RSS Feed for This Post

Pim çek, bomba at!..

[Konuyla ilgili video için]

Terör ülkenin şüphesiz en büyük problemi. Bu uğurda on binlerce insanımızı kaybettik, ülkenin tüm kaynaklarını ve enerjisini tükettik. Askerimiz PKK’ya karşı cansiperane savaştı ve terörle mücadelede çok önemli aşamalar katetti. Günümüzdeki terör eylemleri ve PKK’nın gücü, 15-20 yıl öncesine oranla çok azalmış durumda. Bunda askeri harekatların başarısı yanında, siyasilerin ve aydınların da ‘kürt sorunu’nun varlığını kabul etmeleri ve özgürlüklerin yolunu açacak doğru kararları almalarının etkisi olduğunu düşünüyorum. Bugün, geldiğimiz noktada PKK, Kürt halkından desteğini büyük ölçüde yitirmiş durumdadır. Bununla birlikte, Avrupa Birliği sürecinin devam etmesi, en çok da Kürt meselesi açısından büyük önem arzetmekte…

Bacak bacak üstüne atıp pipomu tüttürüp, hiç gitmediğim bölge ve insanı hakkında ahkam kesecek değilim. Bu görevi birçok insan yapıyor zaten. Kürt sorunu ve PKK, iyi bir siyasi malzeme olarak kullanılıyor. Bunun etkisiyle konuya duygusal yaklaşılıyor ve hamaset perdesi altında gerçeklere sesini duyurabilme fırsatı pek verilmiyor.

Hayatımın Kürtlerle kesişmesi askerliğime rastlar. Kürtler ne düşünür, nasıl insanlardır askerden önce hiç bilmezdim. Bu anlamda askerlik hizmetinin farklı insanları aynı kadere mahkum ederek hayırlı bir iş yaptığını düşünüyorum. Askerlik boyunca gelecek ile ilgili planlar yapmak için bol bol vaktim oldu, arkadaşlarla sürekli konuşur, planlarımızı paylaşırdık. İlk dumurumu Kürt arkadaşlara askerden sonra ne yapacaklarını sormamla yaşadım.

Çoğunun mesleği hazırdı. Hayır, ‘dayımın yanında çalışacağım, polis olacağım, dükkan açacağım vs.’ değildi verdikleri cevap. ‘Uyuşturucu ticareti yapacağım’ diyorlardı. Kariyer planlamasını ‘uyuşturucu ticareti ve kaçakçılık’ üzerine kuran vatandaşlarımızdan ülke geleceği adına ne bekleyebilirsiniz? (OGD raporuna göre Türkiye’de 1994-95 arasında ülkeye sokulmakta olan 2.7, ülkeden çıkarılmakta olan 1.6 ton eroin yakalandı. 1995’te de 4 tona yakın eroin ele geçirildi. Türkiye uyuşturucu imalatında kullanılan kimyasal madde ithalinde de yalnızca bir seferde 21 tonla dünya rekoru kırdı. Dış etkilerin yanı sıra çeşitli iç nedenlerle de Batı Avrupa’nın baş eroin ithalatçısı ve ihracatçısı oldu)

Bir Kürt arkadaşım, askerden sonra bana, kendisine iş bulmam için adeta yalvarmıştı. İntihar etmeyi düşündüğünü söylemişti. Kendisi polis olmak istemiş, yapmamışlar. Birçok işe başvurmuş ama hep olumsuz cevap almıştı. Kendisi bunun Kürt olmasıyla ilişkili olduğunu düşünüyordu. Halamın oğlunun da yanında Kürt çalıştırmadığını öğrenene kadar buna pek inanmak istememiştim. Ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada histerik bir Kürt düşmanlığı, siyasilerin de etkisiyle damarlara enjekte ediliyor. PKK düşmanlığından, etnik düşmanlığa geçiş son zamanlarda çarpıcı bir şekilde göze batmakta…

Askerde hemen her şey yasaktı: Her kitabı, gazeteyi sokamazdınız nizamiyeden… Cep telefonu da yasaktı (hatta bir astsubay, kışlaya cep telefonu sokmanın vatan hainliği olduğunu söylemişti bana),çarşı izninde internet cafe’ye gitmek de yasaktı (bir defa inzibata suç üstü yakalanmıştım, ne diller dökmüştüm rapor etmesin diye, etmedi, toprağımdı…) Askeri mühimmat önünde fotoğraf çektirmek de yasaktı (çok askerliğini uzatan oldu bu yüzden). Gelen mektupların hiçbir özelliği kalmazdı, çünkü özenle okunur ve zarf üzerine de ‘er mektubu görülmüştür’ damgası vurulurdu. Bütün bu yasaklardan en çok rahatsız olduğum şey ise kitap yasağıydı. Neyse ki bir izin dönüşünde kitaplarımı bavulumun bir köşesine saklayıp nizamiyeden geçirmeye muvaffak olmuştum. Kitaplardan biri de Nadire Mater’in meşhur ‘Mehmed’in kitabı’ydı. Güneydoğu’da savaşmış askerlerin anlattıklarından oluşan bu kitap, Kürt arkadaşların anlattıklarıyla bütünlük arz ediyordu. Kitabın sakıncalılar listesinde olduğunu ise çok sonra öğrenecektim. Kitapta bir asker şöyle isyan ediyor (s: 54)

Müthiş nişancılar olduğunu biliyorsun, çok iyi eğitildiklerini görüyorsun. ‘Niye biz eğitimsiziz?’ diyorsun, eğer burada özel harekat varsa özel harekat yapsın. Biz niye geldik buraya?…

Neyseki en son Genelkurmay açıklamasında bundan sonra terörle mücadelede profesyonellerin kullanılacağını öğreniyoruz. Yıllar sonra böyle bir kararın alınması çok sevindirici bir gelişme.

Bir asteğmen de şunları anlatıyor: (s:103)

Bazı yerlerde insan hakları ihlalleri oluyor; subay ve astsubay arkadaşların yanlışlıkları, asteğmenlerin demiyorum, çünkü onlar emirle çalışıyorlar, özgür değiller, asker bir süre sonra komutanı ne yaparsa aynısını yapıyor. Diyelim ki köyün birine bir adam giriyor. Köy sarılacak, arama yapılacak derken vatandaşın biri köye gelirken pat vuruluyor,öldürülüyor. Vatandaş da olabilir, terörist de, işin zorluğu orada. O adamın çocuğu bundan sonra ne yapar? Kendi adıma söyleyeyim, sülalece dağa çıkarım yani. Asker olayı bilmiyor da, vatandaş biliyor mu? Terörist geldi, başım gözüm üstüne hoş geldiniz, sonra komutan geliyor, komutan hoş geldin! Haklı, kızamıyorsun. Ben de olsam aynısını yaparım. Can tatlı.

Şüphesiz terörle mücadele güç bir iş. Yetkiler geniş olunca kişisel yanlışlardan dolayı hatalar yapılıyor. Bunları, sorunu doğuran ve PKK’yı besleyen öfkeyi anlatmak için alıntılıyorum.

Bir mühendis arkadaşım da şöyle bir hatırasını anlatmıştı askerde.

Çocukluğu Diyarbakır’da geçmiş arkadaşımın. Anadolu lisesinde beraber okuduğu bir arkadaşı dağa çıkmaya karar vermiş. Sebebini de şöyle anlatıyor:

Hazırlık sınıfında şu pahalı İngilizce kitaplardan istiyorlar. Çocuk çok fakir. 3 sene boyunca tüpçülük yapıp masrafını çıkartıyor. Hatta bir gün arkadaşım kapıyı açıyor, bir bakıyor karşısında tüpçü arkadaşı. Çocuğun babası, onu okutabilmek için tezgah arabasını satmış ve onunla da ingilizce kitapları almış. Yağmurlu bir gün yolda giderken özel timci çocuğu yanına çağırıp ‘aç çantana bakacağım’ diyor. Çantayı hızla açarken kitaplar yere saçılıyor ve ıslanıp kullanılmaz hale geliyor. O yıl bu yüzden sınıfta kalıyor. Sonraki senelerde arkadaşlarının kitaplarıyla okuyor. Bu çocuk arkadaşıma ‘bir timci vursam yeter bana’ demiş. Böyle durumlar yaşanabiliyor maalesef.

Bir Kürt arkadaş da PKK’nın köylere gelerek her aileden bir genci zorla dağa çıkarttığını söylüyor. ‘Peki korucular?’ diye soruyorum. ‘Onlar çift taraflı çalışıyorlar, bu yüzden de aslında devlete en büyük zararı verenler onlar’ diyor. Devletin verdiği yetkiyi ve silahını hükmetmek için kullanan ve iki taraflı çalışan çok korucu var.

Yazının sonunu hiç bağlayamam. Askerde bir çocuk sevgilisine mektup yazmış, ama sonunu bir türlü bağlayamıyormuş, yanındaki arkadaşından yardım istemiş. Arkadaşı ‘ne var ki düşünecek’ demiş, ‘askerde ne yazılır, ‘pim çek, bomba at!’ yaz.

Kuzey Irak’a girme tartışmalarının yapıldığı bu günlerde duygusallıktan uzak kalıp pimi çekip, bombayı atmadan önce iyice düşünüp mantıklı hareket etmeye gerek var. Belli bir istikrara ve huzura kavuştuğumuz bir zamanda seçimlere çok az kala başlayan terör saldırıları şüphesiz sebepsiz değildir. Bu tip olaylar, Hudson Enstitüsünün senaryoları gibi kurgulanmış oyunlardır. Birilerinin yazdığı senaryoya uygun hareket etmek zorunda değiliz. Kuzey Irak’ta bir operasyon gerçekleşecekse dahi, ki bu konuda bir kararlılık var besbelli, bunun ordu harekatı şeklinde değil, güçlü istihbarat desteği ve özel eğitimli timlerle yapılması gerektiği açıktır. Umarım Kürt vatandaşlarımızı rahatsız edecek gelişmeler yaşanmaz ve Türkiye, bölgede çatışmanın değil, barış ve huzurun sağlayıcısı olur.

 Pim çek, bomba at!..Pim çek, bomba at!..Derin Düşünce nedir?

Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir?  Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap “yöre halkına” kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :) Pim çek, bomba at!..Pim çek, bomba at!..

 Liberalizmin Kara Kitabı

Pim çek, bomba at!..Pim çek, bomba at!..Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde liberalizmin tehlikeli yönleri hatta YIKICI UNSURLARI da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. Buradan indirebilirsiniz.

Pim çek, bomba at!..Pim çek, bomba at!..Maymunist imanla nereye kadar?

Evrim ve Big Bang gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları “filanca solucanın bölünmesi” veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? BİLİM DIŞINDA bir insanlık yoksa Aşk yoksa, Sanat yoksa, Güzellik yoksa ve Adalet yoksa Hayat‘ın anlamı nedir? Aşık olmak hormonal bir abartıysa, iyilik enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) BİLİM DIŞINDA, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve evrimciliğin etimolojik değeri … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. Buradan indirebilirsiniz.

Trackback URL

  1. 6 Yorum

  2. Yazan:Mehmet Yilmaz Tarih: Jul 4, 2007 | Reply

    Ekrem Bey Kardesim,

    Yazin çok güzel, son derece insan, demokrat ve vatansever. Bence DD’nin renklerinde bir yazi.

    Artik vatandaslarimizin da siyasi partilerin de gerçek hayatimiza odaklanip gerçek sorunlara çare aramalari gerekiyor.

    Geçim derdi, çocuklarina iyi bir gelecek hazirlama kaygisi, dogru dürüst saglik hizmeti almak… Bu konularda Türk halkini temin edebilecek bir parti aslinda kolaylikla AKP’nin önüne geçebilir.
    Ama ne yazik ki irkçilik ile, siddet ile yol almaya çalisiyor bir çok siyasetçi.

    En son Bahçeli‘nin Erzurum’da halka ip firlatmasi, bunu yaparken yüzünü kaplayan öfke insanin midesini bulandiriyor.

    Kurtlar aslinda ailelerine düskün, eslerine ölene kadar sadik kalan, ekip halinde çalisabilen son derece muteber hayvanlar.

    Ihtimal samanist atalarimiz da bu hayvani totem olarak seçerken bu vasiflarini dikkate aldilar.

    Simdi bunu amblem olarak kullanan siyasi harekete bir bak : Bölücü, bencil, yikici ve firsatçi, herkesle ittifak yapmaya hazir, kaypak.

    “akli olanlara bunda çok isaret var” 🙂

  3. Yazan:Haydar Tarih: Jul 5, 2007 | Reply

    Ekrem Bey,

    Askerdeyken tanistiginiz tipler muhtemelen Bucak asiretinden olmali… yada benzeri iyi cocuklar olmali. Yoksa baglantilari olmayanlarin Iran hududundan Kapikuleye olan 2500 km tonlarca yuku sirtinda tasimasi mumkun degil. Ustelik duzinelerle yol kontrolu + polis, jandarma, sivil giyimli gorevliler, onlarca sehir-kasaba derken bu is olacak gibi degil.
    “Kimse cikip PKK yi savunamayacagina gore, meydan bos… yakalanirsa salla gitsin PKK nin ustune” diyenler cok olmali. Ortada en azindan bir isbirligi var gibi geliyor bana.
    ***

    Mehmet Altan STAR gazetesi yazari. STAR ise Turkiyenin yasal bir gazetesi. Haksiz ithamda bulunanlar hakkinda yapilanlar malum… ve bakin Altan ne yazmis:

    Cinayet ekonomisinin cirosu..

    Ortalıkta uzun zamandır fütursuzca fing atan paramiliter çeteler birer birer yakalandıkça ortaya dehşet verici manzaralar çıkıyor.

    Herkesin sorusu aynı:

    -Bunlar ne?

    Genel kanaat ise bunların “yozlaşmış Gladio” olduğu.

    * * *
    Gladio…

    Yozlaşmış Gladio..

    Gladio ne?

    Üye ülkelerde NATO tarafından kurulan, CIA tarafından yönetilen gizli örgütler… Paralel NATO.

    Eğer üye ülke bir komünist işgaline uğrarsa, bu silahlı gizli örgütler direnişe geçecekti.

    Tabii Gladio, İtalya’daki gizli örgütün adı… Kılıç anlamına gelmekte.

    Yunanistan’daki “ Koyun Postu”.

    Fransa’daki Rüzgar Gülü..

    Türkiye’deki Ergenekon…

    * * *
    Ne var ki Soğuk Savaş sona erip Sovyetler yıkılınca Batı bu “paralel NATO” örgütünü lağvetti… Özel harpçi profesyonellerin denetiminde örgütlenip halkın içinde yuvalanan gizli milisler dağıtıldı, onlara verilmiş olan silahlar toplandı.

    Türkiye’de bu yapılmadı.

    Şimdi çete faaliyetlerinden dolayı toparlananların ortak kimliklerinde benzerlikler var… Hepsi şu veya bu şekilde Kontr-Gerilla ile irtibatlanmış gibi..

    * * *
    Batı’da işlevi bitince dağıtılan bu paralel NATO örgütü neden bizde dağıtılmadı?

    Cuma gecesi Kral TV’de, Z Raporu’nda ağırladığımız eski Kültür Bakanı ve Susurluk Skandalı Komisyonun üyesi Fikri Sağlar, Türkiye’deki çeteleşmenin ekonomik boyutuna dikkat çekti.

    Birleşmiş Milletler Raporlarına göre dünyadaki “suç ekonomisinin” yıllık cirosu bir trilyon dolarmış.

    Evet, bir trilyon dolar…

    Ya Türkiye’deki suç örgütlerine düşen pay?

    O da yirmi yedi milyar dolar.

    * * *
    Fikri Sağlar, “vatan,millet, Sakarya” söylemiyle, cirosu 27 milyar dolar olan bir rantta el konduğunun altını çiziyor.

    Türkiye neden tam ve gerçek bir hukuk devleti olamıyor?

    Çünkü bunun karşısında saf tutanların götürdükleri para 27 milyar dolar…

    Çeteleşme, uyuşturucu, mafyalaşma; hepsine bu açıdan da bakmak gerek.

    * * *
    Nitekim, “Kod Adı :Susurluk” adlı kitabın yazarı da olan Fikri Sağlar, bizim topraklardaki uyuşturucu ticaretinin de altını çiziyor.

    Türkiye’den geçen uyuşturucunun yüzde 64’ü yakalanıyormuş… Bu başarının bir de arka yüzü var: yakalanamayan uyuşturucular… Bu da inanılmaz bir servet.

    Susurluk Komisyon Raporu, Türkiye’deki uyuşturucu ticaretinin boyutlarını altmış milyar dolar olarak veriyor..

    MHP eski genel başkan yardımcısı Bülent Yahnici ise Neşe Düzel’e “eskort eşliğinde bir uçtan girip diğeri uçtan çıkan uyuşturucu miktarının bedelinin yüz milyar dolar” olduğunu söylemişti.

    * * *
    Arşivlere girip hızlı bir araştırma yaptığınızda “aşırı milliyetçilikle, uyuşturucu ticareti” arasında çarpıcı bir bağ ortaya çıkmakta…

    Bu coğrafyada kanunsuz işlerin en fiyakalı örtüsü salçalı hamaset.

    Türk usulü Gladio’nun “vatan elden gidiyor” şamatası, güçleşen uyuşturucu trafiğine bağlı olmasın?

    Baksanıza Fikri Sağlar, Birleşmiş Milletler Raporuna dayalı olarak 27 milyar dolardan söz ediyor.

    Bir başkası altmış, bir diğeri yüz milyar doları telaffuz etmekte.

    * * *
    Gladio…

    Yozlaşmış Gladio…

    Vaktiyle NATO ve CİA tarafından Sovyet İşgali ihtimaline karşı örgütlenen, işgal söz konusu olmaktan çıkıp da kendi başına kaldığında uyuşturucu trafiğinden nemalanan bir cinayet ekonomisiyle mi karşı karşıyayız acaba?

    Yoksa herkesin gözünün önünde olup bitenler çoktan önlenemez miydi?

    Paylaşılan paralar milyar dolarlara ulaşınca bazı devlet görevlilerinde “suçu önleme” isteği kalmıyor galiba.

    Bu isteksizliği de genellikle “hamasi” nutukların arkasına saklıyorlar.

    Mehmet ALTAN, 2 Temmuz 2007, Pazartesi

  4. Yazan:Bahar Pınar Tarih: Jul 5, 2007 | Reply

    Elinize sağlık Ekrem Bey. Cok samimi ve icten bir yazı olmuş. Her kafadan bir başka ses çıkan ülkemizde boyle samimi fikir paylasimlarina, sagduyulu fikir yürütmelere çok ihtiyacımız var. Bir ünvan, bir görev arkadasından değil de sade vatandaş olarak neler hissettiğinizi, konu hakkında ne düşündüğünüzü, nelerden nasıl etkilendiğinizi çok yalın şekilde anlatmışsınız. Aslında bir çok insanın düşüncelerine tercüman olmuşsunuz. Çok teşekkür ederiz.

    Askerlik gerçekten Türk erkeklerinin ülke gerçekleri ile karşılaştıkları bir sosyal laboratuar. Bir çok erkekten sizinkine benzer hikayeler dinlemiş ve askerliğin bu açıdan çok olumlu bir tecrübe olduğuna kanaat getirmiştim kendimce. Bir çok erkek, askerlikle, ilk ve belki de son kez kendi sosyal çevresinden çıkarak değişik insanlarla karşılaşıyor, onlarla beraber zaman geçirip, birşeyler paylaşıyor. Belki de o yüzden anlata anlata bitiremiyorlar askerlik anılarını. 🙂 Böyle sosyal gerçekleri dinleyerek de olsa öğrenmeyi önemsiyorum, o yüzden askerlik anısı dinlemekten şikayet ettiğim düşünülmesin lütfen. 🙂

    Asıl konuya dönersek: Kendi çocukluk ve ilk gençlik zamanlarımda Kürt denince aklima ülkenin doğusunda yaşayan insanlar gelirdi. Aynı şekilde laz denilince Karadeniz’de yaşayanların, şaka yollu çingene denilince (ki ben uzun süre şaka yollu söylendiğini düşünmemiş, Trakyalıların tamamının çingene olduğunu sanmıştım) Trakya’dakilerin gelmesi gibi. 🙂 Çevremdeki konusmalar aşağılayıcı, hakaret içeren bir ton, ima içermiyordu kesinlikle. Coğrafi olarak yaşanan yeri çağrıştırıyordu sadece. Ayrımcılık da hissetmemiştim. Ama zaman içinde köprünün altından çok sular aktı. Ben de şu anda kısıtlı gözlemlerime dayanarak, PKK ya olan nefretin, kızgınlığın, son zamanlarda Kürt insanlarımıza yönelme meyli taşıdığını görüyorum. Tüm Kürtlerin PKK terör örgütünü desteklediğine, hepsinin ülkeyi bölmek istediğine ve bunun için uğraştığına inandırılmak istiyoruz. Bu kapsama okul, iş arkadaşlarımızın, komşularımızın, hatta bazı akrabalarımızın girdiğini unuturak. Ekrem Bey’in dedigi gibi, bu oyuna kesinlikle gelmemeliyiz. Türkler ve Kürtler olarak, (aslında Türkiye’de yaşayan tüm insanlar olarak) tam bir ayrışma aşamasını çoktan geçmiş vaziyetteyiz. Kendilerine Türk ya da Kürt diyen insanlar (ve kendini başka isimlerle ananlar), kendi içine kapanık yaşayan, sadece kendi milletinden insanlarla iş, ticaret yapan, mikro milliyetçilik yaparak birbirinden kız alıp vermeyen, birbirinden hiç etkilenmeyen topluluklar oluşturmuş değiller. Yüzyıllardır (yoksa bin yıl mı demeliydim?) bu topraklarda bir arada yaşamışız, ortak bir dine inanmışız, kız alıp vermiş, kültür alışverişi ve iş, ticaret yapmışız. Bu vatanı diğer unsurları ile beraber birlikte kurmuşuz, daha ötesi var mı? Bu saatten sonra bu iki milletin birbirine düşürülmeye çalışması, işin acı tarafı, her iki taraftan da buna meyil gösterenlerin olması insanın içini acıtıyor. Insallah bu oyuna gelmeyeceğiz. Bu ülkenin bir bütün olarak tüm vatandaşları ile ayakta kalması herkesin hayrına. Birbirimizi üzmeden bunu başaracağımıza inanıyorum. İnancımın sebebi, geçmişte başarmış olmamızdan kaynaklanıyor.

    Elinize sağlık Ekrem Bey. Gergin konuşmaların yapıldığı şu günlerde sağduyulu konuşanlara gerçekten ihtiyacımız var.
    Selam ile,

  5. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Jul 5, 2007 | Reply

    Haydar bey,

    Çocukların aşiretini bilmiyorum. Ama büyük kaçakçılıkların dışında küçük ölçekte de uyuşturucu ticareti var ve bu çok yaygın. Bu bağlantıları kendilerinin yapmaları mümkün değil tabi. Onlar, büyük bir organizasyonun ameleleleri mesabesinde… Bu işi nasıl, hangi kanallarla yapıyorlar, kimden alıp kime satacaklarını nasıl biliyorlar, bunları bilmiyorum. Ama orada sandığımızın aksine ya çok kolay bir geçiş imkanı var, ya da fazlaca geniş bir organizasyon, herkes işin içinde…
    Büyük çaptaki kaçakçılık ise, dünyanın bu konuda en kompetan adamları Türkiye’de. Bir tanesi “T.C. bana bir ay müsaade etsin, Türkiye’nin bütün borçlarını sıfırlayayım” demişti hapiste… Yukarıda verdiğiniz rakamlar da bunu doğruluyor. Yukarıdaki yazıda bahsedildiği gibi uyuşturucu ile aşırı milliyetçiler arasında sıkı bir bağ var. Ne yapıyorlar bunca parayı bilmiyorum…

  6. Yazan:Ece Tarih: Jul 6, 2007 | Reply

    Ekrem bey,
    çok insancıl bir yazı olmuş, ellerinize sağlık..
    Uyuşturucu ticareti konusundaki diyaloğa hiç şaşırmadım..Benim de erkek kardeşim Antep te okuyor ve yolculuk yaptığı otobüs firmalarının çoğunun, toz ticareti yaptığını, çoğunun bu yolla zengin olduklarını söylüyor..

    Kürt olmak hakikaten zor..
    Emrah isminde Diyarbakır lı zaza bir arkadaşım var..
    Kürt değilim diyor, beş vakit namazlı ve tertemiz bir çocuk..
    Msn de tanışıp aşık olduğu kız da egeli ve şu an birbirlerini çok seviyorlar..
    Kızın babası polis emeklisi..
    Geçenlerde Emrah ın varlığını ve Diyarbakır lı olduğunu öğrenmiş..Kıyametleri kopartmış..
    Öyle ki ,adam kürt yemeği diye, çiğ köfte bile yemezmiş..
    Sonları ne olacak bilmiyorum..
    ****

    Özellikle son döenmde her kürt, PKK lı gibi görülmeye başlandı…
    Halbuki bölünme yanlısı ve PKK destekçisi, kan dökülmesi taraftarı olmayıp, biraz daha fazla demokrasi isteyen kürt yazarların taleplerini okuduğumuzda , daha ziyade “anadilde eğitim öğretim” istediklerini görüyoruz..
    Bu talebi karşılamak belki imkansız değil ama, pratikte çok çok zor..
    Kürtçe lise müfredatı[tarih, coğrafya vs] baştan nasıl hazırlanacak, üniversite için kürtçe mühendislik dersleri, tıp dersleri sıfırdan başlanarak kimler tarafından ve nasıl verilecek..

    Örneğin, Güneyde yol tabelalarına şehir ve ilçe isimlerinin kürtçelerinin de ilave edilmesini istiyorlar..
    Bu belki bir nebze karşılanabilir..Ama ne kadar gereklidir??

    Bunları zor da olsa karşılamak çözüm olur mu bilmiyorum ama, sanırım ilk elden yapılması gereken şey, işsizliği ve fakirliği azaltıp, bölgeyi ekonomik anlamda kalkındırmak..

    saygılarımla

  7. Yazan:Ekrem Senai Tarih: Oct 9, 2009 | Reply

    Neyseki en son Genelkurmay açıklamasında bundan sonra terörle mücadelede profesyonellerin kullanılacağını öğreniyoruz. Yıllar sonra böyle bir kararın alınması çok sevindirici bir gelişme.

    Bu yazının üzerinden 2 sene geçti ve bu konuda hiçbir gelişme yok, kamuoyu yatıştı, söylemler unutuldu. Ne gerek var ki profesyonel askere öyle değil mi? Analar potansiyel şehitler doğurmaya devam ediyor nasıl olsa.

ÖNEMLİ

--------------------------------------------------------------------

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşlere katıldığımız anlamına gelmez.

Hakaret içerse dahi bütün yorumlar birer fikir eseridir. Ama bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatın yine de.

Not: Sitenin ismini dert etmeyin, “derinlik” üzerine bayağı bir geyik yaptık, henüz söylenmemiş bir şey bulmanız oldukça zor :)

Editörle takışmayın, o da bir anne-babanın evlâdıdır, sabrının sınırı vardır. Siz haklı bile olsanız alttan alın, efendilik sizde kalsın.

Sitenin iç işleriyle ilgili yorum yapmayın, aklınıza takılan soruları iletişim kutusundan sorun, kol kırılsın, yen içinde kalsın.

Kendi nezaketinizi bize endekslemeyin, bizden daha nazik olarak bizi utandırın. Yanlış ve eksik şeylerden şikayet etmek yerine bilgi ve yeni bakış açısı sunarak tamamlayın, düzeltin, tevazu ile öğretin bize bildiklerinizi.

Bu kurallara başkasının uyup uymamasına aldırmayın, siz uyun. Bütün yorumları hızla onaylanan EN KIDEMLİ YORUMCULAR arasındaki nizamî yerinizi alın.

--------------------------------------------------------------------
  • Siz de fikrinizi belirtin