RSS Feed for This Post

Müslümanlar Neden Korku Filmi Yapamıyor?

Batı sinemasında korku türü, yüz yılı aşkın bir süredir en üretken alanlardan biri oldu: vampirler, zombiler, şeytan çıkarma ayinleri, maskeli katiller, iblisler, lanetli evler… Fakat Müslüman dünyada aynı çeşitlilik ve üretkenlik görülmedi. Türk sinemasında ya da Arap ülkelerinde korku filmleri birkaç “cin” hikâyesine sıkışırken, neden Amerikan ve Avrupalı yapımlar küresel ölçekte seyirciyi korkutmayı başardı? Bu sorunun cevabı, sadece sinema ekonomisinde ya da teknik eksikliklerde değil, Hristiyanlık ve İslam’ın kötülüğü kavrayış biçimlerinde yatıyor.

Kötülüğün dışsallaşması: Hristiyanlık ve Rönesans sonrası Batı

Hristiyanlıkta da elbette “nefsi” andıran bir kavram vardı: insanın günaha eğilimi, zaafları, arzuları. Ortaçağ teolojisinde “orijinal günah” fikri, insanın doğuştan günahkâr olduğunu savunuyordu. Fakat Rönesans’tan itibaren Avrupa’da görselliğin yükselişiyle birlikte şeytan giderek dışsallaştırıldı. Kilise resimlerinde boynuzlu, kırmızı derili, çirkin yaratıklar halinde çizildi; insanı dışarıdan kandıran, ayartan bir düşman olarak temsil edildi. Böylece kötülük, insanın içinden alınarak dışarıya taşındı. İnsan “Benim suçum değil, şeytan beni kandırdı” diyerek kendi nefsiyle hesaplaşmaktan uzaklaştı.

Bu dışsallaştırma sinema için çok elverişliydi. Vampir, zombi, şeytan çıkarma ayinleri, seri katiller… Hepsi insanın dışında, görselleştirilebilen düşman figürleriydi. Bu nedenle Batı korku sineması dramatik olarak kolay işledi: dış düşman ortaya çıkar, saldırır, kahraman onu öldürür veya sürer, düzen yeniden kurulur. Seyirci korkar, sonra rahatlar.

Kötülüğün içselleşmesi: İslam’ın nefis anlayışı

İslam dünyasında ise en büyük düşman şeytan değil, nefistir. Şeytan ancak vesvese verebilir, ama günahı işleyen insandır. İnsan fıtrat gereği temiz doğar; günaha düşebilir ama tevbe ile yeniden temizlenebilir. Bu bakış açısı, kötülüğü dışsallaştırmaktan ziyade içselleştirir. Müslüman için en büyük korku, dışarıdan gelen bir yaratık değil, kendi kalbinin kararmasıdır. Dolayısıyla ölümün kendisi korkutucu değildir; asıl korku, “yanlış ölüm”dür: imansız ölmek, günahlarla ölmek, nefse yenilmiş halde ölmek.

Bu nedenle Müslüman dünyada Batı tarzı korku sineması köksüz kalır. Çünkü bir vampirin kalbine kazık çakmakla kötülük bitmez. Nefisle mücadele hiçbir zaman bitmez. Sinema kesin sonları sever; Müslüman teoloji ise insanın mücadelesini sonsuz görür. İşte bu yüzden, Türk veya Arap seyircisi için psikopat katil ya da zombilerle dolu bir mezarlık yapay görünür; gerçek korku zaten insanın içinde, kendi nefsindedir.

Batı filmlerine Müslümanca okumalar

Bununla birlikte, bazı Batı filmleri bu çizgiyi aşarak Müslüman bir seyircinin gözünde “bizim bakışımıza yakın” hale gelebiliyor.

Crash (2004, Paul Haggis) tam da böyle bir film. Sandra Bullock’un da rol aldığı bu yapım, Los Angeles’ta farklı hayatların birbirine çarpışmasını anlatır. Filmdeki karakterler sabit iyi ya da kötü değildir; bir sahnede ırkçı ve bencil davranan kişi, diğerinde cesur ve şefkatli olabilir. İnsanın içindeki iyilik ve kötülük sürekli yer değiştirir. Bu, tam anlamıyla İslamî bir bakışa yakındır: insan ne melek ne de şeytan, her ikisine de meyyaldir. Mücadele bitmez.

Magnolia (1999, Paul Thomas Anderson) da benzer bir çizgide ilerler. Bir gün boyunca birbirine bağlanan hikâyelerde karakterler hata yapar, günah işler, pişman olur ve bağışlanma umudu taşır. Burada da kötülük dışarıda bir düşman değil, insanın kendi zaaflarında gizlidir. Film, Batı’nın keskin kahraman-kötü adam ayrımının dışına çıkarak, Müslüman seyircinin daha tanıdık bulduğu bir insani çelişkiyi sahneye koyar.

En çarpıcı örneklerden biri ise The Devil’s Advocate (1997, Taylor Hackford). Burada şeytan dışsallaştırılmıştır: Al Pacino’nun oynadığı karakter ete kemiğe bürünmüş bir iblistir. Fakat asıl mesele Keanu Reeves’in canlandırdığı avukatın içsel zaaflarıdır. Avukat New York’a geldiğinde iki kez düşer: önce kibire, sonra şehvete. Dışarıdan gelen şeytan sadece kapıyı aralar; ama adımı atan avukatın kendi nefsidir. Filmin sonunda kurtulduğunu sandığımızda bile bir gazetecinin övgüsüne kapılıp aynı kibire düşer. Bu, İslamî bakışla neredeyse bire bir örtüşür: şeytan vesvese verir ama insan kendi zaafıyla kayar; üstelik kibir, İslam’da en büyük günahlardan biridir.

Sonuç

Batı korku sineması, Rönesans’tan itibaren dışsallaştırılmış şeytan anlayışı üzerine inşa edildi. Kötülük dışarıdadır; öldürüldüğünde biter. Müslüman dünyada ise kötülük içeridedir; nefisle mücadele hiçbir zaman bitmez. Bu yüzden Müslümanlar için zombi, vampir ya da maskeli katiller yapay kalırken; pişmanlık, zaaf, kibir gibi temalar daha sahici bir korku kaynağıdır. İlginçtir ki Crash, Magnolia ve The Devil’s Advocate gibi bazı Batı filmleri, bu içsel çelişkiyi işledikleri için Müslümanca bir okumaya açık hale gelir. Belki de bu yüzden, Müslüman dünyada gerçek anlamda “korku sineması” yoktur; çünkü bizim korkumuz dışarıdan gelen bir canavarda değil, kendi kalbimizin içindedir.

 

Trackback URL

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin