RSS Feed for This Post

Denizlerin yolundan 21 Haziran yürüyüşüne…

20080621_derin_dusunce_org_21_haziran.jpg Denizlerin yolundan 21 Haziran yürüyüşüne...Denizlerin yolundan 21 Haziran yürüyüşüne... Türk 68’i ve Denizlerin yolu tartışmasında bir mesele çok önemli. O dönemin bizzat aktörlerinden olan ve o dönemde de şimdi de sol içinde bulunan, kendini solda tanımlayan aydınların tavrı meselesi kritik bir öneme sahip… Geçen yazıda Denizlerin yoluyla ve Türk 68’inin özüyle dürüstçe yüzleşebilme erdemini gösterenler olarak nitelediğim Hasan Cemal, Şahin Alpay ve Gülay Göktürk gibi isimler zaten bugün kendini solda tanımlamak gibi özel bir kaygı içinde değil. Dahası kendini solda görenler de onları “karşı cephe” ye geçmiş isimler olarak tanımlıyor ve dürüstçe o dönem yaşadıklarını anlatmalarını dahi kabul etmeme tavrına girebiliyorlar. Hatta bu söylediklerini sanki “soldan döndükleri için” özellikle söylüyorlar ve bir nevi kasıtla sola ihanet etme amacındalar gibi bir sanal hava yaratıyorlar bu yazarlara dair. Bu açıdan Taraf gazetesi sütunlarında halen kendini solda tanımlayan iki entelektüelin, Murat Belge ve Halil Berktay’ın bu mesele etrafında eleştirel duruşları, yazdıkları daha bir önem kazanıyor…

Belge ve Berktay dikkatle ve defaatle okunmalı

Murat Belge son dört yazıdır bu konuyu işliyor, ve dönemin panoramasını kökleri daha geçmişe de götürerek çizmeye çalışıyor. Belge çok değerli ve önemli noktalara işaret etti bu yazılarında. Dünyalı ve evrensel olamayan Türkiye solunun genişçe bir kısmıyla 89-sonrası konjonktüründe bir anda kendini nasıl ulusalcılık döşeğinde bulduğunu anlattı. Türkiye solunun girdiği yol itibariyle mecburi istikametinin ulusalcılığa varmasının hiç de şaşırtıcı olmadığını, içerideki siyasi maceramızdan ve zihniyet haritamızdan hareketle açıkladı. Halil Berktay ise çok daha uzun zamandır daha enternasyonal seviyede sosyalizm deneyimlerinin milliyetçilik ideolojisiyle göbek bağının hemen rahatlıkla nasıl kurulabildiğini sorguluyor. Dışarıdaki özellikle üçüncü dünyadaki sosyalizm deneyimlerinde yaşananlardan hareketle yaşadığımız ülkeye ayna tutan bu yazılar bence Belge’nin yazdıklarından da büyük bir öneme sahip. Halil Berktay yaşayan bir sosyalist örnek olarak Robert Mugabe rejiminin tamamen anti-emperyalist sol bir dilden hareketle ırkçılığa varabilen vahşetini de izah etmeye çalışıyor son yazılarında. Mugabe deneyiminden birçok Türk sosyalisti ne kadar ders çıkarıyor, bu yaşanan zulme ne kadar “Mugabe’nin kişiliğinden kaynaklı şeyler” olarak bakarak sistemi yine ve yeniden aklıyor, bunu bilmiyorum, ama klasik bir Türk solcusu ikinci yönde eğilim gösterecek bir karaktere sahiptir, onu biliyorum. Hatta Berktay’ın Mugabe rejimi hakkında “neo-liberal emperyalizmin propagandaları”nı köşesinde yansıttığı şeklinde düşünen de muhtemelen az değildir. Açıkçası Kim İl-sung’dan diktatörlük bayrağını devralan Kim Jong-İl’in Kuzey Kore’si ve Mugabe’nin Zimbabwe’sini henüz “umut ekseni” görüp pazarlamaya kalkan Türk solcusu görmedim, artık barbarlıkları bu derece açık olan rejimlere dair de bu derece pervasız sözler ed(e)miyorlar, ama Berktay’ın belirttiği üzere Mugabe benzeri bir iktidar temerküzüne giden ve o temerküzden hareketle adım adım “tam bağımsız” dolayısıyla tam barbar bir rejim kurma yönünde ilerleyen Chavez’e övgü ve destek gırla gidiyor Türk “özgürlükçü” solunda… Berktay hoca hafiften son yazısında Chavez’e de değinmiş, kendisinin bu Latin Amerika sosyalizmlerinin (Ernesto Guevara kültüne kadar götürerek) özgürlükçü-sol bir bakış için umut olup olamayacağına dair de bu kalem gücüyle yazmaya devam etmesini bir okuru olarak da talep etmekteyim. Türkiye’nin solu için de şüphesiz bu yazılar özgürlükçü-demokrat yönde bir dönüşüm açısında çok kıymetli olacaktır. Aynı şekilde Murat Belge de Latin Amerika deneyimi ve günümüzdeki gelişmeler hakkında, özellikle Chavez bağlamında, içeriden biri olarak bir şeyler yazarsa onun da etkili olacağını düşünüyorum.

Berktay’ın yazdıkları Belge’ye göre çok daha köklü, derin ve evrensel bir noktaya işaret ediyor diye belirttim, ama aslında Murat Belge de Berktay’ın yazdıklarına itiraz edecek biri değil, bilakis bu yazılanlara aynen katılacak bir insandır. Murat Belge, Halil Berktay’ın da dahil olduğu şimdinin özgürlükçüleri olmuş birçok sol Türk aydını apaçık kolektivist-totaliter bir dünya görüşüne sahipken, o 70’ler konjonktürü içinde bile alabildiğince birey-merkezli, açık fikirli, liberal değerlerle kaynaşmış bir sol tasavvurun arayışı içindeydi… Sonradan birçok sol aydın içinde oldukları dünya görüşünü direkt terk etti -ya da öyle beyan ettiler- ama Belge liberalleşme dozunu artırarak kendini sol-sosyalist bir konum içinde görmeye devam etti. Mete Tunçay da birebir bu fikri gelişim çizgisinde olmuş bir başka entelektüelimizdir. Halen de Belge, Türk solu içindeki tartışmasız en itibarlı dergi olan Birikim‘in yarattığı fikri muhit içinde yer alıyor, bu derginin Ömer Laçiner ile birlikte en temel iki entelektüel figüründen biri. Dolayısıyla Murat Belge’nin hem Denizlerin ve Türk 68’inin problemli mirasına hem de bunu da aşarak genel olarak dünya sosyalist deneyimlerinin hâlâ yaşayan sola etkileri bulunan problemli mirasına dair bazı şeyleri söylemesi çok önemli. Bu geçmişte kalmış, artık geçmiş gitmiş bir şey olarak kabul edilse bugün zihni şekillenme devresinde olan genç kuşak sol aydınlar bağlamında büyük önem taşımayabilirdi. Geçmiş sosyalist deneyimlere karşı akademik-entelektüel bir tahlil meselesi olarak kalırdı. Ama bugün geçen yazılarda belirttiğim üzere Türk Ergenekonundan hiçbir farkı olmayan yöntemlerle iktidarını konsolide eden, insanların hayatını kolektivist hedefleri uğruna hiçe sayan, Murat Belge’nin bu ülkede kurumlaşmasında büyük katkıları olduğu insan hakları örgütlerinin raporlarına göre sistematik olarak yurttaşlarının haklarını ihlal eden, iktidarını koruma ve sağlamlaştırma aracı olarak yargısız infazları, orantısız şiddeti, gözaltında kayıpları, işkence ve kötü muameleyi ahlaksızca ve barbarca sistemli olarak kullanabilen Chavez ve Castro rejimlerini model gören hâlâ çok sayıda solcu insan malzemesi var. Kendini sol/ sosyalist olarak tanımlamış ve aynı zamanda bu apaçık totaliter rejimlere Bush yönetimine aldığı mesafenin yarısı kadar bile mesafe alabilmiş kaç Türk solcusu var? Açıkçası dünya solu açısından da durum pek parlak değil…

Birikim dergisinin okurları içinde de durumun farklı olduğunu sanmıyorum. Bu konularda Birikim, Mesele dergisi&Agora yayınları çevresinde olduğu gibi tamamen kör ve inkarcı bir yaklaşım içinde değilse de hem Castro’ya hem de Bolivarcı yeni Latin Amerikan gelişmelerine olumlu olarak bakıyor. Dediğim gibi Murat Belge’nin de (keza Tunçay’ın da) bu gelişmeleri matah görmediğine hatta bu gelişmelerden heyecanlanan solculara hüzünlü bir tebessümle baktığına eminim ama “mahalle baskısı” her yerde var. Muhtemelen “mahalle baskısı”nın da en çok, en yoğun ve en rijid haliyle yaşatıldığı yerlerden biri de Türk sol çevreleri… Şu son yazdıkları bile “İşte Murat Belge de soldan ayrıldı, sol düşünceyle hiçbir ilgisi kalmadı” gibi hezeyanlarla karşılanabilir. Zaten bu hezeyanlar ifade de ediliyor. Büyük sosyal teorisyen/ düşünür Max Weber’i bile ve hatta mikro-kredi yönteminin mucidi olan, Nobel Barış ödülü sahibi Bangladeşli Muhammed Yunus’u bile “neo-liberal saldırı”nın aktörleri olarak görme raddesinde olan Nuray Mert gibi isimler Belge’nin “sol ile alâkasının kalmadığını” yinelemeye hazır ve nazır bekliyor. Açıkçası şunu söylemek lazım, Türkiye’nin bas baya açık hava hapishanesi olduğu günlerde dahi daha dünyalı, evrensel daha birey ve vicdan merkezli bir sol anlayışı savunmaya çalışan ve bulunduğu mevziiyi terk etmemek için özel gayret göstermiş Murat Belge gibi isimleri de Türk solu zaten fakir olan entelektüel skalasından çıkarırsa, geriye zaten Türk solu adına hiçbir “umut ışığı” kalmaz, kalamaz… Belgelerin ve Berktayların da dışarıda bırakıldığı bir Türkiye solunun elbette “umut ekseni” Chavezler, Castrolar hatta yetmez Kim İl Sunglar ve Mugabeler olur… Ulusalcı değiliz diye diye ulusalcı ideolojinin nasıl birer payandaları haline geldiklerini kendileri bile fark etmezler… Şimdi bile alenen yetki gaspı niteliğinde olan ahlakdışı bir darbe girişimiyle AKP’nin siyasi dirayet hatalarını aynı kefeye koyarak, “ne o ne o” kaypaklığına girebiliyorlar. “Yiyin birbirinizi” diyorlar ve ilginçtir bu süreçte en bel altı vuruşlarla saldırdıkları medya organı da özgürlükçü-demokrat ahlaki tavrını tavizsizce sürdürerek bu ahlakdışı kaypak tavırları çıplak bırakan TARAF gazetesi… TARAF‘ın genel olarak laik kesimde ve sol aydınlarda yarattığı etki de bu yönde zaten. Demokratlığa yanaşmayan laik kesimin ve solun çarpık, tutarsız ve vicdansız tavrını açık ediyor TARAF çünkü. Tıpkı diğer “dinci” basın gibi görüp kategorize etmek istiyor sol çevreler TARAF‘ı, böylece psikolojik dünyalarında rahatlamak istiyorlar, rahat edemedikçe bel altı vuruyorlar. Türk devlet zihniyetinin egemen aktörleri kadar o zihniyete düşman olduğunu, karşıt olduğunu her fırsatta söyleyen sol kesimlerin de TARAF‘a aynı dille saldırması çok ilginç değil mi? Bu yazılarda en başından beri belirtmeye çalıştığım gibi Türk devlet zihniyetiyle ona sözde muhalefet geliştiren Türkiye solunun büyük kısmı arasındaki fark asla özsel değildir. Bu söylediğim hadise de farklı olanın dış boyalar olduğunu, zihniyetlerin özsel olarak aynı olduğunu, kardeş olduğunu gösteren başka bir turnusol işlevi görüyor.

Ahlak ve vicdan zemini

Fakat her şeye rağmen kendini nerde tanımlarsa tanımlasın Türkiye’nin ahlak ve vicdan ortak paydasında buluşan çok sayıda insanı var. Yaşanılan bu 85 yıllık döngüden dersini almış, Türk devlet zihniyetinin zenciyi zenciye kırdırtmak metoduyla bugüne kadar kendini yaşatabildiğini, yönetim zihniyetini sürdürebildiğini görmüş farklı kesimlerden çok sayıda insan ve sivil girişim var günümüz Türkiye’sinde… İşte bu görebilenler ittifakı, ahlak ve vicdan ittifakı bugün yani 21 Haziran günü yaşamakta olduğumuz ağır çekim darbe sürecine karşı yürüyorlar… saat 17’de, İstiklal Caddesi’ni boydan boya yürüyecekler… Türkler, Kürtler, Sünniler, Aleviler, Laik ya da İslami yaşam tarzına sahip olanlar, Gayrimüslimler, Liberaller, Solcular, Muhafazakârlar, Anarşistler, Eşcinseller, Yeşiller, Kadınlar, Erkekler… Tüm ama tüm farklı kimliklerden gelip, bu ülkenin aynı filmi yeniden yaşamasını istemeyenler, AKP’nin siyasi dirayet hatalarıyla, zinde güçlerin her türlü gayri-meşru ve gayri-ahlaki yöntemi kullanarak yapmak istediği yetki ve hukuk gaspı arasındaki farkı anlayabilenler, görebilenler bugün yürüyor… Eğer İstanbul’daysanız siz de 17.00’de İstiklal Caddesi’ndeki korteje katılın, böyle bir hukuk gaspı girişimi varsa bizlerin de sivil itaatsizlik hakkı var, direnme hakkı var…

Bu yürüyüş muhtemelen daha ileri götürülmek istenecek darbe girişimine karşı da bir uyarı olacak. Bu sefer birbirine kırdırılacak zenciler uyandı. Hepsinin varlık zeminini aynı şekilde tehdit eden bu zihniyete karşı bir vicdan zemini kurmuş durumdalar. Bugün yeni bir gençlik ruhu var, bu ruh Türk 68’inin Türk devlet zihniyetinin gücünü sağlamlaştırma işlevi görmekten başka işe yaramayan ruhuyla asla kıyaslanamaz! Kim olursak olalım, hangi kesimden gelirsek gelelim, hangi dünya görüşüne sahip olursak olalım ahlak ve vicdan zemininde ittifak etmemizi hayati bulan, ahlaki ortak tavır almamız gerektiğine kuvvetle inanan yeni bir sivil ruh bu… Benzetmek gerekirse Batı 68 ruhuna benziyor bir yönüyle, Batı 68’iyle bu açıdan bir ruhdaşlığı var. Yatay ilişkilere dayanan, otorite ve hiyerarşiyi dışlayan, birey-merkezli ama gönüllü birlikteliğe de bir o kadar önem veren bir ruh bu. Genç Siviller de bu ruhun en somutlaşmış hali aslında, onu takip eden aynı ahlaki ortak payda anlayışında başka dernekler de oluşuyor, bu yürüyüşe destek veren girişimlerin hepsi bu ruhun birer örneği…  “Daha fazla 68” ya da  “Şimdi tam da 68’li olma zamanıdır” diyenler eğer evrensel 68 ruhunu kastediyorsa, olumlu taraflarıyla evrensel 68 ruhunu bugün saat 17.00’de İstiklal Caddesi’nde görebilirler…

Mühürlü yargısal dosyaların ardında duran tank paletlerine, yargıç cübbelerinin altında gizlenmek istenen postallara karşı bir yürüyüş bu… “Ne AKP, ne darbe” “Ne takunya, ne postal” gibi  bütünüyle egemen zihniyetin işine yarayacak riyakâr ve ahlakdışı bir söylemi benimseyenlere tıpkı Batı 68’inde hem Sovyetlerin Prag işgalini, hem de o işgalin tam karşında olan öğrenci hareketlerini desteklediğini söyleme riyakârlığında bulunan Louis Aragon’a karşı “İn o kürsüden ihtiyar, ak saçlarında kan lekesi varr!!” diyebilen ahlaki tavrın ruhdaşı yeni bir erdem ruhuyla tanışıyor Türkiye… Bu ruhun galip çıkması Türkiye’nin galip çıkması demektir… Bu ancak 2000’lerde oluşturabildiğimiz ruhun kıymetini hepimiz, bu ülkenin tüm insaf ve vicdan sahibi insanları iyi bilmeliyiz, Güzel bir Türkiye istiyorsak iyi bilmek zorundayız…

 

 

 

 

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Denizlerin yolundan 21 Haziran yürüyüşüne...Denizlerin yolundan 21 Haziran yürüyüşüne...Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

Denizlerin yolundan 21 Haziran yürüyüşüne...Denizlerin yolundan 21 Haziran yürüyüşüne... Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 Denizlerin yolundan 21 Haziran yürüyüşüne...Denizlerin yolundan 21 Haziran yürüyüşüne...Derin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir?  Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :) Denizlerin yolundan 21 Haziran yürüyüşüne...Denizlerin yolundan 21 Haziran yürüyüşüne...

 Liberalizmin Kara Kitabı

Denizlerin yolundan 21 Haziran yürüyüşüne...Denizlerin yolundan 21 Haziran yürüyüşüne...Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Denizlerin yolundan 21 Haziran yürüyüşüne...Denizlerin yolundan 21 Haziran yürüyüşüne...Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Trackback URL

  1. 6 Yorum

  2. Yazan:Uwo Tarih: Jun 22, 2008 | Reply

    Bu tür eleştirileri solu AKP tekeline alma girişimlerine bir katkı olarak görüyorum. Öte yandan Türkiye solcularının ulusalcılıktan arınmamış oldukları yerinde bir tespit.
    Türkiyedeki solcular AKP çevrelerinden ne kadar çok övgü alırlarsa o kadar çok yanlış yapıyorlar demektir. AKP yörüngesine girmemek lazım ki bu da antidemokrat olunmalı anlamına gelmez.
    Ehveni şer şerlerin en muzırıdır. Ne darbe, ne AKP.
    İyi pazarlar!

  3. Yazan:fuatogl Tarih: Jun 22, 2008 | Reply

    Rasim bey her yazisinda “ahlaksiz” diyor. “derin analizleri” disinda asil orasi dikkatimi cekiyor nedense. Ornegin Chavezi uzaktan izleyip oradan “yeni” birseyin cikmasini bekleyenleri, bir umut besleyenleri ahlaksiz olmakla sucluyor. Ama tam bir lider sultasi zihniyetiyle isleyen AKP basta olmak uzere bizim partiler etrafinda “mevzi almak” demokratliga halel getirmiyor ahlaksizlik olmuyor? Nasil is bu, bilemiyorum. Ne darbe istiyoruz, nede bu zihniyetle ittifak kurmak istiyoruz, daha ozgurlukcu bir ucuncu yol olmali diyenleri kaypaklikla suclamasi ise bir baska ahlakli. Bu su anlama geliyor, ya AKP li olacaksiniz, yada ozgurlukcu demokrat vs. olamazsiniz! Liberalligi de kusa cevirmisler anlasilan.

    Yada solculugunu basa basa vurguluyan ermeni vatandasimiz Hrant Dink gibi insanlarin kafasini kursulayip ardindan “turk islam gunesi, tey tey teyyy” diye turku ceken genis kitleleri gormeyip, beyaz bere takanlari nizamcilarin vs. ci hareketlerin bile artik kesmedigi kitleleri gormezden gelip ulkedeki fasist iklimi sola yikmak ahlaksizlik ve dezenformasyon olmuyor mu? Butun bunlari gormeyip, herhangi bir etkisi olmayan, hangi cevreden geldigi belli olan birisinin 10$a aldigi turksolu domainine bakip gercekte olup bitenleri gormemek, gormezden gelmek, ve zehirleyici diliyle tamda fasizme uygun bir demagojiyle ustunu ortmek cok ahlakli oluyor sanirim. Bu biraz nasyonal-“sosyalist” lere bakip sosyalizme kufur etmek kadar muthis zeki bir tavir. Yada yuzlerce lumpen fasist sitede olup bitenleri, kullandiklari ozumsedikleri dili gormeyip turksolu sitesinden buyuk anlamlar cikarmak entellektuellik oluyor sanirim.

    10 dolarlik domain ile sekil verilebilen “kaypaklik”/”ahlaksizlik” ile bezeli derin analizleri basimi dondurdu gercekten. Sanirim bu senarist arkadasimiz son zamanlarda sol romantizm tuketen tv dizilerinden acaip rahatsizlanmis, bu dizilerin sinirlida olsa, tuka-ka olan bir donemi azda olsun mesrulastiran etkisinden liberal sinir sistemi bozulmus biraz. Olay zannedersem bu kadar basit. Konusdugu donem hakkinda fazlaca bir bilgisi olmayinca sanirim hazirliksiz yakalanmis, dolaysila bilgisi olmayinca da kaypaklik, ahlaksizlik, vicdansizlik gibi seylere basvurmak zorunda kalmis. Bu kafayla hem solculara hakaret eder, hemde bilmeden onlarin da katildigi bir mitinge davetiye cikartiriz. Bu arkadas, “sol toplumda bu kadar etkisizken bu mitingde neden toplumdaki oranlarindan daha fazla temsil ediliyorlar” gibi bir soruyu sormaktan acizdir.

  4. Yazan:duman Tarih: Jun 23, 2008 | Reply

    Fuat bey,

    Ezberleriniz fena bozulmuş anlaşılan.

    İyi de kuzum, keşke çıkıp birşeyler söyleseydiniz bari. Haliniz “Kral çıplak” diyen ‘çocuğa’ “hihhih, çocuk işte” deyip mahcubiyetini gizlemeye çalışan krala benziyor.

    Rasim yeni yetme geldiyse, ağırsa, fazla ezberbozan ise M. Belge okuyun, Berktay okuyun, daha yumuşak düşülür belki eşekten..

    Ve aman haa, Chavez’den yeni birşeyler çıkartırken o çıkan şey sakın faşizm olmasın, dikkat edin 🙂

  5. Yazan:fuatogl Tarih: Jun 23, 2008 | Reply

    Duman bey,
    Yukarıda yazdıklarıma bir itirazınız yok sanırım!?

    Murat Belgenin toplama yazılarından oluşan ilk kitalarından “tarihten güncelliğe” kitabını herhalde bi 20 yıl oldu okuyalı, bilinmeyen bir kişi değil. Kendisini takip ederim. Türkiye solunu toptan çöpe atacak birisi olmadığını biliyorum, kendisi de benim bildiğim kendisini solda tanımlayan birisi olmuştur her zaman. İletişimden çıkarttığı, daha doğrusu önayak olup katkıda bulunduğu Sosyalizm Ansiklopedisini de okumuştum, Türkiyeye geniş yer ayırıyor, Rasim beye tavsiye edecektim. Size de faşizm ve lümpenlik hakkındaki yazılarını tavsiye ederim.
    Murat Belge CHP/DSP ve onu sol olarak gören kitle konusunda haklıdır, bunu 10 değil 20 yıldır 30 yıldır yazan çizen insanları da biliyorum – bu yeni birşey değildir zaten!!! Ve kendini milliyetçilik içinde bulmak bunlar için doğru bir tespittir de, aynı şey Perinçek ekibi için geçerli değildir ama, ve zannedersem asıl olarak bunlardan bahsediyor kendisi iş ulusalcılığa gelince. Kendini birşeyin içinde buluvermek, o şey herneyse samimi bir olaydır en azından. Perinçek kendini ulusalcılık içinde bulmadı. Onun üzerine dayanmak için güç kuvvet hastası birisi olduğunu biliyorum. Güç nerede, nereye sırtımı yaslayabilirim diyen bir insan. Marxist-leninist olan, Maocu olan (konjonktüre bağlı olarak), daha sonra güçlü dönemlerinde birden “aslan kardeşim Apo” cu olan, sonra birden doksan başlarında harıl harıl kemalist devrim kitapları yazmaya başlayıp, 2000 civarlarında da vural savaş gibi sol ile ilgisiz (kendisi o sıralarda ÖDPye kapatma davası açıyordu kürtçe türkü söylenmiş diye), tonlarca emekli askeri partisine almış mevziyi oraya kurmuş ve varolma şansı bulmuş(!?) bir adam, ve son zamanlarda faşist kitleyle sinerjisi uyuşsun diye yeni yeni müslüman filan olacak kişi (allah solu korumadı, bari müslümanları korusun!). Üniversitelerde partisin gençlik kolları ülkücülerle bir olup öğrenci yurdu basıp kampüslerde “işbirlikçi” “karşı devrimci” kovalatmış birisi. Birisi bölücü diye kovalar, diğeride onun koluna girip emperyalizmin işbirlikçisi diye kovalattırır. Faşizm biraz böyle birşey.

    Ahkam kesmek ve eleştiri yapmak arasında epeyce bir fark var, ben işin orasındayım. Ezber bozmak durduğun noktadan farklı bir yerden bakıp, “doğru” bilgilerle doğru bildiklerini tekrar gözden geçirme olayı olarak görüyorum. Rasim beyin derdi doğru bilgi vermek konusunda demagojiye saplanıyor, nereden geldiği önemsiz olan bir kin ile türkiye solunu entellektüel seviyesi erişilmez olan “kaypak”,”ahlaksız”,”bundan sonra bitmiştir” gibi şeylerle gözden düşürmek gibi duruyor açıkcası. Yoksa ben kendim de solu eleştiririm. Eleştiririm ama, ülkede gelişen faşizmden en çok canı yananlardan türkiye solu olduğunuda bilirim. Olgunlaşmamasına ve tüm eksikliğine rağmen, memlekette ileri taleplerin genelde o kesimlerden geldiğini de bilebilecek kadar memlekette ne olup bittiğini iyi biliyorum, saydırmayın şimdi. Liberal takılıp mesela vicdani-ret konusuna gelince kem küm eden, eşcinsel haklar, kadınların hakları denilince bunları “tali” gören çok liberal gördük.
    Neyse, türkiyedeki sağ faşizmin solun marifeti olmadığını da iyi biliyorum, rasim beyin asıl samimiyetsizliği asıl bu noktada bana göre, tamamen işi bulandırma çabasında. Ve Hrant Dink i öldüren dev-genç ten eski arkadaşları olmadığını, eski arkadaşlarının cenazesine katıldığını davasına takip ettiğini de iyi biliyorum.

    Ve aman haa, Chavez’den yeni birşeyler çıkartırken o çıkan şey sakın faşizm olmasın, dikkat edin 🙂

    Teşekkürler dostum, tamam dikkat edeceğim.
    Ama yok öyle değil, faşizmin ne olduğunu az-çok biliyorum, ve her anti-demokratik olanın faşizm olmadığını hepimizin farkında olduğunu varsayıyorum – vakit tasarrufu olarak. Ve toplumsal hareketlerin bazı olayları, kişileri aşıp farklı bir yol izleyebileceğini de biliyorum. Örneğin bu yönetimden önce tamamen toplumun dışına itilmiş hiçbir hizmet almayan yoksul kitlelerin, sıradan halkın, yani soruna doğrudan muhatab insanların doğrudan yerinde yönetim ilkeleriyle kaynak dağıtımında katılıp yerellerde organize olması, daha çok insanın eğitim ve sağlık hizmetlerinde faydalanması ve planlanmasına katılması benim gibi tiplerde heyecan yaratabilir. Toplumsal pratiğin toplumsal bir biliç yarattığını biliyorum çünkü, katılımcı bir pratiğin de kaçınılmaz olarak demokratik bilinci geliştirdiğini biliyorum. Ben Chavez e değil, o ülkede ne olup bittiğine bakarım. Soldan evrensel yeni bir seçenek çıkacaksa bunun mutlaka katılımcı ve özgürlükçü olması gerektiğine inanıyorum, gelişmelerin bu yönde ilerlemesini umuyorum. Bundan umutlanmak ahlaksızlık değildir. Eğer Chavez liderlik hevesiyle yukarıdan aşağıya tepeden inmeci bir şekilde kendi kafasına göre bir rejim peşindeyse tüm dünya çapında karşılık bulabilecek bir dalgaya yazık eder, elindeki fırsatı harcar. Buradan bakıyorum, bu şekilde bakan çok insan olduğunu da biliyorum. Eşekten düşecek değiliz yani. Ahkam kestiği konu hakkında biraz bilgisi olan bir insanda taa 80 öncesinde, 80 ve doksanlarda sol içersinde bazı insanların özgürlükçü ve katılımcı demokrasi, ne nasıl, mümkün müdür tartışmaları yaptığını da bilir. Hatta bizim 80 darbesinin ilk kıvılcımı böyle bir girişimi yok etmeye yönelik olduğunu da bilir, birazcık merkaı varsa.
    Yoksa aman aman, Chavez ne kadar diktatör, siyasi literatürü çöpe atıp faşist maşist blabla deyip komşusunu işgal eden amerikadan özgürlük, kendi ülkesinde coplatmaktan, sansüre kadar, parti içi demokrasi ve bilumum garabetleri görmezden gelip, tek seçenek demokrasi ve özgürlük olarak AKP yada herhangi bir başka partiyi göstermek benim midemi bulandıran şeyler. Elbette darbeye karşıyım bende, ama arkasında tutarlı bir demokrasi mücadelesi olmayan, tam tersine köstek olan kesimlerin tamamen konjonktürel bir takım mevzilenmesini özgürlükçü tek seçenek alacak kadar dar görüşlü ve aptal değilim. Başka seçeneğin olmadığını iddia edip kendi seçtiğini en has özgürlükçülük olarak dayatıp gerisini kaypaklık olarak damgalamak ahlaksızlıktır Rasim bey. Özgürlükçü/demokrat olmak da varolandan seçmek değildir her zaman(nasıl özgürlükse!), gerektiğinde kendi seçeneğini yaratmaktır.
    Melih Pekdemir in dediği gibi “özgürlükçüyüz ama salak değiliz”.

  6. Yazan:Oktay Çaparoğlu Tarih: Sep 21, 2008 | Reply

    Resmi kurmaca söylem ile her alanda hesaplaşabilmek elbette önemli ama bir o kadar da muhalifi olduğumuz resmi ideolojinin çarpık algılama biçimlerinin terkedilmesi de önemlidir.

    Savaştıkça düşmanına benzemek ve onun dilini kendi dilin olarak kullanmaya başlamak…
    68 kuşağı ile ilgili çok farklı bir eksende, aslında ta başından beri merkeze alnması gereken bir tartışma yürütüyorsunuz.

    anti-emperyalizm ile yabancı düşmanlığını birbirine karıştıran, cumhuriyet rejiminin ve kurtuluş savaşının temel dinamklerini, belirleyici unsurlarını, ana hatlarını doğru bir tarz yaklamla analiz etme durumuna gelememiş, halen 100 yıl önceki sorunları tartışan ve halen bir çıkmaz yaşayan ve nerede durması gerektiğini bilemeyen, yalpalayan, yönünü şaşıran, politikasız bir sol anlayış bize nereden miras kaldı diye sormayı başarmak gerekiyor. bu cesareti verdemi gösterebilirse, yeni bir açılımın sağlanması da kolaylaşacak.

    yazılarınızı yeni yeni takip ediyorum.

    deniz gezmiş in ittihatçı-kemalist eğilimleri ile ilgili yazılarınızı okudum.

    idam sehpasında deniz gezmiş in neden

    ‘YAŞASIN MARKSİZM-LENİNZMİN YÜCE İDEOLOJİSİ’ diye haykırıdığı konusundaki düşünce ve tespitlerinizimerak ediyorum. Bu konuda yazmış olduğunuz bir makale da br çalışmanız var mı? Kopuşun nere ve ne zaman başladığını ya da gerçek anlamda devrimci bir kopuş olup olmadığını sizin yorumunuzla okumak isterdim.

    Link gönderirseniz yeterli olur çok sevinirim.

    saygılar sunuyorum.

  7. Yazan:yalçın yamaç Tarih: Sep 21, 2008 | Reply

    Rasim Ozan Kütahyalı ya göre “ne AKP ne darbe” diyenlerin “saçlarına kan lekesi” bulaşmıştır. Ama “çok yaşa AKP” diyenler özgürlükçüdür.
    12 eylül darbesinin sistematik beslemesi partilerin uygulamaları;
    tarikat kadrolaşması,
    zorunlu din dersleri,
    mezarda emeklilik,
    ayyuka çıkmış onca yolsuzluk, demokrasidir. Zaten bunlar da kemalistlerin uydurmasıdır.

    “Kenan Evren cennetliktir” diyen tarikat liderlerine sahip tarikatlar “sivil toplum örgütü”dür.
    Darbe kötüdür ama 12 eylül darbesinin topluma dayattığı yoğun dinselleşme, tarikatlaşma “halkın demokratik tercihidir”

    Anladık Deniz Gezmiş kötü, ittihatçı, ırkçı,Hrantın katillerinin esin kaynağı, tu kaka. Düzeldi mi ülkemiz?
    Anladık tam bağımsızlık kötü, tam bağımlı olalım peki.

    O “erdem ruhlu” demokrat AKP’ye karşı çıkan kim var sırada kötüleyeceğiniz?

    Yahu hadi bunları yazıyorsunuz, olabilir eyvallah, Besim Tibuk perspektifinden böyle görünüyor olabilir dünya.

    bir de muhalifmiş gibi bir tavır alıyorlar ya, işte dayanılmaz olan bu.

    Dürüst olun lütfen.
    ABD nin, AKP nin, serbest piyasa ekonomisinin , küresel kapitalizmin önündeki bütün engeller sizin için tu kaka, kötü, diktatör vsvs
    Peki sizin nereniz muhalif?
    Bari o etiketi kullanmayın.
    Sizin muhalefetiniz, dünyada ve türkiyede egemen olanlara muhalefet edenlere muhalefet etmekten ibaret.

    Egemenlerin önünde duran kimi görürseniz çelme takmanın adı muhalefet değildir.
    Yaptığınız şeyin literatürdeki adı “iktidar borazancılığı”dır.
    Ne diyelim:
    Durmak yok, yola devam…

  1. 3 Trackback(s)

  2. Jul 16, 2008: Şu kaplaşmadan kurtulalım mı? : Derin Düşünce
  3. Jul 23, 2008: Şu kamplaşmadan kurtulalım mı? | SiyarGrup™
  4. Sep 9, 2015: Şu kamplaşmadan kurtulalım mı?

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin