Author Archive

Mrs. Dalloway / Virginia Woolf »

İnsanın hayatının yarısı uydurmakla geçer, kendini uydurur, kızı uydurur, zararsız bir eğlencenin ötesine geçen bir şeyler yaratır. İşin tuhafı, bunu kimseyle paylaşamaz. Biz batmakta olan bir gemiye zincirlenmiş lanetli bir ırkız. Madem ki bütün bunlar kötü bir şaka; hiç olmazsa bize düşeni yapalım; hapishane arkadaşlarımızın acılarını azaltalım; zindanı çiçeklerle ve yastıklarla donatalım; olabildiğince iyi davranalım. […]

Martin Eden / Jack London »

Aklın aşkla hiçbir ilgisi yoktu. Sevdiği kadının doğru ya da yanlış akıl yürütmesi hiç fark etmiyordu. Aşk aklın üzerindeydi. Mektup okuyan arkadaşına bakarken masanın üstündeki kitapları gördü. Açlıktan ölen bir adamın gözleri, yiyecek gördüğünde nasıl arzuyla dolarsa, öyle bir arzu belirdi gözlerinde. Bilginin uçsuz bucaksız ülkesinde artık evine dönemeyecek kadar yol almıştı. Ne söylediğinizi, biraz […]

1984 / George Orwell »

Kimse devrimi korumak için diktatörlük kurmaz, diktatörlük kurmak için devrim yapar. Geçmiş silinmekle kalmıyor, silindiği de unutuluyor, sonunda yalan, gerçek olup çıkıyordu. Sonunda parti size iki kere ikinin 5 ettiğini söyler, siz de buna inanmak zorunda kalırdiniz. İçinde bulunduğu konumun mantığı bunu gerektiriyordu.Ve işin korkunç yanı farklı düşündüğünüz için sizi öldürecek olmaları değil, haklı olabilecekleriydi. […]

Düşüş / Albert Camus »

Gerçekten, aziz hemşerim, merakınızdan dolayı size minnet borçluyum. Yine de, hikâyemin hiçbir olağanüstü yanı yok. Madem konunun üzerinde duruyorsunuz, bilin ki, birkaç gün boyunca bu gülüşü düşündüm biraz, sonra unuttum. Uzaktan uzağa, içimde bir yerde onu işitiyorum gibi geliyordu bana. Ama çoğu zaman, bir çaba harcamadan başka şey düşünüyordum. Yine de şunu kabul etmeliyim ki, […]

Düşüş / Albert Camus »

Çoğu zaman kendisinden kaçtığım böyle bir dostum vardı. Biraz canımı sıkıyordu, üstelik ahlaklıydı. Ama can çekişirken beni buldu yeniden, telaşlanmayın. Her gün ziyaretine gittim. Benden hoşnut olarak, ellerimi sıkarak öldü. Sık sık peşime düşen ve emeline ulaşamayan bir kadın genç yaşta ölüverdi. Yüreğime öyle bir oturdu ki! Üstelik kendini öldürmüştü kadın! Tanrım, ne tatlı telaş! […]

Düşüş / Albert Camus »

Elbette! Kaygan kaldırımda onların ağır aksak adımlarını duyduğunuz için, altın renkli çirozlarla ve ölü yaprak rengindeki mücevherlerle dolu dükkânları arasından hantal hantal geçtiklerini gördüğünüz için, kuşkusuz onların bu akşam ortada olduklarını sanıyorsunuz. Herkes gibisiniz siz de, bu namuslu insanları bir çıkar ortağı ve satıcı topluluğu olarak görüyorsunuz, paralarını sonsuz yaşam şanslarıyla birlikte hesap eden ve […]

Bilimler ve Sanatlar Üzerine / Jean-Jacques Rousseau »

Zorunlulukların daimi baskısı altında toplum denilen bu sürüyü meydana getiren insanlar belirli durumlar karşısında hep aynı şeyleri yapacaklardır. Başka türlü hareket edebilmeleri içini çok mühim sebepler olması lazım. Bu yüzden karşımızdakinin nasıl bir adam olduğunu hiç bilemeyeceğiz; bu yüzden dostumuzu tanıyabilmek için büyük hadiseleri bekleyeceğiz; o zaman da iş işten geçmiş olacak çünkü onu tanımak […]

Düşüş / Albert Camus »

İmrenilecek bir durumdaydım hani. Yalnızca suçlular kampına geçmek tehlikesiyle karşılaşıyor değildim (özellikle, bekâr olduğum için karımı öldürme şansına sahip değildim), aynı zamanda onların savunmasını da üzerime alıyordum, yalnız şu koşulla ki, kimilerinin iyi birer vahşi oluşu gibi, onlar da iyi birer cani olsunlar. Bu savunmayı yürütüş tarzım bile bana büyük doyumlar sağlıyordu. Meslek hayatımda gerçekten […]

Düşüş / Albert Camus »

Gözün hâlâ gördüğü, ışıkla yıkanan bir denizden beş yüz ya da altı yüz metre yükseklikteki doğal bir düzlük ise, en rahat soluk aldığım yerdi, hele insan denen o karıncaların üstünde yalnız başınaysam. Vaazların, dinsel söylevlerin, alev mucizelerinin ulaşılabilecek yüksekliklerde geçmesini kolayca anlıyordum. Bence mahzenlerde ya da cezaevi hücrelerinde düşünmüyordu insan (meğer ki bunlar görüş alanı […]

Düşüş / Albert Camus »

Demek ki, ben-ben-ben’in günü gününe sürekliliği dışında başka bir süreklilik olmadan yaşıyordum. Günü gününe kadınlar, günü gününe erdem ya da erdemsizlik, günü gününe, köpekler gibi, ama her gün sağlamca yerinde duran kendim. Böylece yaşamın yüzeyinde ilerliyordum, sözcükler içinde, hiçbir zaman gerçek içinde değil. Tam okunmamış o kitaplar, tam sevilmemiş o dostlar, tam gezilmemiş o kentler, […]