Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Sanat dünyasının sarsılmaz inançları »

Türkiye’nin siyasal ve sosyal sahnesi değişiyor, entelektüel sahnesi değişiyor… Tüm kalıplar yerle bir oluyor. Çok yakın bir zamana kadar içinden geldikleri sosyal kimlikler nedeniyle kendilerini otomatikman “demokrat”, “aydın”, “çağdaş” gören kesimler ciddi bir itibar kaybına uğramanın sancısını yaşıyorlar. Onlar sabit pozisyonlarını değiştirmeyerek her zaman bulundukları yeri muhafaza edeceklerini sanmışlardı. Oysa evrensel ölçekte yaşanan değişimin klişeleşmiş kalıpları, ezberleri bozması kaçınılmaz. Siz kendi ezberlerinizi sorgulamadıkça Türkiye’nin ve Dünyanın bugününü okuyup ona göre kendinizi revize etmedikçe ister istemez arkaikleşmek durumunda kalıyorsunuz…

Türkiye’nin ciddi üniversitelerinin beşeri bilimler sahasındaki akademik hayatı da bu değişimin taşıyıcılarından biri. Read the rest

Türk Adaletinin iç hastalıkları »

20080823_derin_dusunce_org_adalet.jpg 

Hukuk bir çözüm kaynağı, mahkemeler bir çözüm mercii ise anlamı ve fonksiyonu vardır. Hukuk, muhtevasında çözüm üretecek tohumları beslemiyorsa, mahkemeler, verdikleri kararlarla ihtilafı halletmiyor aksine azdırıyor ve derinleştiriyorsa, o ülkede hukuk da yok, hakim de yok, mahkeme de yok demektir. Problemi çözmeyen mahkeme onu derinleştirmekten başka bir fonksiyon icra edemez. Zira hukukun ve mahkemelerin problem kaynağı olması Read the rest

Küreselleşme Korkusu »

20080821_derindusunce_org_kuresellesme.gif

 Sunuş: Soros nefreti, küresel sermaye üzerine komplo teorileri… Küreselleşme kavramı derinlemesine irdelenmeyen her konu gibi insanları ikiye böldü: Küreselleşmeden korkanlar ve sevinenler. Oysa aydınların birinci vazifesi toplum adına karar vermek değil ışık tutmak, aydınlatmak değil mi?

Genç konuk yazarımız Olcayto Tan Haskol amigoluğun çok prim yaptığı kürselleşme gibi bir konuda bile aydın sorumluluğuyla hareket edilebileceğini gösteriyor. Küreselleşme, finans ve makro ekonomi konularına ilgi duyan Haskol’un yeni çalışmaları bu ilk makaleyi takip edecek. Siz okurlarımızı şimdiden konuya girmeye, yorumlarınızla tartışmayı zenginleştirmeye davet ediyoruz.

MY

Küreselleşme Korkusu

Yazar: Olcayto Tan Haskol  

Tıpkı, hava durumu bilgisinden yoksunluğun günlük hava değişimlerini önlemeyeceği gibi, küreselleşmeyi tüm dinamikleriyle beraber reddedip, ona sırt dönmek, neden olduğu değişimleri yadsımak da; hiçbir bireyi, toplumu, devleti onun etki alanından uzaklaştıramıyor.

Bu yüzden küreselleşmeye yaklaşmak, ancak  gerçekçi ve doğru yaklaşmak Read the rest

Merhaba ben Sümeyye »

 20080818_derindusunce_org_basortusu.jpgYazar: Sümeyye Kavuncu

Başörtülü bir üniversite öğrencisiyim…

 Onların sesini büyük mahkeme kararları boğdu, rektör demeçleri, buz gibi soğuk pek iri cümleler. Artık biraz sessizlik lütfen. Şimdi Sümeyye konuşuyor…
Dedim ya, ben Sümeyye. Başörtülü bir üniversite öğrencisiyim. Bugün, bu insani meseleyi hiç başörtüsü sorunuyla karşılaşmamış erkeklerin, başörtüsünü diline dolamış politikacıların, Read the rest

Kendimi hıyar gibi hissediyorum »

20080810_derindusunce_org-hiyar.jpg

 Özlem Yağız

Bunca yıldır başörtülüleri hizmet almaya, vermeye, kamusuna, alanına, okuluna, tuvaletine, resepsiyonuna, denizine, tiyatrosuna hiçbir yere yakıştıramayan vatan sağ olsun. Eh hazır ağzımı açmışken varlığım tüm beyaz Türklerin varlığına armağan olsun.

TARAF’tan okumak için

 

… Bu makale ilginizi çekitiyse…

Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları

Suzan Başarslan’ın dediği gibi “kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği” bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

 Kadın hakları ve Kemalizm

 “Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak”  Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

 

Anayasa Mahkemesi kapatılsın! »

20080818_derindusunce_org_anayasa_mahkemesi1.jpgAmeliyat olarak cinsiyet değiştiren şarkıcı Bülent Ersoy’un hukuken erkek olduğuna hükmetti Danıştay. Dolayısıyla gazinolarda sadece erkek kıyafetiyle sahneye çıkabileceğine karar verdi. Takvimler 14/02/1983’ü gösteriyordu.

 Bu koca koca adamların Bülent Ersoy’un cinsel hayatından başka konuşacak konuları yok muydu yani? İşkence iddiaları tavan yapmıştı. Gözaltında insanlar kayboluyor, faili güya meçhul cinayetlerde aydınlar can veriyordu. Ama bizim Danıştay Bülent Hanım/Bülent Bey geyiği yapıyordu.

Yıpranan kimdi sizce? Bulent Ersoy mu? Yoksa Danıştay mı? Read the rest

“Cumhuriyet Kadını” nereden çıktı? »

20080812_derindusunce_org_kadin_dusmani_chp.jpg

CHP hangi kadına düşman? 

Ülkemizde kadın tarihi 1980″li yılların sonlarına kadar incelenmemiştir. Çünkü sosyal bilim alanındaki kadınlar dâhil herkes bu alanın incelenmeye değmeyecek denli “aşikâr” bir tarih olduğunu düşünüyorlardı. Atatürk ve arkadaşları, kadın haklarını Türk kadınına “vermiş” ve dolayısıyla Türk kadını bu hakları -hiç uğraşmadan- “almıştı”. Bu yazıyı okuyanların büyük çoğunluğu Türkiye “nin ilk partisinin bir kadın partisi olduğunu bilmiyor. Çünkü resmi tarihe göre ilk parti Cumhuriyet Halk Fırkası “dır. 
“Devrim tarihi içinde kadının rolü” üzerinde çalışanlar dahi 1980″lerin ortalarına değin birincil kayaklara gitmemişti. Aslında bu konular üzerine hiç düşünmemiş insanların bile dikkatini çekmesi gereken

Read the rest

Bi maça bakıp çıkıcaz… »

Türkiye-Ermenistan kara sınırı 6 Eylül 2008 Cumartesi günü Türkiye-Ermenistan maçı için turistik geçişlere 24 saat’liğine açılsın!

2010 Dünya Futbol Kupası’nda Türkiye, grup elemelerindeki ilk maçını, 6 Eylül 2008’de Erivan’da Ermenistan’la yapıyor.

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü maçı izlemek için Erivan’a davet etti.

Bu maç, Ermenistan’la Türkiye arasındaki ilişkinin normalleşmesi adına büyük bir fırsat.

Türkiye’den maçı izlemeye gidecek taraftarların Erivan’a ulaşmak için iki alternatifi var: Read the rest

BİR A3K2O*’UN ANATOMİSİ »

20080818_tuzla_olum.jpgYer : Tuzla’da bir tersane
Tarih : 13 Ağustos 2008
Olayın bileşenleri : Tankerde test edilmesi gerek filika, kızak, korkuluk demirleri ve kanca, telsiz, tersane işçileri, gemi vinci
Olayın uygulayıcıları ve denetleyicileri : Tersane sahipleri, yöneticileri, çalışan işçilerin başında bulunan ustalar, mühendisler, Çalışma Bakanlığı, Hükümet
Amaç : Mümkün olan en kısa zaman maliyetleri en azda tutarak, para kazanmak
Sonuç : Olayın bileşenlerinde 3 kişinin ölmesi. (Tersane sahipleri ölü sayısının 4 olduğunu söylemekte.)

Ya da kısaca diyebiliriz ki Tuzla’dan bildik manzaralar… Artık Tuzla’da yaşanan olaylara “iş kazası” demek kesinlikle yanlış bir anlatım olmaktadır. Read the rest

Bireyler şeffaf olmadıkça devlet de olamaz »

20080701_derindusunce_org_cemil_ipekci.jpg Eğer tartışma programlarının olduğu bir gün gece 02-03 gibi beni biri arıyorsa o kesin Cemil İpekçi’dir. . .  O programı izlemiştir, bir şekilde dolmuştur ve benim de o saatte yatmayıp izlediğimi düşünerek beni arar. İçinde tutamadığı ne varsa söyler. Gerçekten Cemil sadece gündeme geldiğinde konu olan türban meselesinde değil, tüm insani ve ahlaki konulara duyarlı biridir. Bunu ben yakınen biliyordum ama bu söyleşiyle tüm okurlar da bilsin istedim. . .  Cemil sağolsun beni kırmadı ve aile geçmişinden her türlü politik meseleye kadar herşeyi konuştuğumuz bir söyleşi yaptık.

R.Ozan Kütahyalı

Cemilciğim,  önce iki şeyle başlayalım birincisi sabetayizm ve yahudi dönmeliği meselesini konuşalım, baba tarafın selanikli, aslen yahudi. . .  

Evet, 1480’de Osmanlı topraklarına sığınmış bir yahudi ailedeniz. Önce Konya’ya yerleşmişler, sonra da Selanik’e geçmişler, Sabetay Sevi’nin inanç anlayışıyla birlikte hareket etmiş ailem ve sonra da zaten süreci biliyorsun,  müslümanlığı benimsemişler ve öykü işte bugüne kadar geliyor. Read the rest