Zâhir ve Batın / Appearance & Essence / الظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ »
By my on May 3, 2016 in Akıl, Derin Lügat, Gerçek ve hakikat, Görmek, Göz | 0 Comments
Zahir aldatıcı görünüş ve bâtın bilinmesi gereken gerçek varlık değildir.
Nedir?
Hisler ve tahayyül ile erişilebilen zâhirdir. İstidlâl (çıkarım) tarikini tutan akıl ve mantığa açık olan ise bâtındır.
Zâhir harftir, bâtın ise onun mânâsı
Bir adam pokerde eli kötü olduğu halde arttırıyor; blöf yapıyor. Rakibi görünene (zâhire) aldanmıyor; blöfünü “gördü”. Neden? Blöf yaptığı zaman boncuk boncuk terlediğini biliyordu. Yani aldatan görüntüyü yine gördükleriyle okudu ve doğru kararı verdi. Ya terlemeseydi? Bu defa da rakibinin (terlemediği için) doğru söylediğini anladığından yine aldanmayacak ve temkinli olacaktı. His ve tahayyül veçhesiyle zâhire baktı; istidlâl veçhesiyle bâtını okudu.
Zâhirî varoluş bâtınî varoluştan daha önemsiz / zayıf mıdır?
Eflatun ilk diyaloglarında görünüşe aldanmamayı, Gerçek’i aramayı öğütlemiş ama Sempozyum’da (Συμπόσιον) görünenin varlığını reddetmeyi terk etmiş. Zira zâhir olmasaydı bâtını nereden bilecektik? Aklı istidlâle, perde arkasına, muhtemel bir Gerçek’e yönlendiren “yalan dünya” ve onun zâhirî sûretleri değil mi? Şu halde zâhiri, görüneni önemsiz, aldatıcı hatta yok saymak varlıkları ve Varlık’ı anlamamak olur. Spinoza’nın Tasavvurun Tekâmülü adlı eserinde söylediği gibi: Read the rest















