Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Düşüş / Albert Camus »

  • Düşüş / Albert CamusUyku bir düşüş, uyanıklık bir çömelmeydi.
  • İnsanlar gösterdiğiniz nedenlere, içtenliğinize ve acılarınızın ağırlığına ancak siz öldüğünüzde inanırlar.
  • İnsan böyledir, iki yüzü vardır onun: Kendini sevmeden sevemez.
  • Aşktan ve iffetten umudumu kesince, geride, aşkın yerine çok iyi geçen, gülüşleri susturan, sessizliği geri getiren ve en önemlisi, ölümsüzlüğü sağlayan sefahatin kaldığını düşündüm en sonunda.
  • Şurası gerçek ki her şeyde rahattım, ama hiçbir şeyden de hoşnut değildim. Her haz bir başka hazzı aratıyordu bana.
  • Evet, bu dünyada savaş yapılabilir, aşk taklit edilebilir, hemcinsine işkence yapılabilir, gazetelerde boy gösterilebilir ya da yalnızca örgü örerken komşu çekiştirilebilir. Ama bazı hallerde, devam etmek, yalnızca devam etmek insanüstü bir şeydir.

Read the rest

Derin Lügat güncellendi. Sürüm 7.0 yayında. »

  • Derin Lügat güncellendi. Sürüm 7.0 yayında.Yeni sürümlere dair not: Eski sürümleri indirip okumuş olanların işini kolaylaştırmak için kelimelerin sırasını değiştirmiyoruz. Yani her yeni sürümde okumaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.
  • 7ci sürüme eklenen yeni terimler: Uluslararası adalet, Az gelişmiş ülke, Hoşgörü, Kabz, Büyüme, Gerçek sonrası, Realpolitik, Kaos.

İnsanlık neredeyse 4 asırdır “ilerleme” adını verdiği müthiş bir gerileme içinde. Tarihteki en kanlı savaşlar, sömürüler, soykırımlar, toplama kampları, atom bombaları, kimyasal ve biyolojik silahlar hep Batı’nın “ilerlemesiyle” yayıldı dünyaya. En korkunç barbarlıkları yapanlar hep “uygar” ülkeler.  Her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin değerini bilmeyen bu insanlar nereden çıktı? Yoksa kelimelerimizi mi kaybettik?

Aydınlanma ile büyük bir karanlığa gömüldü Avrupa. Vatikan’ın yobazlığından kaçarken pozitivist dogmaların bataklığında kayboldu. “Yeniden doğuş” (Rönesans) hareketi sanatın ölüm fermanı oldu: Zira optik, matematik, anatomi kuralları dayatıldı sanat dünyasına. Sanat bilimselleşti, objektif ve totaliter bir kisveye büründü. (Bkz. Rönesans’ın Kara Kitabı)

Kimse parçalamadı dünyayı “Birleşmiş” Milletler kadar. Güvenliğimiz için en büyük tehdit her barış projesine veto koyan BM “Güvenlik” Konseyi değil mi? Daimi üyesi olan 5 ülke dünyadaki silahların neredeyse tamamını üretip satıyor. “Evrensel” insan hakları bildirisi değil güneş sisteminde, sadece ABD’deki zencilerin haklarını bile korumaktan aciz. Bu kavram karmaşası içinde Aşk kelimesi cinsel münasebetle eş anlamlı oldu: ing. To make love, fr. Faire l’amour… Önce Batı, sonra bütün insanlık akıl (reason) ile zekânın (intelligence) da aynı şey olduğunu sanmışlar. Oysa akıl iyi-kötü veya güzel-çirkin gibi ayrımı yaparken zekâ problem çözer; bir faydayı elde etmek ya da bir tehditten kurtulmak için kullanılır. Bir saniyede 100.000 insanı ve sayısız ağacı, böceği, kediyi, köpeği oldürecek olan atom bombasını yapmak zekâ ister ama onu Hiroşima üzerine atmamak için akıl gerekir.

İster Batı’yı suçlayalım, ister kendimizi, kelimelerle ilgili bir sorunumuz var: İşaret etmeleri gereken mânâların tam tersini gösterdikleri müddetçe sağlıklı düşünmeye engel oluyorlar. Çözüm ürettiğimizi sandığımız yerlerde yeni sorunlara sebep oluyoruz. Dünyayı düzeltmeye başlamak için en uygun yer lisanımız değil mi? Kayıp kelimelerin izini sürmek için yazdığımız Derin Lügat’ı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Kaos / Chaos / хаос / χάος / فوضى »

Kaos / Chaos / хаос / χάος / فوضى

Ne değildir?

Kuralsız, kaidesiz bir varoluş değil.

Nedir?

İnsan aklının umduğu düzeni bulamadığı zaman verdiği isim.

Neden?

İnsan karşılaştığı yeni durumları, bilmediklerini bildikleri cinsinden ifade etmek ister. Tarafların ve savaş sebebinin belli olduğu durumda, bir savaşa bile “kaos” demez. Ama kimin kimi neden öldürdüğü, şiddetin ne zaman duracağını bilmiyorsa bu onun için kaotik bir durumdur. İnsan, bilimsel bilgisiyle açıklayamadığı, tümevarımla öngöremediği durumlara da “kaos” adını verir. Aslında bu bilimsel bir saptama değil indî bir yargıdır. (Bkz. İndî / Sübjektif / Objektif / ذاتي)

Nedensellik zincircilerini kurmakta zorluk çektiğimiz her durum için “kaos teorileri” üretiriz. Kelebek etkisi, atmosferik olaylar, sosyo-psikolojik eğilimler, ekonomik krizler… (Bkz. Nedensellik / Causality / العلاقة السببية ) Aslında bu olayların hepsi tâbi oldukları tabiatın kaidelerine uygun biçimde gerçekleşir. Ama insan “bilmiyorum” demeyi sevmez, bu nefsine ağır gelir. Bu sebeple “bilinecek bir şey yok, kaos bu!” der. Köfte yapmak için pazara gidip, ne soğan, ne maydanoz, ne de kimyon bulamayan teyzemize “Ah! Pazarda hiçbir şey yok” dedirten sübjektif yokluktur bu. (Bkz. Yokluk / Absence / غياب) Kısacası, fırtınalı bir deniz, saatte 400 km hızla esen rüzgâr veya Florida’yı yerle bir eden bir hortuma “kaotik” denilemez. Zira havanın ve suyun etkileşimi Newton fiziği ve hidrodinamik kaidelerle açıklanabilir. Isınan ve soğuyan moleküllerin hareketleri (biz hesaplamayı beceremesek bile) fizik yasalarına uygundur. Read the rest

Realpolitik / الواقعية السياسية »

Realpolitik / الواقعية السياسيةNe değildir?

Ahlâksız, ilkesiz, sadece menfaat hesaplarıyla yapılan dış politika değil.

Nedir?

Ülkeler arası politika tarifi icabı daima ahlâksız (kötü ahlâk değil, renksiz, a-moral), ilkesiz, sadece menfaat hesaplarıyla yapılır. Uydurulan ideolojik veya ahlâkî kılıflar genellikle çok uzun ömürlü olmaz.

Diplomasi zaten reeldir

Yobaz laik Fransa İslâm(?) devrimcisi Humeyni’ye, ultra-liberal Thatcher Şili diktatörü Pinochet’ye destek vermişti. Bugün de Mısır diktatörü Sissi, en büyük desteği demokratik ve özgürlük savunucusu(?) Batı Avrupa’dan ve ABD’den almakta. (Bkz. Her başarılı diktatörün arkasında bir Batı ülkesi vardır!)

Ülkeler neden insanlara benzemez?

Ülkeler insanlardan oluşur ama aralarındaki münasebetler, yani diplomasi “reel” bir mefhumdur yani ülkeler ya ticaret yaparlar yahut savaş. Bir başka deyişle, iki ülke birbirine ya müspet menfaatler sağlar yahut bu “menfaat” menfi olur, yani zarar verir. Bunun dışında ülkeler arasında bir faaliyet zemini aramak muhaldir. Oysa insanlar arası ilişkiler 5 zeminde gerçekleşir:

  1. Muhabbet,
  2. Merhamet,
  3. Adalet,
  4. Ticaret,
  5. Şiddet.

Diplomasiyi anlamayan insanlar, kendi aralarındaki dostluk, sevgi gibi münasebetlerin benzerini ülkeler arasında da olduğunu vehmederler. Oysa Read the rest

Siracul Mülûk / Muhammed Bin Turtuşi »

Siracul Mülûk / Muhammed Bin TurtuşiNasihat etmek: Bilmelidir ki, müslümanlara ve bütün insanlara nasihat etmek, doğruyu göstermek ve öğretmek, peygamberlerin sünnetidir. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, bütün peygamberlerini nasihat edici olarak gönderdiğini bildirdi. Ebû Hüreyre’nin ( radıyallahü anh ) rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte, Resûlullah efendimiz ( aleyhisselâm ); “Din nasihattir. Din nasihattir. Din nasihattir” buyurdu. Müslümanlara nasihat; onlara şefkatli olmak, büyüklerine hürmet ve hizmet, küçüklerine merhamet göstermektir. Onların sıkıntılarını gidermek ve kendilerini saadete çağırmaktır.

Bütün insanların İslâmiyeti sevmeleri için nasihat; onları imâna da’vet etmek ve küfrün kötülüğünü anlatmaktır. Hazreti Ömer ( radıyallahü anh ) buyurdu ki: “Kusurlarımı bana gösteren kişiye Allahü teâlâ rahmet etsin.” Meymûn bin Mihrân, Ömer bin Abdülazîz’in kendisi için şöyle dediğini bildirdi: “Bende olan hoşlanmadığın şeyleri bana söyle. Kişi, arkadaşının beğenmediği şeyleri onun yüzüne söylemedikçe nasihat etmiş olmaz.”

Abdullah bin Vehb buyurdu ki: “Kişinin, beğendiği şeyi, başkası için de beğenmesi güzel olur. Kendisine faydası olmayanın, başkasına faydası olmaz.”

Akıllı ve ağırbaşlı olmak: Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde hilm sahiplerini övdü. Yahyâ bin Zekeriyyâ, Îsâ aleyhisselâm ile karşılaştı ve ona; “Ey Rûhullah! Dünyâ ve âhırette en şiddetli olan şey nedir?” diye sorunca; “Allahü teâlânın gadabıdır” buyurdu. Tekrar, “Beni Allahü teâlânın gadabından koruyan şey nedir?” dedi. Îsâ (aleyhisselâm); “Gadabı terk etmendir” buyurdu. Tekrar, “Gadabın, öfkenin başlangıcı ne iledir?” dedi. O da; “Büyüklenmek, insanlara karşı övünmek” buyurdu. Read the rest

Kitle Psikolojisi / Sigmund Freud »

Kitle Psikolojisi / Sigmund FreudKitle uysal bir sürü gibidir, başında bir sürü olmadan yaşayamaz. İtaate karşı öylesine bir susamışlık içindedir ki, ortaya çıkıp kendisini efendi ilan edecek herkese içgüdüsel bir boyun eğişle karşılık verir. […]

Schiller’in sözü “Herkes tek başına hayli zeki, akıllı ama başkalarıyla kalın kafalı”. Kitle ferdinin ana özellikleri şunlar; bilinçli kişiliğin kaybolarak bilinçsiz kişiliğin hakimiyeti ele geçirişi, duygu ve düşüncelerin telkin ve sirayet neticesinde aynı yöne yönelişi, telkinle alınan direktifleri vakit geçirmeden gerçekleştirme eğilimi, yani bireyin artık kendisi olmaktan çıkıp iradeden yoksun bir otomata dönüşü. […] Ayrıca, örgütlenmiş kitleye yalnızca katılışı bile, insanın uygarlık merdiveninin birden çok basamağını gerisin geri inmesine yol açar. Cemiyetten tecrid durumdayken belki üstün bir aşamada bulunan birey, kitlede barbar bir kişiye dönüşür, yani içgüdüleriyle davranan bir yaratık olup çıkar, ilkeller gibi içinden geldiği gibi hareket eder, ansızın parlar, vahşice eylemlere girişir, coşkulara ve yiğitlik gösterilerine kaptırır kendini.

Read the rest

Dikkat Kitap: Fikir Kırıntıları-4 »

Dikkat Kitap: Fikir Kırıntıları-4Dünyada gerçekten ekonomik kıymeti olan şey emek ve hammaddedir. Savaşlar, emeğin ve hammaddenin fiyatını ödemek istemeyen, üstelik kendine “uygar” diyenler tarafından çıkartılıyor. Mali, Gana ve Fildişi Sahilleri’nde köle çocuk çalıştıran Avrupa ve ABD firmaları, hem o ülkenin kakaosunu hem de çocukların emeğini çalmıyor mu?

Bolivya’nın lityumunu çalan “uygarlar” da hammadde peşinde. Zira çok iyi biliyorlar ki, arkasında altın, kakao veya lityum olmadan bastıkları euro ve dolarların hiçbir değeri yok. Alın teriyle sulanmamış ekranlardaki borsa endekslerinin yenmeyeceğini bizden çok daha iyi biliyorlar. Ama onlar eşkiyalığı tercih ettiler. Denizleri ve limanları işgâl edip, tüccar ve üreticiyi soymayı, çalışıp üretmekten üstün tuttular.

İslâm coğrafyasında sürüp giden petrol savaşları deniz yollarından ayrı düşünülebilir mi? Sudan petrolünü Çin’e taşıyan yol Yemen ve Malaka boğazından geçiyor. İran ve Arap petrolünü Avrupa’ya taşıyan yol ise Mısır’daki Süveyş kanalından. Akdenizi’in Atlantik kapısı olan Cebelitarık ve Pasifik’i Altantik’e bağlayan Panama da aynı “uygarların” kontrolünde. Bütün deniz yollarını kontrol eden bu ülkeler hem Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto hakkına sahipler hem de dünyadaki silahların %90’ını üretip satıyorlar. Ve aynı ülkeler sürekli dünya barışı ve özgürlük için çalıştıklarını söylüyorlar … Yersen!

Kendisini dünyanın mâliki gibi gören “uygarlığın” önüne çıkan liderler öldürülüyor, ülkeler işgal ediliyor, hükümetler darbe ile, halklar ise terörle “terbiye” ediliyor.

Evet… Bu konulara odaklanan Fikir Kırıntıları serisinin 4cü kitabını ilginize sunuyoruz. Konu başlıkları şöyle:

  1. Bazı çocuklar çikolatadan nefret eder!
  2. Lityum savaşları başladı!
  3. Savaşsızlık, barış değildir!
  4. Bilimsellik aklın emaresidir; bilimcilik ise akılsızlığın!
  5. Denizlere hâkim olanlar nasıl dünyaya hâkim oldular?
  6. Modern savaşlarda neden insan değersizleşiyor?
  7. Teröre karşı sıradan vatandaşların yapabilecekleri 3 şey

“Fikir Kırıntıları-4” adlı e-kitabı buradan indirebilirsiniz.

Şeker Portakalı / José Mauro De Vasconcelos »

Şeker Portakalı / José Mauro De VasconcelosÇocuk yüreği unutur ama affetmez.

 *     *     *

Onu düşünmekten kendimi alamıyorum, şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.

 *     *     *

Evet yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek Buck Jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil. Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek… Ve bir gün büsbütün ölecek.

Read the rest

Işık Doğudan Gelir / Cemil Meriç »

Işık Doğudan Gelir / Cemil MeriçBatıda Ansiklopedi

Bir Türün Tarih Öncesi

 Dilimize Fransızcadan aktarılmış ansiklopedi… önce lisan iffetimizi korumağa çalışmışız: «Muhit-ü maarif», «daire- t-ül maarif» gibi kelimeler uydurulmuş. Ama teşebbüsler başarıya ulaşamayıp, bu isimler müşahhas örneklere bağlanamamış ve unutulup gitmiş. Ansiklopedi, Cumhuriyet döneminin iktibaslarından. Yunanca asli: «enkuklios paideia» yani bütün ilimleri kucaklayan eğitim. Yunanlılarla Romalılar, her okur yazar insanın, hayata atılmadan veya belli ‘bir konu üzerinde derinleşmeğe başlamadan önce sahip olması gereken umumi bilgilerin hepsine birden ansiklopedi demişler. Kelime, ne Antikite’de kitap başlığı olarak kullanılmış, ne Ortaçağda; XVI. yüzyılda, liberal sanatları içine alan pedagojik felsefi eserlerin adı. XVII. yüzyıldan bu yana, bugünkü anlamda kullanılmağa başlanmış: her çeşit bilgiyi kucaklayan eser.

Francis Bacon’a kadar çeşitli isimlerle nice ansiklopediler yayımlanmış: «speculum», «summa», «cyclopedia»… ama hiçbirinin çağdaş ansiklopediler tarihinde yeri yok. Çünkü felsefî bir görüşe dayanmazlar, tasnifleri temelsizdir. Kelimeyi İngilizcede ilk kullanan Thomas Eliot (1531), Fransızcada Rabelais (1532). Avrupa’da ilk gerçek ansiklopedi ise Francis Bacon’dan (1561-1626) sonra yayımlanabilmiştir. Neden? Çünkü ilimleri ilmî denebilecek bir sınıflamaya kavuşturan ilk filozof odur. Bacon’un tasnifi Almanya’da da, İngiltere’de de yankılar uyandırmış ama gerçek ifadesini Diderot ile D’Alembert’in şaheserinde, yani ünlü «Ansiklopedi»de bulmuş: XVIII. asır ansiklopedisi yahut sadece ansiklopedi.

 Zamanımız Ansiklopediden Ne Anlıyor?

  Batı kaynaklarına göre ansiklopedi «bilgilerin bütünü »… Müphem ve kaypak bir tarif. Hangi bilgilerin, nasıl bütünü? «İlimlerin prensip ve neticelerini, belli bir metoda veya alfabe sırasına göre sergileyen eser». İlimler içinde dinler de felsefeler de yer almaz mı? İlimlerin prensip ve sonuçlan çağdan çağa, ülkeden ülkeye değişmez mi?

Read the rest

Siracul Mülûk / Muhammed Bin Turtuşi »

Siracul Mülûk / Muhammed Bin Turtuşi“Allahü teâlâya hamd eder, O’nun var ve bir olduğuna, herşeyi yaratan, terbiye eden, yetiştiren, her iyiliği yaptıran, gönderen bir Rab olduğuna şehâdet ederim. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O’nun kulu ve seçilmiş peygamberidir. O’nu insanlara ve cinlere korkutucu ve müjdeleyici olarak gönderdi. O’nu kendine da’vet edici kıldı. Muhammed aleyhisselâma salât ve selâm eder, O’nun tertemiz Ehl-i beytine, seçilmiş Eshâbına duâlar ederim.

İdarecilerde bulunması gereken iyi hasletler: Mu’âviye ( radıyallahü anh ), Sa’saa bin Sühan’a: “Ömer bin Hattâb’ın ( radıyallahü anh ) vasıflarını söyler misin?” diye sorunca, o da: “Hazreti Ömer, idâresi altında olanların hâllerini yakından bilirdi. Adâlet ile iş görürdü. Kibirli değildi, özür dileyenin özrünü kabûl ederdi. Ayıplarını örter idi. Her bakımdan emîn idi. Doğruyu, hakkı ortaya çıkarmak için çalışırdı. Hangi durumda olursa olsun, kuvvetli karşısında zayıfı korur, himâye ederdi” dedi.

Âlimler buyurdu ki: “İyilik, sevgi kazandırır. Kötülük, düşmanlığa sebeb olur. Münâkaşa etmek, düşman kazandırır. Uymak, itaat etmek, dostluk meydana getirir. Doğruluk, i’timâd kazandırır. Emânete riâyet, kalb huzûru meydana getirir. Adâletli olmak, kalbleri toparlar ve sevgi doldurur. Zulüm, parçalanmaya, bölünmeye götürür. Güzel ahlâk, muhabbete, kötü ahlâk, insanların uzaklaşmasına sebeb olur. İyilik ve cömertlik, dostluğa, cimrilik, yalnızlığa götürür. Kibirlilik, hiddet, tevâzu yükseklik kazandırır. Cömert olmakla kişi övülür, medhedilir. Cimrilik, kötülenmeye götürür. Gevşeklik, zayi olmaya, ciddiyet, işlerin düzenli yürümesine götürür. Aldanmak ve gaflet, pişmanlık sebebidir. Sağlam tedbir almak, ele geçen ni’metin devamına sebebtir. Acele etmeksizin istenen şeyler, kolay ele geçer. Konuşmayıp susmakla, heybet husule gelir. Faydalı olmayanı terk ile, fazilet kazanılır. Read the rest