Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Fransız siyasî hayatında Türk Kadınları »

6 Haziran Cumartesi, Paris’te Palais Bourbon’da bir konferans düzenleniyor.

L’engagement politique des femmes d’origine turque
 
Samedi 6 juin 2009
9h – 12h (avec un cocktail de petit déjeuner)
Palais Bourbon
126, Rue de l’Universite – 75007 Paris
Metro : Assemblée nationale ou Invalides
En France comme en Europe,  l’immigration turque s’est produite tardivement. Répondant à un appel de main d’œuvre, les causes des premiers flux migratoires étaient principalement économiques et le séjour Read the rest

PKK’yı dış mihraklar mı kurdu? »

Devlet epriyince »

“… taşranın dindarlıkla ve muhafazakârlıkla özdeşleştirilerek yıllar boyunca ‘şeytanlaştırılması’ nedeniyle, kendilerine ‘modern’ diyen laiklerin de bu tehlike karşısında devletin yanında durması beklenirdi. Bu analiz sol tahlilleri yadsımıyor, hatta onları pekiştiriyor. …”

Devlet epriyince – Etyen Mahçupyan / TARAF

Anadolu’nun her yöresi bu toprak parçasına ait dillerin farklı lehçelerini ve melez hallerini taşır. Ancak daha da ilginci her yörenin kendine has kelimeleridir… Benim ailemin de Ankaralı geçmişinden bizlere yansıyan, geçmişte anneannemden duyduğum ve başkasından da duymadığım birçok kelime var. Bunlardan biri eprimek fiili… Bir kumaşın fazla kullanılmaktan ötürü giderek lif lif çözülmesi Read the rest

Aldığın Nefesi Ben Yarattım Ulan! »

 

         27 Mayıs Özel

1950’ler, İstanbul’un Beykoz semtinde, deniz kıyısında bir kahvehanedeyiz. Kıyafetinden Çerkez olduğu anlaşılan yaşlı bir adam ile oğlu yaşındaki bir genç parasına tavla oynamaktalar:

– Yaşına hürmeten ses çıkarmıyorum bey baba, böyle zar tutma başka kahvelerde, bu tavlayı kafanda kırarlar!

– Böyle mi kırarlar?

Yaşlı adam cüssesinden beklenmeyecek bir hızla tavlayı kapatıp genç adamın kafasına patlatıyor, pullar, zarlar bir yanda, genç adamın kafasından kanlar akıyor, yaşlı adam hızını alamamış ki cebinden çıkardığı bağ bıçağı ile saldırıyor, kahvedekiler kollarından tutup durduruyorlar.

Durduruyorlar ama Çerkez Osman Dedenin mavi gözlerinden adeta ateş fışkırıyor:

“Aldığın nefesi ben yarattım ulan! Senin aldığın nefesi ben yarattım!” Read the rest

ABD’yi tedavi etmek mümkün mü? – BÖLÜM III »

Dizinin birinci bölümünde Amerikan milliyetçiliğine işaret ettik. Hollywood, Pentagon ve Washington üçgenine, amaçlarına ve çalışma yöntemlerine değindik. İkinci bölümde bu milliyetçiliği ve Amerikan saldırganlığını mümkün kılan dinî ve ideolojik arka plandan bahsettik. Buraya kadar oldukça “derin” sayılabilecek bir teori verdik. Ancak bu teorinin günlük hayata ve sinema salonlarına nasıl eklemlendiğini görmek için çok sayıda örnek vermek gerekiyor.

 

Bu sebeple bu üçüncü bölümü örneklere ayırdık. Sinema-siyaset-ordu işbirliğinin yakın tarihin değişik dönemlerinde nasıl sahneye konduğunu bilinen filmlerden örneklerle anlatacağız. Vietnam’dan Komünizm ile mücadeleden ve soğuk savaşın bitişinden bahsedeceğiz. Amerikan saldırganlığının izini ABD’nin yakın tarihinde ve Hollywood yapımı millî güvenlik filmlerinde arayacağız.

 

Ordunun kimliği ve imajı

Ordu/devlet eliyle tatbik edilen Amerikan saldırganlığını halkın gözünde “erdemli” bir şekle sokabilmek için Read the rest

Kemalistler için Ergenekon Klavuzu »

İddia olunan Ergenekon Terör Örgütü dava süreci; sonuna kadar gidilebilirse  ve adalet tecelli ederse, Türkiye yeni bir yola girecek. Halkın her türlü vesayeti elinin tersiyle ittiği, hak ve özgürlüklerin genişlediği, hukuk üstünlüğünün yaşandığı, herkesin ve her kurumun kanun önünde eşit olduğu ve hesap verebildiği bir yol bu. Yani demokratikleşme yolu. 

Ancak hala, demokratikleşmeye direnen, tabiri caizse içimizdeki darbeciler argümanlarıyla bu yola taş koymaya çalışıyorlar. Halbuki, kendi tabirlerince; çağdaş ve  muassır medeniyet yolunun önüne taş koyuyorlar. Belki farkında değiller, belki de Read the rest

Bu sözler kimin? (2ci hafta sorusu) »

“…Bu çağdaşlaşma kadar rezil, âdi ve katil bir kelime yoktur. Bu çağ neden Avrupa’nın çağı olsun? 1976 senesi Türklerin, Hintlilerin, Patagonyalıların, Fransızların, İngilizlerin birlikte yaşadıkları tarihtir. Bu tarihte çağ içi, çağ dışı nasıl olabilir? Yani çağ bir daire midir ki, bir kısım insanlar bunun içinde, bir kısmı da dışında yaşasın? Bu korkunç bir şey. Biz çağdaşlaşmayı kabul ettiğimiz andan itibaren biçâreliğimizi, elimizin kolumuzun bağlı olduğunu, efendimizin Avrupa olduğunu kabul etmiş oluyoruz.

Çağdaşlaşma diye bir şey yok. Herkes çağdaştır. Yalnız bu çağda endüstrileşmiş ülkeler var, endüstrileşmemiş ülkeler var. Zengin ülkeler var, fakir ülkeler var. Bunun çağla alakası yok. Read the rest

Kemalizm kendi neferine nasıl davrandı? »

Geçtiğimiz cumartesi günü yeni Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun yazarlarla buluştuğu kahvaltıdaydım… O toplantıda birçok konu büyük bir açıklıkla müzakere edildi. Konuşulanlar “off the record” kaydıyla olduğu için yazmayacağım. Fakat Nimet Çubukçu’nun eğitimle ilgili düşünceleri ve tasavvurları tam anlamıyla özgürlükçü-demokrat bir nitelik arzediyor. Bunu çok açıkça söyleyebilirim. Bu kahvaltıdan çok umutla ayrıldım. Nimet Hanım belli konularda çok ciddi ve cesur Read the rest

Kimlikçi siyaset Türkiye’de federasyonu zorunlu kılar VI »

AB’de yetki paylaşımı

Bilindiği üzere Avrupa Birliği’nin geleceği ile ilgili sıkı bir tartışma var. Tartışma iki temel eksende yürütülüyor. İşlevselciler AB içinde “Avrupalıları” temsil eden kurumların güçlendirilmesini isterler, “intergovernmentalistler” (hükümetler arasıcılar) hükümetler arası karar alma kurumlarının güçlendirilmesi gerektiğini söylerler. Böyle söyleyince pek bir şey anlaşılmıyor. Kurumları anlatmalı.

Avrupa Birliği’nin kendi organları komisyon ve parlamentodur. AB Komisyonu aslında Avrupa Birliği’nin bakanlar kuruludur. Her komisyoner AB anlaşmaları çerçevesinde belirlenmiş bir ortak alandan sorumludur. Bu alanların tamamını AB Komisyonu’nun Read the rest

Ergenekon’un Batı şebekesi »

Washington Enstitüsü’nün Türkiye uzmanı Soner Çağaptay hakkında daha evvel bir yazı yazdım (Soner Çağaptay muamması)… Islam, Secularism and Nationalism in Modern Turkey: Who is a Turk? adıyla kitap olarak da yayınlanan doktora tezinde kemalizmi ve TSK’yı yerden yere vuran bu muamma adam Ergenekon zihniyetinin lobiciliğine devam ediyorNewsweek‘te yayımlanan son makalesinde bu lobicilik gereği yaptığı çarpıtmalar akıl almaz bir nitelikte… Çağaptay, belli süredir, içinde olduğu şebeke ilişkileri sebebiyle, özünde nefret ettiği kemalist rejime tam destek veren yazılar yazıyordu. Fakat bir nebze de olsa sofistikasyon yapıyordu yazılarında. Şimdi artık onu da bırakmış, Bush döneminin geride kalmasının yarattığı telaşla da birlikte, tamamen zırvalıyor…

Türkan Saylan’ın “liberal bir kadın” olduğunu ve ÇYDD mensubu bir düzineden fazla “liberal kadın”ın Ergenekon soruşturması kapsamında Read the rest