Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Nobel ekonomi ödülü mü yoksa soytarılık mı? »

  • “Nobel ekonomi ödülü” yalandır. Bir bankanın A. Nobel anısına verdiği ekonomi ödülünü “Nobel Ödülü” diye yutturup kendi menfaatlerini bilimsel bir zorunluluk gibi gösteriyorlar.
  • Ekonomi sosyal bilimlerle iç içe geçmiş bir disiplin olarak değerlendirilmelidir. Pozitif bilimler, kendi sahalarına has determinist/cebbar kurallara tabidir. Ekonomi ise sadece hammadde ve makine ile değil insanların korku ve ümitleri ile de şekillenir. Neden?
  • Bir ülkede kıtlık olmadığı halde herkes kıtlık olacağından korkmaya başlarsa insanlar bir kaç yıllık gıda stoklayabilir. Bu yüzden gerçekten bir kıtlık başlayabilir. Oysa fizik veya kimya gibi pozitif bilimlerde böyle bir şey olmaz.
  • Ekonomistler ekonomiyi fizik-kimya zannederler. Psikoloji, sosyoloji, kanaat, bereket yoktur onlar için. Ama daha da kötüsü ekonomistler mutluluk ile tatmin arasındaki farkı bilmezler. Yedikçe acıkan ve hırslanan insan nefsinin doyma noktasını ararlar.
  • Nobel (çakma) ekonomi ödülü 1969’da verilmeye başladı yani Alfred Nobel  öldükten 73 yıl sonra! (10 Aralık 1896’da İtalya’da, Sanremo’da öldü)… zaten ödülü veren Nobel ödül komitesi değil bir banka!
  • Alfred Nobel’in vasiyetine göre Nobel ödülü insanlığa büyük hizmet etmiş olanlara verilmeliydi. Nobel ekonomi ödülü alanların çoğu hayatta, %82’si Amerikalı ve hiçbir böyle bir hizmette bulunmadılar.
  • Read the rest

Geleceğin savaşları neye benzeyecek? »

  • 10 yıl içinde savaş meydanları değişecek. Daha hızlı, daha görünmez, daha zekice tasarlanmış birimler taktik ve stratejiye yön verecek. Bunlardan kısaca bahsedelim.
  • Sikorsky–Boeing SB-1 Defiant, tek eksenli çift rotoruyla “aşılmaz” hız sınırını aşacak: 460 km/sa. Muharebe menzili de %50 artıyor.
  • Lockheed Martin SR-72, insansız keşif aracı hipersonik hızlarda uçacak. (Mach 6)
  • Northrop Grumman B-21 Raider, termonükleer bomba taşıyabilen hayalet uçak; tanesi 500 milyon $. “Radardaki görünmezlik” iddiası tartışmaya açık. (Bkz. 27 Mart 199’da, Sırbistan’ın bombalanması sırasında düşürülen F-117 Nighthawk, Vojvodina yakınları.)
  • ABD deniz kuvvetlerinin F/A-XX Programı, F/A-18E/F Super Hornet ve EA-18G Growler’ın yerine insansız da uçabilen ve 30 KW gücünde lazer taşıyabilen bir uçak koymayı amaçlıyor. Read the rest

Maske / Persona / πρόσωπον/ دور »

Ne değildir?

Yüzü saklamak için rol icabı takılan cisim değil.

Nedir?

Ben’liğin bir vehim olduğunu unutmak için seçtiğimiz rol.

Neden?

Roma tiyatrolarında, sahnedeki aktörün arkasından konuştuğu maskeye ve/veya role “persona” denmesi, insana cesedinin yani cism-i natıkın gerçek Ben’lik olmadığını öğretir.  (Latince “per-sonare” kelimesi) Ingmar Bergman, “Persona” adlı filmde, birden sesi kesilen ve artık rol yapamayan aktörü, hemşireye şöyle deşifre ettirir:

“Anlamadığımı mı sanıyorsun? Var olmak denen o umutsuz düşü… Olur gibi görünmek değil, var olmak. Her an bilinçli, tetikte. Aynı zamanda başkalarının huzurundaki varlığınla kendi içindeki varlık arasındaki o farklılık… Baş dönmesi ve gerçek yüzünün açığa çıkarılması için o bitimsiz açlık. İçinin görülmesi, ele geçirilmek, eksiltilmek… ve hatta belki de yok edilmek. Her ses, her kelime yalan, her jest sahte. Her gülümseme yalnızca bir yüz hareketi. İntihar mı? Hayır. Fazlasıyla iğrenç. İnsan yapamaz. Ama hareketsiz kalabilir, susabilir. Hiç değilse o zaman yalan söylemez. Perdelerini indirip, içine dönebilir. O zaman rol yapmaya gerek kalmaz Birkaç farklı yüz taşımaya, Ya da sahte jestlere. Böyle olduğuna inanır insan. Ama gördüğün gibi gerçeklik bizimle dalga geçer. Sığınağın yeterince sağlam değil. Hayat her şeyin içine sızar. ve tepki vermeye zorlanıyorsun. Kimse gerçek mi yoksa sahte mi diye sorgulamıyor. Kimse sen gerçek misin yoksa yalan mısın demiyor. Bu sorunun yalnızca tiyatroda bir önemi olabilir. Belki orada bile olmaz.”

Hangi maskem gerçekten Ben’im?

Toplum içinde yaşarken birbirimize temas etmiyoruz; maskelerimiz ve zırhlarımız ötekilerin maske ve zırhlarına dokunuyor. Aile içinde birbirimizi severken yahut ticarette menfaat icabı bir araya gelirken hep rol yapıyoruz. Ruhlarımız değil beden ve nefislerimiz temas halinde. Çocuk ve eşlerimiz de beklenti içindeler: Baba, koca rolünü Read the rest

Dikkat Kitap : Fikir Kırıntıları – 5 »

Sosyal medyaya en çok yöneltilen eleştirilerin başında yalan haberlerin yayılması ve kısa mesajlar yüzünden fikirlerin sloganlaşması geliyor. Haklı mı bu eleştiriler? Gerçekte “ana akım” denen gazete ve televizyon kanalları, sosyal medya fenomenlerinden daha dürüst değiller. Çünkü patronların veya arkalarındaki ulus-devletlerin propagandasını yapıyorlar. Bunların yalan haberden yakınmaları bile yalan. Gerçekte, yalan tekelini kaybetmiş olmanın üzüntüsü içindeler.

Gelelim ikinci eleştiriye. Siyasî, ekonomik ve hukukî sorunlar 5-10 kelimeye, birkaç görsele sıkışıp kalıyor. Bu doğru. Ancak sosyal medyanın “hafifliği” ve sür’ati sayesinde resmî tarih ve resmî ideoloji kolaylıkla tartışmaya açılabiliyor. Burada elbette sloganların ve uydurma komplo teorilerinin girdabına kapılma riski var. Evet… Elinizdeki bu kitap, Fikir Kırıntıları-5, Derin Düşünce’nin sosyal medyada paylaştığı mesajları kitaplaştıran çalışmaların beşincisi. Az önce bahsettiğimiz tehlikelerden yani yalan haber, sloganlaşma ve paranoyak teorilerden korunmak için çok sayıda kitap ve makale tavsiye ettik. Eğer sosyal medya mesajları gerçeğin kendisi gibi değil bir sorgulama fırsatı gibi kullanılırsa kemikleşmiş korkular ve önyargılar bir çırpıda yokedilebilir. Bizim de amacımız bu zaten. Kısacası, bahsettiğimiz konuları derinleştirmek isteyenler makale ve kitap okuyarak kendilerini geliştirmeye devam etmeliler. Fikir Kırıntıları-5’in sorguladığı meseleler şunlar (Buradan indirebilirsiniz):

  1. Algı operasyonu nedir?
  2. Çocuklara tecavüz önlenebilir mi?
  3. Türkiye’nin algı operasyonlarında gol yemesinin sebebi parasızlık değil vizyonsuz ve çapsız bürokratlardır.
  4. Casus kurtarma operasyonu nasıl yapılır?
  5. İnterpol bir suç örgütüne mi dönüşüyor?
  6. Ateşin haberini almak ile yanına oturup ısınmak arasındaki fark nedir?
  7. Kur’an’ı herkes kendi aklıyla anlayabilir mi?
  8. Devletler neden terör örgütlerinin para hareketlerini takip edemiyor?
  9. Rabıta nedir?
  10. Endüstri 4.0 ile Bilgi Teknolojileri Endüstriyi Tahakküm Altına Alabilir
  11. İslâmî devlet olur mu?
  12. Yurt dışında okumaya veya çalışmaya gerçekten hazır mısınız?
  13. Recep Tayyip Erdoğan ve Ak Parti üzerine dobra dobra
  14. Yapay Zekâ: Tehditler ve Fırsatlar
  15. Ölümsüzlük üzerine…
  16. Tarihî propaganda ve ideolojik çarpıtmalardan nasıl korunalım?
  17. Çevik yazılımda 9 tuzak ve 9 çözüm
  18. Artık doktorun gözünde hasta değil müşterisin!
  19. Benzinli arabadan elektrikliye geçerken… Fırsatlar ve tehditler…

Dikkat Kitap: Petrol kandan ağırdır güncellendi. Sürüm 3.0 yayında. »

Petrolün fiyatının 50$ üzerinde kalması için yılda ortalama 75.000 insanın ölmesi gerekiyor. Süveyş kanalının Mısır tarafından kamulaştırılması, petrol krizleri, 6 sün savaşı, İran-Irak savaşı, Irak’ın işgali ve Suriye… İnsan kanıyla para basan bu makine asker, sivil, kadın çocuk demeden insan öğütmeye devam ediyor.

Nasıl? 1ci Dünya Savaşı tarihteki ilk küresel karbon savaşı oldu. Kömürle beslenen fabrikalar kömür ve petrolle işleyen makineler ürettiler ve insanın öldürme kapasitesini binlerle çarptılar. Ama makineler savaşta insanın yerini almadı. Bunun yerine daha çok insanı daha hızlı şekilde cepheye göndermek için kullanıldı. Cepheler genişledi ve muharebeler uzadı. Alman-Fransız sınırındaki zengin kömür yataklarından İslâmistan’daki petrol kuyularına uzanan savaşta insanlar karbon için öldüler, öldürdüler.Petrolcüler, kömürcüleri yendi. Endüstrileşen savaş sadece savaş makinelerinin değil üretim, sevk ve idare kapasitelerinin de savaşıydı. Elinizdeki kitap şu sorunun cevabıdır: İnsan kanıyla para basan bu makine nasıl çalışıyor? Buradan indirebilirsiniz.

Devletler neden terör örgütlerinin para hareketlerini takip edemiyor? »

  • HSBC, 5 kıtada 300.000 insan ve 3 trilyon $ aktif yöneten bir banka. Meksika’daki uyuşturucu mafyasından ünlü futbolculara, ulusal istihbaratlardan kiralık katillere kadar kara para aklamak isteyen herkes için en güvenli liman. Çünkü kamyonla milyar getirseniz kaynağını sormuyor.
  • Bazen ABD senatosu veya Avrupalı bir devletin adalet bakanlığı hesap soruyor ama gerçek bir mahkeme yapılmıyor; sadece bir toplantı. HSBC’den bir temsilci geliyor ve özür diliyor. Sonra basın toplantısı ve konu kapanıyor.
  • 2009’da HSBC’nin ABD’den vergi kaçıranlara, mafya ve terör örgütlerinin hemen hepsine yardım ettiği ortaya çıkınca bazı ABD senatörleri HSBC’nin bankacılık lisansını iptal etmek istediler. Dönemin İngiliz hazine bakanı George Osborne sahneye çıkıyor ve FED başkanı Ben Bernanke’yi devreye sokarak mevkidaşı Timothy Geithner’e baskı yapıyor.
  • Küçük bir banka HSBC’nin işledığı suçların binde birini işleseydi çoktan kapatılmış ve yöneticileriyle ortakları hapse atılmıştı. Ama söz konusu HSBC olunca Genel Savcı Vekili Lanny A. Breuer “Amacımız HSBC’yi batırıp kriz çıkarmak, binlerce kişiyi işsiz bırakmak değil” deyip kravatlı teröristleri rahatlatıyor.

 

Read the rest

Çocuklara tecavüz önlenebilir mi? »

  • Gelin bu akşam şu çocuklara tecavüz meselesini konuşalım. Ama harbi delikanlı gibi. Suçu “kötü” adamlara atıp kendimizi aklamadan. “İdam isterük” diye bağırmadan ve “ayy ufacık çocuğa nasıl…” diye kendi merhametimizin reklâmını yapmadan…
  • Şiddeti sıradanlaştıran psikopat bir medyamız var. “Bunu yapan insan olamaz” başlığını atıp en iğrenç suç sahnelerini TV’de, gazete ve internette yayıyorlar. Dizi film seyreden bir çocuk ayda 100’e yakın tokat, tekme, kurşunlama, yüze tükürme, tecavüz ve zina sahnesi seyrediyor.
  • Bir de “ay ben çok iyiyim ama dünya ne kötü”cü bir gafiller ordumuz var. Bütün işleri, #PKK’nın, #daeş’in özenle kaydedip yayılsın diye internete koyduğu foto ve videoları yaymak. Ceset fotosu yaymanın şiddete hizmet ettiğini söyleyen onlarca uzmana rağmen PKK’ya bedava hizmete devam.
  • Türkiye’de cinsellik ve şiddet teşhiri iki farklı şey gibi görülüyor. Cinsellik ayıp, tekme tokat serbest. Oysa şiddeti çözüm, erkeklik, üstünlük, mertlik veya vatanseverlik gibi gösteren bir çok film var. Ortak yön ise cinsellik ve şiddetin beden üzerinden yürümesi.
  • Eziyet görmüş hayvanların yahut ölmüş insanların görsellerini internette yayanlar da tecavüzden cinayete kadar her türlü pisliğin normal görülmesine katkıda bulunuyor. http://www.derindusunce.org/2016/05/02/kanli-fotograf-yayma-aforizmalari/
  • Toplumsal meseleler ferdî serbestlikler içine sığmıyor. Bir Suriyelinin işlediği suçun bütün bir halkı zan altında bırakması gibi, bir kadın yahut çocuk görseli ile yayılan önyargılar da bütün kadınlara/ çocuklara zarar veriyor.
  • Gerek cinsellik, gerekse şiddet hayatın bir parçası. Sorun teşkil eden, bunların varlığı değil medya ile çoğaltılması ve teşhir edilmesi. Zira hepimizin bedeni var, açlık, cinsel arzu, öfke vb bizim hayatımız. Ama sadece bedensel dürtüleri kışkırtan reklâm, film vb yayılınca insanlar ahlâkî tercihlerini arka plana itiyor ve hayvan gibi davranmaya başlıyor. https://twitter.com/DDGrubu/status/925842154840383489
  • Cinsel arzularımızın yoğun biçimde tahrik edilmesi en fazla çocukları etkiliyor. Zira yetişkin “kendi normalleri” dışına çıkan şeyden uzaklaşabilir ama ya çocuklar? https://twitter.com/DDGrubu/status/925842513780531200

Read the rest

Casus kurtarma… »

  • Casusluk veya operasyon için yabancı ülkeye gönderilen ajanların geri alınmasından bahsedelim. Bir devlet kendi ajanlarını terk edebilir mi? Etmeli mi? Kurtarmak isterse hangi yolları kullanır? Tehdit? Şantaj? Pazarlık? Kaçırma operasyonu?
  • 2ci dünya savaşı bitmeden başlayan ABD-Rus gerginliği, yani soğuk savaş ile ilgili filmlerde çokça gördüğümüz casus değiştirme sahneleri vardır. Bir casus yakalandığı zaman gözden ırak bir köprü veya sınır noktasında düşmanın elindeki bir casus ile değiştirilir.
  • Tabi bu değiş-tokuş basına, muhalefete ve halka açıkça anlatılamayacağı için uyduruk bir kaçma/kaçırma operasyonu ihdas edilir. Yahut “casus” diye suçlanan adam delil yetersizliğinden bırakılır. Tutulan balığın büyüklüğüne göre kamuflaj operasyonu ayarlanır. Read the rest

Rabıta nedir? »

  • Ârifan rabıta mefhumundan nasıl bahseder?
  • Günümüzde rabıta çok yanlış anlaşılıyor; herhalde yanlış da anlatılıyor. “Filan tarikatta rabıta varmış, bizde yokmuş…” vs. Hakikaten nedir rabıta? Nasıl rabıta yapılır?
  • Tasavvuf mekteplerinin ortaya çıkışı tarihi bir süreç içinde olmuş. Hadis, tefsir ve fıkıh hemen ihdas edilmedi. Ancak cemiyet genişleyip yayıldıkça Kur’an’ın anlaşılması, anlatılması, hayata aktarılması için bir kurumlaşma meydana gelmiş.
  • Neden böyle olması icab etmiş? çünkü 30-40 kişilik bir insan topluluğunun bizzat SAV’den terbiye alarak dini öğrenmesi ile binlerce, yüzbinlerce Müslümanın eğitilmesi arasında fark vardı.
  • Zaman geçtikçe ahlâk-ı Muhammedî’nin de ciddi bir ders olarak öğretilmesi icab etti. Çünkü “yol, adab, erkan belli, herkes dine uysun” demekle olmayacağı anlaşılmış. Ahlâk terbiyesinin bu şekilde verilmesi, yine Asr-ı Saadet’e uzanır.
  • Zira insanlar o zaman da sohbet halakalarına dahil olur ve terbiye alırlardı. O zaman “filancanın tekkesi, falancanın tariki” yok ama hepsinin ders halakaları var. Hâlâ Medine’de Mescid-i Ebubekir, Mescid-I Ömer, Mescid-I Ali ve Mescid-I Osman var. Hz Fatıma’nın (ra) mescidi var.

Read the rest

İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası / Mearsheimer, Walt »

“Amerika’nın kendi programlarını kabul etmemiz için yaptığı baskıya gelince, şunu söylemeliyim ki bu sopa değil havuç yolu ile yapılan bir baskıydı; her ne şekilde olursa olsun, Amerikalılar bizi asla yaptırımla tehdit etmediler.” (Şimon Peres)

 

Neden? Neden İran, Irak, Çin, Türkiye gibi ülkelere “sopa” gösterilirken, İsrail’e “havuç” veriliyor. İsrail’in havucu hak etmesinin sebepleri mi var? İsrail vazgeçilemez bir müttefik mi? Birleşik Devletler-İsrail dostluğunun nedeni nedir? İsrail, Amerika için güvenilir mi? Amerika’nın İsrail’e olan yardımı, “kendi ayağına sıkmak” mı oluyor?

John J. Mearsheımer ve Stephen M. Walt, iki realist profesör tarafından yazılan “İsrail Lobisi ve Amerikan dış politikası” adlı kitap az önce belirttiğimiz sorulara cevap veriyor. İsrail ve Amerika’nın kadim dostluğuna geniş bir perspektiften bakıyor. Uluslararası ilişkilerde Mearsheimer ve Walt Amerika’nın en ünlü realist teorisyenlerindendir. Halihazırda, Mearsheimer Chicago Üniversitesi’nde Walt ise Harvard Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında profesörlük yapmaktadırlar. Birleşik Devletlerin Ortadoğu’daki politikalarına da eleştiri getiren yazarlar, geçmişteki olaylar ile geleceğe ışık tutuyorlar. Gerek son zamanlarda yaşanan Trump’ın Kudüs’te İsrail’i destekleyişi gerek imzaladığı ambargolar bizi bu kitabı incelemeye teşvik etti.

           *            *           *

Bugüne kadar Birleşik Devletlerde bir konu hariç her konuda politikacılar tartışmalara girdi. Sadece bir konu hakkında rakip politikacılar dahi aynı safı tuttular. Senatörler sorgusuz sualsiz, bir “mendile” imza attılar. Her kim gelirse gelsin ilk konuşmasında o konudan övgü dolu sözlerle bahsetti.

Bugünkü bahsettiğimiz konu uzun yıllara dayanan Birleşik Devletler ve İsrail dostluğudur. Barack Obama seçim döneminde Kutsal Toprakların işgaline ve Filistinlilere yapılan eziyetlere duyarlı davranmış ve İslam dünyasını ümitlendirmişti. Daha da ileri giderek İsrail’in “işgal” ettiği toprakları geri vermesini istemişti. Lakin seçildiği gün bu isteğinden vazgeçmiş aksine İsrail’e övgü dolu sözlerle seslenmişti. Tıpkı Bush, tıpkı diğer Birleşik Devletler yöneticilerinin yaptıkları gibi. Read the rest