Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Kieslowski Sineması ve Dekalog »

Andrzej Wajda, Andrzej Munk, Krzysztof Zanussi, Roman Polanski gibi büyük yönetmenler yetiştirmiş Polonya sineması, kendisine has bir ekol oluşturmuştur. Krzysztof Kieslowski de işte bu ekolden yetişmiş, dünya sinemasına çok önemli başyapıtlar kazandırmış büyük bir yönetmendir. “Weronika’nın Çifte Hayatı”, “Üç Renk (Mavi, Beyaz, Kırmızı)” ve “Dekalog” en çok bilinen eserleridir.

Üç Renk ismini Fransız bayrağının renklerinden alır. Eşitlik, özgürlük ve kardeşlik olarak simgelenen bu renkler Fransız Devrimi’nin de  ilkeleridirler. Mavi, Beyaz ve Kırmızı’da üç değişik hikaye anlatılır. Ancak bu hikayelerin ortak noktası, insanlığın ortak sorunları olan Read the rest

Türkiye’de kim neden darbe yapar? »

Yazar: Emre Er

Doğal seyrinde her üst yapı bir alt yapının sonucu olarak ortaya çıkar. Bir üst yapı kurumu olan parlamento batı demokrasilerinde burjuvanın iktidara ortak olmak için kullandığı bir araçtır. Çok sonradan modernleşmeye çalışan Türkiye’de ise hiçbir sosyoekonomik alt yapısı olmaksızın bürokrat sınıf tarafından kurulan parlamento yine aynı elit tarafından kapatılagelmiştir.   Read the rest

Süt (Film): Endüstrileşmeye Direnen Sanat »

Sanat, gün geçtikçe kültür endüstrisinin isteklerine teslim olurken, sinema da bundan nasibini alıyor. Bir sanat formu ve düşünmenin bu yüzyıldaki zorunlu biçimlerinden birisi olarak sinema sanatı da bu değişimden etkileniyor. Seyircinin istediğini verdiğini iddia eden sinema filmleri ağırlığı oluştururken, bir tür çürümenin de görünür hâle geldiğini söyleyebiliriz. Seyirciyi tek tip Read the rest

Laiklik: Kültürel ve dinsel bir şizofreni »

Türkiye’de lâiklik kavramı üzerine tartışmalarda genelde iki farklı anlayış öne çıkıyor. Bunlardan birincisi lâikliği bir yaşam biçimi haline getiren ve bu yaşam biçiminin bireye ve kamusal alana da dayatılmasının modernliğin gereği olduğunu savunan görüştür. İkinci görüş ise, Türkiye’deki lâikliğin, demokrasinin ileri düzeyde olduğu ülkelerde anlaşıldığı şekliyle anlaşılmadığı, bu sebeple de lâiklik tanımının Batı devletlerinde anlaşıldığı şekliyle belirlenmesi gerekliliğini öne süren görüştür.

Bu yazı, bu görüşleri sırasıyla ele aldıktan sonra, her iki görüşün de dışında bir yerde duran başka bir anlayışı tartışmaya açmak amacını güdüyor. Read the rest

En çok “sevilen” yazılar… »

Sitemize kurduğumuz bir eklenti sayesinde makalelerimizin erışilme/okunmasını anında takip edebiliyoruz. Daha doğrusu okundukça, yorum alıp tartışıldıkça, başka makalelerden referans verildikçe bir yazının “populerlik” katsayısı yükseliyor.

 Derin Düşünce sitesi açıldığı günden beri takip ettiğimiz bu popülerlik listesinin ilk 10 yazısını her an sol kolonda görebilirsiniz. Ancak şimdiye kadar yayınladığımız 767 yazıdan henüz ilk 10’a girmemiş olanlar arasında da “kıyasıya” bir mücadele devam ediyor. İşte sitemiz açıldığı günden beri en çok okunan, tartışılan, sevilen, bazen de kimbilir… nefret edilen 50 yazı ve tartışma. Bunlardan birinci olan 70 binden fazla okundu. Sıralamanın en altındakiler ise 4 bin – 5 bin arasında.  Read the rest

Şerefli Türklerin torunları mıyız? »

Bugün (10 Aralık) Dünya İnsan Hakları Günü. Geçen hafta ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi utanç verici bir karara imza attı… İki Fransa yurttaşı Müslüman öğrenci jimnastik derslerine başörtüleriyle alınmamıştı. Öğretmenleri başörtülerini çıkarmaları için ikaz etti. Kızlar, çıkarmak istemediler. Esma Nur ve Belgin Doğru bu sebepten okullarından atıldılar… Fransız iç hukuk süreci, bu atılma kararını haklı buldu. Başörtüsüyle okuma hakkı talep eden kızla son umut olarak Read the rest

Cam Fanus İnsanları »

Yazmak da yaşamak gibi zor zanaat. Cesaret istiyor, yürek istiyor. Hiç korkaklara göre değil. Üstelik kısa süreli bir kahramanlık işi de değil. Hani var mı bana yan bakan diyerek nara atacak, meydanlara fırlayacak sonra da yediği bir iki tokatta ana kucağına koşacak hassas ruhlar hiç çıkmamalı er meydanına.
 
 Bir kere yazmaya karar vermişsen, üstelik yetinmeyip yazdıklarını insanlarla paylaşmaya başladıysan, alabildiğine kırılmayı da göze almışsın demektir. Yazan kişi kabuğu kırılmış istiridye misali savunmasız. Daha önce görmediği fark etmediği bir dünyanın canlıları ile bir anda Read the rest

Kurbanın Metafiziği »

Her kurban bayramı Türkiye’de kurban tartışmaları başlar. Hemen her kesimden, insan tartışmada taraf olur. Öyleleri vardır ki, hiç inanmadıkları bir dinin bir ibadetine yönelik ahkâmlar kesmekte hiç sıkıntı duymazlar.

Dindarlar arasında da çeşitli şekillerde tartışılan kurban ibadeti üzerine bir yazı yazma niyetine girdiğimde, aklıma Leyla İpekçi’nin “Başkası Olduğun Yer” adlı romanında kurbanla ilgili bölüm geldi. O kadar güzel anlatıyordu ki kurban ibadetini, o bölümü Read the rest

Değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen cumhuriyet! »

Etyen Mahçupyan

İnsanlık tarihinin bizlere öğrettiği çok basit bir kural var… Toplumlar kaçınılmaz olarak süreklilik arz eden bir zihniyet değişimi içinde var oluyorlar ve söz konusu zihniyet tüm toplumsal yaşamı belirleyen bir altyapı oluşturuyor. İdeolojiler, alışkanlıklar, kurallar ve gelenekler hep bu zihniyet çerçevesinin Read the rest

Şapka Kanunu’na muhalefetten Asılan Kadın »

“Şapka Kanunu’na muhalefet ettiği gerekçesiyle idama mahkum olanlar arasında bir kadından da söz edilir. Bu, bohçacılık yaparak hayatını kazanan ve “Şalcı Bacı” diye tanınan bir kadındır. Gazeteci Nimet Arzık, bu olayı duyduğunda bir hikaye yazdığını ve adını “Şalcı Bacı Asılmağa Gidiyordu” koyduğunu anlatır. Nimet Arzık, Şalcı Bacı’nın “Şapka Kanunu’na Muhalefet suçundan asılacağı” kararına şaşırdığını, “candarmalar” onu iterek götürürlerken “Kadın şapka giye ki asıla?” diye sorarak geçtiği yollardaki “donuklaşmış” insanların içlerini kabarttığını da ifade eder.

Şalcı Bacı’nın “Kadın şapka giye ki asıla?” şeklindeki safça şaşkınlığı yansıtan sorusunu Nimet Arzık şöyle cevaplandırır[…]”

DerinSular’dan okumak için