RSS Feed for This Post

Gülen Cemaati’nin durumu iç dinamiklerinden mi kaynaklanıyor?

fethullah-gulen-cemaatFikret Uluşık

Birinci Bölüm: Bizim cemaatimiz eskiden böyle miydi?

Cemaatin Dinamik Unsurlarının Tezahürü  

Mevsim hazan. Kayıt telaşı ve yeni bir hayata başlama imkanı ve bunun neticesinde, üzerimize ağır yüklerin çökeceği senelerin arefesindeyiz. Üniversiteli olma heyecanı ama bunun ötesinde, bu heyecanın bize sunduğu zorluklarla sarmaş-dolaş olma vakti. Cemaate bağlı özel  bir eğitim kurumundan mezun olduğumuz için dile getirdiğim sorunları yaşamadım desem yeridir. Elimizden tutup da, ülkemizin bir ucundan diğer ucu sayılabilecek bir yere hiçbir sorun yaşamadan bir hocamız tarafından getirildik. İkamet edeceğimiz yere teslim edildik bir nevi. Heyecanlıydık esasen şakaklarımıza kadar hissedebiliyorduk. Bizimle ilgilenen, kayıt için gereken bütün işlemleri ivedilikle yapan, üst sınıflarda okuyan abi diye tabir edilen kişilere emanet edilmiştik.

Cemaat hayatımız böyle başladı.

—Eğitim-öğretim yılının başında , ikamet edeceğimiz mekanlara yerleştirildik.Bir vakit sonra bir toplantı tertip edildi , hizmete yeni katılanların katılabileceği bir tanışma toplantısı, her sene başında tertip edilen bir toplantı olduğunu sonradan öğreniyoruz…Toplantıya doğru gidiyoruz, neler söylenecek acaba diye merakta etmiyor değiliz. Namazı eda ettikten sonra, bütün bölgelerden sorumlu büyük(BBA) abi diye, tarafımıza takdim edilen kişi: ‘’Konar-göçer misali ikinci eğitim-öğretim yılı yerlerimizin tekrardan değişebileceğini, bize belli başlı görevlerin verilebileceğini, görev verilir istenmez anlayışı ile hareket etmemiz gerektiğini ,fedakar olmamızı, size verilecek olan talebelere iyi bakmamız gerektiğini, hizmet düsturları çerçevesinde hareket etmemiz gerektiğini ,bölge denilen on taneye yakın evin bulunduğu yerlerde kalacağımızı (A abinin bölgesi),büyük bölge tarafından alınan kararların  bölge abisi tarafından ev imamları aracılığıyla , evlerde haftalık  yapılan olağan  toplantılar da  size söylenileceği bunlara uymanız gerektiğini, evlerimizde kurallara harfiyen uymamız gerektiği , abilerinize karşı gelmemiz gerektiği, denilenlere karşı olabilirsiniz ama kararların iştişare ile alındığı gerçeğini unutmamız gerektiğini , bundan dolayı uymakla yükümlü olduğumuzu gibi örneklerle çoğaltılabilecek üzerinde ivedilikle durulması gereken hususları, cemaatte yeni katılan birinci sınıflara en üst abiden başlanarak, onun yardımcıları denebilecek( bölge sorumlusu) kişiler tarafından bize anlatıldı. Toplantıya iştirak eden ,şehrin ileri gelen birkaç esnafı(bizim tabirimizle sanayici) tarafından, emsaller verilerek, önceki ve sonraki halleri arasında ki farklılıklar anlatılarak, üst düzey abilerinin söyledikleri , taraflarından bir nevi tasdik edildi. Böyle başladı, hizmetle münasebetin doruklarına doğru , alttan üste doğru yol almaya başlamıştık farkında olmadan…

—-Bizden evvel, cemaate tabi olan kişilerin , iştişare ve tecrübeleri ışığında  hareket ettik. İlk  yıl çok güzel geçmişti, dini bilgilerimizi biraz daha pekiştirdik, Üstadın risalelerini ,Fethullah Gülen kitaplarında istifade etmeye teşebbüs edildik, Fethullah Gülen’in bamteli denilen sohbetleri zorunluluk esas alınarak haftada bir kez dinledik. Hoca efendi sorgulanamaz bir tabuydu, kalkıştığımızda ise  emsaller verilerek geçiştirilirdi. Hizmet erlerinin yaşadıklarını hep bize nakledip ,bu kişilerin hoca efendinin dualarıyla bu işlere muvaffak olabildikleri söylenirdi.’’ emri bil maruf nehyi anil münker’’ çerçevesi içerisinde hareket etmemiz şiddetle söylenirdi. Yurt  dışına açılan okulların giderlerinin uzun bir süre Anadolu illeri tarafından karşılandığı , gidenlerin oralarda döngüyü sağlayana kadar, böyle devam ettiğini  söylerlerdi. Açılan  okulların hoca efendinin gidin teşvikleriyle, hizmet erlerinin yoğun çalışmalarıyla bu hale geldiğinden bahsedilirdi.

—Çarkın nasıl döndüğünü , işlerin nasıl yürütüldüğünü  , sadece  bize münhasıran ayrılan muhitin içinden bakabildik. Hiç bir lahza parçanın tümüne bakamadık veya bakmamız engellendi. Tereddüde düştüğümüz hususlarda ise yaşanmış veya yaşanmış gibi  gösterilen hadiseler, şüphelerimizi tarumar etti. Vazifeli  kılındığımız görevi  üzerimizde taşımamız ve o göreve layık olmamız hususunda kendimizi hep sorumlu hissettik. Bu sorumluluk bilinci içerisinde yapılan fevri hataları görmezden geldik ve suçu kişilere indirgedik. Kişilerin yaptıkları hatalar hiçbir zaman topluluğu  bağlamaz düsturu ile hareket ettik. Kusur aramamaya gayret ettik, içtimai hayatta olan münasebetlerimizi de , yaptığım iş veya görüştüğümüz kişi , bize sunulan portrenin dışında ise görüşmelerimizi ya tenha yerlerde ya da yapmamaya özen gösterdik.

Anlayamamıştık, belki de anlamak istememiştik, mantık dışı olan ve olabilecek şeyleri kabulleniş tarzımızı. Farklı bir pencereden bakma gereği bile duymak istememiştik ,dini duygularımızı ön plana çıkartan şeylerin belki de elde tutulmak olduğunu , belki belli amaç ve odaklara çalışıldığını bile sorgulama gereği duymadan , hem cinslerimizin yaptığı hareketlerden   uzak kalarak dini Mübin-i islama, hizmet ile neşr olduğumuzu tekrar eder dururduk. Bizi kamçılayan dolu dizgin duygularımızı engelleyen bizim için müsellem olan ubudiyet duygularımızdan başkası değildi esasen. Ahlaklı genç olabilme ve vazifelendirildiğimiz öğrencileri o şekilde yetiştirebilme gayretlerini düşünürken , aslında tarafgirlikten öte partizan gibi bir yaklaşım içerisine girdiğimizi idrak edememişiz ne yazık ki. Her hareketimizde camiayı ön plana çıkarma , yapılan işlerin hayırlarını anlatmadan öte , kopyala-yapıştır düşünce fizyolojisiyle hareket ettiğimizi farklı muhitten bakınca idrak etmek acıların en büyüğü. Neyin nasıl , ne şekil yapıldığı değil de hangi amaca hizmet ettiğini bilmemek sadece o amaca hizmet etmek, sorgulamamak, direktiflere harfiyen uymak acıların en büyüğüymüş.

Ah dostlar ah, iliklerinize kadar işlemiş olan iyi niyetlerinizin bir anda hercü merc olması çok acı bir duygu. Bu duyguyu bertaraf edebilmekte acıların en büyüğü. Kadim dostlar arasına koyduğunuz dostlarınızda bir anda karşı bir cephe de yer alması daha acı bir durum. Benlik  duygularla hareket  etmek, benlik düşüncelerin doğruluğuna harfiyen itibar etmek. Yönetenlerin veya lider konumundaki kişilerin görüşlerinde, hiçbir lahza şüphe etmemek ve bu görüşleri ,devlete millete karşı bir kalkan gibi kullanmak ,hareketlerini meşru göstermek için her türlü yola tevessül etmek , ulviyetten çok siyasi arenaya kaymak, şu partiye vermeyin de hangi partiye verirseniz verin demek. Cemaatten kayıp cemadat eğiliminde olan bir yapıya hizmet etmek , sinenizde tamiri imkansız yaralar açılmasına yol açar. Selam ve dua ile

.

… Müslüman görünüp Müslüman’a tuzak kuranlar üzerine okumak için…

 

fethullah-gulen-kapak

Fethullah Gülen’i yi bilirdik

(Son güncelleme: Üçüncü sürüm, 28 Ocak 2014)

Türkçe Olimpiyatlarını ve Türk okullarını sevmiştik. Gözü yaşlı vaizin Amerika’da yaşamasına alışmıştık. 1980 öncesinde komünizme karşı CIA ile işbirliği yapmasına “taktik” demiştik. Fethullah Gülen aleyhine açılan davalardan birinin iddianamesinde“pozitivist felsefeye karşı olmak” ile suçlanıyordu. Biz de karşıydık pozitivizme. “Aferin” dedik, “bizdensin”.

Bugün gerçek şu ki Fethullah Bey’in ekibi manşetle, kasetle hükümet devirmeye çalışan, yalan haberle Türkiye’yi ve Müslümanları sürekli zora sokan çirkin insanların tahakkümü altında. Bizim sevdiğimiz, güvendiğimiz “küçük eller” ise koyun sürüsü gibi suskun. Medyada, devlet kurumlarında, emniyet ve adaletin içinde çeteleşme, ergenekonlaşma var. Gülen cemaati dünya ile uğraşmaktan ahirete vakit ayıramıyor. Gülen cemaati bir cemaatten başka herşeye benziyor.

Kitabın ilk yarısında Fethullah Bey’i ve ekibini öven, yapılan iyi işleri savunan, destekleyen makaleler bulacaksınız. Bugün yaşadıklarımızla birlikte değerlendirince can acıtan bir soru kendini dayatıyor bize: Fethullah Gülen ve kurmayları bizi baştan beri kandırdı mı? Yoksa “küçük eller” dediğimiz masum insanların  güzel teşkilâtı sonradan mı kokuştu? Kitabı buradan indirebilirsiniz.

 

Banka Ordudan Tehlikelidir!

(Son güncelleme: İkinci sürüm, 27 Ekim 2013)

Bankacılarına söz geçiremeyen batı ülkeleri tıpkı 1980′lerde ordusuna söz geçiremeyen Türkiye’nin durumuna düştüler. Zira bize yansıtılanın aksine, 2008’de Amerikan emlâk sektöründen başlayan kriz öngörülemez bir felaket değildi. Yapılan düpedüz bir piyasa darbesi idi aslında. Tasarlanmış, planlanmış, yürürlüğe konmuş bir operasyon. Bu operasyonu yöneten insanlar daha 1980’lerde Batı adaletinin üzerine çıkmışlardı. Krizi frenleyecek yasal engelleri bir bir kaldırdılar, krizin küreselleşmesini sağlayacak mekanizmaları yine onlar kurdular. Elinizdeki 60 sayfalık bu e-kitap Batı’da demokrasinin gerileme sürecini sorguluyor: Demokrasinin zayıf noktaları nelerdir? Bankalar nasıl oldu da halkın iradesini ayaklar altına alabildiler? “Hukuk devleti” diyerek örnek aldığımız demokratik ülkeler neden bu Piyasa Darbesi‘ne engel olamadılar? Askerî darbelerden yakasını kurtaran Türkiye’de hükümet Piyasa Darbesi ile devrilebilir mi?  Buradan indirebilirsiniz.

Hükümeti devirmek isteyen birileri mi var?

Hükümeti_devirmek_kapak4 Türk bankası çalışanlarını sömürmek, tüketiciyi kandırmak ve haksız rekabetten dolayı çok ağır cezalar yediler. Hemen ardından Türkiye tarihin en büyük anti-kapitalist ayaklanmasını yaşadık. Göstericiler “Sosyalist Türkiye” ve “yaşasın devrim” sloganları atarak orak-çekiçli pankartlar, Deniz Gezmiş posterleri taşıdılar. Tuhaf olan ise bazı bankaların ve holdinglerin bu ayaklanmaya destek olmasıydı. Anti-kapitalist göstericiler 20 gün boyunca İstanbul’un en lüks otellerinden birinde bedava kaldılar. Tuhaflıklar bununla da bitmedi. CNN, BBC, Reuters ve daha bir çok medya kuruluşu bir kaç sene önce, üstelik yabancı ülkelerde çekilmiş yaralı ve ölülerin  fotoğraflarını “Türkiye” diyerek servis etti. Tayyip Erdoğan’a destek için toplanan AKP’lilerin fotoğrafı CNN tarafından kazayla(?) “Ayaklanmış Protestocular” olarak yayınlandı.

Dünyada da tuhaf şeyler oldu:

  • Türkiye ile neredeyse aynı anda Brezilya’da bir halk(?) ayaklanması başladı.
  • Georges Soros’a ait ekonomi gazeteleri Çin ekonomisi hakkında aşırı kötümser haberler yaydılar.

“Kazalar” bu kadar çoğalınca insanlar ister istemez bazı şeyleri sorguluyor:

  • Türk bankaları neden sermaye düşmanı, anti-kapitalist bir ayaklanmaya destek oldu?
  • Acaba 2008 krizinden sonra kan kaybeden ABD ve Avrupa kaçan sermayeyi geri  çekmeye mi çalışıyor?
  • Brezilya, Çin ve Türkiye Avrupa ve ABD’deki yatırımları çekmenin cezasını mı ödüyor?

Elinizdeki kitap bu sorulara ve darbe iddialarına cevap arıyor. Buradan indirebilirsiniz.

 

Trackback URL

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin