Kadın oldukları için mi yalnızlar?
By Konuk Yazar on Haz 28, 2008 in Kadın, Toplum, feminizm, Özgürlükler
Yazar: Cahide Günay
Kadınlarımızın çoğu, kapalı kapılar ardında kim bilir ne hayat mücadeleleri veriyor ve biz çoğundan haberdar bile değiliz. Ömür boyu birlikte olmayı düşlediği insanı hiç beklemediği bir anda kaybeden yada umutlarla, güzelliklerle başladığı birlikteliğini anlaşamadığı için ayrılarak sonlandıranlar… Sonuçta yalnız ve bir başına kalanlar… Çocukları olsa da yanlarında geceleri buz gibi bir yatakta uykuyu hasretle bekleyenler… Gözyaşlarını yastığa akıtırken, bedenlerinin isteklerini çaresizce susturanlar, unutmaya çalışanlar… Yavaş yavaş tüm kapılar yüzlerine kapandığı için yapayalnız kalmaya mahkûm edilen kadınlar… Kendi ayakları üzerinde tek başına durmak için verdikleri onca çabanın görmezden gelinmesine, toplum tarafından çaresizliğe itilmelerine bir anlam veremeyen yorgun, bitkin, umutsuz kadınlar…
Böyle durumlarda hayata tutunmak zordur. Sığınacak başka bir liman bir daha karşısına çıkmayacakmış gibi gelir insana. Hele hele sevdiği ile beraber geçirilen yıllar uzunsa, kaybediş sonrasında yaşanacak sarsıntı daha büyük olur. Ve çoğu kadın kendisini dış dünyaya kapatır adeta, duygularını baskı altına alır ve kilitler. Tüm bunlar yetmezmiş gibi; çalıştığı iş yerinde olsun, uzun yıllar yaşadığı eski mahallesinde olsun, farklı bakışlarla, anlamsız imalarla kocaman bir kıskacın içinde yaşamaya mahkûm edilir. Dışarıya çıkmalarına, nefes almalarına izin verilmez. Adeta isyana teşvik edilir, başlarına gelen zorluklar yetmezmiş gibi hayatlarını karartmak için uğraşılır, ellerinden tutup destek olunacak, yardım edilecek yerde o kıskacın içinde bir ömre zorlanır.
Bunca tepki neden? Kendimize ait dar bir pencereden baktığımız için elbette. Anlamaya çalışmayız hayatlarını, yapmak istediklerini görmezden geliriz, hareketlerini dikkatlice izler, sonra da nedensiz yere suçlarız onları. Başlarına gelen her şeyin tek sorumlusu olarak görürüz. Oysaki birde onlardan dinlesek hayat hikâyelerini, yaşadıklarını, çektiklerini daha kolay anlayacağız belki de yaptıklarını ve yapmak istediklerini. Aklımıza bile getirmeyiz nedense. Çünkü suçlamak, bir insanı toplum dışına itmek daha kolayımıza gelir; her zaman yaptığımız gibi çoğunluğun düşüncesine aykırı düşünenleri, kalıplaşmış değer yargılarımıza aykırı hareket edenleri ayıplarız. Farklı görüşlerden nefret ederiz, tartışmayı sevmeyiz ve kendi fikrimizi kabul ettirmek için baskı kurar, bazen şiddete başvururuz.
“Dul kadın” kimliğinde tüm haklarını kaybettiğine inanırız, var olanları da bizler elinden alırız. Ne ailesinin yanında, ne arkadaşlarının, ne de dostlarının. Hiçbir yerde rahat nefes almasına izin vermeyiz. Kaç yaşında olursa olsun bu kimlikle yaşamak gerçekten zordur kadınlar için; evli kadınlar onlardan nefret eder adeta, çünkü eşlerini ellerinden alacaklarını düşünürler; erkekler ise tabirimi maruz görün ama kullanmak, yararlanmak isterler.
Dul kadın her adımında çok temkinli olmak zorundadır. Yaşam şekline, toplum içindeki davranışlarına, çevresindeki kişilerle olan ilişkilerine, bu ilişkilerin mesafesine, arkadaşlıklarına, dostluklarına, hatta giyim tarzına bile… Kolay kadın olarak algılanmamak içindir tüm bu çabalar. “Kolay kadın”… ne kadar yakışıksız, ne kadar rencide edici bir tanımlama öyle değil mi? Aslında bu ve benzeri yakıştırmalar ne yazık ki toplumun oluşturduğu yazılı olmadığı, konuşulmadığı halde yıllar içinde uyulması gereken kurallar halinde önümüze sürülmüş değer yargılarıdır. Toplum bilincine öylesine derinden yer etmiştir ki zaman zaman isyan etsek, karşı çıksak da kolay kolay terk edemeyiz bu düşünceleri. Bizler bu şekilde düşünmeye ve tavır almaya devam ettiğimiz sürece, dul kadın kendisine konulan ismin ağırlığı altında ezilecek, iyice kendi kabuğuna çekilecektir. Hemen toparlanmazsa yaşamı giderek zorlaşacak ve kısa süre sonra karmaşık düşünceler içinde her şeye boş verip, kendini bile önemsememeye başlayacaktır. Günler geçip gittiği halde onun içinden bir şey yapmak gelemeyecektir, çünkü çaresiz ve yapayalnız kalmasının isyanı tüm bedenini kaplayacaktır. Eskiden ailece görüştüğü ve çok iyi anlaştığı arkadaşları artık onunla yollarını ayırmıştır. Üstelik potansiyel bir tehlike olarak görülmektedir. Oysaki şimdi aradığı kederini, acısını, gözyaşlarını paylaşacağı dostlarıdır. Ama kabahati her ne ise onu soyutlamışlardır kendi yaşantılarından. Kendisini, duygularını, içinde bulunduğu zor şartları anlamamış ve ellerinin tersi ile itmişlerdir karanlığa doğru. Zor bir yaşam, karanlık bir tünel onu beklemektedir artık. O tünelin ucunda belli belirsiz duran ışığı yakalayıp, yeni hayatında mutlu olabilmesi tamamen kendisine bağlıdır.
Bizler sadece vereceğimiz umut ve cesaretle bu ışığın kuvvetlenmesine yardımcı olabiliriz. Zor olsa da o ışığı yakalamayı denemeli, umutla yılmadan hayatına devam etmeli ve eski kimliğini geri kazanmalıdır bir şekilde. Yok yok içiniz kararmasın hemen çünkü tüm örnekler böylesi karanlık değil elbette, ayrıca olmamalı da. Arkadaşlarının, yakın çevresinin sıcaklığını fazlası ile gören, dışlanmayan, aksine desteklenen dul kadınlar da var aramızda. Ben onların diğerlerine göre daha şanslı olduklarına inanıyorum. Biraz kendi çabaları, biraz çevrelerinin pozitif etkisi ile yaşadıkları sıkıntıyı kolayca atlattıkları için; eski kimliklerini yeniden sahiplenip ayaklarının üzerinde durmayı başardıkları için. Onlar kadar şanslı olamayanlar içinse toplum olarak yapacağımız şeyler var mutlaka. Öncelikle bakış açımızı değiştirmekle başlayabiliriz, ne dersiniz? Çünkü tüm alışkanlıklara karşı yine de önce insan olmayı becerebilmek lazım diye düşünüyorum ben. Elbette onlara daha yaşanabilir bir zemin sunabilmek adına. Bunun içinde her ne olursa olsun, insanın önce kendisi yaşamına saygı göstermesi ve yaşamını devam ettirmek zorunda olduğunu anlaması gerekiyor. Aslında şu ya da bu şekilde hiç birimizin yaşama küsme gibi bir lüksü yok, öyle değil mi?
Bütün gerçekleri benimseyen, her şeye rağmen gülümseyen ve gülümsemek isteyen tüm kadınlar için, yalnız olmadıklarını hissettirmek adına yazmak istedim bende. Sevgiyle kalın.
3 [?]






7 Yorum
Yazan:Sevgili Özbek Tarih: Haz 29, 2008 | Reply
Yalnızlık sadece kadınlara özgü değildir. Yalnızlık varoluştan ölüme kadar vardır.
Kadın neden kendi ayakları üzerinde duramıyor ? Kadın neden başarılı olamıyor ? Kadın neden tek başına çıkıp bir yerlere seyahat edemiyor ? Kadın kadın ve kadın. Her cefayı çeken kadın. Kadın olmaktan kaynaklanan sorunlardan öte, fiziksel yapısıylada ezilen ve sömürülen kadın.
Şimdi tarihte kadınların durumlarına bakıldığında, bilgili kadınlar cadı diye yakılmış, şeytan diye zindanlara atılmıştır. Bilgili kadınların ismi erkek filizoflar tarafından paspas altında saklanmıştır. Tabii bu duruma kadınlar ses çıkarmadıkları için günümüze kadar kadın ezilen insan oalrak gelmiştir. Dünyanın her yerinde kadın kadın olmaktan dolayı hep ezilir. Fransa’da bile bir kadın gece yarısı çıkıp tek başına dolaşamaz, dolaşsada mutlaka rahatsız edilir. Buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz ama ben Türkiye’de kadın olmak nedir ona kısaca söyle demek istiyorum.
Türkiye’de kadının yeri doğumla birlikte başlar. Anne hamile kaldığı zaman hep erkek bebek beklenir. Hayeller hep erkek olsun diye kurulur, dualarda buna eşlik eder. Ve kız çocuğu erkek çocuklara nazaran farklı büyütülür. Oyuncak seçimiyle başlar mesela. Kızlara genelde bebek alınır, yemek pişirmek, el işleri veya ev işleri öğretilir. Böylece iyi bir anne adayı olması için yetiştirilir. Ağır başlı, hizmet etmesini bilen, itaatli, erkeklerini dinleyen vs. Gençlik çağlarında, yasaklar ve bastırılmış duygularla devam eder. Şu ne deyecek, bu ne diyecek vs. Çoğu zaman kendisinin vermesi gereken kararlarada anne babalar yerine karar verirken , yönlendirilmeye çalışılır. Evlenme çağlarında fikirleri sorulmaz. Kişiliğini bulamayan bir yaşta evlendirilir veya, evlenme olmasada, bir çok yasaklarla yaşamına iş hayatındada devam eder. İş yerinde ise yine kadın olmanın yarattığı sorunlarla binbir güçlük ve zorluklarda devam eder. Namus kavramından sorumludurlar. Böylesi şartlar altında yetişen kadınlarımız elbette ki kendi ayakalrının üzerinde durmayı genelde beceremez.
Fakat günümüzde her şey o kadar değişti ki artık bu demode olmuş fikirlerden pekâla uzaklaşabilir kadınlarımız. Ama maalasef teknolojinin gelişmesi, televizyonlarda bu konulara değinılmesi bile kadınlarımızı geliştirmiyor. Konuyu uzunca yazsam okunmayacak. Kısaca şu çok önemlidir. Biz kadınlar kendimizi geliştirmek zorundayız, kitap okumalı ve değerlendirmeliyiz. Kendi yaşamımızdan, çocukluğumuzdan günümüze kadar yaşamımızdan bir çok yanlışı bulacağımız gibi, bir çok gücüde kendimizde keşfedeceğiz. Asıl okulun hayat olduğuna inananlardanım. Ve hiç bir zaman bir başakası için yaşamamalı, kendimiz olmalıyız. Yapacağımız herşeyi kendi mantığımızla doğru buluyorsak, insanların bakış açısı ve fikri bizleri etkilememeli. Topluma ve insanlığa zara verilmedikçe yapılan her türlü eylem ve işin doğru olduğuna inaniyorum.
Evet, insanoğlu yalnızdır, kadında ve ilk etapta yalnız başarmalıdır her şeyi. Yani ilk başarı insanın kendi beyninde, ondan sonra toplumsal olmalıdır.
Güzel yazınızı kutlarım. Başarılar
Yazan:Seda Tarih: Tem 8, 2008 | Reply
Yazınızı satır satır okudum. Biz kadınların gerçek durumlarını bu derece doğru yazdığınız için size teşekkürlerimi sunuyorum. Kaleminize ve yüreğinize sağlık. Bizler yalnız değiliz sizler sayenizde. Sayın Günay bu konuda sizlerle hem fikirdeyiz ve ayrıca sizi destekliyoruz.
Başarılar
Yazan:Büyükcan Tarih: Tem 8, 2008 | Reply
Sanırım bir kadın ,eşinden boşanınca itaati ciddi manada sorgulanıyor.Daha sonra ailesi,itaat etmeye alıştırmamış,düzgün bir evlat yetiştirememiş diye suçlanıyor.Aldatma durumunda dahi 50 yaşındaki kızına ’ses çıkarma’ talimatını veren anneler var…
Biri çekip gidiyorsa,evliliğini bitiriyorsa çokta sorgulamamak lazım.Zaten kimse eğlence olsun diye bu işi yapmıyor.İllaki kendine göre bir geçerli sebebi var.Bir noktadan sonra,susmasını bilmek lazım…
Yazan:Burcu Tarih: Tem 30, 2008 | Reply
Öncelikle yazı okudukça kendi yaşadıklarım gözümün önünden bir bir geçti film kareleri gibi. Paylaşmak istedim sizlerle, bende yıllar evvel eşimden ayrıldım. İlk önceleri evimize gelen insanlar, bizsiz hiçbir şey yapmayan insanlar, yavaş yavaş benden uzaklaşmaya başladılar. İlk önceleri boşandıktan sonra telefonlarım susmaz destek telefonları alırdım arkadaşlarımdan. Fakat sonraları o telefonlar birbiri ardına kesilmeye başladı. Depresyona girdğim dönemler oldu. Ailemden başka kimseden destek göremedim. Bazı geceler çok ağladığımı bilirim. Arkadaş bildiklerim eşlerinden kıskandılar beni. Cahide hanımın yazısındaki gibi gerçekten bende dışlandım, kendimi bir boşlukta hissettim. Yalnız ve çaresiz. Sonra bende kimseyi tanımaz oldum. İşe girdim. Çalışmaya başladım. Bir kızım var, kızımın karşısında güçlü durmalıydım. Annesinin ağladığını görmemeliydi. Ve şimdi hala yaşıyorum daha mutlu ve daha güçlü.
Sayın Cahide Günay bizlerin durumlarını o kadar güzel vurgulamışsınız ki inanın okuyunca gözyaşlarımı tutamadım. Artık güçlüyüm Cahide Hanım umarım bir çok kadında benim gibi üstesinden gelir. Güzel yazılarınızı okumaya devam edicem. Bizlere desteğinizi esirgemediğiniz için teşekküre derim sizlere ve sitenize. Siteniz çok güzel beğenerek okuyorum bütün yazıları. Başarılarınız devamını dilerim sizin ve tüm ekip arkadaşlarınızın.
Burcu
Yazan:Nehir Tarih: Eyl 5, 2008 | Reply
KADINLAR KADINLAR KADINLAR…
EVET SAYIN CAHİDE GÜNAY BİZ KADINLARIN ÇİLESİ ASLINDA BELKİDE DOĞUŞTAN BAŞLIYOR. BU YAZDIKLARINIZIN HEPSİNE KATILIYORUM DOĞRUSU. KAÇ KEZ OKUDUM YAZINIZI. YORUMLARI DA NE YAZACAĞIMI BİLEMEDEN BİR ŞEYLER YAZMAYA BENDE HİSLERİMİ YAZMAYA ÇALIŞICAM.
BİR KERE BİZLER SANKİ BİR FAZLALIKMIŞIZ GİBİ. NEDEN HERYERDE SIKINTIYI ÇEKEN BİZLER. EVLİLİK HAYATINDA, İŞ HAYATINDA HERYERDE SIKINTILARI BİZLER YAŞIYORUZ. SOSYAL OLANAKLARIMIZ KISITLI. KADIN BOŞANINCA DUL KADIN İMAJINI ALIYOR. ERKEK BOŞANINCA BEKAR. BU KİTABINIZI OKUDUM ÇOK BEĞENEREK OKUDUM ÜSTELİK. CESURLUĞUNUZA HAYRAN KALDIM. KALEMİNİZE HAYRAN KALDIM. BİR KADIN OLARAK DA SİZE DESTEK AMAÇLI YORUMLARIMI YAZMAK İSTEDİM. İNTERNETTE İSMİNİZLE GEZERKEN BURAYI GÖRDÜM. BU YAZINIZI OKUDUM. DÜŞÜNCELERİNİZE YÜZDE YÜZ KATILMAMAK MÜMKÜN DEĞİL. NE OLUR YAZILARINIZIN DEVAMINI GETİRİN. SİZ BUNDAN FAZLASINI DA HAKEDİYORSUNUZ ASLINDA FAKAT BİZ OKUYUCULARINIZ ANCAK BU KADARINI YAPABİLİYORUZ. DÜŞÜNCELERİNİZİN YANINIZDA OLDUĞUMUZU BU ŞEKİLDE İFADE ETMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY YAPAMIYORUZ.
ÖMRÜNÜZE ÖMÜR KATILSIN. KALEMİNİZİN MÜREKKEBİ HİÇ TÜKENMESİN. BAŞARILAR DİLİYORUM
DERİN DÜŞÜNCE SİTESİNE DE BAŞARILAR DİLİYORUM.
KADINLARA YÖNELİK BİR SİTEMİZ OLDUĞU İÇİNDE MUTLUYUM.
Yazan:Altan Tarih: Eyl 16, 2008 | Reply
Ya bu ülkede bir kadın başarıdan başarıya koşuyor, merak konusu oluyor. Sevgili Cahide Günayın büyük hayranlarından biriyim diyebilrim. Bir erkek olarak bu değerli yazar hanımefendinin yaptığı herşeye gıpta ederek baktım zaman zaman kıskandım bile ya. Kıskanmama rağmen başarısının önünde saygıyla eğiliyorum. Fakat ne yazık ki bazı çevreler meyve veren ağacı taşlamak istiyor gibime geliyor. Ya bir çok site onun ismi sayesinde reklamını yapıyor onun adıyla üstelik. Cahide günay yazdığınız zaman bir çok site ön plana çıkıyor. Kendisini tv de izledim anlattıkları karşısında inanın bir kez daha şok oldum diyebilirim. Bu kadar genç yaşta bir başarı üstelik bir anne üstelik bir evladını vatana bekçi olsun diye göndermiş bir anne. “O bir Asker annesi”. Yazarımız kitaplarında hayatına yer vermiş toplumun kanayan yaralarına değinmiş. Belki de çok acılar çekmiş. Ona rağmen dimdik ayakta durabilmiş, bu kadar güzel konuşan bir insanın bu kadar güzel şeyler yazması da hiç kuşku duyulmayacak bir şey bence. Hayata erken atılması, hayatının gerçekleriyle yüzleşmesi onun suçu değil. Bir Duygu Asenayı bu zihniyetler yüzünden kaybettik. Sayın Cahide Günayıda sanırım yıpratmak istiyorlar. Erkek düşmanı olarak da görmüyorum ben. Onun önünde saygıyla eğilmekten başka bir şey yapamayız bence. Yazılarını sıklıkla takip ediyorum. Sitenizdeki yazı ya da beğenerek okudum. İnanın bana bu duygularımı yazacak bir yer arıyordum. Buna vesile olduğunuz içinde teşekkür ederim sizlere. Siz derin düşünceye sonsuz teşekkürler. Bazı değerlerin kıymetini bilelim, böyle yazarlarımıza taşlamaktansa destek olallım en azından bir kaç satır yazıyla.
Altan
Yazan:Gazeteci - Yazar Doğan Katırcıoğlu Tarih: May 6, 2009 | Reply
Cağaloğlu’nun “İncisi, bir inci kadar asil Cahide Günay hanıma” başarılarından dolayı tebrik eder sizin vesilenizle kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum.