RSS Feed for This Post

Dünya Senin Oyun Alanın Mı?

cevre.jpg

“Sanayileşme ile inanılmaz boyutlara ulaşan çevre kirliliği sonumuzu hazırlıyor. Bir taraftan fabrikalardan çıkan zararlı atıklar doğal kaynakları kirletirken; dağ gibi yığılan evsel çöpler yaşama alanlarımızı daraltıyor, kaynaklarımız hızla tükeniyor, dünyadaki 600 milyon motorlu taşıttan ‘tüten’ egsoz dumanı iklim değişikliklerine yol açarken CFC’lar ozon tabakasında incelmeye sebep olarak güneşin zararlı etkilerine maruz kalmamıza yol açıyor. ”

Üstteki paragrafta yazılanları belki yüzlerce kez okuduk ve dinledik. Ne var ki hep ‘ileride’ (olma ihtimali) olan şeylerden bahsedildiği için ve bu konuda bireysel olarak yapılabileceklerin sınırlı olduğunu düşünmemiz sebebiyle pek oralı olmadık. Ne yapabiliriz ki, arabamızdan feragat edecek değiliz, fabrikanın bacasından çıkan gaz da devletin sorunu, tükettiğimiz suyu, naylonu, kağıdı vs. de bir şekilde tüketmek durumundayız.

Geldiğimiz durumda ortaya çıkan manzara ise hayli düşündürücü:

Fabrikalardan tehlikeli atık olarak çıkan maddeler için Türkiye’de tek bir atık toplama merkezi bulunuyor. İzaydaş adlı bu atık imha şirketinin yıllık atık yakma kapasitesi 35.000 ton. Sadece Kocaeli’ndeki işletmelerden yılda çıkan atık ise 400.000 ton. İstanbul’u, Ankara’yı ve diğer bütün illeri buna kıyas edin. Daha da ilginç olan şu ki, İzaydaş, sene sonuna doğru yaptığı açıklamayla 2 yıllık stok hacimlerinin kaldığını beyan etti ve 2007 itibarıyla sınırlı sayıda işletme hariç, atık alamayacağını söyledi. Benzer nitelikte ikinci bir tesisin kurulması için 2013 yılını beklememiz gerekecek. Hızla endüstrileşen Türkiye’de bunca atığın ne yapılacağı konusu ise tamamen muamma… Bazı işletmeler atıklarını çaresizlikten Avrupa’daki çeşitli atık noktalarına ihraç etmeye başladılar. Bir yandan ihracatımızı arttırmak için uğraşırken, dışarıya çöpümüzü göndermek ve bunun için yüksek bedeller ödemek ise geldiğimiz durumun vehametini iyi yansıtıyor.

‘Çöp’ tabir ettiğimiz evsel atıklarda da durum bundan farklı değil. Kişi başına günlük 1-1,3 kg (bu değer kriz zamanında 0,9 kg’dı), yıllık 30 milyon ton çöp üretiyoruz. Bu değer AB ülkelerinde 0.5 kg. Bunun içinde geri dönüşüme giren cam, plastik ve kağıt atıkları da bulunuyor. Bizde ise kaynakta ayırım yapılmadığı için, çöp toplama alanlarında yapılan ayrım da fayda getirmiyor. Büyük çoğunluğu diğer çöplerle kontamine olduğu ve yığının bütününe ulaşmak mümkün olmadığı için geri dönüştürülemiyor. Çöp tenekelerinden toplanan geri dönüştürülebilir atıklar ise devede kulak niteliğinde kalıyor. Sonuç olarak ürettiğimiz çöpler dağ gibi alanlar işgal ediyor, yaşam sahamızı kısıtlıyor, koku ve hastalık yayıyor.

Bireysel olarak ne yapabiliriz?

Evrende inanılmaz bir atık yönetimi göze çarpıyor. Tüm atıklar geri dönüşümde. Bir canlının atığı diğerine rızık oluyor. Yeryüzünde her noktada mükemmel bir temizlik ve düzen göze çarpıyor. “Kuddüs” ismi asumanda sürekli yankılanıyor. Halife olarak yeryüzüne gönderilen insanın görevi de bu düzeni bozmadan, ona ayak uydurmaktan ibaret. Bize bahşedilen nimetleri, nimet olarak görüp tüketme(me)ye memuruz. Bu sorumluluğu hissettiğimiz zaman zaten ne yapmamız gerektiği açıkça ortaya çıkıyor. Arabamızı basınçlı su makinası yerine, bir kova ve fırçayla yıka(t)makla başlayabiliriz mesela. Güzel görünsün diye her gün yıkatmamız şart mı? İki kova suyla yapılabilecek bir yıkamayı yüzlerce kilo tüketerek yapmamız gerekiyor mu?. Yazıcıdan gerekmedikçe çıktı almasak, raporlarımızı, evraklarımızı elektronik ortama taşısak, kağıtları arkalı önlü kullansak, atıkları geri dönüşüm kutularına taşısak zor bir iş yapmış olur muyuz?. Marketlerden aldığımız poşetleri atana kadar mümkün olduğunca çok kullanmaya gayret etsek bu iş bize çok zahmet gerektirir mi? Bazı belediyeler kaynakta atık ayrıştırması uygulamasına geçmeye hazırlanıyor. Evlerimizde artık kağıt, plastik ve evsel atık ayrımı yapmamız istenecek. Umarım başarılı olur. WWF-Türkiye’nin de su kaynaklarının korunması ile ilgili yeni projeleri var. Bu tip projelere destek olmak hepimizin görevi. İzaydaş gibi atık yakma tesislerinin inşası için siyasileri sıkıştırmak, medya ve diğer iletişim kanallarını kullanarak halkı bilinçlendirmeye çalışmak durumundayız.

Bazı Avrupa ülkelerinde portakal kabuğu atıklarının toplanarak reçel yapımında kullanılmasının planlandığını duyuyoruz. Japonlar da karbondioksit kullanarak portakal kabuklarını plastiğe dönüştürmeyi başarmışlar. Böylece hem emisyonu azaltmak, hem de atıkların değerlendirilmesini sağlamak mümkün olacakmış. Allah’ın yarattığı düzene uymak, halife olmak, nimetlerin ‘verildiğini’ ve ‘malımız’ gibi tüketemeyeceğimizi idrak etmek… Medeniyet iddiasında olan bizlerin hanesinde kaydedeceğimiz bir sıfır puandan başkası yok maalesef. Adidas reklamında slogan haline getirildiği gibi dünyayı oyun alanımız zannediyoruz. Elektriğimizin, suyumuzun, yiyeceğimizin, çöpümüzün parasını ödediğimizde ‘bizim’ haline dönüşmediğini; İlahi faturalarının yaşamımız sona erdiğinde kesileceğini düşünemiyoruz. Sizleri örnek insanın (S) bütün yazıyı özetleyen şu tatlı sözlerini anlamaya çalışmağa davet ediyorum:

Dünya yeşil ve güzeldir ve Allah sizleri ona hizmetçi kılmıştır. Tüm dünya ibadet yeridir, pür ve paktır. Kim ki bir ağaç diker ve meyva verene kadar özenle büyütür, ilgilenirse ödüllendirilir. Bir müslüman ağaç diker veya ekin eker de bundan insanlar, hayvanlar ve kuşlar yerse, bütün bunlar ona sadaka olarak yazılır. (Hadis, Buhari-III, 513)

11 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 6 Yorum

  2. Yazan:Talha CAN Tarih: Oca 30, 2007 | Reply

    Elinize sağlık sayın blue,
    Yalnız bahsettiğiniz mevzunun kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum. İlk cümle de bahsettiğiniz gibi sanayileşmenin ardından gelen bir süreç bu. kişisel olarak yapılan şeyler herkesin katılımı olmadan, bilimçlenilmeden etkili olamaz herhalde. insanlık bunun için iyi bir tokat yedikten sonra belki aklı başına gelir.
    Tekrar teşekkürler…

  3. Yazan:blue Tarih: Oca 31, 2007 | Reply

    Talha bey,

    Teşekkür ederim. Evet, bu çevre bebeğini kucağımıza yerleştiren sanayileşme. Ama batılı ülkeler hatalarını erken farkettiler. Birçoğunda atıkların imhası yönünde hiçbir pürüz yok. Maalesef Türkiye, atık imhası için tesis kurmayı lüzumsuz ve pahalı bulduğu için bu konuda yatırım yapmadı. Halbuki sadece evsel atıkların bize 15 yılda çıkardığı toplam maliyet 50 milyar YTL. AB’ye girebilmemiz için de önümüzdeki engellerden en büyüğü çevre konusu. Ama benim anlamadığım garabet şu. Geçen yıl bir sanayici tehlikeli atık bidonlarını gömdürdü diye kıyamet koptu, medya, kuruluşlar, bakanlık herkes çevreci kesildi. Halbuki hesap ortada. Sanayicinin yapabileceği hiçbir şey yok. Sadece Kocaeli’nde 400.000 ton atık çıkıyor. Bunun ancak 35.000 tonu imha edilebiliyor. Türkiye çapında bu rakamı 1.000.000 ton olarak düşünürsek oran %3,5. Geri kalanı gömülüyor. Doğal kaynakları kirletiyor, canlıları öldürüyor. Çok acı gerçekten.
    Bütün bunlar bir yana bizim kul olarak sorumluluğumuz var. İsraf deyince farklı şeyler anlıyor olmalıyız ki, evimize yağmur gibi su akıtan yeni duş sistemleri alıyoruz mesela. Hani yıkanırken daha hoş oluyor ya, insan banyodan çıkmak bilmiyor. Sonra insanlar neden kuraklık var diye şikayet ediyor. Yağmur yağmıyormuş. Yağmaz tabi. Sen 2 saat masajlı duş yap diye mi yağıyor yağmur. Arabana her gün gusül abdesti aldır diye mi yağacak? Gavur su tüketimini azaltmak için rezervuarları küçük ama etkili dizayn etmenin yolunu arıyor, bizler müslümanız ya, tekerleme gibi “Yahudi ve Nasara’yı dost edinmeyin” ayetini okuyup duruyoruz. Biz müslümanız, onlar gavur çünkü. Gidince göreceğiz kim müslüman kim gavur. Neyse olay dinler arası diyaloga kayıyor…
    İnce bir ayrıntıdır. Peygamberimiz abdest alırken uzvu 3′ten fazla yıkamayı yasaklamıştır. Hep düşünmüşümdür, hadi az yıkamanın yasak olmasının mantığı tamam da çok yıkamak iyi bir şey değil mi diye… İnceliği anlıyor musunuz?
    Toplumsal bilinçlenme tabi ki önemli ama hedef kendimiz olursak daha kolay yol alabiliriz diye düşünüyorum.

  4. Yazan:MY Tarih: Şub 4, 2007 | Reply

    Dogaya ragmen degil doga sayesinde yasamak gerek. Sadece gelismis ülkeler savunma bütçelerinin %1′ini dogayi koruyacak teknolojileri gelistirmeye ayirsalar sanirim hiç bir sorun kalmayacak.

    Aklima Kizilderililerin ABD baskanligina yazdigi mektup geliyor : “son agaç kesildiginde, son balik öldügünde anlayacaksiniz ki para yenmez!”

    Dostlukla

  5. Yazan:blue Tarih: Şub 5, 2007 | Reply

    Dünyadaki karbon emisyonunun %25′ini atmosfere salan ABD, emisyon değerlerinin zamanla azaltılmasını öngören Kyoto protokolüne imza atmadı. İmza atan ülkelerdeki büyük şirketler de üretimlerini 3.dünya ülkelerinde yaptırmaya başladılar. Hesapta emisyon değerlerini aşmıyorlar !
    Avrupa’da karbon yakıtlar yerine alternatif enerji kaynakları kullanımı teşvik ediliyor. İngiltere’de fotovoltaik solar enerji panelleri devlet desteği alıyor. Bu paneller bir evin tüm elektrik ihtiyacını karşıladığı gibi fazlasını da devlete satma imkanı tanıyor. Rüzgar enerjisi de bütçe ayrılan alternatif enerji kaynakları arasında. Çevreye yatırım yapanların harcamaları bir şekilde geri dönüyor. AB muktesebatında da bizi en çok zorlayan konu çevre olacak. Çevre ile ilgili sorunları 10-15 seneden önce kabul edilebilir seviyeye getirmemiz olanaksız görünüyor.

  6. Yazan:blue Tarih: Haz 25, 2007 | Reply

    Durumun vehametini anlamak için sağlık bakanlığının şu raporunu okumakta fayda var:
    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=222188

  7. Yazan:Ece Tarih: Ağu 12, 2007 | Reply

    Bu yazının, özellikle bugünlerde tekrar okunmasında fayda olduğunu düşünüyorum..

    sayg.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Derin Düşünce Grubu üyelerinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin