Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Alman Mucizesi… Örnek alınacak bir başarı mı yoksa bir şehir efsanesi mi? »

  • Her tembel sınıfın çalışkan bir öğrencisi, her krizin örnek alınacak bir “mucize” ülkesi vardır.
  • 1970 petrol krizinde “Japon mucizesi” herkese parmak ısırttı. “Boom Izanagi” denen bu dönemde, Kasım 1965 – Temmuz 1970 arasındaki 57 ay boyunca Japon ekonomisi ortalama% 11,5 oranında büyüdü.
  • Tabi “uzman” ekonomistler ekonomiden anlamadıkları için başarının sebeplerini çalışkanlığa, özveriye, geleneklere, Japon yönetim kültürüne, sushi, kimono ve harakiriye bağladılar. Ama 1990’da Tokyo borsası çöktü. Yeni bir kahraman lâzımdı ve …
  • Bulundu: ABD ve İngiltere. 1960’ların endüstriyel mucizesi yerine bu defa liberal bir mucize konuyordu: Deregülasyon ve risk kabul etme kültürü.
  • “Deregülasyon” dedikleri aslında hukuk devleti ve demokrasinin askıya alınması, ulus-devletin küçülmesi demekti ama bunu o yıllarda pek kimse çakmamıştı.
  • ABD ve Avrupa 2008 finansal krizine kadar liberal ninnilerle uyutuldu; uyandıklarında donlarına kadar soyulmuş olduklarını fark ettiler. Krizi başlatan ve trilyonlarca $ rantını yiyen bankalar ise çöken ulus-devletleri işgal etmişti.
  • ABD ve İngiltere mucizesi(!) parlaklığını kaybederken Almanya’da yeni bir mucize(!) doğuyor… 2008 krizinden sonra işsizlik azaldı; 2008-2013 arasında ihracat %15 artarak 1.3 milyar € oldu. Fransa ve Hollanda’nın toplam ihracatı kadar.
  • Kriz etkisiyle 2009’da %5.6 küçülen Alman ekonomisi 2010’da %4.1 büyüdü. Fransa gibi %2’yi zor gören bir çok Batı ülkesini kıskandıracak bir oran… 1998-2005 arasında kaptan köşkünde olan Gerhard Schröder bu mucizenin mimari oldu… Peki ne yaptı bizim Gerhard?

Read the rest

Rusya ve Fransa neden çekişiyorlar? »

  • Rusya – Fransa ilişkileri uzun süredir gergin. Fakat sorun menfaat çatışması değil düpedüz anlama zorluğu.  Sebebi nedir? Daha ne kadar sürer? Türkiye bundan nasıl istifade edebilir?
  • Rusya’yı 1682’den 1725’teki ölümüne kadar yöneten Rus çarı 1ci Petro (Deli Petro) Paris’e gelmişti. O dönemde dünyanın en önemli birkaç şehrinden biriydi Paris, tarih 25 Nisan 1717. Müzeler, konserler derken Petro Fransız kültürüne hayran oldu. Sonra?
  • Tabi iki ülke elçilik açtı; Petro Fransa’da gördüğü sarayların benzerlerini ülkesinde yaptırdı. Diplomatik anlaşmaların Fransızca yazıldığı; İngiltere dâhil dünyanın her ülkesinde aydınların Fransızca konuşmaktan gurur duyduğu yıllar…
  • Ruslar üzerindeki Fransız etkisi o kadar güçlüydü ki, Petro’dan 2 asır sonra Rusya’da zengin/soylu sınıf hâlâ Fransızca konuşmaya devam ediyordu. Napolyon’un saldırganlığına rağmen (1812) bu bir kara sevda değildi. Fransızlar da Rus edebiyatına, bale ve müziğine hayrandılar.
  • Fransa uzun süre Rusya’nın Batı’ya açılan kapısı olacaktı. Soğuk Savaş yılarında bile ABD dış politikasına ters giden Fransızlar hem Rusların işini kolaylaştıracak hem de iki kutuplu dünyada kendi etkilerini Rusya sayesinde arttıracaklardı…
  • Ici Petro’nun Paris ziyaretinden beri 3 asır geçti; bugün tam tersi bir durum yaşıyoruz: Fransa, ABD-Rusya arasında denge sağlayan bağımsız güç değil artık. NATO’nun bir karakolu gibi davranıyor. Kendi menfaatlerine verdiği zarar bu kadar ortadayken üstelik. Örnek?
  • 2015’te dönemin cumhurbaşkanı Hollande, Rusya için inşaa edilen Mistral sınıfı 2 helikopter gemisinin satışını iptal etti. Sebep? Ukrayna krizi. Oysa NATO’nun ambargo kapsamı dışındaydı bu gemiler. Yani ABD’ye yaranmak için işgüzarlık yaptı Fransızlar…
  • Üstelik ABD uzun süredir, Fransa menfaatleri için çok zararlı bir politika uyguluyor. Meselâ ABD Adalet Bakanlığı Fransız şirketlerini sıkıştırıp Amerikalı endüstri devlerinin kucağına itiyor
  • Başka bir tuhaflık daha: Fransa 2017’de NATO’nun emriyle Estonya’ya birlik gönderiyor. Rus sınırına 200 km mesafede Fransız Leclerc tankları manevra yapıyor. Amaç? Rusya’dan gelebilecek muhtemel(?) bir saldırıya karşı hazır olmak…

Read the rest

Asla Kardeş Payı Yapmayın / Christopher Voss »

Resim

  • FBI rehine kurtarma ekibinden bir uzmanın pazarlık taktikleri… İnsanın iç dünyasına eğlenceli bir yolculuk: Korku ve ümit kararlarımızı nasıl etkiliyor? Pazarlık taktikleri üzerinden iletişim kalitemizi yükseltme rehberi…
  • Pazarlık, çatışmaları çözmek için kullandığımız bir yol. Ve çoğumuz iş yerinde, aile içinde çarşıda pazarlık ederken anlaşmazlığı temsil eden şeyi ortadan bölmeyi deneriz: 10 lira vermek istediğim şeyin fiyatı 20 lira ise 15 lira teklif ederim meselâ.
  • İki oyuncak isteyen çocuğa bir tane seçmesi teklif edilir… Eğer sadece fiyat değil teslimat tarihi gibi başka şeyler de masada ise karşılıklı ödün verilir: Hızlı teslim karşılığında fiyat inmez veya tersi. Ama anlaşmazlığı “ortadan bölme” yolu her zaman işe yarar mı?
  • Düşünün, teröristler Rusya’dan kalkan bir uçağı kaçırmış; yakıt bitince zorla Ankara’ya indirmiş. Pilot, hostesler ve 80 yolcu rehin. 24 saat içinde uçağa yakıt konmazsa herkesi öldürecekler. Polis nasıl pazarlık etmeli? “Yolcuların sadece yarısını öldürün; yakıt vermeyiz ama taksiye binip gidin”.
  • Teröristlerle pazarlık etmiyor olabilirsiniz ama aynı gece iki yere davet edilebilirsiniz. Bazen çocuğunuzun, eşinizin yahut müdür/müşterinin saçma sapan istekleri olabilir. Bu istekleri her zaman ortadan ikiye bölemezsiniz. Meselâ?

Read the rest

Amerikan donanması 22.5 milyar $ ARGE bütçesini hiçbir işe yaramayan savaş gemileri için nasıl yaktı? »

  • Zumwalt rezaleti işletme fakültelerinde ve askerî okullarda ders olarak okutulabilir: Çok pahalı, amacı belli değil ve Pentagon’un açıklamaları kimseyi tatmin etmiyor. Amerikan vergi mükellefleri ne işe yarayacağını bilmedikleri 3 Zumwalt savaş gemisinin her birine 7.5 milyar $ ödediler. Nedir?
  • Zumwalt sınıfı muhripler, kara hedeflerine odaklı, çok amaçlı hayalet gemiler olarak tasarlandı. Eskimekte olan zırhlı gemilerin yerini alması isteniyordu. Uzun Menzilli Kara Saldırısı Mermisi (LRLAP) atan toplar Zumwalt sınıfının ana silahı olacaktı.
  • Fakat kontrol edilemeyen sürpriz maliyetler yüzünden LRLAP ihalesi iptal edildi; silahlar kullanılamaz hale geldi. Bu yüzden ABD deniz kuvvetleri Zumwalt sınıfı gemileri yüzey savaşı için yeniden tasarladı. Tasarımdaki bu önemli değişiklikler gemileri “faydasız” hale getirdi ama…
  • Aslında bir “faydası” oldu: Zumwalt, on küsür yeni teknolojiyi tek bir savaş gemisine sıkıştırmanın ne kadar aptalca olduğunu çok güzel ispat etti. Üstelik en önemli silahları monte edilemedi. Çünkü mühimmat birim fiyatı 50.000 dolardan 1 milyon dolara tırmandı!
  • Neden böyle oldu? Günde 2 milyar $ harcayan Pentagon’da artık kimin kime hangi proje için para verdiği belli değil. Birinci sorun bu: Bürokrasinin içindeki vampirler. ikinci mesele stratejik vizyon eksikliği. Nedir?
  • Dünyanın en büyük destroyeri Zumwalt fikri doğarken soğuk savaş henüz bitmemişti. Geminin ilk bütçesi güdümlü füzelerle kara hedeflerini vurmak için onay almıştı (1994).
  • Fakat Berlin duvarının çöküşü “oyunun” kurallarını değiştirdi. Diğer yandan lazer, elektromanyetik top gibi silahların geliştirilmesi, Zumwalt’ın tasarımcılarını cezbetti ve 1 milyar $’lık ilk bütçe sürekli aşıldı. Yeniliklerle teslimat tarihi ertelendikçe tasarıma yeni “yenilikler” eklendi…
  • Kıyı bombardımanı için başlanan gemi sonunda açık denizde muharip görevler için dönüştürüldü. Dronlara ve sesten hızlı gemisavar füzelere karşı yeni sistemler eklendikçe Zumwalt’ın otomasyon ve enerji altyapısı da defalarca değiştirildi.
  • ARGE bütçesi ve tasarımdaki kontrolsüzlükten kaynaklanan yüksek maliyetler bürokratlar tarafından tazmin ediliyor. Nasıl? Üretilecek toplam gemi/uça sayısı azaltılıyor. fakat bu “ayarlamanın” bedeli insan hayatı ile ödeniyor. Neden?

Read the rest

Rus politikasının değişmeyen 7 ilkesi: Çarlık Rusya’sından Stalin’e, Gorbaçev’den Putin’e… »

  1. Stalin Raporu: Nikita Kruşçev CIA ve MOSSAD’ı nasıl kullandı? »
  2. KGB’nin kayıp hazinesi… »
  3. Putinizm, küresel sermaye ve Rus savunma refleksi »
  4. Kore savaşı hakkında çok bilinen yalanlar ve az bilinen gerçekler… »
  5. Rus derin devleti nedir ve nasıl çalışır? »
  6. Rusya Aforizmaları »
  7. Rusya, Çin ve ABD’nin yeni pokeri: Düşük yoğunluklu sürekli savaş »

ABD başkanı Trump neden Grönland’ı satın almak istedi? »

  • Emlâkçı Donald Trump hayatının en büyük emlâk operasyonunu ıskaladı… Hatırlayın; geçen yaz (16 Ağustos 2019), Danimarka’dan Grönland’ı almak istedi. Başbakan Mette Frederiksen net bir şekilde “hayır” dedi. Emlâkçı küstü; Kopenhag gezisini iptal etti. Klasik Trump küstahlığı? Sayılmaz… Neden?
  • Bu Amerika’nın Grönland’ı ilk satın alma denemesi değil. 1867’de ABD başkanı Andrew Johnson ve 1946’da Harry Truman da savaşmadan bu toprağı almaya çalışmıştı. Hatta Truman 100 milyon $ dengi altın teklif etmişti. (Üstelik doların gerçekten değerli olduğu yıllardı.)
  • Vatan toprağının bedelini kanıyla ödeyen milletler için bu satın alma tuhaf gelebilir. Amerikan zihniyetinde ise “vatan = arsa” denebilir.
  • ABD kurulduğu günden beri birçok yeri satın almıştır: Alaska’yı Ruslardan (1867), Louisiana’yı Fransa’dan (1803), Florida’yı İspanya’dan (1810), Kaliforniya’yı Meksika’dan (1848)… Tabi “satmazsan silahla alırım” gibi bir tehdit de savuruyorlardı genellikle…
  • Peki Danimarka hiç toprak satmamış mı? Satmış; hem de Amerika’ya: Virgin adaları (1917). Grönland’a bakalım şimdi: 2 milyon km2 yani Türkiye’nin 3 katı ama sadece 55.000 İnuit yaşıyor. Orta Asya kökenli bu halk uzaktan akrabamız olur.
  • İnuitlerin vatanı Grönland yarı bağımsız; özel statüye sahip bir bölge. Bağımsızlığını ilân etmesi de muhtemel. Son seçimlerde halkın %75’i özerkliğin arttırılması yönünde oy kullandı. Mecliste bağımsızlık yanlısı vekiller 2021’den itibaren tam bağımsızlık istiyor.

Read the rest

Jeopolitik ve diplomaside temel kavramlar »

  • Türkiye’nin dış politika stratejisini nasıl okuyabiliriz? Türkiye ağırlığını savaştan yana mı koydu yoksa barış ve istişare mi? Bütün bunlar ekonomik hedeflerle nasıl bağdaşıyor?
  • Türkiye askerî üsler açarak Akdeniz’e sıkışmış bir ülke olmayı reddediyor. Aynı zamanda diplomatik temsilci sayısında süper güçlere yetişti; pazarlık ve istişare mesajı veriyor. İhracattaki istikrarlı artış ise ekonomik savaşta iddia sahibi olduğumuzu gösteriyor.
  • Uluslararası ilişkileri, enerji savaşlarını tahlil eden uzmanlar bu sahaya has kelimeleri serbestçe kullanırlar ama günlük hayattan alınıp jeopolitik terim haline getirilen bu kelimeler sözlükteki mânâlarının ötesinde bir takım gerçekliklere işaret ederler. Nedir?
  • Global Diplomacy Index’e göre dünyada en fazla elçilik sahibi ülkelerin 6cısı Türkiye; 5 süper gücün hemen arkasındayız. Jeopolitik ve diplomasi uzmanlarının sıklıkla kullandığı aktör, güç, soft power, stratejik ve taktik hedefler gibi mühim kavramlar ne mânâya geliyor?
  • Jeopolitik, “coğrafyanın siyaset ve diplomasiyle olan münasebetini inceleyen sosyal bilim” diye tarif edilebilir. Bu bize 3 soru getirir:
    1. Siyasetin ve diplomasinin aktörleri kimlerdir?
    2. Aktörlerin “oyuna” sokabilecekleri güçler nelerdir?
    3. Aktörlerin menfaatleri, incelenen coğrafyada nasıl çatışır/birleşir?

Önce aktörler: Devletler, uluslararası kuruluşlar (BM, WHO, Interpol…), siyasî partiler, ekonomik, dinî, ideolojik amaçlı vakıf ve dernekler, azınlıklar, sıradan vatandaşlar, terör örgütleri… Bunlar menfaat icabı birlikte hareket eder veya biri diğerini paravan/maşa olarak kullanabilir.

Read the rest

Harvard Üniversitesi’nden iki ünlü ekonomist neden yalan söyledi? »

  • Siyasî meselelerin hemen hepsinin ekonomik boyutu var. Terör işsizlikten beslenebilir meselâ. Ülke ekonomisini iyi götüren bir iktidar başka konularda yetersiz olsa bile halktan destek alır. Peki ekonomistlerin bilimsel teorilerine, istatistiklerine güvenebilir miyiz?
  • 2008 krizinde Harvard Üniversitesi’nden iki ünlü isim, K. Rogoff ve C. Reinhart bir makale yayınladılar. Üstelik dünyanın en güvenilir ekonomik yayınlarından birinde: The American Economic Review. Makalenin ismi “Borç döneminde büyüme” (Growth in a time of debt).
  • Araştırmanın amacı kamu borcu ile büyüme arasındaki ilişkiyi araştırmak. Ünlü ekonomistler en zengin 20 Batı ülkesinin 1946’dan 2009’a kadar olan GSMH ve borç verilerini taramışlar: Avrupa ülkeleri, ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zellanda, Japonya…
  • Ülkelerin ekonomik büyüklükleri çok farklı olduğu için uzmanlarımız kamu borcunu GSMH’ya oran olarak ifade etmişler. Yani X milyar $ borç değil GSMH’nın %45’i gibi. Tabi bazı ülkelerde bu oran %100’ün üstünde; bu bir hata değil.
  • Araştırmanın sonucu ne? Ülkeleri 4 sınıfa ayırmışlar: GSMH’nın %30’undan az borcu olanlar, %30-%60 arası, %60-%90 arası ve %90 üstü. Uzman ekonomistlere göre %90’a kadar sorun yok ama bu sınırın üstünde bir borçlanma büyümeyi durduruyor hatta ekonomiyi küçültüyor.

  • %90’da bulunan bu “eşik etkisi” bilimsel makalenin ana fikri. 2010’da yayınlanan makalenin siyasetçiler üzerindeki etkisi büyük oldu: Hemen her batı ülkesinde bakanlar, vekiller “kriz bile olsa borç GSMH’nın %90’nı geçmesin yoksa yandık, battık” diye nutuk attılar.
  • Somut olarak? Bütün bu ülkelerde kemer sıkıldı; kamu harcamaları kısıldı ve eğitim, sağlık, güvenlik, içme suyu gibi hayatî sahalar özel sektöre açıldı. Bu dönemin hemen bütün siyasî tartışmalarında K. Rogoff ve C. Reinhart’ın makalesinden alıntılar yapılıyordu.
  • Amerikan senatosundan 40 senatör bu iki uzman ile özel toplantı yaptılar; soru ve cevaplar “The Debt Bomb” (borç bombası) adıyla kitaplaştırıldı. Avrupa ekonomi bakanı Olli Rehn ve İngiliz finans bakanı George Osborne resmî mektup ve nutuklarda %90 borç bombası tezini papağan gibi tekrarlıyorlardı.
  • Harvard’lı ekonomi uzmanı K. Rogoff ve C. Reinhart’ın makalesi Avrupa ve ABD medyasında büyük yani buldu. Akademisyenler de Google scholar’a göre 3300 kez (Nisan 2020) bu makaleye referans verdiler. Ama bu makalede çok sayıda acemi hatası vardı. Nedir?

Read the rest

İsrail neden 37 Amerikan askerini öldürdü? »

  • İnanması güç geliyor: İsrail ordusuna ait 3 hücum bot, 2 Mirage ve 2 Mystère jeti bir Amerikan savaş gemisine saldırıyor; 37 Amerikan askeri ölüyor; 200’e yakın yaralı var. Gemi neredeyse batacak; soğuk savaşın ortasında 2 Rus destroyeri gelip Amerikalıları kurtarıyor.
  • Rusların sayesinde Malta’ya sığınıp batmaktan kurtulan gemi o kadar kötü bir halde ki, ABD’ye getirilince doğrudan hurdaya gönderiliyor… Yoksa bazı delillerin ortaya çıkmasından mı korkuluyordu? Bakalım ne olmuş? Kurtulan askerler ne yaşamışlar?
  • Tarih 8 Haziran 1967, 6 gün savaşı bitiyor; Sina yarımadası açıklarındayız. USS Liberty’nin vurulduğu yer uluslararası sular. Sıradan bir gemi değil bu; dev “kulaklara” sahip. ABD zaten bölgedeki bütün hükümetleri ve askerî haberleşmeleri dinliyor ama…
  • Uss Liberty’nin sahile yaklaşması, artık “taktik” haberleşmelerin de dinlendiği anlamına geliyor: Yani İsrail, Suriye ve Mısır’ın birlik hareketleri, lojistik yolları, mühimmat, su ve yakıt tedariki Amerikan ordusunca takip ediliyor.
  • Tabi şöyle bir soru gelebilir: “İsrail ordusunun ABD tarafından takip edilmesinden neden rahatsız olsun?” Zaten ekonomisi, silahları, petrolü… Kısacası hayatta kalması tamamen ABD’ye bağımlı olan İsrail ile ABD’nin menfaatleri nasıl ayrılabilir? Dahası var tabi…
  • Haydi ciddi bir menfaat çatışması var diyelim. İsrail ne cüretle bir Amerikan gemisini batırabilir? Amerika’nın olaya verdiği tepkideki tuhaflıklara bakmadan önce garip bir ayrıntı: Saldırı bir uyarı atışına benzemiyor. Neden?
  • USS Liberty’nin bombalanması 1.5 saat sürmüş ve denize atılan filikalar bile makineli tüfekle taranmış. Yani geriye tanık bırakmak istemiyor İsrail pilotları. Hücum botlar birkaç torpil atıyor; ıskalıyorlar ama bir tanesi isabet ediyor. Yani gemiyi gerçekten batırmak istiyorlar.

Read the rest

Kayı- I, Ertuğrul’un Ocağı / Ahmet Şimşirgil »

“Tarih kitaplarımız haçlıların en büyük zaferidir”

Tarihine bu kadar yabancı kalmış, idraklerine vurulan zincirleri kırmaya dahi takati olmayan bedbin bir milletin yaşadığı kimlik bunalımını çok güzel ifade etmişti Cemil Meriç. Genç beyinlere ilmek ilmek işlenen resmi tarih, 3 kıtaya adalet dağıtmış bir medeniyeti zıptı çıktı uygarlıklara taklide mahkûm etmiş, kadirşinas bir milleti Osmanlı’ya karşı harfendaz bir düşüncesizler yığınına çevirmeyi maalesef başarmıştı. Osmanlı’yı Kuruluş-Yükselme-Gerileme-Yıkılma zindanına hapseden resmi tarih anlayışıyla mücadele etmek ve murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak anlayışını tekrar canlandırmak elbette çetin bir iş olacaktı. Kalemiyle tüm bu karalamalarla cenk edebilmek ise ayrı bir tarih şuuru gerektirecekti. Bu doğrultuda, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’in “Kayı” serisi, gıpta edilen, özlenen ve mazlum coğrafyaların yürek bohçalarında ağıt ve umutlarla beklediği Osmanlı’yı bize gösteren nadide bir eser olması açısından okunmaya ve nesillerimize okutturulmaya layıktır.

Kayı serisi 10 ciltten oluşan ve Osmanlı tarihini baştan sona irdeleyen bir yapıt olup, serinin ilk eseri olan Kayı – Ertuğrul’un Ocağı adlı kitap 5 bölümden oluşmaktadır. (Osman Gazi, Orhan Gazi, Murad-ı Hüdavendigar, Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmed)

BİRİNCİ BÖLÜM

OSMAN GAZİ

Yine Osman Gazi’nin kılıç hakkı ile fethettiği Karacahisar’a pazar kurulmaya başlanmıştı. Germiyan vilayetinden bir kimse gelip Osman Gazi’nin huzuruna vardı ve “Bu pazarın bacını bana satın” dedi.

 Osman Gazi, “Bac da ne ki?” diye sorunca o şahıs:

 “Pazara yük getiren herkesten akçe almaya denir” dedi.

 Osman Gazi: “Bu pazara gelenlerden alacağın mı var ki, onlardan akçe isteyeceksin” deyince adam: “Bu eskiden beri adettir. Her yükten padişah için akçe alırlar” dedi. Osman Gazi hiddetlendi:

Read the rest