<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 23:00:38 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Bir pazartesiden uzun, 1000 yıldan kısa hikâyeler</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/15/bir-pazartesiden-uzun-1000-yildan-kisa-hikayeler/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/15/bir-pazartesiden-uzun-1000-yildan-kisa-hikayeler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 22:01:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Başörtüsü Yasağı]]></category>

		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9044</guid>
		<description><![CDATA[Emrah Tekin
Tasfiye Dergisi 23. Sayı  (28 Şubat ve Edebiyat dosyası) 
 
Hoşça kalın 
Çocuk yaşta anlamaları mümkün değildi. Anlatsa mıydı? Ne diyecekti? Yutkunmak istedi, boğazı düğüm&#8230; Dilindeki de çözülmemiş&#8230; Nasıl tutuyordu kendini, bu kadar güçlü müydü? Bilemiyordu&#8230; Ne zaman döneceğini sorduklarında daha fazla dayanamayacaktı&#8230; Önlüğüne yapışmış çocukların hepsini birden kucaklamaya çalıştı. Kapının hızlıca açıldığını fark edince hemen toparlanıverdi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090410_derin_dusunce_org_laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4227" title="20090410_derin_dusunce_org_laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/04/20090410_derin_dusunce_org_laiklik-212x300.jpg" alt="" width="212" height="300" /></a>Emrah Tekin</span></strong></p>
<p><strong><em><a href="http://www.tasfiyedergisi.com/" target="_blank">Tasfiye Dergisi</a> 23. Sayı  (28 Şubat ve Edebiyat dosyası)</em></strong> <br />
 </p>
<p><strong>Hoşça kalın</strong> </p>
<p>Çocuk yaşta anlamaları mümkün değildi. Anlatsa mıydı? Ne diyecekti? Yutkunmak istedi, boğazı düğüm&#8230; Dilindeki de çözülmemiş&#8230; Nasıl tutuyordu kendini, bu kadar güçlü müydü? Bilemiyordu&#8230; Ne zaman döneceğini sorduklarında daha fazla dayanamayacaktı&#8230; Önlüğüne yapışmış çocukların hepsini birden kucaklamaya çalıştı. Kapının hızlıca açıldığını fark edince hemen toparlanıverdi. Bozulan eşarbını hızlı bir el hareketiyle düzeltti. Müdürün &#8220;Hâlâ burada mısın?&#8221; bakışlarına bir kez daha yakalanmak<span id="more-9044"></span> istemiyordu. &#8220;Dolabımı boşalttım, çıkıyorum.&#8221; Kapı &#8220;Uzatma hadi artık!&#8221; diyerek kapandı. Kitaplarını ve çantasını aldı. Sınıftan çıkarken son defa daha dönüp baktığı canlarına gülümsemeye çalışıyordu. </p>
<p><strong>Yürüyüş</strong> </p>
<p>Bunca doktor nereden geliyordu? Grev filan mı vardı? Ellerinde de karanfiller. Kendi kızı  da bu sene doktor çıkacak. İyice meraklanmıştı. Yürüyüş boyunca cadde kalabalıklaşıyordu. Yanındaki gence sordu, o da bilmiyordu ne olduğunu. Yaklaştıkça merakı artmıştı&#8230; Gazetesini katlayıp banktan kalktı. Bir an doktorların arasında kendi kızını görür gibi oldu.</p>
<p>-Özlem!</p>
<p>-Baba?  </p>
<p><strong>Devlet emri</strong> </p>
<p>Bir an göz göze gelince eli havada öylece kalakaldı&#8230; Yan komşunun küçük oğlu, bu üniversitede miydi? Burada ne işi vardı? Hem de tam önünde! Kaç git der gibi baktı ama kaçacak gibi değildi. Hadi der gibi baktı bir daha&#8230; Hadi&#8230; Git&#8230; Anlık bir bekleyiş, bakış&#8230; Git&#8230; medi. Eli daha fazla havada kalmadı. Emir vardı&#8230; </p>
<p><strong>Açık adres</strong> </p>
<p>Postacı meraklı. Bir seferde bu kadar çok mektubu ne bu adrese ne de başkasına getirmişliği vardı. Önemli biri olsa bilecek ama öyle olsa bu evde işi ne? Gönderenlerin adresi de aynı. Beyazıt, İstanbul. Ne varsa artık? Zile basmıştı. Bekledi, açan yok. Tekrar bastı. Tıp tıp ayak sesleri ve usulca açılan demir kapı. Beyaz yeleği ve örtüsüyle genç bir kız&#8230; Yüzüne bakamamıştı ama elindeki mektupların kime geldiğini anlayınca bir çırpıda hepsini alıvermişti&#8230; Kapı minnetle kapanırken, evin büyük abisinin &#8220;Kimmiş?&#8221; sesi koridorda dolanıyordu&#8230; Aradığı cevabı bulamadı. Genç kız ise odasına girer girmez ilk iş kapıyı kapatıverdi. Yeleğinin içine sokuşturduğu mektupları yatağının üzerine bırakırken, gözleri kapalı Beyazıt&#8217;ı dinliyordu&#8230;  </p>
<p><strong>Şair</strong> </p>
<p>Uzun uzun düşündü. Sonra tekrar gazetelere baktı. İnsanlardan upuzun bir zincir&#8230; &#8220;Benim haberim niye yok acaba?&#8221; diye düşündü. Düşüncelere daldı&#8230; Müdahale etmişler, yüzlerce gözaltı&#8230; Dumanlı odanın camından bakarken düşünüyordu. &#8220;Allah Allah, camiden çıkanları da eylemci sanıp gözaltına almışlar.&#8221; İçi ürperdi, ya kendisini de alsaydılar! Ya o haberdeki sakallı yaşlı amca gibi feci şekilde dövseydiler? Köpekten de çok korkardı üstelik&#8230; Tabakasından tütün alırken, yan gözle bir kez daha baktı habere. Kadınları da copladıklarına göre kendisinin hiç şansı yoktu. İmza günündeki kızların daveti geldi sonra aklına, bir şeylerden bahsetmişlerdi, bu muydu yoksa? Düşündü, düşündü, çıkaramadı&#8230; Her nasılsa ilk kitabını bulmuştu içlerinden biri. Edebiyat bölümünü bırakmak zorunda kaldığını söyleyince &#8220;Benim kızım da bu yıl sınava girecek&#8221; deyivermişti. Habere bir daha bakınca cevabından utanır gibi oldu. Bir sigara daha yaktı. &#8220;Bir dahaki sayıya bu konuda mı yazsam?&#8221; diye bir soru geldi aklına bir an, sonra gözü gazeteye takıldı tekrar, vazgeçti nedense&#8230;  </p>
<p><strong>Nafile</strong> </p>
<p>Panoda asılı duran final sonuçları arasında kendi notunu merak ediyordu. Çok çalışmıştı.  Çıkışta arkadaşlarının cevaplarıyla da karşılaştırınca sevinmişti. Listede adı yoktu, hoca unuttu mu acaba? Parmağıyla yukarıdan aşağı indi, aşağıdan yukarı bir daha&#8230; Aşağı yukarı, yukarı aşağı&#8230; Yoktu, bir yanlışlık olmalı&#8230; Profesörü bulmak lazım. Odasına çıktı. Kapının önüne geldiğinde dondu kaldı&#8230; Not: &#8220;Kılık-kıyafet kurallarına uymayan öğrencilerin sınavları geçersiz sayılacaktır.&#8221; O sırada kapıda dönen kilidin sesini duydu. Profesör son sünneti bitirmiş olmalıydı.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=9044&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_9044" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/15/bir-pazartesiden-uzun-1000-yildan-kisa-hikayeler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Sanat’ta Ayrıntı (3): Tenzîh ve Teşbîh</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/13/yakinda-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-3-tenzih-ve-tesbih/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/13/yakinda-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-3-tenzih-ve-tesbih/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 21:54:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Derin Mevzu]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Güzellik]]></category>

		<category><![CDATA[Mekân]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9036</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
Önceki bölümler
Bakmak,görmek,anlamak: Sanat&#8217;ta ayrıntı (1)
Derin Göz: Sanat&#8217;ta Ayrıntı (2)
Share This
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/elma.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-9038" title="elma" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/elma.gif" alt="" width="350" height="452" /></a></strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Önceki bölümler</strong></p>
<p><a title="Permanent Link to Bakmak,görmek,anlamak: Sanat'ta ayrıntı (1)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/">Bakmak,görmek,anlamak: Sanat&#8217;ta ayrıntı (1)</a></p>
<p><a title="Permanent Link to Derin Göz: Sanat'ta Ayrıntı (2)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2010/03/09/derin-goz-sanatta-ayrinti-2-2/">Derin Göz: Sanat&#8217;ta Ayrıntı (2)</a></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=9036&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_9036" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/13/yakinda-sanat%e2%80%99ta-ayrinti-3-tenzih-ve-tesbih/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Para yenir mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/12/dikkat-kitap-para-yenir-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/12/dikkat-kitap-para-yenir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 08:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Nükleer Enerji]]></category>

		<category><![CDATA[Çevre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9023</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar &#8220;vahşi doğadan&#8221; bile daha vahşi bir kirletme özgürlüğünün(!) kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-9024" title="para_yenir_mi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi-203x300.jpg" alt="" width="164" height="243" /></a>İnsanlık endüstri devriminden bu yana doğayı şekillendirecek güce sahip. Ancak bu şekillendirme gücü yaşamı değil de maddî çıkarları koruyacak biçimde kullanılıyor. Fakir ülkeler, aynı ülke içinde yaşayan fakir insanlar, bitkiler ve hayvanlar <strong>&#8220;vahşi doğadan&#8221;</strong> bile daha vahşi bir <strong>kirletme özgürlüğünün(!)</strong> kurbanı oluyorlar. Gelecek asırda hep beraber keşfedeceğiz paranın yenip yenmeyeceğini. Yok ettiğimiz balıkların yerine Amerikan doları koyup koyamayacağımızı&#8230; <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/para_yenir_mi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=9023&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_9023" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/12/dikkat-kitap-para-yenir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Herşeye üzülmek ama hiç bir şeyle tam olarak ilgilen(e)memek*</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/herseye-uzulmek-ama-hic-bir-seyle-tam-olarak-ilgilenememek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/herseye-uzulmek-ama-hic-bir-seyle-tam-olarak-ilgilenememek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 21:12:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9029</guid>
		<description><![CDATA[(*) Amin Maalouf

Share This
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>(*) Amin Maalouf</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="400" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="id" value="VideoPlayback" /><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-7467000047467727357&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><embed id="VideoPlayback" type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="400" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-7467000047467727357&amp;hl=tr&amp;fs=true"></embed></object></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=9029&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_9029" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/herseye-uzulmek-ama-hic-bir-seyle-tam-olarak-ilgilenememek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tantavi&#8217;nin Çuvaldızı Hepimize!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/tantavinin-cuvaldizi-hepimize/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/tantavinin-cuvaldizi-hepimize/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 15:13:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Enver Gülşen</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[Samanyolu TV]]></category>

		<category><![CDATA[Zulüm]]></category>

		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>

		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9018</guid>
		<description><![CDATA[Bu akşam Samanyolu televizyonunda bir habere denk geldim. Mısır&#8217;daki ünlü El Ezher İslam Üniversitesi&#8217;nin şeyhi Tantavi&#8217;nin ölüm haberiydi bu. Samanyolu televizyonu Tantavi ile ilgili detayları övücü bir şekilde verdikten sonra &#8220;biz de bu ‘değerli&#8217; âlime Allah&#8217;tan rahmet diliyoruz!&#8221; sözleriyle bitiriyordu haberi.
Bu haberi izledikten sonra, nedense bir ara televizyonlarda yayımlanan bir reklam filmi geldi aklıma. Benim en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ezher_tantavi.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-9019" title="ezher_tantavi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ezher_tantavi-145x150.jpg" alt="" width="145" height="150" /></a>Bu akşam Samanyolu televizyonunda bir habere denk geldim. Mısır&#8217;daki ünlü El Ezher İslam Üniversitesi&#8217;nin şeyhi Tantavi&#8217;nin ölüm haberiydi bu. Samanyolu televizyonu Tantavi ile ilgili detayları övücü bir şekilde verdikten sonra &#8220;biz de bu ‘değerli&#8217; âlime Allah&#8217;tan rahmet diliyoruz!&#8221; sözleriyle bitiriyordu haberi.</p>
<p>Bu haberi izledikten sonra, nedense bir ara televizyonlarda yayımlanan bir reklam filmi geldi aklıma. Benim en değer verdiğim gazetelerden birisi <span id="more-9018"></span>olan Yeni Şafak&#8217;ın reklamıydı televizyonda izlediğim. Bir adam koltuğuna kurulmuş gazetesini okuyordu. Gazete sayfalarında dolaştıkça, o haberlerle ilgili yerlerde görünüyordu adam. En sonunda da, bir savaşın tam ortasına düşmüş şekilde, savaşta yapayalnız kalmış gözleri yaşlı bir kız çocuğuna bakarken birden kendi kız çocuğu yanına geliyordu adamın. Ve adam gazetenin kendisini dolaştırdığı dünyadan kendi hayatına dönüveriyordu böylece. Reklamın en sonunda adam, kendi çocuğunu kucağına alıp sıcak salonuna geçerken, gazeteyi okuduğu sırada &#8220;gittiği yerlerden&#8221; ceketinin üstüne bulaşmış olan tozları eliyle silkeleyerek temizliyor ve günlük hayatına dönüyordu.</p>
<p>Tantavi&#8217;nin ölüm haberiyle, Yeni Şafak&#8217;ın reklamı  arasında beynim nasıl bir ilişki kurdu diye düşünüyorum akşamdan beri&#8230; Açıkçası ölüm haberinde, Tantavi ile ilgili &#8220;değerli âlim&#8221; sözleri rahatsız etmişti beni; ama bu rahatsızlık bana neden reklamı hatırlattı diye düşünürken, aklıma takılan hep o &#8220;ceket sahnesi&#8221; oldu. Üzerimizden küçük bir el hareketiyle temizleyiverdiğimiz dünyanın tüm acıları, haksızlıkları ve yanlışlıkları kafama takıldı. Müslüman duyarlılığı olan bir televizyonun, sırf kimliği &#8220;Müslüman âlim&#8221; olduğu için Tantavi&#8217;ye &#8220;değerli âlim&#8221; demesini kaldıramamıştım besbelli! Çünkü Tantavi, daha çok yakın zamanlarda, Gazze&#8217;deki insanların aç,susuz, ilaçsız kalmalarına fetva vererek &#8220;dini onay&#8221; vermiş bir insandı. Gazze&#8217;den Mısır&#8217;a bağlanan tünellerin kapatılması amacıyla, Mısır hükümetinin yapmaya başladığı çelik duvarlarla ilgili bir fetva vermişti Tantavi. Kameralar önüne geçmiş, çelik duvarın inşasını destekleyen bir konuşma yapmış ve duvar yapımına karşı çıkanın günaha gireceğini öne süren fetvayı okumaya başlamıştı utanmadan! Üstelik bunu din adına yapıyordu. Günah, sevap mekanizmasını bile belirlemişti üstad! Duvara karşı çıkan günaha girecekti bu &#8220;büyük âlime&#8221; göre&#8230; Duvarın öte tarafında açlıktan, ilaçsızlıktan ne kadar insan ölürse ölsündü ona göre! Nasılsa vicdan ve fetva, sahibinin sesini duyurmakla mükellefti Tantavi&#8217;nin meşrebince&#8230;</p>
<p>Bu haberin veriliş  tarzı, Samanyolu televizyonundaki bazı başka haberlerin veriliş tarzı gibi rahatsızlık vericiydi. Ama bu tarz &#8220;biz Müslümanların&#8221; unuttuğu tevhidi hatırlatması açısından faydalı bir &#8220;yanlışlık&#8221; olarak değerlendirilebilir de bir başka açıdan. Çokluklara ne derece teslim olduğumuzu, çuvaldızın en büyüğünü bize batırarak gözümüze sokabilir belki de!</p>
<p>Neydi o teslim olduğumuz tutarsız çokluklar peki? Tantavi&#8217;den büyük bir İslam âlimi diye bahsedebilecek ve ölüm haberini detayıyla verebilecek kadar Müslüman&#8217;dık; ama onun Gazze&#8217;de yol açtığı zulme kulaklarımızı tıkayacak kadar da moderndik! Cuntacıların zulüm planlarına karşı direnecek kadar Müslüman idik; ama Ceylan&#8217;ın benzer zalimlerce paramparça edilmiş vücudunu haber yapmayacak kadar da milliyetçiydik&#8230; Kandil gecelerinde gözyaşlarımızı oluk oluk akıtacak kadar dini bütün idik Elhamdülillah! Ya da El Ezher Şeyhine saygıda kusur etmezken&#8230; Ama Gazze&#8217;deki çocuk çocuğun hakkına girmiş bir insana âlim diyebilecek kadar da moderndik. Çünkü âlim, bilgi sahibi demekti bizim nezdimizde; bilgisini hakikate ulaşmak için bir araç olarak kullanan, vicdanıyla amel eden, bilgisini ve vicdanını üç kuruşa satmayan âlimleri unutmuştuk epey zamandır! Darbe planlarına en sert muhalefeti yapacak kadar anti-militarist; darbeyle ilgili haberleri &#8220;şanlı ordumuzun içine sızmaya çalışan hain cuntacılar&#8221; üslubuyla verecek kadar da militaristtik! Pozitivistler kadar bilimci, çağdaş ruhçular kadar da fantezi mahkûmu olduk! Acılar, arkasında sadece biraz toz parçası bırakabiliyor artık bizim için. Onları da silkeleyerek üstümüzden atıveriyoruz zaten! Velâkin parça parça olduk. Aslında ne olduğumuzu bile hatırlamıyoruz! Hakikat, üstümüzde ancak bir toz parçası kadar yer ediyor artık!</p>
<p>Tantavi&#8217;nin ölüm haberinin veriliş tarzıyla, Yeni Şafak reklamında &#8220;ceketten silinen tozlar&#8221; arasındaki ilişki; &#8220;biz Müslümanların&#8221; dünyaya, adalete, vicdana, hakkaniyete, ahlaka dair söylememiz gerekenleri unuttuğumuza dair bir hayal kırıklığının zihnimde yarattığı bir ilişki sanırım. &#8220;Yanlış hayat doğru yaşanmaz!&#8221; diyen Adorno&#8217;ya inat; yanlış hayatı doğru bir hayata çevirebilmek yönünde verebileceğimiz devasa katkıları unutmuş olduğumuz için; yanlış hayata teslim olmuş ve onu doğru yaşamaya kalkan bizlerin yenilgisinin dışa vurumu&#8230; Doğru yaşadığımızı sandığımız hayatta başkalarının acıları, sadece bir toz zerresi kadar iz bırakıyor vicdanımızda. Bugün Gazze&#8217;de acı çekenler için samimi gözyaşları döküyoruz, yarın onların canına okuyanları baş tacı ediyoruz! Ve acı çektirenler &#8220;bizden&#8221; diye gördüklerimiz olunca Darfur&#8217;daki gibi, o zaman suskunluğumuz vicdanları yırtıp paramparça ediyor tüm hayatımızı&#8230;</p>
<p>Hâlbuki &#8220;Tevhid&#8221; medeniyetinin çocuklarıydık bizler. Tevhid içi boş bir kelime değil; her yaptığımızın üzerinde yansıması gereken bir ayna. Üzerine yansıttığımız vicdanımız paramparça olmak ve dağılmak yerine birleşiyorsa, işte o zaman doğru yolda olduğumuzu anlayabileceğimiz şaşmaz bir ölçü&#8230; Çoktandır o ayna küstü bizlere. Paramparça ettik onu çünkü. Artık hakikate dair hiçbir şey yansımıyor oradan&#8230; Eskiden o &#8220;eşsiz&#8221; ayna kırılmasın diye her şeyi yapardık. Aynanın üzerinde ilk defa bir çatlağa denk geldiğimizde içimizden bir şeyler kopmuştu sanki. Artık o ayna paramparça oldu. Vicdanlarımız, ayna kırıldıkça kaynaklandığı yeri unuttu. İşin en vahim tarafı, artık o aynanın kırılmış olmasından herhangi bir rahatsızlık, acı da duymuyoruz. Sadece nostaljik bir figür olarak duruyor evlerimizin bir köşesinde!</p>
<p>Tantavi öldü&#8230; Üzerinde binlerce yetimin, öksüzün, mazlumun ahı yüklü  olarak gitti ebediyet diyarına&#8230; Bu ölüm bile vicdanların sahibini hatırlamanın zamanı geldiğini düşündürmüyorsa bize; bu ölüm bile üzerimizdeki tozları silmek yerine o tozlarla yaşamanın aciliyeti üzerine bir şeyler söylemiyorsa, çoktan treni kaçırmışız demektir!</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=9018&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_9018" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/tantavinin-cuvaldizi-hepimize/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Liberalizmin Ak Kitabı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/dikkat-kitap-liberalizmin-ak-kitabi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/dikkat-kitap-liberalizmin-ak-kitabi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 09:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9010</guid>
		<description><![CDATA[1930 model bir ulus-devletin, bir &#8220;devlet babanın&#8221; çocuklarıyız. Son derecede &#8220;Millî&#8221; bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik &#8220;millî&#8221; okullarda. &#8220;Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek&#8221; için eğitildik, eğilip büküldük.
Liberallerin dilinden düşmeyen &#8220;Bireysel haklar ve özgürlükler&#8221; bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Ankara&#8217;dan uzaktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-9011" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="221" height="300" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>&#8220;devlet babanın&#8221;</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>&#8220;Millî&#8221;</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>&#8220;millî&#8221;</strong> okullarda. <strong>&#8220;Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek&#8221;</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p>Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>&#8220;Bireysel haklar ve özgürlükler&#8221;</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Ankara&#8217;dan uzaktan kumanda ile yönetilmeye o kadar alıştık ki günlük hayatımızın kanunla değil de <strong>piyasa</strong> ile belirlenmesi neredeyse bilim-kurgu.</p>
<p>Türkiye&#8217;yi kâh bir fabrika kâh bir kışla zannediyoruz. Faprika müdürü ya da gomandan ne emir verirse uygulayacağız. Varlığımızı armağan ettik ya!</p>
<p>Türkiye&#8217;de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Daha da oynayacaklar. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik.</p>
<p>Peki liberalizm her derde deva mı? Hiç eleştirilecek yanı yok mu? Türkiye&#8217;nin gerçekleriyle uyumlu mu? Kendi içindeki tutarsızlıkları hatta insan doğasıyla çatışması hakkında neler söylenebilir?</p>
<p>Liberalizm ne yazık ki insan nefsini, bencillik ve kibir gibi insan doğasının en korkunç yönlerini ilâhlaştırıp bir ideoloji haline getirebilir. Yepyeni ve modern bir totalitarizm üretebilir. Ama gelin işin bu yanını yakında yayına gireceğimiz bir başka kitaba, <strong>Liberalizmin Kara Kitabı</strong>&#8216;na bırakalım. Başlangıç olarak 127 sayfa boyunca liberallerin haklı oldukları kısımları teslim etmeye çalışalım.</p>
<p>Tabi bu arada islâmcı veya solcu arkadaşlar &#8220;istemezük&#8221; dışındaki argümanlarını ve alternatif önerilerini bizimle paylaşabilirler. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=9010&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_9010" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/dikkat-kitap-liberalizmin-ak-kitabi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bilim ve Teknoloji Neden Avrupa&#8217;da Gelişti?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/10/bilim-ve-teknoloji-neden-avrupada-gelisti/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/10/bilim-ve-teknoloji-neden-avrupada-gelisti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 16:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Bahadır</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Batı]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9002</guid>
		<description><![CDATA[İnsanoğlunun başına gelen hadiseler, insani irade (cüz&#8217;i irade) ve ilahi irade olarak iki faktör altında zuhur bulur. Bir başka değişle kaderin ortak payı altında geçekleşir bütün olaylar. Bu, milletler ve devletler tarihi için de böyledir. Olayların akışı içinde, bu iki faktör birbirinden ayrılmaz bir bütündür. İlk faktör (cüz&#8217;i irade) insanoğlunun elindedir ve özgürce seçme hakkına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/0014.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-9005" title="0014" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/0014.gif" alt="" width="176" height="219" /></a>İnsanoğlunun başına gelen hadiseler, insani irade (cüz&#8217;i irade) ve ilahi irade olarak iki faktör altında zuhur bulur. Bir başka değişle kaderin ortak payı altında geçekleşir bütün olaylar. Bu, milletler ve devletler tarihi için de böyledir. Olayların akışı içinde, bu iki faktör birbirinden ayrılmaz bir bütündür. İlk faktör (cüz&#8217;i irade) insanoğlunun elindedir ve özgürce seçme hakkına sahip olduğu için de sorumludur. Bu sebeple hadiseleri önce &#8220;Sebepler&#8221;, sonra &#8220;Kader&#8221; zaviyesinden bakmak durumundayız.</p>
<p>Zira; bizler çalışmakla mükellefiz ve neticeyi Allah yaratır diye düşünüyorum&#8230;. </p>
<p>Bu yazı dizisinde Bilim ve teknolojinin batıda ileri gitmesini önce beşeri sebepler altında sonrada &#8220;Kader Fetvası&#8221; altında ele almayı düşünüyorum&#8230;.     </p>
<p><strong>Bilim ve Tekniğin Batıda Gelişmesinin Beşeri Sebepleri :</strong> </p>
<p><strong>İtikadi ve Zihni Değişim:</strong> </p>
<p>Tarihte irfan ve mana menşe&#8217;li hareketler, fışkırdıkları ortama zıt tutumlar şeklinde ortaya çıkmışlardır. Örneğin Çin&#8217;de lüksün eğlencenin ve doymazlığın hüküm sürdüğü yerde Taoizm, insanları dünyadan ve siyasetten yüz çevirmeye çağırmıştır. Bir başka örnek; Firavun&#8217;un zulmü altında inleyen ve iliklerine kadar köleleştirilen İsrail halkı, Musa aleyhisselamın <span id="more-9002"></span>getirdiği ilahi hakikatlerle daha çok dünyaya, yasalara ve içtimaya yönelik vaziyet almışlardır. Ancak bu vaziyet, dini kaideleri unutturucu ve dini dünyaya alet etme noktasına vardırılınca, Hz İsa Aleyhisselam dinin manevi ve ruhi yönü üzerinde yoğunlaşmıştır. Bundan dolayı ilk hiristiyanlar Romanın zulmü altında korkusuzca savaşıyor ve şehit olma arzusuyla direniyorlardı. Kendilerini Roma vatandaşı olarak değil, İlahi Sultanlığın vatandaşı olarak görüyorlardı&#8230; </p>
<p>Zamanla Romanın maddeci yaklaşımıyla aşırı maneviyatçı bir hüviyete bürünen hiristiyanlık tabiat ve insanı Allah&#8217;tan alıkoyan perde gibi gördüğünden, insanı ve bilgiyi küçümser pozisyon almıştır. Bu sefer kendisi, insanlığa ve bilime set vuran bir tutum içine girmiştir. Öte yandan hiristiyanlık, İran ve Asya&#8217;yı etkisi altına alan Mitraizm ve Maniheizm dinlerinden de etkilenmiş ve bütünüyle &#8220;gnostik ve teosofik &#8221; bir yapı kazanmıştır. Roma hukukuyla da izdivaç eden hiristiyanlık zamanla, bilgiyi insanı ve zihni faaliyetleri ve düşünceyi yasaklayan hüviyete büründü.  </p>
<p>Dünyanın bir yanında bunlar olurken, diğer yanda hızla yayılan İslam dini vardı. Yayılırken bir taraftan İran, Hind ve Ön Asya dinleriyle diğer yandan tercümeler neticesinde eski Yunan düşüncesiyle tanışan İslam&#8217;ın bünyesinde Aristo menşe&#8217;li &#8220;Meşşai Felsefe Akımı&#8221; ortaya çıkıyordu. İbn-i Bacce, Farabi, İbn Sina ve İbn Rüşd gibi filozoflarca temsil edilen mantığa meyilli düşünce hareketine karşı bilhassa Gazali Hazretlerinin verdiği mücadele hedefine ulaşır. İslam dünyasında Gazzali&#8217;den aldığı güçle Tasavvufi hareketler ivme kazanırken, bunun karşısında Aristoculuk, Yunan epikürizmi, hedonizmi, Roma naturalizmi hem Arapçadan tercümeler hem de Endülüs yoluyla ve Haçlı seferleri vasıtasıyla Avrupa&#8217;ya geçiyordu&#8230;Ve batı yeni bir uyanışın eşiğindeydi. Bu uyanış İslamla geçilen temaslar neticesinde değişik boyutlar kazanıyor ve Saint Marti&#8217;nîn ifadesiyle: <strong><em>&#8220;Doğu&#8217;dan fışkıran kaynak , bütün varlık susuzluklarını gidersin diye ırmak ırmak  Batıya akıyor, ve kökü Asya&#8217;da olan ağacın meyveleri olgunlaştıkça Batıya dökülüyordu.&#8221;</em></strong> Batılı bu meyvelerden, bir yandan bilimi geliştirmek suretiyle müspet manada faydalanırken, diğer yandan Yunan&#8217;ın metaryalist, natüralist ve hedonist yanlarını da alarak tam bir dünya insanı olmak suretiyle suistimal yoluna girmekten kendini alamamıştır.  </p>
<p>Bu uyanış kendini önce dilde ve edebiyatta gösterir. Daha sonra fizik bilimlerine doğru yöneliş başlar. Francis Bacon&#8217;un tabiriyle <strong><em>&#8220;İnsana tabiat üstünde bir güç ve görüş veren &#8220;</em></strong> bu yeni bilim anlayışı tabiatı incelemede duyuları ve deneyleri ön plana çıkarır. <strong>Ancak ilmi devrimler, manevi tahribatları da beraberinde getirir.</strong> </p>
<p>Bu manevi zihni dönüşüm kendini en belirgin resim ve heykel sanatında gösterir olur. Tam da heykel sanatının bu dönemde ortaya  çıkması basit bir vakıa değildir. Bu dönem aslında insanın ruhi çöküntüsünü, ferdiyetçilik kokan anarşi, erotizm ve zevk düşkünlüğünü de resmediyor olması oldukça düşündürücü&#8230; </p>
<p>Bu yeni zihin yapısı, haklı ve doğal olarak elbette elinde bulunan (tahrif edilmiş) kutsal metinlere de inanmayı güç hale getiriyordu. Bir misalle : </p>
<ul><strong><em>Ve Rab Allah adamı aldı, baksın ve onu korusun diye Aden bahçesine koydu. Ve Rab Allah emredip dedi: &#8220;Bahçenin her ağacından istediğin gibi ye; fakat iyiliği ve kötülüğü bilme ağacından yemeyeceksin&#8230;&#8221; </em></strong></ul>
<ul><strong><em>Ve Rab Allah dedi; &#8220;İşte adam iyiyi ve kötülüğü  bilmekle bizden biri gibi oldu; ve şimdi elini uzatmasın ve hayat ağacından almasın, yemesin ve ebediyen yaşamasın&#8221; diye böylece Rab Allah  onu Aden bahçesinden, kendisinin içinden alındığı toprağı işlemek için çıkardı&#8230;</em></strong> </ul>
<p>Şüphesiz Kitabı Mukaddeste yer alan ve ilk değerlendirmede Allah&#8217;ın insanı bilmekten men ettiği ve adeta onu kıskandığı imajı uyandırıyor bu ifadeler. Rönesans insanına elbette ters gelecekti bu öğreti. <strong>İyiliği ve kötülüğü bilmek suretiyle kendisi gibi olacak ve ebedi hayatı kazanacak diye insanı cenneten kovan bu tanrı, Rönesans insanının kafasında hemen Yunan tanrılarıyla aynileşiveriyordu. Dolayısıyla Rönesans insanı, insanlık adına ve hayrına kutsal ateşi tanrılardan çalantanrı soylu Promete olmak arzusundaydı.</strong> <strong>Onlar için, bu öğretinin de vermiş olduğu haklı isyanla, insan olmak tanrıya karşı gelmek demekti. </strong>Sonra bu Tanrının gönderdiği (sanılan) kitapların yazdıkları (bunlar şüphesiz tahrif edilmişlerdir) insan aklının buluşlarıyla bir bir yalanlanmıyor muydu?</p>
<p><strong>O halde, bütün bu safsatalara inanmanın (Hristiyanlıktan başka din bilmedikleri ve İslam&#8217;a da bir yandan içten içe hayranlık ve kıskançlık duygularıyla birlikte, karşısında yüzyıllarca yenik ve ezik olmanın getirdiği kompleksle baktıkları için) herhangi bir dine inanıp bağlanmanın gereği yoktu. İnsana ve tabiata yönelmek dine karşı çıkmayı gerektiriyordu.</strong> Dinden özgürleşme mantalitesinin tohumu burada atılmış ve arena Din-Bilim kavgasına bırakılmıştır.</p>
<p>Bu etki günümüze kadar gelmiş,  ülkemizi de sarmış ve kendi içimizden de, bu zihniyetle beslenen garip bir entelektüel aydınlanmacılarımızı ortaya çıkarmıştır.</p>
<p>Ancak; bu zihniyet temsilcilerinin başka bir tabirle kendi içimizdeki (sözde) aydınlarımızın, kendilerini cumhuriyetçi olarak da tarif eden bu zavallı ansiklopedist ve bilimperestlerin anlayamadıkları bir nokta vardı;</p>
<p><strong>  &#8220;Bu kavga bizim kavgamız değildi&#8230;&#8221; </strong> <br />
 <br />
 </p>
<p><strong>Hakimiyet Kavgası  ve Hakikat Arayışı</strong> </p>
<p>Rönesans dönemi aydınlarının  çoğunluğu dinsiz değillerdi. Onların kavgaları Katolik kilisesinin temsil ettiği din anlayışına ve kiliseye karşı idi. Çünkü kilise neredeyse bütün Avrupa&#8217;da teokratik bir hakimiyet kurmuştu. Hz. İsa&#8217;nın bedenini temsil ettiği ve Ruhul Kudüs&#8217;le desteklendiği iddia edilen kilise yönetimi ve onun başındaki papa yanılmazlığa sahipti ve her bir papanın görüşleri birbirine zıt dahi olsa mutlak doğruları temsil ediyordu. (Bakınız. <a href="http://www.derindusunce.org/2009/12/10/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ii/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Din ve Vicdan Özgürlüğü II</span></a>) </p>
<p>Bir yandan kilisenin bu tavrı, diğer yandan İslam dünyasındaki ilmi hareketler, batıdaki aydınları uyanışa sevk ediyor, aynı zamanda kilise hakimiyetine karşı çatışmalar doğuruyordu. Birkaç asır sürecek  bu çatışmalar hem bilimin gelişmesinde hem de zamanla dine karşı bir tavır alınmasında önemli bir faktör olacaktı. </p>
<p><strong>İhtiyaç, Coğrafi Keşifler ve Sömürgecilik    </strong> </p>
<p>O dönem Avrupa sosyal yapısına baktığımızda, bir yandan Engizisyon mahkemeleriyle Kilise baskısı ve suistimalleri öte yandan acımasız derebeylerin ve kralların zalim idaresi altında Avrupa insanının bunaldığını görüyoruz. Üç yanı denizlerle çevrili Avrupa toprağı, üzerindeki nüfusa dar geliyordu adeta ve toplum huzura ve refaha açtı denilebilir. Avrupa&#8217;nın bu yapısı ihtiyaçları da beraberinde getirdi.  <strong>Zira ihtiyaç, sanatın ve ilmin hocasıdır aynı zamanda dua hükmündedir.</strong>  </p>
<p>İşte Avrupa&#8217;nın toprak darlığı, bunun yanında deniz ve nehirlerin yani tabii ulaşım yollarının bolluğu sebebiyle içeride ve dışarıda fazla temas imkanına sahip olan Avrupalı; temaslar neticesinde de edindiği çeşitli fikirler ve sahip olduğu rekabet hissi ve yine içerideki baskı ve zulümlerin tazyikiyle bir yandan kabiliyetlerini inkişaf ettirirken, diğer yandan değişik sebepler altında denizaşırı yolculuklara çıkıyordu. (Bakınız: <a href="http://www.derindusunce.org/2009/09/24/kesifler-cagi-ve-uyuyan-osmanli/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Coğrafi Keşifler ve Uyuyan Osmanlı</span></a>) Şartlar ve ihtiyaçlar Avrupalıyı adeta bu yolculuğa mecbur ediyordu denilebilir. </p>
<p>Tesadüfen buluna Amerika kıtasından gelen altın gümüşler; bir yandan kıtaya göçlerin artışını bir yandan da maddecilik ruhunu körüklüyordu.  </p>
<p>Kendi ülkesinin zulümleri ve baskısından kaçan Avrupalının, gittiği yerlerde adaletli davranması beklenirdi ancak koca bir hayal kırıklığı yanı sıra soykırım, katliam, sömürü ve vahşet düzenidir geriye kalan&#8230;(Bakınız: <a href="http://www.derindusunce.org/2009/05/29/sanayisiz-osmanli/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Sanayisiz Osmanlı</span></a>)  </p>
<p>Evet Sanayisiz Osmanlı yazısında şöyle demiştik;</p>
<ul><em>Bir kere sanayileşebilmek, büyük sermayeler gerektiren bir süreç. Bu sermaye doğal yollarla elde edilemez. Özellikle, dönemin Avrupa devletlerine bakarsanız, normal şartlarda  iki yüz yılda elde edilebilecek ekonomik gelişimi ve sermayeyi, kurdukları sömürü düzenleriyle yirmi yıl gibi kısa bir sürede tamamladıklarını göreceksiniz. Bu hıza ayak uydurmak gerekirse, (içerde ve/veya dışarda) bir </em><strong><em>haydutluk düzeni </em></strong><em>ve</em><strong><em> </em></strong><em>bir </em><strong><em>vahşet düzeni</em></strong><em> kurmanız kaçınılmazdır. Sömürü ve yeniden sömürüyü gerektiren, yeniden kendini var eden zülüm döngüsü kurmanız gerekir ki bu, ne Osmanlının kurucu kodlarıyla ne de insanlık değerleriyle bağdaşan bir durumdu</em><em>.    </em></ul>
<p>Meselenin bir başka boyutu şudur ki; aslında &#8220;Sanayi Devrimi&#8221; bütün Avrupa&#8217;da aynı anda olmuş bitmiş bir olgu değildi. Plassey savaşından sonra koca Hind alt kıtasını işgal eden İngilizler, Bengal hazinelerini Londra&#8217;ya taşırlar. Çoğu yazarlar, Sanayi İnkılabının; Plassey savaşında sonra Bengal kömürlerinin Londra&#8217;ya taşınıp buharlı geminin bulunuşuyla başladığını kabul ederler. Oysa Fransa&#8217;da sanayileşme hamlesi ağır aksak ilerlemiştir. Dahası Fransa&#8217;nın hamlesi daha çok İngilizleri taklit üzere şekillenmiştir. Daha çok İngiltere&#8217;den makine alımı şeklinde gerçekleşmiştir. (Fransızlar, bizim yerimizde olsa sanırım bu sürece batılılaşma süreci derlerdi) </p>
<p>Öte yandan sanayileşme sadece üretim artışıyla değerlendirilemez ya da daha doğrusu değerlendirilmemeli diye düşünüyorum. <strong>Biraz da önemli olan, üretim artışının hangi bedeller karşılığında başarıldığı değil midir? Yani neler götürmüştür o toplumdan ? Neye mal olmuştur ? Bunların da değerlendirmeye alınması gerekmez mi?</strong> </p>
<p>Basit bir örnekle duruma açıklık getirmeye çalışalım: </p>
<p>Sanayi Devrimi yıllarında İngiltere&#8217;de uyuşturucu kullanımı neden yaygındır hiç düşündünüz mü? Fabrikalarda geçen uzun gecelerde çalışan anneler, sevgili bebeklerini uyutmak için afyon bitkisi kullanıyorlardı da ondan. Evet yanlış duymadınız, çocuklar daha kundaktayken uyuşturucuya alışıyorlardı.</p>
<p>Peki bu çocukların, ilerleyen yaşlarında kanlarına karışan bu zehirden kurtulmaları sizce mümkün olabilmiş midir?      </p>
<p><strong>Weber Tezi olarak Protestanlık</strong> </p>
<p>Alman düşünür Weber, batıdaki teknolojik gelişimleri, Calvinizm temelli Protestanlık anlayışı ve ahlakıyla da izah eder. Weber&#8217;e göre Protestanlık inancında tam bir kadercilik anlayışı hakimdir. Seçilmişler önceden bellidir ve kul ne yaparsa yapsın kaderini değiştiremez ve hatta cennetlik ya da cehennemlik olma vasfını dahi değiştiremez. <strong></strong> </p>
<p>Peki böyle bir anlayış, insanları  ve toplumları nasıl olur da çalışmaya itebilirdi? Madem her şey baştan bellidir ve kulun elinden bir şey gelmezdi, o halde İnsanları top yekun çalışmaya ve üretmeye iten güç ne olacaktır? </p>
<p>Evet Protestanlıkta insanın Tanrı karşısında hür iradesi yoktur ve seçilmişler baştan bellidir ancak <strong>&#8220;seçilmişliğin göstergesi; durup dinlenmeden çalışmak, şüphe ve güçsüzlük duygusunu yenmek için sürekli faal olmak, ayrıca birlikte hareket etmektir. Kazanmak, çalışmak, başarmak ve birlikte hareket etmek Tanrını sevgili kulu olmak demektir.&#8221; </strong> </p>
<p>Zenginlere karşı orta sınıfın kini Protestanlığa geçişi hızlandırıyor ve bu insanların da sürekli çalışmaya ve biriktirmeye azmediyor olmaları,  zincirleme olarak da çalışmak kazanmayı, kazanmak tüketimi, tüketim ihtiyaçları, ihtiyaçlar da tekrar çalışmayı kamçılamıştır denilebilir. Bu daire içinde bilim ve teknoloji de kendine bir gelişim yolu bulacak ve yatağını kuracaktır.  </p>
<p>Weber&#8217;in tezi buraya kadar makul olsa da (burası dahi eleştiriye açık ve oldukça malul bir tez), daha sonra ortaya öyle bir tez atacaktır ki; doğuda ve batıda çok tartışmalara sebep olacak ve kendi aydınlarımızı da menfi etkileyecektir.</p>
<p>Protestanlığı, bilime ve gelişmeye motor gibi takdim eden Weber, İslamı da gelişmeye ve bilime engel ilan etmiş ve hararetli bir tartışmanın fitilini yakmıştır.</p>
<p>Bu tez ülkemizi de sarıp sarmalamış olacak ki, modernliği tek çare görüp, İslam temelli bir geleneği terk etme ve  bir halkın kültür ve medeniyetinin değiştirilmesi esası üzerine bir dizi önlemler almaya kadar varmıştır. Ancak insanların dış görünüşlerine yönelik takıntılarla yaşayan köhne bir kültür devrimciliğidir aslında bütün yapılanlar&#8230; Aslında bizlere okul sıralarında &#8220;Asr-ı Saadet Dönemi&#8221; gibi lanse edilen, Cumhuriyetin Sözde Altın Çağı&#8217;nda gösterebildiğimiz bütün tepki <strong><em>Batı&#8217;nın hakimiyetine karşı, şeklen ve görüntü itibarıyla batıya benzeme refleksi</em></strong> olabilmiştir. Kimileri bu dönemi daha da cilalayıp, Aydınlanma Çağı olarak da lanse ederler&#8230; <em></em> </p>
<p>İslâm&#8217;ın temel prensiplerinden, bilimden, kul hakkından uzaklaşmanın getirdiği belaların ilacını &#8220;düşmana benzemek&#8221; yolunda aramışız ne yazık ki!</p>
<p>Yanlış teşhis, yanlış tedavi&#8230;Sonuç:<strong> Virüse bulaşmış, virüsten korunamayan, hasta ancak yaşamaya devam eden, kararsız bir ülke&#8230;Kalıcı olan ve tabiat haline gelen kültürel bir şizofreni ile ülkesini ve halkını  malul eden bir oligarşik ve vesayetçi bir zihniyet&#8230;</strong> </p>
<p>Tarihçi Mustafa Armağan ise; &#8220;Bilim de geri mi kaldık ?&#8221; sorusunu yönelterek konuyla ilgili ilginç açılımlar yapıyor ve şöyle diyor: </p>
<ul>&#8220;Bir<em> kere 17.yüzyıl ve sonrasında Avrupa&#8217;da vuku bulan bilimsel ve teknolojik devrimi normal bir bilimsel etkinlik çerçevesinde değerlendiremeyiz. (Burada ‘normal bilim&#8217; derken Thomas Kuhn&#8217;un kastettiği anlamda bir paradigmanın, yani bilimsel çerçevenin içinde yapılan bilimi kastediyorum.) Bu ‘olağanüstü&#8217; bir bilimdir ve normal bilimdeki faaliyetler olağanüstü dönemle ölçülemez. Ya neyle kıyaslamak lazım onu? İnsanlık tarihindeki büyük bilimsel patlamaların yaşandığı diğer çağlarla elbette. Olsa olsa MÖ 5. yüzyılın Atina&#8217;sıyla, MS 10. yüzyılın Bağdat&#8217;ıyla kıyaslanabilir. Dikkat ederseniz Yunan ve İslam mucizeleri deniliyor bunlara, yani olağanüstü dönemler&#8230; <br />
 <br />
Böylesi dönemlerin sayısı insanlık tarihinde çok fazla değil. Yani Yunanistan&#8217;da gerçekleşen çiçeklenme, yüzyıllar süren Afrika-Asya kültürel trafiğinin, her şeyden önce de Fenike medeniyetinin eseriydi. Çünkü insanlığın yüzlerce yıllık birikimi, mağma gibi kendisine patlayacağı bir delik arar ve sonunda uygun bir yer bulunca yeryüzüne çıkar. Bu ‘mucize&#8217;lerin Atina veya Bağdat&#8217;ta ortaya çıkmaları, tarihin akışını kendi yönlerine çevirmesini bilen yöneticilerin eseriydi. Hodgson gibi tarihçilerin uzun vadeli dünya tarihi perspektifinden bakıldığında ‘Batı uygarlığı&#8217;nın Avrupa&#8217;da ortaya çıkması da aslî değil, arızî bir durumdu. Yani bu enerji, bir şekilde kendisine uygun bir yol bulacaktı. En uygun çıkış yolu ise Avrupa&#8217;da hazırlanmıştı. Orada çıktı. Başka bir yerde de ortaya çıkabilirdi ama şartlar elvermedi. Dolayısıyla modern bilimlerdeki patlamayı, Osmanlı veya herhangi bir ‘normal&#8217; faaliyetini sürdüren paradigmayla değil, süper lig ile 2. lig arasındaki fark gibi, Yunan veya İslam bilimleriyle kıyaslamamız gerekir</em><strong><em>. Çünkü bunlar, birçok medeniyetin ortak olarak katkıda bulunduğu ama bir  yerde ortaya çıkan bilimsel lavlardır. Malum, lav dağını seçemez. Dağdır lavı seçen. Ne zaman dağ olursak lavımızı içimizde buluruz.</em>&#8220;</strong> </ul>
<p align="justify"><strong>İslam Medeniyetinin Tesiri </strong> </p>
<p>Hemen şunu belirtmeliyim ki Rönesans aydınları, bildiğimizin aksine ilerici değil, &#8220;<strong>gericidirler&#8221;</strong> ve hatta &#8220;<strong>irticacıdırlar</strong>&#8220;. (80-90 yıldır topluma irtica korkuları empoze eden zihniyete küpe olsun) </p>
<p>Rönesans uzmanlarından Peter Burke, dikkatimizi Rönesans&#8217;ın Latin ve Yunan kaynaklarına yani binlerce yıl öncesine bir &#8220;geri dönüş&#8221;, hatta antik kültürün taklit edilmesi hareketi olduğu noktasına çeker. Dahası Rönesans aynı zamanda İslam Medeniyeti ile temasa geçişin adıdır. Bir başka değişle, Avrupa&#8217;nın bitkisel hayattan uyanışa geçişi Arap-İslam kültürü ve dinamizmi sayesinde gerçekleşecekti.    </p>
<p>Avrupa&#8217;da &#8220;Bilimsel Devrim&#8221; yalanı da zihinlerimize kazınmıştır kazınmasına da, nedense söz konusu Bilimsel devrim Müslüman alimlerden çalınan bilgilerle yapıldığı meselesi ise örtbas edilir.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2009/02/17/osmanlinin-yikilisinda-tekke-ve-zaviyelerin-rolu-var-miydi/" target="_blank"><strong><span style="text-decoration: underline;">Osmanlının Yıkılışında Tekke ve Zaviyelerin Rolü Var mıydı?</span></strong></a><strong> </strong>adlı makalemizde aynen şunları şöylemiştik:</p>
<p><strong><em>İslam büyükleri öyle kitaplar yazmışlar, öyle eserler ortaya koymuşlardır ki, kendilerinden sonra Avrupa&#8217;nın üniversitelerinde asırlarca okutulmuştur. Avrupalı büyük ölçüde rönesans ve sanayi devrimini bu eserlere borçludur. Dünyaya hakimiyetini, bu eserlerden istifade de bulmuştur. Özellikle tıp alanında İbni Sina, Razi ve Zehravi gibi bilginlerin eserleri, Batının ilmi yapılanmasının oluşmasında büyük etkenleri olmuştur.</em></strong></p>
<p>     <strong><em>İbni Sina, tam sekiz asır, Zehravi tam bin sene Batıda otorite kabul edildi.  </em></strong></p>
<ul><em>Bunlardan her biri kendi sahasında ilmi araştırmaları ve buluşlarıyla başı  çekiyordu. Kimisi  astronomiyi geliştiriyor, kimisi fizik kuralları koyuyor, kimisi de matematikte yedi kat integral  problemleri çözüyordu. </em><strong><em>Kimisi de dünyanın çevresini ölçmeye çalışıyor ve dünyanın güneş etrafında döndüğünü tespit ediyordu ki Galileo ve Copernik&#8217;in yedi göbek dedesi henüz mevcut değildi. Batı ve dünya vahşetler içinde yüzerken, bizim aydınlık dünyamızda hidrolik sistemlerle çalışan araçlardan, saatlere, oradan da ilkel robotlara kadar, son asırlarda tanıyabildiğimiz teknolojik eserler, o dönem adi eserler olarak teşhir ediliyordu.   </em></strong></ul>
<ul><em>Diyarbakırlı  Ebul-İz El Cezeri, 800 sene önce hidrolik sistemle çalışan pek çok otomatik eser ortaya koymuştu. </em><strong><em>Ta o zamanlar biz yaptığımız robot atlara hareket verirken, Batı dünyası saatin işleme keyfiyetinden uzak &#8220;Acaba içinde cin mi var ?&#8221; diyordu. </em></strong></ul>
<p>Evet Avrupa İslam Medeniyetine çok şey borçludur&#8230;</p>
<p>Yukarıdaki örnekleri az ve yetersiz bulanlar için örneklerimi çoğaltmak isterim&#8230; </p>
<p>Mesela modern kimyanın kurucusu Cabir İbn Hayyan&#8217;dır. Buharlaştırma, süzme, tasfiye etme, damıtma billurlaştırma Cabir&#8217;in geliştirdiği metotlardır. Mesela Alembik&#8217;i icat eden Müslümanlardır. Optik, büyütücü mercekler, pek çok cismin özgül ağırlığının tespiti, denge ve ağırlık hep Müslümanların eserleridir. &#8220;Sıfır&#8221; ve &#8220;Pi&#8221; sayılarını bulan, dört işlemi tam olarak ortaya koyan Müslümanlardır. (Romen rakamında sıfır olmadığını hatırlatırım). Cebir tamamen Müslümanların icadıdır. Logaritma, trigonometri yine Müslümanların icadıdır. Sekantı, Tanjantı, kotenjantı sinüs ve kosinüsü bulanlar da Müslümanlardır&#8230;</p>
<p>Örnekleri daha da çoğaltmak mümkün.       </p>
<p><strong>Evet gerici olmak bence güzeldir&#8230;</strong> </p>
<p>Not: Derin Düşünce Grubu üyeleri ve yorumcuları ile yaptığımız tartışmalar bu yazı için bilgi ve ilham kaynağı olmuştur.<br />
 </p>
<p><strong>KAYNAK:</strong></p>
<p>1. İslam Bilim İnsan Ve Tarih (Ali Ünal)</p>
<p>2. Avrupa&#8217;nın 50 Büyük Yalanı  (Mustafa Armağan)</p>
<p>3. İnsanlığın Son Adası (Mustafa Armağan)</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=9002&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_9002" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/10/bilim-ve-teknoloji-neden-avrupada-gelisti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Son 30 günde en çok okunanlar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/10/son-30-gunde-en-cok-okunanlar-26/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/10/son-30-gunde-en-cok-okunanlar-26/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 10:33:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Site Hayatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9000</guid>
		<description><![CDATA[
Kimdir bu Kemalistler?
Derin Düşünce Kapatılırsa&#8230;
DUYURU: 70 Milyon Adım Koalisyonu, 28 Şubat 2010 Pazar - 15.00
Kemalist gençlik neden bu kadar ihtiyarladı?
Ben Sadece Allah Rızası İçin Film Yapıyorum
Dinler arası diyalog : İslâm ve Atatürkçülük
Asker Milletleri Kimler Yönetir?
Bakmak,görmek,anlamak: Sanat&#8217;ta ayrıntı (1)
Darbe takvimi
Akademik Seçkincilik ve Demokratik Ahlak

Share This
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ol>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/15/kimdir-bu-kemalistler/">Kimdir bu Kemalistler?</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/11/derin-dusunce-kapatilirsa%e2%80%a6/">Derin Düşünce Kapatılırsa&#8230;</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/26/duyuru-70-milyon-adim-koalisyonu-28-subat-2010-pazar-1500/">DUYURU: 70 Milyon Adım Koalisyonu, 28 Şubat 2010 Pazar - 15.00</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/12/kemalist-genclik-neden-bu-kadar-ihtiyarladi/">Kemalist gençlik neden bu kadar ihtiyarladı?</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/22/ben-sadece-allah-rizasi-icin-film-yapiyorum/">Ben Sadece Allah Rızası İçin Film Yapıyorum</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/13/dinler-arasi-diyalog-islam-ve-ataturkculuk/">Dinler arası diyalog : İslâm ve Atatürkçülük</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/18/asker-milletleri-kimler-yonetir/">Asker Milletleri Kimler Yönetir?</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/">Bakmak,görmek,anlamak: Sanat&#8217;ta ayrıntı (1)</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/19/darbe-takvimi/">Darbe takvimi</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/10/akademik-seckincilik-ve-demokratik-ahlak/">Akademik Seçkincilik ve Demokratik Ahlak</a></li>
</ol>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=9000&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_9000" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/10/son-30-gunde-en-cok-okunanlar-26/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yalanlarla Kandırıldık; Kürt Kardeşlerimizi Hedef Aldık!&#8221;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/09/yalanlarla-kandirildik-kurt-kardeslerimizi-hedef-aldik/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/09/yalanlarla-kandirildik-kurt-kardeslerimizi-hedef-aldik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 11:34:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[zorunlu askerlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8997</guid>
		<description><![CDATA[Kaynak: Haber 5
&#8220;5 aylık askerlik süresi, neyin ne olduğunu görmeme vesile olmuştur. Müslüman olmayan bir ordunun mensubu olmayacağım. Zulme karşı sessizlik zulümdür. Bundan sonra asker değilim, hakkımda açılacak bütün davaları ve iddiaları reddediyorum. Ne firardayım ne de kaçağım. Bu zorunlu askerlik görevini reddediyor, vicdani reddimi açıklıyorum.&#8221;
Muhammed Serdar Delice, 5 aylık asker. Enver Aydemir&#8217;den sonra dinî [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kaynak: <a href="http://www.haber5.com/dini-inanci-nedeniyle-orduyu-reddetti-haberi-60987.aw" target="_blank">Haber 5</a></p>
<p>&#8220;5 aylık askerlik süresi, neyin ne olduğunu görmeme vesile olmuştur. Müslüman olmayan bir ordunun mensubu olmayacağım. Zulme karşı sessizlik zulümdür. Bundan sonra asker değilim, hakkımda açılacak bütün davaları ve iddiaları reddediyorum. Ne firardayım ne de kaçağım. Bu zorunlu askerlik görevini reddediyor, vicdani reddimi açıklıyorum.&#8221;<span id="more-8997"></span></p>
<p>Muhammed Serdar Delice, 5 aylık asker. Enver Aydemir&#8217;den sonra dinî inancı nedeniyle Türkiye&#8217;de askerlik yapmayı istemeyen Delice, askerliğini yaptığı Malatya 2. Ordu Komutanlığı&#8217;nda izne geldikten sonra bir daha geri dönmek istemediğini belirterek, vicdani retçi olacağını açıkladı. Kendisini dinine bağlı bir Müslüman ve milliyetçi olarak tanımlayan Delice, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi&#8217;nde vicdani reddini açıkladı.</p>
<p>2 çocuk babası ve 27 yaşında olan Muhammed Serdar Delice, bu ülkede &#8220;hayli düşmanlar&#8221; yaratıldığını ve kandırıldıklarını söyledi. Askerliği sırasınca ordunun nasıl bir ordu olduğunu gözlediğini ifade eden Delice, zulmün olduğu bir orduda askerliğe devam etmeyeceğini ifade etti. Delice&#8217;nin diğer vicdani retçilerden ayrılan tarafı ise Müslüman kimliğinin yanı sıra milliyetçi bir bakışa da sahip olması&#8230;<br />
<strong><br />
&#8220;Yalanlarla Kandırıldık; Kürt Kardeşlerimizi Hedef Aldık!&#8221;<br />
</strong><br />
İHD&#8217;de yaptığı basın toplatısında şöyle konuşmuş Muhammed Serdar Delice: &#8220;Bizler bu ülkede Çanakkale destanları ile büyüdük. Kendimize Osmanlı&#8217;yı örnek, Kuran-ı Kerim&#8217;i kılavuz rehber edindik. Dedik ki: Allah Allah, dedik ki: Hak birdir, ümmet tek&#8217;dir dedik. Hoşgörüyü sadakati Atilla&#8217;dan, Selahattin-i Eyyubi&#8217;den öğrendik. Bizler yıllarca üç kıtaya hükmettik. Ama ne silahla ne de zorbalıkla. Maneviyatla, imanla, hoşgörümüzle sahip çıktık bütün uluslara. Fakat yozlaştık, unuttuk geçmişimizi. Kendimize hayali düşmanlar yarattık. Kürt kardeşlerimizi hedef aldık. Yıllarca bir takım yalanlarla kandırdık gençliğimizi&#8230;   Şu anda ise artık maskeler düşmüştür. 5 aylık askerlik süresi, neyin ne olduğunu görmeme vesile olmuştur. Müslüman olmayan bir ordunun mensubu olmayacağım. Zulme karşı sessizlik zulümdür. Bundan sonra asker değilim, hakkımda açılacak bütün davaları ve iddiaları reddediyorum. Ne firardayım, ne de kaçağım. Bu açıklamamdan sonra, en yakın Emniyet Müdürlüğü&#8217;ne bana ulaşabilecekleri telefonumu ve adresimi bırakacağım. İçinde bulunduğum psikolojik ve sosyo-ekonomik durumum zaten benim firari yaşamama uygun değildir&#8230; Bu zorunlu askerlik görevini reddediyor, vicdani reddimi açıklıyorum&#8230; Saygılarımla.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;Böyle Bir TSK&#8217;ya İhtiyacımız Yok!&#8221;</strong></p>
<p>&#8220;Ne olursa olsun hayatımın pahasına bile olsa o üniformayı bir daha kimse bana giydiremez!&#8221; diyen Delice, bundan sonra başına neler geleceğini iyi bildiğini, ancak kendisine ne yaptırılacağını merak ettiğini belirtti. Millet ve vatan aşkıyla askere giden gençlerin bir süre sonra vatan ve millete küfrettiğini söyleyen Delice, &#8220;Çünkü bir insana değer verirseniz, değer alırsınız. Ama o kışlalarda insanlık yok&#8221; dedi. &#8220;Bu şekilde bir TSK&#8217;ya ihtiyacımız yok!&#8221; diyen Delice, askerlerine ve milletine değer veren bir ulusun değil ulusların olan bir TSK&#8217;ya ihtiyaçlarının olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>&#8220;Şehitlerin Şahadetinden Şüphe Duyuyorum!&#8221;</strong></p>
<p>&#8220;Ben o kışlada bulundum. Yaşadım. Birçok şeyi gördüm. Ben şu kadarını söylüyorum. Kendisini şehit olarak düşünen insanları şahadetinden şüphe duyuyorum.&#8221; diyen Delice, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8220;Ama İslamiyet&#8217;te şöyle bir şey vardır. Her şey niyettir. O saf niyetiyle gitmiştir. Kandırılmıştır. Kendisini şehit olarak tanımlar. Ama ben şu ortamdaki şahadet olayına inanmıyorum. Kendimize sanal düşman yarattık. Ben doğuda askerlik yaptım. Kürt arkadaşlarım da var. Hepsi kelime-i şahadet getiriyor. E ben bunlara karşı savaştığım zaman, bunlara karşı bir eylem gerçekleştirdiğim zaman düşünebilir misiniz benim şahadetimi. Şehitlik böyle bir şey değil. Kendi halkına karşı yapılan bir olayda kesinlikle şehitlik söz konusu değildir. Yani neyin ne olduğunu gördüm.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;İnsan Olduğumuzu Unutanlara Askerlik Hizmeti Vermek Mantıklı mı?&#8221;</strong></p>
<p>Bu açıklamalarından sonra başının belaya gireceğini bildiğini ancak birilerinin bunları dile getirmesi gerektiğini söyleyen Delice, kışlalarda bulunan binlerce askerin de böyle düşündüğünü kaydetti. &#8220;Vatan bize sahip çıkıyorsa, asker bizi koruyorsa, sahip çıkıyorsa tabi seve seve bu işin içerisinde yer almak gerekiyor. Ama bu devlet beni korumayacak, benim sosyal haklarımı göz ardı edecek. Askeriye benim insan olduğumu unutacak. Ve bana insan dışı muamelelerde bulunacak. Ve istemediğin şeyleri sana zorla yaptıracak.   Böyle bir durumda senin askerlik yapman ne derece mantıklı?&#8221; diye soran Delice, askerlikte yaşadıklarını anlattığı takdirde bazı kişilerin yıpranacağını, o yüzden anlatmayacağını söyledi. Vatana ihanetten, emre itaatsizlikten ve firardan yargılanacağını belirten Delice, &#8220;Belki hiç kimse bana sormayacak. Neden böyle oldun? Sebebin neydi? Ne oldu? Ne sana yanlış geldi? Olması gerekenler neydi? Bunlar sorulmayacak. Bu hareketimden sonra peşimden gelenler olacak. Çünkü benim gibi düşünen birçok insan var&#8221; dedi.</p>
<p><strong>&#8220;Oralarda Düşünemezsiniz! Düşünürseniz Yargılanırsınız!&#8221; </strong></p>
<p>&#8220;Bu ülkede özgürlüğünüz üzerine, kendi düşünceleriniz, fikirleriniz ve insanlığınız üzerine bir şeyler yaptığınız zaman sıkıntılar çekiyorsunuz. Yargılanıyorsunuz.&#8221; diyen Delice, umutsuz olmadığını birilerinin bu gidişata &#8216;dur&#8217; diyeceğini umduğunu söyledi. Kışladaki askerlerin bütün gün teskere gününü saydığını söyleyen Delice, hapis hayatından daha kötü bir durum yaşanıldığını söyledi.   &#8220;Oralarda düşünemezsiniz. Fikrinizi beyan edemezsiniz. Öyle bir hakkınız yok&#8221; diyen Delice, &#8220;Bugüne kadar benim gibi yaşadıklarını anlatan kimse çıkmamıştır. Gözünü karartmamıştır. Benim bunları söylememin nedeni, birileri buna dur desin. Orada yaşanılanlara bir dur desin. Çünkü bu böyle gitmez. Bu onların da bütünlüğünü tehdit eder.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=8997&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_8997" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/09/yalanlarla-kandirildik-kurt-kardeslerimizi-hedef-aldik/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Derin Göz: Sanat&#8217;ta Ayrıntı (2)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/09/derin-goz-sanatta-ayrinti-2-2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/09/derin-goz-sanatta-ayrinti-2-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 10:06:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Derin Mevzu]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Mekân]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8989</guid>
		<description><![CDATA[Ön hazırlık: Bu sayfadaki okyanus fotoğraflarına bakarak zihninizi boşaltın. Sizi meşgul eden sorunları iki saatliğine askıya alın. Ocakta yemeğiniz, mama bekleyen çocuğunuz olmasın. Aşağıdaki videodaki dalga seslerini fon müziği olarak dinleyebilirsiniz. Olmazsa Bach ya da Vivaldi iyi gidecektir.
 
Okyanusun bir sesi var mıdır?
 Atlas Okyanusu kıyısındaki La Rochelle şehri yakınlarındayım. Uzaklarda şimşekler çakıyor. Yağmur yağacak gibi. Türkiye&#8217;de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ön hazırlık:</strong> <a href="http://www.derindusunce.org/2010/03/05/atlas-okyanusundaki-dalgalarla-tefekkur/"><em>Bu sayfadaki okyanus fotoğraflarına</em></a><em> bakarak zihninizi boşaltın. Sizi meşgul eden sorunları iki saatliğine askıya alın. Ocakta yemeğiniz, mama bekleyen çocuğunuz olmasın. Aşağıdaki videodaki dalga seslerini fon müziği olarak dinleyebilirsiniz. Olmazsa Bach ya da Vivaldi iyi gidecektir.</em></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="200" height="200" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="id" value="VideoPlayback" /><param name="src" value="http://video.google.fr/googleplayer.swf?docid=-5096710007415869373&amp;hl=fr&amp;fs=true" /><embed id="VideoPlayback" type="application/x-shockwave-flash" width="200" height="200" src="http://video.google.fr/googleplayer.swf?docid=-5096710007415869373&amp;hl=fr&amp;fs=true"></embed></object> </p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Okyanusun bir sesi var mıdır?</span></strong></p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/dalga_1.jpg"></a>Atlas Okyanusu kıyısındaki La Rochelle şehri yakınlarındayım. Uzaklarda şimşekler çakıyor. Yağmur yağacak<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/dalga_1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-8949" title="dalga_1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/dalga_1.jpg" alt="" width="272" height="423" /></a> gibi. Türkiye&#8217;de iken deniz kıyısında hiç duymadığım bir ses, okyanusun* <strong>&#8220;uğultusu&#8221;</strong> kulaklarımda. Hava kapalı, buz gibi bir şubat rüzgârı esiyor. Sahile yaklaşıyorum. Yanılmışlar meğer. Kulaklarımın uğultu zannettiği aslında dalga ve rüzgâr sesinin karışımı imiş. Bir de limandaki teknelerin metal direklerine vuran iplerin sesini ayırd edebiliyorum şimdi. İskeleden uzaklaşıp iki yanı kayalarla çevrili bir kumsala yaklaşıyorum. Kulaklarım yine yanılmış. <strong>&#8220;Dalga sesi&#8221;</strong> etiketiyle zihnimde inşa ettikleri şey de gerçekte yokmuş. Körfez girişinde bir metre yüksekliğe kadar kabaran ve rüzgârla karşılaşınca &#8220;şhuuu!&#8221; yapan en büyük dalgalardan tutun da kıyıda çakıl taşlarına çarptıkça  &#8220;şıp şıp&#8221; sesi çıkartan minnacık dalgacıklara kadar bir sürü FARKLI sesin aritmetik ortalaması(?) imiş meğer &#8220;dalga sesi&#8221;. Yani sadece kafamın içinde olan, soyut bir kavram, bir vehim, bir illüzyon?</p>
<p>Atlas Okyanusu&#8217;nun gerçek sesini duymak için hangi mesafede durmalıyım? 500 metre? 5 metre? Suyun üstü? İçi? Hangi derinlikte meselâ?</p>
<p>Okyanusun gerçek sesi, hakikî, otantik sesi nasıldır? Hayatı denizde geçen balıkçıların oy birliği ile &#8220;hah işte bu ses&#8221; diyebilecekleri &#8220;objektif&#8221; bir Okyanus sesi yok mudur?</p>
<p>Okyanusların ve denizlerin bizimle böyle &#8220;dalga geçmesi&#8221; <span id="more-8989"></span>münferit bir olay değil. Dalgayı duymak kadar görmek de zor! Kafamda görsel bir &#8220;dalga&#8221; tarifi var elbette ve bu şablona uyan her şeye &#8220;dalga&#8221; diyebilirim. Ama ya kum tanelerinin arasında yaşayan bir böcek olsaydım? Ya da bir balina? O zaman &#8220;dalga&#8221; tarifim ne olacaktı?</p>
<p>Dalgalara yakından baktıkça her dalganın daha küçük dalgalardan oluştuğunu görüyorum.  Ve bana göre çok büyük sayılabilecek bir sürü dalga peşpeşe, daha da büyük bir gel-git dalgasının üzerinde kıyıya doğru geliyor. Ay&#8217;ın ve Güneş&#8217;in okyanuslara uyguladığı çekim gücüyle geniş bir kara parçası her gün bir kaç saatliğine su altına girip çıkıyor çünkü. Bir saat önce aralarında gezdiğim yan yatmış tekneler yüzüyor şimdi. Az önce yürüdüğüm yerlerdeki suyun derinliği belki boyuma yaklaşmıştır. Kumlar arasındaki böcekler kadar küçük hissediyorum kendimi. Okyanus ölçeğinde çok küçüğüm. Bir AYRINTI olabilirim ancak!</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ters_cocuk.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8953" title="ters_cocuk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ters_cocuk-300x199.jpg" alt="" width="252" height="181" /></a>Okyanus adeta bir Kâinat modeli gibi. Her şeyi bir anda göremeyen biz insanlar için bir maket! Neden? Çünkü dev gel-git dalgasından kıyıdaki minik çırpıntılara kadar en ufak bir kesinti yok. Dalga hep &#8220;var&#8221;. Ama boşluk yok okyanusta. Yokluk? Yokluk var. Dedik ya Kâinat&#8217;ın modeli diye. Dalgalar katlanıp açılıyor ve her katlanıp açılma yeni dalgalara gebe. İki dalganın arasındaki çukur bir tür TERS DALGA. Sırtımı okyanusa dönüyorum, küçük çocuklar gibi ellerimi yere koyup bacaklarımın arasından bakıyorum. Hayret! Gökyüzü ile kumsal yer değiştirmiş. Bizim TERS DALGA düzeliyor. Yokluk dediğim Varlık olmuş, Varlık ise Yokluk.</p>
<p><strong><em>&#8220;Mozart&#8217;ın müziği bittikten sonra takip eden sessizlik de Mozart&#8217;tandır&#8221;</em></strong> diyordu Sacha Guitry. Haklı olduğunu ispat etmiş olduk ters dalga yöntemiyle. Ya Bethoven? O meşhur Beşinci senfoniyi hatırlayın, ilk 4 notayı: Pa-pa-pa-pam! Ve izleyen sessizlik. O ses <strong>YOK</strong>luğu olmasa ilk 4 nota neye yarar? Beşinci senfoninin ihtişamından ne kalır geriye? O yokluğu oraya koymak ancak bu kadar büyük bir ustanın aklına gelebilirdi!</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Otuz kiriş bir tekeri oluşturabilir ama göbeğindeki boşluktur tekere işlevsellik veren.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>çömlekçinin attığı kil değildir kaba kullanışlılığını veren ama şeklin içindeki boşluktur kabın yapıldığı.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Kapı olmadan bir odaya girilemez ve pencereler olmadan karanlıktır.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>işte budur var olmamanın yararlılığı&#8230;&#8221; </em>(Var Olmamanın Yararlılığı, Tao Tê King, Lao-Tzû)<em></em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/okyanus_dalga.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8951" title="okyanus_dalga" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/okyanus_dalga-217x300.jpg" alt="" width="217" height="300" /></a>işte böyle bu Atlas Okyanusu, adamın kucağına bırakıveriyor Kâinat&#8217;ın en büyük sırlarından birini! <em>Lao-Tzû</em> ‘nun deyimiyle <em>&#8220;Var ol<strong>MA</strong>manın faydası!&#8221;</em> Minnacık meşe palamutları ararken kocaman bir Diyarbakır Karpuzuna toslayan sincap gibi hissediyorum kendimi&#8230; Kâinat&#8217;ın küçültülmüş modeli karşımda bir ders kitabı gibi açılıp kapanıyor. Kitap bütün küçüklüğüne rağmen vücuduma oranla sonsuz büyüklükte. Kıtalara sığmayan okyanus aklıma nasıl sığmış? Kendini göremeyen gözüm okyanusu nasıl görmüş? Sürrealist bir film bu! Okyanus, ben ve hayretim başrollerdeyiz.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Öğretmenim X ışını</span></strong></p>
<p>Okyanus bir ders kitabı, bu doğru. Neden? Çünkü dalgaların gerek ses gerekse görüntü olarak uçan-kaçan bir halde oluşları Kâinat&#8217;a dair bir şüphe uyandırıyor zihnimizde. Bize şöyle bir soru yöneltiyor okyanus kitabı: <strong><em>&#8220;Süreksiz, kesintili olarak gördüğün cisimlerin, katıların, sıvıların ESASEN olarak böyle olduklarından emin misin?&#8221;</em></strong>. Yerinde bir soru. Elma, armut, telefon, ev, bulut, dağ, deniz&#8230; Nesnelerin sınırları, kenarları <strong>DEĞİŞMEZ</strong>, <strong>KESİN</strong> sınırlar değil. Bizim beklentilerimizin ve kapasitemizin birer yansıması.  Gördüklerimiz (ya da gördüğümüzü sandığımız) şeyler günlük ihtiyaçlarımız çerçevesinde ve bedensel imkanlarımızla şekilleniyor. Nasıl bir kaptan Bütün Okyanus&#8217;u değil de sadece gemisine yaklaşan dalgaları görüyorsa biz de yiyebileceğimiz elmaları ve tırmanabileceğimiz merdivenleri görüyoruz. Yani Bütün&#8217;ü görmüyoruz. Bergson&#8217;un çok sade içimde özetlediği gibi <strong><em>&#8220;algıladıklarımız eylem kabiliyetimizin bir işlevi, fonksiyonudur.&#8221;</em></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/x-isini-eller.jpg"><img class="size-thumbnail wp-image-8954 alignright" title="x-isini-eller" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/x-isini-eller-150x150.jpg" alt="" width="129" height="116" /></a>Fayda-imkân bıçağı ile hadım edilmiş Et-Göz&#8217;ün gördüğü, birbirinden koparılmış AYRINTILARIN zihnimize bir bereket getirmesi elbette beklenemez. Açalım bu noktayı biraz:  Meselâ bir X ışını ya da radyo dalgası olsaydım bu yazıyı yazan ellerimi nasıl görecektim? İçinde çalıştığım binayı ve iş arkadaşlarımı? &#8220;Aşılmaz&#8221; duvarları aşmak için konmuş kapılara ihtiyacım olacak mıydı?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/sanatta_ayrinti-6.jpg"><img class="size-medium wp-image-8956 alignleft" title="sanatta_ayrinti-6" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/sanatta_ayrinti-6-191x300.jpg" alt="" width="169" height="280" /></a>Bu X ışını üzerinde duralım bir parça. Zira X ışınları da okyanusun dalgaları gibi bize bir şeyler öğretmek için sıralarını bekliyorlar. X ışınlarının dünyası oldukça basit: İki tür varlık vardır: İçinden geçilebilenler ve geçile<strong>ME</strong>yenler. Yani X ışınlarının kapasitesi onların &#8220;görme&#8221; biçimini tayin eder.Fakat bu kapasite olayının doğurduğu şu kutuplaşma, zıtlık da dikkat çekici değil mi? Bizler de <strong>sıcak</strong> olmadan <strong>soğukluğu</strong>, <strong>sert</strong> olmadan <strong>yumuşaklığı</strong> düşünemeyiz. Peki <em>&#8220;cisimler varlıklarını zıtlarına borçlular&#8221;</em> denebilir mi? Hayır. Biz bir şeyleri algılayabiliyorsak bunu &#8220;görünen&#8221; zıtlıklara borçluyuz. Doğrusu bu. X ışınları gibiyiz!</p>
<p>İyi ama &#8230; Meselâ soğuk kime göre soğuk? Antalya&#8217;da yaşayan bir insanla bir Kanadalının zihninde &#8220;soğuk&#8221; aynı soğuk değil ki. Hatta bizim Antalyalının üşüyüp ellerini kalorifere dayadığını farz edelim bir an. <strong>&#8220;Ay! Elim yandı&#8221;</strong> diyerek çekecek bir süre sonra. İyi ama ne zaman, hangi anda soğuktan sıcağa geçti? Kalitatif, niteliksel sıçrama hangi anda gerçekleşti?</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Tao&#8217;yu dinlemede,</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>arif olan öğrencinin işi çalışkanlıktır;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>vasat öğrenci hatırına geldikçe bu çalışkanlığa katılır;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>akılsızınki ise bunlara gülmektir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ama aklımızdan çıkarmayalım ki</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ani kahkahalar olmazsa,</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>o iş doğal olmaz.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>o yüzden derler ki: </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;an olur aydınlık bile göze karanlık görünür; </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ilerleme göze gerileme görünür; </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>kolaylık göze zorluk görünür, </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ve değer de göze boş, yetersiz, güçsüz görünür; </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>an olur pak olan göze kirli görünür; </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ve hatta gerçek göze yalan görünür, </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/vehim_zitlik_2.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8957" title="vehim_zitlik_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/vehim_zitlik_2-204x300.jpg" alt="" width="181" height="267" /></a>ve karenin köşeleri varmış görünür; </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>büyük itibar fayda etmez olur, </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>en tiz nota işitilemez olur; </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>biçimli göze biçimsiz görünür, </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ve doğanın yolu insanın görüş alanından çıkmış olur&#8221;. </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>işte bu anlarda dahi,</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>her şeyin gereğinin yapılabileceğinden,</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>umudunu kesmez doğa.</em> (Benzerlik ve farklılık ,Tao Tê King, Lao-Tzû)</p>
<p>Lao-Tzû&#8217;nun net bir biçimde ifade ettiği gibi &#8220;görme&#8221; sürecinde göz sadece bir araç ve baş rol oyuncusu aslında akıl. İnsan Hipermetrop, astigmat gibi tıbbî sorunları nasıl gözlük ya da lens kullanarak çözüyorsa AYRINTI&#8217;ya bakarak BÜTÜN&#8217;ü görmek için de akıl gözlüğünü kullanabilir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Akıl gözlüğünü takarken</span></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/goz_bozuk.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8958" title="goz_bozuk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/goz_bozuk.jpg" alt="" width="220" height="251" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/">Geçen bölümde</a> eleştirdiğimiz  <strong><em>&#8220;Bütün = Parça + Parça&#8230;&#8221;</em></strong> ilkesinden  gözlerimizi kurtarmak üzereyiz şimdi. Okyanus kitabının dalgaları bize ne öğretiyor? Zıtlıklar sayesinde algıladığımız dünyanın Hakikî olmadığını! Yani sıcak-soğuk, ilk-son, sert-yumuşak zıtlıkları ile düşünmeye alışık analitik zekâmız. Oysa sıcaklarımız ve soğuklarımız ESAS değil. Tıpkı okyanus dalgalarını gördüğümüz gibi görüyoruz Kâinat&#8217;ı. Et-Göz&#8217;ün getirdiği parçaları zihnimizde birleştirerek, kavramlar inşa ederek: Faydalı, diğer insanlarla paylaşılabilir yani objektif hatta ölçülebilir şeyleri teknik sınırlarımız içinde, dil hapishanesinde görüyoruz. Parmaklıkların ardından&#8230;</p>
<p>Evet, gözlerimiz&#8230; Işık olmadan göremeyen o gözlerimizin aklımızdaki zıtlıklara da ihtiyacı var. Cisimlerin sınırlarını, başlayıp bittiği (izafî?) sınırları göremeyiz yoksa. Kısacası aklımız olmasa beyaz bir karanlığın içinde debelenip dururuz:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Sen iki parmağının ucunu götür de iki gözüne koy. Dünyadan bir şey görebilir misin? İnsaf et de söyle.İşte sen, gözünü kapadığın için bu dünyayı görmesen de, bu dünya yok değildir. Dünyayı görmemek ayıbı, hakîkati göstermemek kabahati, ancak uğursuz nefsin parmağına âittir. Sen aklını başına al da, önce gözlerinden parmaklarını çek, ondan sonra dilediğine bak, gör. [...] İnsan, gözden ibârettir. Geri kalan deridir, ceseddir&#8230;&#8221;</em>(Mesnevî, Mevlânâ Hazretleri)</p>
<p>İyi ama neyi göreceğiz? Doğru, tam, esas, hakikî gördüğümüzden nasıl emin olacağız? Zıtlıklara muhtaç olma halinden, faydacı körlükten ve diğer engellerden nasıl kurtulabiliriz? Sanat ve Sanat&#8217;taki AYRINTI bize nasıl yardım edebilir?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2010/02/17/bakmak-ve-gormeksanat%e2%80%99ta-ayrinti-1/">Geçen bölümde</a> ağırlıklı olarak faydacı körlükten bahsetmiştik. Yazının sonunda ise <strong>&#8220;teknik körlük&#8221;</strong> diyebileceğimiz ikinci bir körlüğe işaret etmiştik şu sözlerle:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Bu noktada yeni bir &#8220;<strong>ayrıntı</strong>&#8221; tarifi yapma ihtiyacı doğuyor. Çünkü gözlerimiz sadece ayrıntıları görebiliyor. Yani Bütün&#8217;ü hiç bir zaman göremiyoruz. Arkamızı, uzağı, yakını, sislerin içini ve perdelerin arkasını hatta <strong>gözlerimizi bile göremiyoruz</strong>. Oysa aklımız kendini akledebiliyor [...] <strong>Şu halde Bütün&#8217;ü ayrıntı sayesinde görmeyi öğrenmeliyiz</strong>. Yani ayrıntıyı eksik-kopuk bir şey değil de Bütün&#8217;e açılan bir pencere, yeni bir bakış açısı olarak kabul etmeliyiz belki de? Bir şehirde gezerken nasıl değişir perspektif? Bir sokaktan diğerine, bir caddeden ötekine geçince? Pencereleri ve sokakları birbirinden koparmadan şehre bakmanın yolu yok mudur? Her köşede yeniden hayret ederek, o şehre ilk defa gelmişçesine&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Bizi Bütün&#8217;e yaklaştıracak bir AYRINTI oluşturmalıyız zihnimizde. Yani analitik zekâmızın uzaklaştırıcı etkisini tersine çevirebilecek, Bütün&#8217;den kopuk olmayan yeni bir AYRINTI. Kurtulmamız gereken parazitin tarifini yapalım önce ki geri kalan kısmı daha iyi kavrayalım:</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Et-Göz&#8217;e hitab eden AYRINTI </span></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/insan_gozu.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8961" title="insan_gozu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/insan_gozu-300x193.jpg" alt="" width="255" height="182" /></a>Gözlerimiz  kulaklarımız neticede birer et parçası. Bu et parçaları tıpkı hayvanlar, bitkiler gibi Tabiat kanunlarına tâbi. Ne bulurlarsa getirip önümüze atıyorlar. Uzuvlarımızın kendi teknik sınırları içinde görebildikleri ayrıntılar, o anki ihtiyaçlarımız, korkularımız, bilgi seviyemiz&#8230; Kendi&#8217;miz ve Ben&#8217;liğimiz doğrultusunda bu &#8220;getirilenleri&#8221; birleştiriyoruz. <strong>Yani gözümüzle değil aklımızla görüyoruz ve duyuyoruz</strong>. Aklımızın yapay olarak inşa etiği bir şey&#8221;görme/duyma&#8221;&#8230; Fotoğraf makinesi gibi objektif ve fiziksel bir olay değil. Demek ki baştan beri sözünü ettiğimiz &#8220;görme bozukluğu&#8221; uzuvlarımızın değil bizim meselemiz. Göremediklerimiz ise akıl gözlüğünü takmadan bakmamızdan kaynaklanıyor kanaatimce. (Bkz. <a title="Ekrem Senai tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/deepblue/">Ekrem Senai</a>&#8216;nin Türkçe&#8217;ye çevirdiği Hamza Yusuf&#8217;un &#8220;<a title="Permanent Link to Araf Dağına Tırmanış" href="http://www.derindusunce.org/2009/06/29/araf-dagina-tirmanis/">Araf Dağına Tırmanış</a>&#8221; isimli makalesi)</p>
<p>Kendi haline bırakılan bir göz ise sahipsiz bir at gibi oradan oraya geziyor. Çekici hale getirilmiş, estetize edilmiş her görüntüye takılıp kalıyor. Ne demek istiyoruz &#8220;çekici hale getirmek-estetize etmek&#8221; ifadesiyle?</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;</em><em>Gerçek hayat hızla etrafımızda olup bitiyor ve ayrıntılar üzerinde durup yoğunlaşmaya vaktimiz yok. Yaşadığınız şehrin karmaşasını düşünün meselâ. Ama uydudan çekilmiş bir fotoğraf ya da bir gece manzarası gözünüzü ister istemez çekiyor. Zira şehrinizi gerçekten GÖRME imkânı veriyor size bu fotoğraf.</em><em></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>[...] Yine bu sebeple romanlarda en ince ayrıntılarına kadar anlatılan bir kır gezintisi o olayın zihninizde gerçekten VAR olabilmesini sağlar. Kırlardaki çiçeklerin kokusu, güneşin ışıltısı, rüzgârın serinliği&#8230; Gerçekten yaptığınız bir piknik öyle değildir oysa. Çocuklarınızdan birini arı sokar, hanım dolma tenceresini evde unutmuştur, güneşten ısınan araba koltukları kötü kokuyordur, giderken yolunuzu kaybetmiş, dönüşte trafiğe takılmışsınızdır&#8230;</em><em></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> </em><em>Sanat teknisyeni bize gerçek hayattan daha çekici hayat dilimleri sunar. Bunun için biz onun ürünlerine bakarız, dinleriz, okuruz&#8230; Bu sayede gerçek hayatı daha iyi anlamayı umarız. Ama böyle çekici hale getirilmiş her ürün bir sanat eseri sayılabilir mi? Bu ayrı bir konu</em><em>&#8230;&#8221;</em>( <a title="Permanent Link to Ayıp sanat olur mu?" href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/">Ayıp sanat olur mu?</a>, <strong>&#8220;Sanatçı başka, boyacı başka!&#8221; isimli paragraf</strong> )</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ii_c_3111.jpg" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-8959" title="ii_c_3111" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ii_c_3111.jpg" alt="" width="239" height="183" /></a>Meselâ 1910&#8242;larda New York&#8217;ta işlenen cinayetleri belgeleyen polislerin çektikleri şu fotoğrafa bakın. <strong>(Büyütmek için üzerlerine tıklayabilirsiniz)</strong></p>
<p>Savcıların arzusu doğrultusunda polis memurları tek bir fotoğraf karesine azamî miktarda AYRINTI alabilmek için fotoğraf makinesini merdivene benzer yüksek ayakların üzerine koymuşlar. Zaman sanki durmuş. Suçla, polisle ilgisi olmayan biz sıradan insanlar için oldukça &#8220;çekici&#8221; bir görüntü bu. Cinayet anında orada olsaydık korkudan saklanacak yer arardık. Ama şimdi rahat koltuğumuzda seyrediyoruz. Hani biraz daha baksak çözeceğiz cinayeti, katili yakalatacağız. Asansör boşluğuna benzer bir yerdeyiz. Halkaları bizden uzaklaştıkça küçülen zincir tıpkı ayaklar ve duvarlar gibi perspektif algımızı, haliyle fotoğrafın &#8220;gerçekliğini&#8221; güçlendiriyor. İhtimal uzun pozda (? ve ışığa hassasiyeti yüksek bir filmle) çekilmiş olan fotoğraftaki insanlara uzansak dokunabileceğiz sanki. Sağ üst köşede kare dışında kalmaya çalışmış bir polisin ayakları ve pantolon paçası görünüyor. Siyah kostümlü adamın şapkası savrulmuş. Yerdeki kağıt parçalarının olayla bir ilgisi var mı? Ya zencinin sol elinin altındaki çivilerin?</p>
<p>İşte bu AYRINTI analitik zekâmın konusu, et-Göz&#8217;üme hitab eden AYRINTI. Problem çözen, analiz ve sentez yapan Lego-Zekâ bu. Faydasız mı? Tam tersine! Faydalı. Zaten fayda eksenli olduğu içindir ki beni Bütün&#8217;e götüremez bu AYRINTI.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Derin-Göz&#8217;e hitab eden AYRINTI</span></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/derin_goz.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8960" title="derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/derin_goz-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a>Bütün&#8217;ü görmemizi sağlayacak &#8220;hakikî&#8221; AYRINTI nedir? Kâinat&#8217;ı dolduran varlıklar hakkında biraz düşünmek gerekiyor bu aşamada. Okyanus dalgalarından bahsettiğim ilk paragrafta baş aşağı durduğum sıradaki Hayret&#8217;i hatırlayın. Aynı Hayret&#8217;ten <a href="http://www.derindusunce.org/2009/09/29/guzellik-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/"><strong>Güzellik Matkabı</strong></a>&#8216;nın giriş kısmında da bahsettim. İnsan&#8217;ın insanlığından kaynaklanan bir şaşırma kapasitesi bu. Yani bir kedi yavrusunun veya bebeğin Et-Göz şaşkınlığından ve yetişkinlerin kaosundan ve absürdünden de çok farklı. Hatırlama ile şaşkınlık arası bir duygudan bahsediyorum. Bir bilinç seviyesinde çelişkili gibi duran ama bir başka seviyede çelişkili olmayan bir şey. <strong>&#8220;Bilgili bir cahillik&#8221;</strong> gibi&#8230; Bir sanat eleştirmeni düşünün meselâ.  Her sergi gezişinde bildiklerini KASITLI olarak unutan ve bu &#8220;temiz&#8221; gözle, şaşırmak isteğiyle, Hayret hasretiyle eserle bakan bir sanatsever.</p>
<p>Et-Gözümüz kurallar, ilkeler, sebep-sonuç zincirleri doğrultusunda beklentiler üretir. Bu beklentiler ona güven verir. Bu güven benliğe hizmet eder, <a href="http://www.derindusunce.org/2010/01/09/korku-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/"><strong>Korku Matkabı</strong></a>&#8216;da anlattığımız gibi duvarlaşır. Şaşırtıcı bir olay karşısında Et-Göz kuralları değiştirir, yeni beklentilere girer. Çünkü belirsizliğe tahammülü yoktur. Et-Göz için hayret sadece beklenen şeylerin yerine başka şeylerin gerçekleşmesidir. Kaos, karmaşa&#8230; Bunlar vücud sahibi MUTLAK varlıklar değil Et-göz&#8217;e ait hayretin Kainat&#8217;tın aynasından yansımasıdır, illüzyondur, gölgedir. Sabahtan akşama kadar dükkân dükkân gezip arpacık soğanıyla vaşinkton portakal bulamayan kadının vehminden ibarettir kaos: <strong>&#8220;Ay! Koca çarşıda HİÇ  BİR ŞEY YOK!&#8221;</strong>.</p>
<p>Bir düş kırıklığının meydana gelebilmesi için kırılacak düşler olması gerekir. İşte bunun için kaos, (kırılmış) düşlerimizin bir uzantısıdır, bir vehimdir diyorum. Felsefedeki <em>absürd/saçma</em> da böyledir. İnsan&#8217;ın, sorduğu MÜTHİŞ sorulara Kâinat&#8217;ın verdiği MÜTHİŞ cevapları duyamadığı zamanki kaprisidir, tatminsizliğidir. Kâinat&#8217;ın suskunluğu zannedilen gerçekte bazı insanların sağırlığıdır. Kaotik veya absürd durum Vücud&#8217;un vasfı değil insan&#8217;ın Vücud ile kurduğu bozuk ilişkinin vasfıdır. Siz hiç bir depremin fizik yasalarını çiğnediğini gördünüz mü? Ekonomik krizler ekonominin temel yasalarının teyidi değil de nedir? Delirmenin bile yasaları vardır. Hiç bir deli bunları çiğneyemez! (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2010/01/09/korku-matkabi-zeka-duvarini-deler-mi/"><strong>Korku Matkabı</strong></a>)</p>
<p>Et-Göz&#8217;ün hayretini böylece çerçeve dışında bıraktıktan sonra Sanat&#8217;tan istifade edelim ve bizi AYRINTI&#8217;ya götürecek hakikî Hayret&#8217;e yönelelim şimdi.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;[Eserlerimin] temelindeki fikirler bizi çevreleyen dünyanın ahengi karşısındaki hayretimi ve hayranlığımı yansıtıyor. Hayret edebilen bir mucizeyi idrak eder&#8230;&#8221; </em><strong></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/anime-duz-hafif.gif"><img class="alignright size-full wp-image-8962" title="anime-duz-hafif" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/anime-duz-hafif.gif" alt="" width="162" height="201" /></a>Hollandalı sanatçı Maurits CornelisEscher (1898-1972) bu Metafizik Hayret&#8217;i sadece kelimelerde bırakmamış. Eserleri aracılığıyla insanlarla paylaşmasını da bilmiş. Meselâ bir sergide gemi resmine bakan adama bakan adama bakan adama bakan&#8230; adam bunlardan biri. Eserde resmedileni kelimelerle ifade ettiğinizde resimdeki sonsuzluğu cümlenize yansıtmış oluyorsunuz.</p>
<p>Aslında bulunduğu mekâna ve kendine bakan adam bu yazının başında sorduğumuz bir soruyu soruyor gibi kendine: Gözüm kendi kendini göremezken nasıl oluyor da Kâinat&#8217;ı aklıma sığdırabiliyorum?</p>
<p>Escher&#8217;in bir çok tablosu gibi bu da Gazalî Hazretleri&#8217;nin <a href="http://kitapadresi.com/magaza/prddet.php?pid=74116&amp;spid=1010369">Mişkatü&#8217;l Envar (Nur Metafiziği)</a> adlı eserindeki şu sözleri hatırlatıyor (sf. 75-77)</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;<strong>Göz kendini göremez</strong></em><em>, akıl ise kendinden başkasını da, kendine ait özellikleri de idrak eder. [...] ayrıca kendisinin bilgi sahibi olduğunu idrak ettiği gibi kendinin bilgi sahibi olduğunu bildiğini, kendisinin bilgi sahibi olduğunu bilişini bildiğini&#8230; sonsuza dek idrak eder. Bu özellik cisimler vasıtasıyla idrak eden göz için tasavvur edilemez&#8230;&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/escher-su-birikintisi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-8964" title="escher-su-birikintisi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/escher-su-birikintisi.jpg" alt="" width="269" height="205" /></a>Ressamın ailesinde çok sayıda matematikçi var. Bu sebeple Escher&#8217;in topolojiye, kompleks sayılara ve perspektife ilgi duyması elbette şaşırtıcı değil. Ancak eserlerinin yıllar içindeki evrilişine dikkatle bakınca o çok sevdiği Hayret&#8217;i hiç terk etmediğini ve insanlarla cömertçe paylaşma gayreti içinde olduğunu hissediyorum. Yerde sıradan bir su birikintisinde <strong>(Büyütmek için üzerine tıklayabilirsiniz)</strong> bütün bir ormanın, gökyüzünün hatta Ay&#8217;ın yansıması (?sığması) bizim baştan beri aramakta olduğumuz AYRINTI&#8217;ya işaret ediyor sanki? Yetim olmayan, Kâinat&#8217;tan kopmamış, tersine Bütün&#8217;e işaret eden bir AYRINTI. Hatta elinde metal  bir küre tutarken resmedilmiş şu &#8220;otoportre&#8221; de aynı fikri uyandırıyor bende.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/escher-kure.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-8965" title="escher-kure" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/escher-kure.jpg" alt="" width="226" height="339" /></a>Özellikle su birikintisi yanlışlıkla çekilmiş bir fotoğraf karesini andırıyor. Süje yok. Yani resmi yapılan bir ESAS kişi/hayvan/peyzaj yok. Başrolde bir ŞEKİL olmayınca bu boşluğu MADDE doldurmuş. Çamur, tekerlek izleri ve ayak izleri. Hiç bir ağaç tam olarak çizilmemiş. Dallar ve yapraklar da çamurla maskelenmiş. Ne yürüyen adamı ne de tekerlek izlerini bırakan kamyonu görüyoruz. <strong>&#8220;Bu neyin resmidir?&#8221;</strong> diye sorulsa verecek cevabımız yok. Bir okyanus dalgasının katlanışı gibi &#8220;raslantı&#8221; sonucu bir araya gelmiş AYRINTI&#8217;lar resmedilmiş. Aynı şeyleri küre için de söyleyebilirim. Oda içindeki eşyalar geri plana atılmış. Küreyi tutan adamın yüzü de adeta karikatür gibi, her hangi birisi gibi çizilmiş. Yani Mona Lisa gibi bir portre yok karşımızda. Resmin süjesi adam değil. Oda? Değil. Küre? Değil.</p>
<p>Bu iki örnekte resmedilen yansımanın adeta ana figür olması da dikkate değer. Yani ne orman, ne ağaçlar, ne küre ne de bir başka şeyin resmi değil bu gördüklerimiz. Escher ŞEKiL&#8217;i silikleştirerek MADDE&#8217;yi resmetmek istemiş sanki. MADDE&#8217;yi ve onun vasıflarını ŞEKiL&#8217;inin önüne geçirmiş. Dalgaların katları arasında Okyanus&#8217;un ESAS sesini arıyor gibi Escher. Mesafelerden, yağmurdan ve rüzgârdan bağımsız, otantik bir okyanus sesi&#8230;</p>
<p>Esher&#8217;in ŞEKiL&#8217;i aşıp MADDE&#8217;ye dokunma çabası için acaba bir tür dil hapishanesinden kaçış diyebilir miyiz? William Degouve de Nuncques tarafından yapılan <strong>&#8220;Kanalda gece&#8221;</strong> isimli bu tablo da bende aynı izlenimi uyandırıyor. Ressam ŞEKiL hapishanesindeki insanlarla alay edercesine bir resim yapmış: <em><strong>&#8220;Siz körler ŞEKiL istediniz, alın size ŞEKiL. Ama ben de binanın camlarını kırdım, boyalarını eskittim, çatısını kesip tualin dışında bıraktım, ağaç yaptım ama hepsi birbirinin aynı. ZAMAN&#8217;ı temsil etmek için bir nehir ve Bir kayık çizdim ama olmasa da olurdu. ZAMAN&#8217;dan, GECE&#8217;den ve YANSIMA&#8217;dan başka bir şey yok bu resimde bakılmaya değer, onlar da zaten ŞEKiL-siz!&#8221;</strong></em></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/degouve-de-nuncques-nuit-sur-le-canal.jpg"><img class="size-full wp-image-8966 aligncenter" title="degouve-de-nuncques-nuit-sur-le-canal" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/degouve-de-nuncques-nuit-sur-le-canal.jpg" alt="" width="500" height="163" /></a></p>
<p>Sanat&#8217;ta ayrıntı konulu yazı dizimizin ikinci bölümünü burada bitiriyoruz. Baştan beri İnsan Gözü&#8217;nün basit bir et parçası olmadığını savunduk. Sanat&#8217;tan istifade eden İnsan AYRINTI sayesinde Kâinat&#8217;ı ve bazı sırları görebilir. Bunun için seyahat etmesi, uzaklara gitmesi, yükseklere çıkması gerekmez. İnsan aklı ve meselâ Hayret gibi hisleri sayesinde (ya da güzellik, korku,&#8230;) gözlerine yeni bir görme kapasitesi kazandırabilir.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Tao seyahat etmeden de / bilinip gözlenebilir;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>göklerde olan biten de / pencereden bakmadan görülebilir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ne kadar uzağa gidilirse / o kadar az olur bilinen.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ondandır bilge kişinin bakmadan her şeyi görmesi,</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>ve kendini geliştirme kaygısı olmadan çalışarak,</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Tao&#8217;nun bütünlüğünü keşfetmesi.</em> (uzakları keşfetmek- Tao Tê King, Lao-Tzû)</p>
<p>Gelecek bölümlerde Hayret&#8217;i bir anahtar gibi kullanmanın, &#8220;açılmaz&#8221; kapıları açmanın yollarını arayacağız. Escher ile olan beraberliğimiz sona ermedi. Aramıza başka ressamlar katılacak,Macar <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/J%C3%B3zsef_Rippl-R%C3%B3nai"><strong>József Rippl-Róna</strong></a>&#8216;nın &#8220;bozuk&#8221; perspektifinden bahsedeceğiz. Muhtemelen Fransız <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Lucien_L%C3%A9vy-Dhurmer">Lucien Lévy-Dhurmer</a>, Belçikalı <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/L%C3%A9on_Spilliaert">Léon Spilliaert</a>, Amerikalı Edward Hopper ve tabi İngiltere&#8217;nin ışık ustası William Turner da bize öğretmenlik yapacak. ALLAH izin verirse Turner&#8217;a özel bir bölüm ayırmak istiyorum. İslâm Alemi&#8217;nin sanatlarından da bahsedeceğiz. Ama bunların &#8220;boya&#8221; boyutu değil &#8220;mânâ&#8221; boyutu ile ilgileneceğiz. Et-Göz&#8217;den kurtulup Derin-Göz&#8217;ü açmak için Hat, Ebru, Minyatür&#8230; Sıraları geldikçe girecekler sahneye.</p>
<p>Yolumuz Vatikan&#8217;dan, Konya&#8217;dan, Hannover&#8217;dan, El Hamra Sarayı&#8217;ndan geçecek.Doğulu ve Batılı resmedicilerin Sanat&#8217;ı sayesinde yapacağımız bu yolculuk sonunda sırlı gibi görünen bir kapıyı daha açmaya çalışacağız: Bu kapı yukarıda Mesnevî&#8217;den aktardığımız beyitlerden biri olacak: &#8220;<em>Dünyayı görmemek ayıbı, hakîkati göstermemek kabahati, ancak uğursuz nefsin parmağına âittir&#8221;</em>. Bu sözlerin mânâsını Füsus-ül Hikem&#8217;de arayacağız. Prof. Dr. Toshihiko Izutsu&#8217;nun yardımıyla tabi.</p>
<p style="padding-left: 30px;">(*) <em>Dalga metaforu, katlanma ve katların açılması, analitik aklın dayattığı, cisimlerin kesintili olma haline (fr. discontinuité, ing. discontinuity) bir alternatif olarak sulardaki sürekliliğin konulması oldukça eski bir fikir. İbn Arabî Hazretleri, Mevlânâ Hazretleri, Nicolas de Cusa, Leibniz, Deleuze okumalarımın yoğunlaştığı bir dönemde fikirlerimi en iyi ifade eden metaforun okyanus dalgaları olması şüphesiz bir rastlantı değil. Konuyu daha derinlemesine incelemek isteyen okurlarımız hem <a href="http://www.webdeleuze.com/php/sommaire.html" target="_blank">Deleuze derslerinden </a>hem de Deleuze&#8217;ü Kant, Nietzsche, Hume, Bergson, Simondon et Spinoza perspektifinde değerlendiren </em><a href="http://www.amazon.fr/exec/obidos/search-handle-url?_encoding=UTF8&amp;search-type=ss&amp;index=books-fr&amp;field-author=Anne%20Sauvagnargues"><em>Anne Sauvagnargues</em></a><em>&#8216;ın </em><a href="http://www.amazon.fr/Deleuze-Lempirisme-transcendantal-Anne-Sauvagnargues/dp/2130567088"><em>&#8220;Deleuze. L&#8217;empirisme transcendantal&#8221;</em></a><em> isimli kitabından fazlasıyla istifade edeceklerdir.</em></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=8989&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_8989" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/09/derin-goz-sanatta-ayrinti-2-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İki kampanyanın imzaları Başbakan’ın elinde!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/08/iki-kampanyanin-imzalari-basbakan%e2%80%99in-elinde/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/08/iki-kampanyanin-imzalari-basbakan%e2%80%99in-elinde/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 17:20:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8978</guid>
		<description><![CDATA[ Neslihan başbakanın önüne atlayıp hem Ceylan hem de başörtüsü yasakları ile ilgili imzalarımızı başbakana vermiş.  (Kampanyalar ve resimler aşağıda)
http://28subat1000yilsuremez.blogspot.com/2010/02/28-subat-1000-yl-suremez-mi-diyorsunuz.html
 http://ceylanicinbulusankadinlar.blogspot.com/
 

 
 
 

Share This
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-8979 alignleft" title="imzalar_basbakan_basortusu_yasagi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/imzalar_basbakan_basortusu_yasagi.jpg" alt="" width="350" height="72" /> Neslihan başbakanın önüne atlayıp hem Ceylan hem de başörtüsü yasakları ile ilgili imzalarımızı başbakana vermiş.  (Kampanyalar ve resimler aşağıda)<span id="more-8978"></span></p>
<p><a href="http://28subat1000yilsuremez.blogspot.com/2010/02/28-subat-1000-yl-suremez-mi-diyorsunuz.html">http://28subat1000yilsuremez.blogspot.com/2010/02/28-subat-1000-yl-suremez-mi-diyorsunuz.html</a></p>
<p> <a href="http://ceylanicinbulusankadinlar.blogspot.com/">http://ceylanicinbulusankadinlar.blogspot.com/</a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/img_95941.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-8980" title="img_95941" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/img_95941.jpg" alt="" width="480" height="320" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/img_96141.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-8982" title="img_96141" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/img_96141.jpg" alt="" width="480" height="320" /></a></p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/img_95982.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-8981" title="img_95982" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/img_95982.jpg" alt="" width="480" height="320" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/imzalar_basbakan_basortusu_yasagi.jpg"></a></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=8978&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_8978" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/08/iki-kampanyanin-imzalari-basbakan%e2%80%99in-elinde/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Derin Göz: Sanat&#8217;ta Ayrıntı (2)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/08/derin-goz-sanatta-ayrinti-2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/08/derin-goz-sanatta-ayrinti-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 14:29:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8945</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazının yeri değiştirildi. Buradan okuyabilirsiniz.
Share This
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="font-size: small; font-family: Calibri;">Bu yazının yeri değiştirildi. <a href="http://www.derindusunce.org/2010/03/09/derin-goz-sanatta-ayrinti-2-2/" target="_self">Buradan okuyabilirsiniz.</a></span></span></strong></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=8945&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_8945" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/08/derin-goz-sanatta-ayrinti-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bu pazartesi Maymunlar Cehennemi&#8217;ne Yolculuk</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/08/bu-pazartesi-maymunlar-cehennemine-yolculuk/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/08/bu-pazartesi-maymunlar-cehennemine-yolculuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 22:01:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8931</guid>
		<description><![CDATA[
Share This
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="495" height="380" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="bgcolor" value="#000000" /><param name="align" value="middle" /><param name="src" value="http://embed.video75.com/embedy/R1Y4S3Q3cUtsWHRpN28xYm8" /><param name="wmode" value="transparent" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="495" height="380" src="http://embed.video75.com/embedy/R1Y4S3Q3cUtsWHRpN28xYm8" wmode="transparent" align="middle" bgcolor="#000000"></embed></object></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=8931&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_8931" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/08/bu-pazartesi-maymunlar-cehennemine-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bahçecilik Çağı Pınar Selek&#8217;e Yapılanlar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/07/bahcecilik-cagi-pinar-seleke-yapilanlar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/07/bahcecilik-cagi-pinar-seleke-yapilanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2010 23:51:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Enver Gülşen</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8935</guid>
		<description><![CDATA[Birkaç  gün önce Yargıtay, Pınar Selek&#8217;le ilgili yerel mahkemenin verdiği beraat kararını ikinci defa bozdu. Hatırlanacağı üzere Mısır Çarşısı&#8217;nda 9 Temmuz 1998&#8242;de meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetmişti. Patlamanın ardından dava açılmış, Mısır Çarşısı&#8217;na bomba koyduğu iddiası ile Pınar Selek için ömür boyu hapis cezası istenmişti. 2.5 yıl cezaevinde yatan Selek, delil yetersizliğinden beraat etmişti. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/pinar_selek1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8937" title="pinar_selek1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/pinar_selek1-232x300.jpg" alt="" width="232" height="300" /></a>Birkaç  gün önce Yargıtay, Pınar Selek&#8217;le ilgili yerel mahkemenin verdiği beraat kararını ikinci defa bozdu. Hatırlanacağı üzere Mısır Çarşısı&#8217;nda 9 Temmuz 1998&#8242;de meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetmişti. Patlamanın ardından dava açılmış, Mısır Çarşısı&#8217;na bomba koyduğu iddiası ile Pınar Selek için ömür boyu hapis cezası istenmişti. 2.5 yıl cezaevinde yatan Selek, delil yetersizliğinden beraat etmişti. İlk beraat sonrası Yargıtay 9.Dairesi 2009 yılı Mart ayında beraat kararını bozmuştu. Sonra açılan davada ikinci kez beraat eden Pınar Selek&#8217;in beraat kararı ikinci kez Yargıtay 9. Dairesi tarafından bozuldu. Başsavcılığın itirazı üzerine dosyayı görüşen Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Pınar Selek&#8217;in - tekrar - ömür boyu <span id="more-8935"></span>hapis ile cezalandırılmasını istedi.</p>
<p>Etyen Mahçupyan, 17 Şubat&#8217;ta Taraf&#8217;ta yayımlanan yazısında, devletin ideolojik aygıtlarına bakarken, ideolojinin devlet aygıtlarını gözden kaçırmamamız gerektiğini ifade ederken son derece önemli bir tespit yapıyor. <em>&#8220;Örneğin erken modern zamanların Engizisyon döneminde, Kilise&#8217;nin toplumdan ayrılarak onun üzerinde tahakküm kurması, ruhban sınıfın da halktan ayrışmasına ve halkı sürekli bir tehdit unsuru olarak algılamasına yol açmıştı. Bunun mantığı şuydu: Halk cahil ve/veya kötü niyetli olduğu için sürekli olarak günaha eğilimliydi ve işin kötüsü bu durum toplumu bir bütün olarak günaha çekmekteydi. Bu durumda Kilise&#8217;nin görevi, halkın içindeki ‘çürükleri&#8217; elemekti ve bu amaçla itiraf ve ihbar mekanizmaları kullanıldı. Öte yandan insanların bilinen kötücüllüğü onların hakikati itiraf etmelerini engelleyebilirdi. Böylece Engizisyon denen ruhani yargılama sistemi oluştu ve işkence onun ayrılmaz parçası haline geldi&#8230; Engizisyon uygulaması zaman içinde bitti ama sahip olduğu işlev modernliğin farklı evrelerinde farklı kurumlar tarafından üstlenildi.&#8221;</em></p>
<p>Zymunt Bauman, modernliğin Mahçupyan&#8217;ın sözünü ettiği cadı avı saplantısına &#8220;bahçecilik çağı&#8221; adını verir. Bahçecilik çağı, modern anlayışın ontolojisinin de açığa vurulduğu bir deyim olması açısından önemlidir. Modernlik, hiçbir nesneyi olduğu gibi ve neyse o şekilde saygı duyarak bırakmaz. Onu, kendi dünya görüşü ve planları nispetinde dönüştürür, çarpıtır ve bozar. Bahçecilik, işte bu modern saplantının dışavurumudur. Bahçede, &#8220;yabani&#8221; ya da &#8220;parazit&#8221; olarak tanımlanan her şeyin yok edilmesi, ya da ıslah edilmesi demektir bahçecilik. Bu anlamda Holocaust, bu bahçeciliğin ilk büyük dışavurumu olarak toplumsal anlamda da kendini göstermiştir. Artık &#8220;öteki&#8221; ya &#8220;ıslah edilecek&#8221;, ya &#8220;gettolaştırılacak&#8221; ya da yok edilecektir. Bunların dışında, &#8220;yabani otlar&#8221; için bir hayat hakkı yok demektir! Modernliğin marazi toplum ve devlet yapısının en marazi yönlerini kendi üstünde toplamış bir ideolojiyle biçimlenen Türkiye&#8217;de, bu bahçeciliğin, devletin ideolojik aygıtları ve ideolojinin devlet aygıtları tarafından en sert şekilde yürütüldüğünü görebilmek çok zor olmasa gerek!</p>
<p>Mahçupyan&#8217;ın tespitleri, modern toplumun &#8220;yabani otları&#8221; temizleme çabası içinde olan bir toplum olduğunu belirten Bauman&#8217;ın bu tespitleriyle beraber okunduğunda çok daha anlamlı. Pınar Selek, sadece devlet ideolojisinin aygıtlarınca yabani ot gibi görünüp ayıklanmak istenmiyor; aynı zamanda toplumun da bir &#8220;ötekisi&#8221; olarak işlev görsün isteniyor. Devlet aygıtı, toplum olarak bizlere bir &#8220;mutlak öteki&#8221;, ya da Mahçupyan&#8217;ın tabiriyle bir &#8220;cadı&#8221; yaratabilmeli ki, o yabani otun temsil ettiğinin ayıklanmasının meşruiyetini mümkün hale getirebilsin. O yüzden sembol Pınar Selek. İki defa beraat etmesine rağmen yüksek yargı tarafından ısrarlı bir şekilde ayıklanmak istenen bir &#8220;mutlak öteki&#8221;nin sembolü&#8230; Aslında Hrant Dink de böyle bir sembol olduğu için bu derece açık hedef yapılmıştı.</p>
<p>İlk beraatı sonrası bir yazısında bir bombacı olarak suçlanmasının onu en hassas yerinden vurduğundan dem vuruyordu Selek. &#8220;Yabani&#8221; gördüğü her unsuru, en çok karşısında olduğu ve hiç de üzerine yakışmayacak şeyler üzerinden vurmaya çalışan bir ideoloji söz konusu bu anlamda. Bu tavır, sadece tek kişinin ayıklanmasının ötesine geçen amaçlar taşıyan bir tavır. Dini bütün, takva sahibi bir dindarsanız, sizi tam da bu noktadan vuracak ve halkın gözünden düşürüp, genelleyerek cadı avını mümkün kılacak bir suç bulunmalı&#8230; Darbe dönemlerinde ve en son da 28 Şubat&#8217;ın döneminde bu tür bir cadı avının en vahim yönlerini görebildik. Ya da toplumda barışçılığıyla, mutlak şekilde şiddet ve militarizm karşıtlığı ile mi biliniyorsunuz; o zaman sizin için, sizin gibi insanların hepsini birden suçlayabilecek ideal bir suç bulunabilmeli! Bombacılık suçlaması, barışçılığını, şiddet ve savaş karşıtlığını açıkça ifade eden, bu konuda sadece söz değil fiil de üreten, sokaklarda kendi hallerine terk edilmiş sokak çocukları gibi birçok &#8220;dışlanmışa&#8221; kapısını ve gönlünü açmış bir insana yapılabilecek en &#8220;akıllı&#8221; ve hedefi onikiden vuran bir suçlamadır. Bu şekilde toplum, sadece Selek&#8217;in değil, onunla birlikte &#8220;dışlanmışların&#8221; tümünün ayıklanmayı hak ettiklerine inandırılacaktır. İki defa beraat etmesine rağmen ısrarla üstünde durulan bir insan olma sebebi budur Pınar Selek&#8217;in. Temsil kabiliyeti ve temsil ettiği şiddet ve militarizm karşıtlığının devlet ideolojisine getirmesi muhtemel zararlardır Pınar Selek&#8217;i bu derece ısrarlı hedef yapan!</p>
<p>Toplumda Pınar Selek ve diğer &#8220;dışlanmışlara&#8221;  karşı psikolojik ve vicdanî uzaklık yaratmaktır amaç. Pınar Selek&#8217;in temsil ettiği düşünülen tüm siyasi ve toplumsal kesimleri, toplumun geneli nezdinde gözden ve vicdandan uzaklaştırmanın yolu, Mahçupyan&#8217;un sözünü ettiği bu cadı yaratma sürecinden geçiyor. Ortada bir cadı yoksa da, itina ile cadı yaratılır!</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=8935&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_8935" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/07/bahcecilik-cagi-pinar-seleke-yapilanlar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İkna odaları ve yobaz laiklik</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/07/ikna-odalari-ve-yobaz-laiklik/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/07/ikna-odalari-ve-yobaz-laiklik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2010 22:48:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[TSK]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8933</guid>
		<description><![CDATA[
Share This
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><embed src="http://embed.video75.com/embedy/U1l0cGdacUtsWHRpV0Q5TkE" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="495" height="380" bgcolor="#000000" align="middle" wmode="transparent" /></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=8933&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_8933" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/07/ikna-odalari-ve-yobaz-laiklik/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Atlas Okyanusu&#8217;ndaki Dalgalarla Tefekkür&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/05/atlas-okyanusundaki-dalgalarla-tefekkur/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/05/atlas-okyanusundaki-dalgalarla-tefekkur/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 15:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Mekân]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8917</guid>
		<description><![CDATA[
Share This
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/dalga_ptt_500.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-8920" title="dalga_ptt_500" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/dalga_ptt_500.gif" alt="" width="500" height="313" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/dalga_ptt.gif"></a></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=8917&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_8917" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/05/atlas-okyanusundaki-dalgalarla-tefekkur/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ece Nur Yobaz Laiklerin Korkulu Rüyası Oldu!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/05/ece-nur-yobaz-laiklerin-korkulu-ruyasi-oldu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/05/ece-nur-yobaz-laiklerin-korkulu-ruyasi-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 01:40:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8922</guid>
		<description><![CDATA[- Atatürk Türk milletinin köhne ve çağdışı kıyafetleri atıp Avrupalılar gibi çağdaş ve modern kıyafetler giymesini istedi.
- Ne yani? İnsanların ne giyeceğine Atatürk mü karar veriyormuş?
Şu an 7 yaşında olan kızım dayıma bu soruyu sorduğunda galiba 4-5 yaşlarındaydı. Katıksız bir Atatürkist olan dayım Paris&#8217;e gezmeye gelirken Atatürk&#8217;ü canımdan çok severim adlı bir kitap getirmiş hediye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ataturkculuk.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-8925" title="ataturkculuk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ataturkculuk.jpg" alt="" width="222" height="273" /></a>- Atatürk Türk milletinin köhne ve çağdışı kıyafetleri atıp Avrupalılar gibi çağdaş ve modern kıyafetler giymesini istedi.</p>
<p>- Ne yani? İnsanların ne giyeceğine Atatürk mü karar veriyormuş?</p>
<p>Şu an 7 yaşında olan kızım dayıma bu soruyu sorduğunda galiba 4-5 yaşlarındaydı. Katıksız bir Atatürkist olan dayım Paris&#8217;e gezmeye gelirken <strong>Atatürk&#8217;ü canımdan çok severim</strong> adlı bir kitap getirmiş hediye olarak. Kızım o kitaptan sonra Atatürk&#8217;ü hiç sevmedi. Zaten her sabah ana okuluna giderken annesiyle cebelleşiyordu etek-pantolon kavgasıyla. Bir de Atatürk&#8217;ün <strong>&#8220;çağdışı kıyafet&#8221;</strong> takıntısı çıkmıştı şimdi başına!<span id="more-8922"></span></p>
<p><strong><em>« Ya imanını terk et ya da eğitim hakkını elinden alırız! »</em></strong> Böyle diyor bizim pek laik ve çağdaş ve Kemalci ve Atatürkist devletimiz. Ve islamcı&#8221; tayfa sindirildi yıllardır. O kadar sindirildi ki artık oto-sansür yapıyor. &#8220;Müteyeddin&#8221; çevrelerden bile baskı geliyor tesettürlü kızlara. &#8220;Şimdi sırası mı canım? Tam da ekonomi toparlanmaya başlamışken&#8221;. <strong>Dünya malı Ahiret&#8217;ten üstündür(!)</strong> Yeni moda bir amentü olmalı bu. Zina dediğin nedir ki zaten? Yaptığı akdi bozmak değilse? Yaratılanları Yaratan&#8217;dan üstün tutmak değilse nedir zina? Beden etini Aşk&#8217;ın üzerinde, helâl&#8217;i Amerikan dolarının altında görmek değilse? (Bkz. <a title="Permanent Link to Zina da böyle bir şey işte..." href="http://www.derindusunce.org/2009/12/02/zina-da-boyle-bir-sey-iste%e2%80%a6/">Zina da böyle bir şey işte</a>)</p>
<p>İnsan secde etmek için yaratılmıştır. ALLAH&#8217;a secde etmiyorsa/edemiyorsa mutlaka yeni ilâhlar bulacaktır. Para olur, asker postalı olur, bayrak olur, genel kurmay başkanı bile idare eder. Putperestlik nedir ki zaten? Kandillerde barış ve dostluk mesajları yağdırırken camilere <strong>&#8220;ne mutlu Türk&#8217;üm&#8221;</strong> yazmak değil midir? Kâbe&#8217;ye <strong>&#8220;Ne mutlu Arab&#8217;ım&#8221;</strong> yazsalar ne hissederdik? İsyan etmez miydik &#8220;ruh ile maddeyi karıştırıyorsunuz!&#8221; demez miydik?</p>
<p>Haydi suçu yine 28 şubat&#8217;a atalım. Bu olay turnusol kağıdı gibi gösterdi Ruh ile Madde&#8217;yi bir tutanı, Dünya ile Ahiret arasında kimin neyi seçtiğini. Lanetli bir gün mü yoksa ikinci bir Vaka-ı Hayriye mi?</p>
<p>Ece Nur&#8217;un tek başına başlattığı direniş büyüyor&#8230; Diyarbakır&#8217;da yaşayan üç genç kız yeni bir turnusol kağıdı atıyor önümüze. En doğal haklarını muhafaza etme gayretindeler. İnandıkları gibi yaşamak ve eğitim görmek. Müslüman, İslamcı, dindar, müteyeddin, dinî hassasiyeti olan&#8230; Göreceğiz kimler adaletten yana, kimler zulüm karşısında susacak?</p>
<p>Değerli dostum Beytullah aşağıdaki mesajı ve haberleri göndermiş. Bazen sıcak bir destek mesajı bile yeter. Şairin dediği gibi &#8220;varsın bir yudum su veren olmasın, başucumda biri ‘su yok&#8217; desin de&#8230;&#8221;</p>
<p>Bu çocuklara destek olalım. Uğradıkları haksızlıklara hiç değilse kalben &#8220;hayır&#8221; diyelim.</p>
<p><strong>Beytullah&#8217;tan gelen mesaj</strong></p>
<p>diyarbakır&#8217;da ece nur özel&#8217;in tek başına başlattığı örneklik hızla yayılıyor. başörtülü ilköğretim öğrencilerinin sayısı günden güne artıyor. ve aileler kızlarının yanında&#8230; anladığım kadarıyla öğrencilerin kendi isteğiyle gelişen, ailelerin dayatmasının söz konusu olmadığı son derece hassas ve kritik bir süreç.</p>
<p> <a href="http://www.ilkehaberajansi.net/haber-28202-18-ece-nurlar-cogaliyor-26.02.2010.html">http://www.ilkehaberajansi.net/haber-28202-18-ece-nurlar-cogaliyor-26.02.2010.html</a></p>
<p> <a href="http://www.ilkehaberajansi.net/haber-28275-18-diyarbakirda-bir-ece-nur-daha--28.02.2010.html">http://www.ilkehaberajansi.net/haber-28275-18-diyarbakirda-bir-ece-nur-daha&#8211;28.02.2010.html</a></p>
<p> <a href="http://www.ilkehaberajansi.net/haber-28415-18-ilkogretimlerde-basortusu-takan-ogrencilerin-sayisi-artiyor-04.03.2010.html">http://www.ilkehaberajansi.net/haber-28415-18-ilkogretimlerde-basortusu-takan-ogrencilerin-sayisi-artiyor-04.03.2010.html</a></p>
<p> şu saatten sonra bu işin pedagojisini yaparak zar zor şartlar altında bir hak arama mücadelesine girişmiş ve bu konuda kendilerini inançlarına adamış insanları yargılamak bize düşmez sanıyorum.</p>
<p> zaten okul yönetimleriyle, öğretmenlerle, milli eğitim bürokratlarıyla ve muhtemelen yakında birçok kanaat önderi/yazar/dernek başkanı/milletvekili ile bunaltıcı diyaloglara gireceklerdir.</p>
<p> sizden ricam bu konuda aileleri destekleyecek ne tür çalışmaların yapılabileceği konusunda acilen harekete geçmenizdir.</p>
<p> sorun giderek griftleşecek. madem ki siyaset, konjonktör, süreç vs. gibi bahanelerle bekleyecek 987 yılımız daha yok diyoruz, o halde bu haklı sesi hayatlarına taşımış insanlara &#8220;bekleyin&#8221; diyemeyiz.</p>
<p> imzalarımıza sahip çıkmamız gerekiyor.</p>
<p> bu konunun sessizlikle karşılanarak geçiştirilmek ve ailelerin özellikle müslüman mahallesinden gelecek baskılar/bahaneler karşısında zor bir imtihan yaşayacaklarını ece nur özel&#8217;in hikayesinden biliyoruz.</p>
<p> yıldırma süreci babaları işlerinden etmeye kadar ilerleyebiliyor, ece&#8217;nin babasından gördük.</p>
<p> işte böylesi bir süreçte yapabileceğimiz birşeyler mutlaka olmalı.</p>
<p> kendi meselelerimize sahip çıkamazken, kendi onurumuzu koruyamazken, kendi kimliğimizi layıkıyle savunamazken; başka ayrımcılık kurbanlarına, mağdurlara, ezilenlere ve zulme uğramışlara nasıl el uzatabiliriz ki?</p>
<p> bu kızlara sahip çıkmak; adaleti ve vicdanı ayakta tutmak için ciddi bir sorumluluktur.</p>
<p> sorunlarımızın çözümü ise inanmaktan ve inisiyatif almaktan geçer.</p>
<p> Allah&#8217;a emanet olunuz.</p>
<p> beytullah emrah önce</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=8922&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_8922" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/05/ece-nur-yobaz-laiklerin-korkulu-ruyasi-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan seçmeye mahkûmdur (Mustafa İslâmoğlu)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/04/insan-secmeye-mahkumdur-mustafa-islamoglu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/04/insan-secmeye-mahkumdur-mustafa-islamoglu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 11:18:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[İslamofobi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8914</guid>
		<description><![CDATA[Siz daha çok iftira attıkça biz daha çok destek olacağız.  
Bu da size dert olsun!
MY
 

Tur Suresi from hakka-tapan on Vimeo.
Share This
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR">Siz daha çok iftira attıkça biz daha çok destek olacağız.  </span></h2>
<h2 class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR">Bu da size dert olsun!</span></h2>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Calibri;">MY</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"> </p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=7979115&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="300" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=7979115&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p><a href="http://vimeo.com/7979115">Tur Suresi</a> from <a href="http://vimeo.com/user1531948">hakka-tapan</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=8914&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_8914" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/04/insan-secmeye-mahkumdur-mustafa-islamoglu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Sanat’ta ayrıntı(2), Coincidentia oppositorum</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/04/yakinda-sanat%e2%80%99ta-ayrinti2-coincidentia-oppositorum/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/04/yakinda-sanat%e2%80%99ta-ayrinti2-coincidentia-oppositorum/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 22:26:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[Resim]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8901</guid>
		<description><![CDATA[

Share This
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/oposit_echer.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-8904" title="oposit_echer" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/oposit_echer.gif" alt="" width="166" height="162" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/coincidentia-oppositorum.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-8902" title="coincidentia-oppositorum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/coincidentia-oppositorum.gif" alt="" width="280" height="246" /></a></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=8901&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_8901" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/04/yakinda-sanat%e2%80%99ta-ayrinti2-coincidentia-oppositorum/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dindarım, Liberal Değilim Demek ki Aptalım!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/03/dindarim-liberal-degilim-demek-ki-aptalim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/03/dindarim-liberal-degilim-demek-ki-aptalim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 15:13:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Enver Gülşen</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=8899</guid>
		<description><![CDATA[27 Şubat günü kimi gazetelerde bir haber dikkatimi çekmişti. Habere &#8220;Ateist ve liberaller daha akıllı oluyor&#8221; başlığı atılmıştı. Haberde London School of Economics&#8217;ten bir araştırmacının yaptığı araştırma konu edilmişti. Social Psychology Quarterly dergisinde yayımlanacak olan araştırma sonuçlarına göre, kendilerini liberal ve ateist olarak tanımlayan insanlar daha zeki oluyormuş. Aynı zamanda seks hayatları da daha renkliymiş&#8230; Yine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081117_derin_dusunce_org_din_ayri_dunya_ayri.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2294" title="20081117_derin_dusunce_org_din_ayri_dunya_ayri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/11/20081117_derin_dusunce_org_din_ayri_dunya_ayri.jpg" alt="" width="226" height="261" /></a>27 Şubat günü kimi gazetelerde bir haber dikkatimi çekmişti. Habere &#8220;<em>Ateist ve liberaller daha akıllı oluyor</em>&#8221; başlığı atılmıştı. Haberde London School of Economics&#8217;ten bir araştırmacının yaptığı araştırma konu edilmişti. Social Psychology Quarterly dergisinde yayımlanacak olan araştırma sonuçlarına göre, kendilerini liberal ve ateist olarak tanımlayan insanlar daha zeki oluyormuş. Aynı zamanda seks hayatları da daha renkliymiş&#8230; Yine araştırmaya göre IQ&#8217;su daha yüksek olanlar daha az çocuk yapmayı tercih ediyormuş.</p>
<p>Akademik kibri ve parçalı  bilgileri hakikat haline getiren bu tür akademik bilgiden kaynaklanan cehaleti görebileceğimiz bir araştırma olması açısından, özellikle önemsedim bu araştırma sonuçlarını. Adeta liberal-seküler zihniyetin akademik kalesi olan bir yerde yapılan bu araştırmanın sonuçları birkaç açıdan tartışmaya değer bence. Zira araştırmayı yapan araştırmacının çıkardığı sonuç araştırmanın çıkış noktasını da ima eder vaziyette: &#8220;<em>Tüm dinlerde, yeniliğe ve değişime karşı çıkılır. Bir tehdit olarak görülür. Kalıcılık tüm dinlerin temelinde var.</em>&#8221;</p>
<p>Araştırmanın önkabullerinin tartışılmasını, sonuçların değerlendirilmesi açısından bir gereklilik olarak görüyorum. Bu önkabullerden birisi &#8220;IQ&#8221; denen ölçülebilir bir zekâ biriminin olduğu varsayımıdır. Galileo&#8217;ya mal edilen bir söz vardır. Galileo &#8220;<em>ölçebildiğimi ölçerim, ölçemediğimi de ölçülebilir hale getiririm</em>&#8221; diyordu. Modern bilimin, teknolojinin ve akademinin bu sözün birer tefsiri ve uygulaması olduğunu düşünüyorum. Hayatın ve insanın ölçülemeyecek ve tek bir noktaya indirgenemeyecek çok katmanlı &#8220;varoluşunun&#8221; ölçülebilir ve gözlemlenebilir bir mahiyete indirgenmesi<span id="more-8899"></span>, modern bilim ve teknolojinin ilk çıkış noktasıdır. Ancak asıl sorun bu indirgemede değildir. Zira indirgeme belirli bazı pratik sonuçlar ve teknisyenlikler için kimi durumlarda gerekli ve geçerli bir durum arz edebilir. Asıl sorun, bu indirgeme sonucu elde edilen ve hakikatin oldukça kısıtlı ve çarpıtılmış bir bölümünü temsil edebilecek olan bilginin, bizatihi hakikat olarak değer kazanmasıdır.</p>
<p>İkinci önkabul ise aynı zamanda bir sonuç olarak gösterilen &#8220;değişim&#8221;in ve değişim nezdinde &#8220;ilerleme&#8221;nin kutsanmasıdır. Bu anlayış evrimci bir zihniyetin yarattığı tedriciliğin sonucudur. Yani, büyüğün küçükten, iyinin kötüden, kompleksin basitten evirildiğini; tarihin akışının kötüden iyiye, insani değerler olarak geriden ileriye doğru olduğunu iddia eden bir bakışın doğal sonucudur bu. Ne olursan ol, ama çılgınca değiş! Hiçbir değerde kalıcı olma! Doğu-Batı dikatomisi içinde, Doğu&#8217;yu &#8220;ataletin&#8221;, Batı&#8217;yı da &#8220;gelişme ve ilerlemenin&#8221; sembolü olarak gören ve bu yüzden Batı&#8217;ya medeniyet ve ilericiliği, Doğu&#8217;ya da barbarlık ve gericiliği atfeden bir zihniyetin dışavurumudur gördüğümüz. Beşeri olan, tarihin akışı içinde kavga dövüş elde edilen ve her daim uçucu olan harici herhangi bir &#8220;üst-ilke&#8221;, herhangi bir &#8220;kalıcı ilke&#8221; tanınmamasının getirdiği bir sonuç olarak ilerleme ve değişim, varoluşsal bir gereklilik olarak yansıyor modernliğe. Hayatın, önce hakikat merkezliliğin kaybolup merkez yerine geçici olanın geçmesi, sonra da bu merkezin de kaybolup hepten merkezsiz bir hale gelmesidir son birkaç yüzyılda yaşadıklarımız. Kaybolan merkezin yerini, değişimin ve uçuculuğun bizatihi kendisinin kutsallaştırıldığı bir durum almış; bu değişimi tetikleyen ve çoğu zaman bulunulan noktanın kısa bir süreliğine de olsa hakikat rolüne soyunmasına yardımcı olan bilim ve teknoloji akademisi ise yeni-engizisyon rahipleri olarak hayatımızın ta ortasına girmiştir artık! Onlar söylüyorsa doğrudur. Bir psikologdan, sosyologdan, tıp uzmanından, cinsellik uzmanından &#8220;el almadan&#8221; âşık olamaz, evlenemez, hatta kımıldayamaz hale gelmişiz. Zira MIT&#8217;te bir proseför çıkar da, &#8220;aşkın ömrü beş yıldır&#8221; derse, artık bize kendi hissettiklerimiz üzerinde fikir serdetme hakkı kalmaz! Koskoca profesörden daha mı iyi bileceğizdir çünkü&#8230;</p>
<p>Araştırmaya tekrar dönersek, araştırmanın en dikkat çeken yönlerinin, yukarıda verdiğimiz modern-akademik-seküler önkabullerin birer mutlak hakikat olarak sunulması olduğunu görebiliriz. Buna göre tek bir boyuta indirgenen insan ve insan zekâsı ölçülebilir bir şekle sokuluyor. Aslında oyunun kurallarına en baştan &#8220;yabancı&#8221; veya &#8220;muhalif&#8221; olanları, o oyunun kuralları ile yargılamak ve mahkûm etmektir söz konusu olan. Bu sonuç, Batı liberalizminin ve bu liberalizmin kendisinden neşet ettiği modernliğin bir sonucu olarak çok da şaşırtmamalı bizi! Ben diyorum &#8220;<em>A güzelim yoldaşım, sen alelade tek bir adam değilsin ki. Sen bir âlemsin, sen bir derin denizsin. O senin muazzam varlığın yok mu, O belki dokuz yüz kattır. O, dibi, kıyısı bulunmayan bir denizdir, yüzlerce âlem o denize gark olur gider.( Hz. Mevlânâ)&#8221;, </em>onlar diyor &#8220;<em>hayır sen bir makinesin ve nasıl bir makinenin torkunu, hızını ölçebiliyorsam seni de ölçebilirim</em>!&#8221; ve benim kabul etmediğim bir &#8220;yalancı hakikat&#8221; üzerinden beni ölçebileceğini zannediyor! Ne büyük zavallılık&#8230;</p>
<p>Sonuç bölümünde &#8220;kalıcılık tüm dinlerin temelinde var&#8221; derken, araştırmacı, bir tespitten çok bir aşağılama ve modern bilimin dogmatik bir din yorumunu serdetmekten başka bir şey yapıyor görünmüyor. Bazı ilkelerdeki kalıcılığın, aynı zamanda sükûnet, huzur demek olduğunu düşünemeyecek kadar kendi ezberlerinden ve kibirden başı dönmüş bir bakış söz konusu.</p>
<p>Araştırmadaki bir diğer boyut ise, post-modern hazcı anlayışın bir dışavurumu olarak dikkat çekiyor. Cinselliğin olabildiğince &#8220;renkli&#8221; olsun, çocuk yapmak gibi &#8220;geriyi temsil eden&#8221; bir durumla ilgin olmasın; cinselliği &#8220;aşk&#8221;ın ve bir tür kutsallığın bir dışavurumu olarak değil, &#8220;hayvanca&#8221; yaşa ve &#8220;insanın&#8221; üst katmanlarını keşfetme; ama kendi kendini tatmin ederek kendine en üst IQ dereceleri biç! Seni esfel-i sâfilîn&#8217;de alıkoyacak tüm uçuculuklara hakikat gibi sarıl; ama seni Ahsen-i takvîm&#8217;e çıkaracak ve asıl o zaman &#8220;insan&#8221; olacağın &#8220;manevi&#8221; hakikatlere sırtını dön! İşte o zaman liberal bir ateist olarak IQ&#8217;nün en yüksekte olması ile övünebilirsin!</p>
<p>&#8220;<em>Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz\ Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.\Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilaç;\Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilaç&#8230;</em>&#8220;</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=8899&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_8899" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/03/dindarim-liberal-degilim-demek-ki-aptalim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
