Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Romanda Konu »

Romanın fertten topluma geçişi insan ve medeniyet ilişkisine bağlıdır. Roman konusunu fertten veya sosyal ortamdan seçer. Ferdin öne çıktığı romanda sorun olması muhtemeldir. “Oturmuş ve sağlıklı, sağlam temellerle dayalı bir medeniyet kurmuş, dünya görüşü kesin çizgilerle belirmiş toplumlarda romancı fert sorunlarına eğilmez. Mesela Stendhal doğrudan doğruya Fransız toplumuna eğilmiş, fert üzerinde durmamıştır.”[1]  

Bu özelliklere sahip olmayan bir toplumun romancısı ise bütün dikkatini ferde çevirir. Çünkü fertler toplumda yerlerini alamamıştır.[2] Bizde ise romanın gelişim serüveniyle paralel ilk konular; “doğu-batı sorunu başlıca sorunlardır.[3] Bu süreç yüzyıl aşılamamıştır. Bu mesele bir medeniyet sorunu olmakla beraber, ferdi dram şeklinde romanımızda yerini almıştır. Ruhsal arazlar şeklinde ancak, düalizm, buhran biçiminde görülmüştür. Ancak bazı yorumlar roman türünün başarısının ferdi derinlikle eş değer olduğunu söyler. “bir roman insan tabiatının gerçeklerini aksettirebildiği Read the rest

Bu pazartesi okumak istiyorum! »

KAYNAK

Bursa’da okulunabaşörtülü devam etmek isteyen ama “eğitim-öğretim” hakkı alınarak okulundanalıkoyulan Melek Kayalık, başörtüsüyle okuma isteğini ve bu uğurda çektiğiacıları gazetemize bir mektupla iletti

Fethullah Özsoy /Bursa

Melek’in mektubu, “Başörtüsü, İstanbul ve Ankara’da bir üniversite sorunu olabilir. Ancak Doğu’da daha ilköğretim sorunudur. Bugüne kadarkızlarını ne olursa olsun devlet okullarında okutmak isteyen aileler çocuklarını okula gönderiyor. Ancak, İslamî bir aile yapısı içinde büyüyenkızlar, bir yaştan sonra başörtüsünü çıkararak okumaya razı olmuyor. Bu da ya kızların okuldan alınmasına ya da okul idaresiyle didişmeye Read the rest

Ölüm’ün Işığında Zaman Kavramı (4) »

Nazım Hikmet’in Kuvâyi Milliye Destanı’ndan (7ci Bap):

“…Gece aydınlık ve sıcak

ve kağnılarda tahta yataklarında

koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.

Ve kadınlar

birbirlerinden gizleyerek

bakıyorlardı ayın altında

geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine…” 

 Bu dizelerdeki “tekerlek ölüleri” dikkatimizi çeken. Çünkü tekerlekler de ölür ve ölmüş tekerlek cesetleri tıpkı ölmüş öküzler gibi bir şeyler anlatırlar bize. Bir buzdolabı ölüsü, gölde boğulmuş bir bisiklet, terk edilmiş, çocuk çığlıklarına hasret gitmiş bir evin cenazesi, karaya vurmuş, susuzluktan ölmüş bir gemi… İşitebilen kulaklar için canlı piyanolardan daha çok ses verir bir piyanonun cesedi. Evet, ölmüş eşyalar “konuşur”.

 Peki ya ölmüş saatler? Boşa geçmiş vakitler değil, Zaman’ı göstermek üzere imâl edilen saatlerden bahsediyorum. Saat ölmüştür ama dişli çarkları paslanmaya devam etmiştir. Çünkü durmuş, hatta çürümüş olsa bile saat Zaman’ın geçişinin tanığıdır. O saatin hayatı durmuştur ama baş harfi büyük yazılmak üzere HaYat devam etmektedir, o saat cesedinde hâlâ HaYatiyet vardır. Ama Ölüm’den münezzeh olan bu HaYatiyet kamyon, gemi, buzdolabı cesetlerine de nüfuz etmiştir. Çünkü:

 Saatler Zaman’ı bilmezler

Saate bakarak Zaman’ı ölçebiliyorsam bu saatin sayesinde değil İnsan olan Ben’im sayemde oluyor  zira saat de taş, toprak, bulut gibi sıradan bir cisim. Saat geçen Zaman’ı göstermiyor, her seferinde yeni bir Şimdi gösteriyor. Hakikaten sürmekte olan İnsan bütün saatlerden önce/üstte bir varlık derecesine sahip. Belki bedenimizi ve analitik zekâmızın tabi olduğu bir dışsal, Newtoncu/Kantçı zamandan bahsedilebilir. Ama bunun dışında İnsan olmamızdan kaynaklanan bizim vasfımız, belki de fıtratımız olan bir Zaman daha var.” (Varlık Bir Harftir, Sen Onun Anlamısın)

Eşya ölülerini büyük boy işitmek için: Read the rest

Ölüm’ün Işığında Zaman Kavramı (3) »

Dans eden bir Tanrı mı dediniz?

“…Diyorsunuz ki “hayatın yükünü taşımak zor”. Neden sabah mağrur akşam ise itaatkârsınız? Hayatın yükünü taşımak zor ise siz de bu kadar “kolay” olmayın! Hepimiz bu yükle yüklenmiş birer eşeğiz. Üzerinde bir damla çiğ var diye titreyen gül tomurcuğuyla ortak neyimiz var bizim? Hayatı seviyoruz ama hayata alıştığımızdan değil, aşka alıştığımızdan. Aşkta her zaman biraz çılgınlık vardır ama çılgınlıkta da akıl vardır biraz. Benim için de -ki benim sevdiğim hayattır- benim için bile kelebekler ve sabun köpükleri ile insanlar arasında olup da bunlara benzeyen herkes sanırım mutluluğu ötekilerden daha iyi tanıyor. Bu hafif ve çılgın ruhları gördüğü zaman, bu sevimli ve hareketli olanları, Zerdüşt ağlamak ve dans etmek istiyor. Sadece dans edebilen bir tanrıya inanabilirim. İblisimi gördüğümde onu ciddi, ağır başlı ve şekilci, ritüelci buldum. Onun ağırlığı yüzünden düşüyor her şey. Onu öfkeyle değil gülerek öldürürüz. İleri! Öldürelim ağırlığı! Yürümeyi öğrendim, o andan beri kendimi koşmaya bıraktım. Uçmayı öğrendim, o andan beri kımıldamak için itilmem gerekmiyor. Şimdi hafifledim, şimdi uçuyorum, kendimi aşağıda görüyorum, şimdi bir tanrı dans ediyor içimde. Böyle buyurdu Zerdüşt…”  (Nietzsche, Böyle buyurdu Zerdüşt)

Birinci bölümde Kant ve Hegel arasındaki bir görüş ayrılığından istifade ederek MuRaD kavramına dikkat çektik. Derin Göz gibi kitaplarımızda genellikle resim sanatından istifade ediyoruz. Ancak Zaman’ı aradığımız bu yazıda muhtevasındaki Zaman’ın ZaHiR olduğu bir sanata çevirmek gerek gözlerimizi : Dans!

Su içmek için elimi masanın üzerinde duran bardağa uzatıyorum. Bardağı kavrıyorum, ağzıma götürüyorum, suyun soğukluğunu hissediyorum ağzımda, yutkunuyorum. Şimdi dans ettiğimi hayal edin, koreografinin bir yerinde su Read the rest

Anayasa Sohbetleri 7 – Eğitim »

 3 Aralık 2010 tarihli Agos‘ta çıktı.

Silahlı Kuvvetler malum. Yargının da bu memlekette neye hizmet ettiği iyi kötü anlaşıldı, o konuda da epey fikir üretilmeye başlandı. Ama cehennemin üçüncü atlısından henüz gereği gibi söz eden pek yok.  Okullardaki Atatürk köşeleri kaldırılmadan Read the rest

Ölüm’ün Işığında Zaman Kavramı (2) »

Bu bölüm sadece fotoğraflardan oluşuyor. Zira ressam Paul Klee’nin dediği gibi “Sanat görüneni taklid etmez, görünür kılar” diye düşünüyorum. Bitmiş eser (ölü beden) yaşanan hayatın, yapılan ve yapılMAyan seçimlerin eseridir, Zaman geçip gitmemiştir aslında. Üst üste birikmiş, o ölmekte olan (= yaşamakta olan) beden 60-70 yıllık bir hayatın izlerini MuHaFaZa etmiştir. Geçmiş Zaman yoktur, kırışmış yüzler, solmuş gözler vardır. Uzun pozda çekilen bir balerinin fotoğrafı gibidir bu yüzler, Zaman’ı görünür kılar. Lütfen bu yüzlere bakarak gözlerinizi gelecek bölüme hazırlayın. Hayat’ın (= Ölüm’ün) Dansı’ndan, Nietzsche’den ve Hinduizm’den bahsedeceğiz.

Resimleri tam boy görmek için Read the rest

Anayasa Sohbetleri 6 – Eşitlik »

Agos‘un 26 Kasım 2010 sayısında çıktı.

MADDE: Tüm vatandaşlar yasa önünde eşittir. Kamu görevlileri vatandaşlar arasında din ve mezhep, dil ve lehçe, ırk, etnik kimlik, sosyal sınıf, felsefi görüş ve yaşam tarzı nedeniyle ayrım yapamaz ve ayrım yapmayı savunamaz.

 Çözmeye çalıştığımız problem şudur:

 Senin ders kitapların, resmi propaganda broşürlerin, valilik web sitelerin, turistik tabelaların, Atatürk Bilmemne Kurumu neşriyatın, 19 Mayıs nutukların, askerî beyin yıkama programların, adli yıl açılış törenlerin, devlet onaylı cami vaazların Türk ve/veya Müslüman olmayanlara karşı baştan sona iftira ve sövgüyle dolu olacak. Sonra pişkin pişkin gülüp “aa olur mu, bizde herkes yasalar önünde eşittir, din ırk milliyet yüzünden katiyen ayrım yapılmaz” diye yavşayacaksın.

Bunu nasıl önleyeceğiz? Mesele bu. Yoksa herkes eşittir, ayrım gayrım yasaktır diye anayasaya yazmak kolay. Anayasasına bunu yazmayan devlet Read the rest

Atatürkçülük Nedir? »

Kaynak: Eminimsi

Bir kağıt, Bir kalem, Bir de Angelika Lütfen »

Angelika’nın kelimelerini balçıktan karan bir kadının,

‘yıldız’ parlaklığındaki ellerine ithafımdır.

 

Bir Kağıt

Arkadaşım AteşNur, onunla yürümeye niyetlendiğim bir yolculuktu. Yol kısa sürdü. Hayır. Yolu bitirmedik. Sadece kısa sürdü. Ben korktum ve… Kağıt gibi bir kadın, şeffaf, bir o kadar kırışkan ve ışığa tutulası. Ben korktum ve yol kısa sürdü.

Bir kadın daha; arkadaşım Sükun. Yol yürüyesi değil, yolun kendisi. En çok kullandığı kelime; fuzuli. Neden acaba, takılıyorum buna? Neden acaba? Yoksa o da biliyor mu, bir fuzuliyet varlığı olarak muamele gördüğünü, üstelik ben gibi girmemişken aslan kafesine, biliyor mu?

Bir yol, birden çok kadın. Öyle ise sırayla yürüyelim, olur mu?

Bundan sonrası için dikkat! Sözlerim çölümsüdür, kuruyabilirsiniz. Read the rest

Yeni NATO ve Türkiye »

19-20 Kasım’da Lizbon’da toplanan NATO zirvesinde bir çok yeni ve önemli karar alındı. Her şeyden önce yeni kabul edilen Stratejik Konsept Belgesi ile NATO önümüzdeki 10 yılın yol haritasını belirlemiş oldu. Füze kalkanı projesinin kabulü, Rusya ile ortaklık arayışları ve Afganistan konusu zirvenin önemli konuları arasındaydı.

 Soğuk Savaş sırasında özgür dünyanın güvenlik organizasyonu olan NATO düşman yok olduğunda bir kimlik krizine girmişti. Bu krizden dünyanın polisi olma rolünü kendisine biçtiği 1999 Kosova Savaşı’na müdahil olarak sıyrılmaya çalışmış Read the rest