Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Seçimden sonra ne olacak? »

secimden-sonra-ne-olacak

… Müslüman görünüp Müslüman’a tuzak kuranlar üzerine okumak için…

 

fethullah-gulen-kapak

Fethullah Gülen’i yi bilirdik

(Son güncelleme: Üçüncü sürüm, 28 Ocak 2014)

Türkçe Olimpiyatlarını ve Türk okullarını sevmiştik. Gözü yaşlı vaizin Amerika’da yaşamasına alışmıştık. 1980 öncesinde komünizme karşı CIA ile işbirliği yapmasına “taktik” demiştik. Fethullah Gülen aleyhine açılan davalardan birinin iddianamesinde“pozitivist felsefeye karşı olmak” ile suçlanıyordu. Biz de karşıydık pozitivizme. “Aferin” dedik, “bizdensin”.

Bugün gerçek şu ki Fethullah Bey’in ekibi manşetle, kasetle hükümet devirmeye çalışan, yalan haberle Türkiye’yi ve Müslümanları sürekli zora sokan çirkin insanların tahakkümü altında. Bizim sevdiğimiz, güvendiğimiz “küçük eller” ise koyun sürüsü gibi suskun. Medyada, devlet kurumlarında, emniyet ve adaletin içinde çeteleşme, ergenekonlaşma var. Gülen cemaati dünya ile uğraşmaktan ahirete vakit ayıramıyor. Gülen cemaati bir cemaatten başka herşeye benziyor.

Kitabın ilk yarısında Fethullah Bey’i ve ekibini öven, yapılan iyi işleri savunan, destekleyen makaleler bulacaksınız. Bugün yaşadıklarımızla birlikte değerlendirince can acıtan bir soru kendini dayatıyor bize: Fethullah Gülen ve kurmayları bizi baştan beri kandırdı mı? Yoksa “küçük eller” dediğimiz masum insanların  güzel teşkilâtı sonradan mı kokuştu? Kitabı buradan indirebilirsiniz.

 

Banka Ordudan Tehlikelidir!

(Son güncelleme: İkinci sürüm, 27 Ekim 2013)

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor: Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar? Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?

Hükümeti_devirmek_kapak4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

 

Sevgisiz bakınca Yusuf bile çirkindir. Şeytan’a aşkla bakınca onu melek sanırsın. »

??????????????

Paris yakınlarındaki Boulogne korusundayım. Bir ağaca bakıyorum. Ama boş gözlerle değil. Sadi Şirazî’nin tavsiyesi üzere sevgiyle bakıyorum ağaca; çünkü güzelliğini görmek istiyorum. Dallarına konmuş olan güvercinler için faydalı olabilir bu ağaç ama benim için gölgesi bile olmayan, faydasız, sadece ve sadece güzel. Fotoğrafı çekerken üç tercih yaptım:

  1. Akşam ışığının karşısına geçerek ağacın “renksiz” bir silüetini görmek,
  2. Dalların uçlarını ve gövdeyi çerçeve dışı bırakmak,
  3. Toprağı, yakın ve uzaktaki ağaçları, önde ve arkada dolaşan insanları dışlayarak perspektifi yok etmek.

Bu tercihler sayesinde ağacı çizilmiş resim gibi değil yazılmış harf gibi fotoğrafladım. 3 boyutlu ağaç sanki kağıda mürekkeple çizilmiş gibi 2 boyutlu göründü. Niçin böyle yaptım? Çünkü ağacın değil onu güzel yapan şeyin fotoğrafını çekmek istiyordum. Pasif olarak bakılacak değil aktif olarak okunacak bir ağaç. Yani ağacın mücerred (soyut) güzelliğini Read the rest

Fethullah Bey’e haksızlık yapılıyor, Türk mizahına katkısı unutulmayacak »

Ukrayna meclisi ifade hürriyeti sorumlusu resmî TV kanalının genel müdürünü istifaya zorlarken »

İktidar Mücadelesinde Aydın Savrulması »

aydin-2

Sözü söylemenin çok zor olduğu zamanlar vardır. Ağzınızdan dökülecek her kelime, meramınıza tercüman olacağını umduğunuz her cümle sizin zihninizdeki bağlamı ile değil, ağır siyasi atmosferin tozu dumanı içinde bir yere yerleştirilerek anlaşılır. Siz vicdani zeminde, aklıselim ile itidalli bir söz sarfetmek istersiniz, bu sözünüz derhal muharip bir tarafın cephanesinde kullanışlı bir silaha dönüştürülür. Siz hakkı söylemek gayretindesinizdir, ancak o hak sözünüz tarafgirlik bağlamında ele alınarak kastınızın çok uzağında bambaşka bir yoruma tabi tutulur.

Güçlüler kavgayı önümüze görmeyi ve göstermeyi arzuladıkları bir denklem ile sundular. Bir taraf meseleyi Türkiye’nin varlık-yokluk savaşı verdiği şeklinde bir argümanla toplumun önüne koydu. Diğer taraf, hizmetlerine kastedildiği ve bu hizmetlerin korunması gerektiği dolayısıyla verilen bir mücadele olduğunu müntesiplerine telkin etti. Bizden yememizi istedikleri yemek bu. Diğer tüm amillerinden soyutlayarak meseleyi sadece ve sadece bu minvalde tartışmamız istendi, isteniyor. Çatışmayı öyle bir formüle ettiler ki ortaya çıkan her bilgi ve yeni gelişme Read the rest

Gülenciler neden Muhammed’siz ezan(!) okuyor? »

AK Parti İstanbul mitinginden sonra CHP’nin “hile var” demesi biraz zor olacak (Turnikelerden 2.245.652 kişi geçmiş) »

Azeri Halk Şarkısı / İmamyar Hasanov »

Sanat sadece sanat değildir »


 

Soyut Sanat Müslümanın Yitik Malıdır

yitikAfganistan’daki bir medreseyi, Bosna’daki bir camiyi, Hindistan’daki Taj Mahal’i görsel olarak islâmî yapan nedir hiç düşündünüz mü? Anadolu kilimlerini, İran halılarını, Fas’taki gümüş takıları, Endülüs’teki sarayları birleştiren ortak unsur nedir? Müslüman olmayan bir insan bile kolaylıkla“bunlar İslâm sanatıdır” diyebilir. Sanat tarihi konusunda hiç bir bilgisi olmayanlar için de şüpheye yer yoktur. Şüpheye yer yoktur da… bu ne acayip bir bilmecedir! Endonezya’dan Fas’a, Kazakistan’dan Nijerya’ya uzanan milyonlarca kilometrekarelik alanda yaşayan, belki 30 belki 40 farklı lisan konuşan Müslüman sanatkârlar nasıl olmuş da böylesi muazzam bir görsel bütünlüğe sadık kalabilmiştir?

Bakan gözleri pasifleştiren tasvirci sanatın aksine İslâm sanatı okunan bir sanattır. Yani görünmeyeni anlatmak için çizer görüneni. Doğayı taklid etmek değildir maksat. İnsanların aklını uyandırması, kalplerine hitab etmesi sebebiyle İslâm sanatının soyut bir sanat olduğu da aşikârdır. Ama Avrupa kökenli soyut sanattan ayrıdır İslâm sanatı. Meselâ Picasso, Kandinsky, Klee, Rothko gibi ressamlar gibi sembolizme itibar edilmemiştir. 284 sayfalık kitabımıza çok sayıda İslâm sanatı örneği ekledik. Bakmak için değil elbette, görünen sayesinde görünmeyeni akledebilmek, yani İslâm sanatını “okumak” içinBuradan indirebilirsiniz.


İslâm’da Mimar ve Şehir

Cumhuriyet’in ilânından beri yaşadığımız şehirler hızla tektipleşiyor. Betondan yapılmış kareler ve dikdörtgenler kapladı ufkumuzu. Trabzon, Aydın, Malatya… Anadolu’nun her yeri birbirine benzedi. Fakat Türkiye’ye has bir sorun değil bu. Batının “alternatifsiz” demokrasisi ve serbest piyasası mimarları da tektipleştirdi. Farklı düşünemeyen, yerel özellikleri eserlerine yansıtmayan mimarlar kutu gibi binalar dikiyor. Moskova, Tokyo, Paris, Hong Kong da tektipleşiyor ve çirkinleşiyor.

Çare? Binalara değil de mimara, yani insana odaklanmak olabilir; yani eşyayı ve sureti değil İnsan’ı ve sîreti merkeze almak. Zira bu bir norm ya da ekol meselesi değil: İslâmiyet’in ilk asırlarında bir şehir övüleceği vakit binalar değil yetiştirdiği kıymetli insanlar anılırmış. Biz de güzel binalarda ve güzel şehirlerde hayat sürmek için önce güzel mimarlar yetiştirerek başlayabiliriz işe. İnsan gibi yaşamak için mimarî çirkinliklerden ve bunaltıcı tektipleşmeden kurtulabiliriz. Bu ancak Güzel Ahlâk ile Güzel Mimarî arasındaki bağı yeniden tesis etmekle olabilir. Çare Mimar Sinan gibi cami yapmak değil Mimar Sinan gibi insan yetiştirmek. Kitabımızın maksadı ise teşhis ve tedaviye hizmet etmekten ibaret. Buradan indirebilirsiniz.

Sanat Yoluyla Hakikat Bulunur mu?

İnanmak belki zor ama … eğer sınırsız görme kabiliyetine sahip olsaydık hiç bir şey göremezdik!güneşe dürbünle bakan biri gibi kör olurduk.Gözlerimizin sınırlı oluşu sayesinde görüyoruz dünyayı. Immanuel Kant’ın meşhur bir güvercini vardır, havayı iterek uçar ama havanın direncinden yakınır durur. “Hava olmasaydı daha hızlı uçabilirdim” der. Hakikat’i görmekte zorluk çekmemizin sebebi O’nun gizli olması değil tersine aşikar olmasıdır. Aksi takdirde Hakikat’i içeren, kapsayan ve perdeleyen daha hakikî bir Hakikat olması gerekirdi. İşte bu sebeple Hakikat’i görmek için Bilim’e değil Sanat’a ihtiyacımız var, bilmek için değil bulmak söz konusu olduğu için. Derin Düşünce yazarları Sanat-Hakikat ilişkisi üzerine yazdılar. Buradan indirebilirsiniz.

Gülen Cemaati’nin durumu iç dinamiklerinden mi kaynaklanıyor? »

fethullah-gulen-cemaatFikret Uluşık

Birinci Bölüm: Bizim cemaatimiz eskiden böyle miydi?

Cemaatin Dinamik Unsurlarının Tezahürü  

Mevsim hazan. Kayıt telaşı ve yeni bir hayata başlama imkanı ve bunun neticesinde, üzerimize ağır yüklerin çökeceği senelerin arefesindeyiz. Üniversiteli olma heyecanı ama bunun ötesinde, bu heyecanın bize sunduğu zorluklarla sarmaş-dolaş olma vakti. Cemaate bağlı özel  bir eğitim kurumundan mezun olduğumuz için dile getirdiğim sorunları yaşamadım desem yeridir. Elimizden tutup da, ülkemizin bir ucundan diğer ucu sayılabilecek bir yere hiçbir sorun yaşamadan bir hocamız tarafından getirildik. İkamet edeceğimiz yere teslim edildik bir nevi. Heyecanlıydık esasen şakaklarımıza kadar hissedebiliyorduk. Bizimle ilgilenen, kayıt için gereken bütün işlemleri ivedilikle yapan, üst sınıflarda okuyan abi diye tabir edilen kişilere emanet edilmiştik.

Cemaat hayatımız böyle başladı.

—Eğitim-öğretim yılının başında , ikamet edeceğimiz mekanlara Read the rest