RSS Feed for This Post

İslam Bilim Teknoloji Tarihi Müzesi

20080602_islam_bilim.jpgHep olumsuz şeylerden bahsedecek değiliz. Güzel şeyler de oluyor bu arada.

Epeydir konuşulan, geçen yıl ön açılışı yapılan İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi nihayet kalıcı olarak açıldı. Ben de geçen yıl bu ön açılış sırasında kendi sitemde yazdığım birkaç yazıyı harmanlayıp güncelleyerek konuyu yeniden işlemek istiyorum.

İslam Bilim Teknoloji Tarihi Müzesi’yle Halife Me’mun’un haritası, Sufi’nin gökküresi, Takiyüddin’in su pompası, dünyanın ilk tankı, Cezeri’nin mekanik aletleri gibi Müslüman alimlerin bilim dünyasına armağan ettiği, ancak tarihin tozlu sayfaları arasında unutulan yüzlerce keşif, Türkiye’de de bir araya gelmiş oluyor. Müze, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), TÜBİTAK, Frankfurt Goethe Üniversitesi Arap İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü ve Büyükşehir Belediyesi arasındaki işbirliği çerçevesinde oluşturuldu, mekanı da Sur-ı Sultanî içerisinde bulunan ‘Has Ahırlar’.

Bu eserlerin bir kısmı daha önce Topkapı sarayında “İslam İcatları Sergisi” adıyla sergilemişti. Şimdi ise kalıcı bir müze haline geldi. “İslam, Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi”, Frankfurt’taki enstitüde bulunan eserlerden ikinci bir nüsha oluşturularak açılmış. İlk etapta 140 eserin sergileneceği ve zaman içerisinde bu eserlerin sayısının 800’ü bulacağı belirtiliyor. Müze içerisinde ayrıca “Bilimler Tarihi Kütüphanesi” de yer alacakmış.

Konuyla ilgili olarak daha önce de çeşitli haberler çıkmıştı. Daha detaylı olduğundan bu haberlerden birisinden alıntı yapayım:

Enstitüdeki aletler arasında Halife Me’mun’un ünlü dünya haritasının yer aldığı dünya küresi, Sufi’nin gökküresi, Osmanlı âlimi Takiyüddin’in su pompası ve saatleri, 1029 yılında Toledo’da yapılmış usturlab, 1048′de yapılmış mekanik güneş ve ay takvimi, ilk pusulalar, en gelişmiş güneş saatleri, çağının en gelişmiş askerî topları, ilk tüfekler ve 14. yüzyılda yapılmış dünyanın ilk tankı gibi astronomi, coğrafya, deniz bilimleri, saat teknolojisi, geometri, optik, tababet, kimya, maden, fizik, savaş teknolojisi ve mimari dallarında eser ve aletler yer alıyormuş. Bu eserler, İslam dünyasının bilimdeki seviyesini görmek açısından çok önemli. Zira Müslümanların doğa bilimleri, matematik, astronomi, fizik, kimya, coğrafya, jeoloji alanlarındaki hizmetlerini neredeyse kimse bilmiyor. Oysa Müslümanlar dünya sahnesine çıktıkları ilk on yıldan itibaren diğer medeniyetlerde görülmedik bir hızla bilimsel gelişmelere katkıda bulunmuş. Birçok modern bilim, bugün bilinenin aksine yüz-iki yüzyıl öncesine değil, 9 ile 16. yüzyıllarda yaşamış İslam bilginlerine dayanıyor. Kurulacak müze, gizli kalan bir medeniyeti günümüz insanının gündemine taşıması açısından büyük önem taşıyor.

Müzenin teşhir ve tanzim çalışmalarını gerçekleştiren ise Frankfurt Üniversitesi Arap-İslam Bilimleri Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Fuat Sezgin.

Epey önce bu çalışmadan haberdar olduğumda projenin başında Fuat Hoca’nın bulunduğunu duyunca çok sevinmiştim.

Fuat Sezgin Hoca 1960 ihtilalinden sonra, 147′liklerden biri olarak üniversiteden atılmış ve Almanya’ya yerleşerek orada profesör olmuş çok değerli bir bilim adamımız. 1954 yılından beri İslam Bilim ve Medeniyet Tarihi ile ilgileniyor. 1981′den beri kuruculuğunu yaptığı Frankfurt Goethe Üniversitesi Arap-İslam Bilimi Tarihi Enstitüsü’nde çalışıyor. Fuat Sezgin Hoca’nın elyazması eserlerde bularak yeniden imal ettirdiği 800 adet unutulmuş alet ve makine de aynı enstitüde yer alan müzede sergileniyor.

Fuat Sezgin Hoca’nın bu ilgisi nereden ileri geliyor? Sezgin Hoca bir makalede belirtildiğine göre İslam medeniyetine ilişkin bu ilgisinin nedenini şöyle anlatıyor:

Benim mensub olduğum bir ilim, kültür ve medeniyet dünyası var, bizler köksüz ve sahipsiz değiliz. Çok derinlere inen sağlam bir medeniyete beşiklik etmişiz. Fakat yüzyıllardır bu medeniyetin görmezden gelindiğini, hakkının yenildiğini, tahkir edilip, bütün yaptıklarının da elinden alındığını ve ona zulmedildiğini gördüm. İslâm medeniyetinin bu göz kamaştıran birikimini ve dünya bilimine yaptığı büyük katkıları, bunun farkında olmayan dünyaya tanıtmayı gâye ittihaz ettim. Bu gayretimin bir kısmı sadece bilim dünyasına hizmet için, ama diğer çok mühim bir gâyesi ise koskoca bir İslâm âleminin yitirmiş olduğu kendine hürmeti, güveni ve insanlık tarihindeki yerini hatırlatarak, kaybettiklerini iade etmektir.

Fuat Sezgin Hoca’nın çalışmaları neticesinde ortaya beş ciltlik “İslâm’da Bilim ve Teknoloji” adlı bir eser çıkıyor. 2003 yılında Almanca ve 2004 yılında da Fransızca basılan eser nihayet 2007 yılında Türkçe’ye çevrildi. Mutlaka kütüphanelerimizde yeralmalı. (Fuat Sezgin Hoca’nın çalışmaları ve “İslam medeniyeti” üzerine Prof.Dr. İrfan Yılmaz’ın güzel bir makalesi var. Hoca hakkında kısmen de olsa bir fikir verebilir.)

Fuat Hoca’nıni geçen yıl Malezya Teknik Üniversitesi’nce kendisine fahri doktora ünvanı verilmesi sırasında yaptığı konuşması Zaman’da yorum olarak yayımlanmıştı.

Son derece önemli noktalara temas eden Fuat Sezgin’in konuşma metnini mutlaka okumanızı öneririm. Yazının tamamı okunmalı – uzun değil merak etmeyin- ama ben bir kısmını alıntılayıp üzerine birşeyler söylemek istiyorum:

16. yüzyılın sonlarına doğru İslam dünyasındaki bilimler yaratıcılıklarını kaybedip, Avrupalılar öncü rolünü üstlendiğinde, ne Müslümanlar yeni dönemin ortaya çıkışındaki kendi rolleri hakkında bir bilgi sahibiydiler, ne de Avrupalılar öncülük konumuna nasıl ve nereden geldiklerini bilecek durumdaydılar. Bunun üzerinden yaklaşık iki asır geçtikten sonra bazıları, Avrupa’daki bu gelişmeyi doğrudan doğruya eski Yunan’la irtibatlandıran ve Arap-İslam kültür çevresinin sekiz asırlık yaratıcı dönemini görmezden gelen, gerçeklere aykırı bir Rönesans tanımına ulaştılar.

Tam bu yanlış değerlendirmenin neredeyse bir konsensus kesinliği kazanmaya başladığı dönemde, birtakım Avrupalı âlimler Arap-İslam bilimleriyle meşgul olmaya ve onun değerini takdir etmeye yöneldiler. Hatta 18. yüzyılın sonlarına doğru ve 19. yüzyılın başlarında, bilimlerin ulaştıkları mevki bakımından Arap-İslam kültür çevresinin önemini savunan bir hümanistler grubu gelişmişti. Bu grubun en meşhur siması Johann Wolfgang Goethe idi. Arap-İslam kültür çevresinin bilimler tarihindeki başarılarıyla tanışma süreci için paha biçilmez bir gelişme, Ernest Renan, Jean-Jacques Sédillot, oğlu Amélie Sédillot, Joseph-Toussaint Reinaud ve Franz Woepcke gibi Avrupalı Arabistlerden oluşan bir grubun 19. yüzyılın ilk yarısında Paris’te Bibliothèque Nationale’deki Arap el yazmalarının önemli bir kısmını incelemeleridir. Bu âlimlerin felsefe, astronomi, matematik ve coğrafya alanlarında ulaştıkları sonuçlar, bilimler tarihiyle ilgili pek çok çağdaşlarını hayrete düşürmüştü.

[…]

Bilimler tarihi yazımı sahası Batılı dünya için bir lüks gibi görünebilir. Ama aynı şey İslam dünyası için büyük bir önemi haizdir. Yaratıcı geçmişini bilmek, bilinç (üstünlük duygusuna kapılmadan) ve bireyin yetkinliğine güven temin edecektir.

[…]

Burada özellikle vurgulamak isterim ki, bütün bu çabalarımızda ve ulaştığımız sonuçlarda “biz bulduk” heyecanı ile değil, bilakis, -özellikle Arap-İslam kültür çevresi söz konusu olduğunda tashihe muhtaç olan- insanlık bilim tarihinin bütünlüğü inancıyla hareket ediyoruz. Bu anlamda, bu bilimlerin son yüzyıllarda Avrupa’da başlayan safhasını yabancı tanımıyor, tam aksine, Arap-İslam dünyasında gerçekleştirilmiş olan gelişimin bir devamı olarak tanıyoruz. Şimdi ise Müslümanlar bir yabancılık duygusuna kapılmadan bu kültür çevresinin başarılarından o denli çok şey öğrenmeli ve almalıdır ki, sonunda kendi emekleriyle ona katkıda bulunsunlar.

Bilenler zaten İslam Medeniyeti’nin tarihsel gelişimini ve insanlığa katkılarını biliyor.

Burada İslam’ın parlak geçmişinden bahsetmek geçmişe öykünmek değil. Bazıları bunu böyle algılıyor ve tepki gösteriyor.

Medeniyetler dönüşüm geçirirler, birbirlerinden etkilenirler. Eski Yunan medeniyeti, Doğu medeniyetlerinden; Hind, İskenderiye, Mısır medeniyet havzalarından etkilenmiştir.

İslam medeniyeti, yine İskenderiye, Mısır, Hind, Çin ve Eski Yunan medeniyetlerinden etkilenmiş, aldığı bilgileri dönüştürmüş üzerine birçok ilaveler yapmış hem düşüncede hem bilgide/teknolojide özgün fikir ve yapılar ortaya çıkartmıştır.

Batı medeniyeti de İslam’dan çok büyük ölçüde etkilenmiş aldığı temellerin üzerine özgün ilaveler yapmıştır. İnsanlığın ilmi mirası kuşaktan kuşağa, medeniyetten medeniyete geçer.

Fakat gelinen noktada Batının düşünce/medeniyet tarihinde kendini merkeze aldığı ve çok ketum davrandığı da açıktır. Bugün Batı düşüncesi, felsefeyi kendisinden yani, Eski Yunan’dan başlatır ama bu kesinlikle yanlıştır. Eski Yunan ile Aydınlanma dediğimiz dönem arasında birbirinden kopuk uzun yüzyıllar vardır. Görmezden gelinen bu uzun dönem İslam Medeniyeti’nin en ihtişamlı zamanlarını oluşturur.

Ayrıca ne Eski Yunan fanusta doğan homojen bir havza, ne de abartıldığı kadar orjinal ve maddeci yapıda bir ekol değildir. Yine bilenler bilir ki Eski Yunan filozoflarının yaşadığı yıllarda Doğu’da, Mısır ve İskenderiye’de tahsil görmeyen hakimlere (filozoflara) yetişmiş, bilge gözüyle bakılmazdı.

Batı merkeziyetçiliğinin bu çarpıklığı tarihsel çağların sınıflandırılması için de geçerli.

Dünya tarihi sınıflandırmasında sürekli kullanılan “Ortaçağ” kimin ortaçağı? İslam dünyasının mı, Hind’in mi, Çin’in mi yoksa Avrupa’nın mı?

Bütün bunlar tarihe, bilime düşünceye Batı merkezli bir bakış açısının ürünü.

Fakat gerçek böyle değil.

Bu tür şeylerin bilinmesi pozitivist bir ezber olan “İslam(din) sizi/bizi geri bıraktı” söyleminin yanlışlığının gösterilmesi için önemli. Fuat Hoca’nın da dediği gibi yaratıcı geçmişi bilmek, bilinç ve bireyin yetkinliğine güvenmek burada önemli olan.

Bunun dışında da kimse “yaa ne güzel, su pompasını, dünyanın ilk tankını biz yapmışız, haritalar çizmişiz, tıpta müthiş ilerlemişiz, astronomide, matematikte, felsefede çığır açmışız, hadi bunlara bakıp esinlenerek yeniden birşeyler yapalım” dediği yok.

Medeniyetin şu anda geldiği nokta ortada. Birşeyler yapılacaksa mevcudun üzerinden yapılacak.

İslam Bilim Tarihi’nin önemine vurgu yapan müze, konferans kitap vb. her türlü girişim, geçmişimize dair hakkaniyetli bir resim çizme çabası ve üzerimize yapıştırılmış yaftalardan ve aşağılık komplekslerinden kurtulmamız için psikolojik seanslar bana göre.

Ve bu yüzden de bu çabaları çok önemli buluyorum.

 

Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?

Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları derinlemesine irdelemesi ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini eğlendirebilmesi… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda “gazeteci gibi” gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…

Buradan indirebilirsiniz.

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesini barındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 Derin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir?  Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :)

 Liberalizmin Kara Kitabı

Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Trackback URL

  1. 2 Yorum

  2. Yazan:ayasofya Tarih: Aug 22, 2009 | Reply

    müzeyi gören oldu mu?
    taklit eserlerden nasıl bir “müze” kurabildiğini hiç düşünen, yazan var mı?
    müzenin ne istanbul çevresinde, ne de suriçi’nde doğrudüzgün bir tanıtımı yokken, yapımına harcanan 25 milyon euro’nun nereye gittiğini bilen var mı?
    binanın kimliksizliğini, ruhsuzluğunu yazan çizen var mı?
    İslam Bilim Teknoloji Tarihi Müzesi adının altında kalan bu müze hakkında bakalım kim kalem oynatacak.

  3. Yazan:hatice Tarih: Feb 18, 2010 | Reply

    bilgiler işime yaradı teşşekkürler

  1. 2 Trackback(s)

  2. Jun 28, 2009: Başucumuzda neler vardı, kıymetlerini bilebildik mi? | blog.muhabbetim.com
  3. Aug 30, 2010: Yakın Geçmişimizdeki Büyük Bilginler | Yakın Geçmişimizdeki Büyük Bilginler batı nil ateşi | Yakın Geçmişimizdeki Büyük Bilginler > | Batı Nil Ateşi| Batı Nil Virüsü | Batı Nil Ateşi Virüsü

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin