Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Küfür ve tehdit etmeden Atatürkçü olunur mu? »

[11 Mayıs 2009’da Sevan Bey’in sitesinde yayınlandı]

Vatanmilletçilerin zannederim artık algılamaktan tamamen aciz oldukları bir şeyleri var: Hakaret etmeden konuşamıyorlar. Küfretmeyi en doğal hak ve vatani görev olarak görüyorlar. Başka bir ifade tarzını havsalaları almıyor, defterden silmişler.

Hemen her gün birileri bu bloga yazıyor. Geçen gün biri üşenmemiş dört tane yazmış. Nisbeten kibar bir dil, “siz” diye hitap etmiş, noktalama işaretleri yerinde. Daha ilk cümleden başlamış: “Türklük düşmanlığı”, “maksatlı yazılar”. Döne dolaşa aynı yere gelmiş: “gerçek niyetinizi ve özünüzü gösteriyor” (oysa niyetimi net ve açık bir dille ifade ettiğimi sanıyordum), “bu ülkenin gerçek vatandaşı olmadığınız”, “vatani tehtitlerin gerçekten burnumuzun dibinde yaşadıklarını gördüm”… İkinci yorumda aynen devam, “vatan düşmanlığı”, “kanser gibi yaydığınız düşünceler”… Üçüncü yorum: “vicdansız yada hain olmanız gerekir”, “köle olmak belli ki sizin gibiler için bir mükafat”. Örtülü tehdit: “kiliseleriniz duruyor, sokakta rahatça dolaşıyorsunuz. NE İSTİYORSUNUZ DAHA ????” (yani istesek BİZ sizi bunlardan mahrum ederiz). Read the rest

101 bin kez okunan yazı için 101 bin kere teşekkür »

Sitemiz açıldığından beri 1183 yazı girdik yayına. Faydası yazıldığı günün akşamı tükenen köşe yazılarına pek sıcak bakmadık baştan beri. İstedik ki Read the rest

ABD’yi tedavi etmek mümkün mü? – BÖLÜM IV »

Sonuç

 ABD bugün dünyanın en tehlikeli ve saldırgan devleti. Bu devletin yol açtığı savaş ve katliamlarda can verenler artık milyonlarla ölçülüyor. Bu bakımdan ABD’yi Nazi Almanyası ile karşılaştırmak abartılı olmayacaktır. Peki Türkiye de dahil dünyanın çeşitli ülkelerinden toplanan insanların sayesinde ayakta duran ve demokrasiyle işleyen bir ülke neden bu kadar saldırgan? Neden Amerikan halkı devletlerinin bu derecede kan dökmesine “DUR!” demiyor?

 

 Daha önceki bölümlerde (1, 2, 3):

  • 1) Amerikan ulus-devletinin kuruluşu sırasında geçilen aşamaları,
  • 2) Türkiye’deki gibi bir resmî ideolojinin halka dayatılmasını,
  • 3) Bunun için de sinemanın çok etkin bir biçimde kullanıldığını

Ayrıntılı ve örnekli bir biçimde anlattık.

 Aslında demokratik kurumlar, fikir özgürlüğü, ekonomik özgürlükler ve bireysel haklar konusunda oldukça ileri bir ülke ABD. Diğer yandan düzmece bahanelerle başka ülkeleri işgal eden bir Amerikan Ordusu, darbeler, suikastler, işkenceler yapan bir CIA var denklemin içinde.

 Kızılderililerin soykırımından ve Afrika’dan zorla getirilen zenci kölelerden bu yana çok şey değişti ama devlet eliyle, “halkın iyiliği için” uygulanan saldırganlık hep sabit kaldı. Read the rest

Şikayet Etme Sanatı »


The Art of Complaining Sikayet Etme SanatiThe best home videos are here

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği (Paris’te Konferans) »

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği, Fransız kamuoyundaki yansımaları konu alan konferans ve tartışma.

 10 Haziran 2009, Paris

Fransızca duyuru Read the rest

Qua Vadis Ümmet? »

Sahip olduklarımıza dair…

Tercihlerimiz çoğu kez bize kim olduğumuz sorusunun cevabını verir.Tercihlerimizin verdiği cevapların doğruluğu ancak ve ancak onlara sahip olabilme ölçümüzle mümkündür.Sahip olmak,istemenin sonucudur.İstemek ardından sahip olmak,bu iki eylem,sahip olmanın sonunda noktalanmaz,bir üçüncü isteği doğurur;sahip olduğunu kaybetme korkusu.Pekala;
 
1.)İstemek
2.)Sahip olmak
3.)Sahip olduğunu kaybetme korkusu
 
olarak şıklandırabiliriz.
 
 Başlığımız müslümanlar,konumuz din (İslam) olduğu için,bu şıklandırmayı;Dinin mensubu olmak(istemek),Din içerisinde var olmak,dindar olarak kendini tanımlama(sahip olmak),Kendi varlığı ile bütünleştirdiği dinin zarar görmesinden ve kendi kimliği olan dindarlığın zarar görmesinden korkmak(kaybetme korkusu) olarak örnekleyebiliriz.
 
 Çoğu kez istemek ve sahip olmanın masumiyetini,kaybetme korkusu ile zalimleştirebilir insan.Ve bunu yaparken çoğu kez kendi verdiği zararın dışardan gelecek zararlardan büyük olabileceğini düşünemez.Karşılaştığımız zorluklar(kaybetme korkusu) biz de histeri nöbetine yol açacağı için var olan potansiyelimizi de bu etki ile göremeyebiliriz. Read the rest

Uyuyan Güzel »

“.. Türkiye’de ‘şeriat tehlikesi’ tümüyle devletin ürettiği bir sanal durumdur ve amaç bu sayede devlete bağımlı bir laik cemaatin yaratılmasıdır. Devlet aslında ideal olarak uyuyan ama kendisini uyanık sanan bir laik cemaat istemiş ve bunu başarmıştır. Öyle ki söz konusu sanal uyanıklık laik kesimi bir sivil toplum gücü haline getirmektense, onu korkular içinde büyütmüş ve her sanal tehlike karşısında devletin kucağına itmiştir. ..”
 

Uyuyan Güzel – Etyen Mahçupyan / TARAF

Ergenekon dava süresinde ortaya çıkan bilgiler laik kesimin üzerinde durduğu ideolojik zemini önemli ölçüde sarstı. Çünkü laikliği bir cemaat kimliği haline sokup pekiştiren Read the rest

Türk değilim eğriyim, tembelim »

Engin Ardıç / Sabah

Ülküm de alçalmak, geri gitmektir… İlkem küçüklerimi dövmek, büyüklerime terbiyesizlik etmektir…

Böyle “ant” olur mu? Böyle saçmalık, böyle rezillik olur mu?

Olmaz. Ama Read the rest

Sanayisiz Osmanlı »

“Bir kere yaşanan bir daha neden yaşanmasın ki? Zaten tarih de bizi geleceğe iten bir tsunami olmayacaksa bırakalım mahzenlerin içinde gizli kalsın. Ben bir “Osmanlı tsunamisi”ni tetiklemeye çalışıyorum. Daha doğrusu bu tsunaminin gelmekte olduğunu haber vermek istiyorum. Gözü açık olanlara elbette… Bakın, diyorum, Osmanlı tsunamisi geliyor, dikkatli bakın!” (Mustafa Armağan) 

Son günlerde Osmanlı tarihine olan ilgi ve merak, kimilerini memnun etmese de, oldukça sevindirici bir olay. Osmanlı tarihine olan bu ilgi, türlü soruları ve merakları beraberinde getiriyor ve “Biz aslında Neydik” sorusunu gündemimize taşıyor.

Geçmişinden kopuk bir millet başkalarının kukla milleti olmaya, müsait hale gelir gerçeğini hatırlattıktan sonra Hekimoğlu İsmail bu gerçeği destekler mahiyette şöyle diyor;  

“Madrid’de boğa güreşlerini seyrettim. Eğer birinci boğanın başına gelen olayları ikinci boğa bilseydi, matadorların elinde oyuncak olmayacaktı.”   Read the rest

Türk okulunda Kürtçe şarkı olur mu? »

Türkiye’de neredeyse her okul yılsonu etkinlikleri adı altında eğlence programları düzenler. Velilerde davet edilir bu sosyal etkinlik adı altında gerçekleştirilen törenlere… Bu programlar belirli bir disiplin içerisinde gayet resmi bir üslupla gerçekleştirildiğinden bir hayli sıkıcı gelir davetlilere. Uzun konuşmalar, şiirler ve birkaç görsel şölenle devam eder bu tür programlar. Bu sene yılsonu etkinliklerine kısa bir programla çıkma ihtiyacı hissettim. Kürt çocuklarının yoğun olduğu bir bölgede öğretmenlik yaptığımdan programımda Kürtçe bir şarkıda önerdim. Kürtçe şarkı şüphesiz heyecanlandırdı çocukları. Read the rest