RSS Feed for This Post

Kürtlerin Kürtçesizleşmesi

20080810_derindusunce_org_kurtce.jpg

Birleşme, bütünleşme anlamında entegrasyon, insan toplulukları arasındaki ilişkilerin, biçimi ne olursa olsun, doğal bir sonucudur. Eski çağlardan beri göçler, savaşlar, ticaret, tarikat vb. dini yapılanmalar ve evlilikler yolu ile toplumlar, ekonomik ve kültürel olarak önemli oranda iç içe girmekte ve entegre olmakta idi. Fakat, modernlik öncesi klasik dönemlerde toplumsal yakınlaşmalar/ilişkiler farklı bir yapıda idi ve egemen olunan vatan sath-ı mahallinde “ulus yaratma amacı” ile, diğer kültürlerin zorla resmi/egemen kültüre “interne” edilmesi söz konusu değildi.

Kavmi/milli kimliklerin üzerine inşa edildiği kültür yok olunca kimliğin de kendiliğinden dönüşmesi/yok olması kaçınılmazdır. Bir kültürü yok etmenin, etkisizleştirmenin/silikleştirmenin tek yolu baskı, inkar ve asimilasyon değildir. Kültürler dışlanarak yok edildiği gibi benimsenerek de resmi kültür tarafından absorbe edilebilir. Hangi yöntemin benimseneceği zamanın koşullarınca ve iktidardakilerin“siyaset etme biçimi”nce belirlenir.

Bugünkü anlamıyla entegrasyon, diğer kültürleri asimile etmenin liberal yöntemidir. Avrupa’da entegrasyon öncelikle sömürgelerden, üçüncü dünyadan gelenleri medeni/beyaz kültüre kazandırmanın, asimile etmenin, şiddet içermeyen liberal çözümü olarak ortaya çıktı.Türkiye gibi ülkelerde ise, Kürtler başta olmak üzere diğer kültürlerin egemen Türk kültürü içine ‘interna’ edilerek etnisitelerin kimliklerinin dayanağı olan kültürlerini sorunsuz tasfiye etme süreci olarak işlemektedir.

Entegrasyonu savunanların böyle kötücül bir niyete sahip olması gerekmez, onlar böyle bir amaç gütmeden, entegrasyonu şiddeti dışlayan bir çözüm olarak sunabilirler; fakat, sürecin işleyişi kaçınılmaz olarak kurumsal yapıya sahip resmi kültürün lehinedir. Eşit var oluş imkanlarına sahip olmayan toplumsal kültürlerin entegrasyonu ve bir aradalığı söz konusu olduğunda karşılaşmadan Türkçenin mevzi kazanması ve kültürel bir fetih elde etmesi kaçınılmazdır.

Elbette Entegrasyon bir çok veçhesi olan kompleks bir projedir ve özellikle ekonomik boyutu ile gündeme gelmektedir. Hem doğal bir süreç olarak işleyen göç, hem de “zorunlu göç”ün sonucu olarak göçmenlerin kendi “getto”larını yaratarak varoşlarda “kenar mahalleli” olarak yaşaması“entegrasyon projesinin iflası” olarak okunabilirse de tümüyle böyle değildir. Yavaş da olsa işleyen ekonomik entegrasyon, kültürel entegrasyonu beraberinde getirmektedir ki burada bütünleşme Kürt dili ve kültürünün geri çekilişi ve Türkçe’nin Kürtçe’den/Kürtlükten boşalan alana yayılması ile gerçekleşmektedir. Kısaca, özde olumlu olan, ekonomik bütünleşme, kültürel yok oluşla sonuçlanmaktadır. Sürecin yarattığı “politik kimlik paradoksları” ise ayrı bir mevzudur. Onun için biz burada sürecin Kürtçe merkezli kültürel kimlik boyutu üzerinde duruyoruz.

Zira bugün asimilasyon“Kürtlerin Kürtçesizleştirilmesi” ile gerçekleşmektedir. Dilini yitiren kuşakların bir kısmı her ne kadar “psikolojik Kürt” olsa da bunun bir iki kuşak sonra yok olması mukadderdir. Dil, kültürün taşıyıcısı olduğundan dil ile ilişkisi kesilen, dilini kaybeden kişilerin zamanla o dilin taşıdığı kültürle ve onun üzerine inşa edilen kimlikle hiçbir ilişkileri kalmamaktadır. Bu durum Kürtlük söz konusu olduğunda o kadar barizdir ki durum izahtan varestedir.

Evet, eski yöntem olan“Kürdistan’ın Kürtsüzleştirilmesi” projesi zorunlu göçlerle devam etmiş olmakla beraber, bugün asıl yakıcı ve yıkıcı olan süreç Kürtlerin Kürtçesizleştirilmesidir.

Asimilasyon, inkar ederek, dışlayarak yok ederken; entegrasyon ise içine alarak yok etmektedir.

***

Kültürlerin eşit ve özgürlükçü bir karşılaşması/diyaloğu ve insani/doğal bir entegrasyonu için, Kürtçenin resmi ve kurumsal bir yapıya kazandırılması ve ekmek kapısı olması gerekir. Aksi halde durum, gerilmiş bir ip üzerinde karşılaşan tekenin keçiyi devirmesi olacaktır. Ve burada hiçbir hakkaniyet ve eşitler arasında bir ilişki, söz konusu değildir.

Kürtçe bilen milyonlarca insan gündelik hayatında, işte, alışverişinde, dost -ahbap diyaloglarında iletişim dili olarak mecburen Türkçe’yi kullanmaktadır. Ekonomik entegrasyon, iletişimin Türkçe üzerinden kurulmasını zorunlu kılmaktadır. İş bulmak için Türkçe’nin bile yeterli olmadığı günümüz koşullarında geçim kapısı olmadıkça Kürtçe’nin geleceğinden umutlu olmak için pek neden yok…

Aynı süreç sosyal entegrasyonda da gözlenmektedir. Bir sosyal entegrasyon/bütünleşme aracı olarak evliliklerde bu durum o kadar barizdir ki… Kürt-Türk evlilikleri Kürtçe’nin aleyhine asimile edici bir süreç olarak işlemektedir Zira bu ailelerde bir iki kuşak sonra Kürtlük, en azından dil düzeyinde, yok olmaktadır.

Süreç öylesine derinden işlemiştir ki, bugün milyonlarca kişinin Kürtlükle alakası kalmamıştır. Özellikle merkezi coğrafyasının dışında, örneğin İstanbul’da Kürtçe’yi ve tabii ki Kürt’lüğünü korumuş üç kuşak İstanbullu bulmak imkansız gibidir. Halbuki daha otuzlu yıllarda bu şehirde 30-40 bin Kürt mevcuttu.

Kürtler, eşit koşullarda, kendi kimliklerini ve ona ait unsurları koruyarak sonraki kuşaklara taşıyacak imkanlara/kurumlara sahip olmadığından; entegrasyon/bütünleşme/birleşme, doğal olarak resmi/egemen güçlü kültüre yakınlaşma, onun içine girme/interna olma ve kendi otantik kimliğinden uzaklaşma şeklinde olmaktadır.

Asimilasyon ve entegrasyon projeleri ile Kürtçe hayatın her aşamasından uzaklaştığından, bugün, “Kürtçesiz Kürt/lük” bir vakaya dönüşmüş ve bir “Kürt asılı Türk” kategorisi oluşmuştur.

Dili ile arasına mesafe giren bir zihnin işleyişi de farklılaşacaktır. Çünkü toplumlar/bireyler kültürle ve doğal olarak dünya ile ilişkilerini dil üzerinden kurarlar ve dil içerisinde düşünürler. Dil düşünceyi yapılandırır, dolayısı ile Kürdi bir kimliğin ve düşüncenin kurulması ve korunması Kürtçe ile mümkündür.

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 7 Yorum

  2. Yazan:Kemal Öztürk Tarih: Ağu 28, 2008 | Reply

    Kürt sorunu diye bir sorun yoktur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 66:
    Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.
    Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür.
    Madde açık … Bu yasaya göre istesek de istemesek de, T.C. kimliğine sahip olan herkes Türk kabul ediliyor. Kendisini Türk olarak hissetmek, yasalara göre Türk olmak için yeterli kabul edilmiş. Yani Türk kimliği ile akrabalığı dahi olmayan Kürtler dilediği takdirde Türk kimliğine sahip olabiliyorlar.
    Bu kimlik ile Türkiye’de Türklerin yararlanabildiği her türlü imkanlara ayırım yapılmaksızın sahip olabiliyorlar. Hastahanelerde kimseye “Sen Türk müsün, Kürt müsün” diye sormuyorlar. Ayırım nerede söyleyin ?
    İstenilen ne?
    Ayrı dil mi?
    Ayrı devlet mi?
    Ayrı bayrak mı?
    Hangisini istemeye cüret edilebilir bu ülkede?

    Bir zamanlar Kürt dilini sokakta konuşanı göremezdik. Bugün dolmuşlarda, resmi dairelerde dileyen dilediği gibi Kürt dilini konuşabilmektedir. Aradaki ince çizgiyi silmeye çalışan, düşünceleri içinde boğulmaya mahkum olacaktır. Her kim ki, okullara, hastanelere, resmi kurumlara bu dili sokmaya çalışırsa; milletimizin seçimi sonrası hüsrana uğrarlar. Bunu iktidarda olanlar da biliyor, olmayanlar da biliyor …

    TÜRKİYE de yani TÜRK soyluların yurdunda konuşulacak dil bellidir.Dünyanın en güzel dili TÜRKÇE!Aksine diğer etnik kökenlilerin dilimizi düzgün şekilde konuşmak için zorlanması gerekmektedir.

    Meşhur bir söz vardır “bir evin bir tek sahibi olur, iki sahibi oldu mu o ev kimseye yâr olmaz” der. Ülkelerin de bir tek sahibi vardır. Ülkede, sahidinden başkaları da elbette yaşayabilir ama bunlar ülkenin sahibi (asli unsuru) ile eşit haklara sahip olamazlar. Olmayı talep dahi edemezler. Çünkü herkesin sahip çıktığı ülke, ya bölünüp yok olur, ya da başka milletlerin pazarı olmaktan kendini kurtaramaz.

    Türkiye’nin de sadece bir tane sahibi vardır. O da Türk Milleti’dir. Bu yüzden asli unsuru Türklerdir ve resmi dili Türkçedir. Bunun aksini iddia edenlerse vatan ve millet hainidir.

    kürtlerin fikir babalarından olan musa anter “kürt salak mı ki bölünmek istesin? Türk batıdaki en iyi yerleri alacak, kürde ise güneydoğudaki bereketsiz topraklar kalacak. Yok öyle yağma. İstanbul da bizim, Ankara da, İzmir de. Günü geldiğinde hepsini alacağız.” diyerek, kürt istilası derinden sessizce devam etmektedir.

    Kürtler bir aileden 15-20 çocuk doğurdukları için boş buldukları bölgelere göç edip orayı kürtleştiriyorlar. Bundan 50 yıl önce İstanbul’da kürt yoktu. Aynen bundan 10 yıl önce Mersin’de kürt olmaması gibi. Cumhuriyet kurulduğu yıllarda Diyarbakır’ın bile nüfusunun çoğunluğu Türk’tü. Artık gerçekler ortaya çıkmalıdır. Arkadaşlar gerçekçi olmaya çalışırsak ortada şöylede bir durum var;

    Sistematik bir şekilde kürdleri techir veya başka bir olay ile müdehale edersek tüm dünya üzerimize çullanır.

    Dünyadan gelicek tepkileri minımum seviye indirmek için 1915 Ermeni techiri göz önüne alınmalıdır.

    İç karşıklık olduğu taktirde Türk ordusunun doğudaki kürdleri sürgün etme gibi hakkı doğabilir böylece Musul ve Kerkük’ün daha da güneyine kürdler sürülebilir.Musul ve Kerkük Vatan topraklarına dahil edilebilir.

    Cumhuriyetin ilk yıllarında genede kürt nüfusu 500000 i bulmuyordu. Hatta Atatürk dönemi boyunca kürd nüfusta azalma bile olmuştu. Atatürk ten sonraki lerin ihanet ve gafletleri ile kürd lere her türlü imkan sağlanmış ve hızla çoğalarak bu gün 10 veya 15 milyon civarına ulaşmışlardır. Bu konuda bize düşman yabancı ülkelerdende çok destek ve akıl almışlardır. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde nüfus çoğunluğuna sahip olan ülkeyede devletede sahip olur. kürd lerin kölesi olmak istemiyorsak; Türk nüfus üstünlüğünü asla kaybetmemeliyiz ve tek partiye(CHP ye) oy vermeliyiz.

    abd ve israil sadece stratejik düşmandır. kürtler ise toplumsal, siyasi ve kültürel alanda rakibimizdir. yani her alanda bizleri sömürmekte ve Türk toplumuna zarar vermektedir.

    Türkiye Türklerindir.

  3. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Ağu 29, 2008 | Reply

    Bu yazıya ilişkin ilk yorumu okuduğumda doğrusu irkildim.Yani bu çağda bu kafatasçı anlayış hakatten ürkütücü!Neyseki soykırım da dahil gerekirse kitlelerin imha edilmesini öneren parlak(!)fikirli sayın mucidimiz CHP sempatizani çıktı.Eh,sanırım insanlık adına rahat bir nefes alınabilir.Ne de olsa CHP mantalitesi artık tarihe karışıyor ve pek itibar görmüyor.Yoksa bu ülkede kendilerini farklı hissedenlerin hali nice olurdu.

  4. Yazan:azad Tarih: Ağu 31, 2008 | Reply

    Sn sever isik cok önemli bir kürd hak meselesinin realitesine deginmissiniz. yorumunuza aynen katiliyorum bir kurd( kürt) degil) olarak .kurdler için en tehlikeli durum entegrasyon sürecicinin liberal politikalar adı altında sistematik bir şekilde sürdürülüyor olmasıdır.ve halen tsk ,olsun iktidar olsun dilinden düşürmedikleri üniter devlet .laik devlet, tek dil ,tek irk vs kavramları şiddetli ve tehditvari bir söylemle dile getirmeleri bu kirli siyasetin mazlum toplumlar üzerinde kanlı senaryoların baskıcı politikalarının daha bir güçleneceginin ön ayak sesleridir.Mazlum halklar toplumlar derken elbetteki turk komsularımızın ahvallerinide göz önünde bulunduruyoruz.Yaşadıgımız bu 21.yy lin uzay teknoloji cagında sınırların kalktıgı globalleşen bir dünyada,halen kafatasçı işkenceci bir mantaliteyle bir dili bir halkı yok sayan,yaşam hakkı tanımıyan kişilere, bu zihniyeti savunanlara verilecek en güzel cevap ırkçılık beşeriyetin mizacında yoktur.elbet bir gün zail olur.Kurd sorunu degil Kurd hakkıdır kurdlerin gasp edilen haklarının iade edilmesi sorunudur.sorun sistemden kirli politiklardan kaynaklanmaktadır. Bu baglamda ergenekon ile pkk nin işbirligi ortaya çıkarılmalıdır.Ocalan ı kurdlere musallat eden kurdlere ilahlaştıran aynı kirli politikalardır.Masum gençlerin,mazlum halkların kanları canları malları üzerinde yürütülen bu kirli savaş sistemi derhal bir an önce sona erdirilmelidir.Çözüm noktasında birleşmiş bir akılcı hareketin devreye girmesi elzemdir.Kuzey ırak modeli öngörülebilir bir çözüm odagı olabilir.Kurdlere sunulacak saglanılacak bir otorite kurulması,kültürel ekonomik boyutta mümkün olabilir.Çözüm ekseninde yapılacak istenilcek bu taleplerden önce ,toplumlara psikolojik yönden ,düşünsel zindanlardan,paranoyak duygulardan,tabusal söylemlerden aklanmanın arınmanın yolları aşılanmalıdır.Ezberi bozup farklı fikirlerin bir arada özgürce yaşama alanlarını genişletme olanaklarını sunabiliriz böylece.Sahte kardeşlik naralarıyla ,kana kan saçmalıklarıyla ,ucuz sıradan kahramanlık sloganlarıyla bir yerlere varılmayacak kanaatine sahip olana dek bu insani çağrımızı misyonumuzu yerine getirmeliyiz.son söz Temel hak ve özgürlükler bütün insanlar için varolan bir realitedir.ırkı dili dini söz konusu bile degildir. Not = kemal öztürk adıyla yorum yapan şahsa tek bir örnek vermem gerekecek. Evet haklısınız Kurd sorunu yoktur Kurd hakkı vardır. ortadogunun yapısına bir baktıgın zaman daha iyi anlaşılacak bu sorunlar ,ki mukayese yaptıgnız zaman ,arap yarım adasında afrkida 23 arap devleti var bunların çogunun nüfüsü bir milyon dan az ,aslında kürd meselesi ile arap ülkeleri arasında bir sorun olabilir .kıyaslamanızı tercih ederim.turkiye araplarındır diyorum bende.))

  5. Yazan:sevcan Tarih: Eyl 4, 2008 | Reply

    kemal öztürk ne kadar deşarj olmuşun ya.eminmki müthiş bir terapi olmuştur bu yorumun senin için.aslında sana içimde çok şey diyorum.ama sana bir yorum yazmaya tenezzül etmeyecek kadar asil ve aydın düşünceliyim.
    sadce şunu söyleyeyim sen ve senin gibiler asla kürtler kadar bu ülkeye faydalı olamdı.sizn bu kemikleşmiş dünyada hiçbir yerde kabul edilememiş zihniyetiniz bu ülkeyi parçalayacak.

  6. Yazan:har Tarih: Eyl 4, 2008 | Reply

    Sanki her şey yolunda gidiyordu da biz Kürtler gelip sorun çıkardık. Sorunu çıkaranlar kendilerinde başka kimsenin kendi adıyla kendi rengiyle yaşamasını hazmedemeyenlerdir. Bu devletse devlet sorunu, Türklerse Türk sorunu, Askerse asker sorunu desek daha makbul olur. Ayrıca sorunu siyasi bir sorundan çok sosyolojik, psikolojik, arkeolojik problemler sahası olarak görmekte fayda var Ve bu sorunun, Kanıyla bayrak çizenlere takdir dağıtan insanlardan, Vicdanı retçi oldu diye süründürülen Mehmetlerden, Başörtüsünü bir problem haline getirelenlerden, başı sıkıştığında anıtkabirde gözyaşı dökenlerden, her yöne her şeye tek bir kişiyi –Atatürk’ü- koyanların varlığıyla yakından ilglidir.
    sorun çıkaranlar bin yıl önce orta asyadan at sırtında geldiler hala kalkıp kürt sorunu demek ahmakça olur. Bizler yani kürtler ne işgladen ne de sömürgeden yanayız bugün kendi topraklarımzı istemek kendi kimşliğimizi istemek en doğal hakkımız bunu daha istemeyip ötekinin dili ile sorunlarına yaklaşıp kürt sorunu diyen herkas oyuna gelmiştir. Irkçılıktan nefret ederim kimliğimle ne gurur duyarım bazı aptallar gibi ne de utnarım ondan bazı kendini kaybetmişler gibi.Kimlik insanın tercihi iel olamz erdemler yumağı ya da kötülükler otağı da değildir. ama hakkım olanı isterken de onurlu olmaya çalışırım .kusara bakmayın ama asgari bir tarih bilgisi defolu bir vicdan bile kürtlere yapılan zülmü görebilir. Yalnız biz zordan yanayız sürelim keselim diyenlere lafım olmaz zaten herşey ortada fakat bunu yapmayıp demokrasiden yana görünüp en ufak bir hakkı minnet görenler zekama ve kimliğime hakaret ediyorlar maalsef
    türkiyeda kürt sorunu yok türk sorunu var kanımca

  7. Yazan:berivan Tarih: Kas 11, 2008 | Reply

    benim evdeki adım berivan.niye evdeki adım biliyor musunuz çünkü bu ismi tc kimliğinde kullanmam yasaktı çünkü bu kürçe bir isim aslında siyasi bir anlamıda yok bu ismin…peki benim bu ismi kulllanmam türkiye cumhuriyetinin nesine zarar verecekti…bu ismin kime ne zararı vardı?bu basit birşey ama bu kadar basit bir şeyin bile kürtlere çok görüldüğünü sizlerde görün.türkün tek dostu kürttür…

  8. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Kas 12, 2008 | Reply

    Berivan kardeşim,dilerim sizin ve milyonlarca insanın bu en doğal hakkına ipotek koyan anlayış,yorumunuzu okur da bu anlamsız uygulamaya son verir.İnsanın aklı almıyor bir türlü,insanların çocuklarına istedikleri ismi vermelerinin acaba ne sakıncası olabilir?

    Ve siz sevgili uveys kardeşim,bana demokrasinin tanımını sormuştunuz.Demokrasi nedir ne değildir,bunu anlatmak bir iki satıra sığmayacak belki ama,bu tuhaf ve anlamsız yasağın demokrasiyle bağdaşmadığını eminim anlamışsınızdır.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Derin Düşünce Grubu üyelerinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin