Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Dindarların dindarlara ihaneti »

JİTEM’in Kurtlar Vadisi operasyonu üzerine çok sevdiğim bir arkadaşım bana ulaştı. Kendisi aynı zamanda Osman Sınav’la da yakın ilişkiler içinde olan birisi… diyordu bana bu arkadaşım…

“Diğerlerini bilemem ama Osman Sınav’ı çok iyi tanırım. O dönemde neler yaşadığını da iyi biliyorum. Diziyi en başarılı olduğu dönemde bırakmasının bir sebebi de bu ilişkiler ağı. Osman’a haksızlık etmişsin”

İslami kesimden kimi ahbaplarım da yazılarımı çok isabetli bulduklarını ama Soner Yalçın ile Raci Şaşmaz’ın ayrı ayrı ele alınması gerektiği imasında bulundular… Yine kamuoyunca da tanınmış bir yazar dostum “Şu an olumlu gidiyor bu ekip, o bağlamda çok yüklenmemek gerekmez mi? O zaman Ergenekoncular tarafından kullanılmışlar. Şimdi doğru yoldalar” Read the rest

Marxistlerin Korkusu »

Michel Foucault, düşüncelerini ortaya koyarken kendi dönemindeki tüm Fransız entelektüelleri gibi zamanının en güçlü düşünce akımı, Sartre’a göre  aşılmaz bir kale, olan  Marksizm ile yüzleşmek zorunda kalmıştır. Hatta ilk çalışmalarında “baskıcı iktidar kuramı”nda olduğu gibi Marksizmden etkiler bile görülebilir.

Foucault, tarihsel maddeciliğin temel kavramları olan “altyapı” ve “üstyapı” kavramalarını kabul etmez. Onun anlayışında bir ağ olarak toplumun tamamını kuşatan iktidar vardır. Burada bir alt üstlük söz konusu değildir. Foucault sınıf bilinci, sınıf ideolojisi, sınıf çıkarı, sınıf düşüncesi  vb. kavramalara itibar etmez; çünkü, baskı yapan ve baskıya uğrayanlar şeklindeki  iktidar anlayışını kabul etmez. Read the rest

Zihinler Artık Fikir Mezarlığı Olmasın »

Eğitim sistemimizin ne kadar sığ, ne kadar tek yönlü olduğunu anlamak pek güç değil.  Hâlbuki eğitim değil midir “belli bir konuda, bir bilgi ve bilim dalında yetiştirme, ‘geliştirme’, eğitme işi; çocukların, gençlerin toplum hayatında yerlerini almaları için gerekli bilgi, nitelik ve anlayışları elde etmelerine; kişiliklerini ‘geliştirmelerine’ yardım etme”. Bu tanımda eğitimi toplumdaki bireylerin günlük yaşamda bir yer edinmeleri adına kişilerin bireysel niteliklerini, potansiyellerini geliştirmeleri, kişiliklerini geliştirmeleri ve belli başlı konularda bilgi edinmeleri için bir ‘yardım’ sistemi olarak düşünebiliriz pekâlâ. Fakat ülkemizde tam manasıyla böyle olmadığını görüyoruz. Sanırım bizdeki ‘eğirmek’ fiiline daha yakın, yün veya pamuğun kirman ile ‘bükülerek’ iplik haline getirilmesi gibi. Eğrilmekte olan yünün ip olmak dışında hiçbir şansı yoktur. Nihayetinde ip olacaktır.

Read the rest

Filistin için tek çözüm »

Mahçupyan’dan mükemmel bir analiz. Kanaatimce tek çözüm.

MY

“…Bugün geçici bir ateşkes safhasındayız… Herşeyin yeniden yaşanma ihtimali çok yüksek. Bunu durdurmak için hepimizin ve esas Filistinlilerin elinde bir fırsat duruyor. Haklı ve mağdur olmak, hakkaniyeti getirmiyor, mağduriyeti bitirmiyor… Sonuç almak siyaset gerektiriyor ve güçsüzün siyaseten kazanabilmesi de ancak güçlünün zihniyetinden uzaklaşmakla mümkün olabiliyor…”

Read the rest

Engin Çeber İçin Bir Ağıt »

Merhametin, sevmek iştiyâkının, empati ve diğerkâm olmanın gitgide uzaklaştığı bir toplumdan herşeyden önce uzaklaşan adalet olur. Engin Çeber’in başına gelenlerin yüreğimizde açamadığı küçücük bir sızı, bize hayatımızda açılan kocaman utanç delikleri olarak geri dönecektir. 

Uğur Kaymaz’ı duymuşuzdur; hani o, devletin güvenlik güçlerince yakın mesafeden sekiz kurşunla vurulan ilkokul beşe giden çocuk. Read the rest

Türkiye Bizi Satar mı? »

Yazan: İlham TUMAS, Azericeden çeviren: Adil YAPAR

Kaynak: http://lent.az/news.php?id=14859   
“Rabbim, aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi yok eder misin? ”
(Araf suresi, 155)

Artık eldivenler atıldı. Osmanlı kardeşlerimizin Ermenistan sınırlarını açma hazırlığında oldukları hakkındaki haberler, hem Azerbaycan’da hem de Türkiye’de kimiler tarafından ayrı ayrı öfkeyle karşılandı. Medyada değişik tepkiler verildi, açıklamalar yapıldı. Art niyetli kimseler, düşmanlar, İrancılar, Rusyacılar, bilmem neciler şimdiki Türk hükümetine yıllardan beri kalplerinde gizlediklerini açıkça söylemek için güzel fırsat kazanmışlardır. Hayırlı olsun diyemeyeceğim… 

Her Kardeşin Yetimi Kendine 

Meselenin özüne inildiğinde, meydana gelmesi olasılı olan bu “sınır kapısı açma” olayına insanlarımız soğukkanlı yaklaşmak yerine, daha çok eski geleneklerine bağlı kalarak “Kardeş Türkiye böyle bir şey yapmamalıdır” diye haykırmaya Read the rest

Atatürk’ün evine bombayı MİT attırdı »

Pazar Vatan’dan Sanem Altan’ın röportajı

“6-7 Eylül 1955’te büyük etkisi olan KTD Bildirisi’ni ben yazdım. Demokrat Parti’ye karşı 28 Nisan 1960’da yapılan öğrenci ayaklanmasını da ben organize ettim. Hapse bile girdim. Şimdi aynı endişeyi Ergenekon soruşturmasında yaşıyorum. Sabah sütçü kapıyı çalsa, polis geldi sanıyorum. AKP’nin oyunu da var işin içinde. Davos’ta bile var. Erdoğan’ın o çıkışından sonra havaalanındaki kalabalık ikinci bir 6-7 Eylül yaratacak diye çok korktum.”

 6-7 Eylül olaylarının nedeni olan Kıbrıs meselesini ulusal bir dava haline getiren gazete o zamanın Hürriyet Gazetesi’ydi. Neden bu işin lokomotifi Hürriyet Gazetesi oldu? Read the rest

JİTEM’in Kurtlar Vadisi operasyonu »

2003-04 döneminde Sarıkız ve Ayışığı operasyon kod adlarıyla iki ciddi darbe girişimi yaşadı Türkiye… Bunu artık net bir biçimde biliyoruz. Özden Örnek’in günlüklerinin “sahih” olduğu Türk yargısı tarafından karara bağlandı. O günlüklerde de her şey açık… Türk basın tarihine gurur abidesi olarak geçecek bir gazeteci olan Alper Görmüş sayesinde bu gerçekleri öğrenebildik…

Bu darbe girişimlerinde de en hevesli ismin Şener Eruygur olduğunu biliyoruz… Birçok general darbe girişiminden caydıktan sonra da Eruygur bir darbe ortamının yaratılması için “elden ne gelirse” yapmaya ve yaptırmaya devam etti… Şener Eruygur’un bir numaralı adamı da Tuğgeneral Levent Ersöz’dü, bunu da bilmeyen yok… Ersöz, Eruygur’un Jandarma’nın başında olduğu dönem Read the rest

Kemalizme göre Türk Kadını ve Cumhuriyet Gazetesi »

 

 Kenan Korkmaz

Sunuş: Okullarda ezberletilen bir “çağdaş Türk Kadını” masalı vardır.  Bu masala göre “vatan kurtarıldıktan sonra kadınlarımız da kara çarşaftan kurtarılmıştır, seçme, seçilme hakkıyla beraber bir sürü özgürlük kazanmıştır, tango filan öğrenmiştir, Türk Kadını Ata’sına minnettardır…”.

 Bugün çarşaflı kadınlara rozet takarak takiyye yapan CHP’nin kadına bakışı gerçekte bu şemadan hep uzak oldu. Tıpkı solcu(!) gazete Cumhuriyet’in kadın hakları konusunda aldığı engelleyici tavır gibi. Ama ülkemizde yanlışlar sürekli tekrar edilerek doğruymuş gibi gösterilebiliyor.

 Bu beyin yıkamanın antidotunu hazırlayan Kenan Korkmaz’a içten bir teşekkür sunuyoruz. Kenan’ın bu detaylı çalışmasını okurken şaşıracaksınız. Mussolini’yi, faşizm’i öven, “yüzüne herkes tükürebilsin” diye Nazım Hikmet’in resmini basan Cumhuriyet Gazetesi’ne bakışınızda bazı değişıkler olabilir…  Mehmet Bahadır‘ın Lozan hakkında yazdığı “Geldikleri gibi gitmediler” makalesini bitirirken dediği gibi «Tarih  şaşırmaktır ».

MY

 Türkiye’nin aydınlık insanları! Size Cumhuriyet hiç yakışmaz!

Aydın insanların diktatörlüğü! İnsanları dikta yönetiminin meşru olduğuna ikna etmenin en etkili yolu bu olsa gerek. Toplumun kendisinden ve çevresindekilerden geri kalanını cahil ve yönetilmeye muhtaç ilan edip kafası karışmış yığınla insana hiçbir kanıt sunmadan iktidarı hak ettiğini ispat etmek. Kârlı iş!

Öylesine kârlı ki; tarihin derinliklerinden çıkagelen belgelerde yatan karanlık yüzünüz ortaya çıkarıldığında bile bunun gerici bir eylem olduğunu, oysa kendilerinin ne kadar aydınlık, ne kadar halk sevdalısı olduğunu söyleyebilirler. Her zaman da inanan bulunacaktır. Kendini “aydın olarak” lanse eden bu grubun bir mensubu olmanın getirdiği ayrıcalığı kazanmayı herkes ister. Read the rest

Medyasenfoni »

[Yazan: Asım Öz – Umran dergisinin Kasım 2008 sayısında yayınlandı.]
BİR ROMAN KİŞİSİ OLARAK NAZİRE    

Edebiyat kuramlarından hareketle bir romanı kendi yapısına uygun eleştirel yöntemle (ve edebiyat bilgileriyle) incelemek mümkündür. Öte yandan bu kuramlardan herhangi birine takılıp kalmamak da gerekir. Çünkü sanat ve edebiyatın tek bir açıklama tarzına sığmayacak kadar zengin ve karmaşık bir yönü vardır. Bu yüzden romana yaklaşım yöntemini bilinçli olarak biraz eklektik tutmak kaçınılmazdır. Her esere aynı (tek) yöntemle yaklaşmaktansa, her eserin ortaya attığı sorulara en iyi uyan yöntemlerle yaklaşmak tercih edilmelidir. Bir yanda, çok ”deklare” olmayan bir biçimde içinde yaşanan zamanın ruhundan hareket etmek var; öte yandan I.A. Richards sonrası gelişen esere yakından bakma disiplini var. Gene Wayne Booth sonrası roman eleştirisinin vazgeçilmez avadanlığı haline gelen ”anlatıcı”nın yerini, biçimini vb. tespit etmek var.

Medya eleştirisi 

İnsan ömrü kısa da olsa yaşanan bir yığın süreç var ve her süreçten bir sürü hikâye çıkıyor. Ağırlıklı olarak öykü ve deneme yazılarıyla tanıdığımız Fatma K. Barbarasoğlu tanık olduğu, maruz kaldığı, düşündüğü, kurduğu, hayal ettiği bir sürü şeyi Read the rest