Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Romanda Bakış Açısı Ve Anlatım Edimi »

Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok karmaşık bir organizasyonudur”[1] Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemleri geliştirilmiştir. Hangi kuramı takip edersek edelim, karşımıza asla değiştiremeyeceğimiz bir gerçek çıkar. “Bir yazınsal yapıt ne yalnızca dildir, ne yalnızca içeriktir, ne yalnızca biçimdir, ne yalnızca bildiridir, ne yalnızca anlamdır, ne de yalnızca iletişim aracıdır(olanağıdır); bunlardan birine indirgenemez. Yazınsal yapıt bu özelliklerin Read the rest

Bu pazartesi yüreğim Kafkasya’da »

Kuzey Kafkasya’nın en büyük üniversitelerinden  Pyatigorsk Dil Üniversitesi rektörü Alexander Gorbunov, üniversiteye hicablarıyla ve başörtüleriyle gelen öğrencilerin eğitim hakkını yasakladı. Başörtülü öğrencilerden ‘aşırı’ görünümlü öğrenciler olduğunu iddia eden Gorbunov, tepki çeken açıklamasında piercingli öğrenciyle dini gereği tesettüre giren öğrencileri aynı kefede değerlendirdi. Alexander Gorbunov, üniversitelerin seküler eğitim kurumları olduğunu iddia edip ancak seküler kıyafetlilerin eğitim alacaklarını ileri sürdü. Rusya Müftüsü Ravil Gaynuddin, ülkedeki Müslümanların demokratik bir ülkede özgür şekilde yaşadıklarını iddia etmişti. Öte yandan Azerbaycan Eğitim Bakanı Misir Merdanov, ortaokullarda başörtüsünün yasaklandığını söylemişti. Kaynak: Dünya Bülteni

Arthur Schopenhauer’dan Namaz Dersleri »

İlk defa “adam gibi” namaz kılmayı başardığımda kendi kendime sormuştum: “Bunun bu kadar güzel bir şey olduğunu bana neden kimse söylemedi?” . Neden güzelliklerin etrafını şekilcilikle, ritüellerle, yasaklarla, haramlarla, insanı korkutan bir sürü şeyle örterler? Yanlış anlaşılmasın, farz oluşunu reddetmiyorum. Ama su içmek de mecburîdir. Su içmezseniz ölürsünüz. Gelin görün ki bu mecburiyet su içmenin güzelliğini engellemez. Sıcak bir havada, tertemiz bir bardaktan serin bir suyun lıkır lıkır boğazınızdan geçişi… Sadece mecbur olduğunuz için mi su içiyorsunuz? Mesela su ihtiyacını gideren haplar olsa vazgeçer miydiniz sudan?

Mesele orada da bitmiyor. Son derecede sübjektif bir olguyu, ancak yaşanarak hissedilen bir şeyi objektif olarak, kelimelere dökmek… Dil hapishanesine sıkıştırmak Mânâ’yı. Gerçekten imkânsız. Lâkin kayalardan aşağıya hızla süzülüp dalgaları yalarcasına uçan bir martının denize  yaklaştığı gibi yaklaşmak mümkün Mânâ’ya. Bunun çaresini (zahiren) paradoksal bir şekilde, İslâm dışı kaynaklarda buldum. “Zahiren paradoksal” çünkü ancak namaz kılMAdığından emin olduğumuz bir insan bize yardım edebilir. Böyle bir insanın Zaman, Mekân ve İlliyet perdelerinin ötesini “görmesi” bu yazının amacına uygun bir örnek teşkil edebilir çünkü. Meselâ Arthur Schopenhauer’un epistemoloji, ontoloji, estetik ve etik konularındaki görüşlerini içeren, olgunluk dönemi eseri Die Welt als Wille und Vorstellung[1819](1):

 “…Kendimizi tenha bir yerde farz edelim. Ufuk sonsuza uzanıyor, gökyüzü bulutsuz, ağaçlar düşünelim ve bitkiler… tamamen hareketsiz bir atmosfer içinde… Hayvan yok, insan yok, akan bir su yok. Her yerde derin bir sessizlik. Böyle bir yerde bulunmak insanı tefekküre davet ediyor. Nefsanî arzulardan ve bu arzuların gerektirdiği mücadelenin etkisinden kurtulmuş bir tefekkür bu. Mucizevî renklere bürünmüş bir manzara. Üstesinden gelinecek, başarılacak şeylerin yokluğu… hiç bir avantaj ya da dezavantaj teşkil etmeyen bu durum insana Read the rest

Galtung Diyagonali Penceresinden Kürt Sorunu »

Sunuş:  Bu cuma ilginç bir konuk yazarımız var, Emre Paksoy. İçişleri Bakanlığı’nda çalışan ve görevi icabı terörle mücadele konusuyla oldukça ilgili genç bir okuyucumuz. Genel Kurmay, Cumhuriyet Başsavcılığı ve Ergenekon sanıklarından sonra Emniyet Teşkilatı’nın da ilgiyle izlediği bir site haline geldi Derin Düşünce, bizi izlemeye devam edin 🙂 İlk yazışmamızdan itibaren oldukça şaşırtıcı ve sevindirici bir sohbetimiz oldu Emre ile. 30 yaşına gelmemiş ama Alain Touraine, Amin Maalouf, Cemil Meriç okuyan bir “polis” ile tanışmak herkese nasip değil.

Türkiye’nin iç güvenlik sorunlarının şiddet ile çözülemeyeceği konusunda fikrî ve vicdanî bir zeminin meydana gelmesini yürekten istiyoruz. Bu oluşumda Emre gibi gençlerin büyük katkısı olacağını düşünüyoruz. Zira “cop yiyen zavallı gösterici – kötü kalpli polis” klişelerinin aşılması gerek. Derin Düşünce’deki makale ve yorumlarda ifade bulan fikir ve eleştirilerin devlet mekanizmalarında yankı bulması ancak bu tür gayrı resmî etkileşim sayesinde gerçekleşebilir.

Çünkü sevmesek de şiddet, terör ve genel anlamda suç var. Asker, polis ve cezaevi personeli gibi bizim adımıza güç kullanan insanlarla aramızdaki camdan duvarların aşılması “meşru şiddetin” asgarî seviyeye indirilmesi için şart. Konuyla ilgili daha önce iki kampanya yapmış ve biri Kayseri diğeri Bingöl’de bulunan iki cezaevinden umduğumuzun üzerinde destek ve yardım görmüştük. Vesileyle bu güzel insanlara teşekkür ediyor ve sizleri yeniden bu kampanyalara destek vermeye davet ediyoruz. Sitelerinizde, üye olduğunuz forumlarda bu bağlantıları duyurabilirsiniz.

Cezaevleri okul olsun ! (Kayseri)

Bingöl Cezaevine kitap gönderiyoruz, siz de katılın!

Okuyacağınız makale Emre Paksoy’un sitemize yaptığı ilk katkı olacak. Umud ediyoruz ki İrlanda, Fransa ve ispanya’da yaşanan etnik terör ve ayrılıkçı hareketlerin tecrübesinden yararlanan yeni makalelerle bu katkı devam etsin. Şiddetin ilacı olan akıl ve vicdan ile hukuk tesis edilebilsin. Aramıza hoş geldin Emre.

MY

Galtung Diyagonali Penceresinden Kürt Sorunu

Emre Paksoy

“İki zanlı bir soruşturma kapsamında polis tarafından gözaltına alınmıştır. Polis elinde tutuklama için yeterli kanıt olmadığından her iki zanlıyı ayrı ayrı hücrelere koyup bir anlaşma sunmaktadır. Anlaşmaya göre zanlılardan biri diğerinin aleyhinde tanıklık eder diğeri suskun kalırsa, tanıklık eden serbest kalacak susmayı tercih eden taraf ise 10 yıl hapse mahkûm edilecektir. Eğer ikisi de birbirleri aleyhinde tanıklık etmez suskun kalırlarsa her ikisi de 1 yıl hapis cezasına, eğer her ikisi de birbirleri aleyhinde tanıklık ederse, her iki zanlı da 5’er yıl hapis cezasına çarptırılacaktır.

Bu çerçevede her iki zanlı tanıklık etmek veya suskun kalmak arasında tercih yapmak zorundadır. Her iki zanlıya da soruşturma sonuna kadar diğerinin kararını öğrenme imkânı Read the rest

Kılıçdaroğlu neden Kürt diyemiyor? »

Tayyip Erdoğan Kürt diyor, Kemal Kılıçdaroğlu Kürt diyemiyor. Neden?

Kürt mü yok bu ülkede? Read the rest

Ülkücülere Kavga Yasağı! »

Türk Milliyetçisi olan Enver Paşa’nın “duygusal” yaklaşımı nedeniyle bir imparatorluğun dağılmasına yol açtığı, “akılcı” davranan Atatürk’ün ise yıkıntıdan bir devlet çıkardığı prensibinden yola çıkan MHP yönetimi, Türkiye’nin bölünmemesi için “akılcı” davranmayı sürdürecek. Bu kapsamda, sokağa inmek, çatışmak, eylemlere katılmak bütün teşkilat mensuplarına ve Ülkücülere yasaklandı.

Özellikle toplumsal kardeşliği ve “bin yılda oluşmuş milleti kardeş kavgasına Read the rest

Gözünüz aydın, bir solunuz oldu! »

 

68 ruhu. Burada. Che beresi. Burada. Deniz Gezmiş. Burada. Solculuk” adına geriye ne kaldı ki… Altı oktan halkçılığı azıcık öne fırlatıp, Che beresini, geçen kongre kasket denenen Kemal Bey’in başına yerleştirdikten sonra, bir de salondan en çok alkışı alan Sabih Kanadoğlu ve Tansel Çölaşan’ın oturduğu tribünü sarı baretli madencilerle kamufle ettik mi tamamdır. Gözünüz aydın. Bir solunuz oldu. CHP içinden sezaryenle, hatta çeke çeke bir sol çıkarmayı başardınız. 

Yumurtanın sarısı, solcu olmuş yarısı! »

Bodrumlu solcular eski TKP genel sekreteri ve Taraf Gazetesi yazarı Nabi Yağcı’ya tuvalet kâğıdı atmışlar.

Her siyasî hareketin bir akıllısı vardır, bir de yobaz takımı. Akıllı olan takım ideolojisi doğrultusunda iyi – kötü düşünür. Bir yandan da akla ve iktidarına talip olduğu halkın değerlerine uygun proje üretir. Yobaz takım serserilik yapar, kendi ekibine puan kaybettirir.

Türkiye’deki  İslâmî hareketin serseri takımı var meselâ. Tutar kanserli bir kadının dökülen saçlarıyla, başına örttüğü yemeniyle dalga geçer. Gazetecilik zanneder bunu. Müslümanlık zanneder. İnsan olmadan Müslüman olmaya çalıştığı için aidiyet mertebesinde kalır. Bir futbol takımını tutmak gibidir onun Müslümanlığı.

Peki insan olmadan solcu olunabilir mi? Zannetmiyorum. Akıllı solcular tanıdık, tanıyoruz, tanışıyoruz. Ama korkarım Türkiye’de “ben solcuyum” diyen insanların içinde büyük, çok büyük bir çoğunluk yobaz takımı. Sol sürekli puan kaybediyor. Çoktan kırmızıya geçti, sıfırın altında. Gelecekten borç alıyor. Geleceğin akıllı solcularını daha da zor günler bekliyor.

“Bizim” solcularımızın içindeki bu yobaz takımı halkının değerlerine saygı göstermek şöyle dursun, onları çiğniyor, çiğnetiyor her fırsatta. Dünyada milyonlarca insan açlıktan ölürken yumurta atıyor kızdığı insanların kafasına.

Peki sol eskiden daha mı akıllıydı?

80’li yılların sonu, Boğaziçi Üniversitesi’nde Kuzey Kantin denen yerdeyiz. Bir grup genç “solcu üniformalar” içinde Read the rest

Güleryüzlü Faşizm! »


Güleryüzlü Frankoculuğun Dramı – Osman Can
envoyé par okudumyazdim. – Regardez plus de courts métrages.

Rachel Corrie’nin selâmı var :) »

seattle ortadogu farkindalik kampanyasi 1,794 dolar ödeyerek 12 otobüsün dış yüzeyini kiralamis.
bu otobüslerin dis yüzeylerinde bir ilan yayına girecek. ilanda filistinli cocukların resimleri, yaninda yıkıaln bir ev ve su ifade yer alıyor: israil savas suclari-vergileriniz iş başında.
12 otobus israil’in gazze’ye saldirisinin yildönümü olan 27 aralik’tan itibaren bu ilanla sehri dolasacak.
tahmin ettiginiz gibi bu infiale sebep olmus. king5 televizyonu ilanin yayini konusunda bir anket düzenlemis:
http://bit.ly/dWALp9
ilanin yayinini destekliyorsaniz evet’i oylamaniz gerekiyor.
katilir ve yayginlastirir misiniz lütfen?
tesekkürler.