Kötülüğün Sıradanlığı / Hannah Arendt »
By Hans Müller on Şub 25, 2016 in İsrail, Kitap Alıntısı, Kötülük, siyonizm, Yahudilik | 0 Comments
Aynı durumda olsa, insanın kendisinin de hata yapabileceğini düşünmesi, bir tür merhamet hissi uyandırabilirdi; ama bugün Hıristiyanların merhametinden bahsedenlerin tuhaf bir biçimde bu konuda da kafası karışıktı. Nitekim Evangelische Kirche in Deutschland, yani Protestan kilisesi savaştan sonra şöyle bir açıklama-yapmıştır: “Kendi halkımızın olup bitenleri görmezden gelerek ve duruma sessiz kalarak Yahudi halkına ettiği zulüm nedeniyle, Tanrı’nïn merhameti karşısında biz de suçluyuz.”
Anlaşılan bir Hıristiyan kötülüğe kötülükle karşılık verirse, Tanrı’nın Merhametine karşı suçludur; dolayısıyla milyonlarca Yahudi yaptığı bazı kötülüklerin cezası olarak öldürüldüyse, kiliseler de merhamete karşı günah işlemiş oluyorlardı. Ama kiliseler, beyan ettikleri gibi düpedüz zulüm suçunu paylaşıyorlarsa, bu meselenin yine de Tanrı’nın Adaletine kaldığı düşünülmelidir.
Bu dil sürçmesi sıradan bir kaza değildir sanki. Merhamet değil de adalet yargıyla ilgili bir meseledir ve kamuoyunu kimsenin başka birini yargılamaya hakkı olmadığı konusundaki görüş birliği kadar mutlu eden başka bir mesele yok gibidir. Kamuoyu sadece eğilimleri veya büyük gruplan (ne kadar büyükse, o kadar iyidir), kısacası artık içinde ayrım yapamayacağımız ve tek tek isimleri zikredemeyeceğimiz kadar genel şeyleri yargılamamıza, hatta mahkûm etmemize izin verir. Ünlü veya yüksek mevkilerdeki insanların fiilleri veya sözleri gündeme geldiğinde bu tabunun iki misli geçerli olduğu açıktır. Ayrıntılar üzerinde durmanın ve tek tek insanlara dikkat çekmenin “yüzeysel” kaldığını, bütün kediler gridir veya bütün insanlar aynı şekilde suçludur gibi genellemeler yaparak konuşulanınsa dünya ve hayat hakkında çok şey bilmenin bir göstergesi olduğunu öne süren iddialar Read the rest














