RSS Feed for This Post

Kemal Kılıçdaroğ​lu’nu önemsiyoru​m

İbrahim Becer

CHP ve Onun Lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu takdirle izliyorum.

Şunun şurasında seçimlere sayılı günler kalmış ve ne “Laiklik elden gidiyor” feveranı ortalığı kasıp kavurmakta, ne de “Cumhuriyet’in temel niteliklerine saldırı…” şeklinde başlayan içi boş, kimseye bir fayda getirmeyecek cümlelerle bezeli metinler hazırlanmakta.  Ne Uğur Dündar Cuma Namazı kılan orta öğretim öğrencilerinin peşine acar muhabirler takmış, ne de “mürteciler ellerinde asit şişeleriyle mini etekli kızları arıyor “ şeklinde şehir efsaneleri kulaktan kulağa sufle edilmekte. Seçime giderken bunları duymaya alışkın bir milletin ahfadı olmamız hasebiyle bu durumu garipsediğimi ifade etmek elzemdir benim açımdan. Her gördüğü hıyara, bir avuç laiklik ilave edilmiş tuzla koşan divane misali kimler gelip geçmedi ki bu meydanlardan. Laikliğe aspirin muamelesinin çekildiği yıllarla, idrak ettiğimiz şu seçim arifesini kıyasladığınız takdirde, yükselen bilinç ve kaliteyi takdir açısından taraflı tarafsız herkesin Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na kocaman bir teşekkür borcu var.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun söylediklerinin uygulanabilirliğini elbette tartışabilirsiniz. Güneydoğu’da yürütülen bir mücadele olmasına rağmen bedelli askerlik ne kadar doğrudur da diyebilirsiniz, aile sigortasının ne kadar gerçekçi olduğu hakkında yorum da yapabilirsiniz. Ben işin orasında değilim zaten. Eskiyle kıyasladığınız zaman belki de Türkiye’de ilk defa CHP topu taca atmak yerine oyuna ortak olma yolunu seçiyor.

İşi zor mu Sayın Kılıçdaroğlu’nun? Zor, hem de çok zor zannımca. Zorluğun sebebiyse dış faktörlerden ziyade partisinin kendi iç dinamikleridir. Tayyip Erdoğan da sıfırdan geldi ama çok önemli iki avantaja sahipti. Bunlardan birincisi doğma büyüme siyasetçi olmasıysa, diğeri de kendi ekibiyle yola çıkıp bugüne kadar Abdüllatif Şener dışında fire vermemesiydi.

 “İdealize ettiğiniz değerler belli bir süre sonra sizi tembelliğe iter” kuralı şu fani alemde her ölümlü için geçerlidir. Dindarlığınızla maçı bir noktaya kadar götürürsünüz; buna keza Milletiniz ve Milliyetinizle övünerek de çok uzağa gidemezsiniz. Yine de, her iki durumda da ölümcül bir gerçekle yüz yüze gelmek durumundasınızdır: ” Eyvallah dindarsın, lakin bu bombalar neden hep senin dindaşlarının başında patlıyor?”  ve “Tamam kardeşim; Milletini seviyor, Milliyetinle gurur duyuyorsun lakin dün açıklanan ‘Dünya üzerinde tanınmış ilk beş yüz (500) marka’ içinde neden sadece tek bir Türk markası var?”

 İnsanın içini acıtan sorular değil mi? İki üniversite öğrencisinin kafa kafaya verip kurdukları “Google” listede başı çekerken, yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadı olmakla övünen, İslamın bayraktarlığını yapmakla gurur duyan sen listeye ancak 493. Sıradan İş Bankasıyla girebiliyorsun. Dünyanın yükselen sektörü bilişim alanında hiç yoksun, Atatürk’ün kurduğu İş Bankası sayesinde ancak ve ancak sondan yedinci olabiliyorsun.

  Bu acı tabloya kimsenin inanmadığı mastürbatif cevaplar aramak mı doğrudur, yoksa “bizden Müslüman olsa ne olur, Milliyetçi olsa ne olur, Atatürkçü olsa ne olur” şeklinde feveran etmek mi doğrudur? O yüzdendir ki bu Ülkede sadece Dindarlığı, sadece Milliyetçiliği, sadece Atatürkçülüğü öne sürerek siyaset yapanlar her daim kaybetmişlerdir ve dahi kaybetmeye mahkûmdurlar.

  Çünkü yukarıdaki kavramlardan herhangi biriyle illiyet bağı kurduğunuz anda, samimiyetinizi sınamak adına liyakat esası arayacak birileri çıkacaktır. O noktadan sonra da “çıtanın yüksekliği ve sizin aranızda” bitmeyen, uzun, sükûtlu bir gece başlar düşünüp, taşınasınız diye.

 Basit bir örnektir ama çarpıcıdır: “Fatura, konserve, saç kurutma makinesi, diş protezi, gaz sobası, gazete, tornavida, laiklik, gözlük, don lastiği, trigonometri, sunta, suluboya, çengelli iğne, cumhuriyet, biberon, cetvel, apandisit ameliyatı vs.” liste uzayıp gider. Bütün bunlar Batı olarak adlandırdığımız kavrama aittir. Maalesef, o Batı bütün bu değerleri sandığımız gibi vahşi bir kapitalizmle, insanların emeklerini sömürerek değil, çalışıp çabalayarak, uykusuz geceler geçiren fertleri sayesinde kazanmışlardır.

Gerçekleri görmemizi engelleyen, aczimizi ellerimizle tutamamamıza sebep olan en önemli sebep önem atfettiğimiz ideolojilerimizdir. Belki de bu yüzdendir Cemil Meriç’in “ideolojiler zihinlerimize giydirilmiş deli gömlekleri” yakınması.

 Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu da önemsemem bu yüzdendir. Bitpazarına nur yağdıracak o klişe sözlere prim vermeden, ellerinin yanacağını bile bile, yıllardır beklemekten korlaşmış sorunları kavrama azmidir beni umutlandıran.

Yoksa O da bilmeli ki geçen yüzyılda don lastiğini bile keşfetme fırsatını ıskalamış bir toplumun Türk olmasının, Müslüman olmasının, Atatürkçü olmasının pek bir önemi yok.

 Libya örneği tüm canlılığıyla önümüzde çünkü;  Elysee Sarayının bahçesine çadır kuruyorsun ama birkaç sene sonra Fransız uçakları tarafından bombalanıyorsun!

 Düşünüp, tutalım diye bize ne çok öğüt veriliyor…

 

… Bu makale ilginizi çektiyse …

  Türk Solu 

Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce Dikkat Kitap kategorisinde yayınladığımız Pozitivizm Eleştirisi gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı buradan indirebilir ve paylaşabilirsiniz. Kitapta ele alınan başlıca konular: Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi.

Kadın hakları ve Kemalizm

 “Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak”  Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

Trackback URL

  1. 3 Yorum

  2. Yazan:izzettin Tarih: Mar 23, 2011 | Reply

    tespitlerinize katılıyorum,çok güzel bir yazı olmuş.Lakin eklemek istediğim bir kaç husus var.Kemal Kılıçdaroğlu (KK) 27 Nisan’da ağzını açıp bir kelime etmedi,başörtüsü konusunda kendi bile anlamamıştır dediği şeyleri.KK’nın inandırıcı olabilmesi için arkadaşlar çalışıyor klişesinden artık yapacağız aşamasına geçmesi lazım.Elbette güzel şeyler başarıyor;ama Batum’lu,Mengü’lü Chp’de neyin ne kadar yapılacağı da bellidir.Chp’yi Silivri partisi yaparak bence en büyük hatayı yaptı.Evet halk aş,iş istiyor;ancak aynı halk bu aş ve işi onurlu,demokratik bir ülkede istiyor.Keşke KK bunu idrak edip buna göre adım atabilseydi.Kürt-Alevi kimliğini Horasan Türküyüm diye bastırmasaydı.Artık Chp’nin ezilen,hakkı yenen kesimlere inmesi gerekir.Balbay’a teklif götüren KK keşke bu hassasiyeti Rakel Dink için de yapsa;o örgüte ben de üye olacağım demek yerine bu halkın o ve benzeri örgütlerden neler çektiğini görse.Kimbilir belki de elini kolunu kurtarana kadar parti içi siyaset yürütüyor belki de etrafındaki muhafazakar laikler olmasa tam bir sosyal demokrat olacak,inşallah öyledir.

  3. Yazan:ali duman Tarih: Mar 23, 2011 | Reply

    Kılıçdaroğlu’nun yazıya konu olumlanmaları seçimlere yönelik siyasi manevralardır, asıl seçimlerden sonraki tutumuyla değerlendirmek gerekir.

    zira, son açıklaması ile anayasa değişikliği için “değiştirilemez maddelerin” değiştirilemeyeceğini, o maddelerin cumhuriyetin kurucu maddeleri olduğunu beyat etti, kendisine sormak gerekir bu cumhuriyeti 12 eylülcüler mi kurdu? ya da değiştirilemez olduğunu kim karar verdi? niye değiştirilemiyor, darbeci 12 eylülcülerin yaptığı bu anayasa ilahi bir metin midir? kılıçdaroğlu, çizilen çerçevenin içinde oynayan bir figürdür, benim gözümde kendi partisine komplo düzenleyen bir parti başkanı olarak tarihe geçecek, her ne hikmetse kimse şu soruyu kendisine yöneltmedi “halk tv’yi oda tv’ye hediye etme isteğinizin altında yatan gerçek nedir?” (şeytanın gör dediğini görmeye çalışırsak bu ; kaset skandalının bir diyeti olabilir mi?)

    yazıda bahse konu olumlulukları elbette kabul etmek gerekir, ancak “korku” siyasetini devam ettirebilecek argümanlar teker teker ellerinden alınmış, “korku” nun altyapısını hazırlayacak olan “gayri-meşru” oluşumlara darbe indirilmiştir, bu darbeler indirilmeseydi, o “korku”ların alt yapısı hazırlanabilseydi KK’nın da o “korku”lara yönelik siyasete devam edeceğinden hiç kuşkum yok, “kralın çıplak olduğu” ayan beyan orta yere döküldükten sonra, “korku”lar üzerine kurulu siyaseti devam ettirebilme şansı kalmamıştır, zira devir halka yaslanmanın zorunlu olduğu, haklı ve doğru olan “mecraya” kaymıştır, iyi ki kaymıştır, bu mecrayı zorunlu kılan dinamiklere teşekkür etmek gerekir, asıl teşekkürü bunu sağlayanların hakettiğini düşünüyorum, yani kısaca KK halka dönük siyasete mecbur kılınmıştır, bu onun tercihi değildir, “değişen türkiye”nin dayattığı bir zorunluluktur.

  4. Yazan:aziz yılmaz Tarih: Mar 24, 2011 | Reply

    Ali Duman beye katılıyorum,siyaset dilini değiştien siyasetçiler değil,halktır,seçmendir.Türkiye’de laiklik söylemi üzerine kurulan kof sloganlar artık prim yapamaz hale geldi.KK(İzzettin beya bu kullanışlı kısaltma için de teşekkürler ayrıca)sanırım, miadını çoktan doldurmuş bu sloganik,kuru ve ruhsuz dilin tabir caizse “para etmeyeceğinin” farkına vardı.

    Tabi KK’nın sözlerinin arkasında ne kadar durabileceği ayrı bir konu.Ben şahsen çok umutlu değilim bu hususta.Hafıza problemi mi yaşıyor yoksa aşina olduğumuz U dönüşlerini “siyasi beceri” mi sanıyor bilinmez ama sabah konuştuklarıyla akşam konuştukları hiç tutmadı birbirini şimdiye kadar.

    Yine de İbrahim Becer beyin tesbitlerini çok isabetli buluyorum.Bu dilin değişmiş olması güzel bir gelişmedir ve önemsenmelidir.

    Yani ben aslında İbrahim beyin yazdıklarını/tespitlerini önemsiyorum daha çok.Eh sayın Kılıçdaroğlu da sözlerinin arkasında durabilirse O’nu da önemserim…Ama henüz değil:)

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin