RSS Feed for This Post

Normalleşiyor muyuz?(2)

20080717_normallesen_turkiye.jpgCumhurbaşkanlığı seçimine yakın ve ardından yapılan yorumlarda milletle devletin barışması hususu çok kez vurgulanmıştı. Çevre-merkez paradigmalarıyla yapılan analizlerde bundan böyle Çankaya’nın dolayısıyla da Ankara’nın kapılarının Anadolu’ya açılacağı söylenmişti. Görünürde haklılık payı taşıyan yorumlardı ancak gerçekler sadece gördüklerimizden ibaret değildir. Sahneye vuran gölgeleri bir kenara bırakıp asıl aktörlere odaklandığımızda gerçeklerle daha yakından muhatap olmaya başlarız. İşte bu sürece reel yaklaşım da iktidar odaklarının mücadelesinin yalnızca siyasi ve hukuki sahnede cereyan etmediği öngörüsüydü. Günümüze geldiğimizde ise görünen o ki bu mücadele en ateşli saf’asını yaşamaktadır. Çünkü çatışma gitgide hukuki zemine çekilmekte bu da birilerinin canını fena halde yakmaktadır…       Yazı dizisinin birincisinde Türkiye’de emniyet hizmetlerinin hukukun uygulayıcısı rolüne binaen son yıllarda normalleşme eksenine doğru esneme yaptığından, bu gelişimle genel tabloda normalleşme serüvenimize katalizör rolüyle dâhil olduğundan ve hukuki zeminde hukuksuzlukların tartışılır hale gelmesindeki rolünden bahsetmiştik. Bu yazımızda ise yine normalleşme serüvenimizde normale esneme yapan medyadan bahsedeceğiz. Tabi yine genel olarak son zamanlardaki somut olayları çıkış noktası alacağız. 

      ***

      Defaatle söylediğimiz gibi Türkiye büyük bir dönüşüm yaşıyor, milletlin kabuğunu kırdığı hukuki bir evrim denebilir ya da normalleşme süreci… Bu süreç kurum, kuruluş ve organlardaki normalleşme ile gerçekleşiyor. Puzzle’ı tamamlayan ise toplumun normalleşmesi, yani toplumun gerçekleri, aktörleri daha yakından görebilmesi, gücünün farkında olması, egemenliğin kayıtsız kendinde olduğunun bilinci ve toplumsal mutabakat olan demokrasi anlayışı… Önceki yazımızda dedik ki polis devletin birinci dereceden vitrinidir, medya ise gerçeklerin topluma sunulduğu birinci elden vitrindir.

      Toplum mühendisleri bu iki vitrinin de önemini çok iyi bildiği için yıllarca bunların kötü işleyişini kendi menfaati doğrultusunda kullandı. Hatırlayın Diyarbakır hapishanesini, Güneydoğu’daki polis baskısını; hatırlayın misyonerlik yalanlarını pompalayan, şehit cenazelerini dahi provokasyon malzemesi olarak kullanan, toplumda kutuplaşmaları tetikleyen medyayı… Bu iki gücün hukuktan, haktan ve gerçekten kopmasının nasıl da iyileşemeyen yaralar açtığını yıllarca hep birlikte şahit olduk. Bu iki gücün normalden ne kadar uzak olması karanlık güçlerin o kadar işine gelmiştir.

      Bundan on bir sene evveline gidelim; Post-modern darbeye! 28 Şubat sürecinde medyanın nasıl büyük bir role sahip olduğunu gördük. Sahte şeyhler, provokasyonlar, atılan nutuklar, sürekli yalan yanlış sıcak gündemlerle nabız yükseltmeler… Sonuçta olan yine bu milletin, bu devletin demokrasisine olmuştu. Medya aleni bir şekilde ve etik olmayan bir şekilde servis sunmuştu.

      Günümüze geldiğimizde ise medyanın bahsettiğimiz dönemden daha farklı olduğunu görüyoruz. Artık tek seslilik ve hatta tek yalan sessizlik sona ermiş gibi. Medya, patronlarının ve kirli işlerinin kepçesi olarak anılırdı hep, artık meydan sadece yalancıların değil! Namuslu, işinin hakkını veren, hukuku gözeten ve demokrasiyi benimsemiş gazeteci ve yazarlar bugün Türkiye’nin yaşadığı dönüşümde kendilerine düşen sorumluluğun bilincinde davranıyor ve cesur adımlarla Türk medyasının üzerine düşmüş kara lekeyi temizliyor. Bugün topluma gerçek haberi ulaştırma peşinde koşturan sayılı medya kuruluşları sayesinde gizli güçlerin kirli oyunları ayyuka çıkıveriyor. 

     Cesur adımlar dedik, gözden kaçmış olabilir, Şubat’ın Soğuğu bastırıverince Şemdinli’yi, Sauna’yı, Danıştay’ı aylar öncesinden okuyuvermedik mi? Vadideki çakalların kanlı eylemlerini izlemedik mi? Türkiye’nin Tek bir devlet olduğunu, aksini tamah edenlerin varlığını anlamadık mı? Bir grup medya misyonerlik yalanları pompalarken namuslu medyamız bu yalanları dezenfekte etmedi mi? Ülkemizin başına üşüşmüş kurulları, karanlık meclisleri görmedik mi? Darbe nakşedilmiş günlükleri okumadık mı? Andıçları, Lahikaları… Medya gizli güçlere tam destek vermeyince hazırlanan kampanyalar suya düşmedi mi?

      Emniyet ve medya… Kendi içerilerindeki normalleşme süreçlerini gerçekleştirerek, bence geleceğin büyük, demokratik ve muasır medeniyetler içerisindeki Türkiye’sinin en büyük mimarları olarak anılacaklar. Çünkü bu süreç kendimize dair, kendi içimizdeki düzenbazlara dair… Kendi vicdanımıza dair… Nihayetinde, emniyet tarafından hukuki zemine çekilen düzenbazlar namuslu medya organları sayesinde kamu vicdanında muhasebeye çekiliyorlar! Bu belki de normalleşmemizin ilk adımıdır…

      ***

     Not: Medyanın normalleşmesinden bahsederken kartel medyasının düzenbazlıklarını, noksanlarını görmezden geldiğim düşünülür diye endişeye kapılınca normalleşme serüveniyle ilgili ilk yazımızda polisin normalleşmesinden bahsederken toplum polisinin aksaklıklarıyla ilgili eleştiriler aklıma geldi, bu konudaki görüşümü daha önceden Pakvizyon ve Derindüşünce’deki yazı ve yorumlarımda bahsetmiştim; toplum polisliğinde beklenen seviyenin altındayız, ne yazık ki Londra polisine benzemek yerine New York polisine benzemişlik var, fakat atlanmaması gereken bir şey var, toplum polisinin normalleşmesini beklemek için hukuki gerçekleri de görmek gerek, geçen temmuz ayında yenilenen PVSK için anti-demokratik yorumu yapanların yapılan değişikliklerle ilgili İngiltere veya başka bir ülke ile kıyaslama yapıvermelerini dilerim. Gerçeği daha yakından göreceklerdir. Esasında söylemek istediğim nasıl medyanın normalleşmeye başladığından bahsederken gözümüzün önüne yalan haberler, fiyasko çıkan iddialar geliyorsa; polisin normalleşmesinden bahsederken de hala devam eden kötü uygulamalar akla gelebilir, bu normalleşmenin başlamadığı anlamına gelmez. Bunları not şeklinde açıklama ihtiyacı duymamın sebebi de yorumlara yetişememem, şimdiden affınıza sığınıyorum…

2 [?]

Trackback URL Print This Post Print This Post

  1. 1 Yorum

  2. Yazan:Aziz Yılmaz Tarih: Tem 28, 2008 | Reply

    Bence geçirdiğimiz süreç için “normalleşebilme ihtimali” demek daha yerinde olacaktır.Fakat öyle ya da böyle,her zamankine oranla normalleşmeye doğru gözle görülür bir istek var toplumda.Yeterli değilse bile bu eğilim toplumca kabul görmekte ve gittikçe yaygınlaşmaktadır.Dolayısıyla da toplumdaki bu değişim arzusu beraberinde kurumları da dönüştüren bir lokomotif güç yaratmaktadır.

    Tabi bu pek de kolay olmuyor.Statükodan yana olanlar ile değişim ve dönüşümü zorlayan toplumsal dinamikler arasındaki şiddetli çatışma ister istemez daha da tırmanıyor.Dolayısıyla çok kritik bir süreçten geçiyoruz.Bazı sancıların yaşanması kaçınılmazdır.85 yıldır kendilerini bu ülkenin gerçek sahibi görenlerin elbette elde ettikleri imtiyazları bir kalemde silip atmaları beklenemez.İktidar ve saltanatlarını korumak adına büyük bir direnç gösterecek,bu uğurda her yolu deneyeceklerdir.Deniyorlar da.Kafaları karıştırmak için her yol mubahtır onlar için.Zira hâlâ direnmekte oldukları türlü kirli oyun ve entrikalarla bugünlere gelebildiler.Şimdi ise yıkılmaz zannettikleri iktidarları çatırdamaktadır.Bunu hazmetmek elbette kolay değil.

  1. 2 Trackback(s)

  2. Tem 24, 2008: Pakvizyon » Normalleşiyor muyuz? (2)
  3. Tem 29, 2008: Türkiye Gerçeklerinden Kaçmak : Derin Düşünce

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Derin Düşünce Grubu üyelerinin benimsediği anlamına gelmez.

Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin