Darwinist Bir Kara Ütopya
By Konuk Yazar on Eki 11, 2007 in Kategorilenmemiş
Samet Göğekin*
“Eğer birinin pabuçlarıyla yürümeyi denemediyseniz, onu yargılamadan önce iyi düşünün” - Navaho Atasözü
Yine ateşli bir evrim tartışmasının tam ortasındayken Türker Yılmaz verdi bu fikri bana. Evrim kuramının bilim toplumunda genel kabul gören tek kuram olduğunu, bu gerçeğin hakkının verilmesi gerektiğini söylediğimde, haklı olarak genel kabulün mutlak doğruluk anlamına gelmediğini söyledi. Bu savını güçlendirmek için de politik tercihlerle analoji kurdu. Çok oy alan partinin ülke yönetimine en uygun parti olduğunu iddia edemezdik. Kurduğu analojideki önemli bir hata, bilimsel bilgi üretiminin kitlesel siyasi tercihlere göre çok daha kontrollü olduğunu ve bunun verilen kararların güvenilirliği üzerine etkisini göz önüne almamasıydı.
Daha sonra bu analoji üstüne düşünürken, aslında Yılmaz’ın bana kendimi derdimi anlatmak için çok değerli bir fırsat verdiğini farkettim. O da analojiyi kullanırken farketmemişti belki, ama kendi analojisiyle benim haklılığımı onaylıyordu. Çünkü, evet, demokrasilerde çok oy alan partileri beğenmek zorunda değildik, ama aklı başında, demokrasiye, hukuka saygısı olan hepimiz çok oy alanların hükümet etme hakkının demokrasi dışı yöntemlerle ellerinden alınmasına hiç de sempatiyle bakmıyorduk. İşte bu gözlemi, evrim kuramına ve dolayısıyla bilimsel topluma karşı oldukça haksızlık edildiğini düşündüğüm bu sitede, Darwinist etiketi yapıştırılan insanların bilime siyasi müdaheleye neden bu kadar tepkili olduklarını açıklamak, bu toplumun bugünlerde hassas olduğu bir konudan yararlanarak onlardan empati talep etmek istedim.
Abdullah Gül cumhurbaşkanı oldu, ama cumhurbaşkanlığının engellenmesi için çevrilen dolaplar henüz bitmedi. Önceki mecliste seçilmesi için yeterli çoğunluk varken, hukukla oynanarak seçilmesi engellendi. Ordu, politikaya müdahele ederek siyasi iktidarı uyardı. Toplum, haklı olarak buna tepki duydu, seçimlerde belki bunun da etkisiyle partisi hatrı sayılır bir çoğunluk elde etti. Buna karşın, Gül’ün cumhurbaşkanlığına yönelik halkın tercihini beğenmeyenler, hatta hiç hazmedemeyenler oldu. Olabilir. Ama daha da ileriye gidildi. Gül’ün cumhurbaşkanlığının demokrasi dışı yöntemlerle engellenmesini talep edildi, bununla ilgili girişimlerde bulunuldu. Allah’tan bu girişimler şu ana kadar başarısız oldu ve demokrasimiz kör topal devam ediyor. Fakat bu süreçte Gül’e ve partisine yakınlık duyan kitlelerin bütün bunlara karşı duyduğu öfkeyi, haksızlığa uğramışlık ve engellenmişlik (frustration) duygusunu çok iyi anlıyorum.
Çünkü, kendi çalışma alanımda, buna çok benzer bir müdahalenin 25 yıldır ülkeme egemen olduğuna şahitlik ediyorum. Hem de Gül’e yönelik komplodan çok daha başarılı bir müdahele. Konu, evrim kuramının kamuoyu nezdindeki yeri ve Türkiye’deki biyoloji eğitimi. Şimdi bu konudaki mevcut durumu, bugünkü laik-İslamcı geriliminden metaforlar kullanarak anlatacağım. Kurduğum analojilerin ne kadar hakça olduğu konusunda takdir sizin. Eğer biraz olsun elinizi vicdanınıza koyup düşünmenizi sağlayabilirsem, o benim için yeterli olacak. Gül dışındaki bütün isimler hayalidir.
Biyolojide, Abdullah Gül’ün oy oranı onyıllardır %99. Türkiye’de 25 yıl önce bir darbe (işin komik tarafı buradaki darbe metaforu gerçek bir darbeye, 12 Eylül’e tekabül ediyor) yapıldı. Gül, cumhurbaşkanlığı koltuğunda kenara çekilerek, koltuğunu %0.01 dolayında oy alan Batı Kerinçep ile paylaşmaya zorlandı. Kerinçep’in daha önce iktidarı ele geçirmek için demokrasi dışı yöntemlere başvurduğu da biliniyordu. Darbe sonrası anayasayı hazırlamakla görevlendirilen hukuk profesörü Zabit Katanoğlu, hazırladığı raporda halkımızda Kerinçep’e yönelik büyük sempati olduğunu, Gül’ün toplumda hiçbir itibarının kalmadığını, batı toplumlarınının da Kerinçep’e çok derin sevgi beslediklerini iddia etti. Bunlar gözönüne alınarak, anayasa yeniden yazıldı ve bütün gelişmiş ülkelerin anayasalarında bahsi geçen insan hak ve özgürlükleri anayasadan tamamen çıkarıldı. Zabit Katanoğlu, üniversitedeki kürsüsünde yıllarca Kerinçep’in ideolojisini hukuk dersi adı altında okuttu. Yıllar sonra, üniversitelerin merkezi yönetimi siyasi tavır değiştirince demokrasi karşıtı faaliyetleri bahane edilerek Katanoğlu üniversiteden uzaklaştırıldı. Laiklik savunucuları, kendisini demokrasi şehidi ilan ettiler ve üniversiteden uzaklaştırılmasını ülkemizde laiklere yönelik baskının açık bir örneği olarak gösterdiler.
Bu esnada Gül’ün toplumun ezici çoğunluğunun tercihi olduğunu, cumhurbaşkanlığını onun hakettiğini söyleyenler kovuşturmaya uğradılar. Darbeden yıllar sonra, 700 aydın bir araya gelerek demokrasinin gereğinin kamuoyu tarafından tercih edilen Abdullah Gül’ün tek başına cumhurbaşkanı olması olduğunu dönemin daha demokratik gözüken Anayasa Mahkemesi’ne bildirdiler. Mahkeme başkanı, halkımızın cumhurbaşkanlığı konusunda birden fazla tercihinin olduğunu, koltukta cumhurbaşkanlığı için adı geçen herkesin hakkının olduğunu beyan etti. Bu sırada, Mahkeme’nin bilirkişi olarak başvurduğu jeolog Cemal Şenbak, dilekçeci 700 aydını Kerinçep’in demokratik haklarını elinden almaya çalışmakla suçladı ve bu tavrı demokrasi savunucusu aydınların Atatürk’e ve laikliğe olan tahammülsüzlüklerine bağladı. Şenbak’a göre bütün dünya hızla Gül’den vazgeçiyor, muteber İslam alimleri Kuran-ı Kerim’i daha iyi anladıkça kendilerinin ve eşlerinin başını açmaya karar veriyorlardı. Artarak, ülkenin liberal laikleri Kerinçep’çilik konferansları düzenlemeye başiladılar. Aralarında tek ilahıyatçı olmayan konuşmacı gruplarıyla başörtüsünün İslam alemi tarafından hızla terketmekte olduğunu, Kerinçep’in toplumda büyük sevgiyle karşılandığını, Gül’ün halka kendisini dayattığını, demokrasinin gerçek temsilcisinin Kerinçep olduğunu iddia ettiler. Liberal laikler, toplumun tercihinin Gül olduğunu savunanlarca eleştirildiklerinde, kendilerinin Türk Soğu dergisinden farklı olduklarını, onları eleştirdiklerini iddia ederek kendilerini savundular. Onlara göre, halkımızın Gül’e yönelik sempatisi şeriatçı önkabulden kaynaklanıyordu. İşin ilginç yanı, Türk Soğu dergisi tarafından Gül’ü yıpratmak için cafcaflı kitaplara basılıp halka bedava dağıtılan kitaplardaki argümanların çoğu, Türk Soğu dergisinden farklı olduklarını ileri süren liberal laikler tarafından da aynen tekrarlanıyordu.
Evet, yukarıdaki senaryo oldukça gerçeküstü. Umarım en ufak bir benzerini bile yaşamayız. Yalnız profesyonel olarak biyoloji ve evrim kuramıyla ilgilenen ve dünyadaki literatürü takip eden bir insan olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Yukarıdaki tiyatro bu ülkede 25 yıldır biyoloji eğitimi ve evrim kuramı konularında aynen sergilenmektedir. Bu senaryodaki rolünü beğenmeyen arkadaşların gönüllerini incittiysem özür diler, sadece ellerini vicdanlarına koyarak haklı olabileceğim ihtimalini birkez olsun gözden geçirmelerini dilerim.
Not: Bu yazıya ilham kaynağı olan fikri verdiği için Türker Yılmaz’a teşekkürler.
* İsim müstehardır. Yazıyı yazan, uzun süredir bu sitede Balbazar takma adıyla yorumlar yazmaktadır.
6 [?]

91 Yorum
Yazan:VolkanS Tarih: Eki 11, 2007 | Reply
iyi yapılmış benzetmeler kısa zamanda karmaşık fikirlerin anlatılmasını sağlar. Kötü yapılanları ise bir hayli zamanınızı almasına karşın eldeki meseleyi yanlış portre etmekten öte gidemezler. Sizinki 2. sınıfa giriyor ne yazıkki.
Evrim teorisi güçlü bir azınlık tarafından köstekleniyor değil. Halk çoğunluğu desteklemiyor o kadar. biyoloji camiasında ise evrim aleyhtarı az bir bilim adamının üzerine neredeyse yumurta atılacak.
velhasıl, olmamış.
Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Eki 11, 2007 | Reply
Sayin Samet Bey,
Öncelikle yaziniz için tesekkürler.
Kanimca demokrasinin en büyük faziletlerinden biri sonuca itiraz edilememesidir.
Ancak demokrasinin zayif oldugu iddia edilen bir yani vardir ki o da demokratik yöntemler ile anti-demokratik bir rejim kurulabilmesidir. Hitler’in seçilmesi veya Humeyni’nin halk destegiyle basa geçmesi de buna örnek gösterilir.
Ne var ki demokrasi demek sadece oy vermek degildir.
1) Basin özgürlügü,
2) yarginin bagimsizligi,
3) Devletin (haliyle ordunun) ekonomiye müdahele etMEmesi,
4) Askerler ve profesörler dahil her meslek grubunun sadece kendi meslegini icra etmesi,
gibi bir takim kosullara uyulmaz ise ona demokrasi denmez, maskaralik denir.
Evrim teorinizi siyasete uygulama fikrinize gelince… Geçenlerde bir dostumla bunu bloglarda çarpisan fikirlere uyarladik. En mantikli, ayaklari yere basan argümanlarin begeni topladigini, digerleri elenirken iyi olanlarin adeta darwinist bir süreçte ayakta kaldigini tespit ettik.
Yazinizdaki fikirleri önümüzdeki aylarda baska bloglarda görürseniz sizin “yarattiginiz” canli türünün de fikir ormaninda haytta kalabildigini söyleyebilirsiniz.
Dostlukla
Yazan:fuatogl Tarih: Eki 12, 2007 | Reply
Samet bey yıllardır yaşanan ve bilinen birşeyi anlatıyor. Darwinist bir eleme ile test edilecek “yeni” birşey değil. Zaten teste tabi tutmaya gerek var mı? Futbol maçı değil bu. Kendisi de yeni bir fikir olduğunu söylemiyor zaten. Sanırım daha çok pedaojik bir kaygısı var :) Açık ve seçik olan bir durumun görmezden gelinmesini tanıdık bir olayla açıklaması. Çok da doğru birşey söylediği, ellerine sağlık. Bu ülkede sadece siyasete değil, insan aklına ve bilime de darbe yapılmıştır ve hala da yapılmaktadır. SOuçlarını yaşıyoruz bugün. Bir bilim dersinde bilimin söylediği şeyin adam gibi okutulmaması bu durumun açık seçik kanıtıdır. Aması maması yok bu işin, durum açıktır.
VolkanS arkadaşımız ise Sametin açık örneğini yinede anlamamış.
Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Eki 12, 2007 | Reply
@ fuatogl
“Devletin (haliyle ordunun) ekonomiye müdahele etMEmesi,” gibi bir evrensel demokrasi ilkesi mi var? Ne tarz bir müdahale?
Örneğin İsveç de devlet ekonomiye müdahale eder. Danimarkada da devlet ekonomiye müdahale eder. Devlet aktif bir aktördür, (FUATOGL)
Danimarka / Isveç’teki sosyal devlet olusumu sorun degil. Türkiye’deki sorunlar sunlar :
1) Oy makinesi haline gelmis olan KITler
2) Oy karsiligi köylüye dagitilan “destek alimlari” ve “taban fiatlari”
3) OYAK gibi tuhaf olusumlar,
4) Ve tabi askeri muhtiralar ve darbeler
“4) Askerler ve profesörler dahil her meslek grubunun sadece kendi meslegini icra etmesi.”
Bu şimdiye kadar ki resmi ideolojinin moto sudur. Kulağa hoş geliyor ama, sizce siyaset bir meslek midir yoksa toplumsal bir etkinlik midir? (FUATOGL)
siyaset yapmak isteyen itfayeci halkin üzerine su sikmadigi gibi siyaset yapmak isteyen asker de elindeki silahlari halkin seçtigi milletvekillerine dogrultamaz. istifa edip parti kurar.
Siyasetin meslek olup olmamasi degil mesele. Askerligin ve üniversite ögretim üyeliginin bir meslek olmasi.
Askerin görevi siniri korumaktir, üniversite hocasinin görevi de bilim üretmek ve yaymaktir. Üniversite hocasi siyasi fikirlerini begenmedigi ögrenciyi okuldan atarsa begenmedigi basbakani asan askere benzer.
Elbette askerler, hocalar, çöpçüler ve imamlar da siyaset konusabilir, toplumsal faliyete katilabilir. Ama devletin verdigi imkânlari, mevkileri buna alet etmemeleri gerekir. Özellikle de vergilerimizle ellerine silah verdigimiz memurlar yani polisler ve askerlerin durumu çok mühim. Muhtira ve darbe gibi durumlar benim için yetkinin kötüye kullanilmasindan baska birsey degil.
Bu tabi benim demokrasi anlayisim.
Dostlukla
Yazan:VolkanS Tarih: Eki 12, 2007 | Reply
Eğer illa bir benzetme yapılacaksa:
biyologlar “doğru” olanı kendilerinin bildiği düşüncesiyle toplumun bu doğruya göre eğitilmesini talep ediyorlar, kemalistler de en doğruyu bildiklerinden çok eminler ve toplumu kendi doğrularına göre şekilldendirmek istiyorlar.
Halbuki biyologa göre ne kadar yanlış olsa da benim kendi yaratılışçı inancım doğrultusunda çocuğumun eğitimi belirleme hakkım var. Benim vergilerimle işleyen devlet zorunlu bir müfredat düzenleyerek bu hakkı elimden alamaz.
Şu an türkiyede müfredatta yaratılışa yer verilmesi bir azınlığın bastırmasıyla değil, aksine toplumun büyük bir kısmı bundan memnun. Aksine evrimin öğretilmesini sadece küçük bir azınlık destekliyor.
Yanıldığınız nokta eğitim meselesinin tamamen bilim adamlarının kontolünde olması gerektiğini düşünmeniz. Bu da başka bir çeşit totaliter fikir.
Yazan:Balbazar Tarih: Eki 12, 2007 | Reply
Tesbihte hata olmaz denir, ama aslinda butun tesbihler hatalidir, onemli olan tesbihin anafikrini dogru anlamak.
Benim Abdullah Gul’un cumhurbaskanligi ve Evrim Kuraminin ogretimi olaylarinda buldugum ortak nokta su:
Onceden belirlenmis ve kabul edilmis kurallara uyularak, ehliyeti olan kisilerce demokratik bir sekilde verilmis kararin, konuya mudahale yetkisi olmayan kurumlarin etkisiyle, konuyu duzenleme yetkisi olan kurumlarin gorevlerini kotuye kullanmasi suretiyle engellenmesi.
1. Onceden belirlenmis kurallar: (i) cumhurbaskaninin nasil secilecegi, (ii) bilimsel bilginin nasil tartisilip sentezlenecegi.
2. Ehliyeti olan kisiler: (i) toplum tarafindan secilmis milletvekilleri, (ii) gerekli egitimi tamamlayarak, yetkili universitelerden derece almis akademisyenler.
3. Demokratik bir sekilde verilmis karar: (i) Abdullah Gul’un cumhurbaskani secilmesi, (ii) evrim teorisinin canliliginin cesitliligini aciklayan tek bilimsel kuram olarak kabul edilmesi.
4. Konuya mudahale yetkisi olmayan kurumlar: (i) TSK, (ii) tarikatler, cemaatler, dinsel-ideolojik orgutler.
5. Konuyu duzenleme yetkisi olan kurumlar: (i) Anayasa Mahkemesi, (ii) Milli Egitim Bakanligi.
6. Gorevin kotuye kullanilmasi: (i) Anayasanin ilgili maddesinin zorlama bir sekilde alinmak istenen karara uygun sekilde yorumlanmasi, (ii) Ideolojik angajmani olan akademisyenler gorevlendirilerek, bilimsel bilginin tamamen yanlis aktarildigi raporlar duzenlenmesi.
7. Engelleme: (i) Cumhurbaskanligi seciminin iptal edilmesi, (ii) Bilimsel literaturde yeri olmayan bir inancin bilim derslerinde bilimsel kuram olarak ogretilmesi.
Goruldugu uzre, konunun azinlikla, cogunlukla ilgisi yok. Demokratik yollardan konulmus kurallara uyularak alinmis kararlarin, disaridan ((i) askeri, (ii) politik) mudaheleyle kurallar yontularak gecersiz kilinmasi var. Volkan arkadasin azinlik-cogunluk meselesine yogunlasmasini, ben “cogunluksaniz, istediginiz kadar kural ihlal etmeye hakkiniz vardir” gibi bir yaklasim olarak yorumluyorum ki, bu da demokrasi acisindan hayli tehlikeli bir yaklasim. Demokrasi, cogunluk diktasi degil, azinligin haklarinin korundugu bir rejimdir.
Nitekim, “cocuklara bilim insanlarinin ne dedigini degil, cogunlugun istedigini ogretmek gerekir” yaklasimi da bu sagliksiz demokrasi anlayisinin bir urunu. Egitimde, “herseyi ben bilirim, benim savundugum ustundur” yaklasimi sudur: Alevi cocuklara “din dersi” adi altinda zorla “Sunni Islam” ogretmek. Dayatmacilik, “ben dogrusunu bilirim”cilik budur, cocuklara “evrensel standartlara uygun bilgiler ogretilsin” demek degil.
Eger cocuklara “biyoloji” ogretecekseniz, biyoloji konusunda uzman olan insanlarin ne dediklerini, bu konuda evrensel standartin ne oldugunu ogretirsiniz. Sizin “ne demeleri gerektigine inandiginizi” degil. Cocuklarin evrensel dogrulari ogrenmesinden neden bu kadar korkuyorsunuz?
25 yildir tamamen politik bir iradeyle, literaturde ne olduguna aldiris etmeden, cocuklara “evrim teorisi yaradilis inancina aykiridir, yaradilis alternatif bir teoridir” diye yalan soyleniyorsa, haksiz onyargilarla doldurulmus o cocuklar elbette bilimsel bilgiye itibar emeyecektir. Simdi, “halkimizin cogunlugu evrim teorisini desteklemiyor” diyerek, yeni nesillere de yalan soylemeye devam mi edelim?
Ne diyeyim sizin “demokrasiniz” sizin olsun, demek ki asker “cogunlugun” tarafini tutsa onu da alkislayacaksiniz (nitekim “cennetlik Kenan Pasa cok takdir gormustur, simdi “asker demokrasiye mudahele etmemeli” diyenlerden).
Iyi bayramlar!
Yazan:OU Tarih: Eki 12, 2007 | Reply
Volkan Bey’e katılmıyorum.
Demokrasiyi sanki kutsal bir sistemmiş gibi her yere sokmanın geçerli bir sebebini göremiyorum. Eğitim sistemleri halk öyle istiyor diye düzenlenmez. Halkın müfredattan memnun olup olmaması da önemli değildir. Önemli olan bu sistemden geçen insanların sistemi kullanarak hayatta ne kadar başarılı olduğudur.
Bilim, sanat gibi alanlar demokratik değil daha çok seçkinci bir azınlık tarafından
yönlendirilirler. Bu insanlar uzun yıllar eğitim geçirip kendi alanlarının en iyi si olmak için çalışırlarken eğitim gibi konularda bunları halktan daha az önemli görmenin ne mantığı var? (Bu arada gerçek bilimadamları ve sanatçılardan bahsediyorum, bizdeki gibi sahtelerinden değil). Nur Serter’i pek sevmem ama şuna benzer bir sözünü çok doğru buluyorum.
“Halk herşeyi bilseydi bilimadamlarına ya da sanatçılara ihtiyaç duyulur muydu?”
Bu arada son zamanlarda vergi veriyorsak bunu istemek bizim hakkımız anlayışı da
anlayamıyorum sanki vergiyle devleti satın alıyoruz da devlet her istediğimizi
yapsın. Ne yani o zaman en çok vergi verenin mi dediği olsun?
Ayrıca vergiyi sadece kendi yakınlarımız hizmet alsın diye vermiyoruz. Örneğin ben vergi
veriyorsam sadece kendi çocuğum için değil diğer çocuklarında kaliteli bir eğitim
almasını istiyorum. Ya da verdiğim vergilerin sadece benim bölgemde değil diğer bölgelerde de istihdam sağlamasını istiyorum. Sonuçta bunlarda ülkemin refah seviyesini
arttıracak dolayısıyla bana da dolaylı yoldan olsa bir geri dönüşü olacak. Dolayısıyla ben devletin vergiyi ülkenin kolektif çıkarları için harcamasını isterim, bireysel çıkarlar için değil.
>>> Halbuki biyologa göre ne kadar yanlış olsa da benim kendi yaratılışçı inancım doğrultusunda çocuğumun eğitimi belirleme hakkım var.
Bence ebeveynlerin böyle bir hakkı yok. Bireysel olarak belli bir olgunluğa erişmiş
kişilerin istediği konuları öğrenme hakkı vardır ama daha çocuk yaştaki insanların
hiçbir fikirleri olmadığı konularda yalan yanlış yönlendirilmesi eğitim hakkı falan
değildir, bu düpedüz beyin yıkamadır. Ebeveynlerin çocuğun zararına olacak davranışlarda bulunma hakları yoktur. Yanlış eğitim çocuğa atılan dayaktan daha tehlikelidir, biri iyileşip geçer diğeri insanın bütün hayatı boyunca peşini bırakmaz.
Yazan:VolkanS Tarih: Eki 12, 2007 | Reply
güzel.
elbette, kim daha önemsiz görüyormuşki? elbette bu insanların doğruyu bilme olasılıkları çok daha yüksek.
kim “halk herşeyi bilir” demiş ki? demokrasi çoğunluğun doğruyu bulacağı savına dayanmaz. (ki bence pek bulamıyorlar) Seçim yapıyoruz çünkü hükümet o insanların hayatlarını etkiliyor.
vergiden bahsedilmesinin nedeni, aslında devletin bağımsız bir varlığının olmadığı, insanların bir araya gelmesiyle oluşan bir organizaton olduğuna işaret etmek.
kime göre yalan yanlış, zararlı? ölçüt kim?
Örneğin çocukların bir dine mensup olarak yetiştirilmesi yasaklanmalı mı? Çocuk belli bir yaşa gelene kadar bu konulara girmeyelim mi? Bu konulara girmemek de bir çeşit beyin yıkama sayılmaz mı? Eninde sonunda çocuğun beyni yıkanacağına göre, kime “göre” yıkayalım?
Ben demokrasiden filan bahsetmiyorum, her insanın kendi seçimleri konusunda bir özgürlüğü vardır, ben ister başörtüsü takarım ister takmam. İster evrime inanırım ister inanmam. Kendi “doğru”larıma göre istediğim eğitimi alırım. Çocukların velayeti de belli bir yaşa kadar ana-babasına ait olduğundan, ana-babalarının “doğru”larına göre eğitilecekler. Sizse “bilim adamlarının doğrularına göre” eğitilmelerini savunuyorsunuz, nerden alıyorlar bu hakkı? “Doğru” dan mı? kime göre “doğru”?
Bu minvalde merkezi olarak belirlenmiş bir müfredat baştan yanlış zaten.
——-
güzel, bilimsel bilgiyi istediğiniz şekilde sentezleyip yayınlıyorsunuz zaten konu bu değilki.
ne konuda ehliyetli? Ben kendi bildikleri şekilde çocuğumun beyin yıkamaları için bilim adamlarına bir yetki verdiğimi hatırlamıyorum.
“cumhuriyetin kabulü” gibi ifade etmişsiniz. Tüm toplum için neyin bilim adına öğretilmesi gerektiği konusunda bilim adamlarının yetkisi nereden geliyor? Ben kendi adıma böyle genel-geçer bir yetki tanımıyorum.
hangi konuya müdahale yetkisi olmayan kurumlar? Cemaatlerin neyin doğru neyin yanlış olduğu, bir parçası oldukları devletin nasıl yönetilmesi gerektiği hakkında müdahale etme yetkisi yokmu? Kendi fikirlerini yaymaya, uygulamaya çalışma hakları yok mu? niye ki?
Evet.
açıkçası bu rapor konusunu bilmiyorum, link verirseniz sevinirim.
kime göre “bilimsel değil”, bilim adamlarına göre mi? Eeee sonuç? Yine aynı noktaya geliyoruz.
Scientology diye bir tarikat var. Kimsenin bunların bilimle alakası yok diye yasakladığını hatırlamıyorum.
asla, ben insan haklarını savunuyorum.
böyle bir şey de demedim, bence anne-baba istediği gibi (tabiki belli sınırlar içinde, terörist olarak değil mesela) eğitir. Ama merkezi bir müfredat varsa en azından azınlığın değil çoğunluğun “doğru”sunun sunulmasını tercih ederim.
katılıyorum.
size göre. Görüş belirtmekten öte ne hakkınız var elalemin çocuğunun eğitimine karışmaya? Eğer merkezi bir kural varsa da, o kuralın ne olması gerektiği konusunda “cahil adam”dan daha fazla bir söz hakkınız yok. işte demokrasi burada devreye giriyor.
aslında insanlar okulda söylenenlere o kadar da itibar etmiyorlar. Ben mesela söylediğinizin aksine evrim teorisine inanıyorum. (şaşırdınız herhalde :) )
yalan falan değil, desteklemiyor işte.
———-
Hala savunduğunuz şeyin ne kadar faşizan olduğunu göremiyorsunuz değil mi?
“tüm toplum bilim adamlarının ‘doğru’suna göre eğitilsin.”
kimsenin başkalarının hayatları üzerinde böyle bir hakkı yok.
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Eki 12, 2007 | Reply
Darwinist teorideki açmazları ve naturalist önkabullerle bezeli teorik çatıları “gerçek” diye yutturma çabalarını tamamen bir tarafa bırakıyorum.
Benzetmedeki komediyi, bilim camiasındaki hakim paradigmaların hep güçlü olduğunu/olacağını, bunların kolayca değişmediğini, muhalif seslere tarih boyunca acımasızca davranıldığını, paradigma değişiminin kolay olmadığını atlamanıza da geçiyorum..
Ayrıca evrimin olgusallığı gibi müphem bir kavramı nasıl olup da darwinist teori lehinde yorumladığını da bir tarafa bırakıyorum.
Bu olgusallık ile alakalı olarak Balbazar’a daha önce şöyle birşey yazmıştım:
Yani yaşamın tarihi aşama aşama türemeyi gösterse bile -ki bu tartışmalıdır dediğim gibi- bunu nasıl olup da darwinist türemenin olgusallığı olarak görüyorsunuz? Göstermeniz gereken bu türemenin determinist süreçlerle işleyen mekanizmaları değil mi? Pekala Tanrı yaratılışı türeme ile yapmış olabilir. (Sanırım bu naturalist önkabulle alakalı. “Evrim mutlaka gerçekleşmiş olmalıdır. Nokta” diye başlandığında teorik olarak herhangi bir canlıyı bir başka canlıdan türemiş olarak göstermek mümkün. Pratik olarak “foss” sesi geldikçe hırçınlaşmak da inancına saldırılmış bir fundamantalistin tavrı)
Tartışmalardan anlaşıldığı kadarı ile de alternatif teorilerden ya da darwinist açmazların öğretilmesinden ısrarla kaçılmasının sebebi gerçek diye lanse edilen bir teorinin aslında önkabule dayalı hayli tutarsız argümanlarla desteklenmeye çalışılan (bkn. homoloji, işe yaramayınca anoloji, kladistik saçmalığı) yaşam tarihi bakımından desteklenmeyen (bkz. kambryen canlılarının ve tür üstü kategorilerin geçişlerinin bir türlü bulunamaması) mekanizma olarak tam bir çuvallama ve micro değişmin sert duvarlara toslaması (Natural selectionun eleyici gücüne zaten kimsenin itiraz etmemesi ve NS’nin evrimleştirici bir gücünün olmadığının anlaşılması vs vs vs..) sanırım.
Neyse, bunu geçtiğimi söylemiştim. Konuyu pekçok başlık altında bolca tartışmıştık.
***
Volkan’a tamamen katılıyorum. Şu yorumları okuyunca hayrete düştüm. Bu alenî bir faşizmdir.
Bakın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 11. (ek) Protokolü ne der:
Kendinize gelin, neyi savunduğunuzun farkında mısınız?
***
Bir de daha önce defalarca sorduğum bir soruyu tekrarlayayım, belki cevaplamaya niyeti olan bir darwinist çıkar.
Alıntılayacağım kepazelik için ne düşünüyorsunuz? Ve kendi çocuklarınızın (ki bu elbette hakkınız) yanında başkalarının çocuklarına faşist bir tahakkümle dikte etmek isteğiniz öğretinin bilimselliği ‘iddiası’ ile bu yaşanan kepazeliği nasıl cem ediyorsunuz?
Buyrun:
R.Minton’un “Darwinizmin Mitleri” adlı kitabının öz sözünden:
***
Evet, nedir bu? Bilim mi, inanç mı? (Alooo, Nature’dan, New Statesman’dan sözediyor, Sızıntı’nın muadili gevşek dergilerden değil.)
Yazan:OU Tarih: Eki 12, 2007 | Reply
Volkan Bey,
>>> vergiden bahsedilmesinin nedeni, aslında devletin bağımsız bir varlığının olmadığı, insanların bir araya gelmesiyle oluşan bir organizaton olduğuna işaret etmek.
Evet devletin görevı odur, ama ben vergimi verdim diye bireysel haklar talep etmeye başlarsanız iş zıvanadan çıkar. Sonra Mustafa Akyol başörtütüler daha az vergi versin der, ateistler bizim vergilerimiz diyanete gidiyor diye vergi affı ister, yerel halklar bizim suyumuz, elektriğimiz gelmiyor diye vergi affı ister vs vs.
>>> kime göre yalan yanlış, zararlı? ölçüt kim?
Önceki yazınızda yanlış olsa bile demişsiniz yani ölçüt aramaya bile gerek yok, insanlara yanlış olduğunu bile bile yanlış bilgi öğretmek ne zamandan beri insan hakkı oldu? Kendinizin yanlış bilgi öğrenmenize karışmıyoruz zaten başkalarına öğretmenize karışıyoruz.
Ayrıca anlamsız bir doğru nedir yanlış nedir felsefi sorusuna girersek ne sonuç elde edeceğiz söyler misiniz? Doğru belli değil yanlış belli değil o zaman hiç bir şey öğretmeyelim en iyisi (ne de olsa size göre bir ölçüt yok)
>>>size göre. Görüş belirtmekten öte ne hakkınız var elalemin çocuğunun eğitimine karışmaya?
Size göre o başkasının çocuğu olabilir ama en azından devlete göre o ülkenin (devlet) okullarında eğitim gören bir vatandaşı dolayısıyla basbayağı müfredatına karışmaya hak görüyor. Ayrıca elalemin çocuğu dediğiniz çocuk sizin çocuğunuzun sınıf arkadaşı da olabilir o zaman karışmayacak mısınız?
Ayrıca hala olay halkın çoğunluğunda saplanıp kalmışsınız. Demokrasi zaten halkın çoğunluğunun yönetimi falan değil ki bu ülkede, halkın seçtiği 550 kişinin (onunda 25-30 kadarının) yasalar çerçevesinde 5 sene ülkeyi yönetmesi, sanki devlet kararlarını halk çoğunluğuyla alıyoruz da müfredat kararlarınıda halka soracağız?
Suat Bey,
İşinize gelmeyince Avrupa Birliği kararlarını yerden yere vururken işinize gelince hemen kararlarına sarılmışsınız.
Yani açıkcası çocuklara üzüldüm doğrusu, direk ana babalarının felsefik ve dini maşaları haline gelmişler. Bana söyler misiniz 7 8 yaşındaki hangi çocuk hangi felsefeden teolojiden dinden falan anlar. Doğrusunu yanlışını karıştırmıyorum bile olaya. Bu eğitim falan değil düpedüz beyin yıkama. Anne babaların genelde bu
konuları çocuklara öğretirken kullandıkları korku temalarının çocuklar üstündeki olumsuz etkilerini saymıyorum bile.
Ben burada devlet gitsin 7 8 yaşındaki çocuğa belirlediği bir dini ya da felsefeyi aşılasın falan da demiyorum. Aynı şeyi anne babalar da yapmasın diyorum. Anne babaların yaptığı da devletin yaptığı kadar faşist bir şey bence. Küçük yaştaki çocuklar gider oyun oynar, temel (nötr) bilgileri öğrenir öyle dindi felsefe gibi ağır konularda o çocuğun ne işi var.
Richard Milton’un yazısındaki gibi akademik dünyada ‘hüü bizim makalelerimizi kabul etmiyorlar’ gibi mızmızlanmalar çok görülür. Çok az kişi kendi yazdıklarının daha az değerli olduğunu düşünür. Ama kaliteli dergilerde makale basmak öyle kolay bir şey değil. Benim alanımda mesela (bilgisayar bilimleri) %10 %15
kabul oranlı konferans ya da dergi çoktur. Nature’ın kabul oranları da %10 civarında bildiğim kadarıyla. Bu açıdan bakarsak Nature’da evrime kaynak olabilecek pek çok makalede basılmıyor.
Yazının geri kalanında yorum yapmaya değecek bir şey göremiyorum. Richard Milton’un hezeyanlarını görüyoruz sadece. Bu arada Dawkins’in New Statesman’daki yazısını da okudum, az bile demiş bence.
Yazan:Spinoza Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
OU bey/hanım
Rakip yazıları belirgin olarak alıntılamak için yazıyı mouse ile karalayıp (seçip) text alanının hemen üstündeki “bquote” tuşuna tıklayın. Bunu yaptığınızda yorum gönder butonunun altındaki “preview” bölümünde yazılanların anında görüntülendiğini göreceksiniz.
Böylece sizin yazdıklarınızla alıntıladığınız yazarların yazdığı ayırt edilebilecektir.
Saygılar..
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
Sayın OU,
Yorumunuz aslında cevabı haketmiyor. Yok, cevap vermeye gerek duymuyorum deyip kaytardığınız kısımlardan sözetmiyorum.Başka bir açıdan bu sözlerim.
Eminim Balbazar size gerekli cevabı verecektir, çünkü kendisiyle tartışırken birçok kez darwinist cenahta sizinki gibi yaklaşıma sahip olanların bulunduğunu beyan etmişti. Dawkins’in Minton’un argümanları yerine “kişiliğine” saldırmasına “meyvalı kek” gibi komik tanımlamalarına “az bile” dediğinize göre, Dawkins’in agresif ateistik tavırlarından -başka pekçok darwinist gibi- rahatsız olduğunu sezdiğim Balbazar’dan okkalı bir fırça yiyebilirsiniz, benden söylemesi.
Bence siz önce kavramların anlamlarını iyice bir öğrenin. AB kararları ne demek?
Siz galiba AİHM’nin başörtüsü kararından sözediyorsunuz. Ama atladığınız şey şu, AİHM kararları ilgili ülkenin “yasalarına” göre karar verir. Yani bu konuda bir kıstas koymaz. Bugün Anayasa mahkemesinin tartışmalı içtihadı değişse ve başörtüsü yasağı kaldırılsa ve konu tekrar AİHM’ne gitse bu kez çok farklı karar çıkar. Böyle saçma şeyler söylemeden önce biraz literatür takibi yapın derim.
İkinci olarak birşey daha yüzünüze vurmak zorundayım. Siz “AB kararları” diye hörgücünüzden birşey uydurduğunuz gibi sanırım AİHS ile AİHM’ni de birbirine karıştırdınız. Tam bir bulamaç. Bence önce alıntıladığım metnin nereden geldiğini iyice bir öğrenin. Capish?
Diğer tekerrür ettiğiniz faşizan düşüncenizi de dehşetle okudum. Ebeveynlerin çocuğn eğitiminde tercih haklarının olmasına dair tartışma 1950′lerde bitmiş ve AİHS ne girmiş bir şeydir. Örnek aldığınız, benzemeye çalıştığınız dünyayı 50 yıl geriden takip edip Musolloni faşizminin yapmaya çalıştığı gibi tek tip toplum yaratma idealiniz maalesef gerçek olmayacak.
Bakın ben de doğruluğu yanlışlığı gibi tartışmaya girmedim. Şu bir gerçek ki yaşama dair tüm teoriler nihai anlamda felsefîdir. Bu açıdan ispatlamış bir varoluş teorisi de yoktur. Neyin öğretileceği noktasında alternatiflerin olması, gerçeği örtmek falan değil, tam tersine bilimsel açıdan yanlışlanabilir olma ilkesine uygundur. Ayrıca keşke cevap verme gereği duysaydınız da bu” gerçek” diye lanse ettiğiniz teorinin açmazları konusunda bizleri aydınlatsaydınız. Ama tabi, dinci, dogmatik, ortaçağ adamı, zararsız meyvalı kek demek daha kestirme değil mi?
Birşey daha.. Demek “Richard Milton’un yazısındaki gibi akademik dünyada ‘hüü bizim makalelerimizi kabul etmiyorlar’ gibi mızmızlanmalar çok görülür.” he mi? Yahu siz okuduğunuzu anlamıyor musunuz yoksa hiç okumuyor musunuz? Minton nerede demiş böyle birşey? Bi zahmet gösterir misiniz?
Minton’un bahsettiği şey yaptığı darwinizm eleştirisine karşı kendisine karşı alınan akıl almazsaldırılar. Hiç de bilimsel olmayan, örneklerini bu sitede bile bolca gördüğümüz, aşağılayıcı hakaretler. Argümanlarına cevap vermek yerine inancına saldırılmış gibi tavırlar.
Bakın bekliyorum Minton alıntıladığım önsözün neresinde makalesinin kabul edilmediğine dair birşey söylemiş? Lütfen alıntıyı tekrar okuyun ve gösterin.
Son olarak.. Ben Nature’da basılan makale istatistiği istemedim sizden. Minton’a yapılan darwinist saldırının/rezaletin boyutlarını gösteren bir alıntı yaptım. Buna cevap vermediğiniz gibi Minton’a söylemediği şeyler atfettiniz, makale kabul istatistiğinden sözettiniz. Quel alaka?
Ama konu ile alakalı olarak Akyol bir yazı yazmıştı. Eminim buna da “zararsız meyvalı kek” gibi orjinal cevaplarınız vardır:
Hadi bakalım pamuk eller klavyye, “circular argument” bilimsellik iddiasının neresine oturuyor?
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
Bir de şu başlıkta Spinoza ezip geçiyor, oraya da bir gözatın, yaldızlar nasıl dökülüyormuş görün..
Yazan:Balbazar Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
Sevgili Volkan, bizim sunu savundugumuzu dusundugunu saniyorum:
“Bilim ne soylerse mutlak dogrudur. Bilim adamlari evrim teorisi dogrudur demislerdir, oyleyse evrim teorisi mutlak dogru olarak ogretilmelidir.”
Hayir.
Benim, ve muhtemelen diger arkadaslarin, ve Avrupa Konseyi ve 700 akademisyenin soylemeye calistiklari sudur:
Cocuklara bilim dersi verecekseniz, ‘bilimsel kuram’ diye ogrettiginiz seylerin bilim kamuoyunda yaygin kabul goren, oturmus seyler olmasi gerekir. Yoksa cocuklari yaniltmis olursunuz.
Yok, cocuklara, “bilim”, yahut “biyoloji” ogretilmesin diyorsaniz, bu ayri tartisma konusu. Eger biyoloji ogretecekseniz, nesnel bilgiyi ogretmeniz gerekir, anasinin babasinin oznel olarak neye inandigini degil (bunu anasi babasi evde yapabilir zaten). Nesnel bilginin ne olduguna da, kendi demokratik yapisi icinde, ogreteceniz bilgiyi ureten kurumlar karar verir. Bunun adi ne dayatmadir, ne sansurculuk, ne de ukalalik. Cocuklara devlet eliyle, bile bile yanlis bilgi ogretmek demokrasinin geregi degil, katli olabilir ancak.
Sizin anlayisiniza gore su da demokrasinin bir geregi: Toplumumuzun cogunlugu “Ermenilerin doga itibariyle terore egilimli, parazit bir millet” olduguna inandigina gore, bunlari tarih derslerinde ogretmek (buyuk ihtimalle buna yakin seyler ogretiliyor zaten) gerekir. Boylece daha cok Ogun yaratmis oluruz hem. Insanligin ortak tecrubesinden, ortak degerlerinden yararlanmaya ne gerek var, degil mi?
Sozu, eksisozluk’te ilgiyle takip ettigim, “musluman” kardes poturgilinpotur’a birakayim, yaradilisciligin biyoloji derslerinde nasil yer bulabilecegini gayet guzel aciklamis:
“…zaten ortada kelimenin teknik anlamıyla bir yaratılış teorisi yoktur, yaratılışçı biyoloji müfredatı yaratılışçı canlılık tarihi gibi, dersler boyu anlatılacak bir bilgi gövdesi yoktur. sadece değişik dinlere yayılmış, bilimsel anlamı olmasa da kültürel yaygınlık kazanmış bir itiraz etme disiplini oluşmaktadır. biyoloji derslerinde evrim teorisinden bahsederken bunun dünya tarihinde yolaçtığı teknolojik tıbbi olanın dışında devrimsel kültürel gelişmelerden ve dolayısıyla karşı çıkanların temel argümanlarından bahsetmek makuldür, hatta gereklidir…” (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=11260967)
Kendisinin yaradilisciliga iliskin “musluman” bir bakis acisiyla yorumlari da, ezber bozmak konusunda yararli olabilir.
Not 1: Bahsettigim rapor ilk ANAP hukumeti donemide MEB Vehbi Dincerler tarafindan Adem Tatli’ya hazirlatilmis. Raporun bir kopyasi yok elimde. Taner Edis’in, konuyla ilgili bakanin karar mektubunun ingilizce cevirisini de iceren bir yazisi var.
Not 2: Evrim kuramiyla probleminizin olmadigini da biliyorum, oldukca acik fikirli bir arkadas oldugunuzu da. Ben sizinkini Nuray Mert’in tavrina benzettim biraz, kopartilan gurultuden hakli olarak etkilenerek evrimcilerin “evrimin varliga mutlak aciklama oldugunu savunduklari”ni farzeden, “yaradilisci” ile “musluman”i birbirine karistiran tavra. “Herkes cocuguna istedigi egitimi aldirtir” tavrina ise samimiyetle anlam veremedim.
Yazan:Balbazar Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
Sunu unutumusum: Simdi, “halkimizin cogunlugu evrim teorisini desteklemiyor” diyerek, yeni nesillere de yalan soylemeye devam mi edelim?
derken tirnak icinde cumlenin yalan oldugunu kastetmeistim. Bahsettigim yalan, yaradilis inanci ile evrim kuraminin birbiriylerine alternatif bilimsel teoriler oldugu bilgisi idi.
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
Yukarıda eksik vermişim. Spinoza’nın yorumları ile alakalı ‘asıl’ linki vereyim:
http://www.derindusunce.org/2007/01/14/yaradiliscilar-kuduracakmis/
Yazan:OU Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
Siz klasik yazıda ne yazdığını dikkat etmeden klasik kafa okuyan ınsanlardanız sanırım.
Ben anne babaların çocukları üstünde dini ve felsefi yönden baskı yapmalarına karşı olduğumu söyledim yazıda. Sizde hemen bu adam herkesi ateist yapmak istiyor gibi okudunuz herhalde. Ben küçük yaşta müslümanların, hristiyanların kendi çocuklarını müslüman, hristiyan olarak yetiştirilmesine karşı olduğum kadar ateist, agnostik, vs olarak yetiştirilmelerine de karşıyım. Devletin kendi felsefesini baskıyla uygulamasina da karşıyım zaten. Öyle çok yüksek bir yaş sınırım da yok yani 11-12 bu konulara başlamak için yeterli görüyorum. Bundan sonra
isteyen istediğini okusun bana ne.
Avrupa konularına ise niye takıldığınızı anlamadım. Beni Avrupa kararlarının bağlayıcılığı hakkında mı konuştum ki?
Ben Milton’un makalesi kabul edilmemiş demedim zaten Verdiğiniz alıntıyı okursanız Milton’a gelen mektuplarda
Yanı makaleleri Nature’da yayınlanmayan kişilerin iddiaları. Klasik makalesi reddedilen insan davranışı görüyorum ben burada. Benim kabul istatistiklerini verme sebebim de buydu Nature’a her makalenin
(evrimci olsa bile) kabul edilmediği idi.
Bu arada siz Dawkins’in New Statesmandaki yazısını okudunuz mu peki? Hayır okumadınız okusaydınız zaten niye hakaret ettiğini de anlardınız ya neyse.
Bir de sormuşsunuz niye cevap vermiyorsunuz ki? Neye cevap veriyim ki? Milton’a neden hakaret edildiğini mi? Sizin anlamadığınız Evrim karşıtı insanlara bu kadar sert tepki verilmesinin sebebi evrimcilerin yaratılışçıların argümanlarının oldukça saçma olduğunu düşünmelerinden kaynaklanıyor. Doğal olarak akademik saygıyı haketmediklerini düşündüklerinden hakaret etmekten de çekinmiyorlar.
Az bile demişi Dawkins’in yazısına göre dedim. Bana göre her genç dünya yaratılışcı hakareti hakediyor.
Neyse gelelim Mustafa Akyol’dan yaptığınız alıntıya
Açıkcası o makalenin gerçekten peer reviewtan geçtiği bile şüpheli. Richard Stenberg dinci diye sorgulanmış denmiş (Bu arada Stenberg yaratılışcı çıktı ya neyse). Stenberg peer review da görev alanları da açıklamamış bu arada. Yani açıkcası o makalenin gerçekten hakkıyla basıldığı da şüpheli. Bildiğim kadarıyla o makalenin yayınlandığı derginin konu alanına da tam uymuyor makale.
Yazan:VolkanS Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
@Balbazar
Biraz açayım o zaman:
Bence de biyoloji bilimi adı altında çocuklara “yaratılışçılığın” bilimsel bir argüman olduğunun anlatılması saçmalık (bu arada yaratılışa inandığımı da not edeyim), dini-felsefi bir argüman çünkü, AT nin bazı kavramları ise belki ele alınabilir. Ben sizle bunu tartışmıyorum. Söylemeye çalıştığım şey şu: Bizim bunun saçmalık olduğunu düşünmemiz, MEB’in tavrının aynı Abdullah Gül olayındakiler gibi “haksız” olduğu anlamına gelmez. Çünkü herkesin çocuğunu istediği gibi eğitme hakkı vardır. öğretilenler “yanlış” olabilir ama kimsenin karışmaya hakkı yoktur. MEB’in hali hazırdaki tavrı buna görece daha uygundur. En doğrusu ise genel bir takım prensipler haricinde merkezi müfredat uygulamasının kaldırılmasıdır.
evet eğer bir toplum çocuklarının yanlış fikirler doğrultusunda eğitilmesini istiyorsa, böyle olması (elbette terörist yetiştirmek gibi çok ekstrem örnekler dışında, ermeni örneğiniz bu sınırın neresine düşer düşünmek lazım) demokrasinin gereğidir. Ben de bu topluma bakar “çok yanlış yapıyor salak herifler” derim, o kadar.
“Herkes cocuguna istedigi egitimi aldirtir” tavri çok şaşırtıcı gelmemeli, Suat Abi AIHS’deki yerini göstermiş.
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
Sayın OU,
Bana cevap diye bunları mı yazdınız? Ok. Başka sorum yok.
***
Sayın Balbazar, okuyorsunuz değil mi?
(Bir de Balbazar ve -burayı okuyorsanız- Fuatbol, burayı okuyorsanız Spinoza’nın size verdiği yanıtlar burada, altta kaldığı için son yorumlar kısmında gözükmüyor.)
Yazan:Balbazar Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
İşin tuhafı, Avrupa Konseyi, daha bir hafta önce üye ülkeleri AİHS’yi “çiğnemeye” teşvik eden bir karar çıkardı. Tam metni burada: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=235007
İki maddeyi aktarıyorum:
15. Bu nedenle toplumlarımız ve demokrasilerimizin geleceği açısından, evrimle ilgili tüm olayların bir temel bilimsel teori olarak öğretilmesi şarttır. Bu nedenle, diğer tüm teoriler gibi bilimsel araştırmalara karşı ayakta durabildiği sürece, başta bilimsel olmak üzere tüm eğitim müfredatında merkezi bir konumda yer almalıdır. Dirençli bakterilerin ortaya çıkmasını teşvik eden antibiyotiklerin reçetelerinin yazılmasından, böcek ilaçlarının aşırı kullanımı nedeniyle mutasyona uğrayan böcekler üzerinde bu ilaçların etkisini yitirmesine varıncaya kadar, evrim her yerde mevcuttur.
16. Avrupa Konseyi kültür ve din üzerinde eğitim verilmesinin önemini vurgulamıştır. İfade ve kişisel inanç özgürlükleri adına, yaratılış fikirleri de diğer her türlü teolojik pozisyon gibi kültürel ve dini eğitime bir katkı olarak sunulabilirler, ancak bilimsel saygınlık talep edemezler.
Buyrun şöyle bir teorik deney yapalım: Biyoloji müfredatını bilimsel literatüre uygun şekilde yeniden düzenleyelim. Sonra, ben çocuğuma evrim kuramıyla birlikte “yaradılış teorisi” nin de bilimsel kuram olarak öğretilmesini istiyorum diye AİHM’ye başvuralım.
Sonuç ne olur sizce?
Kararın gerekçesini bile tahmin etmek zor değil: Evrim teorisinin doğru öğretilmesi, çocuğa kendi inancından farklı bir inancın dayatılması anlamına gelmez.
Ana babanının çocuğun eğitimine sınırsız karar verme hakkı da, dağınık eğitim de tartışılabilir. Tek söyleyeceğim, insan hak ve özgürlüklerinin, insanların barışçıl ve mağdur olmayacak bir şekilde bir arada yaşamalarını sağlamak amacıyla varoldukları, birbirine düşman bireylerden oluşan bir toplum yaratmak amacıyla değil.
Ama konumuz bu değil. Konumuz, MEB’nin böyle bir hakkı gözeterek değil, aksine çocuklara bir inanç sistemini dayatmak amacıyla (İslam değil), demokratik kurumlarca alınmış kararları görmezden gelerek, hile yapması. MEB’nin derdi gerçekten velilerin inançlarına uygun eğitim yapmaksa, önce bununla ilgili yasal düzenlemeyi yapar, mevcut sistemi keyfine göre istismar ederek tek bir inancı (İslam değil) bütün çocuklara dayatmaz. Bunu makbul bulmanız sizin sorununuz, ben “anayasayı bir kere delmekle bir şey olmayacağını” düşünenlerden değilim.
Eğer MEB bir konuda müfredatı yanlış hazırlıyorsa, o konuda bilgi üreten ve denetleyen kurumların buna itiraz etmeleri sadece hakları değil, sorumluluklarıdır da. Onları dinlemek de MEB’nin sorumluluğudur. Bir hukuk devletinde, hiçbir politik iktidarın, keyfiyete dayanarak müfredat düzenlemeye hakkı yoktur. Bilirkişi diye bir kavram boşuna icat edilmemiştir. Demokrasiden bahsediyoruz, anarşiden, monarşiden, teokrasiden, totaliterizmden değil. İşte haksızlık, kanunsuzluk, zorbalık buradadır.
Eğer bugünkü eğitim sisteminin nasıl bir zihniyet yetiştirdiğini görüp gururlanmak isterseniz, şuna bakabilirsiniz: http://www.youtube.com/watch?v=E2epnf2lWvk
Tarık Bey’e notlar:
1. Burada evrim kuramını değil, evrim kuramının eğitimini tartışıyoruz. Kuramı yeterince tartıştık, çok dağılmak istemiyorum. Spinozanın yorumu gördüm, birçok şeyi net olarak açıklamaya fırsat verecek gibi görünüyor, bir süre ara verip dönüşte onu yanıtlamayı düşünüyorum.
2. Eğer birgün bana Dawkins’in ya da bir başkasının hakemli dergide yayınlanmış ve “canlılığın oluşumunda tanrısal (ya da ufosal) bir müdahelenin olmuş olamayacağı” sonucuna varan bir makale gösterebilirseniz, hakemli dergi konusundaki sızlanmalarınıza hak verip sizden özür dileyeceğim. Hatta bonus olarak “Darwin Allahsız kafirin tekidir, Darwinistler de onun zındık takipçileridir” de diyeceğim. Hakemli dergi konusundaki argümanlarınıza çok önceden vermiş olduğum detaylı cevabı http://www.derindusunce.org/2007/07/06/dinlerin-evrimi-mi-evrimin-dini-mi/ başlığındaki son yorumumda 2(b) ve [c] maddelerinde bulabilirsiniz.
3. İnsanların “evrim teorisi tanrı inancıyla çelişir”, “çelişmez”, “tanrının varolmadığını gösterir”, “varolduğunu gösterir” gibi fikirler beyan etmeye hakları var. Bunlar adı üstüne fikirdir ve hiçbiri nesnel doğrular değil. Benim derdim bu görüşlerin bilimsel gerçek diye satılmaya çalışılmasıyla. Ben Dawkins’in fikrine katılmıyorum, evrim teorisinin ateizme felsefi destek sağlamak için kullanılmasından hoşlanmıyorum (hem felsefi açıdan yersiz bir çaba olduğunu düşündüğüm, hem de bilim insanlarının hedef gösterilmesine kolaylık sağladığı için). Ama Dawkins’in bunu yapmaya hakkı var ve dinsel fanatizmin sindirmecilik geleneğiyle mücadele edilebilmesi için bu hakkını kullanmasının sağlanması gerektiğini düşünüyorum.
Yazan:OU Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
Gerçekten çok olgun bir insansınız Suat Bey, niyet okumalar, açık aramaya dayanan yorumlar, yazılmayan şeyler hakkında alakasız yorumlar, küçümsemeler vs.
Hala Milton’a neden hakaret edildiğini anlamıyorsunuz değil mi? Dawkins’in yazısını belli ki okumamışsınız. Dawkins yazının yarısında hakaret ediyor ama diğer yarısında da sizin sandığınızın aksine niye hakaret ettiğini de gayet güzel açıklıyor.
İnceleyelim bakalım.
Review of Richard Milton: The Facts of Life: Shattering the myth of Darwinism. Published in New Statesman, (London), 28th August 1992.
Benim için sadece bu kısmı bile yeterli.
Niye aşağılıyor Dawkins anladınız mı şimdi?
Şimdi hiç bir bilimsel geçmişi olmayan bir gazeteci (Richard Milton) çıkacak Dünya’nın yaşı gibi tartışma götürmeyecek bir konuda zırvalar (tarihleme yöntemleri hatalıymış da dünya sanıldığından daha gençmiş de. Hatta evrimciler dünyanın yaşını çarpıtıyormuş kendi çıkarları için!!) savunacak üstüne üstlük zıpçıktı gibi ikinci baskıda kalkıp hüü bana hakaret ediyorlar diye yakınacak.
Söyler misiniz şimdi bu adama hakaret etmeyelim de Nobel mi verelim?
Sonra da çocukların dini eğitimlerinde belli bir disiplin olsun deyince faşist demeyi biliyorsunuz. İnsan hakları izin veriyor ya ne de olsa Hristiyanların çocuklarına genç dünyayı öğretmesine. Onların bu tip zırvalardan uzak tutulmalarını isteyince de biz faşist oluyoruz oh ne güzel.
(Bu arada merak etmeyim Balbazar’dan fırça yiyeceğimi sanmıyorum, kendisinin bu tip genç ya da Milton gibi yaşlı olmayan dünyacılara hakaret edilmesinden rahatsız olacağını düşünmüyorum açıkcası.)
Yazan:freedom Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
Meyer’s Hopeless Monster: Review of Meyer, Stephen C. 2004. The origin of biological information and the higher taxonomic categories. Proceedings of the Biological Society of Washington 117(2):213-239.
by Alan Gishlick, Nick Matzke, and Wesley R. Elsberry
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
Sayın OU
Kuzum acaba siz Minton’un kitabını okudunuz mu? (Yoo okumadan sallıyorum demeyin, düşüp bayılırım bak) Orada darwinizm aleyhine argümanlardan haberiniz var mı?
İyi düşünün, Minton kendi paradoksunun farkında ve buna dair bir ispatda falan sunmuyor zaten. Buna dair yapılan saldurlara da birşey dediği yok. Minton darwinist teori aleyhine öne sürdüğü argümanlarına karşılık hakaret yemesinden şikayet ediyor.
O kitap salt bir yaratılışçı kitabı olsa The Times’da neden “evrim dinini sarsıyordu…” diye makale yayınlansın? Biraz akıl mantık yaw.
Neden Minton, “Posta kutuma Darwinizmin Kitab-ı Mukaddes gibi öğretilmesinden endişe duyan biyologların gönderdiği mektuplar kadar, çalışmaları sonunda evrim biyolojisiyle ilgili tıbbî keşifler yapmış tıp adamlarının mektupları da geliyor. Bu sonuncular keşiflerini Nature gibi dergilerde yayınlatmaya çabalamışlar, fakat keşifleri ima yoluyla anti-Darwinci olduğu ve bu yüzden hayat bilimlerindeki hâkim ideolojiye aykırı düştüğü için sürekli reddedilmiş. Yayın konusunda yardımcı olmam için bana başvuruyorlar.” diyor, iyi düşündünüz mü?
Bir örnek daha. Çinli bir paleantolog ABD’de kambriyen patlaması ve bunun darwinizmin “(common descent - ortak atadan türeme” tezine meydan okuması ile ilgili bir konferans verdikten sonra sorulan soruların hep fosillerle ilgili ayrıntılar olmasına şaşrımış ve J.Wells’e “niçin ana konu ile ilgili soru sormuyorlar” deyince Wells “ABD’de darwini eleştirmek pek hoş karşılanmaz” demiş. Bunun üzerine Çinli paleantolog ;”Biz Çinde darwini eleştiriyoruz ama hükümeti eleştiremiyoruz, siz ise hükümeti eleştiriyorsunuz ama darwini eleştiremiyorsunuz, çok ilginç” demiş. Neydi, yalnızca “bilimsel teori” idi değil mi?
Dawkins ve türevleri darwinizmi ateizme destek için kullanıyorlar. Bundan pekçok bilim adamı rahatsız.
Dawkins hakaret etsin, başkaları da Dawkins’e hakaret ediyor, no problem. Ama hakaret ederken biraz da aleyhte argümanlara cevap vermeye çalışsın “muhahah pis yaratılışçı” deyip çamura yatmak pek tatmin edici olmuyor.
Genç yaratılışçılık saçmalığı ile alay edilirken diğer pekçok darwinist teori lehine argüman arada kaynamasın.
Sonra iş alaya kaldı mı açık ara önde olursunuz; darwinismin olağanüstü felsefi kanıtları vardır, en çokta bunlara rastlarsınız. Mesela ateist felsefeci ve çevirmen Veysel Atayman’ın kulağın evrimine kanıt olarak yüksek seslerde derimizin titremesini göstermesi gibi.. Veya yüksek ağaçlardaki böcekleri seven yarasaların kanat geliştirmesi vb. Balıkları seven ayıların balinaya dönüşmesi, uçmak isteyen dinoların kanatlanması vb. Bunun nasıl olduğunu sormak ise zinhar günahken, spesifik örnek istemek ise küfür olarak addelirken alay konusu olmamak mümkün mü?
Bakın bu da Dawkins ile ilgili video. bayram eğlencesi niyetine.. İşte bu kadar çürük argümanlar.
Sayın Balbazar,
1. Ben de öyle dedim zaten. Spinoza’yı cevaplarken görüşürüz o zaman :-)
2. Bakın bu konuda size katılmam zor. Çünkü burada haksız bir rekabet oluyor, metadolojik naturalizmin yamultulmasından dolayı. Yani mevcut bilimsellik kıstasına göre ‘mecburen’ nedensellikle herşeyi açıklamaya çalışıyor ve bu önkabulle başladığınız için de yanıltıyorsunuz. “Evrim gerçekleşmiştir. Nokta” diye başlanacak hiçbir araştırma bilimsellik kıstaslarına uygun değildir/olmamalıdır. Hem bu önkabulle başlayıp hem de verileri bunu desteklemek için kullanmak komedidir. Elbette hiçbirşey “Tanrı yoktur” hipotezine destek sağlayamaz ama bu metodolojinin bizi götürüp bıraktığı yer orasıdır. Bu gerçekten böyle olsa, yani gerçekten kanıtlar darwinist türemeyi desteklese de sonuç bu çıksa ok.. birşey demem, bunu pekçok kez söyledim ama mevcut haliyle tüm teorik çatılar ön kabule dayanıyor. Metodolojik naturalizme, bu yöntemlere, araştırmalara falan lafım yok, ama bu şişede durduğu gibi durmuyor, metafizik naturalizme dönüşüyor. Naturalisme yaslanılıp tümden gelim yapılıyor, delillerden yola çıkılıp tümevarım değil. Kavganın temeli bu. AT tam bir tümevarım yöntemi kullanıyor. Bayram günü zor geldi, şu yazı da okunabilir:
Spinoza’ya cervap verirken de konuşabiliriz.
3. Bu paragrafınızın çoğunluğuna katılıyorum, o zaman aksi yöndeki alayları da hoş görecek, şikayet etmeyeceksiniz. Dawkins’in “Tanrı yanılgısı”nı, “Kör Saatçi”yi yazmaya nasıl hakkı varsa ve bunu yazarken kendine biyolojik kuramlardan da destek sağlamaya çalışıyorsa tam aksi yönde bir çalışmaya da ses çıkatmamanız, Dawkinse bir şerbetlilik ihdas etmemeniz gerekir. Siz Dawkins’e, saçmalık ve hakaretlerine -tasvip etmemekle beraber- ses çıkartmadığınız gibi yaptığını bir mücadele olarak görüyorsunuz. Adam bilimi ateizm için kullanıyor hoş karşılıyorsunuz. Bir başkasının aynı yöntemi kendi düşüncesi için yaptığında ise karşı çıkıyorsunuz. Kızmayın ama bu tam da “ikircikli” davranış örneği.
Ayrıca benim (ya da Minton’un) şikayeti alay değil el çabukluğu marifet ile anti darwinist argümanları tartışmaktan kaçınılması, ve çeşitli etiketlerle bu argümanların hiç de alakasız ilişkiendirmelerle önemsizleştirilmeye çalışılması idi.
Evet, bundan haberdarım, sitemde de işledim.
Siz Nuray Mert’i seversiniz, bakın konu hakkında yazısında neler söylüyor: Mert’in yazısında düştüğü birkaç kavramsal hata var ama ana fikrine tamamen katılıyorum)
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=235240&tarih=09/10/2007
Bu kadar bana göre bir komedi. Ne yani Hitler yaşamadı mı, öjeni neydi, Ali Demirsoy hala biyolojik faşist değil mi, burası neresi, biz neredeyiz?
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
Yukarıdaki yorum da geçen;
lehine kelimesi aleyhine olacaktı.
***
Yazan:VolkanS Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
@Balbazar
aynı şeyi tartıştığımızdan emin değilim. AKPM kendi görüşünü açıklamış, aynı sizin gibi. Ben zaten daha önce biyoloji bilimi adı altında çocuklara “yaratılışçılığın” bilimsel bir argüman olduğunun anlatılmasının saçmalık olduğuna inandığımı not etmiştim, tekrardan AKPMyi şahit göstermenize gerek yoktu. AKPM müfredatta yaratılış istemiyor. Fakat aynı AKPM bu değişikliğin bir ihtilal yoluyla gerçekleşmesini de istemez, çünkü bu “haksız” olur. Demokratik kanallarla gerçekleşmesini ister. AKPM’ye ve bize göre türkiye’deki uygulama “yanlış” ancak “anti-demokratik” değil.
Ben en baştan beri A. Gül benzetmenizi eleştiriyorum. Artık “yanlış” ile “haksız” kelimeleri arasındaki farkı görmenizi umut ediyorum.
Yazan:fuatogl Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
Mehmet bey, bende onu demek istiyorum, genel olarak müdahale değil, müdahalenin ne olduğuna bağlı olarak değişir. Müdahale var birde müdahale var.
Buna karşılık olarak yazdıklarım asker sialh çekebilsin değildi. Çekmemesi gerektiğini yazıyorum zaten. Demek istediğim, siyaset denilen şey askerlik yada rektörlük düzeyinde bir meslek değildir. Şunlar siyaset yapsın, şunlar yapmasın görüşüne itirazım var. Üniversitelerin konuşmasında hiçbir sorun yoktur. Hatta konuşmaması pek sağlıklı değildir kanımca.
@VolkanS
Volkan kardeşim, yazdıklarınız çok üzülüyorum açıkcası. Israrla anlamamakta diretiyorsunuz. Biyoloji dersinde biyoloji biliminin söyledikleri okutulur. Sizin yaratılışcı görüşleriniz okutulmaz. Bunu talep etmek de sizin hakkınız filan değil. Böyle bir hakkınız yok. Sapla samanı birbirine karıştırmayalım. Sizin yaratılışcı inançlarınızın okutulması başka bir dersin konusudur. Böyle bir hakkınız vardır. Sizin söyledikleriniz şu anlama geliyor. “Ben çocuğuma biyoloji biliminin öğretilmesini istemiyorum, onun yerine dini inançlarıma göre düzenlenmiş bir eğitim almasını istiyorum”. Bu şekilde savunursanız sanırım derdinizi daha iyi anlatırsınız.
Totaliterlik demeniz ise çok eğlenceli açıkcası. “Derin Düşünce” de yazıyorsunuz :)
Toplumun belki büyük bir bölümünün memnun olması da doğru olabilir. Bu birşeyi değiştirmez ama. Çok kişinin savunması yanlışı doğru yapmaz(Klişe,evet biliyorum). Ve bugünkü müthiş eğitim sistemimizin felaket sonuçlarını göremiyor olmanız da çok üzücü.
Buna karşılık yazacağınızı tahmin ettiğim şeye de hemen cevap vereyim. Biyologların çoğu yanılıyor olabilir. Ama bunun konumuzla alakası yok, okutulanlar “mutlak doğrudur” diye okutulmuyor çünkü. “Bilimin görüşü” diye okutuluyor.
Dediğim gibi, “ben çocuğuma bilim okutulmasını istemiyorum” deseniz, tartışmalarımızın niteliği açısından bir açıklık sağlanmasına yardımcı olursunuz.
Bir başka noktada çocuklara din öğretilmesinde ortaya çıkıyor. Kimden okuduğumu hatırlayamadım şimdi, ilginç bir benzetme yapmıştı. Ufak çocuklara din ezberletilmesi ile çocuk pornosu arasında “mantık” olarak nasıl bir fark var? İkincisi çok daha kötüdür falan filan da, mantık açısından diyorum. Her ikisinde de sağlıklı karar veremiyecekleri, anlamını tam olarak kavrama yetisinden yoksun oldukları, hayatlarına kendi iradeleri dışında şekil verici bir “act” söz konusu. Bu açıdan kategorik olarak aynıdır. Bir hakdır belki, ama bana çok öyle kutsal bir hakmış gibi gelmiyor. İnsanların hayatını kendi görüşümüze göre şekillendirme hakkı ne kadar kutsal olabilir ki zaten?
Yazan:Balbazar Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
@VolkanS:
Haksız mıdır, yanlış mıdır, gayriahlaki midir, herkes kendine göre isim verebilir. Benim bildiğim, “makul” olmadığı, zararlı olduğu. Sorun, iki durumda da maçı sahada kaybedenin masa başı oyunlarıyla kazanmaya çalışması. Bu da o ya da bu şekilde demokratik geleneklerin, uzlaşma kültürünün yerleşmesine engel oluyor. Demokrasiye zarar verebilmek için illa ki ayağınızda postal olması gerektiğini düşünmüyorum (bu bugünlerde çok yapılan çok kolaycı bir basitleştirme, darbeye karşıyım dediniz mi sizden demokratı yok). Ayrıca Türkiye’de müfredata yaradılışçılığı sokan değişiklik ihtilal sonucunda olmuştur :)
Sizin duruşunuza göre, seçim öncesinde şunu söyleyen birisi çok haksız sayılmaz: “Bence %34 oy almış bir partinin tek başına cumhurbaşkanı seçmesi demokratik değil, bunun engellenmesi gerekir, Anayasa Mahkemesi’nin bunu durdurması belki yanlış, ama haksız değil (%66′nın hakkını gözetiyor), ve makul.”
Avrupa Konseyi’nin kararını AİHS’deki maddesinin öne sürülmesinin yanlış olduğunu göstermek için referans verdim, Avrupa Konseyi AİHS’yi alenen ihlal edecek kadar ciddiyetsiz bir kurum değil. Ayrıca, AİHS’de haklar kötüye kullanılamaz diye bir madde vardır, tam da böyle durumlar için konmuştur.
Yazan:Balbazar Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
@T. Suat Demren:
M. Behe isteseydi indirgenemez karmaşıklık kavramını hakemli dergilerde yayınlatmaya çalışabilirdi (hatta konuyla yakından ilgili bir makalesi var yayınlanmış). Bunda bir sorun yok. Yani kimse “mevcut Darwiniyen evrim modeli bunları açıklayamıyor” dediniz diye makale reddetmiyor. O sizin kendi fanteziniz. Sadece yayınlatabilmek için tezlerini ifade ediş biçimini “fanatik taraftar” modundan çıkarıp akademik normalara uydurması gerekirdi. Yani “ben öyle tanımladım, oldu” tavrını ve kesin sonuçlara varma acelesini bırakıp, tanımladığı kavramı daha formal temellere oturtması, şimdi keyfince görmezden geldiği gen duplikasyonu gibi temel evrimsel olayları hesaba katması, tezindeki açık noktaları tartışması gerekirdi.
Elbette bütün bunlar işine gelmezdi, böyle popüler platformda yaygara koparıp ünlü olmak daha kolay. Sahtekarlıkla makale bastırmaya çalışıp sonra yakalanınca mazlum edebiyatı yapmak hele, daha da kolay. Siz hiç “Piltdown adamı literatürden çıkarıldı, evrim teorisine haksızlık ediliyor” diye ağlayan evrimci gördünüz mü? Boşuna demiyoruz, yaradılışçıların bilim kamuoyundan en önemli farklarından biri birbirlerinin ahlaksızlığına sahip çıkmalarıdır diye.
Bununla birlikte, nasıl Dawkins, Darwiniyen evrim canlılığın oluş mekanizmasını açıklar, demek ki bunun arkasında bir irade yok diye makale yazıp hakemlere kabul ettirmeye çalışmıyor, Behe de Darwiniyen evrim bunu açıklamaz, demek ki arkasında bir irade var diye makale yazıp bunu hakemlere yutturmayı beklememeli. Çıkarımınız nesnel ve yanlışlanabilir olmalı, iradeyi yanlışlayamazsınız, bu kadar basit.
Behe’nin kitap yazıp yayınlamasında da bir sorun yok. Elbette Dawkins’in de, Erich von Daniken’in, ve hatta Medyum Memiş’in de. Şahsen bu konuda hepsine karşı aynı tolerans düzeyine sahibim, Darwinist diye suçladığınız çoğu insan da öyle. Birini seçip ona tahammülsüzlük eden, hedef gösteren, insanlar kitaplarından dolayı katledildiğinde fikirlerinden dolayı mağduru suçlayan sizsiniz ve yaradılışçı cenah. Benim problemim Behe’nin kitap yazmasıyla değil, bu kitabın içeriğinin evrim teorisini ezip geçtiği, bilimsel kamuoyunda fırtınalar estirdiği, hızla artan kabul gördüğü gibi gerçeği yansıtmayan iddiaların gırla gitmesi, ayak oyunlarıyla okullarda bilimsel gerçek diye okutulmaya çalışılması.
Yazan:VolkanS Tarih: Eki 13, 2007 | Reply
@@@
Yeni bir şeyler söylemeye ve dolayısıyla sözlerimi tekrarlamaya lüzum görmüyorum. Herkes pozisyonunu netleştirdi ve tartışma bir yere varmayacak.
Yine de özellikle cevaplamamı istediğiniz bir nokta varsa lütfen belirtin.
Paralelde yine evrim tartışması başlamasına ise şaşırsammı bilemedim. DD’ye özel bir Evrim sayfası açılsa tüm tartışmalar kategorik olarak orada tutulsa ne güzel olurdu. Tekrar tekrar uzun uzun yazıyorsunuz zayi olmasın.
Bu arada Balbazar, yazınızı beğenmesem de sitede yayınlanmasına sevindim. Umarım devamı gelir, blogistanın yeni yazarlara ihtiyacı var.
Yazan:Mehmet Yılmaz Tarih: Eki 14, 2007 | Reply
Evrim ile ilgili makalelerin altinda tartismalar zaman zaman yeniden alevleniyor ama bu Türkiye’deki sahte laiklik tartismalarina benziyor bazen. Yani gerçekte Oligarsi ile demokrasi arasinda bir mücadele var ama “ben anti-demokratik bir rejim istiyorum” diyemeyenler Irano-Fobi hastaligi ile öne çikiyor.
Evrim de biraz böyle. Bilimsel tartisma kisvesi altinda bir Yaratici var mi yok mu onu tartisiyoruz sanki.
Evet Dindar Müslümanlar Akilli Tasarim’i çok sevdiler zira bir “ilksel” tasarim imaniyla yola çikiliyor.
Ama Evrimciler zannettiklerinden daha dindarlar esasinda. Zira bütün canlilarin darwinist veya baska tür evrimci mekanizmalar sonucu ortaya çiktigini söylerken bu mekanizmalarin da KESiNLiKLE rastlantisal olusumlar oldugunu iddia ediyorlar.
Bütün bir teoriyi böyle bir DOGMA üzerine oturmak ise ancak ve ancak bir YARATICININ OLMADIGINA iman ederek yapilabilir.
Daha önce sitemize katkida bulunan bilim kadini Didem hanim ve Hollanda’da bir ilaç firmasinin ARGE bölümünde çalisan okuyucumuzda da bu iman adeta elle tutulur, gözle görülür cinstendi.
“Disaridan” bir yaraticinin varligina iman ederek bir teori gelistirmek o kadar da bilim disi degil esasinda. Mesela Tanri fikrini begenmeyen dostlar bir UZAYLI uygarligin tasarimi oldugumuzu kabul edebilirler.
Bilim adami/kadini ve ARGE çalisanlari basta olmak herkesin hatirlamasi gereken bir sey ise “bilim asla bir mürsit/yol gösterici olamaz”. Bilimin de dogmalari vardir ve asirdan asira, ülkeden ülkeye hatta bir bilim dalindan digerine degisir.
Eger Galile bilim ile bilimcilik arasindaki bu farki görmeseydi dünyanin döndügün de söylemezdi hiç bir zaman.
Akli olanlar için bu örnekte isaret çoktur :D
Muhabbetle
Yazan:fuatogl Tarih: Eki 14, 2007 | Reply
Sakın oligarşide bir çatlak olmasın? Yani bir hakim sınıfların kavgası ve ittifakın yeniden biçimlenmesi ile ilgili bir kavga var sanki tepede. Ve bu yeniden biçimlenmenin yeni dünyaya eklemlenme (para pul işleri / ve eskisi uymuyormuydu acaba?) çabasından doğan kısmi demokratik bir açılım var sanki. Aynen savaş sonrası batı dünyası ile mecburi ittifaka girdiğimiz zamanda çok partili düzene geçişi demokratiklik diye yutturmaya çalışmalarına benzer bir süreç.
Yoksa demokratik dediğiniz cephe de pek öyle demokrasinin/özgürlükçü bir anlayışın gelişip serpildiğini filan göremiyoruz maalesef. Ki benim bildiğim cephelerin niteliklerinin belirginliği çatışma anında en üst noktaya çıkar. Yani bu demokrasi cephenizde görülen “demokrasi” şu aralar görebileceğimiz maksimum demokrasi gibi, o yüzden aman barışmasınlar…Ne kadar talihsiz bir durum.
Acaba yorum ekleme konusunda fazla mı abartılı davranıyorum diye aklıma geliyor ama okudukca yazmadan da edemiyorum.
Mehmet bey, zaman zaman tanrı var yada yok diye tartışmalarda oluyor ama evrim teorisine ilişkin tartışmalar saf bir ateist-theist tartışması değil. Dini inanç sahibi, yada şu yada bu şekilde bir tanrıya inanan birçok insan var bizimle aynı kaygıyı paylaşan. Meselenin ne olduğu bu sitede çok defa anlatıldı. Bilimsel olmayanın bilim imiş gibi gösterilmesi, ve bilimsel olanın bilim dışı olduğu, bilim nezdinde itibar kaybettiğine ilişkin asılsız bir propaganda. Hem bir tanrı inancı olan/yada müslüman olan, hemde bilimle sorunu olmayan birçok arkadaşım var. Dilerseniz sitenize musallat edeyim.
Bu sitede birçok yazar, teorilerin ne olduğu ve işleyişi ile ilgili çok yanlış varsayımlara sahip olduğunu düşünüyorum.
Bilim otomatikman doğaüstü açıklamalara başvurmuyor diye dogma olmaz. Yaratıcının olmadığına iman ederek yola çıkılmış olsaydı, bir yaratıcıya inanan o kadar evrime itiraz etmeyen bilim insanı olmazdı herhalde. Söylediğinizin gerçek hayatta karşılığı yok. Örneğin Amerikadaki en aktif anti-yaratılışcı biyolog bir katolik. Beni şahsen zerre kadar rahatsız etmiyor.
Bu cümledeki açık kafa karışıklığınız sizin bilimle olan sorunlu ilişkinizi apaçık gösteriyor. Bu sitede yorum yazan Spinozaya sorun dilerseniz.
Yol göstericilik meselesi nereye gitmek istediğimize bağlı olarak değişir. Bilimde de pek öyle büyük dogmalar olmaz, fakat dogmatik tavırlar olabilir. Ancak, bilim bunlara en az fırsat tanıyan, bunlara uzun ömürlü olma şansı tanımayan bir disiplindir. İnanç ve bilimi birbirine karıştırmayalım. Hem bu kadar yaratıcı-din-doğaüstü merkezli düşünenler olarak, dogma ya nasil bu kadar negatif bir anlam yükleyebiliyorsunuz anlayabilmiş değilim.
Bilim ve bilimcilik sınıflandırmanız da klasik bildiğimiz şey herhalde :)
Yazan:Balbazar Tarih: Eki 14, 2007 | Reply
Sözün tükendiği an, Fuat Bey kardeşim. M. Yılmaz’ın yazdıklarını okuyunca, avazım çıktığı kadar boşluğa bağırıyormuşum gibi hissettim kendimi.
Bence, Yılmaz’ın yazdığı “ben sizin yazdıklarınızı okumuyorum” anlamına geliyor ve sizin şu tespitinizi onaylıyor: “Yoksa demokratik dediğiniz cephe de pek öyle demokrasinin/özgürlükçü bir anlayışın gelişip serpildiğini filan göremiyoruz maalesef.”
Nitekim, Didem arkadaşımız da, kendi inancının ne olduğunu açıklamıştı, hiç de M. Yılmaz’ın varsaydığı gibi değildi.
Suat Bey, sık sık, kuşların uçuşunun nasıl evrildiğini sorar. Ona bu kez, çok uzaklardan bir kültürden gelen bir “açıklama”yla cevap vereceğim:
The Eagle wasn’t always the Eagle. The Eagle, before he became the Eagle, was Yucatangee, the Talker. Yucatangee talked and talked. It talked so much it heard only itself. Not the river, not the wind, not even the Wolf. The Raven came and said “The Wolf is hungry. If you stop talking, you’ll hear him. The wind too. And when you hear the wind, you’ll fly.” So he stopped talking. And became its nature, the Eagle. The Eagle soared, and its flight said all it needed to say.
Selamlar…
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Eki 14, 2007 | Reply
Yahu bayramlar insanları kaynaştırırmış, birbirine yaklaştırmış derler, ne kadar da doğru..
Aynı duyguyu ben de size (darwinistlere) karşı yazarken hissediyorum, bakın ne güzel empati yapma fırsatınız doğdu. :-)
Ama şu fark var, biz bıkmadan anlatmaya, yanlışlıklarınızı tutarsızlılarınızı, a priori kabullerinizi ve bunlara rağman nesnellik iddianızın ne kadar saçma bir yaklaşım olduğunu biteviye göstermeye çalışıyoruz. Bu kısımdaki empati denemeniz de Kurban bayramına inşallah.. :-)
Selamlar.
Yazan:Balbazar Tarih: Eki 14, 2007 | Reply
Once, Bayraminiz kutlu olsun, hepinize guzellikler getirsin.
“Empati” talebinize yanit vermek icin sunu rica etsem:
Benim ve hatta Fuatoglan’in…
- M. Yilmaz’in yaptigi gibi “inancini aciklamis” birine “acikladiginin tam tersi” inanc itham etmek,
yahut
- sizin yaptiginiz gibi ben Nuray Mert’e referans verdikten iki-uc yorum sonra, ben hic bahsetmemisim gibi, “ha biliyor musunuz, Mert de sunlari yazdi” demek
gibi karsimizdakini okumadigimizi, yahut anlamaya calismadigimizi ortaya cikaran seyler yaptigimiza ornek verebilir misiniz?
Son olarak sizin kategorize ettiginizden cok farkli dusunme bicimlerinin olabilecegini gostermek amaciyla, muslumanligindan suphe edilmeyecek poturgilinpotur’un eksisozlukte su yazdiklarini okumanizi (ustune basarak soyluyorum, okumanizi) rica etsem [vurgular bana ait]:
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Eki 15, 2007 | Reply
Sayın Balbazar,
Alınganlığa gerek yok, sözlerimde ciddiyim. Aynen sizin gibi hissediyorum, tek fark soğukkanlı olmam ve bıkmamam. Mesela “hoop burada haksız rekabet var” dememe rağmen buna hiç değinmeyip tutup aynı cevabı tekrar veriyorsunuz. Yetersiz ve önkabullerle dolu kuramlarla “yahu bunlar kendiliğinden olmuştur “deyince antiteist ima olmuyor da nesnel verileri okus pokus yapmadan yorumlayıp “bunlar kendiliğinden oluşmuş olamaz” deyince teist ima diye hakemlerimiz yutmuyor he mi? Kusura bakmayın da buradaki komediyi görmüyorsanız “vermemiş Mabud” derim. Hala buradaki naturalist önkabulu görmüyor metodolojik naturalizmi fersah fersah aşmış bir metafizik naturalism tahakkümüne gözlerinizi kapatıyor, buna da “doğayı anlamak, gerçeği aramak” diyorsanız pes, yuh ve bilimum sözcükleri hakediyorsunuz demektir.
Minton’un hakaret yemesine eyvallah deyip Dawkinsle alay edilince yeriden zıplamak ve Dawkins’i tasvip etmemekle birlikte bir mücadele adamı olarak görmek evet en hafif kelime ile ikircikli bir tavırdır.
Evet, ben sık sık kuşların nasıl evrildiğini sorarım. İroni kısmını geçelim.
Neden sorarım? Çünkü iddianızı en somut şekilde ortaya koyma şansına bunu örnekleyerek sahip olabilirsiniz. Bu sorumdan rahatsız iseniz sorumu değiştirebilirim. Aha da değiştiriyorum. “Bana herhangi bir kompleks organın darwinian teorile aşama aşama nasıl oluşmuş olabileceğini teorik olarak, olasılık hesapları ve diğer doğal etkileşimler i de (ki buna ilgili orgaın vücuttaki diğer sistemlerle uyumu da dahil) hesaba katarak gösterin.” İnşallah daha basit olmuştur soru :-)
Öte yandan kelam ciddi bir konudur, “Allah niçin böyle tedrici yaratmış” sorusu hoş bir soru olsa da “Yahu Allahın hiç mi işi gücü yok, neden bu alemi yaretmış da bizi bunlarla uğraştırıyor” şeklinde de genişletebilir.Yani kelam sorunsalı “niçin böyle bir yaratım yolu seçmiştir” den çok daha fazladır ve bu soru çok masul kalmaktadır.
Dolayısı ile balinalardaki önceden fonksiyonsuz sanılan ama şimdilerde üreme sırasında yardımcı olduğu anlaşılan kemiklere bakıp da negatif ispat girişimlerinde bulunmak ve bunun üzrine teoloji kurmak komedidir. (Bir fonksiyonu bulunamasa bile bunun ileride bilinemiyeceğini garanti eden ne vardır? Malum bir zamanlar körelmiş organ listesi hayli kabarıktı, apandistten, junk DNA’ya kadar.)
Dini açıdan en tehlikeli şey teoloji üzerinden bilimsel kurama destek vermeye çalışmaktır. Yarın o kuram değiştiğinde/yanlışlandığında teolojiniz çöker. Doğru olan verilerden hareketle teoojinin varlık hakkında söylediklerini yorumlamaya çalışmaktır. Böyle yapıldığında teoriler yanlışlandıkça teoloji de güncellenir, yeniden yorumlanır.
Biz böyle yapıyoruz, yani tümevarım yapıyoruz, tümdengelim değil. AT de aynını yapıyor, tümevarım yapıyor darwinian teori gibi naturalizmi baz alıp tümdengelim değil. İkisi arasında metadolojik olarak uçurum var ve kesinlikle hem notr bir bilim felsefi açısından hem de teolojik açıdan AT daha doğru konumdadır.
Yazan:Balbazar Tarih: Eki 15, 2007 | Reply
1. Kelimelerle oynamayı bırakırsanız, ortada bir “ima” olmadığını daha iyi görebilirsiniz.
Sperm ve yumurtadan oluşan tek bir hücre de, 280 gün içinde bir insana dönüşürken gelişimi “kendiliğinden”dir. Çünkü bütün bu süreçteki neden-sonuç ilişkileri fizik kurallarıyla kodlanmıştır.
Eğer bir bebeğin gelişimini ultrasonla takip edip, sihirli bir elin hücreleri bölüp gereken yerlere koyduğunu görmüyorsanız, bu fizik kuralları itibariyle “kendiliğinden” bir gelişimdir.
Ama diyebilirsiniz ki, “bu kadar muhteşem bir mekanizma kendiliğinden değil, ancak bir mucizeyle gerçekleşebilir, bunun arkasında bir irade olmasi gerek”, bu haklı olabilecek bir düşünme, yorumlama biçimidir, size hak veren birçok insan çıkacaktır. Ama bu durum, bu gelişimin fizik kurallarına göre “kendiliğinden” olduğu gerçeğini değiştirmez. Çünkü o cenine fiziksel olarak değen bir el yoktur.
Gördüğünüz üzre, “kendiliğinden” sözcüğünün fiziksel ve felsefi anlamlarını birbirine karıştırıyorsunuz.
2. Benim derdim Dawkins’e hakaret edilmesiyle değil, hedef gösterilmesiyle ve tahammülsüzlükle ilgili. Bugün Milton’un hayatı tehlikede değil, ama bence Dawkins’inki tehlikede. Belki Dawkins doğrudan İslam dünyasıyla ilgili değil, ama bu hususun İslam dünyasının içinde bulunduğu krizden çıkabilmesi için önemli olduğunu düşünüyorum: Dinsel konularda aykırı düşünenlere tahammül göstermenin öğrenilmesi.
3. poturgilinpotur’un yorumunu sadece farklı düşünme biçimleri olabileceğini göstermek için alıntıladım. Elbette tartışılabilir, ama bence ciddiye alınması gereken bir yaklaşım. Ayrıca bence kendisi tam da “Dini açıdan en tehlikeli şey teoloji üzerinden bilimsel (olduğu sanılan) kurama destek vermeye çalışmaktır” diyor.
Yazan:Spinoza Tarih: Eki 15, 2007 | Reply
Sayın Balbazar
Bir şeyin fizik yasalarına içkin olarak nedensellik içinde gelişiyor olması o şeyin kendiliğinden olduğunun delili olamaz. Bu, fiziksel nedenlere boyun eğerek yapılan inşaatların da kendiliğinden olduğunu iddia etmeye yol açan akıl yürütme hatasıdır.
Suat beyin kastettiği şey sihir değil, genetik materyalde daha bebek ortada yokken tanımlanmış olan tırnak, dudak, dudak kenarı, kalp, el, kemik, göz retinası, beyin hücreleri, akciğer fibrilleri, kan gibi sayılmayacak kadar çok olan organ ve sistemlerin önceden planlanmış kodlarıdır. Sihirli değnek fantezisi daha çok AT karşıtlarının kanıtlama mantığıyla uyumlu gibi geliyor bana :-)
Merakımdan soruyorum yanlış anlamayın, siz asıl soruyu gerçekten görmezden mi geliyorsunuz yoksa ciddi olarak anlamadınız mı?
Kendiliğinden olma ile fizik yasalarının doğal davranışı arasında ki ayrımı belli ki yanlış anlamışsınız. Bebeğin gelişimi kendiliğinden olmadığı gibi gelişmesi ve son şeklini alması DNA’da kodlanmış planın hayata geçirilmesinden ibarettir. Olayların fizik yasaları ile gerçekleşiyor olması nasıl ki benim fizik yasalarına aykırı davranmadan yazılım kodlamam gibi kendiliğinden gelişim değilse, bebeğin anne karnındaki gelişimi de kendiliğinden gelişim değildir. Her iki durumda da fizik yasalarına içkin olup her iki olayda önceden belirlenmiş planın nedensellik içinde hayata geçirilmesine karşılık gelir. Bu ayrıma hiç dikkat edilmiyor!
Benzer mantık hatalarını içeren yanlış bir akıl yürütme!
Yazan:Balbazar Tarih: Eki 15, 2007 | Reply
Ek olarak:
1a) Bir de bunun hak hukuk meselesi degil, yontem sorunu oldugunu hatirlatayim. AT’ciler gercekten nesnel olarak olculup bicilebilecek hipotezler gelistirip test edebilirlerse yayinlanmakta sorun yasayacaklarini dusunmuyorum. Ama bu yonde hicbir caba yok, “gerisini dine ve felsefeye” birakiyoruz yaklasimi yapici da degil, inandirici da.
2a) Ayrica, Dawkins ve Milton’un duruslarinin simetrik oldugunu dusunmuyorum. Dawkins’in karsisinda Collins var, Milton, ya da Behe degil. Dawkins ve Collins kendi felsefi yaklasimlarini efendi efendi tartisiyorlar, ikisi de kendi dogrusunu bilime dayatmaya calismiyor. Collins’e hakaret eden, alay eden, yahut hedef gosteren “Darwinist” de gormedim simdiye kadar.
Yazan:T.Suat Demren Tarih: Eki 15, 2007 | Reply
İlahi Balbazar, son yazdıklarınızı ve Spinozanın tutarsızlığını çıkardığı satırları cidden mi yazdınız yoksa bir tür p.tesi sendromunu etkisi ile mi?
Bakın, bu benim “darwinian mekanızlamalarla kompleks organ oluşumu için örnek verin” soruma, gerekli bilgileri genetik materyalinde konmuş(yani tasarlanmış :-) hücre gelişimini gösteren siz değil de bir başkası olsaydı akşam eğlencesi yapar, epey alay ederdim; bilmiş olun. Siz bari yapmayın böyle, en azından bir başka ortamda.
Bir de bu kısır tartışmayı evam ettirmeden önce bir tavsiye.
Lütfen ama lütfen Behe’nin ““Darwin’a Black Box”unu ve The Edge of Evolution: The Search for the Limits of Darwinism” kitaplarını okuyun.
Zannederim bu işlerle profesyonel olarak ilgileniyorsunuz, buna rağmen yukarıdaki gibi satırlar yazmanız hayret edilecek birşey.
Evet, AT’ciler gercekten nesnel olarak olculup bicilebilecek hipotezler gelistirip test ediyorlar ve diyorlar ki “kardeşim işte matematik, işte olasılık hesapları, işte karmaşıklık işte indirgenemezlik. Bunlar doğal yollarla oluşmuş olamaz” diyorlar ama naturalism duvarına tosluyorlar. Sadece bu sitede 50 kere yazdım Mayer’in yayınlanmış makalesinin başına gelenleri, editörün işinden olması gibi kepazelikleri. Yok mu bunun için brir sözünüz? Ne yani kambriyen çaresizliği nesnel veri değil mi?
İdeolojik körlük insanlara neler yaptırıyor hayret.
Not:Şu yazıya da bir Allah’ın kulu birşey demedi, belki arada kaynadı bir el atan olur diye kopyalıyorum:
Darwinian Doubts
By: David Berlinski
Wichita Eagle
March 9, 2005
Original Article
NOTE: The article below is the full version by Dr. Berlinski. The Wichita Eagle opted to shorten the piece to only 400 words.
The defense of Darwin’s theory of evolution has now fallen into the hands of biologists who believe in suppressing criticism when possible and ignoring it when not. It is not a strategy calculated in induce confidence in the scientific method. A paper published recently in the Proceedings of the Biological Society of Washington concluded that the events taking place during the Cambrian era could best be understood in terms of an intelligent design – hardly a position unknown in the history of western science. The paper was, of course, peer-reviewed by three prominent evolutionary biologists. Wise men attend to the publication of every one of the Proceeding’s papers, but in the case of Steven Meyer’s “The origin of biological information and the higher taxonomic categories,” the Board of Editors was at once given to understand that they had done a bad thing. Their indecent capitulation followed at once.
Publication of the paper, they confessed, was a mistake. It would never happen again. It had barely happened at all. And peer review?
The hell with it.
“If scientists do not oppose antievolutionism,” Eugenie Scott, the Executive Director of the National Center for Science Education, remarked, “it will reach more people with the mistaken idea that evolution is scientifically weak.” Scott’s understanding of ‘opposition’ had nothing to do with reasoned discussion. It had nothing to do with reason at all. Discussing the issue was out of the question. Her advice to her colleagues was considerably more to the point: “Avoid debates.”
Everyone else had better shut up.
In this country, at least, no one is ever going to shut up, the more so since the case against Darwin’s theory retains an almost lunatic vitality.
Look – The suggestion that Darwin’s theory of evolution is like theories in the serious sciences – quantum electrodynamics, say – is grotesque. Quantum electrodynamics is accurate to thirteen unyielding decimal places. Darwin’s theory makes no tight quantitative predictions at all.
Look – Field studies attempting to measure natural selection inevitably report weak to non-existent selection effects.
Look – Darwin’s theory is open at one end since there are no plausible accou