Güneş doğudan doğar: Bu sitede umut var »
By Mehmet Yılmaz on Oca 16, 2011 in Akıl, Duyuru, vicdan | 2 Comments
Önceki YazılarBy Mehmet Yılmaz on Oca 16, 2011 in Akıl, Duyuru, vicdan | 2 Comments
By Mehmet Yılmaz on Oca 15, 2011 in Akıl, Bilim, bilimcilik, Çeviri, Görmek, Göz, İnsan, Kâinat, Zaman Nedir? | 2 Comments
“… Zaman kavramı Bilim’in kapsamı içinde midir? Şöyle düşünelim: Kâinat’taki bütün cisimlerin hareketleri iki ya da üç kez hızlanmış olsa fizik ve matematik formüllerimizde hiç bir değişiklik yapmamız gerekmez. Şuurumuz bu değişikliği niteliksel olarak hissedecektir ama şuur dışında hiç bir yerde görünmeyecektir hissedilen. Çünkü periyodik olarak gözlediğimiz şeylerin birbirleriyle kesişmesi yani olayların tekabüliyeti aynı kalacaktır. Zaten gök olayları, mesela bir güneş tutulması önceden bildirildiğinde bilim adamları buna benzer bir “hızlandırma” yaparlar. Bilim açısından bir anlamı olmayan Süre’nin büyüklüğünü sıfıra indirirler; bir şuurun gerçekte aylar, yıllar boyu yaşaması gerekeni saniyelere sıkıştırırlar.[…] Netice olarak Mekanik’in gözüyle Zaman tekabüliyetlerden, kesişimlerden ibarettir; Hareket ise hareketsizlikten!…”
Sunuş: Okuyacağınız çeviri Henri Bergson’un 1888’de kaleme aldığı doktora tezi Essai sur Les Données Immédiates de la Conscience‘tan alındı. İnsan’ın şuuru, Zaman’ı hissedişi ve Hareket kavramı konusundaki bu metinden gerektiği gibi istifade edebilmek için Zaman Nedir? kategorisinde daha önce yayınladığımız “Varlık bir harftir, sen onun anlamısın” isimli makaleyi okumakta büyük fayda var.
Tercüme Notu: Tercüme yaparken çoğu kez ya şekle ya da mânâya ihanet etmek gerekir. Bir İtalyan deyişinde isabetle söylenildiği gibi “tercüme etmek hainliktir”. Düşünce yazılarında bu “ihanet” daha da büyür. Bergson’un bu metnini tercüme ederken mânâya sadık kalmak uğruna çok serbest bir çeviri yaptım. Bergson Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüş bir matematikçi ve filozoftur. Yazdığı metinlerde felsefî derinliğin yanı sıra kâh romantik aşk şarkılarını kâh gurbet türkülerini hatırlatan bir güzellik, bir tatlı hüzün Read the rest
By Sevan Nisanyan on Oca 15, 2011 in Yeni Anayasa | 0 Comments
Şimdiki anayasanın 66. maddesi “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür,” demiş.
Bu ne demektir sizce? “Vatandaşlık bağı ile bağlı” nasıl bir şeydir? “TC vatandaşı olan herkes Türktür” mü demek istemiş? Öyleyse neden dümdüz dememiş, lafı neden dolandırmış? Ben size söyleyeyim. Nüfus kâğıdı yetmez diyor, ideolojik deli gömleğini de giyeceksin. Onuncu Yıl marşını ciğerlerini şişirerek söylüyor musun? Read the rest
By Mehmet Yılmaz on Oca 15, 2011 in Akıl, Görmek, Göz, İnsan, Kâinat, Zaman Nedir? | 0 Comments
“…Zaman geçip gittikten sonra “geriye” dönüp baktığımızda geçmişimiz bir şehrin yollarına benziyor. Önemli seçenekler, elde ettiklerimiz, düş kırıklıkları, ikiye, üçe ayrılan kavşaklar, kararsızlık içinde dönüp durduğumuz meydanlar, çıkmaz sokaklar… Peki hayatın kendisi, şu an, şu yaşamakta olduğumuz an böyle mi? Geçmişimiz katılaşmış, kristalize olmuş, Mekân’laşmış. Oysa hayatın hammaddesi Mekân değil Zaman! Peki nereden geliyor bu aldanma? Başımızın her tarafında gözlerimiz olsaydı ve dört yöne aynı rahatlıkta yürüyebilseydik geçmişten bahsederken “geriye dönüp bakmak” demeyecektik. Aklımız (=gözümüz) Mekân ile terbiye ediliyor. Sirk için terbiye edilen bir aslan gibi. Yeni yetenekler kazanırken eskilerini kaybediyor sirk aslanı. Kamçı sesi duyunca bir çemberden atlıyor ama artık avlanmayı unutmuş. Önüne konan kaptaki eti yiyor…..”
By İbrahim Becer on Oca 14, 2011 in Beyin Yıkama, Eğitim, Resmî Tarih, vicdan | 3 Comments
İşten eve döndüğümde kızımı kapıda beni bekler buldum. Heyecanla: “Baba, proje ödevim için bana yardım etmelisin çünkü internette yeterli bilgi yok” dedi. “Hay hay” dercesine başımı sallayıp konuyu sordum: “Atatürk ve iletişim” cevabını alınca internette neden yeterli bilgi bulunmadığını daha iyi anladım. Kızımın takip ettiği yola bir itirazım yok. İletişim Fakültesi mezunu bir babaya sahipsen, iletişimle ilgili bir ödev de varsa elbette ki bu yol takip edilmeliydi.
Fakat kazın ayağının öyle olmadığını öğrenmek ikimiz için de çok uzun sürmedi. Dakikalar ilerledikçe kızıma öğretilenlerle, benim bildiklerim arasında uzaktan yakından bir alaka olmadığını fark ettim. Kızım benden bir şey öğrenemedi ama ben kızıma okulda yalan söylediklerine iman ettim. Kötü bir geceydi benim için; gecenin sonunda internetten bulduğumuz birkaç kırık dökük bilgiyi kağıda aktardık Read the rest
By Fatma Sancak on Oca 14, 2011 in islamcilik, Ortadoğu | 5 Comments
Sunuş:İtiraf edeyim İmam Ayetullah Humeyni ile ilgili olarak biyografi çalışması yapmaya karar verdiğimde bu kadar derinlikte çalışma gerektireceğini düşünmemiştim.Humeyni kendi biyografisi, eserleri, devrim lideri olarak incelenirken dönem İran’ından bahsetmemek mümkün değildir.Humeyni ismine yönelik bu çalışmada Humeyni biyografisi ve dönem İran’ına yönelik araştırmalar bulunmaktadır. Elbette üzerine yeni cümleler eklenebilir.Humeyni’nin eserlerini ve kitaplarını konu etmek çok daha farklı bir yola götüreceği için bu çalışmada sadece Devrim ve İmam’ın biyografisi üstünde durmaya çalıştım. Nasip olursa İmam Ayetullah Humeyni’nin kitapları ve görüşlerini başka bir çalışmada ele almak isterim.1979 İran İslam Devrimiyle İran’dan büyük bir antiemperyalist realite çıkaran, etkilerini ülkemizde de oldukça yoğun olarak gördüğümüz bir damar oluşturan, İslamcılığın temellerini atan, sevabıyla, günahıyla kalıcı bir iz bırakan İmam Ayetullah Humeyni’yi rahmetle anıyorum.
Ayetullah Humeyni 1902-1989 ve İran İslam Devrimi 1979
Ayetullah Humeyni ismiyle tanıdığımız Ruhullah,1902 yılında Humeyn kasabasında doğmuştur. Varlıklı, tanınmış ve otorite sahibi bir aileden gelmektedir. Küçük yaşta babasının şaibeli bir şekilde ölümüyle yetim kalmıştır. Çocukluğunun geçtiği dönem İran, çalkantılı, kargaşaların olduğu, idamların ve kaçakçılığın kol gezdiği bir ortamdır. 17 yaşına geldiğinde ilahiyat eğitimi Read the rest
By Mehmet Yılmaz on Oca 13, 2011 in Adalet, AKP, Türk faşizmi, vicdan | 3 Comments
Ahlâken düşük, mevki olarak yüksek devlet memurlarını cezalandırmak zordur. Kantinden pirinç araklayan çavuşu hapse atabilirsiniz ama İlker Başbuğ’u gazetecilerin önünde dizinize yatırıp pat küt vuramazsınız. Hani derler ya, kol kırılır, yen içinde kalır. Yoksa devletin saygınlığına zarar verirsiniz. Ahlâksız devlet memuru ile beraber mevkiyi, makamı da yıpratırsınız.
Ama bunun bir de bedeli vardır. Kırılan kollar yen içinde uzun süre kalırsa… kangren olabilir. İşlenen suçlar ağırsa, uzun süredir, ekip halinde ve sistemli biçimde işlenmişse… Ya da halkın zaten devlete güveni Read the rest
By Alinti Yazar on Oca 13, 2011 in Kürtler, Sanat, şiir | 0 Comments
| Em li ber lafaw û lihiya gaza jehirkirî û Bêrewiştiya vî çerxî, çend rûtîn…! Em di taziya vî bajarokê şehîd de, Çend bi tenê ne! Em di şînê de, çend bi tenê ne! Em di govenda xwînê û kernevala serbirrînê de, Çend bi tenê ne! Em çend bi tenê ne! Çend bi tenê ne!Bila Helebce Semfoniya dawiya vê şevê be… Bila Helebce Bersiva sûra neviya be… Bila kernevala dawiyê ya Xwîn û birîna ebediya gelî be… Bila Helebce Heta hetayê Helebce be… Helebce be û Helebce be! |
Zehirli gaz seli taşkını önünde Şu çağın ahlâksızlığı, ne kadar da sıradan!.. Bu şehit kasabanın taziyesinde Ne kadar da yalnızız! Matemde biz, ne kadar da yalnızız! Kan halayında ve Kafakesme Karnavalı’nda Ne kadar da yalnızız! Ne kadar da yalnızız biz! Ne kadar da yalnızız!Halepçe, bu gecenin Sonunun senfonisi olsun… Halepçe Bebeklerin kızıllığının cevabı olsun… Kan ve halkın ebedî yarasının Son karnavalı olsun Halepçe Sonsuza kadar Halepçe olsun… Halepçe olsun ve Halepçe olsun! |
Jiyan Bawer’in Derin Düşünce için seçtiği bu şiir Selîm Temo tarafından Kürtçe’den Türkçe’ye çevirilmiştir. (Kürt Şiiri Antolojisi, r. 1019-1020)
By Konuk Yazar on Oca 13, 2011 in AKP, Liberalizm, Özgürlükler | 2 Comments
Liberallik; Bireyden yana olmak zor zanaat bu ülkede. Pek bir destekçisi de yok aslında. Zira, yaşam biçimi; mevcut zihniyeti ve geleneksel yönetim kültürü açısından bakıldığında, bu ülkede gelenekçi Milliyetçi-Mukaddesatçı yapıyla, Devletçi-Elitist-Kemalist çizginin mücadelesini görürsünüz. Tüm seçimler, darbeler, devlet-birey ilişkileri, bu ülkede önemli ölçüde bu çatışmaya dayanır. Bu ülkenin insanlarının önemli bir bölümü, dinin ve milli-manevi değerlerin baskın olduğu gelenekçi halk kitlesini oluşturur. Bunun karşısında sayıca az, ama devleti yöneten asker-sivil bürokrasiyi önemli ölçüde elinde tutan, Cumhuriyet rejiminin empoze ettiği kimliği ve yaşam biçimini benimseyen, Laikçi-Kemalist kesim yer alır. Bu kesim, hiç bir altyapısı ve geleneği olmayan bir ortamda yukarıdan dayatılan bir nevi “Makyaj Modernleşmesinin” yarattığı sanal gelişmişliğe ya da bu tür bir Modernleşmeye iman eder; ve kendisini “çağdaş” şeklinde konumlar . Bu kesim, kendisi gibi olmayanı ise ötekiler ve “Diğer” şeklinde görür. Bu “Diğer’e” isim ve yafta takınmaktan çekinmez. Bunları, en amiyane şekilde yerden yere vurur; kendisinden olmayanı “Köylü-Kıro-Dinci-Takunyacı-Liboş vs.” şeklinde en hakaretamiz ifadelerle etiketler. Bu kesim, özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarındaki “Asr-ı Saadet” hususunda aşırı derecede hassastır; bu dönemin eleştirilmesine tahammül edemez; bu dönemle ilgili eleştirel nitelikte ya da dayatılan paradigmanın dışında yapılan yayın ya da filmlere karşı aşırı derecede hassastır; kendisinde bir hata göremediği için, hiçbir vakit çuvaldızı kendisine Read the rest
By Mehmet Yılmaz on Oca 12, 2011 in İnsan Müzikleri | 1 Comment