Norşin Köyü’nün Sıradışı Kızı »
By Özlem Yağız on Haz 10, 2009 in İnsan, Kemalizm, Kürtler, Laiklik, Ulus-Devlet, vicdan | 9 Comments
Rüzgarlı bir Haziran günü Fatih Camisi’nin avlusundan onu böyle uğurlayacağım hiç aklıma gelmemişti. Ağızların tadını kaçıran ölüm şu an ne kadar da sahici. Dostum, hayran olduğum kadın, gençliğimin bir parçası şimdi bu tahtaların altında.
Biliyorum seni çok özleyeceğim. Biliyorum çok ağlayacağım ardından. Uzun zaman adın her anıldığında bir yumruk oturacak boğazıma. Bir sürü kararlar alacağım. Bir sürü planlar kuracağım kalan ömrümü daha anlamlı kılmak için. Üstelik şimdiden biliyorum hepsini unutacağım. Ölümün acı tadını, bu avluda ne kadar ağladığımı, tüm o deli bozuk hallerini… Bir sürü şey olacak hayatımda. Acı, tatlı, anlamlı, anlamsız, gözümdeki yaşlar kuruyacak. Bir arada geçen zamanların acı tatlı anıları yüzümdeki çizgilerin sayısı artarken silikleşecek. Kısa bir süre de olsa beni sona eren bir hayatın karşısında sallayan, çaresizliğimi tokat gibi yüzüme çarpan bu duygular daha cenazen toprağa verilmeden hayatın gündelik kaygıları ile birleşip yüzünde riyakar bir hüzün ile ihanet edecek kalbimi acıtan yas duygusuna. Asla unutmayacağım denilen neleri unutturmamıştır ki hayat insana…
Bak şimdiden dört yıl oldu bile sen vefat edeli. Ve ben dün gece çok zorladım hafızamı neler konuşmuştuk son görüşmemizde hatırlayayım diye. Sonra çok şeyi hatırladım da en çok bir tanesi yer etmiş aklıma. ” Ben hep ölüm korkusu ile yaşadım Read the rest












