Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Ya sevdirin ya da siz terk edin bu ülkenin idaresini! »

Irkçılar ve devletçiler hiç bıkmadan tekrar ediyorlar: “Ya sev ya terk et! Ya sev ya terk et!”. Veya buna benzer yeni sloganlar uyduruyorlar çözüm üretecek yerde.

Sanki mesele bir sevgi eksikliğiymiş gibi. Terör, başörtüsü yasağı, zorunlu din dersi, devletçe el koyulan Hristyan mülkleri… Bu kadar karmaşık görünen bütün sorunların tek bir çaresi var: “Ya sev ya terk et!”. Ah keşke Osmanlı imparatorluğu bu sloganları uydurabilecek kadar akıllı olsaydı da balkanları kaybetmeseydi! “Heyy Sırplar, ya sevin bu vatanı ya da Rusya’ya gidin”.

Sorun aslında tam tersi, devlet insanlara bu vatanı sevdirme kabiliyetine sahip değil. Vatan sevgisi bizde yürekten gelen bir sevgi değil sanki. Okul sıralarında ezberletilmesi gerekiyor. “Varlığım Türk varlığına armağan olsun!” Tamam da insanlara bunu yürekten dedirtecek kadar Read the rest

CHP’de açılım ve Muhammed Hatemi »

CHP Türkiye’yi bilmeyen standart Batılı siyaset bilimcinin kavrayamayacağı bir seçmen ittifakına sahip… Bir yandan büyük şehirlerin merkezinde konforlu biçimde yaşayan üst ve orta sınıfların büyük çoğunluğunun oyunu alıyor. Bir yandan da Anadolu’nun yoksullukla cebelleşen kimi ücra kasabalarından ve şehirlerin kimi varoş mahallelerinden neredeyse tulum çıkarıyor…

Tahmin edildiği gibi bu kasaba ve mahalleler büyük oranda Read the rest

Liberal düşüncenin ve Türkiye’nin geleceği »

Atilla%20Yayla%202.jpgProf. Dr. Atilla Yayla (ZAMAN)

Liberal düşünce geleneğinin insanlığın fikir birikiminin ağırlıklı kısmını kapsadığı, fikir tarihiyle ilgilenen herkesin kabul ettiği bir gerçektir. Bu gelenek üç yüz yıllık zengin bir birikime sahiptir.  
 
 Locke, Hume, Smith, Constant gibi klasik filozoflardan günümüzün etkili yazarları David Friedman, David Schmidtz, Randy Barnett ve diğerlerine çok güçlü yazarlarca temsil edilegelmiş ve insanlığın temel problemleriyle ilgili mühim tezler geliştirmiştir. Bu büyük gelenek, Osmanlı Devleti’nin son yıllarında, ülkemiz entelektüellerini de tesiri altına almış Read the rest

Kürtlerin sesi: Ne sadakat, ne terk »

Geçen sene, bir komutan edasıyla “Diyarbakır’ı istiyorum! Gereken her şeyi yapın” talimatını veren Recep Tayyip Erdoğan’ın şu sıralarda Güneydoğu’da izlediği politika anlaşılan söz konusu “gereken her şey”in içinde yer alıyor. Şimdiye kadar mitinglerde sağdan soldan itiraz eden tek tük protestocuyu fırçalayan Erdoğan, artık giderek sertleşen, erkekleşen bir üslupla “adını kullanmak istemediği” bir partiye karşı cepheden bir savaşa girişmiş görünüyor.

Öyle anlaşılıyor ki, Erdoğan DTP’yi “yenmek” istiyor ve DTP’nin yenilip, minderde kala kalacağını, artık kımıldayamayacağını, Read the rest

Müslümanlar din üzerinden servet yığabilir mi? »

İhsan Eliaçık

“Baron” kelimesi Orta Latince’de “engel” anlamına gelen “barra” dan geliyor. Fransızca’ya “barre”, İngilizce’ye de “bar” olarak geçmiş… Türkçe’de kullanılan bar, ambargo, bariyer, baraj, barfiks, barmen, baro kelimeleri de bu kökten.

Bunların hepsinde “engelleme, çevirme, bir yerde toplama” manası var. Hatta bizde Erzurum ve Artvin yöresi halk oyunlarına Ermenice’den geçen Read the rest

Tarkovsky Sineması, Sanatı ve Stalker Filmi »

Andrei Tarkovsky, sinema sanatını bir avuç filmiyle tepeden tırnağa dönüştürmüş büyük bir yönetmen; sanatın ve insan varlığının amacı üzerine düşünmüş bir bilge; dış dünya ile idealleri arasındaki uyumsuzluktan muzdarip bir münzevî; bir çağdaş derviş. Bunların hangisi Tarkovsky’yi daha çok tanımlar?  

Genelde sanatın, özelde de sinemanın tepeden tırnağa profana teslim olduğu bir dönemde ortaya çıkan bir büyük sinema yönetmeni olan Tarkovsky’yi diğer tüm yönetmenlerden ayıran da profan ile kutsal arasındaki ilişkide tutunduğu tavırdır. İnsanın ruhsal bir varlık olduğunun bilincinde olan ve bu ruhsallığı ortaya koymak için sanatına hayatını adayan bir yönetmenden bahsediyoruz.   Read the rest

Ellerimizi Sevgiyle Uzatmak »

Yazar: Fatma Çiftçi

Sevgili Markar, sevgili Natali, yokluğunu Türk varlığına armağan eden sevgili Arat, karanlıklar bebeklerimizi caniye çevirmesin diye anne duyarlılığı ile kalabalıklara haykıran sevgili Rachel , “Hrazdan da umuttan sarhoş” olan sevgili Delal ve bu toprakların asli unsurları oldukları yok sayılan diğerleri;    

Muhafazakar çevrede yetişmiş bir kadın olarak kültürel arka planımız bir yığın hikaye ile tıka basa doldurulmuşken vicdan muhasebesini zorla da olsa çalıştırmayı başarabilmiş, anlatılan her hikayenin söylenen her sözün sorgulamasını yapmıştım.   

Yapmıştım yapmasına da; yıllar önce istanbul’un kalabalığında tek başıma kaybolmak istediğim o gün,  yolum Agos gazetesinin önüne düşmüştü, O kapının önünden geçerken gördüğüm tabela beni neden tedirgin etmişti hala anlamış değilim. Read the rest

Allah ile aldatanın önde gideni »

İhsan Eliaçık

Rahmetli babam hep “Bel’amların şerrinden muhafaza eyle Ya Rabbi…” diye dua ederdi. “Bel’am kim ki?” diye sorduğumda “Allah ile aldatanın önde gideni” derdi… Böylesi duaları dinleyerek büyümüş olmamdan olacak “saray ulemasından” oldum olası hiç hazzetmem.

Gel gör ki Allah ile aldatanların şahı olan “Bel’am” konusunu ne cami vaazlarından, ne de ilahiyat kürsülerinden pek duyamazsınız. Kur’an’da esaslı bir şekilde ele alınan bu karakter neredeyse unutulmuş, unutturulmuştur.

Ama bunun böyle olması konuyu bizim de unutacağımız veya unutturmaya çalışacağımız anlamına gelmez, değil mi? Read the rest

“Alevidir ama iyi insandır” »

Türkiye’de yaygın bir söylem vardır. Bu söyleme göre, milletimiz barış ve kardeşlik duyguları içinde yüzyıllardır yaşayan bir toplumdur. Fakat ülkemizi bölmek isteyen dış mihraklar aramıza sürekli nifak sokmaktadır…

Başka bir ülkeye nifak sokmak isteyen mihraklar hep var olacaktır. Düzgün bir devlet, nifak sokulabilecek toplumsal zemini kurutabilen bir devlettir. Ortada zemin yoksa hiç kimse hiçbir şeyi de kışkırtamaz… Read the rest

Al aşkını ver beni (Sadık Yalsızuçanlar) »

“Aşk insanın hallerinden bir haldir ve bu dünyaya gelişindeki o saf, yalın haline doğru bir sıçrama imkanıdır. İnsanın yaşamında üç şey habersiz gelir : Doğum, ölüm ve aşk. Nasıl doğumla yeni bir aleme geliyorsak, ölümle de yepyeni bir alemin kapısını aralıyoruz. İşte bu iki sessiz belirsizliğin arasında , insanı kayıtlı ve sınırlı olduğu yatay düzlemden aşkın olana doğru yükselten bir imkandır aşk. Aşk, tüm bağları yıkarak kendi bağlarını kurar. Acısı süreklidir , paylaşılamaz ve sürekli çoğaltır kendini. Aşk sırlardan bir sırdır, belki ‘Sırların Sırrı’ndan bir haberdir. ‘Al Aşkını ver Beni’ diyen ,Sevgili karşısında , aşk uğruna kendi kişisel algısını sildiği için pişmandır ve ‘ben’ini geri istemektedir. Oysa Read the rest