Türk Korkusu
By Mehmet Yılmaz on Kas 23, 2007 in Kategorilenmemiş
« Bu kanlı hayvanı, çarmıha gerilmiş İsa’nın düşmanı olan acımasız ejderhayı görmüyorsunuz belki de? Elbette şu kâfir Türklerden bahsediyorum. Önce Şark’ı yerle bir ettiler ve iğrenç kokan nefesleriyle sayısız Hıristiyanı zehirlediler. Şimdi İtalya’ya yaklaşıyorlar ve bir harabeye çevirmek istedikleri Roma kilisesine saldırıyorlar. »
Bu satırlar 16cı ve 17ci yüzyıllarda gerçek bir best-seller olan ve hemen bütün Avrupa dillerine çevrilen bir kitaptan, « Türklerin gelenekleri ve gizli kötülükleri » adlı hatırattan. Aslı Latince olan kitabın yazarı Macaristanlı Georges 1526’da Osmanlıların eline esir düşüyor ve 13 yıllık esareti sırasında önce Müslüman oluyor ardından da Bektaşi . Macaristanlı Georges’un verdiği teknik bilgiler o kadar ayrıntılı ve bugünkü bilgilere o kadar yakın ki söylediklerinde samimi olduğunu düşünüyor birçok tarihçi.
Bizim Kur’an’dan daha doğrusu Kehf ve Enbiya surelerinden tanıdığımız Yecüc ve Mecüc (Batı dillerinde Gog ve Magog) Avrupa’daki inanışa göre dünyanın en doğu ucunda (bazılarına göre Kafkasya’da) yaşayan insan yiyen korkunç yaratıklar. Bronz bir kapıyla kapatılmış duvarların arkasına hapsedilmiş köpek başlı canavarlar söz konusu kimi rivayetlere göre. Ahiret günü bu kapılar açılacak ve Kıyamet’in ilk ateşlerini işte bu yaratıklar yeryüzüne taşıyacaklar.
Savaş meydanı
İşte Osmanlıların durdurulamaz ilerleyişi Türklerin bu Gog ve Magoglardan olduğu inancını yayıyor 1400’lü yıllarda. Gerçekten de 1444’te Varna, 1448’de Kosovo savaşları , ardından da 1453’te İstanbul’un fethi Avrupalıları öylesine korkutuyor ki böyle büyük yenilgilerin ancak Tanrı tarafından kendilerine verilmiş bir ceza olabileceğini düşünüyorlar.
Peki ama 500 yıl öncesinde kalmış askeri yenilgiler nasıl oluyor da bugün hayatta olan Avrupalıların ortak hafızasında bir Türk korkusunu böyle diri tutabiliyor? Osmanlı ne ilk ne de son ordu Avrupa’yı korkutan. Hun ve Viking akınları, Arapların İspanya’yı almaları ve bugünkü Fransa’nın içlerine, Poitier’ye kadar gelmeleri, İngilizlerle yapılan Yüz Yıl Savaşları, 100 milyon insanın ölümüne yol açan II. Dünya Savaşı … Bütün bunlar Türk korkusunun yerine başka bir korkuyu koymaya yetmedi. Neden?
Bir ipucu 1461’de Papa II. Pius’un Fatih Sultan Mehmet’e yazdığı mektupta bulunabilir:
“Kusursuz bir Hıristiyan olmak için Türk’ün neyi eksik? Oruç tutuyorsunuz, sadaka veriyorsunuz, hacca gidiyorsunuz, verdiğiniz sözü tutuyorsunuz. Merhametli ve misafirperversiniz. Bütün farkımız bir kaç damla su”.
Fatih’i Hıristiyanlığa davet eden bu mektupta “bir kaç damla su” elbette vaftiz suyunu kastediyordu. Osmanlıların diğer yabancı ordulara bakarak önemli bir farkı vardı : Avrupalıyı “Avrupalı” yapan ne varsa “Türk” o alanların hemen hepsinde Avrupalı’dan üstündü. Dönemin bir çok tarihçisi Istanbul’a Roma Rediviva (Dirilmiş Roma – Dünyanın yeni başkenti) demiyorlar mıydı?
Avrupalının en gurur duyduğu savaşçısı Frank şövalyeleriydi. Gelin görün ki Haçlı savaşlarından sonra yaygın deyim “nullus homo naturaliter debet esse miles nisi Franci et Turci” oldu. (Franklar ve Türkler dışında kimse şövalye olduğunu söylemesin)
Barış zamanı
Sanatı, kültürü, mimarîsi ile de Doğu Batı’yı kıskandırıyordu. Hamamları, kahvesi, nargilesi, zengin mutfağıyla Osmanlı ne Vikinglere ne de diğer yağmacılara benziyordu.

Özetle Türk’ün üstünlüğü savaş meydanıyla sınırlı kalmıyordu. Meselâ devlet organizasyonunda Türk Avrupalıyı kendine hayran bırakıyordu. 16cı yüzyılda İstanbul’da görev yapan bir büyükelçi yazdığı mektupta şöyle diyor:
“Türklerin ülkesiyle bizim ülkemizi karşılaştırdığım zaman korkudan titriyorum. Onlarda cemiyette yükselmek için bilgi, beceri ve çalışkanlık yeterli. Bizde ise soyluluk şart. Bunun için Türkler giriştikleri her işte başarılı oluyorlar.”
Toplumsal yapı ve ahlakî konularda Avrupalıların algısını Macaristanlı Georges’dan dinleyelim :
“İstisnasız gittiğim her yerde, bütün Türk ülkesinde kadınların ahlakı ve erdemi bizimkilerin çok üzerinde. Kıyafetleri sade, bedenleri örtülü. Ev dışındaki davranışları asla yabancı bir erkeğin dikkatini çekecek şekilde değil… [Daha sonra kendi ülkesindeki kadınlara hitaben] Ah kadın, sineni, bacaklarını açıkta bıraktığın, yabancı erkeklerin bakışlarını çektiğin hatta zina yaptığın zaman evlilik bağına sadık kaldığını mı zannediyorsun? Ya bütün bunlara göz yuman kocan?”
Kadın-erkek ilişkilerindeki farkların şaşırttığı tek kişi Macaristanlı Georges değil elbette. Suriye’li bir prens olan Usama ibni Munkid hayretle şunları aktarıyor günlüğünde :
“[Haçlılardan] bir karı-koca görüyorsunuz dolaşıyorlar, kadın başka bir adamla sohbete dalıyor, kocası uslu uslu tek başına yola devam ediyor.”
Türk bilmecesi
Katolik Ispanya ve Portekiz’in Müslüman ve Yahudi vatandaşlarına Engizisyon yoluyla eziyet ettiği hatta soykırım yaptığı yıllarda Osmanlı Yahudi ve Hıristiyan tebasına devlet yönetimi de dahil olmak üzere önemli sorumluluklar ve yükselme imkânı tanıdı.
Hıristiyan olup da Osmanlıya büyük sadakat gösteren Sırp, Ermeni, Gürcü hatta Venedikliler Avrupa için hep çözülmesi imkânsız bir bilmece oldular. Bilgi ve becerilerine uygun saygı ve refahı Hıristiyan toprağında bulamayan Hıristiyanların Müslüman bir sultan’ın emrine böyle gönüllü girmeleri Kilisenin siyasî doktrinleri için tam bir yıkım demekti. Avrupalı kendini ideolojik düzlemde de alt eden Türk’e karşı asırlarca ezik kaldı.
Bin yıl boyunca Avrupa adına girişilen askerî, dinî, ekonomik, siyasî her türlü proje Türk engeline çarptı. “Türk” avrupalının en sabit ve en yenilmez rakibi oldu, diğerleri gibi düşmanı değil. Kılıç Aslan’ın 1096’da Birinci Haçlı ordusuna verdirdiği kayıplardan Napoleon’un 1798’de Mısır’daki Akka yenilgisine hatta 1915 Çanakkale savaşına kadar Türk ülkesi Avrupalı için başarısızlığın adresi oldu hep. Amerika kıtasının “keşfinin” büyük heyecan uyandırdığı yıllarda bile Türkler hakkında yazılan ve adına Turcica denen eserler Amerika hakkında yazılanların iki misli kadardı. (Michel Jolivet – CNRS, 2002) Bu yönüyle Avrupalı kimliğinin oluşmasına büyük katkısı oldu. Avrupalı kimliğinin sınırlarını çizen bir “öteki” oldu Türk. Avrupalı olmak demek Türk olMAmak, Türk’ün tersi olmaktı.
İşte bugün “Türkler Avrupalı değil” söyleminin arkasında yatan bilinçaltındaki gerçek bu kanaatimizce. İnsan hakları, ekonomi, tarih veya başka alanlardaki bahaneler öne sürülerek gizlenmeye çalışılan, Avrupalı’nın korkusu, öcüsü, “ötekisi” olan Türk aslında onun kimliğinin de ayrılmaz bir parçası. Bu bağlamda Türkiye’nin AB üyeliği insanlık tarihinin en büyük psikanalitik laboratuarını oluşturuyor.
9 [?]





19 Yorum
Yazan:snowqueen Tarih: Kas 23, 2007 | Reply
///Bizim Kur’an’dan daha doğrusu Kehf ve Enbiya surelerinden tanıdığımız Yecüc ve Mecüc (Batı dillerinde Gog ve Magog) Avrupa’daki inanışa göre dünyanın en doğu ucunda (bazılarına göre Kafkasya’da) yaşayan insan yiyen korkunç yaratıklar///
Yecüc ve Mecüc’ün Türkler olduguna dair müslümanlar arasinda bir inanç da var. Ayrica Muhammed’in Türkleri kasteden hadisleri…
Pek barışçı degiller.
///Sanatı, kültürü, mimarîsi ile de Doğu Batı’yı kıskandırıyordu. Hamamları, kahvesi, nargilesi, zengin mutfağıyla Osmanlı ne Vikinglere ne de diğer yağmacılara benziyordu.///
dogrudur ama hangi ‘baris zamaninda’?
Bence Avrupa’lıların daha ziyade Anadolu’ya karşı ikiyüzlü bir yaklaşımları var, bu tarihte da böyleydi.
Halikarnas Balikçısının Anadolu, Türklük ve Avrupalıların bakışı hakkinda yazdıkları:
“Mısır araştırmaları ayrı tutulursa, batılı (tarih) araştırıcıların başlıca iki amacı vardı: Birisi Hellenizmi ortaya çıkarmak, ötekisi dinsel idi. Yani Hristiyanlığın İncilsel Hebru (İbrani) kültürünü ortaya çıkarmak. Anadolu’nun ise gözlerinde hiç değeri yoktu…
“Türkiye’nin ve Türkiyelilerin tarihi Türkiye’de gelmiş geçmiş koşullarca etkilenmiş ve o koşulları etkilemiş bütün etnik ve kültürel varlıkların tarihidir. Bu tarih de Anadolu’nun tarih öncesi geçmişinden göbek bağı kesilerek dipdiri ele alınır. Türkiye tarihini Selçuk ya da Osmanlı İmparatorluğu’ndan, şu sultan, bu sultandan başlatmak, onu göbek bağından değil, belinden sepetlemesine kesmektir…”
Osmanlı kültürü, Antik Anadolu’dan, Roma ve Bizans imparatorluğunun etkisi yadsınarak değerlendirilemez. Osmanlı’yı Osmanlı yapan salt ‘islam’ değildir, içinde pagan ve hristiyan öğeleri de bolca barındırır.
Hamamlar dediğiniz Bizans ve Roma uzantısıdır. Ha keza mimari de.
Camiler bile Bizans kiliselerinden bolca etkilenmiştir. Biraz sanat tarihi bilen bunları bilir. Türkler göçebe bir topluluktu geldikleri yerin
kültürünü benimseyip ona birşeyler kattılar ama mimari, mutfak vb. konularda yoğun biçimde yerli kültürü model aldıklarını söyleyebiliriz. Türk kültürü dedigimiz de Anadolu Türkünün kültüründen bahsediyorsak böyle bir ‘karışmışlık’ inkar edilemez.
(Ama bu demek değildir ki Türklerin özgün bir kültürü yok, garip olan türklerin özgün kültüründen bahsettiğiniz anda ‘ırkçı’ damgası yemeyi de göze almalısınız çünkü bu konu da bolca önyargılarla değerlendiriliyor)
Türklerle ilgili bir örnek:
“İnsanoğlu’nun ilk uygarlığı ya da öyle sanılan Sümer kültüründe Türkistan Türklerinin etkisi büyüktür. Sümerlerin eski kutsal ilahilerinde Tanrının adı Türkçe’dir:
‘lu-lu nam-mah dingir-rana’(insan tanrısının ululuğu…)
Dingir, Tanrı’dır. Ama kimi Türk ırkçıları onca aşırı davranmışlardır ki sütten ağzı yananın yoğurdu üflemesi gibi, insan uygarlığındaki Türk etkisini bile çekine çekine öne sürüyor. Ama bu da doğaldır. Çünkü Indo-Avrupaiciler ve Samiciler, aşırı Türkçülerden pek geri kalmamaktadır…”
///“İstisnasız gittiğim her yerde, bütün Türk ülkesinde kadınların ahlakı ve erdemi bizimkilerin çok üzerinde. Kıyafetleri sade, bedenleri örtülü. Ev dışındaki davranışları asla yabancı bir erkeğin dikkatini çekecek şekilde değil… [Daha sonra kendi ülkesindeki kadınlara hitaben] Ah kadın, sineni, bacaklarını açıkta bıraktığın, yabancı erkeklerin bakışlarını çektiğin hatta zina yaptığın zaman evlilik bağına sadık kaldığını mı zannediyorsun? Ya bütün bunlara göz yuman kocan?”“İstisnasız gittiğim her yerde, bütün Türk ülkesinde kadınların ahlakı ve erdemi bizimkilerin çok üzerinde. Kıyafetleri sade, bedenleri örtülü. Ev dışındaki davranışları asla yabancı bir erkeğin dikkatini çekecek şekilde değil… [Daha sonra kendi ülkesindeki kadınlara hitaben] Ah kadın, sineni, bacaklarını açıkta bıraktığın, yabancı erkeklerin bakışlarını çektiğin hatta zina yaptığın zaman evlilik bağına sadık kaldığını mı zannediyorsun? Ya bütün bunlara göz yuman kocan?”////
Bu tamamen oryantalizm. Batının doğuyu tüllerin ve baharatların uçuştuğu, sefaletin bile o romantik tablonun ayrılmaz bir parçası görülmesi. O tüller ve sefahat alemleri arasında harem kurma hayalleri, toplumda etkin bir konumda olamadığı için entrika ve dalevarenin çocuk yasta öğretildiği kendini erkeğine adamış kadın hayalleri. gizli kapaklı dönen erotizm. (eşcinsellik, köçekler şunlar bunlar Osmanlıda layıkıyla var gerçi:)
——-
özetle,
ne Selçuklu ve Osmanlı batılılarca kabul gören biçimde Anadolu’ya yapışmış, Anadolu’nun yabancısı bir ekti, Türkler de hiç bir kültürü olmayan Barbar bir topluluktu,
ne de Anadolu tarihi 1071’de başlıyordu. Anadolu, milattan önceki binyıllarıyla Anadolu’ydu.
(Avrupa’nin Anadolu’yu algılayışı çok çok kapsamlı bir konu eger merak ediliyorsa Hellenizm ve Anadolu kültürü hakkandı bir yazı yazılabilir.Çünkü Avrupa, kendini Hellenizmin mirasçısı olarak görmekte…)
Yazan:Gülcin Kacar Tarih: Kas 23, 2007 | Reply
Biz Türkler neden bu kadar dünyanın bizden korkmasıyla övünürüz anlamış değilim.
Her halde övünecek başka şeyimiz yok.
Yazan:TT Tarih: Kas 23, 2007 | Reply
Bu yazıdakinin aksine Avrupa’lı daki yoğun Türk korkusu,nefreti ve önyargısının son yüzyılda ortaya çıktığını biliyorum..
Bunda tarihçi Arnold Toynbee’nin yazdığı tarihin okutulması bütün Avrupa üzerinde etkili oldu.
Halbuki çağlar boyunca Avrupalılar Osmanlı’ya hep hayranlıkla ve bir parça aşağılık duygusuyla bakmışlardır.
Bunu reform öncülerinden Martin Luther’de itiraf ediyor ve 16.yy da sıradan bir Avrupalı’nın gözünde Osmanlı devleti “adaletin olduğı yer” olarak görülüyordu diyor…
Şu anda ise işler tersine dönmüş durumda
biz Avrupa’ya adaletin olduğu yer olarak bakıyoruz…
Yazan:arif Tarih: Kas 23, 2007 | Reply
Mehmet bey, yıllarca yokmuş gibi yapılan, görmezlikten gelinen ve insanlık hafızasından silinmeye çalışılan büyük bir uygarlık tarihimiz var. Bununla övünmek ırkçı bir milliyetçilik de değil üstelik. Yazınız çok anlamlı şu sıralarda. Nasılki İstanbulu aldığında, Troyalı Hektorun öcünü aldım diyen Fatihin, Ortodoks kilisesinden sonra Roma Katolik kilisesinide uhdesine almak için Roma üzerine doğru yönelmesiyle, Papanın panik içinde bir manevrası yazdığı mektup. İhtimal latince yazılmış olan bu mektubu Fatihin tercümansız okuduğuda bilinmelidir.Bugünde Türkler batıda daha bir anlayış ve övgü görecek kaçınılmaz olarak. Asya ve Doğunun Batıya olan geri kalmışlığı, yerini ciddi bir rekabet potansiyeliyle değişiyor. Bu durumda Batı Türkiyeyi yanında tutma gayretini artıracaktır kaçınılmaz olarak. Silinen hafızaların tazelenmesi ile, korkudan ve korkutmaktan değil kültürlerin bizimsenmesinden beslenen bir kapsayıcılığımız olduğunuda kavrayacağız. Hem batılı, hemde doğulu olmanın ayrıcalığını bu zengin tarihimize borçlu olduğumuzuda unutmayalım. Batılı yan ile doğulu yanımızı ince ve uzun bir çizgide denge halinde tutmayı becerebilmeliyiz diye düşünüyorum.
Yazan:Rumuzyok Tarih: Kas 23, 2007 | Reply
Türklerin övünecek başka şeyleri de var tabii. Ama Türkiye kendi tarihini askeri bir eksende kurmayı tercih etti.
“Biz Türküz, ezeriz, yeneriz, dünyayı fetheriz, kimse bize bir şey diyemez, biz çok güçlüyüz” temel felsefe bu…
Viril bir toplum burası :)
Yazan:TT Tarih: Kas 23, 2007 | Reply
rumuzyok “Biz Türküz, ezeriz, yeneriz, dünyayı fetheriz, kimse bize bir şey diyemez, biz çok güçlüyüz” temel felsefe bu…
Bu tür sözler birer telkin ve bir şeylerin eksikliğinden kaynaklanıyor olmalı.
Yani cumhuriyetin kuruluş devirlerinde Atatürk tarafından ifade edilen “Türk milleti zekidir,çalışkandır” yada sizin dediğiniz kahramanlık edebiyatı yorgun,yıpranmış,batı karşsında ezilmiş bir topluma cesaret vermeye yönelik sözlerdi…
Hala bu edebiyat devam ettiğine göre pek bir işe yaradığı söylenemez…
Yazan:Rumuzyok Tarih: Kas 23, 2007 | Reply
Bence, bu Cumhuriyet döneminin ürünü olmaktan ziyade Osmanlı modernleşmesinin askeriye üzerinden yürümesinin eseri. Prusya/Almanya etkisi. Bir yerde okumuştum: Osmanlı ordusunu modernleştirmek için gelen Alman subaylarından birisi bu “ordu-toplum” tezini ortaya atıyor.
Öte yandan Türklerin tarihten gelen nevrotik bir korkuları var. Şöyle ki: Türkler yakındoğu’nun otoktan/yerli halklarından değiller. Fütühatla buralara yerleşmişler. Yunanın/Ermeninin elindeki toprakları fetih ile alıp yerleşmişler. Osmanlı yıkılış dönemine girip de elindeki toprakları birer birer kaybedince, “eyvah anadolu’da elimizden çıkacak, bizi Arabistan’a Asya’ya sürecekler” korkusu hakim olmuş. Bu kadar “güçlüyüz, ezeriz” edebiyatı Türklerin düşmanlarına korku salmaları ve bu topraklarda kalıcı olduklarının kendilerine göre tasdiki açısından önemli.
Yazan:Rumuzyok Tarih: Kas 23, 2007 | Reply
Yani olay biraz da, Türk’ün korkusu :-)
Yazan:snowqueen Tarih: Kas 24, 2007 | Reply
Osmanlı hakkında başka bir şeyler söylemek istemek müslüman mahallesinde salyangoz satmak gibi oluyor sanırım.
Osmanlı inatla köklerinden kopartılarak ele alınmak isteniyor,
ya yadsınıyor ya da ‘altınçağ’ muamelesi yapılıyor.
Bu anlayışla hiç biryere varılamaz.
‘görülmek istenmeyen tarih’ Anadolu’nun bütünüyle tarihi.
Avrupa olan ilişkilerimizin kökeni burada.
ama herkes kendi ideolojik penceresinden baktığı için ‘objektif’ olunamıyor maalesef!
Yazan:Rumuzyok Tarih: Kas 24, 2007 | Reply
@Snowqueen
Siz Mavi Anadolucu tezlerine yakın mısınız?
Türkiye Türkleri kendi tarihlerini, dünyayı fethe çıkmış bir Asya kökenli kavmin Anadolu’daki macerası olarak öğretiyorlar. Bu yüzden sizin hayal umduğunuz şekilde, Türkiye kültürünün Bizans, Roma, Mezopotomya ile bağlantılı ve süreklilik içinde algılanması zor.
Eğer, Rumlar ve Ermeniler gönderilmeseydi, bu sentez çok daha kolay olurdu.
Yazan:Rumuzyok Tarih: Kas 24, 2007 | Reply
“hayal” kelimesini silmeyi unutmuşum, siz düzeltin lütfen editör.
teşekkürler
Yazan:snowqueen Tarih: Kas 24, 2007 | Reply
@Rumuz yok,
Eğer “Türkiye Türkleri kendi tarihlerini, dünyayı fethe çıkmış bir Asya kökenli kavmin Anadolu’daki macerası olarak öğretiyorlarsa”
Mavi Anadolucu tezlere yakın olurum daha iyi.
Eğer insanlar içinde yaşadığı toprakları ‘ben şu tarihten başlatmam şundan başlarım, ben şunu yadsırım şunu öne çikarırırm’ anlayışında görmeye çalışmasalardı, Rum ve Ermeni’lerin bu toprakların çocukları olduğunu anlarlardı.
Yazan:Rumuzyok Tarih: Kas 24, 2007 | Reply
Zaten Rum ve Ermenilerin Anadolulu halklar olduğunu biliyorlar, tam da kabul edemedikleri bu…
Mavi Anadolucuların yaptığı, Anadolu’nun mirasından birazcık da Türklere pay çıkarmak esasında; günümüz Türkiye kültürü ile geçmiş arasındaki devamlılığı vurgulamak.
Yazan:snowqueen Tarih: Kas 25, 2007 | Reply
@Zaten Rum ve Ermenilerin Anadolulu halklar olduğunu biliyorlar, tam da kabul edemedikleri bu…
bunu kabul edemeyen Mavi anadolucular mı demek istiyorsunuz?
Bunu anlayamadım.
‘Günümüz Türkiye kültürü ile geçmiş arasındaki devamlılığı vurgulama’ fikrini ‘Günümüz Türkiye’sinin geçmişle bağlarını bıçakla kesme fikri’ne yeğlerim yazdığım gibi.
Tabi ‘hititler türk müydü?’ gibi bir anlayıştan bahsetmiyorum…
Yazan:Rumuzyok Tarih: Kas 25, 2007 | Reply
@Snowqueen
Türk milliyetçilerini kastediyorum. Ayrıca anadolucu da olamazlar, olmak istemezler; daha emperyal bir vizyona sahip oldukları için..
Yazan:ogün Tarih: Ara 31, 2007 | Reply
arkadaşlar hepimizin içinde yunan-ermeni- kısaca rum kanı vardır. Biz buraya göç ettiğimizde yerli halkı katletmedik, sürmedikte yani büyük çaplı bir göç olmadı. Öyleyse bu insanların büyük bir kısmı zamanla müslümanlaştı-türkleşti ve çoğumuzun kökenini oluşturdu tabi türklerle birlikte. Yoksa -en azından- belli bir bölümümüz çekik gözlü olurdu.(?) Eski minyatürlere bakmak yeter hep çekik gözlü olarak resmedilmişizdir. Bir de bunun üstüne balkan halklarıyla karışmışları ekleyin (ki 15-20 denir hep) tam bir çorbayız aslında hangi ırkı ararsan var :D
Yazan:KÜRŞAT Tarih: Nis 30, 2008 | Reply
Asırlardır bu ülkenin gerçek varislerine türklere hep işgalci gözüyle bakılmıştır.Bu ülke 1000 yıllık türk yurdu değildir.40000 yıllık bir türk yurdudur.bunu söyleyen bir alman bilim adamıdır.ne barbar yunanlıların nede barbar ermenilerin memleketidir.yunanlılar anodoluyu asırlarca sömürmüştür.bizans adı altında.anodoluyu hiç bir zaman yurt yapamamışlardır.bu ermeniler içinde aynı.bu ülkeyi karış karış yurt yapan türkler ve kürtlerdir.yerli türk adı alan yunanlı ve ermenilere duyurulur.heredotun kitabında bile bir zamanlar anodolu ve yunanistanın sahibi ural altay kökenli bir türk kabilesi
tarihi fazla kurcalamayın için için böyle sinir olursunuz
Yazan:KÜRŞAT Tarih: Nis 30, 2008 | Reply
osmanlı yüzyıllardır türkleri hep ezmiştir.hristiyanlara hoşgörülü davranıp onları zengin edebildiği kadar zengin etmiştir.bugün ermeni rum yahudiler ne kadar zenginse hep bu osmanlının eseridir.hristiyanlara gösterilen hoşgörü müslümanlara gösterilmemiştir.yıllarca müslüman! devsirme başbakanlarla(vezirazamlarla)türkler daima ezilmiştir.horlanmıştır.çingene denilmiştir.osmanlıyı o güce ulaştıran türklerdi ama onlar gavuru türke tercih etmiştir.
Yazan:KÜRŞAT Tarih: Nis 30, 2008 | Reply
ogün arkadaş sen rummusun ermenimin bilemem ama söylediğin ifadeler yanlış.bunlar papanın avrupanın söylediği yalanlar zorla türkleştirilme palavraları. elhamdülillah hepimiz türküz müslümanız