RSS Feed for This Post

İyi ki Atatürk Kemalist değildi!

kemalist-kafa-trasi.jpgGeçenlerde Ermeni bestekâr Kemani Sarkis Efendi’nin sevilen şarkısını  dinliyordum Muazzez Abacı’dan:

“Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime
Titrerim
mücrim gibi baktıkça istikbalime
Perde-i
zulmet çekilmiş, korkarım ikbalime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime.”

Bazıları Kemalistlere fazla yükleniyorlar şu aralar. Yok efendim onlar elitistmiş, halktan uzakmış, artık Türkiye için bir projeleri yokmuş… Kemalizm sizin sandığınız gibi bir ideoloji veya siyasî bir hareket değil ki proje üretsin(1), halka yakın veya uzak olmakla ilgilensin.

Bizim Kemalistler şarkının dediği gibi titriyorlar bir mücrim misali geleceğe baktıkça, korkuyorlar. Perde-i zulmet inmiş iç dünyalarına. Mücrim gibi titriyorlar zira Atatürk’e layık olamadıklarını düşünüyorlar. Hep izinde olduklarını söyledikleri liderin izinde olduğu Batı bizim Kemalistlerin öcüsü olmuş. Ne AB ne ABD!

kemalizm_image2.jpg2007 model Kemalizm bir ruh hali. Yenilgi ve korkudan zevk alma derecesinde bu dünyadan kopmuş olma hali. Ezanın Fransızca okunduğu, köylülerin tango yaptığı,  bütün dünyanın bize gıpta ettiği, Atlantis gibi müthiş bir ütopyaya özlem duyma hali. Gerçekte hiç olmamış çağdaş bir Türkiye nostaljisi içinde yaşanan bir tür melankoli.

Kemalist kendini işte bu ütopyanın uzantısı olarak algıladığı için bugün mutsuz. Ama bu mutsuzluğu değiştirmek için ne yapıyor? Anıtkabir’e koşuyor, Atatürk’ün siyah-beyaz fotoğraflarına bakıp göz yaşı döküyor. Aslında bu durumu sürdürmek istiyor. Karısı tarafından terk edildiği için kendini içkiye vermiş bir adam gibi. Kendine acıyor. Ama karısının eve dönmesini istemiyor. Atatürk ne demişti?

“memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler”

Bazı gazetecilere ve sitemize de yorum yazan kimi Kemalistlere göre:
1) Amerika’da yaşayan cemaat liderleri komplo peşinde,
2) Cumhurbaşkanının karısı devletin parasını çarçur etmiş,
3) Başbakan ve cumhurbaşkanı bile BOP ile ihanet içine düşmüş.

kemalizm_image4.jpg

Ama Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ndeki “asil kandan” eser yok. “Bütün bu ahval ve şerait içinde bile vazifeniz…” diye başlayan vazifeyi üstlenecek kimse yok. Zira bu ahval ve şerait Kemaliste haz verir bir hâl almış.

İnsanın “iyi ki Atatürk Kemalist değildi” diyesi geliyor. Yoksa yanmıştık.

 

(1)Serdar Kaya’nın aşağıdaki sözleri bu açmazı tarihsel bir süreç içinde ele alması bakımından kayda değer :
“Ben Cumhuriyet neslinin ‘söyleyecek sözü olmayan’ bir nesil olduğunu düşünüyorum. Bu da tabii, kullanıma hazır doğrularla, ezberci bir şekilde yetiştirilmiş olmanın bir sonucu. Hepimizin maruz kalmış olduğu bu köhne eğitim sistemi ne yazık ki böyle çalışıyor. Zaten bu nedenle de, ‘cumhuriyet dönemi şiiri’ ya da ‘cumhuriyet dönemi romanı’ diye bir şey yok. Yakın bir gelecekte de olmayacak. Elimizdeki çok sınırlı sayıda eser de, sadece ve sadece kendi kişisel imkan ya da gayretleriyle eğitim sisteminin zihinlere yerleştirdiği o fanusu bir şekilde ve bir ölçüde kırmayı başarabilmiş olan kişilere ait. İşin acı yanı şu ki, cumhuriyet döneminin ‘olmayanları’ listesini de epey uzatabilirsiniz. ‘Cumhuriyet dönemi mimarisi’ ya da ‘cumhuriyet dönemi eğlence kültürü’ diyebilirsiniz mesela. Sözgelimi, şehirlerimizi istila eden beton yığını apartmanlar, camiler, işte bu karaktersizliğin bir sonucu.

Fikir akımları da bu çerçevenin içinde. Yani ‘cumhuriyet dönemi fikir akımları’ diye bir şey de yok. Çünkü cumhuriyet döneminde sadece bir tane fikir var. Diğerleri ise sistematik olarak bastırılmış olan fikirler. Bu nedenle de, II. Meşrutiyet döneminin sona erip cumhuriyet döneminin başlamasıyla birlikte, Türkiye’de düşünce de sanat da kademe kademe yok oldu. (Yani her ne kadar görmezden gelinse de, kapatmakla övündüğümüz çok partili II. Meşrutiyet döneminde Batı merkezli olan ve olmayan pek çok düşünce üretilmekteydi.)”

Röportajın tamamı için buraya tıklayabilirsiniz.

kemalizm_image5.jpg

5 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 5 Yorum

  2. Yazan:blue Tarih: Kas 27, 2007 | Reply

    Kemalistler neden saldırgan, tahammülsüz, önyargılı, dışlayıcı oluyor? Neden biraz akıllı ve hoşgörülü görünenleri bile üzerine gidince vampir dişlerini ortaya çıkartıyor? Bence bunun sebebi kafasına kazınmış bazı kodların dışına çıkamamaları ile ilgili. Mesela:
    - Dahili ve harici bedhahlar…
    - Kapitülasyonlar
    - Sevr
    - İrtica
    - Damarlarda akan asil kan
    - Ne mutlu Türküm
    - Eyyy ulu Atatürk
    - Pis Araplar bizi sattılar
    - ve benzeri yüzlerce kelimenin konuşma thesaurusu haline gelmesiyle ilgili.
    Beyinde hangi kelimeler kodluysa insan o kelimelerle düşünüyor, bunun dışına çıkamıyor. Diğer bildikleri kelimeler ise asıl kavramlarının zıddı anlamlara sahip. Mesela laiklik deyince din ve dünya işlerinin ayrılmasını değil, dinin kontrol altına alınmasını anlıyor. Cumhuriyet deyince jakobenlerin yönetimini anlıyor.
    Orwell’in 1984′ünde vardır ya, savaş barıştır, özgürlük köleliktir, bilgisizlik kuvvettir… diye işlenir beyinlere… Milli eğitimin kodlama süreci de benzer şekilde işliyor.
    Sonuçta ortaya kendileri uykudayken herkesi uykuda zanneden garip bir insan türü çıkıyor.

  3. Yazan:T.Suat Demren Tarih: Kas 27, 2007 | Reply

    Abi eline sağlık.

    Bu yazının üstüne Emre Aköz’ün bugünkü yazısı iyi gider:

    Gülünç bir ilan

    Cumhuriyet gazetesini okumak eğlencelidir. Haberden köşe yazısına… Hatta çıkan bazı ilanlara dek, inanılmaz cehalet ve çarpıtma örnekleri bu gazetede yer alır.

    Mesela CUMOK ( Cumhuriyet Okurları ) adlı platform, 2005 yılının 31 Mart günü, sevgili gazetelerine bir ilan vererek, ” 31 Mart Vakası’nı ” ( 1909 ) lanetlemişlerdi.
    İnsan eleştirdiği şeyin ne olduğunu az buçuk bilir değil mi? Bunlarda o da yok. Kanıt ortada: “31 Mart Vakası” denilen isyanın takvimimizdeki yeri “13 Nisan’dır “!

    Dün de ” İstanbul Kız Liseliler ” adına bir hanım ilan vermiş.
    26 Kasım 1934 tarihli, kimi unvan ve lakapları kaldıran bir kanun vardır ya… İşte bize onu hatırlatıyor; ‘ Devrim Yasaları’nın içinin boşaltıldığından yakınıyor ve karşı-devrim oluşumunu engellemeye davet ediyor.
    Olabilir. İtirazım yok.

    Peki ama şu kanunun, niye doğrusunu yazmazlar da çarpıtmayı tercih ederler?
    İlanda aynen şöyle yazılmış:
    “Bu yasa ile (…) Ağa, hacı, hafız, hazret, paşa, paşaefendi, molla, hocaefendi, şeyhefendi gibi unvan ve lakaplar artık tarihe karışıyordu.”
    Gelin 2590 sayılı bu kanunun ilgili maddesini okuyalım:
    “Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Bey, Beyefendi, Paşa, Hanım, Hanımefendi ve Hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldırılmıştır. Erkek ve kadın vatandaşlar, kanunun karşısında ve resmi belgelerde yalnız adlarıyla anılırlar.”

    İki metni karşılaştıralım:
    Sadece 6 unvan ve lakapta ilan metni ile kanun metni aynı: “Ağa, Hacı, Hafız, Hazret (Hazretleri), Paşa, Molla.”
    Öte yandan dün yayınlanan ilan metnine, kanunda yer almayan 3 adet unvan ve lakap eklenmiş: “Paşaefendi, Hocaefendi, Şeyhefendi.”
    Bunlar nereden çıktı acaba? Kanunda yer almayan bu lakapları kim uydurdu ?
    Bence asıl ilginci şu:
    Kanun 12 unvan ve lakap sayıyor. Hemen ilan metnine bakıyoruz… O da ne?
    Bazı unvan ve lakaplar kanunda sayılmasına rağmen, ilan metnine alınmamış: ” Bey, Beyefendi, Hanım, Hanımefendi. ”

    Gördüğünüz gibi iki farklı türde çarpıtma yapılmış ilanda:
    1) Kanunda yer almayan unvan ve lakaplar hariçten eklenmiş … 2) Kanunda yer alan kimi unvanlar ise çıkarılmış …
    Niye böyle yapılmış?

    Çünkü… Bir ideoloji benimseyenler, ” gerçeği ” yorumlamakla yetinemez. Aynı zamanda o gerçeği (yukarıda gördüğümüz gibi) eğip bükerler de… Ekleme ve çıkarmalar yaparlar. Gerçeğin bir kısmını unutturmaya çalışırken, diğer bazı yönleri öne çıkarırlar.

    Mesela banka şubesine gittiklerinde… Kocasına ” Bey ” ya da ” Beyefendi “… Kendisine ise ” Hanım ” ya da ” Hanımefendi ” diye hitap edilmesinde hiçbir sakınca görmeyen… Hatta bundan gurur duyan Atatürkçü bir kadın… İlan metnini hazırlarken, ister istemez kanundaki o bölümleri atar.
    Buna karşılık, evirip çevirip ilana ” şeyhefendi, hocaefendi ” gibi lakapları özenle yerleştirir ki kimleri hedeflediği net olarak anlaşılsın.

    Öte yandan, aynı Atatürkçü teyzemiz, mesela Anıtkabir’deki bir törende, gözyaşları dökerek ” Kurtar bizi paşam ” diye bağırmayı, “devrim kanunlarına” aykırı bir hareket olarak görmez.
    Sonuç: Bu şamatanın gülünç yanı nedir biliyor musunuz? Okudunuz işte… Aynı yasa, “Erkek ve kadın vatandaşlar, kanunun karşısında ve resmi belgelerde yalnız adlarıyla anılırlar” diyor.
    Yani unvan ve lakaplar ” yurttaş-devlet ilişkisinde ” kullanılamıyor. Onun dışında birbirimize “hanım” da deriz, “bey” de deriz, “hacı” ya da “paşa” da deriz… Kim karışır! Birbirimize böyle hitap etmemiz kanuna aykırı değil ki.

  4. Yazan:Serdar Kaya Tarih: Kas 27, 2007 | Reply

    İlginiz ve alıntınız için teşekkür ederim. Ama belirtmek isterim ki, Atatürk en büyük Kemalistti. Günümüz Kemalistlerinin çok daha dar ufuklu olduğunu söyleyebilirsiniz belki ama, her düşünce ve inancın yobazları çoğunluktadır. Eğer mesele kendi düşüncesini tehdit edenleri ortadan kaldırmaksa, bu konuda hemen hiçbir takipçisi Atatürk’ün eline su dökemez.

  5. Yazan:FST Tarih: Kas 28, 2007 | Reply

    Serdar Bey,

    Ama belirtmek isterim ki, Atatürk en büyük Kemalistti.

    1930′ların ortasından itibaren Atatürk’ünün bir bunalım içinde olduğunu zannediyorum. Cumhuriyetin ilk yıllarında ise Atatürk kendisinin de Fethi Beye ifade ettiği gibi daha ziyade bir diktatör görüntüsündedir.

    Bugünkü karikatür Kemalizm ile Atatürk çok farklıdır ama Kemalizm ideolojisinin ortaya çıktığı dönemler ise evet, Atatürk bu ideolojinin oluşmasını bizzat istemiş gibi görünüyor. Heykellerini bizzat diktirmesi, muhalefetin acımasızca susturulması ve tek parti, tek adam yönetiminin oluşması bu dönemdedir ve Atatürk’ten izinsiz sinek uçmayan bir dönemdedir.

    Ancak 1934 sonrasında manzara biraz değişmiş gibime geliyor, sıkıntılı, CHP’nin İtalyan, Alman türü faşizme kaymasından endişeli bir Atatürk var ortada. Sanki ipler elinden çıkmış ve Recep Peker türü adamların eline geçmiş gibi. Hastalığının artmasıyla İnönü’nün ayağını kaydırma çabaları da bu dönemi takip eden yıllardadır.

    Yani Cumhuriyetin ilk 10 yılındaki sert Mustafa Kemal ile ölümüne kadar geçen süredeki Atatürk Kemalizm açısından farklı değerlendirilebilir. Tabii Emre Kongar’a filan bakarak “Atatürk bölünmez bir bütündür, hep aynıdır” diyebilirsiniz ama o da değişerek gelişmiş olabilir.

  6. Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Ara 12, 2007 | Reply

    CHP İstanbul Milletvekili Serter, “Dinde Siyasal İslam Tekeli” isimli kitabında Atatürkçülüğü ‘dar kalıplar’ diye nitelemişti. Serter, ‘İnsan Merkezli Eğitim’ isimli kitabında fanatik Atatürkçülüğün düşünemeyen robot gibi insan yetişmesine sebep olduğunu anlatırken, Atatürkçü kalıplara sığınarak düşünmeyen insan yetiştirme eylemine son verilmesini istiyor. Serter, Atatürk milliyetçiliğini “İçi boşaltılmış hamasi kalıplar.” olarak nitelendiriyor.

    Serter’in, ‘İnsan Merkezli Eğitim’ isimli kitabı 1997′de Sarmal Yayınevi tarafından yayımlanmış. Kitabın 133. sayfasında Serter, gençleri Atatürkçülük dışındaki fikirlere kapamanın demokratik olmayacağını şöyle anlatıyor: “Atatürkçülük, kendini koruyamayacak kadar zayıf temellere mi oturtulmuştur ki, onu tartışmaya açmak vatana ihanetle eşdeğer tutulmaktadır? Bütün bunların ötesinde, gençliğe Atatürk milliyetçiliği diye sunulan, içi boşaltılmış hamasi kalıpların ardına sığınarak, Atatürkçü gençler yetiştirmede başarı elde edilmiş midir?”

    Serter, 10 yıl önce yazdığı kitabının 138. sayfasında o günlerde “fanatik Atatürkçülerin” nelere yol açtığını şu sözlerle anlatıyor: “Gençliğin kimi beğenip beğenmeyeceğine, neyin yanlış ya da doğru olduğuna, hangi inanca bağlanıp bağlanmayacağına, hangi tutum ve davranışın erdem olması gerektiğine karar vermek için Atatürk’ten teyit arar duruma getirilmesi, zaman içinde bireyin aklına, mantığına, düşüncesine, kararlarına olan güveni zedelemekte, robot insan üretimini hızlandırmaktadır. Atatürk gibi akla değer veren bir lideri kullanarak düşünemeyen insan yetiştirmek, ancak Atatürkçülüğü anlayamayan fanatik Atatürkçülerce başarılabilirdi…”

  1. 2 Trackback(s)

  2. Nis 26, 2008: Milliyetçiler, Kemalistler ve ulusalcılar neden başarısız? : Derin Düşünce
  3. Tem 16, 2008: Şu kaplaşmadan kurtulalım mı? : Derin Düşünce

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Derin Düşünce Grubu üyelerinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin