Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Militarizm Gölgesinde Demokrasinin Hayaleti »

Aktütün baskını sonrası Taraf gazetesinin, ordunun, konuyla ilgili ihmalleri üzerine yaptığı haber üzerine, Genelkurmay Başkanı’nın yaptığı çok sert açıklama ve o açıklamadan bir gün sonra Başbakan’ın, Genelkurmay Başkanı’nın üslubunu onaylar mahiyetteki açıklamaları üzerine kendimi bir sürrealist film seyrediyor gibi hissettim. 
Bu olaylar üzerine, sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden ve sürrealist sanatın da en büyük isimlerinden olan Luis Bunuel’in iki filmi aklıma geliyor. “Yokedici Melek-Exterminating Angel” filminde bir ev içinde parti yapan bir grup insanın, belirli bir süre sonra görünürde hiçbir sebep yokken evden dışarı çıkamamaları konu edilir. Evden dışarı çıkmaya teşebbüs edenler hiç fark etmeden tekrar evin içine girerler. Evin dışına çıkmayı imkansız hale getiren Read the rest

Başörtüsüne (B)ulaşır Eller »

Yazar: Zühre Meryem Kaya 

Hayatımda hiçbir zaman taraf olmadım. Taraftarda… farklı olanları, hayatın içinde klon gibi dolaşmayanları, kendi kimliği ile yol almaya çalışanları hep sevdim. Düşünceleri dinlerken ne olursa olsun “Saçma!” demedim; çünkü her düşüncenin kendi içinde dinlenmeyi önem arz ettiğini bilecek kadar yol almıştım bu hayatta. Şu günlerde ise anlamsız biz yüz ifadesi ile olanları izliyorum. Anlam veremiyorum… Kendi yaşamlarına kısıtlama gelmesinden korkan insanların, buna yargıyı Read the rest

Sinema ile tasavvuf ilişkisinde Sinematografi »

Sinema ile tasavvuf ilişkisinin ele alınması, sinemanın şimdiye kadar, düşünce ile, felsefe ile, metafizik ile ilişkisini ele almayı, bu konuda yazılmış olanları gözden geçirmeyi de gerektiriyor. Bunun dışında, sinema ile metazifik arasında ilişki kurmayı becermiş yönetmenlerin eserlerinin de derinlemesine bir analizi, bizim sinemamızdaki imkânların görülebilmesi ve değerlendirilebilmesi için gereklidir.

 Herşeyden önce sinema dilinin ne olduğu, bu dilin ne zaman düşünceye açılabildiği ve sinemanın, düşünceyi ve aklî perspektifleri de aşan bir duyumu nasıl yaratabildiği üzerine düşünmeliyiz. Read the rest

Bize ‘din’den bahset »

İhsan Eliaçık

Gündelik hayatta çok sık rastladığımız “Din ayrı dünya ayrı”, “Dini bu işlere bulaştırma”, “Yine mi dini konular?”, “Hoca camide” veya “Dünyaya çok daldık, biraz da dinden bahset” gibi serzenişlerle kendini ele veren bilinçaltımızdaki “din anlayışının”, bizim coğrafyalarda, iki bin senedir değişmeyen bir algılamaya dayandığını düşünmekteyim.

Dinden bahsetmeyi, yaşayan hayattan ayrı bir buud (boyut) olarak algılayan, ruhlardan, ölülerden, atalardan, türbelerden, ayinlerden, ritüellerden bahsetmeyi dinden bahsetmek olarak anlayan Read the rest

Teröre çare arama suçundan yargılanmak »

 Memleketimizde kanunlar var. Bir de kanunların üzerinde, Kendisini ALLAH yerine koyan birileri var. bedenlerimizin ve ruhlarımızın hakiki sahipleri(!) bu KADİR(!) ve MALİK(!) olan zâtlar sizin ne zaman yaşayıp ne zaman öleceğinize karar verebilirler.

 Terör Türkiye’nin sorunu. Ama çözüm aramak sizin ne haddinize? Size emredildiği gibi kendinize verilen rolü oynayın. Öldürün ve ölün. Bunun dışında bir yol aramak mı istiyorsunuz? Demek ki siz hainsiniz. Siz PKKlısınız. Siz halkı askerden soğutmak istiyorsunuz. Yürüyün savcıya.

 Rasim Ozan 27 yaşında bir insan. Siz bu satırları okurken savcılığa ifade vermeye gidiyor. Aslında çok doğal bir şey yaptı. Vicdanını susturamayan her insanın yapması gerekeni. 40 bin insanın ölümüne sebebiyet veren teröre bakarak üzüldü. Bayraklar sallayarak, intikam çığlıkları atarak bu işin bitmeyeceğini söyledi ve yazdı.

 Ama savaş Tanrısı kızdı bu işe: 15 ekim ve 9 ekim‘de yazdığı düşünceleri yeterince kan kokmuyordu çünkü.

 Türkiye’yi ve insanları sevmenin bedelini Rasim Ozan böyle ödeyecek. Gökhan Gençay gibi, Bülent Ersoy gibi… Kendisini ALLAH yerine koyan birileri, bedenlerimizin ve ruhlarımızın hakiki sahipleri(!) bize emrediyorlar: Yüzümüzü ölümden, intikamdan yana dönmemiz isteniyor.

 Ben hâlâ ALLAH’a tapıyorum. Kutsal(!) ya da Putsal Devlete değil. Ya siz?

Kapitalizme vahşi olmayan alternatifler-3 »

Çeviren: Ekrem Senai

Sunuş: New York’taki borç sayacı ilk kurulduğu 1989 yılında Amerikan’ın borcunu 2,7 trilyon (2700 milyar dolar = 2008 Türkiye ekonomisinin 5-6  misli) olarak gösteriyordu. BBC’nin haberine göre krizden sonra 10 trilyona çıkan miktar için bu ekran yetersiz kaldı.

 “Kapitalizm krizde mi? Marx haklı mıydı? yoksa suç devlette miydi?” gibi tartışmalar süredursun kapitalizm’den yakasını sıyırmak isteyenler elbette öncelikle ona bir alternatif bulmak durumundalar. İşte bu çabaya ışık tutmak için yazarlarımızdan Ekrem Senai‘nin geçen hafta başladığı çeviri serisine bu hafta da devam ediyoruz. Daha önceki bölümlere buradan erişebilirsiniz.

 Voluntarizm (Gönüllülük)

Bir piyasa ekonomisi düşünün ki tüm etkileşimler gönüllü sözleşmeler üzerine kurulu olsun, ve mülkiyeti korumak veya kuralları dayatmak için devlet veya diğer aracılar bulunmasın. İşte bu, voluntarizm’in özüdür.

“Voluntaristler politik olmayan stratejiler ile özgür topluma ulaşmak için organize olmuş liberteryenlerdir. Seçim siyasetini, liberteryen prensiplere aykırı olduğu için hem teoride hem de uygulamada  reddederler. Hükümetler güçlerini sürdürebilmek için işlerini ahlaki meşruluk içinde yapmak zorundadır;  siyasi metodlar ise  bu meşruluğu kuvvetlendirir. Voluntaristler ise devletin gayr-i meşru olduğunu anlatıp, Devlet gücünün dayandığı işbirliği ve anlaşmaların çekilmesi gerektiğini savunur.”[16]

Voluntarizm liberteryenliğin bir yan ürünüdür..[17]  Liberteryenler devlete karşıdır, ama daha sonra ikiye ayrılır: liberteryan sosyalistler- ki Read the rest

TSK denetlenmezse devlet yıkılmaya hazır hale gelir »

Şu an yaşadığımız meselenin önce adını koyalım… Bu ülkenin bir TSK meselesi vardır…

 Aktütün felaketi bir vesile olmuştur… Esas mesele kurumsal bir çürümüşlük meselesidir… Bu ülkede şu an TSK bağlamında sistemsizlik ve iç disiplinsizlik sahte milliyetçi bir söylemle kamufle edilmeye çalışılmaktadır…

 Evet, milliyetçilik söylemi sadece bir kamuflaj aracıdır… TSK meselesi etrafında bence yaşadığımız felsefi bir çatışma da değil… Böyle düşünmek kesinlikle yanılsama olur. Özgürlükçü ve demokrat kalemler de bence bu yanılsamadan kaçınmalı… Read the rest

1982 Anayasası ile Darbe Devam ediyor »

Yazar: Av.Mücteba Kılıç / Genç Siviller

12 Eylül 1980 sabahı saat 03:59’da Türk Silahlı Kuvvetleri ülke yönetimine el koydu. Ve bu askeri rejim 3 yıl süreyle (12 Eylül 1980-6 Aralık 1983) devam etti.  

27 Mayıs 1960 Darbesi daha çok orta rütbeli subayların eseriydi. 12 Eylül 1980 darbesi ise emir ve komuta zinciri içinde yukarıdan aşağı ve askeri hiyerarşi çerçevesinde cereyan etmişti. 

Darbeyi yapan üst düzey komutanlar Milli Güvenlik Konseyi adını aldı ve bu ad altında anayasa yapılana dek yasama (kanun yapma) görevini üstlendi. Yasamayla hızını alamayan darbeci komutanlar bir çok yürütme işlemini de yerine getirdi. Milli Güvenlik Konseyi, Genel Kurmay Başkanı, Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanlarıyla Jandarma Genel Komutanlarından oluşan beş kişilik bir kuruldu. 

Askeri darbe, nasıl oluyorsa TSK İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyetini koruma ve kollama görevinin bir gereği olarak sunuldu ve yapılan darbe bu gerekçeyle meşrulaştırılmak istendi. Read the rest

Hürriyet Mektebi »

Dr. Atilla Yayla, Serdar Korucu, Dr. Bilal Sambur, Dr. Murat Çokgezen 

          ve 3H Hareketi‘nin katılımıyla

 

“Özgür Bir Toplumun Değer ve Kurumları”

 

7 Kasım 2008, Cuma,

18:30 – 19:00 Kayıt & Açış Kokteyli

19:00 – 20:30 İnsan Hakları ve Hukuk Devleti, Serdar Korucu

8 Kasım 2008, Cumartesi,

10:00 – 11:30 İktisadi ve Siyasi Bir Sistem Olarak Liberalizm, Dr. Atilla Yayla

11:30 – 12:00 Ara

12:00 – 13:30  Din Özgürlüğü ve Laiklik, Dr. Bilal Sambur

13:30 – 14:30 Öğle Yemeği

14:30 – 16:00 Serbest Ticaret, Zenginlik ve Barış, Dr. Atilla Yayla Read the rest

Batı tek dişi kalmış canavar mı, yoksa bu bir züğürt tesellisi mi? »

Ne demişiz? Son beş yüz yılda icat edilip insanlığın genel kullanımına sunulan uygarlık ürünlerinin hepsi, ama HEPSİ, Batı’nın on-oniki tane ülkesinden çıkmış. 1500 gibi bir tarihten bu yana Doğu’nun – Hind’in, Çin’in, İslam ülkelerinin, hadi Afrika’yı da sayalım – insan medeniyetinin evrimine dişe gelir BİR TANE BİLE katkısı olmamış. Sonra, yarı ciddi yarı şaka, birkaç yüz tane uygarlık ürünü saymışız. Listede elektrik var, otomobil var, kuduz aşısı var, parlamento var, gazete var, káğıt para var, insan hakları var, internet var. Makineli tüfek ve atom bombası da var. Naylon poşetle don lastiği de var. Read the rest