Main Content RSS FeedÖnceki Yazılar

Deregülasyon, 1979 Petrol Şoku ve Yeni Küresel Sistem »

Deregülasyon, 1979 Petrol Şoku ve Yeni Küresel Sistem

  • Geçen gün “İran Rehine Krizi, ABD seçimleri ve Petrol” başlığı altında 1979 petrol şokunu, İran’da 444 gün rehin kalan Amerikalıların yüzünden ABD’nin başkan değiştirdiğini ve bu işin şaşırtıcı perde arkasını anlatmıştık. Bu gece bu olayların küresel sonuçlarını konuşalım.
  • Birbiriyle ilgisiz gibi görünen birkaç olay neredeyse aynı anda oldu: Ultra-liberal Reagan ekibinin İngiliz Thatcher ile birlikte Atlantik’in iki yakasını tutması; petrol kıtlığı yüzünden zengin ülkelerde patlayan işsizlik; bu krizin etkisiyle “sosyal devlet (baba)” inancının çöküşü, ulus-devletlerin zayıflaması…
  • Bildiğiniz gibi 1980 senesi dünya tarihinde bir dönüm noktasıdır. Küresel finans devlerinin hukuk üstüne çıkışının başlangıcı olarak bu sene kabul edilebilir. 1980’de başlan bu dönüşüm, 2008 finansal kriziyle tamamlandı. Bugün G20 ülkelerinin toplamı bile küresel finansa kafa tutamayacak kadar zayıf.
  • Bu meseleyi daha önce ele aldığımız için bir kitap tavsiye ederek konumuza geri dönelim: Dikkat Kitap: Banka Ordudan Tehlikelidir
  • Naomi Klein’ın meşhur “Şok Doktrini” 1979 petrol krizini takip eden ultra-liberal dönüşüme çok uygun bir tasavvur. Yani insanların ortak sorunlara ortak çözümler aramaya alıştığı bir zihniyetten aşırı bencil bir dünyaya geçmek için yaşanan (veya zorla bize yaşatılan) bir şok. Read the rest

İran Rehine Krizi, ABD seçimleri ve Petrol »

  • İran Rehine Krizi, ABD seçimleri ve Petrolİran şahı henüz devrilmemişti, sene 1978, aylardan kasım. Petrol sektöründe başlayan grev ülkeyi sarsıyordu. Harg terminalinde 30 kadar tanker petrol almak için bekliyordu.
  • Ne oluyordu tam olarak? İran Devrimi’nden önce başlayan grev ve sonrasında petrol üretimindeki azalma nedeniyle ikinci petrol şoku başladı, geldik 1979’a. Küresel petrol arzı sadece % 4 oranında azalmıştı ama abartılı yorumlar, kasıtlı haberler ile panik başladı ve fiyat 2 ile çarpılarak 40 $ oldu!
  • Sonra? Sonrası 1973 petrol krizindeki gibi, benzin istasyonlarında uzun kuyruklar, karneyle benzin satışı, petrol ithal eden ülkelerde büyümenin durması…
  • Evet, Tahran’daki sıkıntılar bu fiyat artışını açıklamaya yetmiyordu çünkü Suudi Arabistan, düşen İran petrol arzını tazmin edecek kadar arttırmıştı kendi üretimini.
  • 1980’de İran-Irak Savaşı’nın patlak vermesinin ardından İran’da petrol üretimi neredeyse durdu ve Irak’ın petrol üretimi de ciddi biçimde azaldı. ABD ve diğer ülkelerde ekonomik durgunluklar tetiklendi. Petrol fiyatları, 1980’lerin ortalarına kadar kriz öncesi seviyelere gerilemeyecekti.
  • İşte bu sırada önemli bir şey oldu: Dönemin ABD başkanı Jimmy Carter, petrol ve finans mafyasını rahatsız edecek bir çıkış yaptı ve şöyle dedi: “ABD’nin ithal petrole olan bağımlılığı, ekonomimizi ve ulusal güvenliğimizi tehdit edecek noktaya geldi”… Mafya buna çok kızdı. Neden?
  • Başkan Carter “ithal petrol” derken petro-dolar sisteminden, sürekli silahlanmadan ve doların değer kaybetmesinden beslenen bir sisteme çomak sokmuştu. Bunun bedelini ödemeliydi. Zaten Panama kanalı ve Ruslarla stratejik silahların sınırlandırılması gibi konularda da mafyayı kızdırmamış mıydı?
  • İran Rehine Krizi, ABD seçimleri ve PetrolOlaylara ulus-devlet penceresinden bakarsanız, elbette ABD kendi petrolünü kullanmalı, Carter’in tavsiye ettiği gibi biraz tasarruf yapmalı ve ithal petrolden kurtulmalıydı. Zaten Texas ve Alaska petrolleri bu işe yeterdi. Ama bu doların, yerli endüstrinin güçlenmesi demekti yani?
  • Yani devletin güçlenmesi, ABD’nin karşılıksız para basmayı bırakması, Rockefeller ailesinin 100 küsür yıldır kurduğu imparatorluğun sonu! Kennedy’yi bunun için öldürmüşlerdi; bir kurşun daha neden sıkılmasındı?
  • Ama Carter’ı öldürmeye gerek kalmayacaktı çünkü başkanlık seçimleri yakındı. Carter gibi başkancılık oynamak isteyen asi bir çocuğun yerine uysal bir köpek koymak çok daha kolay görünüyordu. Bu fino köpeği, 1980’lerde başlatılacak olan ultra-liberal dalganın çobanı Ronald Reagan’dı.
  • Peki orta kalite bir aktör ve birinci sınıf bir pislik olan Regan, Carter gibi sevilen bir adama karşı nasıl seçim kazanacaktı? Carter’i başarısız gösterecek uzun süreli bir kriz gerekliydi.
  • İran Devrimi’ni destekleyen bir grup İranlı üniversite öğrencisi 4 Kasım 1979’da Tahran ABD elçiliğini bastı ve 52 Amerikalı diplomat ve/veya ABD vatandaşını rehin aldı. Bu Hollywood filmi 20 Ocak 1981’e kadar 444 gün sürecekti. Carter’ı rezil etmek için 44 gün medya işkencesi… Read the rest

Frankenstein ve Marx »

  • Frankenstein ve MarxFrankenstein adlı romanın Karl Marx ile aynı yaşta olduğunu duymuş muydunuz? Her ikisi de 1818 yılında gelmişler dünyaya! Tesadüf? … Asla!
  • Mary Shelley tarafından yazılan Frankenstein romanını Marx 25 yaşında iken okumuş ve çok beğenmiş. Meşhur eseri Kapital’deki “kan emici Kapitalizm” metaforu ihtimal bu kitaba bir atıf. Çoğu insanın fark etmediği bir şeyi gördü Marx Frankenstein’ın sayfalarında… Neydi o?
  • Okuyanlar hatırlayacaktır, Frankenstein bir korku romanından çok felsefî bir romandır aslında. Evet, bilim-kurgu sosludur. Ama özü felsefîdir. Sanırım Marx’ın kitabı sevmesinin sebebi de buydu. İki satırda özetleyecek olursak…
  • Romanın kahramanı tabiat bilimleri ve felsefe ile uğraşan bir öğrencidir, Victor Frankenstein. (”Yaratıcının” adıdır bu, canavarın değil). Victor deneyler sonucunda hayat vermenin sırrını keşfeder ve insanı yeniden yaratmak ister. Bunun için…
  • Mezarlardan topladığı ceset parçalarını birleştirir. Fakat netice beklediği gibi olmaz. “Yaratık” canavarlaşır, başta “yaratıcısı” olmak üzere insanlara zarar verir.

Read the rest

Derin Lügat güncellendi. Sürüm 9.0 yayında. »

  • Derin Lügat güncellendi. Sürüm 9.0 yayında.Yeni sürümlere dair not: Eski sürümleri indirip okumuş olanların işini kolaylaştırmak için kelimelerin sırasını değiştirmiyoruz. Yani her yeni sürümde okumaya kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.
  •  9cu sürüm ve bir istisna: Bu sürümde medeniyet maddesi güncellendi ve önemli eklemeler yapıldı.
  • Bu sürümdeki yeni kelimeler: Tarihin Sonu, Beyin Göçü, Kölelik, İnsanlık, Maske, Vermek.

İnsanlık neredeyse 4 asırdır “ilerleme” adını verdiği müthiş bir gerileme içinde. Tarihteki en kanlı savaşlar, sömürüler, soykırımlar, toplama kampları, atom bombaları, kimyasal ve biyolojik silahlar hep Batı’nın “ilerlemesiyle” yayıldı dünyaya. En korkunç barbarlıkları yapanlar hep “uygar” ülkeler.  Her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin değerini bilmeyen bu insanlar nereden çıktı? Yoksa kelimelerimizi mi kaybettik?

Aydınlanma ile büyük bir karanlığa gömüldü Avrupa. Vatikan’ın yobazlığından kaçarken pozitivist dogmaların bataklığında kayboldu. “Yeniden doğuş” (Rönesans) hareketi sanatın ölüm fermanı oldu: Zira optik, matematik, anatomi kuralları dayatıldı sanat dünyasına. Sanat bilimselleşti, objektif ve totaliter bir kisveye büründü. (Bkz. Rönesans’ın Kara Kitabı)

Kimse parçalamadı dünyayı “Birleşmiş” Milletler kadar. Güvenliğimiz için en büyük tehdit her barış projesine veto koyan BM “Güvenlik” Konseyi değil mi? Daimi üyesi olan 5 ülke dünyadaki silahların neredeyse tamamını üretip satıyor. “Evrensel” insan hakları bildirisi değil güneş sisteminde, sadece ABD’deki zencilerin haklarını bile korumaktan aciz. Bu kavram karmaşası içinde Aşk kelimesi cinsel münasebetle eş anlamlı oldu: ing. To make love, fr. Faire l’amour… Önce Batı, sonra bütün insanlık akıl (reason) ile zekânın (intelligence) da aynı şey olduğunu sanmışlar. Oysa akıl iyi-kötü veya güzel-çirkin gibi ayrımı yaparken zekâ problem çözer; bir faydayı elde etmek ya da bir tehditten kurtulmak için kullanılır. Bir saniyede 100.000 insanı ve sayısız ağacı, böceği, kediyi, köpeği oldürecek olan atom bombasını yapmak zekâ ister ama onu Hiroşima üzerine atmamak için akıl gerekir.

İster Batı’yı suçlayalım, ister kendimizi, kelimelerle ilgili bir sorunumuz var: İşaret etmeleri gereken mânâların tam tersini gösterdikleri müddetçe sağlıklı düşünmeye engel oluyorlar. Çözüm ürettiğimizi sandığımız yerlerde yeni sorunlara sebep oluyoruz. Dünyayı düzeltmeye başlamak için en uygun yer lisanımız değil mi? Kayıp kelimelerin izini sürmek için yazdığımız Derin Lügat’ı ilginize sunuyoruz. Buradan indirebilirsiniz.

Amerika’nın İşgali / Howard Zinn ve Bartolome de Las Casas »

Amerika’nın İşgali / Howard Zinn ve Bartolome de Las CasasSunuş: Bir okul kitabında “1453 senesinde Türkler İstanbul’u keşfetti” yazdığını görseniz gülersiniz değil mi? Ama Kristof Kolomb’un 1492’de Amerika’yı keşfetmesi(!) hâlâ okullarımızda ders olarak okutuluyor. Kolomb İspanya’ya dönerken, Asya’ya ulaştığını zannediyordu ve gerçeği ömrünün sonuna kadar anlamayacaktı. İlk ulaştığı adayı Hindistan’ın batısındaki bir ada ve sonradan geçtiği Küba adasını ise eski adıyla Cipango şimdiki adıyla Japonya olduğunu sandı. Kolomb büyük bir denizci, bir gezgin, maceracı veya bilgin değildi. Amerika’yı keşfeden(!) Kolomb yağmacı, cahil bir hırsız ve altın için soykırım dâhil her şeyi yapmaya hazır bir katildi.

Değerli yazarımız  Süleyman Kibar’ın kaleme aldığı bu kitap sohbeti, Amerika’nın işgalini anlatan iki kitap üzerine:

  • Amerika Birleşik Devletleri Halklarının Tarihi, Howard Zinn
  • Yerlilerin gözyaşı, Bartolome de Las Casas

Not: Makalenin sonunda yazarlar hakkında ilginç bilgiler bulacaksınız. (MY)

Yeni Dünya

Tüm anlatacaklarımız 1492 yılında İtalyan “Denizci” Christopher Columb’un Asya’ya ulaşmak amacını güderek denize açılmasıyla başladı. Columb’un Asya’ya gitme nedeni altın, ipek ve baharattı. Marko Polo ve diğer isimlerin geçmişte yaptıkları yolculuklardan elleri boş dönmediği bilindiği üzere Asya’da altın olduğu düşünülüyordu. Bu altın arayışı için Columb Osmanlı Devleti’nin kapısına dahi geldi lakin eli boş ayrıldı. En sonunda İspanya kralı ve kraliçesinin desteğini alan Columb böylece altın avına hazırdı lakin bir pürüz vardı. Türkler Doğu Akdeniz’i ve Asya’ya giden karayollarını denetlediği için Columb Asya’ya alternatif bir deniz yolu ile gitmesi gerekmekteydi. O tarihlerde Portekizli denizciler Asya’ya ulaşmak için Afrika’nın güney ucundan dolanıyorlardı lakin İspanyollar bunu tercih etmeyerek, tehlikeli bir kumar oynadı. Dünya’nın şeklinin geoit olduğu bilindiği üzere Batı’ya giderek Doğu’ya ulaşmayı amaçladılar. Çok riskli ve bilinmezlik doluydu lakin Columb için çok büyük zenginlik ve şan fırsatıydı. Öyle ki, getireceği altın ve baharat karşılığında Columb ganimetten yüzde on pay alacak, ayrıca keşfettiği her yeni ada ya da toprak parçasına vali olarak atanacak ve okyanusların Amirali ünvanına sahip olacaktı.

Amerika’nın İşgali / Howard Zinn ve Bartolome de Las CasasBu teşvik ile birlikte Columb, en büyüğü 30 metre uzunluğundaki 3 yelkenli gemi ve mürettebatı ile yola çıktı. (Howard Zinn 39 kişilik bir mürettebatın olduğunu söylerken Robert V. Remini bu sayının 90 olduğunu belirtmektedir.) 33 günlük bir süreç ardından 12 Ekim 1492’de Asya sanılan Bahama Adaları gözüktü. İlk olarak San Salvador adasına inen Columb ve mürettebatı adanın yerlileri olan Arawak halkı ile karşılaştı. Arawak halkı köylerde yaşıyordu. Mısır ve yer elması gibi ürünler yetiştiriyor, tarımla uğraşıyorlardı. Dokumacılığı biliyorlardı fakat atları ya da iş hayvanları yoktu. Demiri tanımıyorlardı. Sadece değerli eşya olarak kulaklarına altın küpeler takmışlardı.

Columb’un gözüne çarpan da bu altın küpelerdi. Altın küpeleri gören Columb, bazı yerlileri tutsak alarak onlara kendisini altının kaynağına götürmelerini istedi. Böylece Columb, Hispaniola’ya (Şu an Haiti ve Dominik Cumhuriyet’inin bulunduğu ada) geçti. Yerliler en başta İspanyolların gökyüzünden geldiklerine inanıyorlardı. Onlara çok iyi davranıyor, örnek bir misafirperverlik gösteriyorlardı. İspanyolların yaptıklarına ve yerli halkın durumuna tanık olan Kübalı papaz Bartolome de las Casas Yerlilerin Gözyaşları adlı eserinde yerlilerden şöyle bahsetmektedir:

İspanyollara karşı sabırlı, uysal ve barışsever davranıyorlardı. Kavga ve karışıklıklardan uzakta, nefret ve intikam duyguları taşımadan yaşayan yumuşak mizaçlı insanlardı. Gördüğüm en narin ve ufak tefek insanlardı. Vücutları sert bir fırtınaya, ağır çalışma koşullarına ya da basit bir hastalığa dayanamayacak kadar zayıftı. En yoksul görünümlü yerlilerin çocukları bizdeki kralların ya da önemli şahsiyetlerin çocukları kadar narinlerdi. Çok yoksuldular. Çok az şeyleri vardı. Dünyevi mallara hayranlık duymuyorlardı. Bundan dolayı kibirli, ihtiraslı ve açgözlü değillerdi. O kadar az yiyorlardı ki en dindar münzevi bile o kadar az yemekle yetinemezdi.”

 Columb, adaya geldiği gemilerden birinin tahtaları ile ilk Avrupa askeri üssü olacak bir kale inşa ettirdi. Kaleye Navidad (Noel) ismini verdi. Tayfasının büyük bir bölümünü adada bırakan Columb yerlilerden oluşturduğu tutsak sayısını artırarak kalan iki gemisini doldurdu ve altın bulduğunu bildirmek üzere Read the rest

Vermek / to give / donner / اعطاء »

Vermek / to give / donner / اعطاءNe değildir?

Bir şeyin sahibinden azalarak başka bir elde artması değil.

Nedir?

Bir haktır. Mutlu olma hakkıdır.

Neden?

İnsan alarak tatmin olur; vererek mutlu olur. (Bkz. Mutluluk / Tatmin / Bonheur /Satisfaction / سعادة)

Nasıl olur?

“Neden küçük çocuklar yaptıkları resimleri büyüklere vermeyi bu kadar çok severler? Bir sevgi bağı oluşturmak? İçlerinden, kalplerinin derinliklerinden gelen o nesneyi vererek bir başka insanı mutlu etmek? Vermek en başta vereni mutlu eder. Zira vererek insan kendi büyüklüğünü, güzelliğini, gönül zenginliğini yaşar.” (Les murmures des phantomes, Boris Cyrulnik)

Sokakta yaşayan çocuklar üzerine sayısız rapor var. Bu raporlar genellikle çocukların sorunları üzerine odaklandıklarından gerçekte önemli olanı gözden kaçırıyorlar:

Bunlardan biri olan UNICEF’in 2005’te yayınladığı bir rapora göre dünyada 100 milyondan fazla çocuk sokakta yaşıyor. Yaşamak için çalıyor ve fuhuş yapıyorlar, bu hayata tahammül etmek için ise uyuşturucu kullanıyorlar. Bu çocukların % şu kadarı 15 yaşına gelmeden ölecek, % şu kadarı 18 yaşına gelmeden hapse girecek, … Peki ya kurtulanlar? Onlar nasıl çıkıyorlar bu sefalet-fuhuş-uyuşturucu girdabından?

Kolombiyalı bir grup araştırmacı işte bu soruyu sormuşlar ve keşfettikleri gerçek hepimizi aydınlatacak cinsten. (La Resiliencia. Responsabilidad del sujeto y esperanzo social, Kolombiya, 2002; Cano, Colmenares, Delgado, Villalobos) Read the rest

Nobel ekonomi ödülü mü yoksa soytarılık mı? »

  • Nobel ekonomi ödülü mü yoksa soytarılık mı?“Nobel ekonomi ödülü” yalandır. Bir bankanın A. Nobel anısına verdiği ekonomi ödülünü “Nobel Ödülü” diye yutturup kendi menfaatlerini bilimsel bir zorunluluk gibi gösteriyorlar.
  • Ekonomi sosyal bilimlerle iç içe geçmiş bir disiplin olarak değerlendirilmelidir. Pozitif bilimler, kendi sahalarına has determinist/cebbar kurallara tabidir. Ekonomi ise sadece hammadde ve makine ile değil insanların korku ve ümitleri ile de şekillenir. Neden?
  • Bir ülkede kıtlık olmadığı halde herkes kıtlık olacağından korkmaya başlarsa insanlar bir kaç yıllık gıda stoklayabilir. Bu yüzden gerçekten bir kıtlık başlayabilir. Oysa fizik veya kimya gibi pozitif bilimlerde böyle bir şey olmaz.
  • Ekonomistler ekonomiyi fizik-kimya zannederler. Psikoloji, sosyoloji, kanaat, bereket yoktur onlar için. Ama daha da kötüsü ekonomistler mutluluk ile tatmin arasındaki farkı bilmezler. Yedikçe acıkan ve hırslanan insan nefsinin doyma noktasını ararlar.
  • Nobel (çakma) ekonomi ödülü 1969’da verilmeye başladı yani Alfred Nobel  öldükten 73 yıl sonra! (10 Aralık 1896’da İtalya’da, Sanremo’da öldü)… zaten ödülü veren Nobel ödül komitesi değil bir banka!
  • Alfred Nobel’in vasiyetine göre Nobel ödülü insanlığa büyük hizmet etmiş olanlara verilmeliydi. Nobel ekonomi ödülü alanların çoğu hayatta, %82’si Amerikalı ve hiçbir böyle bir hizmette bulunmadılar.
  • Read the rest

Geleceğin savaşları neye benzeyecek? »

  • Geleceğin savaşları neye benzeyecek?10 yıl içinde savaş meydanları değişecek. Daha hızlı, daha görünmez, daha zekice tasarlanmış birimler taktik ve stratejiye yön verecek. Bunlardan kısaca bahsedelim.
  • Sikorsky–Boeing SB-1 Defiant, tek eksenli çift rotoruyla “aşılmaz” hız sınırını aşacak: 460 km/sa. Muharebe menzili de %50 artıyor.
  • Lockheed Martin SR-72, insansız keşif aracı hipersonik hızlarda uçacak. (Mach 6)
  • Northrop Grumman B-21 Raider, termonükleer bomba taşıyabilen hayalet uçak; tanesi 500 milyon $. “Radardaki görünmezlik” iddiası tartışmaya açık. (Bkz. 27 Mart 199’da, Sırbistan’ın bombalanması sırasında düşürülen F-117 Nighthawk, Vojvodina yakınları.)
  • ABD deniz kuvvetlerinin F/A-XX Programı, F/A-18E/F Super Hornet ve EA-18G Growler’ın yerine insansız da uçabilen ve 30 KW gücünde lazer taşıyabilen bir uçak koymayı amaçlıyor. Read the rest

Maske / Persona / πρόσωπον/ دور »

Maske / Persona /  πρόσωπον/ دورNe değildir?

Yüzü saklamak için rol icabı takılan cisim değil.

Nedir?

Ben’liğin bir vehim olduğunu unutmak için seçtiğimiz rol.

Neden?

Roma tiyatrolarında, sahnedeki aktörün arkasından konuştuğu maskeye ve/veya role “persona” denmesi, insana cesedinin yani cism-i natıkın gerçek Ben’lik olmadığını öğretir.  (Latince “per-sonare” kelimesi) Ingmar Bergman, “Persona” adlı filmde, birden sesi kesilen ve artık rol yapamayan aktörü, hemşireye şöyle deşifre ettirir:

“Anlamadığımı mı sanıyorsun? Var olmak denen o umutsuz düşü… Olur gibi görünmek değil, var olmak. Her an bilinçli, tetikte. Aynı zamanda başkalarının huzurundaki varlığınla kendi içindeki varlık arasındaki o farklılık… Baş dönmesi ve gerçek yüzünün açığa çıkarılması için o bitimsiz açlık. İçinin görülmesi, ele geçirilmek, eksiltilmek… ve hatta belki de yok edilmek. Her ses, her kelime yalan, her jest sahte. Her gülümseme yalnızca bir yüz hareketi. İntihar mı? Hayır. Maske / Persona /  πρόσωπον/ دورFazlasıyla iğrenç. İnsan yapamaz. Ama hareketsiz kalabilir, susabilir. Hiç değilse o zaman yalan söylemez. Perdelerini indirip, içine dönebilir. O zaman rol yapmaya gerek kalmaz Birkaç farklı yüz taşımaya, Ya da sahte jestlere. Böyle olduğuna inanır insan. Ama gördüğün gibi gerçeklik bizimle dalga geçer. Sığınağın yeterince sağlam değil. Hayat her şeyin içine sızar. ve tepki vermeye zorlanıyorsun. Kimse gerçek mi yoksa sahte mi diye sorgulamıyor. Kimse sen gerçek misin yoksa yalan mısın demiyor. Bu sorunun yalnızca tiyatroda bir önemi olabilir. Belki orada bile olmaz.”

Hangi maskem gerçekten Ben’im?

Toplum içinde yaşarken birbirimize temas etmiyoruz; maskelerimiz ve zırhlarımız ötekilerin maske ve zırhlarına dokunuyor. Aile içinde birbirimizi severken yahut ticarette menfaat icabı bir araya gelirken hep rol yapıyoruz. Ruhlarımız değil beden ve nefislerimiz temas halinde. Çocuk ve eşlerimiz de beklenti içindeler: Baba, koca rolünü Read the rest

Dikkat Kitap : Fikir Kırıntıları – 5 »

Dikkat Kitap : Fikir Kırıntıları - 5Sosyal medyaya en çok yöneltilen eleştirilerin başında yalan haberlerin yayılması ve kısa mesajlar yüzünden fikirlerin sloganlaşması geliyor. Haklı mı bu eleştiriler? Gerçekte “ana akım” denen gazete ve televizyon kanalları, sosyal medya fenomenlerinden daha dürüst değiller. Çünkü patronların veya arkalarındaki ulus-devletlerin propagandasını yapıyorlar. Bunların yalan haberden yakınmaları bile yalan. Gerçekte, yalan tekelini kaybetmiş olmanın üzüntüsü içindeler.

Gelelim ikinci eleştiriye. Siyasî, ekonomik ve hukukî sorunlar 5-10 kelimeye, birkaç görsele sıkışıp kalıyor. Bu doğru. Ancak sosyal medyanın “hafifliği” ve sür’ati sayesinde resmî tarih ve resmî ideoloji kolaylıkla tartışmaya açılabiliyor. Burada elbette sloganların ve uydurma komplo teorilerinin girdabına kapılma riski var. Evet… Elinizdeki bu kitap, Fikir Kırıntıları-5, Derin Düşünce’nin sosyal medyada paylaştığı mesajları kitaplaştıran çalışmaların beşincisi. Az önce bahsettiğimiz tehlikelerden yani yalan haber, sloganlaşma ve paranoyak teorilerden korunmak için çok sayıda kitap ve makale tavsiye ettik. Eğer sosyal medya mesajları gerçeğin kendisi gibi değil bir sorgulama fırsatı gibi kullanılırsa kemikleşmiş korkular ve önyargılar bir çırpıda yokedilebilir. Bizim de amacımız bu zaten. Kısacası, bahsettiğimiz konuları derinleştirmek isteyenler makale ve kitap okuyarak kendilerini geliştirmeye devam etmeliler. Fikir Kırıntıları-5’in sorguladığı meseleler şunlar (Buradan indirebilirsiniz):

  1. Algı operasyonu nedir?
  2. Çocuklara tecavüz önlenebilir mi?
  3. Türkiye’nin algı operasyonlarında gol yemesinin sebebi parasızlık değil vizyonsuz ve çapsız bürokratlardır.
  4. Casus kurtarma operasyonu nasıl yapılır?
  5. İnterpol bir suç örgütüne mi dönüşüyor?
  6. Ateşin haberini almak ile yanına oturup ısınmak arasındaki fark nedir?
  7. Kur’an’ı herkes kendi aklıyla anlayabilir mi?
  8. Devletler neden terör örgütlerinin para hareketlerini takip edemiyor?
  9. Rabıta nedir?
  10. Endüstri 4.0 ile Bilgi Teknolojileri Endüstriyi Tahakküm Altına Alabilir
  11. İslâmî devlet olur mu?
  12. Yurt dışında okumaya veya çalışmaya gerçekten hazır mısınız?
  13. Recep Tayyip Erdoğan ve Ak Parti üzerine dobra dobra
  14. Yapay Zekâ: Tehditler ve Fırsatlar
  15. Ölümsüzlük üzerine…
  16. Tarihî propaganda ve ideolojik çarpıtmalardan nasıl korunalım?
  17. Çevik yazılımda 9 tuzak ve 9 çözüm
  18. Artık doktorun gözünde hasta değil müşterisin!
  19. Benzinli arabadan elektrikliye geçerken… Fırsatlar ve tehditler…