RSS Feed for This Post

Sayın Böhürler, Ya Provakatör Değillerse?

  – Yine mi başörtüsü?
  – Evet, çözülene kadar başörtüsü.
  – Çözülecek mi?
  – Başörtüler çözülmeyecek, sorunlar çözülecek.
  – Ne zaman?
  – Şimdi.
  – Neden şimdi?
  – Anlatayım.
 
  Her sorunun bir cevabı, her sorunun bir çözümü; kaide bu olmalı elbet. Sorunların, sorular ile desteklendiği Başörtüsü yasağı sürecinde bu yasağın devamlılığı adına ısrar edenler ve yasağın son bulması lehine konuşanların sıratı üzerinde hemen hemen aynı şeyleri tekrar edip durduk. Ne yasağın devamlılığında ısrar edenlerin gereksiz ‘endişeleri’ ne de yasağın son bulması konusunda önerilerde bulunanların yaşadığı ‘zulüm’ bir realite olarak tarafları değiştirmedi. Bu güne kadar!
 
  Ayşe Böhürler hem çalışmaları hem de yazıları ile takip ettiğim ve takip edilesi bulduğum bir isim. ‘ Neden şimdi? ‘ başlıklı yazısını okuduktan sonra bu düşüncelerimde bir değişiklik olmadı ancak yazının oluşturduğu şaşkınlık, yazının içeriğinden duyduğum rahatsızlık, bu gün bir dönüşümün sonucuna örnek olarak yerine oturdu.
 
  Başörtüsü yasağı sürecinde, yasaklanma hali bir yana dursun, bir tercih olan başörtüsüne gerekçe göstermeye zorlanmak, bu gerekçelere başvurulduğunda, din-özgürlük başlığında ayrıma tabi tutulmak, yasakçılığın devamı adına dinin temel ritüellerinin hiçlendiğine şahit olmak, ayrıca yıpratıcı oldu. Yasağın başlangıcında, yasakçılar ve özgürlükçüler olarak ikiye ayrıldığımızda, ortada iki somut kesim oluştu. Ancak bu süreç sonucunda bana göre ve Böhürler’e göre üç kesime ayrıldık. Benim üç kesimimin bahsi geçen iki kesimden bir sonrası, Ayşe Böhürler’in yazısında ortaya çıkan ‘ dindarlar içinde bu sorunun çözülmemesini isteyenler mi var, yoksa provakasyon mu? ‘ sorusunu sorabilecek, bu düşünceye sahip olacak kadar değişim gösterenlerin eklenmiş olması. Böhürler’in mevcut iki kesime eklediği üçüncü kesim ise kısaca ‘provakatörler’.
 
  Böhürler’in yazısındaki vurguyu ve samimi telaşı anlayabiliyorum. Zaten haksızca ve kısmen hukuksuzca uygulanan bu yasağı, sonlandırmaya çalıştığımız bu zamanlarda, ortaya çocukları sürmek, süreci tıkayacaktır, yoracaktır, öyle ise diyalogların sonuç vermesini bekleyelim, demek istiyor. Lakin anlamadığım, anlayabileceğimiz bu vurguyu ve telaşı neden ‘provakatör’ yahut yasağı çözmek istemeyen dindarlar’ olarak tanımladığı. Çocuklarını ilköğretime başörtüsüyle gönderen ailelere, ‘neden şimdi’ diye soruyor ya, haliyle bu düşünme metoduna bakıp, bu soruyu ‘neden bu şekilde’ sorduğunu merak ediyorum. Bu şekli görünce, maalesef ailelerin provakatör olması ihtimaline, üzülerek Ayşe hanımın provakasyonlar sonucu düşünme metodunda bir değişiklik olduğu ihtimalini düşünüyorum.
 
  Her siyasi-ideolojik görüşün varlığını ve kendini ilanını bir zenginlik ve değer olarak kabul eden, teşhir ve tebliğ hakkına sonuna kadar destek veren biri olarak; devletin resmi ideolojisinin Kemalizm olduğu ve her yönüyle bunda ısrarcı olmamız telkininde bulunanlar ile farklılıklar ile birlikte yaşamayı değer görenler olarak, ikiye ayrıldığımız bu coğrafyada, Müslüman dindar, bir başka şekliyle mütedeyyin kesimin, tek tipçilerden daha büyük sorunun, liberalleşme ile birlikte, yine mütedeyyin kesim içinde, eksi yönde değişim gösterenler ile yaşanacağının ilk adımlarına şahit oluyor ve bundan müthiş rahatsız oluyorum.
 
  Tek tipçi ideoloji, İslam dini gibi çok derin ve geniş bir perspektifin köşesini bucağını kırpıp onu neredeyse Sünni Faşist ve ırkçı küçük ve dar bir kalıba zorla sokmakla kalmadı. Aynı zamanda ona şekilcili bir form verdi, içini boşalttı. Bu kısır eyleme modernizm de destek verdi. Böyle olunca, hak nedir, zan nedir, mücadele nedir unutuverdik. Konformizim bir yaşam biçimi oldu.
 
  Öyle ise hatırlayalım, vesile ile kendime de hatırlatayım; İslam henüz kök salmamışken, içinde imanı coşarak çağıldayan Ebu Zer, Mekkeli müşrikleri Kabe etrafında yok sayıp, kutsal mekanda secdeye durunca, belki bir araba dayak yedi ancak Allah Rasulü yahut sahabe ona ‘provakatör müsün, neden şimdi’ demedi. Yapmasaydın ya, dedi. Anladı, anlattı ama yaftalamadı, dışlamadı, etiketlemedi; Ebu Bekir yardımına koştu, Peygamber sırtını sıvazladı. Çünkü o ‘dilin ehemmiyetini’ unutmamıştı. Ama biz unuttuk. Ne diyeyim? Allah unutturmasın. Başörtüsünün şekli yanı sıra işlevi olduğu düşünülürse tüm inananlara, özelinde başörtülülere zannın, yalnız bırakmanın, hakka girmenin haram olduğunu unutturmasın. Belki biraz yersiz olsa dahi, olması gerekene sevk etmenin metodunun böyle yaftalayan bir dil olduğunu da unutturmasın.
 
  Son olarak; ne zorunlu din dersi uygulaması olsun, ne de devlet eliyle ailelerin çocukları üzerindeki tasarrufu gasp edilsin, insanlar ‘provakatör’ olmak zorunda kalmasın!
 
 Son olarak; 13 yaşında, başörtüsü ile ilköğretime devam etme mücadelesi veren EceNur’un hem varlığı hem de mücadelesi, konformist tercihlere örnek olsun.

 

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor.

Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

Trackback URL

  1. 46 Yorum

  2. Yazan:Ücretli Öğretmen Tarih: Eki 25, 2010 | Reply

    Bİlinçli Müslümanlar farkında 13 yaşındaki daha ergenlige sile yeni giren bir kizin basını ortmesi dinimizce farz değil ki yanlıssam uyerın hic olmazsa üni de okuyan kızların basortulu okuması fırsatı yşakalanmısken bu girisim provakasyooonn !!!

  3. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Eki 25, 2010 | Reply

    28 Şubat’tan önce imam hatip liselerinde başörtüsü ile öğrenim görülebiliyordu sanırım. Yine aynı şekilde bir uygulamaya gidilebilir.
    İlginçtir, ilkokuldayken bizim sınıfta bir başörtülü bir kız vardı ve hepimize çok acayip gelse de ne kimse şikayette bulunmuştu, ne de kimse için sorun olmuştu. Demek ki giderek tahammülsüzleşiyor/ yani bağnazlaşıyoruz.

  4. Yazan:ç-z Tarih: Eki 25, 2010 | Reply

    Böhürler’in yazısındaki vurguyu ve samimi telaşı anlayabiliyorum. Zaten haksızca ve kısmen hukuksuzca uygulanan bu yasağı, sonlandırmaya çalıştığımız bu zamanlarda, ortaya çocukları sürmek, süreci tıkayacaktır, yoracaktır, öyle ise diyalogların sonuç vermesini bekleyelim, demek istiyor. Lakin anlamadığım, anlayabileceğimiz bu vurguyu ve telaşı neden ‘provakatör’ yahut yasağı çözmek istemeyen dindarlar’ olarak tanımladığı. Çocuklarını ilköğretime başörtüsüyle gönderen ailelere, ‘neden şimdi’ diye soruyor ya, haliyle bu düşünme metoduna bakıp, bu soruyu ‘neden bu şekilde’ sorduğunu merak ediyorum. Bu şekli görünce, maalesef ailelerin provakatör olması ihtimaline, üzülerek Ayşe hanımın provakasyonlar sonucu düşünme metodunda bir değişiklik olduğu ihtimalini düşünüyorum.(C.B)

    Üniversitelerde ve kamusal alan ilan edilen tüm kurumlarda rüştünü ispat etmiş insanlara uygulanan başörtüsü yasağının sürmesini isteyenlerin ileri sürdükleri gerekçelerden biri “bununla kalmayacak” iddiası. Bu iddia, ilkokullardan hizmet veren olmaya kadar her yere sirayet eden bir tür bulaşıcı virüs gibi takdim ediliyor. Çoğunluğun demokratikleşebilme yolunda gasp edilen hakların teslimi olarak gördüğü bu adımların atıldığı değişim/gelişim süreci bazıları tarafından bir tür İranlaşma, varılmak istenen hedef de rejim değişikliği olarak kabul ediliyor. Ve bu kabul, “bazıları” da dahil olmak üzere çoğunluğun kendisini Müslüman olarak tanımladığı bir ülkede “provokasyonlar sonucu düşünme metodunda bir değişiklik olduğunun” artık bir ihtimal olmaktan çıktığının en açık delilidir.

    “Provokasyonlar sonucu düşünme metodunda bir değişiklik olmuş” ben de Müslüman’ım demek ihtiyacı duyan/zorunda kalan insanların da samimi telaşını anlamak en azından anlamaya çalışmak gerekmez mi?

    “Hayır hiç gerek yok. Biz bunca sene bizlere yapılan her türlü haksızlıklara sabrettik, anladık ki sizin korkularınızdan kurtulacağınız falan yok! Madem siz değişmiyorsunuz o zaman “korkuyoruz” dediklerinizle burun buruna yaşayın da korkulacak bir şey olmadığını anlayın bakalım.” oldu bitti devrim tavrıyla sorunlar çözülebilir mi?

    Bu sebeple de linkteki röportajın okunması faydalı olabilir!
    http://taraf.com.tr/tugba-tekerek/makale-chantal-mouffe-siyasetin-ta-kendisi-catisma.htm

    Karşımızdakinin ne dediğini anlamamış ve hatta kulaklarımızı tıkayıp duymazdan gelmişsek cevaben söylediklerimizin hiçbir şekilde anlaşılma ihtimali yoktur. Anlaşılmak için ÖNCE anlamak gerekiyor.

    Ecenin ablaları 27 senedir bu sorundan muzdaripler. Kavakçı meclise başörtüyle girdi de başörtüsü sorunundaki düğümlerden biri mi çözüldü? 27 senedir anlatılmaya çalışılan şimdi 5 sene önce ilkokula başlayan 13 yaşındaki Ece haykırıyor diye mi kulaklarını parmakları ile tıkayanlar tarafından duyulacak, anlaşılıp hak verilecek? Bu sorundan muzdarip oldukları için fısıltıları bile duyanlar varken üstelik haykırmak niye? “sizin çözemediğinizi ben çözerim! Sizin bu sorunu çözmekte olamadığınız kadar akıllı ve cesurum!”

    Evet bu tavır provokasyon olmasa bile neden şimdi sorusunu sorma ihtiyacını duyuracak kadar “aceleci ve bencilce”! Aileler provokatör olmayabilir ama gösterilen tepkiler kesinlikle provokasyon niteliğinde. Mizansene senaryoya ihtiyaç duyurmayan yaşanılan süreçlerden bi habermiş gibi sergilenen bu yanlış tavra ben de olsam “provokasyon” derdim.

    http://www.yazarx.com/FGuncel/ayse-bohurler/23-10-2010/neden-simdi-/279472.aspx

    http://www.yazarx.com/FGuncel/nuh-gonultas/23-10-2010/statukonun-provokatorleri-hep-mi-dinci-olur-be-kardesim/279311.aspx

  5. Yazan:Peçi Tarih: Eki 25, 2010 | Reply

    Zamanlama olarak bakıldığında provakasyon olma ihtimali çok çok yüksek. Hele ki; “üniversitede başörtüsüne izin verilirse bu ilköğretime de sıçrayacaktır” fikrinin dillendirildiği düşünülürse..

  6. Yazan:beytullah e. Tarih: Eki 25, 2010 | Reply

    nuh gönültaş’ı en son 28 şubat sürecinde sanırım yine bir başörtüsü yazısı yüzünden okumuştum ve sinirlerim bozulmuştu. yıllar sonra yine benzer bir yazısını okumak zorunda kaldım ve sinirlerim yine bozuldu.

    evet, görünen o ki, dine karşı din savaşı başlamıştır.

    kemalistler aradan çekiliyor artık.

    şimdi kendisine kemalizm’e uygun bir din anlayışı üretenlerle, Allah’ın vahyettiği dine inananlar arasında cereyan edecek asıl kavga.

    hazırım…

  7. Yazan:muhammed ali aydın Tarih: Eki 25, 2010 | Reply

    8 yıllık zorunlu eğitim varsa, yani devlet zorla herkesin çocuğunu okula alıyorsa okula alacağı çocuğun kıyafetine saygıyı da öğrenmelidir.

    islamiyete göre çocukların örtünmesi farz değildir ancak ilköğretimin 8 sene olmasıyla beraber ilköğretimde ergenliğe geçme durumu ortaya çıktı.zorunlu eğitimin 7 yıla indirilip eğitimin 6 yaşında başlamasıyla veya ilköğretimin yeniden 5 yıla indirilmesiyle bu sorun çözülebilir.

  8. Yazan:özlem Tarih: Eki 25, 2010 | Reply

    Sevgili Çuvaldız ben provakasyon demezdim. Söylediklerinin ilk kısmına katılmak ile beraber nasıl zamanında Merve kavakçı’nın tavrı provakasyon değilse, nasıl başörtüsüne karşı yapılan eylemler yürüyüşler provakasyon değilse bu da büyük ihtimalle provakasyon değildir. Belki aceleci belki tartışılmaya muhtaç ama bir hak isteme tavrıdır. İstenilen hak meşrudur da ayrıca. Teorik olarak hiçbir dini zorunluluk olmasa da sırf o çocuklar özendiği için ya da geleneksel kültürel yapıları gereği dahi olsa bunu istemek hakları. Bu işin bir yönü. İkinci yönü 28 şubat sürecine kadar 5 yıllık zorunlu eğitimde ortaokul çocukları arasında kendi ya da ailesinin bu şekilde hassasiyetleri olanlar bir şekilde imam hatip okullarında okuyabiliyorve akranları ile eşit koşullarda ÖSS ye girebiliyordu. Mutaassıp kesim bir şekilde eğitim noktasındaki dezavantajı da anadolu imam hatip okulları ile gidermeye çalışıyordu. Hatta o yıllarda belki hatırlarsınız üst üste kadıköy imam hatip lisesei gibi okullar sınav şampiyonu olunca bir çok şayia çıkarıldı. 28 şubat 8 yıllık eğitim ve kat sayı uygulaması gibi uygulamalar ile ailelerin bu kaçış yollarını kapattı. Ve sanki aniden ilkokullarda böyle bir talep başlamış gibi oldu. Halbuki bu okullar öncesinde ilkokul falan değil orta okuldu. Ve bir çok aile sırf bu yüzden çocuklarını imam hatiqp ve anadolu imam hatip liselerine göndermeye çalışırdı. Söz konusu çocukların durumu ise yeni değil. bunlar yaklaşık bir senedir bu problemi yaşayan direnen ve ne yazıkki sistem tarafından mıncıklanan çocuklar. Belki bir çok çocuk da bu yüzden eğitim göremiyor. Problemleri ve istekleri sahicidir. Provakasyon diye adlandırmak çocukların 1 senedir yaşadıklarından hiç haberdar olmamayı gerektirir.
    ancak maalesef aydınlanma fetişizminin böylesine toplu cinnet halini aldığı bir ülkede yine de geri adım atmak akıl sağlığı yerinde olanlara düşüyor.
    Öte taraftan senin sorduğun soruyu bir de tersinden sormak isterim. Merve kavakçı meclisten çekildi., cumhuriyetin ilk yıllarından beri hiçbir bayşörtülü kadın bu konuda diretmedi de mesele çözümlendi mi yoksa daha da mı kangrenleşti. Zira merve Kavakçıya kadar bu konuda adım atan olmamıştı. Merve Kavakçı bozgunundan sonra da olmadı.

  9. Yazan:özlem Tarih: Eki 25, 2010 | Reply

    Acaba çözüm kadınların meclise girmeyi talep etmemesi ya da Merve kavakçı nın yaptığı yanlışı yapmaması mı idi yoksa Merve Kavakçı’ya fazilet dahil, oy verenler dahil, basın dahil kalabalık bir halk kesiminin sahip çıkması mı idi.
    Bu soruyu çocukların durumundan bağımsız soruyorum. Çünkü onların yaşları itibarı ile bu kadar ağır bir mücadeleye girmesine benim de gönlüm razı olmuyor. Ama her şeye rağmen böyle bir durum oluşmuşsa onların yanında olmak gerekir ötesi büyük hata olur diye düşünüyorum. Teşvik değil ama destek olmalı.
    Bir de şuna dikkat etmek gerekiyor sanırım bu durumda 6 -7 çocuk bir senedir hırpalanıyor ama basın bunu üç gün önce aniden keşfetti. Basın manipülasyonlarına karşı çok dikkatli olmak lazım bence de.

  10. Yazan:özlem Tarih: Eki 25, 2010 | Reply

    Muhammed bey o da maalesef çözüm olmayacaktır. onun anlamı ailelerin 5 yıldan sonra çocuğunu okutamaması ya da okulu dışardan bitirtmeye çalışması demektir. tabi ona da fırsat verilirse. Benim düşüncem madem bu kadar kemikleşmiş bir durum var en azından özel okullara serbestiyet tanınması ve kız lisesi (okulu) uygulaması olur. tabi ortaokul lise ile birleştirilerek.

  11. Yazan:ç-z Tarih: Eki 25, 2010 | Reply

    şimdi kendisine kemalizm’e uygun bir din anlayışı üretenlerle, Allah’ın vahyettiği dine inananlar arasında cereyan edecek asıl kavga.(B.E)

    Başörtüsü gerisinde devam etmekte olan bu kavga değil mi zaten?

    …. devletin resmi ideolojisinin Kemalizm olduğu ve her yönüyle bunda ısrarcı olmamız telkininde bulunanlar ile farklılıklar ile birlikte yaşamayı değer görenler olarak, ikiye ayrıldığımız bu coğrafyada, Müslüman dindar, bir başka şekliyle mütedeyyin kesimin, tek tipçilerden daha büyük sorunun, liberalleşme ile birlikte, yine mütedeyyin kesim içinde, eksi yönde değişim gösterenler ile yaşanacağının ilk adımlarına şahit oluyor ve bundan müthiş rahatsız oluyorum.(C.B)

    evet, görünen o ki, dine karşı din savaşı başlamıştır.(B.E)

    Cemile hanımın eksi yönde(Kayıp!, Kemalistleşme!)değişim şeklinde ifade ettiğini siz vahyedilen dine karşı savaş olarak tanımlamışsınız. Neden? Herkes sizin inandığınız gibi inanmak zorunda mı? O zaman bir sünni müslüman Alevi’lerin hak taleplerini nasıl savunacak? Onlar Sünni Müslümanların sahip olduğu imtiyazları talep ettiklerinde onlara ne diyeceksiniz; “siz Allah’ın vahyettiği dine inanmıyorsunuz , kemalizme uygun din anlayışı üretiyorsunuz o yüzden size destek olamam, hazırım” mı?

  12. Yazan:ç-z Tarih: Eki 25, 2010 | Reply

    Sevgili Özlem,
    Açıklayıcı yorumun için çok teşekkürler. Yorumun sayesinde, yeterince açık anlatamamış olduğumu fark ettiğim yazdıklarımı zenginleştirerek daha net anlatabilirim umarım.

    Çözüme giden yolu kısaltmaya dönük bireysel ya da kolektif tepkiler değişim ve gelişim için elbette şarttır. Fakat çözüm olmayacağı ve aksi yönde tepkilerin büyümesine neden olacağı aşikar olan, başka gelişmelerin önüne takoz olabilecek eylemler “provokasyon(kışkırtma)” niteliği taşır!

    Ocağı 197 kez yakarsınız ev patlamaz ama 198. kez açıp, kibriti çaktığınızda sızıntı olduğunun farkına varamamışsanız şayet ev patlar…

    Merve Kavakçı olayını şu söz çok güzel özetliyor “hükümet olmuşlardı ama iktidar olamadıklarının farkına varamamışlardı” Belki bu şekilde gerçekte provokasyon olmayan eylemlerin nasıl provokasyon etkisine sebep olduğunu anlatabilmişimdir!

    Belki aceleci belki tartışılmaya muhtaç ama bir hak isteme tavrıdır. İstenilen hak meşrudur da ayrıca.(Ö.Y)

    Senin, benim ve daha pek çok kişinin bu eylemin, provokasyon olmayıp ihtiyaçtan kaynaklanan samimi bir hak talebi olduğunu biliyor olduğunu tekraren ifade etmesi dışında, değiştirebileceği ya da çözüme giden yolun üzerindeki engellerden birini bertaraf edebileceğini düşünüyor musun gerçekten? Ve provokasyon niteliği taşıyor olduğunu düşünüp, söylüyor olmam “istenilen hak meşru değildir” dediğim anlamına gelmez!

    Hatta o yıllarda belki hatırlarsınız üst üste kadıköy imam hatip lisesei gibi okullar sınav şampiyonu olunca bir çok şayia çıkarıldı. …..Belki bir çok çocuk da bu yüzden eğitim göremiyor. Problemleri ve istekleri sahicidir.
    Provakasyon diye adlandırmak çocukların 1 senedir yaşadıklarından hiç haberdar olmamayı gerektirir.(Ö.Y)

    Ayşe Böhürler’in ya da mütedeyyin olarak tanınmış kalemlerin bu aşamada bu olayı görmezden gelip üzerine hiçbir şey yazmamasını mı yoksa bu olayı görüp hak verir nitelikte yazarak destek dolayısıyla gaz vermesi miydi beklenen tavırdı?

    Beklenen/umut edilen tavır/destek/tepki verilmediğinde eksi yönde bir değişimle itham etmek çok haksız ve yersiz bir tepki değil mi?

    Çocukların ve ailelerin çekmiş olduğu sıkıntılardan bihaber olamayacakların düşünülemeyeceğine göre son aşamada bu olayı provokasyon olarak adlandırmak olsa olsa dini kemalizme uydurma gayreti ya da o yöne doğru bir sapmadır öyle mi?

    Başörtüsünün şekli yanı sıra işlevi olduğu düşünülürse tüm inananlara, özelinde başörtülülere zannın, yalnız bırakmanın, hakka girmenin haram olduğunu unutturmasın. Belki biraz yersiz olsa dahi, olması gerekene sevk etmenin metodunun böyle yaftalayan bir dil olduğunu da unutturmasın.(C.B)

    İnsanın bindiği dalı kesmesi ya da kendi ayağına kurşun sıkması bu olsa gerek!

    ancak maalesef aydınlanma fetişizminin böylesine toplu cinnet halini aldığı bir ülkede yine de geri adım atmak akıl sağlığı yerinde olanlara düşüyor.(Ö.Y)
    Neye göre geri adım? Ve ayrıca akıllı adam gerektiğinde geri adım atabilen adamdır, öyle değil mi?

    Dediğin gibi,

    cumhuriyetin ilk yıllarından beri hiçbir başörtülü kadın bu konuda diretmedi de mesele çözümlendi mi yoksa daha da mı kangrenleşti. Zira merve Kavakçıya kadar bu konuda adım atan olmamıştı. Merve Kavakçı bozgunundan sonra da olmadı.(Ö.Y)

    Ol(a)madı! Adım atan Merve kavakçı mıydı?

    Bu konuda adım atanlar 28 şubatı yaşadı.Yine bu konuda adım atanlar 411 el kaosa kalktı denilerek “laiklik karşıtı fiillerin odağı” olarak ilan edildi.Bu bozgundan sonra meclisteki destekçi vekillerinin hepsi başörtüsü ile meclise girerse sorun çözülür mü?

  13. Yazan:aziz yılmaz Tarih: Eki 25, 2010 | Reply

    Yazıyı okuyunca şaşırdım.Şaşırmamın nedeni, eleştiriye konu olan görüşlerin Ayşe Böhürler’e ait olması.Güven duygusuyla ilgili bir durum bu.Cemile hanımın açık mektup şeklindeki cevabi yazısı sanırım Cihan Aktaş’a,Leyla İpekçi’ye,Özlem Yağız’a,Nihal Bengisu Karaca’ya,Hilal Kaplan’a… hitaben yazılmış olsaydı yine şaşıracak ve durup bir düşünecektim.Aynı şekilde bu kadın yazarlarımızdan Cemile hanıma benzer bir tenkit yazısı gelseydi tereddütüm yine değişmeyecekti.
    Bu arada belirtmeyi gerekli gördüğüm bir ayrıntıyı yazmadan geçemeyeceğim.Kadın yazarlarımızı zikretmemin nedeni konunun başörtüsüyle ilgili olmasındandır.Zira,başörtüsü yasağına karşı yılmadan sebatla verdikleri onurlu mücadele ve aynı zamanda bu anlamsız yasağın doğrudan muhatabı olmaları bu “ayrıcalığı”gerekli kılıyor benim açımdan.
    Bu pozitif yargının nedenine yukarıda kısaca değinmiştim.Adı geçen yazarlarımızın samimiyetlerine,dürüstlüklerine duyduğum sarsılmaz güven olsa gerek.

    Neden böyle bir ihtilafa düşüldü sorusunu sormak değl amacım.Bilakis çokseslilik ve fikri çoğulculuğu benimseyen ve bunun hakikate ulaşma yolunda bir gereklilik olduğuna iananlardanım.İnancım odur ki,tam da bu fikir zenginliğinden doğru ve selametli sonuçlar çıkacaktır.Temennim budur.

    Temkinli yaklaşmamın gerekçelerini paylaştım.Şimdi konuya geleyim.
    Doğrusu mevzu tartışma açısından biraz kritik olunca fikrimi doğrudan açarak yorumlamak istemedim.Aceleye gelmeyecek kadar hassastı konu çünkü.Hele “provakatörlük”gibi sevimsiz bir kuşku sözcüğü geçiyorsa malum aceleye hiç gelmezdi.Böyleikle Sayın Böhürlerin sözkonusu yazısını okudum önce.Sağolsun Çuvaldız hanımın yorumundan istifa ettim ve ayrıca verdiği linkleri takip ettim.Tartışmaya konu olan haberi de inceledikten sonra,görüşlerine değer verdiğim Özlem hanımın yorumlarıyla turumu tamamlamış oldum.

    Kanaatim odur ki provokasyon demek çok da isabetli bir teşhis değildir.Zamanlama açısından biraz acaleci gibi görünse de bir komplo teorisine bağlanmamalı en azından.Ya da bilinçli bir “tezgah”olmasının henüz somut kanıtları yoktur ortada.

    Ancak şu var:Doğal bir hak olmasına karşın bence de zamanlama çok yerinde değil.Gerçi Özlem hanımın da değindiği gibi yeni başlamış değildir;bu sayfalara da yansıdığı gibi ebeveynlarin bu yöndeki talepleri öncesine dayanıyor.
    Sorun belki de medyanın(yani provakasyonla kendilerini görevlendirmiş amiral gemisinin)olayı tam da üni.lerde serbestliğin getirildiği şu günlere bilinçli olarak gündeme taşımasındadır.Yani bir sabote ve provakasyon ihtimali varsa bunun adresi kışkırtıcı medyada aranmalıdır;dindarlarda ve müslümanlarda değil.Hem zaten böyle bir “tezgahta” gönüllü yer alanların müslümanlığı da tartışmalıdır(bana göre).
    Bu nedenle acizane,müslüman dindarların bu oyuna gelmeyerek birbirlerini yıpratmamalarını öneririm.En azından olayın şekli tam olarak kesinlik kazanmadan suçlamalardan kaçınmak gerekir diye düşünüyorum.

  14. Yazan:özlem Tarih: Eki 25, 2010 | Reply

    Çuvaldızcım,
    bir eylemin sonucu itibarı ile yanlış olduğu kötü sonuçlar doğurabileceğini düşünmek ile o eylemi provokasyon olarak nitelemek arasında bence fark var. Bu yorumu yazmadan önce nişanyan sözlükten kelimenin etimolojik kökenine baktım. Fransızcadan tahrik etmek olarak geliyor. Kavga etmek meydan okumak gibi anlamları da var. Yine de benim kafamdaki çağırışım kadar kötü değil. Yani bendeki çağrışımının içinde komplo amacı ile tahrik etmek de vardı mesela. Yine de burada muhatabı kasıtlı olarak kışkırtma anlamı var. Bu hak talebinde bulunanlar ise hak talebini kışkırtmak için yapmıyorlar. Merve Kavakçı da bunun için yapmadı. Hakkı olan bir şeyi elde etmek için bir adım attı. Başarabilseydi bugün türkiye nin manzarası farklı olurdu. Heyhat ki tarih yenilenleri suçlar.. Rosa Parker zenci hareketi başaramasaydı provakatör olurdu. Başarılı oldu kahraman oldu böyle bir şey. Her mücadelenin iki ihtimali vardır.

    Ben yukarıda da söylediğim gibi bu konuda teşvikten yana değilim. bunun belki sonra başka zeminde daha fazla açıklayacağım sebepleri var. Bu çocukları farkında bile olmadan bir mücadelenin kahramanı haline getirmenin onlar açısından çok zorlu yıpratıcı bir süreci başlatacağına inanıyorum. Ama eğer varolan durumda yerin neresidir derseniz haklı olandan yanayım. Ve mazlum olandan. Her şey bir tarafa provakasyon kelimesinin kullanılmasının bir medya operasyonuna yenik düşmek olduğuna inanıyorum. bu konuda sert ithamlar da duydum. Anında yaftalayan, kulak çeken. Halbuki biz bunları hep yaşadık. Başörtüsü yasakları başladığında beyazıttaki eylemciler provakatör ve iran ajanı olarak damgalandı. Merve kavakçı olayı olduğunda dindarlar en çok merve kavakçı yı dövdü belki. (belli bir çevre) Son olayda yıllardır yaşadığım bir filmin geri sarılması gibi geldi. Bir anda hizbullahçı babalar çıkıp çocuklarını provakasyon amaçlı böyle bir şeye sürdüler şayiaları. Sayısız örnek yaşadım bu konuda geçmişte. Sonuçta senin eleştirini ve kaygını anlıyorum senin eleştirini asla provakasyon çığlığı atan bir kısım medya ile aynı görmüyorum. Yine de bu keliminen işaret ettiği anlama ve tarihe tepkiliyim.
    aslına bakarsanız ayşe böhürlerin yazısını da okumadım henüz sadece başka bir zeminde konunun dile getiriliş şekli sebebi ile itirazlarımı sıraladım.

  15. Yazan:ç-z Tarih: Eki 25, 2010 | Reply

    Aziz bey, aceleyle yapılan suçlamalardan kaçınarak beklenmesi gerektiği yönündeki uyarınızda çok haklısınız.

    Cemile hanımın da yazısının içinde işaret ettiği gibi ülkemizde çözüme doğru ilerleyen süreçte yaşanan provokasyonların haddi hesabı yok maalesef. Bazen kaleci kale çizgisi içinde kalarak topu karşılamak yerine ileri çıkıp savuşturma aceleciliğiyle hata yapabiliyor. Aynen kalecisine geri pas vereceğim derken hızını ayarlayamayıp kendi kalesine gol atan fazlaca tedbirli oyuncular gibi…Acele edip takım oyununda teknik,kondisyon kadar güven ve sabrın da önemli olduğunu akıldan çıkarmamak gerek aslında..

  16. Yazan:özlem Tarih: Eki 25, 2010 | Reply

    Bir de sevgili çuvaldız polemik yöntemine itirazım var. Polemiğe girdiğin kişinin söylediğinden daha fazla anlamlar çıkarıyorsun. Mesela benim yazdığım hiçbir şeyde çocuklara gaz vermemek sebebi ile bir yazarı suçlamak anlamı yok. Ayşe Böhürlere eleştiri bile yok. Sadece bir senedir bu çocukların zaten bu konuda direndiklerini görmezden gelip provakasyon sanki yeni başlamış bir olay gibi değerlendirmeye itiraz var. Bunun ötesinde anlam çıkarman biraz demagoca:)
    ikinci olarak yine polemiğe girdiğin insanların farklı sözlerini alıp bir miks yapıyorsun. Halbuki Özlem ne yazmış ne söylemişse onun üzernidne beytullah bey ne söylemişse onun üzernidne ayrı ayrı yazışmak daha yerinde olur. Alıntıladığın üç insanın da kendine ait duruşları söylediği sözleri kendi yorumları içerisinde bağlamları var doğüal olarak. Benim sözümün altına onunkini onaun altına bununkini yazdığında çok da iyi bir şey ortaya çıkmıyor.

    ancak maalesef aydınlanma fetişizminin böylesine toplu cinnet halini aldığı bir ülkede yine de geri adım atmak akıl sağlığı yerinde olanlara düşüyor.(Ö.Y)
    Neye göre geri adım? Ve ayrıca akıllı adam gerektiğinde geri adım atabilen adamdır, öyle değil mi?

    mesela burada da söylediğim açık değil mi? ben o çocukların zevk için bile olsa o şekilde örtünerek okula gitmesinin hakları olduğuna inanıyorum. Kaldı ki bunlar inanç kaynaklı belki de kültürel bir hak arayışı içindeler. burada bu istemlerinden vaz geçerlerse bu geri adım atmaktır. Akıllı adam davranışı mıdır bilemem ama eli çomaklı bir deliye karşı bazen geçerli olan tek davranıştır. Sonuçta bir senedir bu çocukların yaşamadığı şey kalmadı. eğer eşek kadar adamlar bu çocukları sürekli hakaret eziyet ve tehdit altında yaşatıyorsa ve babaları işten dahi atılabiliyorsa demekki karşılarında eli çokmaklı bir deli var. Orada akıl sağlığı yerinde adamın sopa mı geri adım atmak mı gibi bir ikilemde kalması kast ettiğim.

  17. Yazan:özlem Tarih: Eki 25, 2010 | Reply

    imla hatalarım düşük cümlelerim için verdiğim eziyetler için özellikle özür dilerim. malum fıtık sebebi ile çok fazla oturmadan hızlıca yazmya çalışıyorum.
    Çuvaldız arkadaşım polemik yöntemine itirazımı kırıcı algılama sadece bir tartışmanın sürebilmesi açısından bazen gerekiyor. Benim sözlerim başka arkadaşlar ile harmanlanınca şaşırıyorum ne yazacağımı bilemiyorum.
    canım kahve istedi;)

  18. Yazan:ç-z Tarih: Eki 26, 2010 | Reply

    Kıymetli Özlem,
    Ben de senin gibi yine de emin olmak için yukarıdaki yorumu yazmadan önce yine de birkaç sözlükte provokasyon kelimesinin anlamına baktım. Yazarken de Kışkırtma olarak parantez içinde belirttim.

    Kışkırtmaya iki sebeple başvurulabilir…. Çocukların ailelerinin uzun süredir çocuklarını başörtüsü ile okula göndermekte ısrarlı olmaları olumsuz niyetli bir kışkırtma olmayabilir. Ve aynen yazdığın gibi 197 kez eylem yapan bir baba-kızın neden 198. eylemleri ses getirir ve basında bu kadar yer alır, üzerinde düşünülmesi gereken budur. 198.eylemin niteliği önceki 197 den farklı mı? Neden basın bugüne kadar görmezden geldiği bu eylemi bugün ayyuka çıkarıyor?

    Rosa Parker zenci hareketi başaramasaydı provakatör olurdu. Başarılı oldu kahraman oldu böyle bir şey. Her mücadelenin iki ihtimali vardır.(Ö.Y)

    Soru: Bu aileler 198. eylem için komplocular ve provokasyon körükçüsü medya kuruluşları tarafından “çözüme az kaldı başarıyorsunuz” şeklinde yüreklendirilmiş/gayrete getirilmiş/umutlandırılmış olabilirler mi? Eylem bu sebeple provokasyon(muhatabı kasıtlı olarak kışkırtma) niteliği taşır mı taşımaz mı?
    Soru: İlkokul çocuklarının şu aşamadan başları örtülü olarak okula gidebilme mücadelesinde başarılı olma ihtimalleri nedir? Ve bu ihtimal ablalarının üniversiteye başörtüsü ile gidebilmeyi başarma ihtimallerini etkiler mi?

    Bu çocukları farkında bile olmadan bir mücadelenin kahramanı haline getirmenin onlar açısından çok zorlu yıpratıcı bir süreci başlatacağına inanıyorum.(Ö.Y)

    Bu konuda seninle hemfikirim.Ve bu düşüncemi de Cemile hanımın M.Ö ile yaptığı röportajın altında belirtmiştim.

    Ama eğer varolan durumda yerin neresidir derseniz haklı olandan yanayım. Ve mazlum olandan. Her şey bir tarafa provakasyon kelimesinin kullanılmasının bir medya operasyonuna yenik düşmek olduğuna inanıyorum.(Ö.Y)

    A.Böhürler yazısının hiçbir yerinde bu kelimeyi kullanmamış! Yazıyı provokasyon kelimesi ile dile getiren maalesef Cemile hanım. Mazlumdan ve haklıdan yana olmanın kontenjanı sınırlı galiba! Taraf olma gayretiyle, mazlumu mağdur duruma düşürecek gayretler üzerine hiç konuşmayalım o zaman.

    Sonuçta senin eleştirini ve kaygını anlıyorum senin eleştirini asla provakasyon çığlığı atan bir kısım medya ile aynı görmüyorum. (Ö.Y)

    Benim de anlamadığım ve tepki verdiğim kısımlardan biri de bu. Sen beni tanıdığın kadarıyla çığlık atan biri olmadığımı biliyorsun ama A.Böhürler gibi her yerde fikrini yazılı ya da sözel olarak gayet net şekilde ifade edebilen biri “provokasyon çığlığı” atan olarak eksi yönde değişimle itham edilebiliyor ve “neden böyle diyor?” diye önü ardı için hiç düşünülmüyor?

    Bir de sevgili çuvaldız polemik yöntemine itirazım var. Polemiğe girdiğin kişinin söylediğinden daha fazla anlamlar çıkarıyorsun. (Ö.Y)

    Polemik yöntemim yok. Bir yöntem belirleyip sonra da tartışmaya girmiyorum. Belki de sorun budur. Söylenilenden fazla anlam çıkardığım tespitinde haklı olabilirsin.Belki sadece bu sebeple bile hiç yorum yazmamam en doğrusu!

    Mesela benim yazdığım hiçbir şeyde çocuklara gaz vermemek sebebi ile bir yazarı suçlamak anlamı yok. (Ö.Y)

    Teşvik etmeden destek olunmalı yazdığın için sadece nasıl olabilir diye sormuştum.

    Ayşe Böhürlere eleştiri bile yok.(Ö.Y)

    Yazdıklarını yanlış anlamışım demek ki!

    Sadece bir senedir bu çocukların zaten bu konuda direndiklerini görmezden gelip provakasyon sanki yeni başlamış bir olay gibi değerlendirmeye itiraz var. Bunun ötesinde anlam çıkarman biraz demagoca:)(Ö.Y)

    Provokasyon çıkarımı yapan olmadığımı tekrar hatırlatırım; Evet bu tavır provokasyon olmasa bile neden şimdi sorusunu sorma ihtiyacını duyuracak kadar “aceleci ve bencilce”! Aileler provokatör olmayabilir ama gösterilen tepkiler kesinlikle provokasyon niteliğinde. Mizansene senaryoya ihtiyaç duyurmayan yaşanılan süreçlerden bi habermiş gibi sergilenen bu yanlış tavra ben de olsam “provokasyon” derdim.(ç-z)
    Provokasyon sanki yeni başlamış bir olay gibi değerlendiren ve itiraz eden kim?
    Yazısında provokasyon demeyen, A.Böhürleri eleştirmediğini sen zaten ifade etmişsin. Peki bu çocukların durumlarından haberdar değilmiş gibi provokasyon tanımı yapan kim?
    A.Böhürler ve yazısı üzerine yazılmış bir yazının altında sadece benim polemik yöntemim ve biraz da demagogca tavrım nedeniyle mi boşu boşuna yorumlaştık?

    ikinci olarak yine polemiğe girdiğin insanların farklı sözlerini alıp bir miks yapıyorsun. (Ö.Y)

    Miks yapmıyorum aksine ilgili olan hususu göstermeye çalışıyorum. Sana verdiğim cevapta C.B den yaptığım alıntıdaki koyulaştırdığım kısımda yazılana değil yazanın şahsına yöneltilmiş bir eleştiriyi işaret etmeye çalışmıştım.

    Halbuki Özlem ne yazmış ne söylemişse onun üzernidne beytullah bey ne söylemişse onun üzernidne ayrı ayrı yazışmak daha yerinde olur.(Ö.Y)

    Sana Beytullah beyin yazdıklarını, Beytullah beye de senin yazdıklarını yazmadım. Cemile Bayraktar’ın yazdığı yazı üzerine seninle ayrı, Beytullah beyle ayrı yazıştım.Her ikinizde de Cemile hanımın yazısından kısa alıntı yaptım cevap verdiğiniz yorumları neye istinaden yazdığımı açıklayabilmek için! Fazlaca açıklayıcı olması, ve arda arda denk gelmeleri nedeniyle sende böyle bir izlenime sebep olmuş anlaşılan. Sadece sana yazdıklarımı okumuş olsan belki bu karışıklık olmazdı ne dersin? 🙂

    ancak maalesef aydınlanma fetişizminin böylesine toplu cinnet halini aldığı bir ülkede yine de geri adım atmak akıl sağlığı yerinde olanlara düşüyor.(Ö.Y)

    Neye göre geri adım? Ve ayrıca akıllı adam gerektiğinde geri adım atabilen adamdır, öyle değil mi?(ç-z)

    mesela burada da söylediğim açık değil mi? (Ö.Y)

    Hayır. Çocukları başörtüleri ile okula gidebilme hakkına sahip değiller. Geri adım olarak kabul ettiğin bu durum olamaz.O halde hak talebinde ısrarlı olunduğunu göstermek için başvurulan eylemlerinin ses getireceği, dolayısıyla çözüm yolunda doğru adımlar atıldığı düşüncesi ile “provokasyon niteliğine büründürecek gelişmelerden uzak durulması mıdır sence “geri adım”?

    ben o çocukların zevk için bile olsa o şekilde örtünerek okula gitmesinin hakları olduğuna inanıyorum.(Ö.Y)

    Hemfikiriz.

    Kaldı ki bunlar inanç kaynaklı belki de kültürel bir hak arayışı içindeler.(Ö.Y)

    Aksini düşünmedim.

    burada bu istemlerinden vaz geçerlerse bu geri adım atmaktır. (Ö.Y)

    İstemlerinden vazgeçmekten hiç bahsetmedim!

    Akıllı adam davranışı mıdır bilemem ama eli çomaklı bir deliye karşı bazen geçerli olan tek davranıştır. (Ö.Y)

    Pozisyon değiştirmek geri adım değildir. Akıllı adamın hiçbir adımı “geriye doğru” değildir. Yavaşlar durur ve hatta çoğu zaman geri adım atmış gibi görünür ama bunun anlamı kesinlikle istemlerinden vazgeçmek değildir.

    Sonuçta bir senedir bu çocukların yaşamadığı şey kalmadı. Eğer eşek kadar adamlar bu çocukları sürekli hakaret eziyet ve tehdit altında yaşatıyorsa ve babaları işten dahi atılabiliyorsa demek ki karşılarında eli çokmaklı bir deli var. Orada akıl sağlığı yerinde adamın sopa mı geri adım atmak mı gibi bir ikilemde kalması kast ettiğim.(Ö.Y)

    Farklı şeylerden bahsetmişiz demek ki!
    Bu arada babalar kamu sektöründe mi çalışıyorlar ve kızlarının başörtüsü nedeniyle mi işten atılıyorlar?
    Eli çomaklı eşek kadar deli adamların eziyet ve tehditleri ile bu çocukları muhatap etmek niye?

    not:Kemalizme uygun bir din anlayışı üretenlerden biri olmakla itham edilmeye hazır olarak yazdım 🙂

  19. Yazan:ç-z Tarih: Eki 26, 2010 | Reply

    Sevgili Özlem,
    uzun uzun açıklama yazarak fıtık ağrılarının nüksetmesine sebep olacağım için çok üzgünüm 🙁
    Bu yazdıklarını ne yazık ki son yazdıklarımı gönderdikten sonra gördüm.
    Polemik yöntemim konusunda eleştiri yapan ilk kişi değilsin ve yorum yazmaya devam edersem de muhtemelen eleştiren son kişi de sen olmayacaksın 🙂 Sınırlarımı zorlayarak yazıyorum ancak bu kadar olabiliyor demek ki!

    Bazen bazı tartışmaların faydası olmayacağı öngörülerek hiç başlamaması/başlatılmaması en doğrusu belki de. Yineleyeyim şaşırtmak üzere harmanlamıyorum Özlem.

  20. Yazan:özlem Tarih: Eki 26, 2010 | Reply

    Sevgili Çuvaldız,
    bu defa her şeyi anladım bak.:) Cidden kötü niyetli bir eleştiri değil eğer bir yorumun içerisine başka yorumlar karışırsa anlayamıyabiliyorum. Ya da belki uzun uzadıya düşünüp bağlantıları kurabilecek sabrım olmuyor. Ben senin konuyu tartışmandan çok memnununm. Bu tür tartışmalar insana kendini kendi fikirlerini de test etme imkanı veriyor. Yukarıda tartıştığımız kimi şeyler anladığım kadarı ile zıt düşünmekten değil. Bir kısmı olayların yorumlanış tarzı bakış açısı ile ilgili. Mesela geri adım atmak gibi. Ben hak isteminden varolan şartları ve bu çocukların yıpranışını düşünerek şimdilik geri çekilmeyi geri adım atmak olarak yorumlarken sen bu tabirin ifade ettiği anlama itiraz ediyorsun.
    İkinci olarak ben de aynı şekilde provokasyon kelimesinin sen hangi bağlam içerisinde kullansan da bugüne kadar başörtüsü ile ilgili hak taleplerinde çok kullanılann bir kelime olduğu ve zihinlerimizde belli bir operasyonel olumsuz anlamı olduğu için senin kulmlanışının çok ötesinde bir tepki doğurabileceğini biliyorum. Mesela Beytullah arkadaşımı çok uzun zamandır tanıyorum. İlk defa bu kadar keskin sert bir yorumuna rastladım. Hiçbir şekilde hayata bakışı bu kadar keskin değil. tabi tartıştığımız farklı düşündüğümüz çok oldu ama böyle keskin değil. Onun tepkisinde aynen benim ifade ettiğim gibi bu provokasyon kelimesinin onlarca yıldır daima hak arama isteğiyle yola çıkan insanları birbirine kapıştırma gibi bir işlevi olmasının anıları saklı. Benim de bu konuda hafızamda çok şey var. yılların bir sürü olumsuz tartışmaları kalp kırıklıkları parçalanmaları.
    Öte yandan halen Ayşe Böhürlerin ve nuh gönültaş ın yazısını okumuş değilim az sonra okuyacağım. Ve Ayşe Böhürler e bu yüzden haksızlık etmem mümkün değil:)
    Provakasyon sözcüğünü belki takip etmişsindir kimi arkadaşlar çok daha iddialı ve üstüne ‘yorumlar’ ekleyerek kullandı şu anda faceden mail gruplarına heryerde tartışılıyor. Halbuki ben biliyorum ki birden a hizbullahçı babalar böyle imiş falan yorumları yapılan bir çok ortamda bu insanların bir senedir yaşadıkları ile ilgili çok yazı, bilgi döndü. Cemile nin röportajı dahi vardı mesela. Ama buna rağmen bir anda doğan medya ne bilgi verdi ise insanlar hemen aynı yorumları tekrara başladılar. bu benim için hayal kırıklığı uyandırıcı bir durum. Çünkü 20 yıldır aynı şey yapılıyor. Biz ne dersek diyelim Doğan medya ve özellikle Ertuğrul Özkök gibi yazarlar bir anda gündemi belirleyip yönlendirmekte çok çok mahirler. 20 yıl önce de aynen bunu yapıyorlardı başörtüsü eylemlerini iran ajanı provakatörlerin düzenlediğine dair haberler yapıyorlardı ve Fehmi koru’dan bir çok akil adama bir sürü insan buna inanıyor herkes birbirini yiyordu.
    Üstelik bu söylemi belirleyen kendileri değilmiş gibi şimdi Ahmet hakan çıkmış bu dalgaya düşen insanlar ile kafa buluyor. Hayatımda dindarlar kadar provakasyon kelimesini seven kesim görmedim diye. Yazısının son paragrafındaki art niyet olmasa ben de imza atıcam nerdeyse.:)

  21. Yazan:özlem Tarih: Eki 26, 2010 | Reply

    Hay allah hem yazdıklarım donuyor hem de geri kayboluyor. 🙁
    İki sorunla ilgili fikrimi söylemeye başlamıştım yorumum kayboldu aniden bu kısa açıklamayı atayım kaybolmazsa öbür yorumda devam edeceğim. Kaybolursa anla ki keçileri kaçırdım ve klavyeyi parçaladım:))

  22. Yazan:özlem Tarih: Eki 26, 2010 | Reply

    Mealen demişsin ki bu aileler çözüm yakın şeklinde yüreklendirilmiş olabilir mi?
    benim gördüğüm kadarı ile yazılı basında böyle bir şey olmadı kendi aile çevrelerinde özel ortamlarda durum nedir bilemem. Genelde dindarların tavrı bu tür durumlarda yüreklendirmek değil frene basmak yönündedir. Mesela şapka ile girişi kabul eden bir üniversitede başörtümle gireceğim diye direten kızları genelde herkes eleştirir kızar, işi bozmakla ortamı germek ile vs. suçlar. Ama kendi çevrelerinde durum nasıldır bilemem.
    Yalnız şu konuda biraz katılıyorum. biraz belki moral vermek destek olmak noktasında geçmişte bu kızları cesaretlendirici yüreklendirici belki farkında olmadan misyon yükleyici bazı ifadeler oldu. dirençlerini öven ablalarının gösteremediği direnci gösterdiğini söyleyen vs. Bu konu benim de çok içime yatmayan bir şey çünkü onların durumu üniversitedeki ablalarından bile çok daha ağır. yani bu çocuklara bir tür bilerek ya da bilmeden Rosa Parker misyonu yüklenmesine ben de karşıyım.

    İkinci olarak eli sopalı bir deliye neden aileler çocukları muhatap ediyor gibi bir şey demişsin mealen. Çünkü aileler olaya bizim bakışımızdan çok farklı bakıyorlar farklı bir iklimde, farklı kültürel ve dinsel yorumlar ile okuyorlar olayı. ben mesela olaya bakışımda 3 kuşaktır laik bir aileden gelen 20 yaşından sonra başörtüsü ile tanışan ve belki dini biraz daha reformist okuyan bir insan olarak bu çocukların mükellef olmayabileceğini ya da en azından bu yaşta bu kadar ağır bir mücadeleye girme noktasında mazur kabul edilebileceğini düşünürken onlar belki de kuşaklar boyunca ergenlik yaşına geldiğinde örtünmüş, bunu çok temel vazgeçilmez kabul eden ve buna yapılan baskının bir nevi bedenine taciz gibi hissedildiği bir yapının içerisindeler. Bunu çok iyi anlıyorum sonuçta tanıdığım bir çok insan geçmişte ilkokuldan sonra ya okumadı, ya okulu dışardan bitirdi ya da imam hatipler sayesinde eğitimini sürdürdü. Burada biraz meseleye Özal gibi bakmak gerektiğini düşünüyorum:) Onlar haklı ya da ben haklıyım bunun bir önemi yok. Ortada gerçek bir sorun var ve biz bunu nasıl çözebiliriz. Özel okullar çare olabilir mi mesela ya da geçmişteki gibi ilkokuldan sonra imam hatipte okumalarına göz yumup kıyafet noktasında serbest bırakmak yani Özal sistemine dönüş. ya da kız okulları.Yani toplumda bir taraftan çatışmayı körüklemeyecek adımları atarken diğer taraftan bir kesimin de mağdur olmamasına çalışmak lazım yoksa çözüm çözüm olmuyor. Tek taraflı sessizlike teşvik ile kendini dışlanmış, sistemin dışına itilmiş, haklı istemleri ertelenmiş öfkeli ya da hayalkırıklığına uğramış insanlar oluşturmuş oluyoruz.
    Peki gerçekten çözüm ne olabilir. Ama çok yarınlara kalmadan bu çocukların bir iki kuşağın da hayatı elden gitmeden ne yapılabilir bence bunu da tartışmak çok önemli.

    İş oraya gelince biraz insanlar susuyor sanki. Mesela Sevan Beyin anayasa yazılarının altında hiç yorum yok. Halbuki onlar da çözüme odaklı yazılar. Yoksa bu topraklarda çözüm umudu bitti mi?:)
    kalvyem dondu gene. iyisi mi bitireyim. Ve çuvaldızcımm eleştirim sebebi ile yorumlardan vaz geçesen çok üzülürüm ben konuşmayı südrdürebilmek için yaptım o eleştiriyi susalım diye değil.

  23. Yazan:özlem Tarih: Eki 26, 2010 | Reply

    Aslında bu ailelerin durumunu Beytullah bey çok yakından takip etti bir senedir. O daha iyi bilir ama benim hatırladığım kadarı ile Ece nur olsa gerek bir tanesinin babası özel sektörde çalıştığı işten sebepsiz çıkarılmıştı bu olayların ardından sorra.Bir tür toplumsal baskı yöntemi diyelim.

  24. Yazan:özlem Tarih: Eki 26, 2010 | Reply

    Nihayet her iki yazıyı da okudum:) Nuh Gönültaş ın yazısını inanılmaz derecede seviyesiz goy goycu ve samimiyetsiz buldum. Beytullahın öfkesini hak eden bir yazı. Yılmaz Özdil’in iktidar şakşakçısı versiyonu gibi yazmış.
    Ayşe Böhürlerin yazısı samimi bir yazı. Ama neredeyse ikinci bölümündeki her cümlesine itirazım var. Beni oldukça şaşırttı. Yine de inandığı şeyleri yazmış. İnandıklarını yazan menfaat beklentisi ile hareket etmeyen insana kızılmaz. Bir de zaten yazının ilk bölümünde
    herkesin zorla birbirini ikna etmeye çalışmasına da şerh koymuş ki katılıyorum. Aşağıdaki yazıyı dindar bir hayat yaşamayan bir arkadaşım yazmıştı. Aslında tüm ötekileştirilenler için bir yazı idi ama başörtülülere de çok uyuyordu o zaman uyarlamıştık sonunu. Yukarıdaki iki yazıyı okurken özellikle Ayşe Böhürlerin ikna etmek dayatmak isteği ile ilgili cümlelerini bu yazı aklıma geldi birden paylaşmak istedim, ütülenene mi iktidar ütüsüne mi daha çok itiraz etmeli diye düşündüm:)

    Ütünün Fişini Çek!
    “Senin temsil ettiğin aklın vicdanını hiç beğenmiyorum.

    Senin temsil ettiğin aklın vicdanı insanin biricikliğini yok sayıyor. Senin aklının ve vicdanının benim icin tahayyül edebildiği birbirinin eşi evlerde, odalarda üstüste istiflenmiş, birbirinin benzeri, zamana ve mekana tıkıştırılmış hayatlar. Salon diye bildiğim yeri on kişinin daha salon diye bildiğini, yatak odası dediğim yeri on kişinin daha yatak odası diye bildiğini bilmekten ve böyle yaşamaktan hiç hoşlanmıyorum.

    Eline aldığın iktidar ütüsüyle her gün ve her gün beni düzleştirmeye çalışarak üzerimden geçmen canımı acıtıyor, keyfimi kaçırıyor. Hayali bir kişiliğin kendini bu kadar somutlayarak hayatımın üzerinde gezinmesinden hiç memnun değilim. Senin aklının vicdanı, zamanı, mekanı ve insanı lime lime bölüyor, öyle olunca da insan kendini ve kendiyle hayatı bütünleyemiyor. Her bir dilimin içinde laboratuvar fareleri gibi yaşamaya mahkum
    oluyoruz.
    Hayattayız ama yaşayamıyoruz.

    Senin aklının vicdanı durmak bilmiyor, insaf bilmiyor, bütün varoluş alanıma ve imkanlarıma yayılıyor, nefes alamıyorum.

    Başörtülü kadınların hikayesini duyunca, başlarına gelenin benim başıma gelen olduğunu hissettim.

    Elini çek!

    Çekmişken ütünün fişini de çek!”

  25. Yazan:cb Tarih: Eki 26, 2010 | Reply

    selamlar,

    sevgili özlem ve sevgili çuvaldız olayı çözmüşsünüz, böyle şerhler her yazı yazanın yazısına gelen yorumlar başına, sağolun 🙂

    aziz bey,

    isabetli yorumlarınıza katılıyorum.

    beytullah hoca,

    senin gibi sakin, boykot sürecinde benim bile kavga edemediğim birini böyle sinirlendirdiklerine bakıp dahi ne halt ettiklerinden haberi olmayanların bu durumuna şahit olmak mümkün, ne diyeyim, iyiki varsın, iyiki varsınız

  26. Yazan:aziz yılmaz Tarih: Eki 26, 2010 | Reply

    İki noktayı birbirinden ayırmak gerekir:Bilinçli yapılmış,getireceği yankıları önceden hesaplanarak planlı,pragramlı provakatif bir eylem ile; bağlantısı olmaksızın,ama amaçlanan oyunla bir şekilde örtüşüp tablonun tamamlanmasına yol açacak bir olay birbirinden farklıdır.
    İlki sabote amaçlıdır.Bir gelişmenin,reform veya açılımın önünü tıkamak;süreci baltalamak içindir.
    İkincisi ise-varolan durum/konum/süreçle doğrudan ilgili olduğundan-sadece yanıltıcı bir izlenim doğurur.Yani planlayıcılar tarafından bir “malzeme”ye dönüştürülerek kullanılabilir ama planın bir parçası değildir.Dolayısıyla işletilmek istenen oyuna;sürece zarar vermemek adına “malzeme”sunacak pozisyonlardan kaçınmalı diyebilir,bunu tartışabiliriz.Ancak bu tür bireysel talepler provakasyonun bir parçası olarak görülmemelidir.Gerçi çuvaldız hanımın değindiği gibi doğrudan “provakasyon”kavramı geçmemiş ama “başörtüsü sorunun çözülmesini istemeyen dindarlar mı var?”şeklinde bir kuşku cümlesi geçiyor.Ki,”sorunun çözümünü istemeyen dindarlar”iması içerik açısından provakasyondan aşağı değildir ve aynı anlama çıkıyor.

    Tekrar ilk örneğimize dönelim,yani gerçek provakasyonlara.

    Sanırım bizim kadar bundan çekmiş başka bir toplum yoktur yer yüzünde.Yazmaya kalksam saymakla bitmeyecek.Ülkede barış zemini yakalandığında terör olaylarının birden şiddetlenerek tırmanışa geçişi,28 Şubat öncesi Aczmendilerin ortaya çıkıp sonra da buhar olup kaybolmaları.Bunları uzun uzadıya yazmak istemiyorum.Tek bildiğim her bir provakasyonun mutlaka bir “tedbir”olarak kritik bir zamana tekabul etmesi ve ardından yeni bir toplumsal kaos getirdiğidir.
    İşte bu tezgahları çok tecrübe ettiğimizden belki de olur olmaz her olayın ardında bir provakasyon arıyoruz.Oysa önceki yorumda da belirttiğim gibi hadiseye bu rengi veren bir kısım medyadır.Hem ortalığı kızıştırmak,hem de gerçekten de “bunlara bazı haklar verilince bak daha neler isteyecekler”mesajı verilmeye çalışılıyor.Yoksa kız çocuklarının veya ailelerinin başörtüsü talebi yaklaşık bir yıldır biliniyor…Bu,medyanın ilgisini çekmedi de bugün mü akıllarına geldi?Tabii işin “uzmanı”olduklarından zamanlamayı iyi bilirler.Başörtüsü meselesi kısmen durulma dönemine girdiğinde ailelerin bu talepleri pek telaşlandırmıyordu onları.Ne zaman yasağın kalkaması yönünde bir ışık doğdu birden “alarm”a geçtiler.Paçaları tutuştu tabii…E ne olacak?Tabiki süreci geriletmek için her türlü senaryoyu uygulayacaklar.Şu anda da bunu yapıyorlar zaten.

  27. Yazan:ç-z Tarih: Eki 26, 2010 | Reply

    ”sorunun çözümünü istemeyen dindarlar” var mıdır Aziz bey?

    “Hadi şu sorunların çözümünü istiyorsak/istiyorsanız şimdi gövde gösterisi yapmanın tam zamanı” demek, zamanlamanın yanlış olduğunu, sadece “ben de varım” demekten başka hiçbir faydasının olamayacağını bildiğin halde sesini daha yüksek çıkarabilmenin fırsatını bulmuş gibi uzatılan her mikrofona konuşmak, her kameranın önünde boy göstermek sorunun çözümü için iyi niyetli bir gayret olarak tanımlanabilir mi tanımlanamaz mı?

    İnfial/kaos/sorun yaratan olayların failleri konumuna düşürülen insanlar iyi niyetli gayretkeşler midir değiller midir?

    Bu tür kalabalıkların ardından çıkan olaylara, büyüyen sorunlara bakıp provokatörlerin oyununa gelmiş insanlar yorumu yapar mıyız yapmaz mıyız?

    Çoğunlukla bu insanlar “sorunun çözümünü isteyen dindarlar(!)” tarafından (din sosu bulanarak) yönlendirilmiş midir yönlendirilmemiş midir?

  28. Yazan:ç-z Tarih: Eki 26, 2010 | Reply

    Yoksa kız çocuklarının veya ailelerinin başörtüsü talebi yaklaşık bir yıldır biliniyor…Bu,medyanın ilgisini çekmedi de bugün mü akıllarına geldi?Tabii işin “uzmanı”olduklarından zamanlamayı iyi bilirler.Başörtüsü meselesi kısmen durulma dönemine girdiğinde ailelerin bu talepleri pek telaşlandırmıyordu onları.Ne zaman yasağın kalkaması yönünde bir ışık doğdu birden “alarm”a geçtiler.Paçaları tutuştu tabii…E ne olacak? Tabiki süreci geriletmek için her türlü senaryoyu uygulayacaklar.Şu anda da bunu yapıyorlar zaten.(A.Y)

    Şu bir yıldır biliniyor meselesine de bir baksak. Aczmendiler bir gecede yerden mantar gibi bitmediler. Her öngörülebilir olayın önüne engel olarak koyulacak bariyerin bir plan, inşa ve gerçekleştirme süreci vardır.

    411 elin kaosa kalktığı günden beri(2008) başörtüsü sorununu çözme çabalarının devam edeceği biliniyor. Çözümün imkansızlaştıralamadığı sadece bir süre için engellendiği herkesin malumu. Kısaca beklenmeyen bir olayla karşılaşılıp da “paçaların tutuştuğunu” ellerinin altındaki ilk büyütülebilme potansiyeline sahip olaya medya aracılığı ile sarıldıklarını dolayısıyla muhalif kesimin dediğiniz gibi hazırlıksız olduğunu düşünmüyorum.

    Siz başörtüsü muhalifliği adı altında yürütülen rejim bekçiliği faaliyetlerini gerçekleştirenlerin gerçekten de gaflete düştüklerini mi düşünüyorsunuz?

    Civciv çıkmasını istediğiniz yumurtaları hiç soğutmaz ve daima follukta sıcak tutarsınız.

  29. Yazan:beytullah emrah Tarih: Eki 26, 2010 | Reply

    herkese merhaba…

    ilk önce şu konuya değineyim:

    “Herkes sizin inandığınız gibi inanmak zorunda mı? O zaman bir sünni müslüman Alevi’lerin hak taleplerini nasıl savunacak? Onlar Sünni Müslümanların sahip olduğu imtiyazları talep ettiklerinde onlara ne diyeceksiniz; “siz Allah’ın vahyettiği dine inanmıyorsunuz , kemalizme uygun din anlayışı üretiyorsunuz o yüzden size destek olamam, hazırım” mı?”

    sayın ç-z, kimse benim inandığım gibi inanmak zorunda değil. bir müslümanın alevileri nasıl destekleyebileceği konusunda herkes adına yorum yapamam. ama şahsi tavrımı merak ediyorsanız aşağıdaki iki yazım ipucu verecektir:

    http://www.ozguregitimsen.org/?cat=93

    öfke meselesine gelince…

    düşünün bugün ece nur özel’in sınıfına akp’li il milli eğitim, müfettiş gönderiyor. ece nur’un başını açtıramayınca zorla dışarı atıyor. babaya da bir sürü hakaret! insanları çileden çıkarmak ve sonra da su üstüne çıkmak için bu kadar pervasızca hareket ettiklerini gördükçe söylermisiniz nasıl sakin kalalım?

    evet, öfkeliyim. müslüman mahallesindeki iktidar eksenli yozlaşmayı, çürümeyi, boşvermişliği ve sorumsuzluğu gördükçe de öfkem büyüyor. akp devletleştikçe, devlet akp’leştikçe ve gazetecilerimiz, aydınlarımız, kanaat önderlerimiz ve STK’larımız herşeye AKP gibi refleks verdikçe ve çoğu zaman kraldan da kralcı davrandıkça sıkıntım derinleşiyor.

    mesela zafer üskül’e kızıp duranların, ona cesaret veren bağlamı, demeçleri görmemelerindeki çifte standart da canımı sıkıyor.

    kaç gündür başörtüsü haberlerini okudukça, hükümet’in bunu seçim ve anayasa malzemesine dönüştürdüğünü gördükçe -buna isteyen itiraz edebilir ama başbakan’ın bugünkü konuşmasından çıkan sonuç bence bunu bir kez daha teyit etmiştir-, özellikle ak parti medyasının doğan grubunu aratmayan yazılarını ve haberlerini okudukça, süreci başlatan yök’ün bir anda aradan çekildiğini ve öğrencilerin sorunlarını iletebilmek için muhatap bulamadıkları duyumları aldıkça nasıl sakin kalayım?

    sinirden artık midem yanmaya başladı sonunda!

  30. Yazan:ç-z Tarih: Eki 26, 2010 | Reply

    Beytullah bey,
    Evet, kendi düşünce ve inançlarını temsil ettiklerini düşündükleri, çocuklarını ilkokula başörtülü olarak göndermek isteyenlerin ısrarının provokasyon olmadığını(!) çok iyi bilen bu kalemlerin, bu ısrarlı davranışları “provokasyon” olarak tanımlamaları, mütedeyyin kesim adına konuşup, böyle bir taleplerinin olmadığının ikrarı şeklinde yorumlanıyor.

    Provokasyon olmayanın provokasyon olarak tanımlanmasıyla, “böyle bir talebimiz var” diyenler ve talepleri “yok” sayılarak “hayır, ne böyle bir talep var ne de bu yönde bir uygulama değişikliği niyetimiz var” olarak okunuyor.

    “Başörtüsüne, yaş, mekan sınırı, zaman sıralaması koyarak destek vermedik. Çözecekseniz başörtüsü sorununu dip köşe, kaçak bucak kalmadan istisnasız ve sıralamasız çözün. Üniversitede, ilkokulda, kamuda, hizmet alan – veren gibi başörtüsü sorununu dolaysıyla dini inanca uygun hayat sürdürebilme imkânını parça pinçik ederek zorlaştıracak ayırımlar yapmayın.” diyerek başörtüsüne destek verenler yukarıdaki gibi bir okuma yaptıklarında, sorunu çözecekleri inancıyla desteklediklerinin Allah’ın vahyedilen dininden saptıklarını, Kemalistleştiklerini ya da tırstıkları için bir adım geri attıklarını, kendilerinin de ihanete uğramış ve kandırılmış olduklarını düşünüyorlar.

    “Ben sana değiştirebileceğine inanarak destek verdim, soruna sahipleniyor olmam, verdiğim oyla seni iktidara taşımam sana yetmedi mi? Neden hâlâ bekliyor, yavaştan alıyorsun?” diyerek olup biteni bir din savaşı gibi yorumlayarak vahyedilen din gibi yukarıdan aşağı bir yaptırıma, değişime, düzenlemeye gidilmesini ummak ne derece doğru?

    Bir yokuşta, bir fikir ve uygulama ayrılığında; “Hazırım, savaşalım. Benim elimde Allah’ın vahyedilen dini var!” mı diyeceğiz ?

    Acele edip savaş ilan etmek mi hayırlıdır yoksa sulh için sabretmek mi? Tamam edilmiş bir dininin inanı o dinin inanı olmayan biri kadar aceleci olabilir mi?

    Kimse kimseye bir şey öğretemez. Birileri bilebildiği kadarını anlatır diğeri de nasibince o anlatılandan bir şeyler öğrenir.

    evet, öfkeliyim. müslüman mahallesindeki iktidar eksenli yozlaşmayı, çürümeyi, boşvermişliği ve sorumsuzluğu gördükçe de öfkem büyüyor. akp devletleştikçe, devlet akp’leştikçe ve gazetecilerimiz, aydınlarımız, kanaat önderlerimiz ve STK’larımız herşeye AKP gibi refleks verdikçe ve çoğu zaman kraldan da kralcı davrandıkça sıkıntım derinleşiyor.(B.E)

    Mehmet Yılmaz’ın Ümit Aktaş ile yaptığı söyleşide hakikat ve iktidar açıklaması çok güzel yapılmış. Samimi olduklarından dolayı provokasyon tanımından fazlaca alınganlık duyarak aşırı tepkiler verenlere sormak isterdim; iktidarın hakikati tescil etmesini mi, hakikatin iktidarlaştırılmasını mı yoksa hakikatin iktidar olmasını mı istiyor ve bekliyorsunuz?

    Sakin olun ve öncelikle bazı mücadelelerin nihayetlenmesi için bir insan ömrünün kafi olamayacağını düşünün. Mehmet beyden alıntıyla siz oku hedefe nişan alır, yayı gerer ve atarsınız sadece. Havada giden oka artık müdahil olamazsınız.

    Muhtemeldir ki bu yazdıklarım da sizi sinirlendirecek ve mideniz yanmaya başlayacak. Bunun için sizden hellallik istiyorum.

    Yazdıklarımın tek doğru ya da hakikat olduğunu iddia etmiyorum. Düşündüğüm ve doğru olduğuna inandıklarımı sadece paylaşıyorum.Siz bu şekilde düşünmez ve doğru olduğuna inanmazsanız “boş konuşma/saçmalık” deyip geçersiniz. Biz tartştıkça inanılan hakikatde bir değişiklik olmuyor.

  31. Yazan:beytullah emrah Tarih: Eki 26, 2010 | Reply

    ben ak partili değilim. ak parti’den bir beklentim de yok. bilakis sureti hakikatten görünerek yaptıklarıyla hakikati, vicdanı kirlettiklerini düşünüyorum. bundan daha büyük “zulüm” ne olsun? kızdığım bu. bırakın yeri geldiğinde de öfkelenelim. nedir yani bir ömür hiç kızmadan mı geçecek? hiç mi öfkelenmeyeceğiz?

    baksanıza, başörtüsünü bir kez daha ama kaçıncı kez aynı taktikle siyasi malzeme haline getirdiler. her seferinde aynı taktiğe daha ne kadar katlanacak bu kitle: önce ileri atılmak, sonra nabız yoklamak, akabinde “biz istedik de olmadı, yaptırmadılar” diye geri çekilmek.

    başbakan “son kararı millet verecek” demiş. kardeşim, bu tavrın, başörtüsünü kendi zümrenin sembolü haline getiren tavrın; bu ülkede milyonlarca insanı rahatsız ediyor. başörtüsüyle derdi olmayan bir sürü insan, sırf ak parti’nin sorunu bu şekilde suistimal edip durmasından ötürü başörtüsüne karşı antipatiyle yaklaşmaya başlıyor. bu mudur arzulanan gelecek? kutuplaşmaların derinleştiği, kampların katılaştığı, safların bloklaştığı bir türkiye?

    üstelik başörtüsündeki bu “özgürlükçü” tavır, anadilde eğitim talebi, zorunlu din ve milli güvenlik gibi derslerin kaldırılması söz konusu olunca, cemevleri gündeme gelince bir anda değişirken; insanlar bu tutarsızlık karşısında rahatsız olmaz mı?

    bu kaçıncı ya, kaçıncı! bir Allah’ın kulu çıkıp da bu partiye, “yeter artık” demeyecek mi? bu kadar mı koskoca olur muhalefet eksikliği!

    son olarak her zaman 7/24 bu halde öfkeli dolanmıyorum, merak etmeyin.

    sizin yazdıklarınıza da inanın sinirlendiğim yok. benim öfkem hakikati arayanlarla değil, hakikati ifsad edenlerle! bu mücadele tarih boyunca böyle olmuştur. herkes elinden geleni ortaya koyar. son hükmü de, tıpkı ok örneğinde olduğu gibi Allah verir.

  32. Yazan:MY Tarih: Eki 26, 2010 | Reply

    Selam Beytullah,

    Sezai Karakoç’u sever misin?

    Direnis neslinin Amentüsü’nde söyle bir soru sorar:

    “… ALLAH’in insanogluna en büyük nimeti olan Islam inanç ve medeniyetine sahip olan bir toplum nasil olur da bu duruma düser?…”

    Basörtüsü ve AKP (2002-2010) çok küçük bir parçasi hadisenin.

    Kendi ülkesini isgal eden bir ordunun tehdidi altindayiz, 27 nisan sogumadi ki henüz…

    Büyük resim hakkinda ne düsünüyorsun? (1800-2010)

  33. Yazan:beytullah emrah Tarih: Eki 26, 2010 | Reply

    o büyük resmin çok çok çok kısa özeti şu:

    ittihatçılar abdülhamitçileri devirerek iktidar oldu.

    şimdi abdülhamitçiler bir kez daha iktidarı geri alıyor.

    padişahlar değişiyor, padişahlık baki.

  34. Yazan:MY Tarih: Eki 26, 2010 | Reply

    bu kadar büyük bir resim için biraz fazla kisa oldu, 3 asir önce eline çekiçle vurulan adam artik feryat etmeyi birakir da tahlil ve tahkike baslar diye ummustum ama …

    Sen öfkeyle feryada devam et, ölmezsek bir sonraki asirda bulusuruz 🙁

  35. Yazan:beytullah e. Tarih: Eki 27, 2010 | Reply

    üstad, bana üç yüzyıllık süreçten soruyorsun, üç satırda cevap verince de dudak büküyorsun. sonra da tahlil ve tahkike baslamadığıma hükmediyorsun ama doğru değil. haksızlık etmiyor musun?

    tarihi sürekli okuyup anlamaya çalışıyorum. siyasi, kültürel ve ekonomik değişimi görmeye, analiz etmeyi sürdürüyorum. sonuçları olsa da sonu yok bu merakın.

    şimdi, bu ülkedeki en hakim iki zihniyet arasında bir yer değiştirmeyi işaret etmek için, yani o “abstract”ı ortaya koymak için hiç bir arkaplan olmadığını soyleyebilir misiniz?

    üç asırlık -ki coğrafyanın en uzun ve karmaşık- dönemi sorup, binlerce cilt okumanın/yazmanın yapılabileceği yerden sordunuz. ben de üç cümlede egemenlik kavgası etrafında özetledim. özetin o upuzun izahını nasıl yapabilirim ki burada?

  36. Yazan:MY Tarih: Eki 27, 2010 | Reply

    ” ben de üç cümlede egemenlik kavgası etrafında özetledim. özetin o upuzun izahını nasıl yapabilirim ki burada?”(BÖ)

    Burada olmazsa baska yerde de olur. Bu sorgulamalari yaptigin yerlerin linklerini verebilir misin? (veya TOKAD ekibinin yaptigi sorgulamalar, istisareler, okumalar…)

    Tek bilmek istedigim sey su: Sen feryad etmekten yana misin yoksa çare aramaktan yana mi?

    Bir süredir DD sayfalarinda ve baska forumlarda, platformHaber gibi yerlerde çalismalarini görüyorum ve takdir ediyorum. Ama sadece senin degil büyük bir Müslüman çogunlugun FERYAD makamini terk edemedigini düsünüyorum. Belki de yaniliyorum?

    Bir siyasi proje-sizlik var ortada. Muhalefet eksikliginden yakiniyorsun ama sikayet etmek disinda ne tavsiye ediyorsun? Bunu bilmiyorum. Belki de yazdin, görmedim. Link vb verirsen okurum.

    Millî Görüs’ün “millî” kisminin Islam milleti olMAdigini ikimiz de biliyoruz degil mi? Diger bir çok “milli” seyimiz gibi bu da irk/soy/kan davasindan münezzeh olmayan bir dava.

    AKP MG’nin içinde sekillenmedi mi? Evet. Necmettin Erbakan SP’de parçalanma baslayinca “sirat-el müstakim’den ayrilmayin” dedi mi? Evet. Adam kendi partisini sirat-el müstakim olarak sunuyor, kimse çikip “hoca sen kafayi mi yedin? agzindan çikani kulagin duyuyor mu?” diye sormuyor. Sakalla cübbeyle olmuyor demek ki bu isler. ALLAH insana akil vermis.

    Bugün AKP’nin neredeyse tamami Kemalist zihin yapisinda! Bir kismi Atatürk’e tapmayi birakmistir ama halka ragmen halki adam etme hastaligindan kurtulmus AKP’li azdir. Kapatilan ve aktif olan Kürt Milliyetçisi partiler de Kemalist degil mi?

    Senin isabetli olarak “Arka plan” adini verdigin seyi görmek için kollektif bir gayret sezemiyorum. Imza kampanyalari, yürüyüsler vs iyi bunlar tabi. Olmali. ama zemin nedir? Hedef nedir? yöntem nedir?

    Özetle olaylar karsisinda verilen tepkiler ince dogranmis sucuk dilimleri gibi.

    Basörtüsü yasagi mi? Kahrolsun iki yüzlü AKP, ne Gazze mi bombalandi? Kanhrolsun Israil, Dogu Türkistan’da uygurlara eziyet mi edilmis? Pis çinliler, haa, Kürtçe yasak mi? Kalksin bu yasak, iyi degil bu….

    Belki gerekli bir süreçti, üzerinden defalarca tanklarla geçilmis beyinlerin ilk kivilcimlari üretmesi için gerekiyordu bu ilk hareketler.

    Ama artik saglam bir fikrî ve vicdanî zeminin olusmasi gerekmiyor mu?

    Bnudan 10 sene sonra hâlâ ayni öfkeyle benzeri seylere kiziyor olmaktan korkmuyor musun? Yerinde saymaktan?

  37. Yazan:aziz yılmaz Tarih: Eki 27, 2010 | Reply

    Çuvaldız hanım,

    Öncelikle bir yanlış anlaşılmayı düzelteyim:

    ”sorunun çözümünü istemeyen dindarlar” var mıdır ?belirlemesi bana ait değil.Böhürler’in yazısında tam olarak böyle değilse de buna benzer bir şey vardı.Dolayısıyla yorum akışı içinde o varsayım tümcesine istinaden yazılmıştır.Yoksa tenzih ederim doğru dinder/eğri dindar gibi yakışıksız bir tasnif imasıyla söylenmiş değildir.

    Sayın Böhürler de bilindiği gibi sonuçları iyi hesplanmaksızın başörtüsü serbestisine zarar verebilecek zamansız eylem ve çıkışlara işaret etmiş oluyordu.Dolayısıyla,burada “çözümü istemeyenler”den kasıt,itidal yanlısı kesimler değil bir şekilde bilmeyerek de olsa karşı tarafın eline koz verdiği düşünülen kesimlerdir.Ve bu gerek Böhürler’in gerekse linkini verdiğiniz diyer yazarın fikri tasarrufudur.Benim tümceyi yoruma dahil etmemin nedeni ise,sürece zarar verebilecek aceleci davranışların tartışılabileceği ancak bunun “çözüm istemeyenler”şeklinde yorumlanmaması gerektiğidir.Dolayısıyla yöntemi yanlış bulmak ile doğrudan ard niyete yormak birbirinden oldukça farklıdır.Siz bir yorumunuzda “Böhürler provokasyon sözcüğü kullanmış değildir”deyince;”dindarlardan da sorunun çözümünü istemeyenler mi var acaba?”şeklindeki şüpheci yaklaşımın provokasyon sözcüğüyle eş anlama gelebileceğine dikkat çekmek istemiştim.
    Bu bağlamda sayın Böhürler’in yazısını tekrar okumanızı öneririm.Sanırım o zaman ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

    Hadi şu sorunların çözümünü istiyorsak/istiyorsanız şimdi gövde gösterisi yapmanın tam zamanı” demek, zamanlamanın yanlış olduğunu, sadece “ben de varım” demekten başka hiçbir faydasının olamayacağını bildiğin halde sesini daha yüksek çıkarabilmenin fırsatını bulmuş gibi uzatılan her mikrofona konuşmak, her kameranın önünde boy göstermek sorunun çözümü için iyi niyetli bir gayret olarak tanımlanabilir mi tanımlanamaz mı?

    Sözünü ettiğiniz davranış veya yöntemler,-daha önce de söyledim-amaca ulaşılması açısından hatalı bulunabilir,tartışılabilir.Ancak hata ile iyi/kötü niyet aynı şey değildir.İlki başarısızlığa,istenmeyen sonucu götürebilir,muhtemeldir.İkincisi ise çok daha karmaşıktır…Ortada yıllardır hüküm süren bir hak gaspı vardır ve bunun giderilmesi sanıldığı kadar kolay değildir.Dolayısıyla da kuşatıldığımız bu despot,buyurgan,her yanından jakobenlik akan kaotik ortam içinde hatalar olacaktır.Dünyada başarısızlıkla,yenilgiyle sonuçlanan nice haklı dava vardır.Ezikliğin,çaresizliğin hüküm sürdüğü totaliter düzenlerde hak arayanlar hep suçlu bulunmuştur.Zira bu kuşatılmışlık hali haklıyı haksız,mağduru suçlu yapmıştır.Egemenlerin yasasıdır bu.
    Evet,Mehmet beyin de işaret ettiği gibi hak arama FERYAT etmenin çok ötesine geçmelidir kuşkusuz.Burada size katılırım.Ne var ki içinde bulunduğumuz koşulların,yaşama şansı vermeyen ceberrut anlayışların;doğru karar vermeye,geniş bir ufka geçit vermediği de bir gerçektir.

    İnfial/kaos/sorun yaratan olayların failleri konumuna düşürülen insanlar iyi niyetli gayretkeşler midir değiller midir?

    Bence meseleye daha yakından ve dikkatle bakmak gerekiyor.
    İnfiali kim yaratıyor,ne için yaratıyor?
    Kaos nasıl oluşuyor/oluşturuluyor,tetikleyicileri kimlerdir?
    Ve sorunu yaratan olayların failleri kimlerdir?

    Üçüncüsünden başlayayım:
    Sorun?
    Sizce nedir sorun?Varolan adaletsizlik,baskı,ayrımcılık keyfiyet vs vs.mi?Yoksa bunlara karşı şu veya bu şekilde verilen tepki mi?Eğer “sorundan” anladığımız birincisi ise-ki sizin da aynı fikirde olduğunuzu düşünüyorum- o halde ortada zaten bir sorun var demektir ve failleri de ortadadır.Dolayısıyla “sorunu yaratan olaylar” diye bir şey yoktur,sorun zaten vardır.Ve zaten giderilemediği için yaşanıyor olaylar.Bu durumda “sorunlu konumuna düşürülenler” demek daha doğru olacaktır.Zira birileri her hak arayanı-jakoben anlayıştan sözediyorum-“sorunlu”olarak görür, olayın rengini değiştirmek için her türlü yöntemi dener.
    Bu günlerde yapılan da budur.Müthiş bir zihin bulanıklığı yaratılarak toplum yanıltılmak isteniyor.Amaç hak ve adeletin geciktirilmesidir.
    Cevap:Gayretkeşlikleri istenilen neticeyle örtüşmeyebilir ama ard niyet diyemem.Diyebilmem için tüm bu kumpasların içinde fiilen yer alındığına dair bir kanıt olmalıdır.

    Bu tür kalabalıkların ardından çıkan olaylara, büyüyen sorunlara bakıp provokatörlerin oyununa gelmiş insanlar yorumu yapar mıyız yapmaz mıyız?

    Elbette yaparız.Yapmalıyız da.Burada sizinle tamamen hemfikirim;süreci tıkayacak getirisi olmayan reflekslerden kaçınmalı elbet.Ancak yine de niyet sorgulamasına varacak boyutta olmaması kaydıyla.

  38. Yazan:özlem Tarih: Eki 27, 2010 | Reply

    Merhaba Mehmet bey,
    ya ben eleştri konularının çoğuna katılıyorum. Tartışmayı çok da okumadım aslında. yalnız bir cümle dikkatimi çekti.
    Sakalla cübbeyle olmuyor demek ki bu isler. ALLAH insana akil vermis.
    bu cümle beni biraz gülümsetti. Hani ders çalışmayan oğluna saçını uzatacağına oturda test çöz zibidi falan diyen bir babayı anımsadım. Ya da ne bileyim bizim Elektrik Makinaları dersinde nalet mi nalet bir prof. vardı. Birgün sınıfa kazık bir problem sordu hadi uğraşın diye. ben zaten sürünenler tipinde bir öğrenciydim. okulu o kadar severdim ki! bir türlü terk edesim yoktu. Neyse daha kafamı eğmiş problemi çözer gibi yapmaya yeni başlamıştım ki tepemde bitiverdi. Öyle başını saçını sarmak ile olmaz bu işler bıdıbıdı vs. Halbuki aynı sıra okul birinciliğine yarışan epeyce başörtülü dindar öğrenci vardı. Ama ben onun için ideal olması gereken başörtülüydüm aslında. Her neyse bu tür cümleler biraz bizim bazı kisvelere nasıl da alerji duyduğumuzu ele verir. Maksat SP zihniyetini eleştirmek midir yoksa aynı anda sakallı cüppeli adama da bi tane çakmak mıdır.
    Nerede görsem irkilirim. Küpeli, uzun saçlı ya da cüppeli fark etemz.

  39. Yazan:ç-z Tarih: Eki 27, 2010 | Reply

    Merhaba Aziz bey,
    Çoğu zaman itidale davet bir uslupla yazdığınız yorumları ilgi ile feyz alarak, büyük bir gıptayla okuyorum. Buralarda olmanıza da çok seviniyorum.Kırgınlığınıza sebep olacak, yanlış anlaşılma ihtimali yüksek cümleler kurmamaya gayret ettim. Tekraren yazdığınız cümle ile yönelttiğim soru size yöneltilmiş bir itham değildi kesinlikle.Sadece sizinle birlikte bir olasılık değerlendirmesi yapabilmek içindi.

    Sayın Böhürler de bilindiği gibi sonuçları iyi hesplanmaksızın başörtüsü serbestisine zarar verebilecek zamansız eylem ve çıkışlara işaret etmiş oluyordu.

    Kesinlikle. Bu nedenle kendisini neden eksi yönde değişim gösteren ya da Kemalist din taraftarı gibi görelim ki? Bu haksızlık olmaz mı?

    Dolayısıyla,burada “çözümü istemeyenler”den kasıt, itidal yanlısı kesimler değil bir şekilde bilmeyerek de olsa karşı tarafın eline koz verdiği düşünülen kesimlerdir.Ve bu gerek Böhürler’in gerekse linkini verdiğiniz diyer yazarın fikri tasarrufudur.

    Güzel ayırmışsınız; itidal yanlısı kesimler ve bilmeyerek koz verenler! Bilmeyerek karşı tarafın eline koz verenlerin davranışları, ancak karşı tarafın bilerek provoke edip, işi yokuşa sürüp, engelleyeceği bir niteliğe sahip mi değil mi? Bir işin provokasyon niteliği taşıması için hayata geçirenlerinin hepsinin rol yapan Yeşilçam figüranları mı olması gerekir?

    Benim tümceyi yoruma dahil etmemin nedeni ise, sürece zarar verebilecek aceleci davranışların tartışılabileceği ancak bunun “çözüm istemeyenler”şeklinde yorumlanmaması gerektiğidir.

    Sonuç itibariyle, A.Böhürlerin yazısı, ancak çözüm istemeyenlerin başvurabileceği nitelikteki davranışların zamanlaması itibariyle “sürece zarar verebilecek aceleci davranışlar” olarak “tartışmak” değil mi? Bu yazı neden sadece çözüm isteyenlerin itham edildiği bir yazı olarak kızgınlık, küskünlük ile ve suçlu bulunmuş gibi okunuyor anlamakta inanın zorlanıyorum.

    Dolayısıyla yöntemi yanlış bulmak ile doğrudan ard niyete yormak birbirinden oldukça farklıdır.

    Ne kadar da haklısınız! Böyle bir yazı yazdığı için Böhürler’in art niyetli olduğuna kanat getirenler umarım buradan kendilerine bir pay çıkarırlar.

    Siz bir yorumunuzda “Böhürler provokasyon sözcüğü kullanmış değildir”deyince;”dindarlardan da sorunun çözümünü istemeyenler mi var acaba?”şeklindeki şüpheci yaklaşımın provokasyon sözcüğüyle eş anlama gelebileceğine dikkat çekmek istemiştim.

    Ve aynı sebeple ben de olsam provokasyon niteliği taşıdığını gördüğüm için “provokasyon” derdim dedim. 197.kez eylem yapmış, pek çok yola yönteme başvurmuş sonuçları itibariyle oldukça deneyimli olan, gerçekten çözüm isteyen biri Bilmeyerek 198. eyleme kalkışmaz. Üstelik çözüm talep ettiği sorun için bir şeyler yapılıyorken! Kısaca fırsat bu fırsattır diyen biri yaptıklarını gayet de bilerek yapmıştır öyle değil mi? Aklı başında olarak “zararlı olabilecek yanlış seçimler” yapmıştır. E.N.Ö ilkokulda başörtüsü ile okumasın diyenlerden değilim. Bu satırlarım nedeniyle itham edileceğimi de bilerek yazıyorum. Mağdur edilen E.N.Ö ve çektiği sıkıntıları duygularıma bulaştırmadan yanlış olanı görmeye, ve ne gördüğümü de anlatmaya çalışıyorum. Hidayet, feraset, dirayet! Doğruyu seçebilmek ve doğru şekilde yapabilmek gerek. Sadece doğruyu biliyor olmak ve merhamet yetmiyor.

    Sözünü ettiğiniz davranış veya yöntemler,-daha önce de söyledim-amaca ulaşılması açısından hatalı bulunabilir, tartışılabilir. (1)Ancak hata ile iyi/kötü niyet aynı şey değildir.

    Başörtüsü ile okula vb. yerler gitmenin hata/suç/yanlış olduğunu söyleyenlere neden başörtüsünden yana olduğumu izah ettiğim ya da tartıştığım zamanlarda çoğu zaman niyet okuyuculuğu yapanlara “ne niyetle başını örttüğü sizi ilgilendirmez sonuçta kanunen sizin sahip olduğunuz haklara o da sahip” diyordum. Şimdi zamanlaması ve sonuçları itibariyle provokatif eylem gibi duran bir olayda neden failin niyet analizini yapmak durumunda kalalım, söyler misiniz? Davranış ve yöntem zamanlama itibariyle yanlıştır. Niyet analizi yaptıktan sonra mı tartışmalıyız, doğru olan bu mu?

    İlki başarısızlığa, istenmeyen sonucu götürebilir,muhtemeldir. İkincisi ise çok daha karmaşıktır…Ortada yıllardır hüküm süren bir hak gaspı vardır ve bunun giderilmesi sanıldığı kadar kolay değildir.

    Kesinlikle. Ortada yıllardır süren böyle bir hak gaspı varken giderilmesinin çok kolay olacağı vehmiyle bu tarz eylemlere kalkışmak “iyi niyetli bir hatadır” diye geçiştirilerek izah edilemez.

    Dolayısıyla da kuşatıldığımız bu despot, buyurgan, her yanından jakobenlik akan kaotik ortam içinde hatalar olacaktır.

    Despot ve buyurgan tavra benzin döken hatalar! Sonucuna bakın. Beytullah bey yukarıda, Üskül, müfettiş ve M.Ö’nün ve kızının yüz yüze gelmek zorunda kaldığı davranışları yazmış.

    Dünyada başarısızlıkla,yenilgiyle sonuçlanan nice haklı dava vardır. Ezikliğin,çaresizliğin hüküm sürdüğü totaliter düzenlerde hak arayanlar hep suçlu bulunmuştur.Zira bu kuşatılmışlık hali haklıyı haksız,mağduru suçlu yapmıştır.Egemenlerin yasasıdır bu.

    Egemenler hiç hata yapmıyorlar anlaşılan 😉
    Egemenlerin yasası budur deniyor ve kabul ediliyorsa, haklılar hep suçlu ilan edilip, eziklik ve çaresizlik hüküm sürecekse öyleyse herkes köşesinde otursun yangına benzin dökmesin, ateş büyümesin. Bunu bu şekilde kabullenmek yerine neden çaresizliğin çoğu zaman ateşe benzin gibi gelen hatalar yaptırttığı kabul edilip o hataların telafi edilmesine bakılmıyor?Ve hataya hata diyen otoriterden yana olmakla suçlanıyor?

    Evet,Mehmet beyin de işaret ettiği gibi hak arama FERYAT etmenin çok ötesine geçmelidir kuşkusuz.Burada size katılırım.Ne var ki içinde bulunduğumuz koşulların,yaşama şansı vermeyen ceberrut anlayışların;doğru karar vermeye,geniş bir ufka geçit vermediği de bir gerçektir.

    Feryad+suçlama!
    A.Böhürler yazmış işte; yanlış yapıyorsunuz diye. Sonrasında belki de hiç yapılmayacak olan ama ileriye dönük el ayak bağlayan açıklamalar yapılmak zorunda kaldı. İçinde bulunduğumuz koşulları çoğu zaman bizler kendi hatalı davranışlarımızla oluşturuyoruz. Hatalarımızla ceberrut anlayışın ekmeğine oldukça kalın bir yağ sürerek.

    Bence meseleye daha yakından ve dikkatle bakmak gerekiyor.
    İnfiali kim yaratıyor, ne için yaratıyor?
    Kaos nasıl oluşuyor/oluşturuluyor,tetikleyicileri kimlerdir?
    Ve sorunu yaratan olayların failleri kimlerdir?

    :)Aziz bey. Kimin ne yarattığı belli.Bu yangın başka yangın ile sönecek cinsten değil.Daha önce bu yol denendi. Denenmişi denemek, hiç ders almamak akıl karı mı?
    Sorun tevhid-i tedrisat. Duruma göre tanımı yapılan “laiklik” ilkesi. Neden? Peki eylemler bu neden sorusunun cevabının haklı çıkaracak nitelikte mi? Peki bu duruma rağmen çözüm için benzer nitelikteki eylemler devam etmekte mi? Bu tekrarlanan sonuçların, sebep kabul edildiği bir kısır döngüye girilmiyor mu ?

    Dolayısıyla “sorunu yaratan olaylar” diye bir şey yoktur,sorun zaten vardır.Ve zaten giderilemediği için yaşanıyor olaylar.Bu durumda “sorunlu konumuna düşürülenler” demek daha doğru olacaktır.Zira birileri her hak arayanı-jakoben anlayıştan sözediyorum-”sorunlu”olarak görür, olayın rengini değiştirmek için her türlü yöntemi dener.

    Aynı şeye işaret ediyoruz Aziz bey; Olayın rengini değiştirmeye imkan sağlayacak olaylar yapmayın!

    Bu günlerde yapılan da budur.Müthiş bir zihin bulanıklığı yaratılarak toplum yanıltılmak isteniyor.Amaç hak ve adeletin geciktirilmesidir.

    Kesinlikle.

    Cevap:Gayretkeşlikleri istenilen neticeyle örtüşmeyebilir ama ard niyet diyemem.Diyebilmem için tüm bu kumpasların içinde fiilen yer alındığına dair bir kanıt olmalıdır.

    NETİCE !

    Bu tür kalabalıkların ardından çıkan olaylara, büyüyen sorunlara bakıp provokatörlerin oyununa gelmiş insanlar yorumu yapar mıyız yapmaz mıyız?(Ç-Z)
    Elbette yaparız.Yapmalıyız da.Burada sizinle tamamen hemfikirim;süreci tıkayacak getirisi olmayan reflekslerden kaçınmalı elbet.Ancak yine de niyet sorgulamasına(1) varacak boyutta olmaması kaydıyla.

    Sonuç itibariyle bence A.Böhürler niyet sorgulaması yapmadan çözüm aşamasında zamanlaması itibariyle görünen olayı “süreci tıkamayacak” şekilde değerlendirmiştir. İmkanlı olanın sınırlarını bilmek için imkansızın sınırlarını zorlamamıştır.İşe yarar mıydı? M.Ö yü, ve E.N.Ö yü ve diğerlerini şahsen tanıyarak niyetlerini bilmek durumunda da değildir. Bu bireysel bir hak gaspı değildir. İtidalli olanlar da dahil olmak üzere bu sorundan muzdarip birkaç kişi yok!

    (1)Niyet sorgulaması cümlesi için!

    Selamlar

  40. Yazan:aziz yılmaz Tarih: Eki 27, 2010 | Reply

    Tekrar selam Çuvaldız hanım,
    İkinci yorumunuza dair anlatmak istediğim bir iki husus olacak.

    Şu bir yıldır biliniyor meselesine de bir baksak. Aczmendiler bir gecede yerden mantar gibi bitmediler. Her öngörülebilir olayın önüne engel olarak koyulacak bariyerin bir plan, inşa ve gerçekleştirme süreci vardır.

    Yanılmış olabilirim.Ancak son birkaç gündür üzerine fırtınalar koparılan haberler çok daha önce basında,internette yer alıyordu.Benim buradaki itirazım şu:madem “teklif dahi edilemez”kabilinde kırmızı çizgilerle çevrenlenmişti,neden bu yönde ilk emareler belirdiğinde bunca gürültü çıkmadı da şimdi patlak verdi.İşte bunun için diyorum ki, bu konuyla ilgili haberlerin bir kısım medya tarafından yeni bir şeymiş gibi”flaş”,”şok”gibi vurucu bir dille şimdi servis edilmesinin özel bir nedeni olmalıdır.Ve bu özel neden,başörtüsü yasağına ilişkin yeni arayış ve düzenlemenin gündeme gelmesinden başka bir şey getirmiyor akla.Tabii bu,uzun zamandır ortak bir mutabakatla durumun normale geldiği,yasakçı zihniyette bir yumuşama olduğu anlamına gelmiyor.Kısacası yasakçı zihniyetin “boş durduğu”yoktur.Sadece olayların gelişme ve seyrine göre karşı atak geliştirilerek önlem dozu ayarlanıyor hepsi bu.

    Aczmendilere gelince,evet katılıyorum,burada da benzer durum geçerlidir.Kuşkusuz ki zihinlerde yaratılan algı bir gecelik hadiseden ibaret değildir.Önce A planı,Sonra B…sonrası ise malum.

    Bu bağlamda evet sizi gayet iyi anlıyor ve kimi kaygılarınızı paylaşıyorum.Lakin yazdıklarınızı alt alta koyunca ortaya bir tablo çıkıyor.
    Tablo şu:Anlaşılan o ki bu gizli planlayıcılar,komple teorisyenleri amaçlarına uygun çalışmaya devam ediyorlar.Deyim yerindeyse su uyur bu yasakçılar uyumaz,bu bir gerçek.
    Amaç malum elden geldiğince varolan statükoyu,sahip olunan iktidarı korumak.Sanırım bunda hemfikiriz.
    Peki ne yapmalı bu orginize planlara,oyun ve hilelere karşı?Nasıl bir yol izlenmeli ki kurulan tuzaklara düşülmesin?İşte sorunun en can alıcı noktası budur.

    Bu durumda iki iki seçenek kalıyor:
    Birinci seçenek,çözümsüzlükle mükellef kesimlerin eline koz vermemek/propagandalarına mümkün mertebe malzeme vermemek.Peki,bu durumda “amman zarar vermeyelim” gibi bir orta yol beraberinde bir vazgeçiş,bir sinik toplum getirmez mi?Zira,otoriter kesimlerin gözünde en iyi dindar sesini çıkarmayan dindardır.Haklarından vazgeçmiş,taleplerini egemenlerin lütfuna bırakmış dindar!Ben şahsen bu yolla sorunların aşılacağına inanmıyorum.Otoriter/egemen güçlerin insafına bırakılarak hiçbir sorun çözülemez ve çözülmemiştir(tabi bu benim fikrim).

    İkinci seçenek,”hak verilmez alınır”düsturudur.Bunun için öncelikle kırmızı çizgiler tabu olmaktan çıkarılmalıdır.Asıl sorgulanması gereken budur.Neden kızımın başörtüsüne devlet karışsın?Ve başörtüsü neden bir tabu haline gelerek aşılamaz bir müşkülata dönüşsün?İngiltere bunu başarıyor da çoğunluğu müslüman olan bir ülke için neden bir kangren haline geliyor bu?
    Dolayısıyla artık bizlere Allah kelamı gibi dayatılan her türlü yaptırıma/yasağa/baskı ve zulme yüksek sesle itiraz etmenin zamanı geldi de geçiyor.Kısacası hak ve adaletin artık bir tehdit unsuru olarak bizlere belletilmesinin hiçbir mantıki gerekçesinin olmadığını idrak ederek bunun takipçisi olamak durumundayız.Yoksa kaos yaşanmasın diye beklediğimiz sürece inanın kimse önümüze kırmızı halılar sererk haklarımızı iade etmeyecektir.

  41. Yazan:özlem Tarih: Eki 27, 2010 | Reply

    Bu aczimendilik meselesine ben bugünkü yazımda da biraz girmiştim. Aczimendilerin üç ay beş ay bir yıl önce çıkması önemli değil. Önemli olan bu topraklarda böyle bir gelenek böyle bir kök var mıydı? (ha bana kalırsa bol bol o kıyafetle sonradan çıkıp dolaşa dabilirlerdi bir mahsuru yoktu aslında. bulduğu her yerine piercihg yapan adamdan daha çok korkmuyorum onlardan. yani bir cemaat sonradan da çıkabilir böyle bir gelenek de olması gereklmiyor ancak bu kadar kısa sürede bu kadar hızlı yayılıp showa başlamaz, doğal değil.) Ancak ergenlik yaşına gelen kızların örtünmesi hadisesi farklı. Yani sorun olarak gördüğümüz şeyler ne kadar tarihsel gerçekliğe sahip ne kadar değil bu bir emaredir. Bir cemaatin oluşumunun “anormal ” bir şekilde hızlı olması da öyle.Çünkü hak mücadelesi hızla yayılabilir. Üç beş adamın çıkıp bir haksızlığa hayır deme cesaretini göstermesi bir anda sinmiş yığınla adamı harekete geçirebilir ama yoktan bir tarikat oluşturup kısa sürede bu kadar geliştirmek çok da inandırıcı değil. Ancak her şeye rağmen Aczimendiler de uyuz it gibi kovalanmamalıydı toplumda derim. Sonuçta ben her hangi bir şiddet eylemlerini telkinlerini vs. hatırlamıyorum. Bugünkü yazımda ilgili bölüm

    Bir diğer provokasyon iddiası ise bu ailelerin aynen 28 şubattaki gibi bir komplonun parçaları olabileceği iddiasıdır. Bu iddiayı dile getirenlere göre; şu anda başörtüsünün yüksek öğrenimde serbest kalmasını istemeyen çevreler bu aktörleri devreye sokmuştur. Türkiye gibi bir ülkede Aczimendilik türü tezgahların olabilmesi ihtimal dahilindedir. Ancak bir ihtimalin ciddi bir şüpheye dönüşmesi için bazı emarelerin olması gerekir. Mesela Aczimendi dediğimiz cemaat daha önce Türkiye coğrafyası dahil İslam coğrafyasının hiçbir yerinde sahipoldukları “eksantrik” görüntü ile beraber rastlanmış bir kitle değildi. 28 Şubat sürecinden kısa bir süre önce ortaya çıkıp bir anda hızla özellikle büyük şehirlerde sokak sokak gezmeye başladılar. Oysa yüzyıllardır bu ülkede ergenlik yaşına gelen kız çocukları başörtüsü taktı. 28 şubata kadar da bir şekilde ya okumayı başardılar ya da okullarını dışardan bitirdiler. 8 yıllık zorunlu eğitim ve imam hatip okullarının liseye dönüştürülmesi ile beraber kaçabilecekleri hiçbir alan kalmadı. Dolayısı ile bu krizin yaşanması değil yaşanmaması şaşırtıcı olurdu bu ülkede.

  42. Yazan:MY Tarih: Eki 28, 2010 | Reply

    Özlem Hanim Selam,

    sorunuza cevap vereyim, amaç SP degil MG zihniyetini elestirmektir.
    Kemalistçe davrandiginin farkinda olmayan anti-kemalist ekibi elestirmektir.

    Bir führer, ulu önder, hoca(erbakan), basbug veya her ne ise onun pesine takilip aklini teslimiyet çengeline asan, insan olmadan Müslüman olmaya çalisan herkese dirdir ederiz biz, biliyorsunuz :))

    Anna Arendth ne güzel söylemis: “Düsünmek çok tehlikelidir ama düsünMEmek daha da tehlikelidir” diye 🙂

    Sakal, cüppe, küpe, uzun saç, kot pantolon, disco, bale, cami, kilise ile olmuyor. ALLAH insana akil vermis.

    Muhabbetle

  43. Yazan:aziz yılmaz Tarih: Eki 28, 2010 | Reply

    Aczimendi meselesini açmanız iyi oldu Özlem hanım.Bir iki yorumda telaffuz edildi ama daha çok bu tarikatın varlığı üzerinden yaratılan algıya istinaden tartışmaya dahil edilmiş oldu.Bildiğiniz üzere 28 Şubat hazırlığı yapılırken “irticai bir aktör”olarak lanse edildiler ve bu senaryo,yaratılmak istenen algı açısından bayağı da etkili oldu.Yani aczmendilerin varlığı ile kızını ilköğretime başörtüsüyle yollamak isteyen ebeynlerin benzer zeminde bir meşruyet sorgulamasından ziyade bu noktaya dikkat çeken yorumlar yapıldı.
    Dediğiniz gibi tabi ki bir tarikatın varlığı,ortaya çıkışı,örgütlenme yapısı,cemaatleşme süreci,hedefleri,giysileri vb.tartıştığımız olaydan oldukça farklılık arzeder.Yarattığı yankılar için de aynı şey söylenebilir.Biri siyasi hedefleri olan bir kollektif yapılanmaya tekabül ederken diğeri tamamen bireysel bir hak talebiyle ilgilidir.

    Burada dikkate değer husus,irtica kaygısı bahane edilerek yapay görüntüler yaratılması,bir takım islami motifler kullanılarak toplumu bu yönde ikna yoluna gidilmiş olmasıdır.Oligarşik düzen bu anlamda işine yarayacak her ayrıntıyı bir malzemeye dönüştürüyor ve kullanıyor.Bazen yeni bir tarikat türedi mesajıyla…basın ordusuyla-hesapta “iş üstünde”yakalama-baskınlar düzenleme…bazen bir bankada “namaz tatili” haberi,bazen de bir kurumda mescit,özel ibadet yerleri vb olduğu öne sürülerek.İşte ailelerin kız çocuklarını ilköğretim okullarına başörtüsüyle yollama talebi de bu şekilde kullanıldı.Dolayısıyla yorumlarda aczimendilerle ilgili parallelik bu nüansa üzerinden kurulmuştur ağırlıklı olarak.
    Kısacası ailelerin bireysel talepleri doğrudan işbirliği kurulduğu anlamına gelmemeli.Ancak oligarşik düzenin mevzuyu çarpıtarak kullandığı da bir gerçektir.

  44. Yazan:aziz yılmaz Tarih: Eki 28, 2010 | Reply

    Kırgınlığınıza sebep olacak, yanlış anlaşılma ihtimali yüksek cümleler kurmamaya gayret ettim.

    Est.Kırılmak ne demek,inanın yorumlarınız kendime tutuğum bir aynadır benim için.Şayet bu yönde çekinceleriniz varsa üzülürüm:)

    Ayrıca tamamlayıcı,okumaya doyum olmayan yorumlarınız için de çok teşekkür ederim.

    Selam ve saygılarımla.

    Not:Size cevaben yazdığım bir önceki yorumu yazdığımda son yorumunuz henüz görünmüyordu.İnşallah uygun zamanda yanıtlarım.

  45. Yazan:yilmaz Tarih: Eki 29, 2010 | Reply

    nuh gonultas’i referans alanlar, ayni gazetede yazan ahmet tasgetiren’i de bir okusunlar diyorum:
    http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/124162-13-yasindaki-tuba-provokator-mu-makalesi.aspx

  46. Yazan:Tuğrul Paşa Tarih: Eki 29, 2010 | Reply

    En çok suret-i haktan görünen, sinsi tiplerden korkarım…

    Aydın Doğan kanalları malum. Onları izlerken biliyorsunuz nasıl tavır alacaklarını, haberleri nasıl çarpıtacaklarını, irtica haberlerini, postal sevdalarını saklamaya bile lüzum duymadıklarını…?
    Ama NTV sinsidir.On kişiden dokuzu NTV’yi tarafsız zanneder.Ama aslında dikkatli gözlerden kaçmayacak kadar art niyetlidir.Güya tarafsız ayaklarına yatarak her türlü fitne, fesat ve provakasyon ateşine odun atmada ön safta yer alır…

    Bu ergenekon davasında da aynı, balyoz davasında da, Hanefi avcı konusunda da. Hatırlayın, 28 Şubat’ın netameli dönemlerinde Emin Çölaşan’a saatlerce program yaptıran, askerlere selam üstüne selam çakan da bu kanaldan başkası değildi.Onun için Müslüm Gündüz’ü ekrana çıkartmasına şaşırmadım.Geçenlerde başörtüsü yasağını uygulamakta ısrar eden bir rektörü, dakikalarca ana haberde yaldızlamışlardı…

    Ben Cumhuriyet’ten, Milliyet’ten, Hürriyet’ten, Kanal D’den, Star’dan korkmam.Ne olduklarını saklamıyorlar zaten.Onları izlerken gardımı alır öyle izlerim ve okurum.Ama sinsi tiplerden tırsarım.Çünkü onlar sağ gösterip sol vururlar.Attıkları oltayı yutmama şansınız çok azdır.Bu memlekette irtica (!) her zaman alıcısı olan bir malzemedir.Bir yalanı kırk defa söylerseniz sonunda kendiniz de inanmaya başlarsınız.Bunların taktiği de budur…

    Bıkmadan, usanmadan sanal korku pompalayarak kamuoyunu dezenforme etmekte ustadırlar.28 Şubat medya dezenformasyonunun nelere kadir olduğunun en büyük kanıtıdır.Onun için gevşemek yok…
    Aman dikkat !!!

  47. Yazan:murat özel Tarih: Ara 31, 2010 | Reply

    kızım ece nur özelin ALLAH ın emri olan başörtüsünü giydiği için tutulan 280 tutanak kişisel baskılar tecrit kınama sorgulama ikna gibi müşrikkane baskıların devam etmesi bizi bu davanın ve hukukun insanlık adına tanımını bize sunan kurana uymadan vaz geçiremeyeceğini bilmenizi isterim rabbimiz ALLAH ın hukuk tanımı çerçevesinde kanunlara uymayı kendimize ilke edinmemiz sonucu uğradığımız baskının islami tanımı terörizimdir kızımın ve emsallerinin şahsında yapılan bu terörist saldırıların durmadan devam edeceği bilincinde olduğumuzu da bilmenizi isterim konunun haber değeri içeren bir yönüyle ele alınması islam hukukuna aykırı bir davranıştır ümmetin tabii olduğu hukuk sisteminin tebliğcisi olan diyanet işleri başkanlığının da müdahil olması elzemdir bize ve ümmete rabbani hukuk sistemine uyma gerekliliğini tebliğ ve davet eden Türkiye cumhuriyetinin kurumu diyanet işleri başkanlığının islami hukuk sistemine uymamız gerektiğinin çelişkisini izah etmesi gerekmektedir mürteci konumundan sıyrılıp hukuksal boyutta konuyu ele almamız gerekmektedir islam hukukunun çiğnendiği ümmetin vatandaş olmaya zorlandığı bir yapının içinde yerini ve tarafını belirtmesi gereken diyanet işleri başkanlığı ve milli eğitim bakanlığıdır kızım derslerinde öğrenmiş olduğu itaatin sadece ALLAH yapılır emrini bu hükümetin milli eğitim bakanlığı tarafından ders olarak verilen din bilgisi dersinden almıştır kime itaat edeceğimizi net olarak bu hükümetin ümmete açıklaması gerekmektedir sesimiz kısılmak istendiği bu karmaşık dönemde ümmetin islam hukukundan uzaklaştırma çalışmaları aralıksız devam ederken hak ve hukuk arama konusunda ümmeti yönlendiren kanaat önderlerinin seslerinin çıkmaması da ayrıca düşündürücü durumdur. kuruyan kabuğumuzu değiştirmemiz gerekmektedir rabbim ümmeti hukukundan ayırmasın inşAALLAH
    MURAT ÖZEL

  1. 1 Trackback(s)

  2. Eki 27, 2010: Twitter Trackbacks for Sayın Böhürler, Ya Provakatör Değillerse? : Derin Düşünce [derindusunce.org] on Topsy.com

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin