RSS Feed for This Post

Tam bağımsızlık, tam barbarlık demektir!

20080612_derin_dusunce_org_milliyetci_sol2.jpgTürk 68’i ve Deniz’ler tartışmasında benim için esas özne günümüz ulusalcı solcuları yahut ortodoks Marksist-Leninistler değil. Onların zaten bugün de tutturdukları yol belli. Özgürlükçü-demokrat bir Türkiye’nin oluşumuna katkı vermek gibi dertleri yok, başta AB olmak üzere bugün özgürlükler ve demokrasi mücadelesinde kaldıraç vazifesi gören ve bu anlamıyla hepimiz için çok hayati olan tüm enternasyonal kurumları emperyalist olarak niteliyorlar ve Türkiye’nin “tam bağımsız” bir rotada devam etmesini istiyorlar. Ortodoks sosyalistler bu tartışmalar süresince de canhıraş belirttikleri gibi asla ulusalcı ya da Kemalist olarak anılmak istemiyorlar. Kürtleri ve gayrimüslimleri de bu “tam bağımsızlık” mücadelelerinde kendileriyle birlikte hareket edecek yoldaşları görüyorlar ve kendi tabirleriyle “Kemalist TC’nin onlara yönelik faşist politikaları”na da şiddetle karşılar. Deniz’in Türk-Kürt halklarının kardeşliğini vurgulayan son sözünü sık sık zikrediyorlar. Gerçekten de bugün Deniz’i idol gören kitleye en çok hatırlatılması gereken sözü bu Deniz’in. Bağlamından soyutlanarak olumlu bir miras olarak zikredilmesi gereken yegâne sözlerinden biri. Adım adım bir siyasal mesele olmaktan çıkarak toplumsal çatışma meselesi olma ihtimali beliren Kürt meselesinde bu tür sözlere hepimizin daha çok inanmasına ihtiyacımız var bu dönem… Ulusalcı sosyalistler ise Deniz’in sözünün o zaman için geçerli olduğunu bugün Kürtlerin ve gayrimüslimlerin “emperyalizmin işbirlikçisi” olarak vazife gördüğünü, bir beşinci kol faaliyeti yürüttüğünü söylüyor. Ulusalcı-sol “Tüm gayrimüslimler ve Kürtler Türkiye’yi tam bağımsızlıktan uzaklaştıracak, Batı emperyalizminin boyunduruğuna sokacak AB sürecini desteklemiyorlar mı?” “Özellikle Kürtler büyük bir çoğunluk olarak ABD’nin 2003 emperyalist Irak işgalini kendi çıkarlarına geldiği için desteklemediler mi, emperyalizmin uşaklığını yapmadılar mı?” gibi soruları argüman olarak kullanıyor… Geçen yazılarda da belirttim; Anti-emperyalizm ve Tam Bağımsızlık denen kavramlar üzerine sosyalist bir jargon üzerinden sürdürülen bu ulusalcı propaganda bu ülkenin sol-kökenli Türk insan malzemesi üzerinde diğer sol söylemlere göre çok daha başarılı oluyor, daha geniş kitleleri mobilize ediyor ve yedeğine alıyor… Hem ulusalcı olmayan ortodoks sosyalistler hem de özgürlükçü-sosyalist olarak kendini takdim eden çevreler bu güçlü ulusalcı söylem yanında sönük kalıyor, adım adım etkisizleşiyor ve kendini solda tanımlayan insan malzemesi, Türk laik ortasınıflarının da müttefikliğiyle bu ülkede MHP’yi aratacak katılıkta ve radikallikte, ırkçılıkla flört eden modernist-nasyonalist bir dünya görüşüne doğru evriliyor. Hatta ciddi kısmı evrildi bile…

Bu yazıların aslında temel meselesi de bu. Beni bu yazıları yazmaya sevk eden bu korkutucu süreç. Bu benim için entelektüel bir mesele de değil tastamam bir ahlak meselesi… Entelektüel bir amaçla yazmadım ben bu yazıları. Entelektüel olarak şu tespiti ilk ben buldum, ben belirttim, literatüre ben geçeceğim, herkes bana referans yapsın falan gibi kariyerist dertlerim asla yok. İsteyen her tespite sahip çıkabilir. Niye zaten özel olarak kışkırtıcı ve uyarıcı bir dille insanlara çağrı şeklinde yazılmış bir gazete yazısının derdi “bu tespiti ben buldum” olsun? Gazete yazılarının böyle akademik dertleri olmaz, akademik metin değil bunlar. Gazete yazılarının işlevleri bu değildir, akademik literatür tarafından da haklı olarak önemsenmezler, iyi bir akademisyen de bunu bilir… İsteyen ismimi de Ahmet Rasim ve Halit Fahri Ozansoy‘dan intihal edilmiş isim olarak değerlendirsin, bu yazılardaki tüm fikirler de başkalarına ait kabul edilsin –ki derine inersek her fikrim öyledir- yeter ki bu Türk 68’i meselesi yeniden ele alınsın. Kimsenin intihal olma ihtimali olan ismimi anmasına gerek de yok! Aksine bu ifade ettiklerim keşke tamamen anonimleşse daha mutlu olurum. Velhasıl ahlaki bir duyarlılıkla ele aldığım bu meseleler geniş biçimde tartışılsın, başka derdim yok. (Nitekim genişlemesine bu mesele tartışılıyor şu an, mutluyum, bu arada Doğan’ın da yazıları bu vesileyle daha çok okundu, ona da çok mutlu oldum, Doğan dikkatle okunması gereken bir akademisyen adayıdır, akademik dünyamız da Doğan’ın kıymetini bilmeli. Şu ana kadar pek bilmedi maalesef. Sabancı’daki hocalara duyurulur.) Ayrıca bu yazılarda güttüğüm amaç vicdanlarına çok güvendiğim özgürlükçü-sol olarak kendini tanımlayan bazı aydınların da ulusalcı çılgınlığa karşı çıkarken, O ulusalcılarla aynı zemine bastıklarını, hâlâ ulusalcılık denen zehirli sarmaşığı oluşturan tohumlara sahip çıkarak, bu sarmaşıkla mücadele etmek istediklerinin farkına varmalarına katkı sağlamaktı. Gelin Türk 68’i ve Deniz’ler bağlamındaki çıkan bu yararlı tartışmaya yeniden odaklanalım…

Hem ortodoks sosyalistlerin hem de özgürlükçü olma iddiasındaki sosyalistlerin bu derece ulusalcılığa cephe aldıklarını söyledikleri halde en az ulusalcılar kadar değer atfettikleri bir kavram hâlâ yerli yerinde duruyor. O da Tam Bağımsızlık… Geçen yazıda da söyledim, bu tür sol grupların, mesela Ufuk Uras gibi bir ismin, ulusalcı-sol grupları, mesela Erol Manisalı gibi bir ismi sıkıştırabildikleri temel argüman “Biz de tam bağımsızlıktan yanayız, o zaman Türk ordusu NATO’dan ve ilgili uluslararası antlaşmalardan çıksın, çıkabiliyor mu? Çıkamıyor” tipi bir söylemdir… Tabii böyle durumda ulusalcı-sol, Türk ordusunu Deniz’lerden bugüne müttefiki görme hastalığına sahip olmaya devam ettiği için reel olarak sıkışıyor, yoksa arzu olarak bu ülkenin tüm enternasyonal bağlarını kesmek konusunda herkesten “ileri”ler. Fakat Türk devlet zihniyeti bu ulusalcı-sol çizgiye göz kırpsa da klasik “dünya ile uyum içinde iç iktidarını sürdürme” yönünde “sağ” politikasını sürdürmeye devam ediyor (sürdürebilirse) ve NATO gibi kurumlardan çıkmaya da niyeti yok. Günümüz ulusalcı-solu da bu devlet zihniyeti için ancak vasıta işlevindedir. Tıpkı işleri bittiğinde zamanında sırtı sıvazlanmış Deniz’lerin insafsızca asıldığı gibi bugün kendini orduyla müttefik sayan gruplar da Türk devlet zihniyeti tarafından zamanı geldiğinde harcanabilirler. Aslında bu yazıları ulusalcı-sol da kendine bir uyarı olarak okuyabilir. Ulusalcı-solcular bilmeli ki inandıkları Kemalizm tasavvuru uydurmadır. Kemalizm, düvel-i muazzama ile kavga etmeye odaklanmış, kendini mazlum ulusların öncüsü gören anti-emperyalist sol bir ideoloji asla değildir. Tam aksine “Düvel-i muazzama trenine içerdeki iktidarımı muhafaza ederek nasıl bu ülkeyi dahil edebilirim” sorusu Türk devlet zihniyeti için temel meseledir. Eğer içerideki iktidarlarını muhafaza edemeyecek gibilerse, toplum üstündeki egemenlikleri sarsılacak ve adım adım yok olacak gibiyse Türk devlet zihniyeti ne yapar? Aslında günümüzün temel sorusu bu… Bu ülkenin tüm özgürlükçü-demokratlarını korkutan soru bu… Ahmet Altan’a “Üçüncü dünya savaşı buradan mı çıkacak?” benzeri çok haklı, uyarıcı ve kışkırtıcı yazıları yazdıran mesele bu. Böyle bir dönemeçteyiz…

İşte bu dönemeçte Türkiye’de kendini solda tanımlayan ve aynı zamanda özgürlükçü-demokrat olduğuna inanan tüm çevrelerin iyi anlaması gereken bir şey var… Tam bağımsızlık demek tam barbarlık demektir… Bu tam bağımsızlık söylemi bütünüyle terk edilmelidir. Sadece Türkiye çapında değil evrensel bazda da “tam bağımsızlık” tam keyfilik, tam iktidar konsolidasyonu ve sonuç olarak tam barbarlık demektir. Bu üçüncü dünyalı Marksizm-Leninizmden türemiş saçma sapan sözün ahlak adına, özgürlük adına, demokrasi adına ne bu ülke yurttaşları olan bizlere ne de Dünya halklarına hiçbir yararı yoktur. Güç/iktidar denen kavramın doğası gereği tam bağımsızlık barbarlıktan başka bir şey üretemez. Bu sadece ‘tam bağımsızlık’çı sosyalizm anlamıyla da değil genel anlamıyla da böyledir. Şu andaki dünya sisteminde ABD nerdeyse tam bağımsız. O sebeple insan hakları örgütlerinin, özgürlükçü-demokrat kurumların hatta iç kamuoyunun kuvvetli baskılarına rağmen Guantanamo diye bir utanç adası yerinde duruyor. Daha bir dolu keyfi tasarrufu, kimseye bağımlı olmayacak derecede güçlü olduğu için ABD yönetimi yapabiliyor. Dünyada ABD’yi de dengeleyecek özgürlükçü-demokrat ilkeleri rehber edinmiş ülkesel ya da kıtasal güçler olabilse bunlar bu kadar kolay olmaz. Tam bağımsızlık denen kavrama Ufuk Uras gibi insanların hâlâ Deniz’lerin ruhuyla inanması sonuç olarak çok daha barbar bir ülke yaratır. Elbette ulusalcı-solcuların dediği ters açıdan doğru. Kürtler ve gayrimüslimler hangi siyasi görüşte olursa olsunlar, çok haklı olarak Türkiye’nin daha çok dünya ile bütünleşmesi, daha uluslararası ve uluslarüstü egemenlik bağlarıyla bağımlılaşmasını istiyorlar, çünkü “Tam bağımsızlık” halinde ilk olarak kendilerinin başlarına neler geleceğini en iyi bu yurttaşlarımız biliyorlar… Aslında aynı şey Sünni-dindarlar ve Aleviler için de geçerli… Tam bağımsız bir Türkiye, kurucu temellerinden gelen LAST (Laik yaşam biçimine sahip Sünni Türk) kimliğine dayalı, bu LAST kimliği dışında kalan kimliklerin kendini inkâr ettikçe sistem içinde yer bulabildiği, Gayrinizamî harp taktiklerinin tüm toplum kesimlerine karşı sürekli zinde tutulduğu, olağanüstülüğün olağan olduğu otoriter rejimine devam eden bir Türkiye demektir… Tam bağımsızlık idealine kuvvetle inanan kimi sosyalist çevreler böyle bir sonucu belki samimiyetle istemiyorlar fakat metazori sonuç bu olur… Deniz’lerin mirası diye nerdeyse tüm sol çevrelerin sahip çıktığı tam bağımsız Türkiye ideali, tam barbar bir Türkiye yaratır…

Ulusalcılığı bırakın, gelin Marksizmle tartışın diyen çevreler bu mesele üzerinde düşünmeli… Ulusalcılığı bırakın diyorlar da hâlâ Deniz’lerin yolu bizim yolumuzdur demiyorlar mı? “Deniz’lerle bağımız duygusaldır ideolojik olarak mirasçıları değiliz” diyebiliyorlar mı? “Tam bağımsızlık” denilen şey hâlâ onların zihninde bir ideal halinde duruyor mu, durmuyor mu?

Türk 68’inden Chavez ve Castro’ya

Bunun dışında yazının başında esas özne olarak gördüğümü söylediğim özgürlükçü-sol olarak kendini tanımlayan çevrelerle ilgili de söyleyeceklerim var. Artık ortodoks çizgiden ayrılan dolayısıyla bu tür tam bağımsızlık laflarına o kadar da itibar etmeyen kimi özgürlükçü-sol aydınlar da bazı konularda maalesef ikiyüzlülüğü sürdürüyor… Bu ülkede sol-kanat insan malzemesinin kendisiyle en çok gurur duyması gereken şey 12 Eylül sonrası konjonktüründe enternasyonal insan hakları kuruluşlarının bu ülkede temsilciliklerini üstlenmeleri, bu özgürlükçü-demokrat kurumların ülkemizdeki örgütlenmesini oluşturma gayretleriydi. Kendini solda tanımlasın ya da tanımlamasın bu ülkenin ahlak ve sağduyu sahibi tüm insanları o sebeple bu sol aydınlarımıza müteşekkir olmak zorundadır. Uluslararası Af, İnsan Hakları İzleme Örgütü, Helsinki Yurttaşlar Derneği gibi ahlak abidesi niteliğindeki kurumları tüm zorluklara rağmen bu ülkeye getirip kurumlaştırmaya çalışan bu sol aydınlarımızdı… Yargısız infazlar, kanundışı tutuklamalar, gözaltında kayıplar, işkence ve kötü muameleler, düşünce mahkûmiyetleri gibi Türk devlet zihniyeti için olağan olan şeylerin belgelenmesi, dünyaya duyurulması ve olabildiğince engellenmeye çalışılması ve devletin mağdur ettiği insanlara da yardım edilmesi konusunda gösterdikleri onurlu çabalar asla unutulamaz. Türkiye sol tarihi adına gururla anılması gereken sayfalar esas bunlardır… Hüseyin Çakır’ın çok doğru tabiriyle “resmî Türk 68i”nin ulusalcı, militarist, insan varlığını soyut kolektif iktidar hedefleri için harcamaktan çekinmeyen o gayri-insani kolektivist zihniyeti bu ülkenin onur değil utanç sayfalarında yer alabilir ancak…

Konuya dönersek, bu onur sayfalarını oluşturan aydınlar, UAÖ, İHİÖ, HYD gibi özgürlükçü-demokrat kurumları bu ülkede örgütleyen aydınlar, bu onurlu tutumlarına hiç yakışmayacak şekilde bu tür kurumların raporlarında her sene sistematik bir hak ihlalcisi olarak gözüken, Türkiye’den de berbat durumda olan, sistem muhaliflerine yönelik yargısız infazların, orantısız şiddetin, gözaltında kayıpların, işkence ve kötü muamelenin gırla gittiği Latin Amerika sosyalist rejimlerini bir “Umut Ekseni”ymiş gibi sunabiliyorlar… Sosyalizmin tarihinden ders almamışçasına hâlâ ve hâlâ bu örnekleri matah gösteriyor ve bu rejimlerin yukarıda saydığım türden icraatlarını görmezden gelme ya da meşrulaştırma erdemsizliğinde bulunabiliyorlar… Bazı açılardan övdüğüm Batı 68’inin bazı öncü isimlerinin ve Batı solunun da büyük çoğunluğu bu ikiyüzlü tavrı aynen paylaşıyor. “Umut ekseni” tabiri de New Left Review‘in editörü Britanya 68’inin önde gelen ismi Tarık Ali’ye ait, sadece Ali değil, NLF ve Monthly Review çevresinde toplanmış Batı solunun birçok entelektüeli aynı gayri-ahlaki tavır içinde… Sistematik bir katliam rejimi kurmuş, muhaliflerini alelacele uyduruk bir yargılanmayla kaşla göz arasında kurşuna dizdirebilen acımasız Fidel Castro hâlâ Türk “özgürlükçü” solu için de büyük bir kahraman. Utanç verici bir durum bu… Tarihi boyu kaypak zeminde dolaşmış Türk ortasınıfları da herhalde sıkıcı hayatlarına heyecan aradıkları için bu katil güzellemelerine, romantizasyonlarına büyük zevkle katılıyorlar. Hem “özgürlükçü” sol yayınevleri hem büyük sermayenin bestseller merkezli yayınevlerinde Castro’ya, Chavez’e övgü kitapları yayınlanıyor. Anaakım medyada bu iki isme hep övgü var, romantize ediliyorlar… Açıkça söylüyorum Türkiye’deki Kemalist sisteme karşı çıkıp, bu ülkedeki rejimi otoriter bulup Chavez ve Castro’nun rejimlerini “umut ekseni” olarak görmek bütünüyle ahlak-dışı bir tutumdur. Chavez sizin için ideal devrimciyse Ergenekon zihniyetine hangi ahlaki gerekçe ile karşı çıkacaksınız? Rejim muhaliflerini susturmak için yöntem olarak kullanılan yargısız infazlar, kanundışı tutuklamalar, gözaltında kayıplar, işkence ve kötü muameleler açısından, Chavez-Castro zihniyetiyle Ergenekon zihniyeti arasında hiçbir fark yoktur… UAÖ ve İHİÖ raporları Türkiye’de olunca doğru da, Küba ve Venezuela da “emperyalizmin yalanları” mı? Türk Ulusalcı-solcuları bu örgütlerin Türkiye’ye dair raporlarına aynı söylemle karşı çıkmıyor mu? “İnsan hakları ve demokrasi bahane edilerek emperyalizmi meşru kılıyor bu örgütler” demiyorlar mı? Chavez’in de iktidara geldiğinden beri söylemi bire bir aynı; “Ülkem ve rejimim kuşatma altında, bu insan hakları örgütleri raporları neoliberalizmin ve emperyalizmin bahanesi” diyip duruyor hem Castro hem Chavez. Bu iki totaliter liderin zihniyetinin bizim Türk devlet zihniyetinden özsel olarak farkı yok… Hatta daha “bağımsız” oldukları için daha barbar yönetimler bunlar… Bizdekilerin de arzusu öyle bir “tam bağımsızlık” zaten…

Düşünüyorum da acaba Şener Eruygur ve Özden Örnek de laiklik bahanesiyle değil de Chavez’in 92 darbe girişimi nedeninde olduğu gibi “AK Parti’nin neoliberal politikalarına karşı” bir darbe tasarlayıp, iktidara gelince sistematik bir millileştirme-kamulaştırma yapıp, bu kaynakları da yoksullara aktarmayı vaad etselerdi, “Sosyalist Chavez-Castro’nun ‘Umut Ekseni’ne Ortadoğu’dan da Ahmedinecad ile biz eklemleneceğiz” deselerdi bu ulusalcılığı bırakın Marksizmle tartışın diyenler, “Yiyin birbirinizi” diye manşet atanlar ne tavır koyarlardı? Bu soruyu kendinize dürüstçe sorun ve “o durum başka, bu durum başka” gibi sudan bahaneler çıkarmadan, kendinizi kandırmadan cevap verin lütfen. Tüm okurlardan ricam bu yöndedir.

… Bu makale ilginizi çektiyse…

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin. 

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

 

Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

 

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 Derin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir?  Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :)

 Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Trackback URL

  1. 8 Yorum

  2. Yazan:mehtap karaca Tarih: Haz 15, 2008 | Reply

    “Tam bağımsızlık demek tam barbarlık demektir… Bu tam bağımsızlık söylemi bütünüyle terk edilmelidir. Sadece Türkiye çapında değil evrensel bazda da “tam bağımsızlık” tam keyfilik, tam iktidar konsolidasyonu ve sonuç olarak tam barbarlık demektir.”
    “Uluslararası Af, İnsan Hakları İzleme Örgütü, Helsinki Yurttaşlar Derneği gibi ahlak abidesi niteliğindeki kurumları ”
    Bu kadar zayif bir analiz gormedim, bu yazi resmen bagimliliga bir ovgu. Bugun soyleyin bana yazarin ahlak abidesi diye niteledigi orgutlerden alinan kaynaklarla bagimsiz, cikarimlari onceden belirlenmis calismalari okuyoruz.
    Bakiniz Nadire Mader’in Mehmed’in kitabi adli calismasi. Yahu bir insan askerlerle konusabilir ama hepsi mi ayni seyleri soylemis, tam bir pkk propagandasi. Bir kitap bu kadar mi tek yanli yazilir. Dengeli ol, kendi paranla objektif yaz, opup basima koyuyim ama hayir o zaman AB’ye ne dersin, adam parayi vermis.
    Yahu bugun Irak isgal edilmis adamlar bizim orduya dava aciyorlar siz sivilleri mi vuruyorsunuz diye. Simdi siz bu davayi acan insan haklari orgutlerinin samimiyetine inanabilir misiniz.
    Bu yazi aklima agzi olan konusuyor sozunu getiriyor. Bagimsizlik kelimesi birilerini neden bu kadar rahatsiz ediyor anlayamiyorum. Tabi canim emperyalizm filan da hikaye zaten, amerika ve ingiltere irak’a demokrasi getirmeye gitti. Bakarsiniz carsafi da serbest yaparlar, hani mandada ic islere karisilmiyor ya, oradan yirtarlar. Ha bu arada ben de ergenekoncuyum ha, o da neyse artik:)

  3. Yazan:Emre Tarih: Haz 16, 2008 | Reply

    @mehtep karaca
    “Bu yazi aklima agzi olan konusuyor sozunu getiriyor. Bagimsizlik kelimesi birilerini neden bu kadar rahatsiz ediyor anlayamiyorum. Tabi canim emperyalizm filan da hikaye zaten, amerika ve ingiltere irak’a demokrasi getirmeye gitti. Bakarsiniz carsafi da serbest yaparlar, hani mandada ic islere karisilmiyor ya, oradan yirtarlar.”

    Bu kadar zayif bir yorum gormedim, bu yorum resmen barbarliga bir ovgu.

    Niyetokumacilik vazgecilmez bir aliskanlik “bu” çevrelerde. Herkesin neyi nicin yaptigini biliyorlar mehtap hanimlar ve digerleri.bir biz bilmiyoruz. ama onlar hep biliyorlar.kimin niye kitap yazdigini biliyorlar.kimin neye hizmet ettigini biliyorlar.

    koca yazidan anladiklari (o da yanlis) bu dört cumleyle ifade edilebilir.bir de bu arkadaslarin herhangi bir metin de mutlaka hakaret etmek gibi bir davranislari var. agzi olan konusuyor gibisinden primitif ve lumpen tavirlari da hic atlamazlar.saolsunlar burada da atlamamislar.

    vallahi cok sıkıldım ben bunlardan.billahi çok sıkıldım.

  4. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Haz 17, 2008 | Reply

    @mehtap karaca,
    Amacım katılmadığım görüşlerinizden dolayı size cevap yetiştirmek değil.Zira katılmasam da her türlü fikrin özgürce ifade edilmesinden yanayım ve ayrıca her türlü fikir ve görüşü de önemsiyorum.
    Önemsiyorum,çünkü ülkemizi barış ve demokrasiye taşıyacak yolun demokratik tartışma kültüründen geçtiğine inanıyorum.
    Gelelim yorumunuza.Yazının tamamen bağımlılığa bir övgü olduğu yönünde fikir belirtmişsiniz.Fakat her nedense bu iddianızı doğrulayacak nesnel gerçeklere dayandırmak gibi bir zahmete de katlanmamışsınız.Yani suçlama getirmişsiniz ancak ne için suçladığınızı bilmiyorsunuz.Sanırım başkalarına atfederek”çıkarımları önceden belirlenmiş çalışmalar”şeklindeki belirlemenin aslında tam da duruşunuz için geçerli olduğunun belki de farkında değilsiniz.Zira hiçbir inandırıcılığı ve dayanağı olmayan karalamalar,ancak önceden koşullanılmış sabit düşüncelerin ürünü olabilirler.
    Bağımsızlık kelimesinin birilerini rahatsız ettiğini de eklemeyi ihmal etmemişsiniz.Bu yargıya nerden vardığınızı hoş yine açıklık getirmemişsiniz ya.Fakat iki cümlede nelerden rahatsızlık duyduğunuzu gayet anlaşılır biçimde ortaya koymayı başarmışsınız.Evet uluslarası sivil kuruluşlardan epey rahatsız olduğunuzu açık yüreklilikle belirtmekten sakınca görmemişsiniz.Belliki sivillerin öldürülmesi,hak ihlalleri,faili meçhuller gibi insanlık suçlarından çok,birilerinin bu suçları deşifre etmesinden kaygılanmışsınız.İnanın bu da makul ölçülerde anlaşılabilir.Ne var ki meseleye bu pencereden bakarken antiemperyalizm,neoliberalizm gibi söylemler anlamını yitiriyor.Başkaları için”tabii emperyalizm falan da hikaye”diye kolaycı bir küçümseme yolu seçerken en azından insan hak ve özgürlüklerine,yaşama hakkına,evrensel değerlere de aynı duyarlılığı göstermeniz gerektiğini de unutmamanız gerekirdi diye düşünüyorum.

    Bu gerçelerden hareketle diyorum ki,kapalı kapılar ardında her türlü keyfiliği,despotizmi,baskı ve ayrımcılığı pervasızca uygulama bağımsızlığı olmaz olsun.Bağımsızlık,şayet otoriter ve bireyi dışlayan,yok sayan bir anlayış demekse izninizle biz almayalım.Ama her türlü antidemokratik uygulamaya rağmen kimilerince kutsallaştırılmaya devam edilecekse o da ayrı bir şey.

  5. Yazan:haydar Tarih: Tem 4, 2008 | Reply

    bence ergenekon çok kötü bir düşünce artistlik olsun diye ergenekon diye örgüt kurmuşlar amaç darbe ne olcak kendilerinin istedikleri gibi olması dünyanın yani pislik başka bir açıklaması yok

  6. Yazan:cengiz kılıç Tarih: Ağu 31, 2008 | Reply

    Sayın kütahyalı, tam bağımsızlığın sakıncalarını sayıp “daha uluslararası ve uluslarüstü egemenlik bağlarıyla” bağlanmanın iyiliğinden söz etmiş. Kimdir, nedir bu “uluslarüstü egemenlik bağları”? bütün mesele budur?
    Hiç kıvırmadan sayabiliriz:
    Çokuluslu şirketler
    ABD
    Avrupa birliği
    İMF vs
    Kısacası Kütahyalı tam bağımsızlığın yerine bu egemen güçlere bağımlılığı öneriyor. Bir takım insan hakları kuruluşlarının(ki onların da niteliği tartışılabilir) isimlerini sayması bunu değiştirmiyor. Dünyada helsinki yurttaşlar birliğinin değil ABD ve çok uluslu şirketlerin sözü geçiyor.

    Bu yazı dünyadaki egemen küresel güçlerin önündeki bütün engelleri kötülerken en güçlülere yapılmış bir övgüdür.
    Castro diktatör, Chavez diktatör… Birçok kez darbe girişimi yapılmış olmasına karşın DEMOKRATİK SEÇİMLERLE iktidara gelmiş Chavez bile diktatör ona göre…
    Sayın kütahyalı demokrat bulduklarını, diktatör ilan ettiklerini nasıl ismen söylüyorsa AÇIKÇA zikretmeli… “Uluslar üstü güçler” sözünden ABD, çok uluslu şirketler, IMF, dünya bankası, küresel sermaye dışında ne anlaşılabilir?
    Kimse kendini kandırmasın. İnsan hakları dernek isimlerini sayıp bunlara “uluslarüstü güç” tanımına sokmasın.
    Sayın kütahyalının ideal dünyası bu “uluslar üstü” güçlerin önündeki engelleri kaldırıldığı bir dünyadır.
    Irak “uluslarüstü güçler “tarafından “demokratlaştırılmıştır”.
    Ekonomimiz “uluslarüstü güç”lere bağlıdır, IMF politikaları iyidir.
    3. dünya ülkelerindeki sayısız darbeyi “uluslarüstü güç”ler yapıp onları “demokratikleştirmiştir”!

    Yugoslavyayı 8 parçaya bölen iç savaşı ateşleyip hırvatistan, slovenya ve nihayet kosovayı tanıyarak bir devletten 8 devlet çıkaran(bu arada o savaşta 250bin kişi mi ölmüştü?) o çok demokratik Avrupa birliği idi. Irakta ABD dışında hangi demokratik ülkelerin askerleri var?
    Sayın kütahyalı birleşmiş milletler, helsinki yurttaşlar derneği, uluslararası af örgütü gibi kulağa hoş gelen isimlerle bunların üstünü kapatmayın, bunların “uluslarüstü güç” olmayıp “daha daha uluslarüstü güç”lerin inisiyatifinde olduğunu siz de biliyorsunuz.
    Bana “demokrat”ınızı söyleyin size kim olduğunuzu söyleyeyim!
    Sizin demokratlarınızın ceset skorları çok yüksek sayın Kütahyalı, ben %58 halk oyuyla iktidarda olan “diktatör” Chavez’i tercih ediyorum; kimsenin ülkesini işgal etmediği, hiçbir ülkeyi parçalamadığı, hiç bir şehri bombalamadığı için…

  7. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Ağu 31, 2008 | Reply

    Cengiz Bey,
    Dikkatimi çekti”dünyada Helsinki yurttaşlar birliği yerine ABD ve çokuluslu şirketlerin sözü geçiyor”diye görüş belirtmişsiniz.Size katılıyorum,ancak bu,ABD ve uluslararası güçlerin,çokuluslu şirketlerin dünyaya hükmetmesi,otoriteyi elegeçirmesi adı geçen uluslararası sivil kuruluşun kötü amaçlar için kurulduğu anlamına gelmez.Ülkemizde de STK lar var ama sözü geçenler erki elinde bulunduran egemen güçler oluyor.Şimdi böyle eşitsiz,orantısız bir güç dengesi var diye örneğin İHD yi,feminist kuruluşları,doğa severleri,aktivistleri egemen güçlerle işbirliği yapıyor ya da onların güdümündedir diye kesip atabilir miyiz?Ki bu kuruluş temsilcileri en ağır bedelleri ödeyerek devletin türlü baskılarına karşın yaşamları pahasına onurluca direniyorlar.Bilmem bu uğurda hayatını kaybetmiş,işkencelerden geçmiş,kaybedilmiş gazeteci,sendikacı,insan hakları temsilcisini sıralamaya gerek var mı?
    Dolayısıyla tüm dünyadaki muhalif güçleri,sivil kuruluşları sırf boğuştukları emperyal güçler ve yerel karanlık yapılanmalar karşısında (varolan dengesiz güç nedeniyle)söz sahibi olamıyorlar diye suçlamak adil bir yargı olmasa gerek.Kaldıki,kimi katılmadığım düşüncelerine rağmen sn.Kütahyalı’nın da vurgu yapmak istediği nokta da burasıdır.ABD nin değil içerde,tüm dünyada pervasızca şiddet ve terör estirmesini gayet açık bir şekilde bu”tam bağımsızlık”belasıyla ilişkilendirmektedir.ABD,tam bağımsız bir ülkedir zira ve bu bağımsızlığın nasıl bir canavara dönüştüğü ortadadır.Elbette karşısında onu durdurabilecek demokratik devletler olabilseydi bugün ABD bu barbarlığı rahatça yapamayacaktı.
    Sonuç olarak “tam bağımsızlık”kavramının etrafında kişisel hesaplaşmalara girerek dönüp dolaşmak yerine ne getirip ne götürdüğüne bakmakta fayda var.Zira emin ellerde olmadığında en “yüce” değerlerin bile insanlığa ölümcül bir silah gibi nasıl doğrulduğuna tanıklık ettiğimiz bir süreçten geçiyoruz…Bütün dünyanın gözü üstümüzdeyken bile bakın ergenekon tipi karanlık çetelerle yönetiliyoruz yıllarca…Ya dünyaya tamamen kapalı olup “tam bağımsız”olsaydık bu ülkede neler olabileceğini varın siz tahmin edin.
    Saygılar…

  8. Yazan:cengiz kılıç Tarih: Eyl 1, 2008 | Reply

    Sayın Aziz Bey,
    Sözünü ettiğiniz insan hakları kuruluşlarıyla ilgili olumsuz bir ifadem olmadı, konu bu da değil zaten.
    Somut olmakta yarar var. Soru şudur:
    bugün bir peri gelip ülkeyi yönetenlerin kafasına sihirli değneğiyle dokunsa ve Türkiye yarın sabah “tam bağımsızlık” retoriğinden kurtulsa(ne kadar bağımsız olduğu ayrı bir tartışma konusu) Türkiye’de insan hakları örgütlerinin kuralları mı geçerli olurdu yoksa küresel sermaye, ABD ve çok uluslu şirketlerin kuralları mı?
    Cevabı biliyorsunuz. O halde bu yazı ne işe yarıyor? Bu yazıyı sayın Kütahyalı ABDye bir çağrı olsun diye mi yazmıştır? Bu yazının muhattabı ABD midir? Yazı, Türkiye’nin tam bağımsızlığının zararlarından söz edip dünyadaki tam bağımsızlık örneklerini kötülemektedir.
    Sayın Kütahyalı, “tam bağımlılık” örneklerini vermek zorundadır; kimdir bu tam bağımsızlıktan kurtulup kemale erenler?
    Avrupa birliği ülkeleri mi? Irak, Afganistan, Filistin, Yugoslavya konusunda ABD ile gayet iyi anlaşan İngiltere mi, Almanya mı?

    12 eylül “bir tam bağımsızlık” sonucu mudur? Yoksa “our boys have done it” ifadesinden hareketle bir “tam bağımlılık” olayı mıdır?
    Sayın Kütahyalı gerçekleri tersyüz etmektedir.
    50 yıldır NATOnun sadık bir ileri karakolu olan, bilmem kaç yıldır İMF nin en sadık müşterisi, soğuk savaşta bir blokun ateşli destekleyicisi bir ülke olarak “TAMAMEN BAĞIMLI” bir ülkede olan pislikleri “tam bağımsızlığa bağlamak” gerçekleri apaçık çarpıtmaktır.

    Dünyayı kana bulayan,katliamlar yapan , darbeler organize eden, ülkeler işgal eden büyük küresel güçlere tek laf etmeyip yada birkaç cümleyle geçiştirip kendi çapında bunlara kafa tutan Chavez’i uzun uzun diktatörlükle suçlamak APAÇIK BİR TARAFLILIKTIR. Küresel sermayeye ya da ABDye ayak bağı oluyorsa defalarca demokratik seçimlerde üstüste seçilmiş olması bile bir lideri diktatörlükten kurtaramamaktadır sayın Kütahyalı’nın gözünde.
    Sayın Kütahyalı NATOya, İMFye, küresel sermayeye bu kadar bağımlı olan bir ülkede artık salt bir retorik olarak kalan “tam bağımsızlık” sözüne bile tahammül edememektedir.
    Sayın Kütahyalı, bu pencereden baktıkça “tam barbarlık”ın nedenlerini bulmakta başarısız olmaya mahkumdur.
    Saygılarımla

  9. Yazan:yucel Tarih: Eyl 23, 2008 | Reply

    entellektüelenın uzerıen uzun uzun yaptıgın yorumlar ve gereksiz diyalektıgınden dolayı tesekkur bekleme ama yazı tam bır vazgeçmişin özgecmişi… hani dıyorsun ya denizleri ve 68 i tekrar anlayalımmm.. işte en buyuk hatamız burda… gecmısın golgesıne sıgınarak solculuk oyunu oynuyoruz .. denızler degerdır ama ülkenın o gunlerdekı sıyası gelısmelerı ve nesnel kosulları ile bugune ayna tutamayız ,aynı durum chavez ve fıdel içinde gecerlı .. ulkelerımız arasında en kucuk ornegı ıklım farkı var kı bu ınsanları farklı yapar… devrım yapmak devrıme ınanmayı sorgulamıyorum ama sız her ulkenın nesnel kosullarını unutuyorsunuz.. bır de ab `yi bır kurtuluş kapısı gıbı bıze bırakan ve korkarım kı sozum ona eskı solcuları bıle buna ınandıran yonetımımıze neler demelı… tebrık edıyoruz kendılerını… VE ŞUNU EKLEMEK İSTERIM.. SOLUN SOLCUNUN ESKİSİ OLMAZ …BIR SEY YA VARDIR YA YOKTUR .. KI SİZ EN TEKLIKELI FAŞİSTLER KADAR DEVRIM DUSMANI OLDUGUNUZUDA BILIYORSUNUZ BİZ BİLİYORUZ bunları havanızda bızı toptan kötürüm ettiniz ne kadar da varsınız memlekette.. ey eski solcular hadı solculuktan vazgectınız barı sagcı olun… bir kimliginiz olsunnn.. taraf olmadıgınız ve hıcbır seyı begenmedıgınız ıcın sızı ıkı tarafta memnun edemıyor … sizi arada kalmışlıga iten sıyası tercıhlerınızede ne demeliii…

  1. 3 Trackback(s)

  2. Tem 16, 2008: Şu kaplaşmadan kurtulalım mı? : Derin Düşünce
  3. Tem 23, 2008: Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? | SiyarGrup™
  4. Haz 27, 2011: Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? : Derin Düşünce

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin