RSS Feed for This Post

Asker başka şey üniformalı eşkiya başka

” […] Talat gider ama Kızılay müfettişi sıfatıyla Edirne’de bulunan bir başka İttihatçı, Dr. Bahaddin Şakir ifsatlarına devam etmektedir. Onu da şehirden kovan Şükrü Paşa, İttihatçıların o sırada iktidarda bulunan İtilaf hükümeti bir zafer kazanırsa kendilerine iktidar kapısının kapanacağından endişe ettikleri için bunu yaptıkları, iktidara gelebilmek uğruna ordumuzun yenilmesini istedikleri yorumunda bulunur. […] İttihatçıların içinden gelen ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurucularından Albay Hüsamettin Ertürk’ün hatıraları önemli ipuçları uzatıyor önümüze. Şöyle yazıyor “İki Devrin Perde Arkası” (1964) adını taşıyan hatıratının 81. sayfasında:

“İşin en hazin ve feci tarafı, particilik mücadelesi yalnız mecliste mebuslar arasında cereyan etmiyor. Ordu da bu kötü hastalığa bulaştırılmış bulunuyordu. Meselenin en vahim manzarası, yüksek kumanda heyeti ile genç subaylar arasındaki anlaşmazlık idi. Kumandanlar, askerî erkân yaşını başını almış subaylar padişah ve halifeye sadık kalmak kararında bulunmuş, Hürriyet ve İtilaf partisine mensup kimselerden ibaretti. Genç subayların hepsi İttihatçı idiler. Gayeleri, Hürriyet ve İtilaf partisini devirmek, idareyi ele almak, düşmanlarla savaşarak yeni zaferler ve yeni fetihler meydana getirmekti. Bu iki zümre birbirini dinlemiyor, birinin verdiği emir, diğerleri tarafından kasden tatbik olunmuyordu. Bu meyanda saf Mehmetçikler de zehirleniyordu.”

Albay Ertürk, İstanbul’a dönüşünde Zeki Paşa da kendisine en güvendikleri Çatalca mevkiinde subaylarımızın İttihatçı ve İtilafçı diye ikiye ayrıldığını, bunun korkunç bir bulaşıcı hastalık gibi orduya yayılmış bulunduğunu söylüyor ve ekliyor: “Bunun adına particilik diyorlar.”

Bir komutan öbür parti safındaki meslektaşına burnu sürtülsün diye yardım etmiyor, diğeri de aynısını buna yapıyor. Siyaset yüzünden birlik ve bağlılığını yitirmiş bir ordunun başarılı olması mümkün mü? Nitekim olamıyor ve Bulgarlar soluğu İstanbul’un burnunun dibindeki Çatalca köyünde alıyor. Yaklaşık 1 milyon km² toprak ve 3 milyon insan kaybediyoruz. Eğer Bulgarlar ile Yunanlılar birbirine düşmeselerdi Edirne bile sınırlarımızın dışında kalabilir, Trakya sınırımız Tekirdağ’dan geçiyor olurdu.

Siyaset orduyu ikiye bölüp komutanları birbirine düşman etmiş ve sonuç, Balkan faciası olmuştu. Oysa savaştan önce Avrupa devletleri savaşı kazanacağımızdan o kadar emindiler ki, sonuç ne olursa olsun sınırların değişmeyeceğini ilan ediyorlar, İngilizler ‘bari Sofya’ya kadar gidin de daha fazla ilerlemeyin’ diye tavsiyede bulunmak ihtiyacını hissediyorlardı. Daha dünkü devletler karşısında uğradığımız bu hezimet, askerin siyasete karışmasının bir devlet için nelere mal olabileceğini gösteren çarpıcı bir misaldir.

Nitekim savaş devam ederken Enver ve Yakup Cemil beyler Babıali Baskını’yla silahlı darbe gerçekleştirerek iktidarın dizginlerini yeniden ellerine geçirecekler, işin garibi, devirdikleri Sadrazam Kâmil Paşa’yı Edirne’yi düşmana vermekle suçladıkları halde, onu bizzat elleriyle imza atarak Bulgarlara teslim etmekte sakınca görmeyeceklerdi. İyi de darbe Edirne’yi vermemek için yapılmamış mıydı? […] “ TAMAMI

Trackback URL

  1. 1 Yorum

  2. Yazan:ismailş Tarih: Ağu 11, 2011 | Reply

    Sofya’ya kadar gidin en fazla öteye gitmeyin derken Edirne zar zor sınırların içinde kalıyor ve 3 milyon insan dışarda kalıyor benim dedelerim de o sayının içinde. Hemen Edirne’den bir adım ötede bugün bile %70’i Türk olan Kırcaali de yad ellerde kalıyor ve 3 nesil sonra anavatana geliyor insanlar Kapıkule’de toprağa secde edip öpen insanlar… Neler neler sabahlara kadar konuşulur yaşayan bilir…

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin