Lobi faaliyetleri hukuk devletini nasıl yıkar? »
By my on Eki 29, 2020 in Adalet, Aforizmalar, Demokrasi, Devlet | 0 Comments
- Devlet yöneticilerinin ekonomi ile ilgili kanun yaparken iş dünyası ile istişarede bulunması makûl görünüyor. Ama kanun metnini iş adamlarının yazıp vekillere getirmesi biraz aşırı değil mi? Avrupa Birliği’ni ve ABD’yi zehirleyen lobiler Türkiye için de büyük bir tehdit. Neden?
- ABD senatosu, AB vekilleri veya TBMM fark etmez. Bu insanlar nükleer enerjiden bankaya, ilaçlardan eğitime kadar her konuda kanun yapıyor. 300-400 vekilin bu kadar farklı konuda uzman olması imkânsız; danışmanları var. Peki devlet memuru olmayan kişilere danışmaları meşru mu?
- Suç, aile, kadın, azınlıkar gibi konularda STK’lar var. Deprem konusunda üniversite hocaları sık sık devreye giriyor. Depreme dayanıklı şehirlerin inşaa edilmesi konusunda kanun yaparken bir kaç inşaat şirketine danışmak da mantıklı görünüyor. Ama…
- Bir “ama” var burada. Meselâ Türkiye’nin en büyük 5 inşaat şirketinden oluşan bir “müteahhit meclisi” kurduk diyelim. TBMM’ye tavsiyelerde bulunacak. Küçük inşaat şirketlerini ezecek tavsiyeleri kim, nasıl engelleyebilir?
- Büyük inşaat şirketleri “deprem güvenliği” bahanesiyle öyle standartlar tavsiye ederler ki küçükler bunları uygulayamaz. Ya ihalelerden çekilmek yahut büyüklerin taşeronu olmak zorunda kalır. Haliyle şantiyelerin kârı büyüklere, riskleri ise küçüklere aktarılır.
- Biz inşaattan örnek verdik ama serbest rekabeti engelleyen bu tür gizli korumacılık her sektörde olabilir. İlaç ve gıda gibi sektörlerde ise doğrudan halk sağlığını tehdit eden durumlarda TBMM’nin seyirci kalması sağlanabilir.
- Elbette her büyük firmanın ahlâksız, her vekilin rüşvetçi olduğunu iddia etmiyoruz. Ama bir sektörün menfaatleri savunulurken başka sektörler, işçiler yahut aynı sektörün küçükleri veya halkın menfaatleri ezilebilir. İlaç firmalarının sabıkası çok kabarık.
- Lobi denince aklınıza hemen para dolu çantalarla vekilleri ayartan karanlık tipler gelmesin. Lobicilik faaliyetinde yasal-yasa dışı arasındaki sınır oldukça bulanık. “Düşünce kuruluşu” etiketiyle halkı korkutan/ikna eden vakıflar dolaylı olarak karar vericileri etkileyebiliyor.















