Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Roman Yazarı ve Okur »

Bir roman yazarı, kurmaca bir eser meydana getirirken sorumsuz davranabilir mi? Ne kadar özgürdür ya da? Elbette yarattığı karaktere en akla gelmedik şeyler yapabilir, onu aç-susuz bırakabilir, aşktan karakterinin aklını başından aldırabilir, en olmadık trajedileri kahramanına yaşatabilir hatta onu öldürebilir… Yazara sınırı hatırlatan nokta neresidir/kimdir? Bu noktada devreye okuyucu girer. Her yazar okunmak amacıyla yazar. İster belirli bir kesim için, isterse kendisinden sonra gelecek kuşaklar için yazsın. Amacı okunmak ve etkilemektir. Bu amaç, eserini yaratırken yazarın sınırlarını belirler. Heinrich Mann, “yazarlar olarak başkalarına etki etmemizin şartı, tabii ki edebiyat yetimizdir. Çoğu yazarın sorunlara yanıt aramak için iyi niyetli bir biçimde hazırladığı bildirgeleri ya başarısız kalmış, ya da tersine yazar konuyu bizzat kendisi duyarak yaşamış, bu meseleyi kendi içerisinde yeniden yaratmış, kendine özgü sanatın aracılığıyla gözlerinizin önüne sermiştir. Bununla birlikte yazar, yalnızca günümüz okuyucu kitlesini değil, daha sonra gelecek okuyucuları da hesaba katmak isterse, işte o zaman eseri olağanüstü ve güçlü olmak zorundadır.”[1] der. Çünkü yazar, “hayâlinde arzularını ve bunların gerçekleşmesini kurar ve bu hayâlleri edebi araçlarla öylesine işler ki okuyucuyu da burada kendi arzularını bulur ve tatmin olur, hem de utanmayacağı Read the rest

Bu pazartesi söz Cemile Bayraktar’da »

Yazarlarımızdan Cemile Bayraktar’ın 28 şubat ve başörtüsü yasakları ile ilgili Genç Yaklaşım dergisine verdiği röportajı buradan indirebilirsiniz.

El Secreto de Sus Ojos / The Secret in Their Eyes »

Juan José Campanella’nın yönettiği 2009 yapımı Arjantin İspanyol yapımı 2010 yılı EN İYİ YABANCI FİLM dalında Oscar kazanmış bir film. Haklı bir ödülün sahibi. Konusu, 1999 yılında Buenes Aires’te 1974’te yaşanan tecavüz ve cinayet vakasını araştıran Benjamin Esposito’nun geçmişte yaşadığı bu olayı roman olarak yazmasıdır.

Hüzünlü, güzel gözlü bir kadın, bir tren garı ve elinde bavulu olan bir erkeğe veda. Silik ve iç içe geçen geçmişe dair görüntüler… Kimin hikayesi bu? Karalanan geçmiş kimin hikayesi, geride bırakılan kimin gözleri?

21 Haziran 1974. Ricardo Morales’in karısı Liliana Colotta ile son kahvaltısı, son anlar, yaşanırken bilinmeyen. Planlar, hayata dair küçük endişeler, her zamanki işler… Kim yaşarken bunun son anı olduğunu bilebilir ki? Birden bozuluveren büyülü anlar, öyle hızlı geçiş ki acının yüzüne, şaşırıp kalmak olduğunuz yerde. Şaşırtıcı ve acıtıcı anlar.

Kimi zaman hayatınızın bir anına takılı kalırsınız ve o an, yer yer silinmiş izlenimi verse de aslında hiç uzaklaşmaz belleğinizden. Hatıraların harika görüntülerini birden o an takip eder ve mutluluğunuz mutsuzluğa çevrilir. Aşamazsınız. Korkarsınız. Anıları, yazdığınız defterden yırtarak unutabilir misiniz ya da nasıl daha farklı anlatabilirsiniz yaşananları? Read the rest

Generaller de hesap verir! »

Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, Genel Kurmay Özel Harp Dairesi Başkanı emekli Korgeneral Engin Alan, Süha Tanyeri, Feyyaz Öğütçü, Mehmet Otuzbiroğlu, Şükrü Sarıışık, Kadir Sağdıç’ın da aralarında bulunduğu 133 sanık hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, Orgeneral Nejat Bek ve Orgeneral Ergin Saygun’un da aralarında bulunduğu 29 sanık hakkında ise yakalama kararı çıkarıldı. TAMAMI

Mısır’da Yıkılan Neydi? »

Doğulu toplumlar hakkında var olan kalıplar 2011 yılının henüz başında büyük yıkıma uğradı. Rehavet içindeki donuk Arap halkları Batı destekli diktatörlere karşı ayaklandılar. Tunus’ta yönetim değişti. Mısır’da ise hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Artık kolay kolay kimse “Doğulu toplumlar…” diye söze başlayamayacak. Oryantalizmin sonu geldi.

 Tunus’ta kendini yakarak olayları fitilleyen kişi yozlaşmış yönetimlere doğrudan eleştiri getirmek için bunu yapmadı. Kendi ekonomik durumunun aczinden bunu yaptı. Ama aklı başında her Arap biliyor ki Arap toplumlarındaki yoksulluğun temelinde otokratik dolayısıyla yozlaşmış yönetimler yatıyor. Yalnızca petrol tarlalarına sahip olanlar Read the rest

Liberal totalitarizm kendine iç düşman mı üretiyor? »

“…1990’da Komünist rejimlerin parçalanmasından sonra, yönetimi siyasetle ilişiği bulunmayan uzmanlara bırakmanın ve çıkarları eşgüdümlemenin, devlet gücünü kullanmanın başlıca formu olduğu yeni bir döneme girdik. Bu nevi siyasete tutku kazandırmanın tek yolu, insanları seferber etmenin tek yolu korkudur: Göçmen korkusu, suç korkusu, tanrısız bir cinsel azgınlık korkusu, (getirdiği ağır vergiler ve kontrol yüküyle) aşırı devlet korkusu, çevre felaketi korkusu, tâciz korkusu (siyaseten doğruculuk, korku siyasetinin liberal formuna örnektir)….”

Liberal çokkültürcülük, eski bir barbarizmi insan yüzüyle maskeliyor (Slovaj Zizek)

Dünya Bülteni için çeviren: Ertuğrul Aydın

Romanların yani nâm-ı diğer Çingenelerin Fransa’dan sürülmesi liberal medyadan üst düzey politikacılara kadar – ki sırf sol siyasetçilerden ibaret de değillerdi – Avrupa’nın her kesiminden tepki topladı. Ama gelin görün ki ülkeden ihraçları yine de sürdü. Avrupa siyasetinin, buzdağının ancak görünen Read the rest

Şefkat Tepesi’nin Turkish Kovboyları »

Son üç yıldır televizyon ile olan bağlarımı hemen hemen tamamıyla kopardım. En son Kuzey Irak’a yapılacak bir operasyon gündemdeyken çok seyredilen kanalların bir tanesinde akşam haberlerinde bir operasyon görüntüsü verdiklerini hatırlıyorum. Benim için televizyon ile iplerin koptuğu gece o geceydi. Görüntülerde bir grup PKK lıyı takip eden asker operasyona girişiyor, biraz daha uzaktan ise kameraman ve muhabir operasyonu nefes nefese takip ederek “sunuyordu.” Sanırım on beş dakika bu kovalamaca ile geçti. Muhabir sanki safariye çıkmış bir avcıymış ta kaçanlar av hayvanıymış gibi “şu anda ileride gördüğünüz kayaların arkasına saklandılar, Mehmetçik şuraya konuşlandı, böyle siper aldı, şimdi ateşe başladılar, burada çok çetin bir kovalamaca yaşanıyor, hiç şansları yok, kıstırıldılar” gibi çirkin, ahlaksız ve insanlıktan uzak bir heyecan haliyle dakika dakika sunmaya devam etti. Fona haber bültenlerine hazırlanırken heyecanlı mı heyecanlı hani ucuz Hollywood filmlerinde sıkça rastlanan türden bir müzik konulmuştu. Beş on dakika mı daha fazla mı bilemiyorum sürdü bu “av macerası”. Ve nihai sahne iki gerillanın yerde yatan cesetleri ile bitti. Av sona ermiş, zafer kazanılmıştı. Spiker mutlu, Mehmetçik mutlu, kameraman arkadaş mutlu. Eh o ekranın arkasında aynı zevk ve heyecanla bu görüntüleri seyrettiği tahmin edilen seyirci de mutlu olmalıydı elbette.

Haberlerin bir tür showa dönüştürülmesi ve beyin yıkama amaçlı bu kadar alçakça kullanılması benim için artık sabır taşının son çatlama noktasıydı. O günden sonra haberleri dahi daha çok yazılı basından ve mümkün olduğunca “çıplak” takip etmeye başladım.

Ara ara internet ortamında kimi diziler hakkında çıkan tartışmalara seyretmediğim için müdahil olmasam da bazı dizilerin çok tartışıldığını, insanlarda neredeyse infial uyandırdığını biliyorum. Tek Türkiye dizisi bunlardan biriydi. Dün misafir gittiğim bir evde ise STV’nin bir başka dizisine şahit oldum. Adı Şefkat Tepe. Adına bakarak diziyi duygusal, bizleri Yeşilçam filmlerinin buğulu gözlü artistleri Read the rest

Sokakta yaşayan çocuklar (3) »

Adı:                 Üzeyir Öz

Mesleği:          Sosyolog. Ayvansaray Çocuk Bakım İstasyonu’nda çalışıyor.

Yaşı:                30-35

 Şeyma Tamer:      Kısaca kendinizden bahseder misiniz? Bu tarz bir çalışmada yer almaya nasıl karar verdiniz? Neden sokak çocukları?

Ü.Ö.     İsmim Üzeyir Öz, Sosyologum. Bu projeye ben üç sene önce arkadaşım vasıtasıyla dahil oldum. Özellikle sokak çocukları olsun diye başlamadım, sosyal hizmetlerde başladım buraya yönlendirildim. Diğer kurumlarda çalışan arkadaşlarımız da var, burada başlayıp başka kurumlara geçen Read the rest

Sokakta yaşayan çocuklar (2) »

Adı:                 Yusuf Ahmet Kulca

Mesleği:          Pedagog. Gazeteci. Ayvansaray Çocuk Bakım İstasyonu’nda çalışıyor.

Yaşı:                50

 

Şeyma Tamer:  Kısaca kendinizden bahseder misiniz? Bu tarz bir çalışmada yer almaya nasıl karar verdiniz? Neden sokak çocukları?

Y.A.K.  15 Ocak 1961 yılında Keşmir’de dünyaya geldim. Babam da Çin Halk Cumhuriyeti Uygur-Sincan Özerk bölgesinden Keşmir’e göç eden ailelerden ve ben orda dünyaya geldim, 7 yıl kaldım aşağı yukarı Keşmir’de. Ama vatansızlık, çünkü Hindistan hükümeti bize vatandaşlık vermeyince Read the rest

Sokakta yaşayan çocuklar (1) »

Sunuş: Sokakta yaşayan çocukların gözlerine dikkatle baktınız mı hiç? Yoksa arabanıza yaklaştıklarında merkezî kilit sistemine basıp hızlananlardan mısınız? O rahatsız edici gözlere biraz bakın. Bize bizden bir şeyler yansıtıyorlar sanki?

Bizim “en alttakiler” onlar. Bizi kâh korkutan, kâh üzen ama daha çok acıma duygusu uyandıran. Önceden belirlenmiş davranışlar sergiliyor o çocukları görenler. Kendilerini aklayacak savunma mekanizmaları harekete geçiyor:  “Kazık kadar adam olmuş, bir iş bulup çalışsa ya! Bu hale düştüyse kendi suçu değil mi biraz da?”. Ya da bir başka şemsiye açılıyor, “düzene”, hükümete, kapitalizme sövüyor vicdanını duymak istemeyenler.

Şeyma Tamer ise sessizce ve dirayetle “başka bir yol olmalı” diyenlerden. Okuyacağınız yazı dizisi çareler, çözümler öneren ve tam da bu sebeple oldukça sıra dışı olan bir çalışma. İçerik itibariyle alışılagelmişin ötesinde, İnsan’ı, İlim’i, Akıl’ı ve Vicdan’ı merkeze alan bir… ödev. Evet, Şeyma Avrupa İslam Üniversitesi, Psikoloji Bölümü 1. Sınıf Öğrencisi. Bu sebeple Şeyma’nın bir öğrenci olması da umut verici. Karşılaştığı güzel insanlar, Üzeyir Öz ve Yusuf Ahmet Kulca, yürütülen projeler, yapılanlar ve yapılacaklar kadar güzel. Hayra vesile olması umuduyla yayına giriyoruz.(MY)

Önsöz (Şeyma Tamer)

Sokakta gördüğümüz zaman kimimizin kafasını çevirip yoluna devam ettiği, kimimizin acıyarak baktığı, kimimizin korktuğu, kimimizin kızdığı sokak çocukları ve onların yaşama tutunma çabaları… Bu konuda nelerin yapılabileceği ve bu sorunun nasıl çözülebileceğini öğrenmek için iki değerli insanla mülakat gerçekleştirdim. Söylediklerini mümkün olduğu kadar değiştirmeden, olduğu gibi aktardım ki söylediklerinin büyüsü bozulmasın ve benim onlarla görüşürken hissettiğim duyguları bu mülakatı okuyan herkes de hissetsin.

Mülakatı iki ayrı kişiyle gerçekleştirdim, Üzeyir Öz ve Yusuf Ahmet Kulca. Yusuf Bey ile mülakatı gerçekleştirmek için birlikte çay bahçesine doğru giderken Read the rest