RSS Feed for This Post

Liberal Totalitarizm(6): Ceza vermek tedaviden ucuz ise

Sunuş: Büyük gemilerin batışı küçük sandallarınkine benzemez. Büyük gemiler öyle “cup” diye batmazlar. Yana yatar, bazen doğrulur hatta zaman zaman yükselir gibi olurlar, batışları uzun saatler alır. Ama küçük sandal “kazalarının” aksine büyük gemilerin felâketlerini geri çevirmek imkânsızdır. Gelecek asırların tarihçileri de Batı demokrasileri için “sonun başlangıcı” diyecekler şu  yıllara. Yaklaşık 20 yıldır yaşadığım Fransa’da ilk defa bu batış sürecini “içeriden” izlediğime kanaat getirdim. Neden?

 Koyu bir liberal ve Amerika hayranı olan Nicolas Sarkozy’nin cumhurbaşkanı olduğu dönemde Fransa çok şey kaybetti. Tedavî edilmesi çok güç yaralar açıldı “repüblik” gemisinin gövdesinde. Toplum algısı, dayanışma ve kolektif projeler yıprandı. İçinden geçmekte olduğumuz ekonomik kriz bu durumu ağırlaştırıyor ama meselenin özü ideolojik: Gerek liberal totalitarizm serisi içinde gerekse Liberalizmin Kara Kitabı‘nda bahsettiğim bir konu vardı: Gösterge fetişizmi. Liberalizmin genlerindeki bu bozukluk bitmek tükenmek bilmeyen bir güvenlik talebiyle bir araya gelince devletler en temel, en meşru işlevlerini dahi yerine getiremez oluyorlar. Bu bitmek bilmez güvenlik talebinin demokrasi üzerine yaptığı yıkıcı etkiyi  daha önce Ayı yavrusunu severken öldürür isimli makalede anlatmıştım.

 Bu bölümde bir isyan mektubu sunuyorum. Müellifi Daniel Zagury, Bois-de-Bondy Psikiyatri Merkezinde doktor ve mahkemeler nezdinde uzman. Özet çevirisini yaptığım makalenin orijinali Le Monde gazetesinde yayınlandı. Bu satırların arasından sızan hissiyatın duyulmasını isterim. Akıl hastalarına ya da Fransa’ya odaklanmadan, bu yıkımı mümkün kılan zihniyeti anlamaya çalışın, demokrasiyi bitiren ideolojik problemi görün. Fransa gibi bir demokrasinin bile  liberal baskılar karşısında zayıflayabiliyor; “güvenlik göstergelerini iyileştirmek” için bir ulus-devletin hukuku kurban edebiliyor. (MY)

 

Tedavi yerine cezayı tercih eden bir devlet!

Dr. Daniel Zagury

“Psikiyatrik tedavi gören kişilerin hakları” isimli kanun 6 temmuz 2011’de Fransız Resmî Gazetesinde yayınlandı ve meslekî dernekler haklı olarak isyan ettiler. Psikiyatrik güvenlik sicilinden tutun da psikiyatrik gözaltına kadar ne ararsanız var. Doktorlar kanun metninin sağlık odaklı değil “aşırı güvenlikçi” olduğunu söylüyorlar. Ama gerçekte durum daha da kötü: “Giriş” sağlık odaklı, “çıkışta” ise güvenlik öncelikli. Bu kanun hastahanelerin yükünü arttıracak ve şiddet uygulama ihtimali olan hastaların acil ihtiyaçları giderilemeyecek. Projedeki hedeflere ulaşmak için gerekli imkânların verilMEmiş olması ve kanun yapıcının bunu bilmiyormuş gibi yapması eleştirildi. Bunlar gerçek ama itirazlar gayet safça: Sanki kanun yapıcının amacı uygulanacak bir kanun yapmakmış gibi. Uzun zamandır kanunlar uygulanmak çin değil jandarma-devlet’in gücünü göstermek için yapılıyor.

Kısaca söylersek, bu kanunun zeminini anlamak için isyan etmeyi bırakmak ve paradigma değişimlerine bakmak gerek. Görünüşte birbirinden farklı gözüken olayların arasındaki ilişki nedir? Çalışma hayatında çekilen sıkıntılar ve artan intiharlar, polislerin, öğretmenlerin, araştırmacıların, hakimlerin ve doktorların yakınmaları, sistematik olarak her meselede bir günah keçisi aranması…

Sosyal-devlet ile jandarma-devleti birbirine rakip görmek ve birincinin modasının geçtiğini savunma alışkanlığı var. Fakat sosyal-devletin yok olması, bireylerin “kendi hallerine terk edilmesi” başka şey, jandarma-devlet tarafından sürekli suçlanmak başka. Neden böyle oldu? Politikacılarımız garip bir denklemi çözmek durumundalar: Devletin imkânlarının azaltılmasını savunan lobilerin baskısı ve bu azaltmadan doğacak kötü sonuçların besleyeceği seçmen öfkesi.

Teslim edelim ki « gayrı meşru » çözümler mevcut ve bunlar yalandan ibaret değil. Psikiyatri kliniğinde “sapıklık” tarifi için kullandığımız kriterleri andırıyor bu çözümler: Yalanlama, kamplaşma, en zayıfların içinden kurban seçme, değer yargılarını ters çevirme: Zayıfları, hastaları “tehlike” olarak gösterme, daha çok yalan ve göz boyama ile eski yalanları unutturma. (Devletin uygulan-mamış kanunları unutturacak şekilde uygulan-amaz kanunlar yapması gibi)

Netice olarak halkla iç içe çalışan insanlar suçlanıyor ve kötülüğün kaynağı olarak gösteriliyor. Birlikte çalışmak isteyen, geleceğe dönük ortak projeleri olan, bu uğurda risk alanlar halkın önünde “suçlu – düzen bozan” ilân ediliyor. Polisler, öğretmenler, araştırmacılar, hakimler ve doktorlar kendilerini tanıyacaklardır.

Ama Fransa’da neyin değiştiğini daha iyi anlamak için zihinlerimizdeki değişimi çözmek gerek. Çünkü “sapık” politika bu zihniyet farkına dayanıyor: Bugün sorunlar karşısında artık temel soru “Ne yapmalı?” değil “suçu kime yıkmalı?” oldu. Birlikte bir şey inşa etmek değil öncelik, aksaklıkların sorumlularını bulmak. Gerçek işi, kollektif çalışmayı prosedürlere, tüzüklere, bireysel göstergelere indirgedik. Kurumsal iletişim bunlar üzerinden yapılıyor. Ama birlikte ülkenin geleceğini inşa ettiğimiz söylenemez.

İkinci bir sarsıntı ise ahlâk ve sorumluluk kavramlarında yaşandı. Artık “sorumlu” derken “suçlu” anlıyoruz. Michel Foucault’nun isabetle söylediği gibi öznenin sorumlu (ya da hasta ise muaf) olduğu bir paradigmadan “tehlikeli / riskli hasta” algısına geçiyoruz. Hasta ya da değil, korku’nun yeni sureti bu… Artık gerçek sorumlu, suçun kaynağındaki insan değil onun hastahaneden çıkmasına müsade eden psikiyatr. Denetimi yapan tarafı aşırı sorumlulukla yüklerken gerçek suçluyu özne olmaktan çıkarmanın sonuçları ağır olacaktır; bunu anlamak için birazcık düşünmek yeterli.

Cumhurbaşkanımızın klasik lafı : Kadercilik yok, bir sorumlu vardır, bedel ödeyecektir, kural bu! Müslümanlar ve Romanlardan sonra sıra delilerde. Güvenlikçi devletin meşru görünebilmesi için gerekli korku akıl hastalarında ete, kemiğe bürünecek artık. Bütün sapıklar bilirler, neticeden emin olmak isteyenler en zayıflara saldırırlar.

 

 

… Bu konu ilginizi çekiyorsa…

Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

 

Liberalizmin Ak Kitabı

1930 model bir ulus-devletin, bir “devlet babanın” çocuklarıyız. Son derecede “Millî” bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik “millî” okullarda. “Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek” için eğitildik, eğilip büküldük.

Liberallerin dilinden düşmeyen “Bireysel haklar ve özgürlükler” bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de bu kitapta liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. Buradan indirin.

Trackback URL

  1. 1 Trackback(s)

  2. Oca 19, 2013: Muhtemel İnsan, şans, ortalama ve tarihin salyangozu / Jacques Bouveresse

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin