Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

‘Yapabildiğimiz kadar keşfedelim’: Nobel ödülünü kazanan Charles Townes ile evrim, akıllı tasarım ve hayatın anlamı üzerine »

Votre navigateur ne gère peut-être pas l'affichage de cette image. Fizikçi Charles Townes Birge Hall’daki ofisinde. Sonbaharda burada Townes’un 90ıncı yaşgünü bir sempozyumla kutlanacak.

Bonnie Azab Powell, NewsCenter

BERKELEY – Din ve bilim, inanç ve empirik deney: bu terimler en az Baptist bir rahip ve Berkeley fizikçisi kadar az ortak noktaya sahip görünüyor. Nobel fizik ödülünü alan ve UC Berkeley Lisans-üstü eğitim kurumu profesörü Charles Hard Townes’a göre ,ise bunlar, benzer amaçlar için ortak noktaya yönelmiş terimler: bilim, kanunları ve evrenin düzenini anlamaya çalışırken; din, evrenin amacını ve anlamını, ve insanoğlunun her ikisinin içindeki yerini çözmeye çalışıyor. Read the rest

Özgür politika siteleri »

Türkiye’nin politik düşünce hayatı yavaş yavaş internete kayıyor. Belki de bir modernleşme değil bu, politikanın aslına, özüne dönüşü. Neden?

 Endüstri devrimi ile ulusallaşan, sonra da küreselleşen kitle iletişimi aslında uzun zamandır iletişim (=?  Etkileşim) olmaktan çıktı, tek sesli – tek yönlü bir monolog halini aldı. Parayı bastıran ya da silahla resmî ideolojisini dayatan güçler halka kendi “gerçeklerini” dayattılar uzun zaman.

 Bildiğiniz gibi bir gazetenin üretilmesi, basımı, dağıtılması çok masraflı ve riskli bir iş. TV için de aynı şey söz konusu. Ayrıca politik fikirleri üretenler ve yayanlar bir kaç gazete ve TV kanalında toplanınca bunların yasaklanması ya da “satın alınması” kolay oluyor. O da olmazsa “asi” gazeteciler tutuklanarak, olmazsa öldürülerek susturulabiliyor.

  Bu sebeple eski Komünist Rusya gibi totaliter ülkelerde Pravda Gazetesi resmî ideolojinin borazanı olmuştu. ABD tarzı  “özgür” ülkelerde ise Fox News ve CNN gibi kurumlar gazeteciliği bir eğlence hatta şov haline getirdiler. Artık gazeteciler amigoluk ve soytarılıktan vakit bulbilirlerse nadiren politika Read the rest

Somut durumun somut analizi »

Etyen Mahçupyan-Taraf

Yaklaşan yerel seçimlerin niçin referandum anlamı taşıdığını idrak etmekte zorlananlar çok… Bazıları muhtemelen bu yaklaşımı AKP iktidarını pekiştirme yönünde bir tür zorlama olarak görüyorlar. Ergenekon üzerinden yaşanmakta olan kırılmanın bu seçimlerde sahada sınanacağını ve hükümetin de durumdan yararlanmak üzere topyekûn bir strateji izlediği değerlendirmesi yapıyorlar. Kim bilir belki benim gibi yazarların da bilerek veya bilmeyerek AKP yandaşı konumuna düştüğümüzü düşünüyorlar…

Ama bir de ‘somut durumun somut analizi’ var… Solcuların bir dönem sıkça kullandıkları bu söz, yapılacak önermenin ‘bilimselliğinin’ kanıtı gibi algılanırdı. Bir köşe yazısının bilimsellik iddiası sınırlı olsa da, gerçekten ‘somut durum’ önemli… Diğer bir deyişle önümüzdeki dönemde Türkiye’nin kendi toplumsal ivmesiyle hangi yöne meylettiğini anlamak, son yirmi yılın somut değişimine de daha yakından bakmayı gerektiriyor. Ancak o zaman yaklaşan seçimlerin gizli anlamını deşifre etmek mümkün. Read the rest

Kemalist Demokrasi : Hizmet Etme Değil, Adam Etme! »

Tarihi gelişimi itibariyle demokrasi farklı farklı ülkelerde, farklı faklı anlaşılmış ve farklı farklı uygulanmıştır. Bu bağlamda, aslında mana itibarıyla, hak ve hürriyetlerin baskı altında tutulduğu, bütün yetkilerin tek bir elde, küçük bir azınlık grubun hakimiyetinde toplandığı devlet düzeni olan totaliter sisteme, demokrasiye taban tabana zıt olmasına karşın, halk için halka rağmen gibi garip bir mantıkla totaliter demokrasi diyenler bile oldu.

Diğer taraftan liberal, çoğulcu, katılımcı, marksist, proletarya, protestan demokrasisi gibi çeşit çeşit demokrasi anlayışları da, milletlerin tarihsel gelişimi, kültürleri ve tecrübeleri neticesinde gelişti, benimsendi.  Read the rest

Kürt milliyetçileri nerede duracak? »

Kürt milliyetçileri nerede duracak?

Kürt milliyetçileri nerede duracak?

 Kaynak: Bobiler.örg sitesi

… Bu makale ilginizi çektiyse…

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin. 

 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

 

Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini hukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm” demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

 

‘Erkeklik Belası’nın rafine örnekleri »

Medyada geleneksel erkeklere söylenecek laf esirgenmez de “çağdaş erkek” kontenjanından konumlanmış erkek figürlerine söylenecek sözler nedense ideolojik oto-kontrol noktalarında elenir. Bu iktidar sahiplerinin medya yoneticisi olduklarından veya onlara bulaşırlarsa işlerinden olacakları korkusundan mı, yoksa onlari takip eden kitleye kötü gözükmek istenmemesinden mi bu figürlerin yaptıkları hoş karşılanmasa da medyada varlıkları devam etmektedir…

Bu figürlerden sadece ikisinden bu yazıda bahsedeceğim: Okan Bayülgen ve Hıncal Uluç.. Bu figürler kadın düşmanlığına varan kadınlara karşı kırdıkları potlarla yani sadece yaptıkları özcülükle değil erkek özneler olarak erkekliklerinin altını haddinden fazla çizmek suretiyle de sadece kadınlık araştırmalarının değil erkeklik araştırmalarının da inceleme nesnesi olmaya adaylar.

Peki neden böyleler? Neden erkekliğin vaz ettiği şeyleri eksiksiz yerine getirmeye çalışarak “insanlıkları pahasına”, “erkek” olmaya, takipçileri gözünde üstün erkeklik mertebesine ermeye çalışıyorlar? Read the rest

Feminizm ve Eril Tahayyül »

Dünya feminist hareketinin tüm hedeflerinin gerçekliği ve gerçekleşebilirliği gözden geçirilmeye ve sorgulanmaya muhtaç.. Siyasal, sosyal, ekonomik kazanımlara ilave olarak tıp sanayindeki baş döndürücü gelişmelerin kadınlara ne kazandırdığı ve ” kadın kimliği”ni nasıl dönüştürdüğü yeniden gözden geçirildiğinde “büyüsü bozulmuş” modern zamanların kadın kategorisini, mistik zamanlara oranla çok daha baskıcı ve ekonomik kategorilere indirgeyerek kurguladığını/tanımladığını görmek mümkün. İlginç olan kadınların kendilerini Read the rest

Efendim (S.A.V) »

Küçüktüm ama kaç yaşındaydım hatırlamıyorum. Sanırım bir camiide vaazda dinlemiştim. Hoca,  “Peygamberimiz’i annemizden, babamızdan, eşimizden, çocuğumuzdan hatta kendimizden daha çok sevmeliyiz, gerçek müslüman böyle olmalı” mealinde sözler söylemişti.

“Nasıl olur?” dediğimi hatırlıyorum. “İnsan nasıl olur da annesinden, babasından, eşinden, çocuklarından, hatta kendi nefsinden fazla sevebilir?”

Aradan yıllar geçti. İyi kötü dinimi öğrendim. Okul, iş, derken hayatın heyulasına daldım. Zaten yolundaydı da, herşeyi daha bir yoluna koyduktan sonra günün birinde kapı çaldı.

Gelen “fikrin sancısı”ydı. Read the rest

Yazıya Kadın Eli Değdi »

Yazar: Zühre Meryem Kaya

Günümüzde hangi gazete, dergi veya kadın ekini bilgilenmek ya da göz atmak merakıyla karıştırsanız karıştırın, bu yayınların her birinde sırıtan bir tekdüzelikle karşılaşırsınız. Aynı kalıp elbiseyi zoraki her bir kadına giydirme eğilimi gibi… Oysa hayatın içinde damıtılmadan kalmak iyidir. Hele ki, damıtılan bir kadınsa… Bu gereksiz bir eylemdir çünkü kadın gülüşü, kokusu, sesi, bakışı, hissiyatı, anaçlığı, Read the rest

Darfur ve Vicdan »

Bilindiği gibi Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir hakkında Darfur bölgesinde savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlemekten tutuklama emri çıkarttı. Mahkeme, soykırım suçlamasını ise yeterli kanıt olmadığı gerekçesiyle dikkate almadı.

Türkiye de, BM Güvenlik Konseyi yetkisinde olan ‘kararı erteleme’  yönünde faaliyet gösteriyor.  Çünkü bu kararın Sudan’ı daha da karıştıracağını düşünüyor. Fakat dolaylı da olsa El Beşir gibi bir ismi  desteklemek anlamına gelen bu girişim, çok haklı olarak tepki çekiyor ve insanlara “Gazze’ye vicdanî tepki gösterirken, Darfur’da aynı vicdan nereye gidiyor, neden zalim destekleniyor?” sorusunu sordurtuyor.

Darfur olaylarının geçmişi 1987’ye kadar dayanıyor. Olaylar 1987 ve 1989 yılları arasında Darfur’daki kabileler arasındaki iç savaşla başladı ve hükümet bu olaylara tam anlamıyla müdahale etmedi. 2003’te zirve yapan olaylarda, çatışan tarafların her ikisi de müslüman. Yaygın kanıya göre bir tarafı (Sudan yönetimi)  Arap kökenli müslümanlar oluştururken diğer taraf Afrika kökenli müslümanlardan oluşuyor.

Ama mesele bu kadar basit bir ayrımla ifade edilemez; çatışma, ırk temelli bir iç çatışmadan ziyade, zamanında su kaynakları ve otlakların paylaşımı konusunda anlaşmazlığa düşen kabileler arası uyuşmazlıklardan ve kuraklığın etkisi ile bu anlaşmazlıkların büyümesinden kaynaklanıyor.  Read the rest