Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Sevgisiz bakınca Yusuf bile çirkindir. Şeytan’a aşkla bakınca onu melek sanırsın. »

??????????????

Paris yakınlarındaki Boulogne korusundayım. Bir ağaca bakıyorum. Ama boş gözlerle değil. Sadi Şirazî’nin tavsiyesi üzere sevgiyle bakıyorum ağaca; çünkü güzelliğini görmek istiyorum. Dallarına konmuş olan güvercinler için faydalı olabilir bu ağaç ama benim için gölgesi bile olmayan, faydasız, sadece ve sadece güzel. Fotoğrafı çekerken üç tercih yaptım:

  1. Akşam ışığının karşısına geçerek ağacın “renksiz” bir silüetini görmek,
  2. Dalların uçlarını ve gövdeyi çerçeve dışı bırakmak,
  3. Toprağı, yakın ve uzaktaki ağaçları, önde ve arkada dolaşan insanları dışlayarak perspektifi yok etmek.

Bu tercihler sayesinde ağacı çizilmiş resim gibi değil yazılmış harf gibi fotoğrafladım. 3 boyutlu ağaç sanki kağıda mürekkeple çizilmiş gibi 2 boyutlu göründü. Niçin böyle yaptım? Çünkü ağacın değil onu güzel yapan şeyin fotoğrafını çekmek istiyordum. Pasif olarak bakılacak değil aktif olarak okunacak bir ağaç. Yani ağacın mücerred (soyut) güzelliğini Read the rest

Fethullah Bey’e haksızlık yapılıyor, Türk mizahına katkısı unutulmayacak »

Ukrayna meclisi ifade hürriyeti sorumlusu resmî TV kanalının genel müdürünü istifaya zorlarken »

İktidar Mücadelesinde Aydın Savrulması »

aydin-2

Sözü söylemenin çok zor olduğu zamanlar vardır. Ağzınızdan dökülecek her kelime, meramınıza tercüman olacağını umduğunuz her cümle sizin zihninizdeki bağlamı ile değil, ağır siyasi atmosferin tozu dumanı içinde bir yere yerleştirilerek anlaşılır. Siz vicdani zeminde, aklıselim ile itidalli bir söz sarfetmek istersiniz, bu sözünüz derhal muharip bir tarafın cephanesinde kullanışlı bir silaha dönüştürülür. Siz hakkı söylemek gayretindesinizdir, ancak o hak sözünüz tarafgirlik bağlamında ele alınarak kastınızın çok uzağında bambaşka bir yoruma tabi tutulur.

Güçlüler kavgayı önümüze görmeyi ve göstermeyi arzuladıkları bir denklem ile sundular. Bir taraf meseleyi Türkiye’nin varlık-yokluk savaşı verdiği şeklinde bir argümanla toplumun önüne koydu. Diğer taraf, hizmetlerine kastedildiği ve bu hizmetlerin korunması gerektiği dolayısıyla verilen bir mücadele olduğunu müntesiplerine telkin etti. Bizden yememizi istedikleri yemek bu. Diğer tüm amillerinden soyutlayarak meseleyi sadece ve sadece bu minvalde tartışmamız istendi, isteniyor. Çatışmayı öyle bir formüle ettiler ki ortaya çıkan her bilgi ve yeni gelişme Read the rest

Gülenciler neden Muhammed’siz ezan(!) okuyor? »

AK Parti İstanbul mitinginden sonra CHP’nin “hile var” demesi biraz zor olacak (Turnikelerden 2.245.652 kişi geçmiş) »

Azeri Halk Şarkısı / İmamyar Hasanov »

Sanat sadece sanat değildir »


 

Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır

yitikAfganistan’daki bir medreseyi, Bosna’daki bir camiyi, Hindistan’daki Taj Mahal’i görsel olarak islâmî yapan nedir hiç düşündünüz mü? Anadolu kilimlerini, İran halılarını, Fas’taki gümüş takıları, Endülüs’teki sarayları birleştiren ortak unsur nedir? Müslüman olmayan bir insan bile kolaylıkla“bunlar İslâm sanatıdır” diyebilir. Sanat tarihi konusunda hiç bir bilgisi olmayanlar için de şüpheye yer yoktur. Şüpheye yer yoktur da… bu ne acayip bir bilmecedir! Endonezya’dan Fas’a, Kazakistan’dan Nijerya’ya uzanan milyonlarca kilometrekarelik alanda yaşayan, belki 30 belki 40 farklı lisan konuşan Müslüman sanatkârlar nasıl olmuş da böylesi muazzam bir görsel bütünlüğe sadık kalabilmiştir?

Bakan gözleri pasifleştiren tasvirci sanatın aksine İslâm sanatı okunan bir sanattır. Yani görünmeyeni anlatmak için çizer görüneni. Doğayı taklid etmek değildir maksat. İnsanların aklını uyandırması, kalplerine hitab etmesi sebebiyle İslâm sanatının soyut bir sanat olduğu da aşikârdır. Ama Avrupa kökenli soyut sanattan ayrıdır İslâm sanatı. Meselâ Picasso, Kandinsky, Klee, Rothko gibi ressamlar gibi sembolizme itibar edilmemiştir. 284 sayfalık kitabımıza çok sayıda İslâm sanatı örneği ekledik. Bakmak için değil elbette, görünen sayesinde görünmeyeni akledebilmek, yani İslâm sanatını “okumak” içinBuradan indirebilirsiniz.


İslâm’da Mimar ve Şehir

Cumhuriyet’in ilânından beri yaşadığımız şehirler hızla tektipleşiyor. Betondan yapılmış kareler ve dikdörtgenler kapladı ufkumuzu. Trabzon, Aydın, Malatya… Anadolu’nun her yeri birbirine benzedi. Fakat Türkiye’ye has bir sorun değil bu. Batının “alternatifsiz” demokrasisi ve serbest piyasası mimarları da tektipleştirdi. Farklı düşünemeyen, yerel özellikleri eserlerine yansıtmayan mimarlar kutu gibi binalar dikiyor. Moskova, Tokyo, Paris, Hong Kong da tektipleşiyor ve çirkinleşiyor.

Çare? Binalara değil de mimara, yani insana odaklanmak olabilir; yani eşyayı ve sureti değil İnsan’ı ve sîreti merkeze almak. Zira bu bir norm ya da ekol meselesi değil: İslâmiyet’in ilk asırlarında bir şehir övüleceği vakit binalar değil yetiştirdiği kıymetli insanlar anılırmış. Biz de güzel binalarda ve güzel şehirlerde hayat sürmek için önce güzel mimarlar yetiştirerek başlayabiliriz işe. İnsan gibi yaşamak için mimarî çirkinliklerden ve bunaltıcı tektipleşmeden kurtulabiliriz. Bu ancak Güzel Ahlâk ile Güzel Mimarî arasındaki bağı yeniden tesis etmekle olabilir. Çare Mimar Sinan gibi cami yapmak değil Mimar Sinan gibi insan yetiştirmek. Kitabımızın maksadı ise teşhis ve tedaviye hizmet etmekten ibaret. Buradan indirebilirsiniz.

Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu?

İnanmak belki zor ama … eğer sınırsız görme kabiliyetine sahip olsaydık hiç bir şey göremezdik!güneşe dürbünle bakan biri gibi kör olurduk.Gözlerimizin sınırlı oluşu sayesinde görüyoruz dünyayı. Immanuel Kant’ın meşhur bir güvercini vardır, havayı iterek uçar ama havanın direncinden yakınır durur. “Hava olmasaydı daha hızlı uçabilirdim” der. Hakikat’i görmekte zorluk çekmemizin sebebi O’nun gizli olması değil tersine aşikar olmasıdır. Aksi takdirde Hakikat’i içeren, kapsayan ve perdeleyen daha hakikî bir Hakikat olması gerekirdi. İşte bu sebeple Hakikat’i görmek için Bilim’e değil Sanat’a ihtiyacımız var, bilmek için değil bulmak söz konusu olduğu için. Derin Düşünce yazarları Sanat-Hakikat ilişkisi üzerine yazdılar. Buradan indirebilirsiniz.

Gülen Cemaati’nin durumu iç dinamiklerinden mi kaynaklanıyor? »

fethullah-gulen-cemaatFikret Uluşık

Birinci Bölüm: Bizim cemaatimiz eskiden böyle miydi?

Cemaatin Dinamik Unsurlarının Tezahürü  

Mevsim hazan. Kayıt telaşı ve yeni bir hayata başlama imkanı ve bunun neticesinde, üzerimize ağır yüklerin çökeceği senelerin arefesindeyiz. Üniversiteli olma heyecanı ama bunun ötesinde, bu heyecanın bize sunduğu zorluklarla sarmaş-dolaş olma vakti. Cemaate bağlı özel  bir eğitim kurumundan mezun olduğumuz için dile getirdiğim sorunları yaşamadım desem yeridir. Elimizden tutup da, ülkemizin bir ucundan diğer ucu sayılabilecek bir yere hiçbir sorun yaşamadan bir hocamız tarafından getirildik. İkamet edeceğimiz yere teslim edildik bir nevi. Heyecanlıydık esasen şakaklarımıza kadar hissedebiliyorduk. Bizimle ilgilenen, kayıt için gereken bütün işlemleri ivedilikle yapan, üst sınıflarda okuyan abi diye tabir edilen kişilere emanet edilmiştik.

Cemaat hayatımız böyle başladı.

—Eğitim-öğretim yılının başında , ikamet edeceğimiz mekanlara Read the rest

Twitter kapandı diye Obama’ya twit atana Türkiye’de “gazeteci” denir »


 
… Bu konuda e-kitap okumak için…
 
Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu? Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk… Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesiminieğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda“gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor… Buradan indirebilirsiniz.

Aydın kimdir? Muhafaza’nın ve Değişim’in kimyası

Aydın konusu gerçekten sorunlu görülüyor. Her ideoloji, her grup kendi liderini, kahramanını aydını ilan ediyor çünkü. Tam da bu sebeple tanımından önce başka bir sıfata daha ihtiyaç duyuluyor: Reformist aydın, muhafazakar aydın, Kürt aydını, Türk aydını, vs.. Kısacası “aydın olmak” hem toprak(toplum) hem de tohum(aydın) gibi üzerinde durulup incelenmesi yazılıp çizilmesi gereken bir kavram. Değişimin adresi kabul edilen Aydın’ın tanımı konusunda muhafazakar olunabilir mi?” 130 sayfalık bu kitapta modernleşme sürecinde Aydın’ı ve Aydınlanma’yı sorgulayan bakış açıları bulacaksınız. Ama teori ile yetinmeyen, fikrin eyleme dönüşmesini, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sivil itaatsizlik olgusunu da sorgulayan yazılar bunlar. Buradan indirebilirsiniz.