RSS Feed for This Post

Hukukun üstünlüğü mü yoksa “üstünlerin” hukuku mu?

Demokrasinin anahtarı konumundaki hukuk devleti ilkesi, hukukun üstünlüğü temeline dayanır. En kestirme tanımı, bireylerin ve devletin yani kamu görevlilerinin yasalar önünde “eşit” olmasıdır. Dahası, yasama ve yürütme erkleriyle yönetimin, bağımsız yargı organları tarafından hukuka bağlı kalınarak denetlenmesi ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasıdır.

Bununla birlikte, modern dünyanın çağdaş değer olarak sunduğu kavramlardan biridir Hukukun Üstünlüğü. Ülkemizde bu alanda da kavram karışıklığı yaşanmakla birlikte, bu konuya iki noktadan itirazım var. 

Birincisi  hukuk ve hukuk üstünlüğü anlayışının, günümüz çağın belirleyici özelliği olduğu kanaatinde değilim. Çünkü tarihin derinliklerinde günümüz adalet anlayışından çok daha güzel örneklere rastlamamız mümkündür.

İkincisi modern dünyada ve ülkemizde hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukuku anlayışının egemen olduğuna inanıyorum…

Tarihin tozlu sayfalarını karıştıranlar; sahabe ve halife sıfatına sahip  Hz. Ali’nin, Kadı Şurayh önünde  bir gayrimüslimle aynı safta, yan yana durarak yargılandığı gerçeğini bulabilirler. Mahkemeye şahit olarak oğlunu gösteren Hz. Ali’nin, bu şahidi yakınlık sebebiyle mahkemece kabul edilmediğini ve Hz.Alinin mahkemeyi delil yetersizliğinden dolayı, kaybettiğini de hayretle okuyabilirler.

Bu adaleti gören gayrimüslimin pişman olup, gerçeği itiraf ettiğini ve müslüman olduğunu dipnot olarak ekleyelim.

Bu olay basit bir olay gibi algılanabilir ancak günümüze uyarlarsak;

Bu durum; Cumhurbaşkanıyla, başbakanıyla, genelkurmay başkanıyla, anayasa mahkemesi başkanıyla, YÖK başkanıyla “Hasso”ların, “Memo”ların, “Manukyan”ların,  kanun önünde eşit sayılması ve yan yana durarak yargılanabilmesi gibi anlamlara gelir ki, ben böyle bir tabloya henüz şahitlik etmedim. Maalesef modern dünya böyle bir tabloyu insanlığa henüz armağan edemedi.

Mana boyutlu, olgun demokrasiyi yaşayabilirsek, bu tabloları da yaşayabiliriz hiç şüphesiz. Mana boyutlu demokrasi olmadan hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlıklı işleyeceğini ve muhtevasının değişmeden kendini koruyabileceğini düşünmüyorum.

İtiraz edenler için, bunu anlamanın en iyi yolu, ülkemizde yaşandığı iddia edilen, hukukun üstünlüğü kavramını sorgulamaları gerekecektir;

Mesela,

  • Hukukun üstünlüğü ilkesindeki üstünlük, yargı organının ve atanmış elit kişilerin millet adına karar verme üstünlüğü müdür?
  • 411 milletvekilinin onay verdiği ve halkının en az %70’nin hüsnü kabul gördüğü bir kararın, sadece oligarşik düzen istemiyor diye, yetkisi olmadığı halde esastan denetleyerek reddedilmesi midir hukukun üstünlüğü ?
  • Eğer Meclis, seçimler 20 yılda bir yapılır” diye anayasa değişikliği yaparsa buna da mı seyirci kalacağız?’ diyen zihniyete, boynun kıldan ince hale gelmesi midir hukukun üstünlüğü ?
  • Hukukun üstünlüğünden kasıt; devletin, milletten ve onu temsil eden meclisten  daha akıllı ve daha zeki olduğu mudur? Buradan hareketle, söz konusu akılsızların, devlet kurumları tarafından sürekli güdülmesi ve adam edilmesi gerektiği sonucu da ortaya çıkar mı?
  • Hukukun üstünlüğü ilkesindeki üstünlük; ak saçlı emekli yargı komutanı ve aynı zamanda akıl hocası, 367’nin mucidi Sabih Kanadoğlu’nun üstünlüğü gibi bir şey midir?
  • Devletin hukuka bağlılığı nasıl bir düğümledir? Adnan Menderes’in boynundaki yağlı ilmekli bir urgan ile olabilir mi?
  • Bağımsız yargı kavramı, aslında yargının aristokratik bir sınıf olduğu ve almış olduğu şaşmaz, yanılmaz ve sorgulanamaz kararlarıyla bir ilahi bir güç olduğu manasında mıdır?
  • Temel hak ve özgürlükler ile anlatılmak istenen, yargının bize lütfettiği haklar silsilesi midir yoksa her bireyin doğuştan elde ettiği haklar mıdır?
  • Toplumların olmazsa olmazı temel hak ve özgürlükler nelerdir? Mesela her bireyin öğrenim hakkı, temel haklar arasında yer alabilir mi? Başı örtülü bir bayan öcü muamelesi görmeyip, öğrenim hakkını kullanabilir mi? Yoksa bunun için İran’a mı gitmesi gerekir?
  • Hukukun üstünlüğü ilkesi, hukukun sınırları aşan bir özgürlüğe sahip olduğu manasında mıdır?
  • Hukukun, güreşte güçlü olan pehlivanın altındakine üstünlüğü gibi yenilmez ve tuş edilemez bir üstünlüğü mü vardır? Vs…vs…

Evet, Türkiye’nin müzmin hastalıklarından kurtulmak istiyorsa, öncelikle kavram karışıklığından kurtulması gerekiyor. Çünkü, bize şaşmaz tek doğru olarak dayatılan hastalıklı zihin yapısı bu kargaşadan beslenmektedir.

Mesela öyle bir anayasamız vardır ki; her okuyan farklı şekilde algılayıp, farklı şekilde yorumlayabilir. İşin acı tarafı ise anayasayı yorumlama yetkisi; seçilmişlerin değil, Kemalist düzeni özümsemiş ve bu özellikleri sebebiyle milletten daha akıllı olma şerefine nail olmuş, atanmışların yani millete karşı hiçbir sorumluluk taşımayan ve millete hesap vermeyen elitlerin elindedir.

Galiba, reformlarıyla birlikte yeni anayasanın ve kavramları yeniden tanımlamanın tam zamanı…

Devam Yazısı

Demokrasi Yokuşunun En büyük Yokuşu : E R G E N E K O N

Trackback URL

  1. 6 Yorum

  2. Yazan:karakuş Tarih: May 2, 2009 | Reply

    yazılarınızı ilgi ile takip ediyorum.

  3. Yazan:Fuzuli Tarih: May 5, 2009 | Reply

    Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş. Tebrik ederim. Bir sonraki yazınızı da bekliyoruz.

  4. Yazan:Aylin Tarih: Mar 29, 2012 | Reply

    ödev için bakııyordum 🙂 çok beğğendim yazıyı 🙂

  5. Yazan:mermeydan Tarih: Mar 29, 2012 | Reply

    Yeni anayasaya bel bağlıyoruz. Doğru özgürlükçü bir anayasa gelişimize çok yarayabilir ancak sadece anayasaya çok bel bağlamamak lazım. Belki sadece bir başlangıç olur. Türkiye’nin sorunu özgürlüklerden de ileri bunu da özgürce konuşmaya başladığımızda anlayacağız. Her şey sırayla ama öyle değil mi…

  6. Yazan:Zekeriya Bidooğlu Tarih: Nis 4, 2012 | Reply

    Aradan geçen 3 yıl gibi koca bir süre içinde; demokrasi ve hukuk kavram ve sembolleri gözle görülür bir ivme yakaladı. Sivil anayasa gümbür gümbür geliyor. Öylede olması gerekiyor zaten. Geçtiğimiz cuma günü 27 maddelik 4+4+4 düzenlemesi ile son 100 yılın eğitim-öğretim anlamında en büyük reformu yapılmış oldu. Bu yasa ile kamudaki türban sorunu kısmende olsa çözüme kavuşturulacak. Tabiki değişim ve gelişimler sancılı oluyor. Olmasıda gerekiyor. Çünkü özgür bir ülkede despot ve diktatörist devrimci mantalitesi ile reform yapılmaz. Karşı çıkanlar mutlaka olacaktır. Ancak bu karşı çıkmaların; belli bir ölçüde ve kıstasta olması demokrasinin ve hukukun ihtiva ettiği anlam ve kavramların anlaşılabilmesi için olmazsa olmaz bir melazımdır. Temmuza kadar olan dönemde ileriye dönük birkaç kritik adım daha atılabilirse; eğitim,öğretim,sağlığın yanı sıra anayasadaki despotik rejime ait maddeler silinebilirse ilerideki daha geniş kapsamlı sivil anayasa ve sivil demokrasi olguları daha da ilgi çekici hâle gelecektir. 19 Mayıs bir adımdır tek kelime ile mükemmeldi. Gençliğe hitabe iyi bir adım olabilirdi ama onun için BİRAZ daha zaman var! Öğrenci andı acilen kaldırılmalıdır. İstiklal mahkemeleride tıpkı 12 eylül gibi yargılanmalıdır. En azından ordaki saklı gerçekler halka aksettirilmelidir. 5816 Acilen kaldırılmalıdır. TTK VE TDK’nın yapısı, ismi ve işleyişi değişmelidir. Laiklik CİDDİ şekilde gözden geçirilmelidir. Sosyal bir hukuk devletindeki “sosyal” ifadesi komunizmi çağrıştırıyor ve marxist felsefe artık çinde bile etkisini yitiriyorken bu ifade NEYİN nesi? Daha birçok madde var bir çırpıda sayabileceğimiz. Ancak temmuza kadar olan dönemde en azından 2 konuda reform yasalaşırsa, ilerisi dahada aydınlık görünüyor. Daha aydınlık bir türkiye gümbür gümbür geliyor inşallah.

  7. Yazan:ezberbozan Tarih: Nis 7, 2012 | Reply

    “Yeni anayasaya bel bağlıyoruz.”

    Ben açıkcası “Newroz’u, dini bayramlar gibi aile ziyaretlerine gidip el etek öperek kutlamamızı uman bir zihniyet”e ve “isyan etme biyat et” diyen kafaya bel mel bağlamıyorum.

    Siyasal islamın elinden bu çağda evrensel ölçekte özgürlükçü bir anayasa çıkması pek mümkün değil bence.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin