun.” adem’i mennu meyveyi yemeğe ikna ederek, insanlığın cennetten kovulmasına neden olan havva ile ilişkilendirilmiyor olmasına şükretmektedir. hıristiyan geleneğinin başat bileşeni, kadının kötülük, ayartma ve günahla özdeşleştirilmesidir. erkek, ruhani, akla yatkın ve tanrısal olan isa’nın alanının temsilcisi sayılırken, kadın, sezar’ın ten ve madde dünyasıyla bütünleştirilir. hayrın ve şerrin, cinslerdeki karşılıkları erkek ve kadın olarak belirlenirken, yeryüzüne kötülük bulaştırdıkları gerekçesiyle kadınlardan topluca tövbe edip, günahlarını affettirmeleri talep edilir. isevi öğretiyi kaleme alan aziz paulos, memnu meyva olayında “aldanarak suça düşen” kadının susup, erkeğe tabi olması gerektiğini bildirir: “kadın tam tabiiyetle sessizce öğrensin. fakat kadının öğretmesine, ve erkeğe hâkim olmasına izin vermem…”(2) hıristiyan kadınların günahlarının bağışlanması, cinsiyetlerinin dayattığı rolü canı gönülden kabullenip çocuk doğurmaları, cinselliklerini kontrol altında tutmaları, erkeğe tabi olmalarına bağlıdır. islam’da, “ümmetim için kadın fitnesinden daha büyük bir fitne kaldığını bilmiyorum” mealindeki cümlenin hazreti muhammed’e ait olduğu bildirilir. “allahım bizi kadınların şerrinden, fitnesinden ve onlarla imtihan olup kaybetmekten koru” mealindeki duanın(3) varlığı, semavi dinlerin ortak tutumlarının yansıması olarak belirir.”

    (Yayinlanmayan yazidan)
    iste alt›na imza atilacak bir yazi.

  114. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Feb 20, 2008 | Reply

    Nihal B. Karaca’nın yazısından:

    Yeni Ceza Yasası’nda, cinsiyet eşitliği ve kadına karşı şiddet gibi konularda devrim niteliği taşıyan düzenlemeler yapıldı. Kadın, kız ayrımı madde metninden çıkarıldı. Cinsel saldırı suçunun eşe uygulanması ihtimaline cezai yaptırım getirildi. İşyerinde cinsel taciz kavramı getirildi, cinsel taciz suçunun nitelikli halleri belirlendi. Kasten öldürme suçunun, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren nitelikli hallerinin düzenlendiği maddeye “Töre saikiyle” ifadesi eklenerek töre cinayetleri faillerinin en yüksek ceza ile cezalandırılması kabul edildi. Cinsel saldırıya uğrayan kadını namus gerekçesiyle öldüren aile bireyleri ve akrabaların haksız tahrik indiriminden yararlanamayacağı kabul edildi. Genital muayene bağımsız bir madde olarak düzenlendi; yetkili hakim ve savcı kararı olmaksızın, kişiyi genital muayeneye gönderen veya bu muayeneyi yapan fail hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezası getirildi, madde genç kızları bekaret kontrolü gibi rencide edici uygulamalardan sakınma amacını taşıyordu. Ayrımcılık suçu düzenlenerek insanlar arasında yürürlükteki kanun ve nizamların izin vermediği ayrımlar yapılarak bazı kişilerin hukukun sağladığı imkanlardan yoksun hale getirilmeleri ceza kapsamına dahil edildi. Dahası, personel alımlarında cinsiyet ayrımcılığı yapılmamasına ilişkin “Personel temininde eşitlik ilkesine uygun hareket edilmesi” konulu 2004/7 sayılı Başbakanlık genelgesi 22 Ocak 2004 tarihinde 25347 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 4 Temmuz 2006’da, kadın erkek eşitliği, kadının insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, toplumsal yaşamın her alanında kadının konumunun güçlendirilmesi ile kadına yönelik şiddetin önlenmesinin devlet politikası haline getirilmesinin açık göstergesi olan 2006/17 sayılı Başbakanlık genelgesi yayımlandı. Şiddet mağduru kadınlar için başvuru yerleri olan 921 polis merkezi ve 276 karakolda çalışan, yaklaşık 40.400 Emniyet teşkilatı personelinin kadına karşı şiddete duyarlılık ve farkındalıklarının artırılmasını amaçlayan bir protokol imzalandı.Buraya alamadığım bir dizi düzeltici ve iyileştirici uygulamaya rağmen, yapılanların yeterli olmadığı iddia edilebilir. Çabaları az bulabilir, beğenmeyebiliriz. Fakat herhalukarda söz konusu düzenlemeler, AK Parti’nin özgürlük dendi mi başörtüsünden, kadın dendi mi başörtülüden başka bir şeyi görmediğini iddia etmek için kör olmak gerektiğinin göstergesidir.

  115. Yazan:knz Tarih: Feb 21, 2008 | Reply

    demek alev alatlı konusunda sessiz kalmayı bile beceremediniz ?

    eski yazarlarınızdan bazılarını görebilsem aranızda?

  116. Yazan:elif Tarih: Mar 30, 2008 | Reply

    harika olmuş ah bi de anlaybilse bazıları (bazıları derken hani var ya gözü var görmez kulağı var duymaz beyni var(!) düşünmez gibileri)

  117. Yazan:rukiye Tarih: Jul 6, 2008 | Reply

    Nedense soz basortusu olunca herkesin soyleyecegi cok sey oluyor ama kimse onlarin da duygulari,dusunceleri oldugunu aklina getirmiyor.Basortuyu tercih edenlere saygili olmayi ogrenememislerin bu konuda konusma hakki yok.Ben bir basortulu olarak uzerimde tartisilmasindan yoruldum.Siyasi amaclar icin basortumun agiza alimasindan bunaldim.Neymis efendim universitelerde sayilari cogalirmis,cogalsin veya cogalmasin insanlarin giyim tercihine mudahale etmemeniz gerektigini ne zaman ogreneceksiniz?Kaldi ki insanlari giyim tercihi konusunda zorlayanlari gerici,seriatci olarak goren sizleri hangi isimle isimlendirmeli, laik mi demeli ?laiklik bunun neresinde?Eger siz buna laiklik diyorsaniz “laiklik,insan ozgurluklerini sinirlandiran,kendisi gibi giyinmeyen,kendisi gibi dusunmeyen herkesi oteki ilan eden ve sagini solunu goremeyecek kadar dar ve at gozluguyle bakan” yorumlarindan da alinmayin lutfen.Her gordugunuz ortuluyu ocu ilan edip korkmaniz da ayri bir paranoyaklik.Su ana kadar bir basortuluden hic duydunuz mu acik olmayi tercih eden bir bayan icin o benim uzerimde olumsuz etki yapiyor,onlarin sayilari cogalirsa tehlike olur gibi sozler?Duymaniz mumkun degil zaten.Cunku biz bunun bir tercih meselesini oldugunu,herkesin baskalarinin etkisinde kalmamayi bilecek kadar sahsiyet sahibi oldugunu biliriz.Siz bunu ne zaman ogreneceksiniz?80 yildir her 10 yilda bir basortusunu kullanarak gundeme geliyorsunuz,basoruyu siyasete karistirmak buna denir iste ve yasaklanmali.Basortuyu siyasi mesele yapmak yasaklanmali.

  118. Yazan:BELİNAY Tarih: Oct 31, 2008 | Reply

    Özgür bir ülkede yaşıyoruz insanlar dini inanışları için türban kullanıyorlar bunun siyasetle ne ilgisi olabilir ben türbana karşı gelenler aptallıktan başka hiçbir şey yapmıyorlar türbana karşı gelenler sizler sevap işlemiyosunuz ya bırakında halkımız özgürce türbanını takıp allah katında sevap işlesinle

  119. Yazan:emine Tarih: Dec 17, 2008 | Reply

    BAŞÖRTÜSÜ

    Karanlık gecelerin aşikar gündüzüdür
    Gizlenmiş hecelerin delikanlı sözüdür
    Bu milletin namusu bu milletin inancı
    Başörtüsü bez değil dinimizin özüdür! ! !

    Kelam-ı kadim’den dir mübarek ayetten dir
    Kimse simge demesin Allah’ın emrindendir
    Ne kavgalara sebep ne vatana ihanet
    Başörtüsü ret! bizden değil kimdendir?
    (lokman hamitoğlu)

  120. Yazan:hekim Tarih: Dec 18, 2008 | Reply

    Başörtüsü siyasi simge ise bıyıklar 100 kere siyasi simgedir,başörütüsü siyasi simge ise mini etek 100 kere siyasi simgedir,başörtüsü siyasi simge ise top sakal 100 kere siyasi simgedir,başörtüsü siyasi simge ise tayyör 100 kere siyasi simgedir.
    Başörtüsü dinin özü falan da değildir aksine dinin yorumlarından biridir,ne bu örtüyü kullananların hepsi dini btündür,ne de kullanmayanlar din dışıdır,açık ve net olarak ifade etmek gerekirse kişisel tercihtir,lütfen artık bunun ayrımına varalım…
    Ayrıca türbanlı insanlara özgürlüğü savunacaksak bunu sevap kazanmak için değil de bir insan hakkı olduğu için savunmalıyız,aksi takdirde sevap olanı savunur din dışı olan hak ihlallerini görmezden geliriz.
    Son olarak bu ülkede yaşayan Alevi,Kürt,Ermeni,Türk ve Başörtülü tüm arkadaşlarıma seslenmek istiyorum;
    *Alevilerin istekleri için en fazla sizin sesiniz çıksın Başörtülü kardeşlerim…
    *Kürtlerin istekleri için en fazla sizin sesiniz çıksın Türk kardeşlerim…
    *Başörtülü kardeşlerim için en fazla sizlerin sesi çıksın Kürt,Alevi ve Ermeni kardeşlerim..
    *Hiç yok yere hakları gasp edilen Türkler için en fazla sizlerin sesi çıksın Kürt ve Ermeni kardeşlerim…
    *Yıllarca yok sayılmış Kürtlerin ve sebebi ne olursa olsun zülum görmüş Ermeniler için en çok senin sesin çıksın Baş örtülü ve Türk kardeşlerim…
    Ancak ve anacak böyle çözülürür bu saçma problemler yoksa toplumun bir kısmı özgür diğeri özgür olmadıkça veya birine hakkını vererek diğerinden sakınarak ne demokrasiyi elde ederiz ne mutlak adaleti,o yüzden gelin hepimiz birimiz için dercesine birbirimizin sorunlarıyla alakadar olalım ve birbirimize ses verelim…

    Saygılarımla

  121. Yazan:KEMALİST Tarih: Dec 19, 2008 | Reply

    Çağdaşlık zamanın değerlerini kabullenmek ona ayak uydurmaktır, kıyafet de bunlara dahildir. Üzerinden 1000’den fazla yıl geçmiş giysiler sizi çağdaş yapmaz görüntü itibariyle.

    Türban takmak, 1400 yıl evvelinin arap bedevi adetlerini ve kadına biçilen rolü koşulsuz kabul ettiğinin bir ifadesidir. 1400 yıl evvelki bu adetlerin bugünün mevcut kadın profiline uymadığı düşünülürse, ona çağdaş demek mümkün olmaz. Günümüz kadın önce insan olan, erkekle eşit haklar sahip bir ferttir. Türban takmak demek, İslama göre aklen yarım zavallı bir günahkar, it ve eşekle aynı mertebede olan birisi olduğunu kabullenmek demektir. Eğer sizce çağdaş kadın tanımı buna uymuyorsa, o zaman türban çağdaşlık demek olamaz demektir haliyle. Ama onları kandırır, oylarını toplar, boş ol denince defolup giden, 3’er beşer nikahlanan, koşulsuz itaat edip etmeme şüphesinde dayak yiyen eve tıkılmış kadın profilini bugüne taşırsanız, o zaman iş değişir elbette.. Sorun türban değil, kadına biçilen rol ve konumun çağımızda değişmiş olmasıdır.

    Kıçını açan biri çağdaş olur mu ?

    Olur elbette.. Hatta, bir parka alıp gözünü bile örtende olur. Türban giyim değil. İşte bunu anlamyıorsun. Türbanı, “yahu giyim olsun” diye takmak başka şey. Ama türban olarak, İslamın kadına biçtiği aşağılık rolü kabul ettiğini ilan etmek üzere takmak başka şey. İşte bu fark nedenyile, kıçını açan çağdaş olur. Mu acaba?

    Hayır, böyle bir lafta yok. Kıçını açıp gene çagdaş kadın tanımını kabullenemeyen olabilir elbette. Doğru laf “kıçını açanda çağdaş olabilir” olmalıdır. Ama türban takan, otomatik olarak çağdaş kadın profilini reddedip, 14 asır evvelinin kadın rolünü kabullendiğini açıkca söylediği için, asla ve kata çağdaş olamaz, elbette 14 asır evveline çağdaş olacağı meselesini atlarsak..

    Herhangi bir şey giyen veya giymeyen herhangi biri, çağdaş olabilir (olmayadabilir). Ama türban takmak demek, 20 Asrın kadın modelini değil, 6 Asrın bedevi kadın modelini kabul ettiğini söylemektir zaten ve asla ve kata çağdaş filan olamaz. İslam ne der:

    Kadını, domuz it ve eşekle bir görür: “Namazı bozan şeyler kara köpek, eşek, domuz ve kadındır” Sahihi Müslim, Salat 265; Tirmizi Salat 253/338 Ebu Davud, Salat, 110/720 Sahihi Müslim, Salat 265; Tirmizi Salat 253/338 Ebu Davud, Salat, 110/720

    Kadını aklen ve dinen yarım olarak görür, dövülemsini emreder, seks kölesi olarak görür, bunlar sence aşağılık değilse, nedir peki?

    İslam ne demiş. Bir erkek dilediği kadar cariye alabilir, üstüne 4 tane de (en az) karı.. Kadın buna razı olmak, kocasını başkaları ile paylaşmak zorunda mı, itiraz hakkı var mı? Türbanlı ise kabul edecek, ötesi yok. Ya o türbanı çıkarıp, islamı kabul etmediğini gösterecek, yada böyle..

    Şeriatçı yobaz için kadın giyimi demek, kara çarşaf ve peçe demektir; geri kalan tüm giysiler çıplaklık kategorisindedir. Hayırlısıyla şeriat bir gelsin, şimdi cumhuriyetin özgür ortamında şıkır şıkır başınıza sardığınız o parlak başörtülerinizi boynunuza takıp sallandıracaklar sizi, bu cehennem kaçkını Arap sevdalıları.. Haberiniz olsun, sonra söylemedi demeyin.

    Fakat ciplaklik ozgur irade ile tercih edildiginde cagdaslik olabilir.

    Soyunarak balinalarin katledilmesini yada bir savasi protesto etmek, insanlik adina yapilan eylemlerdir. Fakat ne yazikki insanlik adina soyunan bu insanlar Allah tarafindan cezalandirilacaklar. Celiskiye bakin.

  122. Yazan:blue Tarih: Dec 20, 2008 | Reply

    Kemalist,

    Cagdaslik kadar basiniza tas dussun ne diyeyim. Anamizi aglattiniz cagdaslik diye diye. Istemiyoruz kardesim cagdaslik filan. Siz cagdas cagdas yasayin, bizi ilkelliklerimizle basbasa birakin. Golge etmeyin, baska ihsan istemiyoruz. Zorla cagdaslik olur mu? Siz takiliniz cagdas medeniyet seviyesine, ne AB, ne ABD, tam bagimsiz Turkiye diye, cagdas Iran ve Rusyaya takilin. Birakin biz de bildigimiz gibi yasayalim. Devlet okullarinda yasakliyorsan, birak ozel okullarda istedimizi yapalim. Ozel sirketlerimizde istedigimiz gibi calisalim. Cek postali agzimizdan yeter ki. Namazimizi bozma…
    Ne ariza tiplersiniz siz ya.

  123. Yazan:suzannur Tarih: Dec 20, 2008 | Reply

    Kemalist,
    Sorun hakikaten türban değil, sizin türbanlı kadına biçtiğiniz rol ve bu konumun çağımızda değişmiş olması ama sizin bir türlü evrilememe ve yerinde sayan algınızdır.
    Size katılıyorum, sorun hakikaten türbanda değil, sizde :))

  124. Yazan:Enver Gülşen Tarih: Dec 20, 2008 | Reply

    sevgili arkadaşlar,
    kemalist arkadaşın yazdıklarını mizah tefrikası olarak okursanız benim gibi eğlenirsiniz cidden. yoksa ciddi birşey olarak okuyup cevap yazmak zorunda hissedince bu kadar da olmaz diyor insan.

  125. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Dec 20, 2008 | Reply

    Suzannur hanım ve blue,

    Beni bağışlayın ama,bence KEMALİST rumuzuyla yazan kişinin yorum diye yazdığı ukalalıklar tartışmaya bile değmez.Böyleleri, küstahlıkları hatırlatıldığında kendilerini bir şey zannedderek saçmalamaya devam ederler.Kendi haline bırakın gitsin derim,tabii eğer beni dinlerseniz:))

  126. Yazan:KEMALİST Tarih: Dec 20, 2008 | Reply

    İtiraz ediyorum. Yazdığım yorum yayınlanmadı. İkincisi, burdaki yorumcular sürekli şahsıma hakaret ediyorlar. Yöneticinin bu tür yorumları onaylaması taraf tuttuğunu gösterir. Yöneticiyi protesto ediyorum !!!

  127. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Dec 20, 2008 | Reply

    Kemalist,sen sınır tanımaksızın bütün inançlılara hakaret ederken normal de,birileri senin bu edepsizliğini ifşa edince bu kişilk haklarına saldırı oluyor öyle mi?Yok ya?Sen her tarafı kır,dök,kirlet;biz de sana güller atalım.Hadi ordan!Bir de utanmadan saygıdan,düşünce özgürlüğünden sözetmişsin,sen kim saygı kim.Sen önce içine düştüğün hazin duruma bir bak.Saygıdan en son bahsedecek olan biri varsa o da sensin.Ve inan senin bu hırçın tavrın sürdükçe birileri de hakketiğin şekilde ağzının payını verecektir,yok öyle yağma!Önce kendine bir çeki düzen ver sonra saygı bekle.

  128. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Dec 20, 2008 | Reply

    Biz de sohbet edebilecegimiz bir Kemalist bulduk diye seviniyorduk, asliniza rücu ettiniz. Istediginizi düsünmekte ve yorum olarak yazmakta özgürsünüz, o noktada sansür yok. Ana avarat küfür bile etseniz birer fikir eseridir söz konusu olan. Ancak nöbetçi editör neyin yayinlanmaya deger olduguna karar verir. Sizin her yazdiginizi yayinlamak zorunda degiliz. Bu kavramlari özellikle de BASKALARININ ÖZGÜR OLMASINI hazmetmek sizin gibi bir Kemalist ve bir ADD üyesi için zor olacaktir, bunu anliyoruz. Bizim siteden kurtulmak için sag üst kösedeki kirmizi çarpiya basmaniz yeterlidir.

    Saygilarimla (bütün yazdiklariniza ragmen!)

  129. Yazan:suzannur Tarih: Dec 20, 2008 | Reply

    Aziz Bey,
    Enver Beyin yöntemini takip ediyordum ama haklısınız :)Hakikaten bazen çok eğlenceli oluyor.
    Bir de neyi fark ettim biliyor musunuz, çok farklı fikir dünyalarına sahibiz sizinle ama neredeyse olaylara karşı geliştirdiğimiz bütün görüşlerimiz uyumlu. Bazen şaşırıyorum 🙂

  130. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Dec 21, 2008 | Reply

    Suzannur Hanım,

    Çok haklısınız aynı şeyi ben de düşünmüştüm;gerçekten de olaylara karşı geliştirdiğimiz görüşlerde şaşırtıcı bir benzerlik var.Hatta bana sorarsanız bu benzerlik olaylara verdiğimiz tepkilerde de var.Tek fark,sizin her koşulda serinkanlılığınızı korumayı başarmanız;ben,zaman zaman irademe hakim olmayı başaramazken,siz nezih üslubunuzu hiç değiştirmiyorsunuz.

    Ancak şunu da ekleyeyim,sizin birbirinden güzel yazı ve makalelerinizi okudukça sizinle çok farklı fikir dünyalarına sahip olduğumuzu düşünmüyorum.Bizimkisi sadece kendimizi tanımladığımız dünya görüşlerindeki “farklılık”la sınırlı.Yani aslında küçük bir nüans.Ve biraz da yanıltıcı tabii.Derinlemesine incelediğimde pek çok yanınızın “ben”de mevcut olduğunu keşfetmek hiç de zor olmuyor benim için.Hem bakın siz de aynı şeyi düşünmüşsünüz.Demekki çok da fark yokmuş,ne dersiniz.

  131. Yazan:suzannur Tarih: Dec 21, 2008 | Reply

    Aziz Bey,
    İlk dönem tartışmalarımdan ders aldım soğukkanlılığımı korumak için 🙂 Ölçüyü kaçırdığım dönemler olmuştu ama kendimi kötü hissetmiştim bunu yaptığımda. Şimdi mümkünse sadece ben kalmaya çalışıyorum yorumlarda.

    Size katılıyorum. Kesinlikle çok fazla fark yok 🙂 Her durumu, olayı sadece bir bakış açısından değil de farklı gerçekliklerin de olduğu gerçeğinden yola çıkarak değerlendirmeye çalıştığımız için sanırım bu. Olay tek ama onun gerçeklik açılımı farklı farklıdır. Yani taraf olma durumu. Önemli olan farklı tarafları da görebilmek bence. Zaten tüm sorunların merkezi bu değil mi, farklı gerçeklikleri görmeme ve onlara saygı duymama.
    ve evet bazen keskin yorumlarınızda şaşırdığımı ifade edeyim. Ooops durumuna giriyorum :)Yine de sanırım bazen gerekiyor, bu da bir gerçek.
    Saygıyla.

  132. Yazan:yusuf kara Tarih: Sep 13, 2009 | Reply

    1- o süreç başlatılmıştı. üniversitelerde yasak süreci önce bazı bölümlerde başladı sonra yaygınlaştı… mahkemede şahitlik yapanlara sirayet etti en sonunda dışarda başını örten bir memurun terifisine engel olma noktasına kadar geldi

    ayrıca bu argüman “başörtüsü üniveritede serbest olursa baş açmak yasak olur” argümanına cevaptır. bu ülkede en az 10 sene başı açıklarla örtülüler beraber üniveriteye gitti bunun sonucu olarak başı açık olarak okula gitmenin önüne engel geldi mi?

    eğer türbanla başörtüsü arasında bir fark olsaydı her ikisi de yasak olmazdı. en azından yasağın bu argümanla savunulması gerçekten aptallık.

  133. Yazan:secret garden Tarih: Jan 8, 2010 | Reply

    ya anlamadığım bi şey var…insanlar ne amaçla kadın yada erkek siyasi,dini…nedenini anlamak yada tartışmak zorunluluğumuz yok. insan istediği şekilde giyinsin. siz başörtüsüne ister türban diyin, ister siyasi,ister geleneksel,ister dini. insanların dış görünüşüne neden bu kadar takıyoruz tartışıyoruz anlamıyorum. şunu diyenler var işte bikiniyle okula gelinirmi, rahibe papaz kıyafeti..felan gibi abuk ubuk söylemler karşılaştırmalar. valla geliyosa gelsin benim için hiçç bir sakıncası yok. erkeği tamamen nefsi ile hareket eden bir varlık olarak görmk kadar, kadını tahrik unsuru görmek de aynı derecede saçma ve insanı küçük düşürücü.
    başörtülü olup yurtdışına çıkan okuyan gezen iş yapan çok tanıdığım oldu,,hatta amerika gibi 11 eylülü geçirmiş ülkelerde bile..sorduğumda en ufak bi tepkiyle karşılaşmadıkları gibi, niye başını kapatıyosun diyen de yok.
    hatta okula yırtık pantolan uzun saçlı spor ayakkabılı gelen proflar bile var. hele bi de bizde böyle kıyafetli bir hoca olsa görev yapsa derse girse. kıyamet kopar.
    her şey bi yana karşınızdaki insanı sevmek zorunda değilsiniz (insan olarak sevmeli ama ..)ama saygı saygı saygı. onaylamayabilirsiniz, hoşunuza gitmeyebilir, saçma bulabilirsiniz, anlamsız,garip gelebilir. dininize, hayat görüşünüze,zevklerinize ters gelebilir. ama bana ne….size ne…unutmayın ortokul vatandaşlık kitabında şu yazar, insanın hak ve özgürlüklerii başkalarının hak ve özgürlüklerinin başladığı yerde biter. bunu herkes için söylüyorum, hangi düşüncede inançta olursanız olun. siz tavır, tutum ve davranışlarınızla başkalarının temel hak ve ürriyetlerine engel oluyosanız,sizin hak ve hürriyetleriniz orada biter.

    kaldıki , başörtülü yada sakallı biri ters bi şey yaptı yada başkasının hakkını yiyen,kötü bir davranışta bulundu. bunu farklı inanç ve düşüncedeki kişilerde yorabilirsiniz.maalesef halkımızın kötü bir huyu var genele yorma. biri yada bir grup kötü bir şey yaptımı hemen hepsine aynı önyargıyla bakar, o etiketi yapıştırırlar.
    malum kılık kıyafete dış görünüşe okadar takıntılıyız ki, insanın sakalına bakarak,giydiği eteğin boyuna bakarak, saçının boyasına,şekline, bulunduğu ortama, arkadaş çevresine.. bakarak dinci,solcu,sağcı der işe almaz arkadaş olmaz,işini görmez,aklımıza hertürlü önyargıyı getirir, insaniii kısmını görmeyiz. o insanla aynı ortamda saygı çerçevesinde bulunmamız gerektiğini bir tarafa bırakır hrtürlü kötü, hoş olmayan, tavır ve tutumu takınırız. unuturuz, osadece iş arkadaşımızdır, öğrencimizdir, kuaförümüzdür, öğretmenimizdir,DOKTORUMUZDUR ….sadece bulunduğumuz ortamda, bulunduğumuz ortamın gereği insanlık gereği bi arada bulunacağımız, dışarda özel hayatta görüşemeyeceğimizdir.aslında keşke insani yönlerimizi görebilsek, dış görünüşe kafayı takmasak da özel hayatımızda da görüşebilsek.
    N’OLUR.BIRAKIN ŞU AT GÖZLÜKLERİYLE HAYATA, İNSANLARA BAKMAYI. BIRAKIN ŞU KEÇİ SAKALI, ÖRTÜYÜ,ŞUNU BUNU..İNSAN OLMAYA, KARŞIMIZDAKİNE İNSAN GÖZÜYLE BAKMAYA ÇALIŞIN.BUNU HER İNANÇTAN, HER DÜŞÜNCEDEN İNSAN İÇİN YAZIYORUM..

  134. Yazan:Cagri Maryova Tarih: Jan 24, 2010 | Reply

    Solcular mı daha demokrat, müslümanlar mı?

    Yasağı destekleyenler önce laikliğin ne demek olduğunu araştırsınlar.

  135. Yazan:Tayfun Tarih: Jan 25, 2010 | Reply

    ”içten bone, bandana tarzı birşey takıp üstüne başörütüsünü malum şekilde bağlayınca buna türban deniliyor.”
    İlk defa böyle bir tanım duyuyorum. Her kafadan başka bir ses çıkıyordu halbuki.
    Bütün olay başörtüsü takanların sosyal hayatta yer almasına engel olmaya çalışmaktan ibarettir. Evinde, mahallesinde başörtüsünü bırak, çarşafla gezen kadınlara bile bir şey denmiyor. Zengin muhitlerde Kemalist burjuvaların evlerini 3 kuruş paraya temizleyen kadınların başörtüsüne bir şey denmiyor. Hatta bu durum onları memnun ediyor. Ama başörtülü kadın köle gibi değil, onurlu bir hayat yaşamak istediğinde, sosyal hayatın içinde yer almak, içinde yaşadığı toplumun kaderine yön vermek isteyince kıyametler kopuyor, onun adı türban oluyor. Neden, o da devletin pastasından pay istiyor. Burjuvazinin aslan payı azalıyor. Başörtülü kadınları kendileri gibi denizde, havuzda görmeye, kendi gittikleri ayarda lokantalarda görmeye tahammül edemiyorlar. Sosyal adalet, sosyal demokrasi, kadın hakları ve hukuk devleti anlayışına tahammül edemiyorlar. Hani kadınlara özgürlüktü, kadın haklarıydı? Başörtüsü yüzünden sosyal yaşamdan alıkoyulanlar kadın değil mi? Bu ne ikiyüzlülüktür böyle?

  136. Yazan:zynB Tarih: Oct 20, 2011 | Reply

    Hala guncelligini koruyan bir konu. Yazari kuvvetli kaleminden oturu tebrik etmek isterim. Ayrica bir sey daha soylemek isterim:Mesele bitti, konu kapandi sananlar aldaniyor.Yurtdisina gittim tahsil icin.borc harc. cektigim vatan hasreti, uzuntu sikinti yanima kar(!) kaldi.kemalistlere hakkimi helal etmiyorum.yeni anayasa yapilsa bile benim gecmisimi nasil tamir edeceksiniz?

  1. 2 Trackback(s)

  2. Dec 12, 2008: En çok “sevilen” yazılar… : Derin Düşünce
  3. Mar 24, 2011: 101 bin kez okunan yazı için 101 bin kere teşekkür : Derin Düşünce

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin