RSS Feed for This Post

Genç Siviller… Solcu mu? Sağcı mı?

20080715_derin_dusunce_org_genc_siviller.JPGYazılarımda çeşitli defalar bildirilerine, eylemlerine yer verdiğim Genç Siviller grubu 2004′ten beri vicdanlarının seslerini dinleyen, siyasal ve toplumsal talepler konusunda sivil ve demokratik bir duruş sergileyen, bu duruşu güleryüzle, çoğu zaman mizahi yollarla anlatan, panik yapmayan bir grup genç insanın girişimi.

İçlerinde “az Müslüman”ı, “çok Müslüman”ı, agnostiki, ateisti, Türk’ü, Kürt’ü, kadın ve erkeği olan Genç Siviller oldukça farklı alanlarda seslerini yükselttiler bugüne kadar. Örneğin “19 Mayısların stadyumlardan kurtarılmasını” istediler; “Kürt Sorunu’nda şimdiye kadar uygulanan tüm politikaların iflas ettiğini” söylediler; “Hrant Dink’in gerçek katillerinin bulunması için” yürüdüler; Hrant’ın anısına “Yükselen Hassasiyetler - İnişe Geçen Değerler” başlıklı konferans düzenlediler; paranoya karşısında gençliklerinin içinde büyüttükleri sağduyu ve bilgeliği dile getirdiler. Emniyet Genel Müdürü Nokta Dergisi’ne baskın yaparken dergi çalışanlarıyla dayanışmaya girdiler; “Emekli askerler Tandoğan’da ‘koro’ya milliyetçi-otoriter sloganlar attırırken”, onlar Miniatürk’teki Anıtkabir’de “Tehlikenin farkında mısınız, halk plajları doldurdu vatandaş denize giremedi” özdeyişine atıfla seküler-milliyetçiliğin vardığı komik boyutlara işaret ettiler…

Sonra daha yakın zamanda, Cumhurbaşkanı seçimleri gündeme gelince, statükonun statik kafalarına göre “cumhurbaşkanı olamaz” olarak bellenenlerden derledikleri sanal Aliye Öztürk’ü “Hem Türk, hem Kürt az buçuk da Ermeni, Türbanlı bir Kadın, hem de Alevi, Yani içimizden biri” diyerek aday gösterdiler. Genç Siviller’in Aliye Öztürk’te yarattıkları kişilik herhangi bir “kimliğin” değil, bu toplumun “içiçeliğinin” bir nişanesiydi… Ama aynı zamanda, hem bütün dışlanmış kesimlere karşı korudukları eşit mesafenin, hem de onlar karşısında vicdanlarının sesinin dile gelmesiydi.

Bu sıralarda, daha hiç kimse doğru dürüst ne diyeceğini bilemezken, 28 Nisan günü muhtıraya karşı gösteri yaptılar; muhtıralara, askeri darbelere karşı direneceklerini ilan ettiler…

Genç Siviller’e kulak kabartan sol kesimlerde Aliye ile kafalar biraz karıştı; ama çok fazla da bir tepki dile gelmedi. Aliye’nin Kürt ve az buçuk Ermeni olması gibi özellikleri sayesinde kafasındaki başörtüsü de fazla sorun edilmedi. Başka bir deyişle, Aliye’nin başörtüsü “hoşgörüldü”…

Ama daha sonra “iş ciddiye binince”, “islamcı” Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı ve Genç Siviller’in ona desteği söz konusu olunca, grubun sol cenahta edindiği olumlu imaj darbeler almaya başladı.

Genç Siviller hükümetin kurulmakta olduğu günlerde, bu memleketin hürriyet isteyen insanlarını ciddi bir biçimde kaygılandıran bir tehlikeye karşı gene ilk adımı attılar. Başbakan’a önemli bir “sınavda” olduğunu belirterek yazdıkları “AKP’nin Çiçek ve Aksu ile İmtihanı” başlıklı açık mektupta şöyle yazdılar:

“Ermeni Konferansı sırasında yaptığı açıklamalar, 301′i cansiperane savunması, Şemdinli savcısının kurban edilmesine göz yumması ile hepimizin adalet duygularını sarsan Cemil Çiçek’in (Bakanlar Kurulu’nda) yer alması sınavın baştan geçersiz sayılacağı türden bir hata olacaktır. Görev başında olduğu her dönem fail-i meçhul cinayetler olan, Hrant Dink’in öldürülmesi sonrasında sorumlu valileri ve emniyet müdürlerini görevden alamayan, döneminde linç olayları tırmanışa geçen, çetelerle mücadeleyi sonuna kadar götürebileceği konusunda şüpheler uyandıran, son olarak da 1 Mayıs’ta İstanbul’un ortasında insanları coplatan her devrin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun ismi yine İçişleri Bakanı boşluğunda yer alırsa kopya muamelesi göreceksiniz.”

Ancak bu mektuptaki çok önemli ifadeler görünmez oldu ya da hafife alındı.

Ve tam bu dönemde, Bakanlar Kurulu açıklandığı gün, Kanal D’de Mehmet Ali Birand’ın haber programında yapılan ve “Aksu ve Çiçek’in bakan olamamalarında AKP içinde Genç Siviller olarak bilinen bir grubun muhalefetinin etkili olduğu” yönündeki uçuk ve ucuz bir açıklama meseleye tuz biber ekti. “Acar medya” patentli bu yorum, bazı sol kesimlere göre Genç Siviller’in Aksu ve Çiçek karşısındaki tavrının “arkasındaki niyeti açığa çıkardı”; bir anda bu sol kesimler nezdinde, Genç Sivillerin “AKP’lilikleri ortaya çıkmış oldu”.

Otoriter kafaların, vücut dilleriyle “mesaj veren” asık suratlı bir kısım generalin, “milletin mantığını anlamayan” CHP’nin, “göbeklerini kaşıyan halk”tan nefret eden seçkinlerin, adı sol kendisi ırkçı “Türk Solu” gibi provokasyon merkezlerinin, bilumum “ulusalcıların”, “kemalizm” arkasında beslenen çıkar odaklarının, laikliği bir cemaat ideolojisi haline getirenlerin Müslümanlar, İslam ya da genel olarak din karşısında besledikleri korku ve paranoyayı “anlamak” mümkün. Çünkü onlar sahip oldukları ekonomik, toplumsal imtiyazları, çıkarları, prestij ve statüyü kaybetmekten korkan; toplumsal değişim ve hareketten korkan; artık gerici özellikleri her geçen gün açığa çıkan; kaybetmek yerine “bölmeyi” göze alan bir zihniyetin jandarması, gözetleme kuleleri olarak işlev görüyorlar…

Ama…

Türkiye’de gerçekten “sol” olma çabası veren kesimlerin artık kulaklarını, gözlerini ve daha da önemlisi kalplerini bir nebze de olsa açmaları gerekiyor. Modernlik gibi her şeyi “ehlileştirme”, bilimsellik gibi “her şeyi anlama yeteneği” hakkında artık daha çok sorular sormak gerekiyor. Her şeyden önce “sol” şimdiye kadar aşamadığı en önemli sorununu, kendisine atfettiği sonuna kadar pozitivist bir zihniyetin ürünü olan “öngörme”, “niyet okuma / atfetme” iddialarını aşması gerekiyor.

Bu “aşma” ancak, “modern olmadığı” varsayılan, “bize benzemediği” düşünülen “başka” kesimlere “değerek” gerçekleşebilir.

Aynı Genç Siviller’in yaptığı gibi… Kendisini tanımlarken, “dışarıda”, “yukarıda”, “ders veren”, “öğreten” bir konumda değil; toplumun derinliklerinden bazan mırıltı, bazan çığlık halinde gelen sesleri duyarak ve o seslerle muhabbet ederek, değişmeyi göze alarak sol kendini aşabilir…

Bu sesleri duymak demek, gidilen yolun bazan AKP’yle, bazan DTP’yle, bazan başörtülü insanlarla, bazan Diyarbakır cezaevinde cehennemi yaşayanlarla, bazan hafızası yasaklanan Ermenilerle, bazan yaşadığı hayattan acı çeken ancak “milliyetçilik”ten başka dili olmayan kasaba delikanlısıyla, bazan Beyoğlu’nun arka sokaklarında bir pezevengin dövdüğü seks işçisiyle ya da kocasının sokak ortasında bıçakladığı kadınla kesişmesi demektir…

Bu seslerin ve daha başkalarının hepsini aynı anda, aynı güçle duymak ve duyurmak tabii ki kolay değil; ancak solun “kendini aşması”, şimdiye kadar kendini tekrarlayan, tekrarladıkça daralan sol retoriğin hegemonyasına sığınıp, bu seslerin en azından bir kısmını duyanlara karşı “savaş” vererek değil, onların beraber, içiçe geçerek yürünecek insanlar olduğunu görerek mümkün olabilir…

Sol kendisininkine benzemeyen seslerle muhabbet edebildiği zaman, zaten kendisine “sol” demesine, kendisini ayırmasına bile gerek kalmaz belki… Çünkü eşitlik, hürriyet, adalet gibi yüce değerler içeren rüyasını o muhabbet sayesinde kalplerinde yaşatmaya başlamış olan başka insanlar kendilerine “solcu” deseler de olur, demeseler de…

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 2 Yorum

  2. Yazan:amarat Tarih: Tem 26, 2008 | Reply

    Öncelikle şunu söylemek isterim,eşitliğin insanlar arasında asla olamayacagına inanlardanım, ALLAH indinde de Takva sahibi insanlar daha değerlidir.Şimdi eşitliği siz herkesin insan olması kastı ile söylüyorsanız eyvallah buna bir sözümüz yoktur.Herkesin insan olması hasebiyle kendine has hakları, özgürlükleri ve değerleri vardır.Herkes kanun önünde eşit olmalı , devlet ya da o bölgede var olan erk tarafından eşit muameleye tutulmalı ve buna karşın hiç bir sınıfsal ayrıma tabi tutulmamalıdır.Buradan bakınca eşitlik kavramını sizle aynı olarak düşündüğümü söyleyebilirim,fakat zihinsel yapınızda dahi genç siviller sağcı mı solcu mu derken bile daha fazla bir siyasal düşünce sistematigine sahip olamayacakmış gibi direkt olarak ikiye bölmüşsünüz tabiki bundan anladığım kadarı ile siz sosyalist, marksist, atatürkçü düşünce sistematigini savunanları sol diye tanımlamışsınız zihninizde yoksa sol düşüncede bile ne kadar çok fraksiyon olduğunu eminim burada siteyi tkaip eden herkes bilmektedir.Sağ cenahta da esasında soldan aşağı kalmayacak çeşitlilik mevcuttur , her ne kadar dışarıdan bakılınca sağ daha bi bir , daha bir aynı düşünceden bakan insanlar olarak gözükse dahi kendi içinde düşünce farklılıklarını çok fazla dışarı yansıtmama taraftarında olan kişiler olmasından dolayı böyle bir izlenim var.

    Tüm bunlar varken bir de bu ülkede son zamanlarda moda olan bir kavram , liberal, belkide genç siviller liberal ? hiç bunun olabilitesini düşündünüz mü ? Ki genç sivillerden olan arkadaşlarımdan bir tanesi kendilerini asla böyle bir tanımlama ihtiyacında olmadıklarını, kendilerinin sivilleşmeye önem verdiklerini söylemişti.

    Ben sizin yazınızın son paragrafına takıldım.

    Çünkü eşitlik, hürriyet, adalet gibi yüce değerler içeren rüyasını o muhabbet sayesinde kalplerinde yaşatmaya başlamış olan başka insanlar kendilerine “solcu” deseler de olur, demeseler de…

    Burada bilerek ya da bilmeyerek, eşitlik, hürriyet, adalet gibi kavramları solculuga atfetmişsiniz.Şimdi egri oturup doğru konuşmak gerekirse bu kavramlar normal, sağlıklı, aklı başında düşünen bir insanın savunması daha doğrusu benimsemesi gereken kavramlardır.Fakat siz bu kavramları cümlenizin sonunda ki “solcu deseler de olur demeseler de olur ” kelimelerinizden bu kavramların sadece sol düşünüşte insanların savunması, benimsemesi gereken kavramlar olarak düşündügünüzü düşünüyorum.

    İşte burada bir fark çıkıyor, misal bizim 3H hareketi adında , ki tam adı “Hürriyet, Hukuk, Hoşgörü ” olan hareketimizin isminde de göreceginiz üzere biz de hürriyeti, hukuk ( yani adalet ) ve hoşgörüyü ( diğerlerine empati ile bakabilme ) savunan arkadaşlarız.Fakat bizim sizin ve sizin gibi düşünenlerden bir farkımız var siz bu değerleri “solcu” olma nosyonundan bakarken bizler bu kavramlara ” liberal ” değerler üzerinden bakıyoruz.

    Bu nedenlerden dolayı bu kavramların ortak değerler olduğunu lütfen herhangi bir görüşe ait atfedilmemesi hususunu dile getirmek isterim.

    Haşiye : Gencsivilleri yaptıkları organizasyonlar, eylemler ve kimi insanların düşünce ufuklarını açtıkları için kendilerine her zaman olduğu gibi buradan da teşekkür ederim.

  3. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Tem 26, 2008 | Reply

    Sayın amarat,
    Yazarla aynı şeyleri söylemekle beraber,yazarın evrensel değerleri sadece “sol”a malettiği şeklinde bir serzenişte bulunmuşsunuz.Dolayısıyla da bu anlamda bu tür söylemlerden kaçınılması gerektiğini vurgulamışsınız.Size bir noktada katılıyorum.Elbette bireyin doğuştan sahip olduğu(veya olmak gerektiği)eşitlik,hak,hürriyet,adalet gibi değerler salt bir ideolojiye mal edilemez ve bu değerler hiçbir ideolojinin tekelinde olamaz,olmamalı.Birey kendisini bir ideoloji ve düşünceyle tanımlamaksızın da sözü geçen insani değerleri savunabilir,ille de bir dünya görüşünden yola çıkmak gibi bir koşul aranmamalı.Buraya kadar sizinle hemfikirim.Ancak okuduğum kadarıyla sizin temas ettiğiniz şekilde bir eğilim yok yazıda.Pekala inançlı,dindar ya da muhfazakar bir insan da aynı şeyi söyleyebilirdi.Yani”ben her türlü insani değeri savunuyorum ama bunun için müslümanım,muhafazakarım demokratım,liberalim desem de olur demesem de”diyebilir.Bunda anlaşılmayacak bir taraf bulamıyorum.Kaldı ki yazarın bu anlamda özel bir vurgusu olmamakla beraber,itiraz ettiğiniz noktada tartışmaya açık kimi taraflar da yok değil.Zira hak,özgürlük,eşitlik gibi değerler görecelidir,kişiden kişiye değişebilir.Örneğin muhafazakar bir insan eşcinsellerin uğradığı baskıları,varolan ayrımcılığı diğer hak ve özgürlükler bağlamında ne kadar savunabilir?Bakın,tenzih ederim muhfazakar bir insan bu duyarlılığı gösteremez demiyorum.Ama gerçekçi olmak gerekirse özgürlük anlayışı farklı olacaktır,önceleği kendi dünya görüşüne uygun alanlara verecektir.Ben buna da karşı değilim.Aynı hassasiyeti göstermiyorlar diye bu kendi yaşadıkları sorunların görmezden gelinmesi anlamına gelmez.Burda özgürlükçü “sol”un özgürlük alanının daha geniş olduğu söylemeye çalışıyorum,bazı kesimlerin henüz önemsemediği hak ve özgürlükleri cesaretle savunurken aynı hassasiyeti örneğin bir türban için de göstermekten kaçınmazlar.Tabi bu erdemin bütün solu kapsadığını iddia ettiğim anlaşılmasın.Solculuğu inançları küçümsemeye indirgeyen,her fırsatta bunu düşmanlık haline getiren garabet bir soldan sözetmiyorum.Bu kesim sırf ideolojik takıntıları sonucu içine düştükleri tahammülsüzlükle Ergenekon çetesinin amigoluğunu yapmaktan bile kaçınmaz.Dolayısıyla kimin neyin peşinde olduğu az çok görülüyor.Bu nedenle görüş belirtirken hakedilmeyen suçlamalardan kaçınılması gerekir.Ortalıkta solculuğu faşizan ve ırkçı tutumlara vardıran kesimler varken bu yazının değerli yazarı gibi evrensel değerleri taviz vermeksizin onurluca savunan aydınlarımızı suçlamak zannedersem çok da adil bir eleştiri olmaz.Saygılarımla.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Derin Düşünce Grubu üyelerinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin