Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Yeraltından Notlar / Dostoyevski »

 ”Çağımızın bütün aydınlarınınki gibi bende de hastalıklı bir zihin gelişimi vardı. Bu aydınların tümü de birbirinden mıymıntı, bir sürünün koyunları gibi birbirinin aynıdır. Belki de dairemizde emek verenlerin içinde yalnız ben aydın olduğum için, kendini ürkek, köle ruhlu duyumsayan tek kişi de bendim. Yalnız duyumsamak olsa yine iyi, ben gerçekten köle ruhlunun, korkağın alçağın biriyim. Çağımızda aklı başında olan her insan korkaktır, köle ruhludur ve ne yazık ki böyle olmak zorundadır.”

”Bizler hayata olan alışkanlığı kaybettiğimiz, topallaya topallaya yürüdüğümüz için, yazdıklarım etkili olacak. Bizim hayata karşı duyduğumuz yabancılaşma, canlı hayattan tiksinecek, onun ismini bile duymak istemeyecek derecededir. Üstelik bu canlı yaşamı, bir iş gibi, bir görev gibi kabul ediyoruz ve onu kitaptan öğrenmeyi daha üstün olarak tutuyoruz.”

 

… e-kitap okumak için…

Roman nedir? Nasıl Yazılır?

Roman nedir? Tarif dahi edilmesi zor bir kavram. Sanatçının İnsan’a bakışını, toplumla kurduğu ilişkiyi yansıtır sanat eserleri. Bu sebeple sanat her çağda yeniden icad edilir. Ünlü yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi: “Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu bilmektir, Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek açıklaması değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir.” Okuyacağınız bu eserle romanlarından da tanıdığınız değerli yazarımız Suzannur Başarslan Roman’ın derinliklerine giden bir seyahate davet ediyor sizi. Zaman’ın kullanımı, olay örgüsü, mekân, dil, üslup ve daha bir çok temel kavram edebiyatın dev isimlerinden örneklerle irdeleniyor. Buradan indirebilirsiniz. 

 

Şiirlerim, Öykülerim / Cemile Bayraktar

İnsan ya zevkten yazar ya dertten yazar. Ama insan bazen dertli olduğunu kendi bile bilmez, derdini ve zevkini kendi yazar ama farkında değildir, derdini de, şevkini de bazen kendi yazmamışçasına, yazdığından okur, insanın kendinde bilmediği yansımıştır yazıya, insan dertten yahut zevkten yazarken herkes kadar kendini okur. İnsan önce kendi için yazar. O vakit yazdığı aynası olur. Buradan indirebilirsiniz.  

 

Öyküler (Suzan Nur Başarslan)

“…Benim öyküm bir rivayetten ibaret, bu yüzden benden miş’lerle bahsediyor diğerleri. Beni, yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılıyorlar. Sorsalardı bana, derdim ki, beni yaşamadığım sandıkları kocaman bir hayatı geri çevirmekle yargılayanlara, evinden ayrılmayan/ayrılamayan, öyküsünü değil, hayallerini anlatır elbet, ya da masalları. Oysa bilmek yaşamak değildir her zaman, yaşamanın bilmek anlamına gelmeyeceği gibi her daim. Gözlerimde; bir şeyler yaşamış olanların, yaşamadıklarını sandıklarına olan o kendini beğenmiş, o her şeyi bilen bakışına rastlayamazsınız bu yüzden…”

Son romanı Bela’dan da tanıdığınız DD yazarı Suzan Nur Başarslan’ın öykülerini derlediği bu kitabını ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Söz yıkar şiir imar eder

İncitmeden söylemek istersin ama söz incitir bazen. Ağlatmak istersin bazen ama söz ağlatmaz. Bazen sesini sözle duyurmak istersin ama duyulmaz. Bazen birsindir, bin olmak istersin söz yetmez. Sözün söz; kelimenin kelime olarak kaldığı anlar bazen yetmez, bazen tam aksine düşer, öyle zamanların sihri sadece şiirdir… Tahran’dan, Washington’a; Beyrut’tan, Tokyo’ya; İstanbul’dan Şam’a; Paris’ten Kazablanka’ya; Filistin’den Keşmir’e kadar uzatabilir kollarımızı şiir, tel örgülere, mayınlı topraklara, kırmızı çizgilere mahkûm etmeden beşeri, uzanır uzanabildiğince…Buradan indirebilirsiniz.

Uzay ne kadar büyük? »

| izlesene.com

Mesnevî’de Padişah-Cariye kıssası »

Figüratif resim sanat mıdır? »

  “…[Eserlerimin] temelindeki fikirler bizi çevreleyen dünyanın ahengi karşısındaki hayretimi ve hayranlığımı yansıtıyor. Hayret edebilen bir mucizeyi idrak eder…” (Ressam Maurits Cornelis Escher)

Geçen bölümde kâmil Sanat’ın görünen değil okunan bir sanat olduğunu tespit ettik. Yani gözle görülen renk ve şekiller göz yoluyla bakan insanların aklında ve kalbinde yankılar uyandırmalıdır. Üstelik bu yankılar reklâm ya da siyasî propagandanın aksine bakanın hürriyetine yani insanlığına hürmet etmelidir. TEK bir mesaj HER insan tarafından AYNI şekilde anlaşılıyorsa ona sanat denilemez. Bu bağlamda bir trafik tabelası, mangalda cozurdayan sucuk ya da dondurma yalayan bir insan fotoğrafı sanat sayılamaz. Bunlar pratik ya da ticarî amaçla kullanılan “faydalı” resimlerdir. Sanat değildirler.

figuratif_sanat_islam

 

 Her resim sanat değildir

Batı sanatı hayranlarını incitecek belki ama… Bu derinlikte bir manâ arayınca Paris’te, Londra’da, New York’taki müzeleri dolduran bir çok yağlı boya tablo Sanat kavramının dışına çıkıyor. Meselâ Venedikli zengin ailelerin ısmarladıkları portreler. “Parası neyse vereyim, gel babamın / karımın yüzünü çiz, hatıra kalsın” kaygısıyla[1] yapılan bir yüz tasviri sanat olamaz, isterse 300 yıllık olsun.Tarihi kıymeti olabilir, o devrin yaşam tarzını yansıtabilir, muhafaza edilmedilir tabi ki. Kıyafetler, tablodaki semboller sanat tarihçilerine çok şey anlatabilir. Ama o tabloya “sanat” denilemez zira bakanın gözündeki bir mânâya işaret etmez bu resimler.  Unutmayalım ki fotoğraf makinesinin icadına kadar imaj Avrupa’da çok zor bulunan, nadir ve kıymetli bir şey. Bir çok insan sadece kiliseye veya zengin insanların evlerine gittiğinde bir imaj görebiliyor. Bir tasvir gördüklerinde hayranlıkla seyrediyorlar. [2] Böyle bir ortamda imaj bir propaganda aracı. Politik veya dinî mesaj vermeye yarıyor. 

 Venedik, Amsterdam ve Viyana gibi büyük sermaye birikimi olan Avrupa şehirlerinde insan tasvirleri önemli roller oynuyorlar. Meselâ Medici gibi güçlü ve entrikacı aileler halka iyi görünmek ve iktidara karşı desteklenmek istiyorlar. Bunun için kilise vs yaptırıyor ve içine kendi resimlerini koyuyorlar. [3] Tabi İncil’den alınmış sahnelerde, Hz. İsa (a.s.) ve havarilerle birlikte yemek yerken! Onun için bir çok tabloda ilk Hristiyanları (ki aslında Yahudi idiler) asıl giysileriyle ile değil Venedik kıyafetleri içinde, kılıçlarla, miğferlerle görüyorsunuz. Bunlar elbette anakronik tasvirler, birer parodi, birer karikatür adeta. Düşünün meselâ İstanbul’a büyük bir cami yapılmış, içinde bir resim: Koç veya Sabancı ailesinin fertleri takım elbiseyle, Mekke’den Medine’ye hicret ediyorlar veya Bedir’de,  bir ellerinde kılıç, ötekinde bir cep telefonu!

 Çok komik ama o devirde Avrupa’nın atmosferi Read the rest

Ayrılık Ölümden Beter! »

 

… Bu konuda okumak için…

Derin İnsan

“Düşümde bir kelebektim. Artık bilmiyorum ne olduğumu. Kelebek düşü görmüş olan bir insan mıyım yoksa insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi?” (Zhuangzi, M.Ö. 4.yy)

“Ben” kimdir? İnsan nedir? Hakikat’in ne tarafındayız? Hiç bir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde nasıl bilebiliriz bunu? Zekâ, mantık ve bilim… Bunlar Hakikat ile aramıza bir duvar örmüş olabilir mi? Freud, Camus, Heidegger, Kierkegaard, Pascal, Bergson, Kant, Nietzsche, Sartre ve Russel’ın yanında Mesnevî’den, Mişkat-ül Envar’dan, Makasıt-ül Felasife’den, Füsus’tan ilham alındı. Hiç bir öğretiye sırt çevrilmedi. Aşık Veysel, Alfred Hitchcock, Maupassant, Hesse, Shyamalan, Arendth, Hume, Dastour, Cyrulnik, Sibony, Zarifian ve daha niceleri parmak izlerini bıraktılar kitabımıza. Buradan indirebilirsiniz.

Karamazov Kardeşler / Dostoyevski »


“… Bu gururlu bir adamın verdiği kesin karardan doğan bir acıdan başka bir şey değil. Çok vicdanlı bir insanmış. İnanmadığı Tanrı ve gerçek, artık hâlâ direnen, hâlâ boyun eğmek istemeyen varlığına hakim olmuştu. Alyoşa başını yastığa koyduktan sonra zihninden ‘evet madem Smerdyakov öldü, artık İvan’ın ifadesine kimse inanmaz. Öyleyken gene de gidip açıklamada bulunacak” diye bir düşünce geçti. Hafifçe gülümsedi: ‘Tanrı onu yenecek’diye düşündü. O zaman İvan, ya gerçeğin ışıkları altında yeni bir hayata kavuşacak, ya da…nefret içinde kendisinden de, inanç duymamasına yol açanlardan da intikam ala ala yok olacak […]
İşte o böcek benim, kardeşim, o şiirde benden özel olarak söz edilmiştir. Hem biz Karamazov’lar hepimiz aynıyız. Senin içinde de, senin gibi bir meleğin içinde dahi böyle bir böcek yaşıyor; damarlarındaki kanın köpürmesi bundandır. Bunlar gerçek fırtınalardır. Şehvet fırtınası basit bir fırtınadan daha şiddetlidir. Güzellik korkunç, feci bir şeydir. Korkunçtur, çünkü tanımlanamaz, tanımlanamaz çünkü Tanrı bize yalnız bilmeceler vermiştir. Şurada kıyılar birbirine bitişir, şurada ayrılıklar bir arada yaşar. Ben çok cahilim ama, bütün bunları çok iyi düşündüm. Korkunç denecek kadar çok sır var…Güzellikmiş! bundan başka herhangi bir insan Read the rest

İngiliz besteciler neden artık böyle müzik yapamıyor? »

When I am laid, am laid in earth, may my wrongs create
No trouble, no trouble in, in thy breast.
When I am laid, am laid in earth, may my wrongs create
No trouble, no trouble in, in thy breast.
Remember me, remember me, but ah!
Forget my fate.
Remember me, but ah!
Forget my fate.
Remember me, remember me, but ah!
Forget my fate.
Remember me, but ah!
Forget my fate.

Endüstri devrimi yüzünden mi motor sesini andırıyor onların müzikleri? Sözgelimi:

I want to hold your hand
I want to hold your hand
I want to hold your hand
I want to hold your hand

Gıybet »

Yine Tiryandafilya »

 Tiryandafilya 

Dün gece en son oturduğumuz o mermer masanın başında uzun süre durdum az önce. Geceki o fırtınadan ve yağan vahşi yağmurdan sebep tarumar olmuş oralar. İkimizin oturduğu o iki tahta sandalyeye baktım ve ne şekil oturduğunu, neler konuştuğunu, nelere güldüğünü, ne zaman kalktığını tekrar hatırladım. Diğer oturanlar mı? Hafızamda hiç yer etmeyen suya yazılmış yazılar onlar. Gelişlerinin manasız, gidişlerinin farkında olmadıklarımdan bahis bile açmak beyhude bir ameliye benim için. Onların orada nasıl alçakça bir merak için olduklarını anlamayacak kadar ahmak mıyım? Neyin peşinde olduklarından imanım kadar eminim; Ama onların hisselerine düşen bu hayatta koskocaman bir hayal kırıklığı. Adına aşk dedikleri şeyin, etin ete hasreti olduğundan bile bihaber bir tayfa. Onların benim gibi, güzelliğini tasvir edebilecek, yollarına güller serecek, her şeyden öte, melekiyet gerektirecek bir aşkla yoğrulacak tıynette olmadıklarını sen de biliyorsun, ben de biliyorum Tiryandafilya.

Her şey ama her şey burada, bu saatte secde etmekteler güzelliğinin hürmetine Read the rest

Başörtülü kadınlara açık mektup »

Normal şartlarda bir yazı genele yazılır. Özellikle yasakçılık, baskı, şiddet, ayrımcılık gibi insan hakları ihlallerine değinen yazılar toplumsal bir sorun olduğu için hitap edilen kitle özele indirgenmez. Misal bundan birkaç ay evvel yazdığım “Müslüman bir ülkede başörtülü bir kadın olmak” başlıklı yazım bu türdendi ve genele yazılmış bir yazıydı. Müslüman bir ülkede, Müslüman kadınların nasıl “baskı, ayrımcılık ve şiddet” gördüğünü tüm yönleriyle izah etmeye çalışmıştım.

 Türkiye tarihinde, Osmanlı sonrası Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, geçmişimizle tüm bağlarımızı kopararak kendine “mutlak ihtiyaç” formu vermeye çalışan cumhuriyet kurucularının, Müslüman kadınları 1900’lerin başında “zorla” çarşaftan tayyöre geçirme çabası bugünlere kadar süregeldi ve neredeyse bir asırdır biz Türkiyeli başörtülü kadınlar olarak “baskı, yasak ve zulmün” bir şekilde mağduru olarak “asra damgamızı vurduk!”

Biz başörtülü kadınların sürekli yaşadığı ayrımcılığa gün geçmiyor ki bir başkası daha eklenmesin… Bu hafta içerisinde iki gelişme yaşandı: TED Koleji yapacağı bir münazaraya başörtülüleri almadı ve Mehmet Ali Birand “Başörtülü bir kadını çalıştırmam çünkü Read the rest