Hukukun üstünlüğü mü yoksa “üstünlerin” hukuku mu?
By Yusuf Mehmet Bahadır on May 2, 2009 in Adalet, Anayasa Mahkemesi, Demokrasi, Özgürlükler
Demokrasinin anahtarı konumundaki hukuk devleti ilkesi, hukukun üstünlüğü temeline dayanır. En kestirme tanımı, bireylerin ve devletin yani kamu görevlilerinin yasalar önünde “eşit” olmasıdır. Dahası, yasama ve yürütme erkleriyle yönetimin, bağımsız yargı organları tarafından hukuka bağlı kalınarak denetlenmesi ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmasıdır.
Bununla birlikte, modern dünyanın çağdaş değer olarak sunduğu kavramlardan biridir Hukukun Üstünlüğü. Ülkemizde bu alanda da kavram karışıklığı yaşanmakla birlikte, bu konuya iki noktadan itirazım var.
Birincisi hukuk ve hukuk üstünlüğü anlayışının, günümüz çağın belirleyici özelliği olduğu kanaatinde değilim. Çünkü tarihin derinliklerinde günümüz adalet anlayışından çok daha güzel örneklere rastlamamız mümkündür.
İkincisi modern dünyada ve ülkemizde hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukuku anlayışının egemen olduğuna inanıyorum…
Tarihin tozlu sayfalarını karıştıranlar; sahabe ve halife sıfatına sahip Hz. Ali’nin, Kadı Şurayh önünde bir gayrimüslimle aynı safta, yan yana durarak yargılandığı gerçeğini bulabilirler. Mahkemeye şahit olarak oğlunu gösteren Hz. Ali’nin, bu şahidi yakınlık sebebiyle mahkemece kabul edilmediğini ve Hz.Alinin mahkemeyi delil yetersizliğinden dolayı, kaybettiğini de hayretle okuyabilirler.
Bu adaleti gören gayrimüslimin pişman olup, gerçeği itiraf ettiğini ve müslüman olduğunu dipnot olarak ekleyelim.
Bu olay basit bir olay gibi algılanabilir ancak günümüze uyarlarsak;
Bu durum; Cumhurbaşkanıyla, başbakanıyla, genelkurmay başkanıyla, anayasa mahkemesi başkanıyla, YÖK başkanıyla “Hasso”ların, “Memo”ların, “Manukyan”ların, kanun önünde eşit sayılması ve yan yana durarak yargılanabilmesi gibi anlamlara gelir ki, ben böyle bir tabloya henüz şahitlik etmedim. Maalesef modern dünya böyle bir tabloyu insanlığa henüz armağan edemedi.
Mana boyutlu, olgun demokrasiyi yaşayabilirsek, bu tabloları da yaşayabiliriz hiç şüphesiz. Mana boyutlu demokrasi olmadan hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlıklı işleyeceğini ve muhtevasının değişmeden kendini koruyabileceğini düşünmüyorum.
İtiraz edenler için, bunu anlamanın en iyi yolu, ülkemizde yaşandığı iddia edilen, hukukun üstünlüğü kavramını sorgulamaları gerekecektir;
Mesela,
- Hukukun üstünlüğü ilkesindeki üstünlük, yargı organının ve atanmış elit kişilerin millet adına karar verme üstünlüğü müdür?
- 411 milletvekilinin onay verdiği ve halkının en az %70′nin hüsnü kabul gördüğü bir kararın, sadece oligarşik düzen istemiyor diye, yetkisi olmadığı halde esastan denetleyerek reddedilmesi midir hukukun üstünlüğü ?
- “Eğer Meclis, seçimler 20 yılda bir yapılır” diye anayasa değişikliği yaparsa buna da mı seyirci kalacağız?’ diyen zihniyete, boynun kıldan ince hale gelmesi midir hukukun üstünlüğü ?
- Hukukun üstünlüğünden kasıt; devletin, milletten ve onu temsil eden meclisten daha akıllı ve daha zeki olduğu mudur? Buradan hareketle, söz konusu akılsızların, devlet kurumları tarafından sürekli güdülmesi ve adam edilmesi gerektiği sonucu da ortaya çıkar mı?
- Hukukun üstünlüğü ilkesindeki üstünlük; ak saçlı emekli yargı komutanı ve aynı zamanda akıl hocası, 367′nin mucidi Sabih Kanadoğlu’nun üstünlüğü gibi bir şey midir?
- Devletin hukuka bağlılığı nasıl bir düğümledir? Adnan Menderes’in boynundaki yağlı ilmekli bir urgan ile olabilir mi?
- Bağımsız yargı kavramı, aslında yargının aristokratik bir sınıf olduğu ve almış olduğu şaşmaz, yanılmaz ve sorgulanamaz kararlarıyla bir ilahi bir güç olduğu manasında mıdır?
- Temel hak ve özgürlükler ile anlatılmak istenen, yargının bize lütfettiği haklar silsilesi midir yoksa her bireyin doğuştan elde ettiği haklar mıdır?
- Toplumların olmazsa olmazı temel hak ve özgürlükler nelerdir? Mesela her bireyin öğrenim hakkı, temel haklar arasında yer alabilir mi? Başı örtülü bir bayan öcü muamelesi görmeyip, öğrenim hakkını kullanabilir mi? Yoksa bunun için İran’a mı gitmesi gerekir?
- Hukukun üstünlüğü ilkesi, hukukun sınırları aşan bir özgürlüğe sahip olduğu manasında mıdır?
- Hukukun, güreşte güçlü olan pehlivanın altındakine üstünlüğü gibi yenilmez ve tuş edilemez bir üstünlüğü mü vardır? Vs…vs…
Evet, Türkiye’nin müzmin hastalıklarından kurtulmak istiyorsa, öncelikle kavram karışıklığından kurtulması gerekiyor. Çünkü, bize şaşmaz tek doğru olarak dayatılan hastalıklı zihin yapısı bu kargaşadan beslenmektedir.
Mesela öyle bir anayasamız vardır ki; her okuyan farklı şekilde algılayıp, farklı şekilde yorumlayabilir. İşin acı tarafı ise anayasayı yorumlama yetkisi; seçilmişlerin değil, Kemalist düzeni özümsemiş ve bu özellikleri sebebiyle milletten daha akıllı olma şerefine nail olmuş, atanmışların yani millete karşı hiçbir sorumluluk taşımayan ve millete hesap vermeyen elitlerin elindedir.
Galiba, reformlarıyla birlikte yeni anayasanın ve kavramları yeniden tanımlamanın tam zamanı…
Devam Yazısı
Demokrasi Yokuşunun En büyük Yokuşu : E R G E N E K O N
3 [?]



2 Yorum
Yazan:karakuş Tarih: May 2, 2009 | Reply
yazılarınızı ilgi ile takip ediyorum.
Yazan:Fuzuli Tarih: May 5, 2009 | Reply
Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş. Tebrik ederim. Bir sonraki yazınızı da bekliyoruz.