RSS Feed for This Post

İmtiyazlı Yurttaşlık Olarak “Yasa”nın Bağışlayıcılığı

Funda Kadıoğlu

 N.Ç. 2003 yılında oniki yaşındayken Mardin’de iki kadının ettiği kötülükle daha beter “sıradan” bir kötülüğe maruz kalmış: Otuzbir yetişkin erkek N.Ç’ye tecavüz etmiş. Bu manidar otuzbir de bir ima değilse eğer, herhalde melekler katından bir işittirme bize.

Tecavüzcüler arasında yüzbaşı, kaymakamlık yazı işleri müdürü, ilköğretim okul müdür yardımcısı, mahalle muhtarı gibi “adamlar” da varmış. Aralarında kamu görevlilerinin de bulunduğu bu otuzbir erkek N.Ç’ye tecavüzde “buluşmuşlar”. Yaptıklarını mideleri kaldırmış. Salt midesiz olduklarından değil, kalpsiz, beyinsiz, insafsız, vicdansız, ahlaksız, hayasız, haysiyetsiz olduklarından. Şimdi bu ülkenin hukuku bu N.Ç. davasında adalet “dağıtmaya” çalışıyor.

İnsanın kendisini korumak, kendisinde olmak, kendisinde durmak istediğinde varolabileceği en son mekandır beden. Bedeni yüceltecek değilim. Bir mekandır beden, bir kozadır, kabuktur. En son sığınağımız, kabımız, son çaremizdir. Hiç bir yerimiz kalmadığında büzüşüp kalabileceğimiz ve belki rahmin güvenini duyabileceğimiz, merhamet bulabileceğimiz yerdir. N.Ç. davasında bu mekan ve sığınak beden otuzbir defa talan edilmiştir; yıkılmış, saçılmıştır etrafa. Otuzbir defa evi yıkılsa delirir insan!

Baştan söylemeli ki N.Ç’nin “bütünlüğünü” bozan bu cürüm karşısında hiç bir yasa adalet sağlayamaz. Yasanın sağlayacağı, şimdi, N.Ç.’nin bütünlüğünü salt “kağıt üzerinde” kuracaktır. Çünkü insan mal değildir; “tamir edildiğinde” eskisi gibi şıkır şıkır çalışmaz, “yeni gibi” olmaz, tekler, kilitlenir. İyileşse de, organları hatırlar yaralarını. Beden hatırlar kaç defa ve ne için yıkıldığını, yırtıldığını. Doğuran kadın hatırlar. Tecavüze uğrayan kadın hatırlar. Erkek hatırlayamaz.

N.Ç davasında “yasa” buyurmuş ki, olan her ne ise, N.Ç.’nin evi otuzbir defa yıkıldığında, bu kendi rızası dahilinde olmuştur. Oniki yaşındaki bu kız çocuğu otuzbir erkeğin talanına rıza göstermiştir. Daha beter yıkılan (namus değil, N.Ç “bu benim utancım değil” diyor) her ne ise, mesela varlığın bütünlüğü, hiç düşünmeden, yıkıldığını hissetmeden izin vermiştir. Oniki yaşında ve yedi ay boyunca.

N.Ç. davasının erkek yurtaşlarına adalet sağlayan bu bağışlayıcı “hukuku” sadece bu davada değil, isimlerini baş harfleriyle andığımız, ama bunu yaptığımızda da mütecavizlerini koruyabildiğimiz kadar koruyamadığımız bir çok “dava”da teklemiştir.

Tekleyen bu yasa erkeğin yasasıdır, erkeğin yurttaşlık haklarını güvence altına alır. İmtiyazlı yurttaşlık, öyle mi? Biz bunun üzerine mi tesis edeceğiz “yeni” “ana”yasayı?

Tecavüz meselesi konusunda fantazi boyutundan farklı bir boyutta ilgi göstermiş olanlar bilirler ki, tecavüze her durumda bir “silah” (tokat, kemer, bıçak, üniforma, ünvan) eşlik eder. Rıza var ise bu koşullar altında bir rızadır.

Eğer bu yasa, bütün “iyi niyet ve korumacılığı” ile N.Ç’ye tecavüz edenlerin dördünü suçunu ispat edemediği için serbest bırakıp “suçu tesbit edilmişleri” de bir yıl dört aydan dört yıl on aya kadar değişen cezalar “bağışlıyorsa” bütünlüğü parçalanmış bir ömrün diyeti olarak, bu yasa adil değildir, adalet sağlayamaz. Bir de utanmadan oniki yaşındaki bir çocuğa şiddetin muhtemel bütün biçimleri altında bir “rıza” yakıştırması yaparak!

Salt yargıcın verdiği karar olarak değil, kağıt üzerinde adaletin teminatı olarak da sunulan “bu hukuk” adil değildir.  

Şimdi biz N.Ç’nin iyileşmesini, uzuvlarının unutmasını hep birlikte sevineceğimiz bir başka bahara ertelemeyelim. O’nun biricik mağduriyetinin giderilmesini toplumsal bir kurtuluş mitosuna tahvil etmeyelim.

Adalet sadece devletle yurttaş değil, insanla insan arasında tesis edilir önce.

Bu örnekte devletin ve beşeriyetin adaleti adına, hiç bir erkeğin N.Ç.’nin yaralarını yok sayma, N.Ç’nin yırtılışının sebebini sorgulamayı erteleme hakkı yoktur.

Bu örnekte hiç bir erkeğin bu adalet arayışında kendi sorumluluğunu yok saymaya hakkı yoktur.

Bu ülkenin bütün erkek yurttaşları, kullansınlar ya da kullanmasınlar, bu hukukun “bağışlayıcılığından” yararlanma hakkına sahipler. O hukuk orada, bütün biçimleri ile, gerektiğinde erkek yurttaşlarını yararlandırmak üzere bir imtiyaz olarak duruyor.

Bu ülkenin vicdan sahibi erkekleri bu devletin ve hukukunun kendilerine sağladığı kirli imtiyazlarla yüzleşme ve bunları reddetme sorumluluğu vardır.

N.Ç. örneği üzerinden bu devletin vicdan sahibi erkeklerinin derhal harekete geçerek bu hukuk üzerine bina edilen yurttaşlıklarını reddetmeleri ve bunu ilan etmeleri gerekir.

Bu ülkede erkekler bu imtiyazlı yurttaşlığın reddini açıklamadan hazırlıklarına girişilen “hukukun” yeni, sivil, insani ve adil olabileceğine hiç kimse inandıramaz beni.

 

Kadınlar… Günümüzün Don Kişotları

Suzan Başarslan’ın dediği gibi “kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği” bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

 

 Kadın hakları ve Kemalizm

 “Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak”  Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

Trackback URL

  1. 3 Yorum

  2. Yazan:Bazarov Tarih: Eki 20, 2010 | Reply

    İnsanda “insan onuru” olmazsa sadece insan vasfıyla yiyip, içip, hayvanlar gibi beden ihtiyaçlarını giderip, e biraz da para hırsıyla bunları yapıyor.

  3. Yazan:özlem Tarih: Eki 22, 2010 | Reply

    İmtiyazlı yurttaşlığa en son örnek:
    http://www.taraf.com.tr/haber/tecavuz-simdi-rapor-18-ay-sonra.htm

  4. Yazan:Ahmet Somut Tarih: Kas 1, 2010 | Reply

    Valla bu tür özellikle yaşı küçük çocuklara tecavüz edenler aslında resmen o çocuğun hayatını söndürmüş bitirmiş oluyorlar. Bunların cezası da cinayet gibi olmalı.

    elimde olsa alayının öncelikle her türlü cinsel dürtüsüne son verirdim. Tercihen cerrahi yöntemle, olmuyorsa ilaçla. Akabinde alayının beyninin uygun bölgelerine birer çip kaktırıp yürüyen zombilere dönüştürürdüm. Bu da tercihen cerrahi olmazsa ilaçlarla. Sonra da bilimum ağır işlerde (örn dağ taşı delme, çukur kazma, ağaç dikme, mayın temizleme vb gibi) ölene kadar istihdam ederdim alayını. İdam da etmiyoruz işte daha nesi!..

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin