<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 16:00:52 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>EYVALLAHSIZ ÇINAR</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/02/eyvallahsiz-cinar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/02/eyvallahsiz-cinar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 16:00:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem Yağız</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11127</guid>
		<description><![CDATA[Bugün onu da toprağa verdik. Birkaç saat önce mezarlıktaydık. Yavaşça indirdiler kabrine. Bedeni küçücük kalmıştı zaten. Tek tek tahtalar uzatıldı. Tek tek kapattılar tahtaları üstüne. Son kürek toprak da atıldığında mezara devasa bir çizgi üzerinde 75 yıllık bir nokta daha öylece sona ermişti işte. Ağır ağır bıraktık bedenini orada. Mezar tekbirlerle kapandığında fotoğraf da solmaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/cinar.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/agac.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-11129" title="agac" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/agac.jpg" alt="" width="227" height="464" /></a>Bugün onu da toprağa verdik. Birkaç saat önce mezarlıktaydık. Yavaşça indirdiler kabrine. Bedeni küçücük kalmıştı zaten. Tek tek tahtalar uzatıldı. Tek tek kapattılar tahtaları üstüne. Son kürek toprak da atıldığında mezara devasa bir çizgi üzerinde 75 yıllık bir nokta daha öylece sona ermişti işte. Ağır ağır bıraktık bedenini orada. Mezar tekbirlerle kapandığında fotoğraf da solmaya başlamıştı sanki. Helva dağıtılacak, akşam kur&#8217;an okunacak, çocukların yanına dönmek lazım. Hayat olanca sesiyle çağırıyor hepimizi. Düşüncelerimi merhumun hatıraları yerine yaz orucunun susuzluğu kaplamaya başladı bile. Sonra susuzluk sona erince tekrar hatırlayacağım. Sonra gitgide daha az. Sonra aile bir araya geldiğinde gözlerimizdeki mahçup yaşları saklamaya çalışacağız.. Sonra gitgide daha az. Gitgide bayramlarda bir iki hatıra ile yad edeceğiz. O kadar.</p>
<p> Birkaç saat önce mezarlıkta tek tek kabirlere bakıyordum. Kayseri eşrafından Hüseyin bey. Merhume Fatma hanım ruhuna el Fatiha&#8230;Mezara sıra ile toprak atarken sevenleri, mis gibi kokmuştu toprak. Sonra dedemin mezar taşına<span id="more-11127"></span> dikildi gözlerim. 1975 de ölmüş. Dün gibi  küçük bir çocuktum oysa. Babam ağlamış odadan kaçmıştı haberi alınca. Hiç babamı ağlarken görmemiştim. Çok şaşırmıştım. 35 yıl olmuş demek ki&#8230;</p>
<p>  Şimdi güzel mi güzel bir gecede balkonumdan Marmara&#8217;yı, adaları seyrediyorum. Günler süren çöl sıcağından sonra tatlı serin bir rüzgar esiyor. Önümde iki Selatin camii. Arkasında adalar. Ayışığında denizde yakamoz pırıltıları. Ufuk gemilerin parlak ışıltıları ile dolmuş. Yanımda ful çiçeği mis gibi kokuyor. Begonviller başkaldırmış ona layık gördüğümüz balkon hayatına, baş aşağı korkuluklardan sarkmakta. Ölüm ve kasvet ne kadar uzak bana. O çukur, kefen, cenazenin üzerine örtülen tahtalar ve toprak. Bu kadar güzelken hayat, yakamozlar parıldarken karşında, evinden neşeli çocuk sesleri gelirken nasıl olabilir, nasıl ölebilir bir insan. Nasıl inanırım ölüme.</p>
<p> Aylar önce Yeşilköy sahillerinde oturuyorduk. Adım gibi biliyorum karşımda ölecek bir insan oturuyordu. Umurumda bile değil diyordu hiçbir şey. Artarda çaylarımızı yudumluyorduk. Politikadan konuşuyorduk çoğunlukla. Geçmiş günlerden. Çocuklarından konuştukça çok mutlu oluyordu. Hiç hatırlamadığı anıları anlatıp duruyordum ben de hoşnut olsun diye. Adım gibi biliyordum o ölecek bir insandı. Sadece son bir çalım atıyordu hayata. Yeşilköy&#8217;de çaylarımızı yudumlarken ve sohbet ederken ölüm ne kadar uzak geliyordu. Daha zayıflamamıştı bedeni. Ama zayıflayacaktı. Hem de çok zayıflayacaktı. Tıpkı yıllar önce toprağa verdiğimiz kız kardeşi gibi.  Çok acı çekmişti rahmetli, çok bağırmış, çok inlemişti. O da biliyordu nasıl bir beden git gide erir biter. Ben ise kaçıncı defadır görüyordum kanserin kemirdiği bir canı. Böyle bir şey yokmuş hiç olmayacakmış gibi davranıyorduk ikimiz de. O umursamıyordu ben umursamıyordum. Umursamıyor muyduk acaba. Dünyanın en riyakar oyununu oynuyorduk beraberce.</p>
<p> Hiçbir zaman din iman işlerinden konuşmayı sevmezdi. Belki ateist değildi ama hiç inandığını da söylememişti. Diyelim ki Allah var derdi. Bunun ne faydası var. Sana ne yararı var bana ne yararı var.</p>
<p> </p>
<p>Son anına kadar biz de ne ölümden bahsettik ne Allah&#8217;tan ahiretten. Son anına kadar ağlamadı inlemedi bağırmadı. Bir şey talep etmedi, hiçbir duygusunu paylaşmadı. Bir kapalı kutu gibi geldi dünyaya bir kapalı kutu gibi gitti.</p>
<p> Sessiz bir gecede elimde çayım uzaklara bakıyorum. Bir balkondan seyreyliyorum dünyayı. Hep bir balkondan seyrettim başka hayatları. Görüntüler renkler kavgalar gürültüler bazen bir gölge süzülürcesine geçti hayatımdan. Bazen gürültücü mahalle karıları gibi kavga küfür bağırıştılar sokağımda. Bir falçata da bana salladılar çoğu zaman. Gidenler hiç geri gelmedi. Bir limandı ölüm. Onları indirdik ve gemi yoluna devam etti. Şaşkınım. Yaşamak ve ölüm zaten en büyük  muamma oldu hayatımda.</p>
<p> Ah! Bir de ötelere dair bir umut vermeden gidenler yok mu?  Koca bir çınar devriliyor karşımda. Küçük bir Anadolu kasabasında başlamış tüm hikaye, hayatı dişiyle tırnağıyla kazıyarak adım adım yaşamış. Nice kazıklar yemiş yollarda. Hayatın en acımasız bahçelerinde dolaşmış. Kazık atmayı, kaskatı olmayı öğrenmiş o da. Bir kapalı kutuya çevirmiş sonunda yıllar.Sonra bir gün çınar devrilmiş her şey bitivermiş. İçimize ötelere dair bir teselli tohumu bile atmadan sessizce gitmiş. Bir gün görüşeceğiz bir yerlerde helal et hakkını dememiş kalanlara. Umurumda bile değil demiş yaşarken de ölürken de. Hiçbir şey umurumda bile değil.</p>
<p> Ah devrilen sevgili eyvallahsız çınar. Tut ki Allah var. Tut ki ümitlerimiz, tesellilerimiz , dualarımız var. Hiç konuşamadık seninle ama..</p>
<p>Kayan yıldızların bir kibrit çakımından fazla hikayesi de var.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11127&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11127" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/02/eyvallahsiz-cinar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İlker Başbuğ&#8217;a şeref madalyası verildi sonunda&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/02/ilker-basbuga-seref-madalyasi-verildi-sonunda/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/02/ilker-basbuga-seref-madalyasi-verildi-sonunda/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 13:40:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Korsan Mahyacı Kâmil</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Serin Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11183</guid>
		<description><![CDATA[
Share This
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ilker-basbug.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-11184" title="ilker-basbug" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ilker-basbug.jpg" alt="" width="434" height="402" /></a></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11183&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11183" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/02/ilker-basbuga-seref-madalyasi-verildi-sonunda/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Siz de Biraz ‘Simon’ Olabilir misiniz?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/02/siz-de-biraz-%e2%80%98simon%e2%80%99-olabilir-misiniz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/02/siz-de-biraz-%e2%80%98simon%e2%80%99-olabilir-misiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 11:14:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11180</guid>
		<description><![CDATA[[1 Eylül 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Bir önceki yazımda belirtmiştim: Hanefi Avcı&#8217;nın &#8220;Haliç&#8217;te Yaşayan Simonlar&#8221; kitabına eleştirel bakıyorum. Bilhassa &#8220;cemaat&#8221; hakkındaki komplo teorisini abartılı buldum. Ancak bir kaç günde siyasi literatürümüze kazandırıverdiği &#8220;Simon&#8221; kavramını da önemsedim.Bu, Avcı&#8217;nın kitabında anlattığı bir PKK militanının kod ismi aslında. Kendini PKK davasına ölesiye adamış olan &#8220;Simon&#8221;, öz kızkardeşinin örgüt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090617_derin_dusunce_org_mustafa_akyol.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-5348" title="20090617_derin_dusunce_org_mustafa_akyol" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/06/20090617_derin_dusunce_org_mustafa_akyol-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>[1 Eylül 2010 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/siz-de-biraz-simon-olabilir-misiniz-290514.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Bir önceki yazımda belirtmiştim: Hanefi Avcı&#8217;nın &#8220;Haliç&#8217;te Yaşayan Simonlar&#8221; kitabına eleştirel bakıyorum. Bilhassa &#8220;cemaat&#8221; hakkındaki komplo teorisini abartılı buldum. Ancak bir kaç günde siyasi literatürümüze kazandırıverdiği &#8220;Simon&#8221; kavramını da önemsedim.Bu, Avcı&#8217;nın kitabında anlattığı bir PKK militanının <span id="more-11180"></span>kod ismi aslında. Kendini PKK davasına ölesiye adamış olan &#8220;Simon&#8221;, öz kızkardeşinin örgüt tarafından suçsuz yere öldürülmesine seyirci kalıyor. Bunu da PKK&#8217;nın &#8220;yüce ideallerine&#8221; bağlı kalmak için, yani &#8220;idealistçe&#8221; yapıyor.</p>
<p>Avcı, bu örnekten yola çıkarak, &#8220;cemaat&#8221;in hedeflerini hukukun üstünde tuttuğunu düşündüğü polis şeflerini &#8220;Simonlaşmakla&#8221; suçlamış.</p>
<p>Ancak aslında &#8220;Simonlaşmak&#8221; için illa dar bir örgütlenmenin içine girmek şart değil. Herhangi bir &#8220;kollektivite&#8221;nin hedef ve çıkarlarını, hakkın, hukukun ve insan vicdanına kazınmış olan temel &#8220;adalet&#8221; duygusunun üzerine çıkaran herkes, bu yola girmiş demektir.</p>
<p>Ve bu kollektivite, &#8220;örgüt&#8221; ya da &#8220;cemaat&#8221; gibi çok azımızı ilgilendiren gibi dar yapılar yanında, &#8220;devlet&#8221; yahut &#8220;ulus&#8221; gibi hepimizi kuşatan daha büyük yapılar da olabilir.</p>
<p>★ ★ ★</p>
<p>Bakın, güncel tartışmalardan bir örnek vereyim. Biliyorsunuz, Onur Öymen sayesinde &#8220;Dersim trajedisi&#8221; gündemimize girdi. Öğrendik ki şimdiki adı &#8220;Tunceli&#8221; olan bu kentte 30&#8242;lu yılların sonunda korkunç şeyler olmuş. Devlet &#8220;isyan bastırmaya&#8221; çalışırken, binlerce sivili de öldürmüş. Nice kadın, çocuk ve yaşlı feci şekilde can vermiş.</p>
<p>Peki, şimdi bu gerçek karşısında nasıl bir &#8220;ahlaki yargı&#8221; koymak lazım?</p>
<p>Emekli general Osman Pamukoğlu geçenlerde koydu bir yargı. Şöyle dedi:</p>
<p>&#8220;Hiç uzatmanın gereği yok. Dersim birkaç kere ayaklanma teşebbüsünde bulundu. Atatürk sağdı, her şeyi yaptıran Atatürk&#8217;tü&#8230; İsyanları devletler nasıl bastırdıysa, Atatürk&#8217;te öyle bastırdı. Bundan sonra olacaksa yine aynı şekilde bastırılacaktır.&#8221;</p>
<p>Dikkat ederseniz bu sözlerde Dersim&#8217;de ölen masum insanlara karşı herhangi bir acıma ve üzüntü duygusu yok. Bir &#8220;devletlerin isyanları bastırma hakkı&#8221;na referans var, bir de bizim devletin en büyük referansı olan Atatürk&#8217;e&#8230;</p>
<p>Zaten sanırım Pamukoğlu&#8217;nun beklentisi de &#8220;bu işi Atatürk yaptı&#8221; deyince herkesin, &#8220;aaa, öyleyse tamam, hiç sorun yok, zaten Ulu Önderimiz neylerse güzel eyler, Yüce Devletimiz ne yaparsa doğru yapar&#8221; demesiydi.</p>
<p>Yani herkesin &#8220;Kemalist Cumhuriyet&#8217;in Simonu&#8221; olması&#8230;</p>
<p>★ ★ ★</p>
<p>Peki ama Simonlaşmadan korunmanın yolu ne? Hiç bir &#8220;aidiyet&#8221; duygusuna sahip olmamak mı?</p>
<p>Bazı &#8220;ultra-liberal&#8221; dostlarım böyle düşünüyor. Oysa bence sorun &#8220;aidiyet&#8221;te değil; bu &#8220;aidiyet&#8221;i dengeleyecek &#8220;bireysel değer yargıları&#8221;ndan mahrum olmakta.</p>
<p>Konu, dini cemaatler açısından bilhassa önemli gerçekten. Çünkü bu cemaatlerin &#8220;aidiyet&#8221;i ve &#8220;dayanışma&#8221;sı güçlüdür. Sizden, &#8220;ben değil, biz&#8221; demeniz ve &#8220;kardeşlik havuzu içinde erimeniz&#8221; beklenir.</p>
<p>Fakat bence burada kritik bir ayrım var: Bencilliği terk ederek fedakâr bir &#8220;hizmet eri&#8221; olmak başka, &#8220;bireysel değer yargıları&#8221;nı terk ederek gözü kapalı bir &#8220;emir eri&#8221; olmak bambaşka.</p>
<p>İkincisi, en ihlaslı cemaatte dahi bazı istismarların yolunu açar; çünkü kimsenin &#8220;bir dakika arkadaşlar, burada bir yanlış yapıyor olmayalım&#8221; diye itiraz etmediği yerde yanlışlar katlanarak artar.</p>
<p>Dahası, gördüğü yanlışlara itiraz etmeyen Müslüman, buradan önemli bir &#8220;vebal&#8221;de yüklenmiş olur.</p>
<p>Çünkü, unutmayalım, İslam&#8217;da &#8220;kollektif kurtuluş&#8221; değil, &#8220;bireysel hesap&#8221; vardır. Ve Allah, her mümini uyarmıştır:</p>
<p>&#8220;Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan sorumludur.&#8221; (İsra Suresi, 36)</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11180&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11180" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/02/siz-de-biraz-%e2%80%98simon%e2%80%99-olabilir-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Genel Kurmay bu kitabı okusaydı hayatta olacaktın : Counterinsurgency Field Manual</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/01/genel-kurmay-bu-kitabi-okusaydi-hayatta-olacaktin-counterinsurgency-field-manual/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/01/genel-kurmay-bu-kitabi-okusaydi-hayatta-olacaktin-counterinsurgency-field-manual/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 17:49:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Genel Kurmay]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[TSK]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11173</guid>
		<description><![CDATA[Türk subayları bu kitabı okumuş olsalardı 30 veya 40 bin insan hayatta olabilirdi. Ne acı değil mi? Türkiye Cumhuriyeti gibi bir ülkede yaşamanın fiyatı bu. Merkezî yapı, ulus-devlet ideolojisi ve sivillere hesap vermeyen bir ordu. Gırtlağına kadar siyasete bulaşmış bir ordu. Hatta silahlı kuvvetlerin anayasa yapması, bunu halka SİLAH ZORUYLA dayatması.
 &#8221;Bana ne bunlardan, zaten bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/counterinsurgency_field_manual.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-11175" title="counterinsurgency_field_manual" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/counterinsurgency_field_manual.jpg" alt="" width="175" height="262" /></a>Türk subayları bu kitabı okumuş olsalardı 30 veya 40 bin insan hayatta olabilirdi. Ne acı değil mi? Türkiye Cumhuriyeti gibi bir ülkede yaşamanın fiyatı bu. Merkezî yapı, <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf">ulus-devlet ideolojisi</a> ve sivillere hesap vermeyen bir ordu. Gırtlağına kadar siyasete bulaşmış bir ordu. <strong><em>Hatta silahlı kuvvetlerin anayasa yapması, bunu halka SİLAH ZORUYLA dayatması</em></strong>.</p>
<p><em> &#8221;Bana ne bunlardan, zaten bu süslü kelimelerin yarısını bile anlamıyorum&#8221;</em> diyenler biraz düşünmeliler. Hele kardeşleri, amca çocukları, evlâtları arasında terör yüzünden ölmüş insanlar varsa. Hele henüz teröre kurban gitmemiş gençler varsa etraflarında.</p>
<p>Bir tarafından canlı insan giren, diğer ucundan bayraklı tabut ve madalya çıkan bu terör makinesi bundan 30 veya 40 yıl önce durdurulabilirdi. Şayet bu insan kıyma makinesi o zaman dursaydı kaç kişinin hayatı kurtulurdu? Bir dakika düşünün kendi kendinize.</p>
<p>Neden bu kitap? Terör hakkında yazılmış binlerce kitap varken neden bu?</p>
<p>Bir kaç sebebi var. Birincisi &#8220;<strong>Counterinsurgency Field Manual</strong>&#8221; terör konusunda<span id="more-11173"></span> okuduğum en &#8220;teknik&#8221; ve en &#8220;soğuk&#8221; kitap. Bu soğukluğa, bu tekniğe ihtiyacımız var zira Türkiye&#8217;de basılan kitaplar ister istemez resmî ideolojinin gölgesinde. Bazen de şimdilerde moda olan Kürt Milliyetçiliğini eski moda(!) Türk Milliyetçiliği karşısına koyma gayretindeler.</p>
<p>Batı ülkelerinde basılan kitaplar ise terör deyince genellikle İslâmcı(!) terörü anlıyorlar. El-Kaide vs derken konunun özü güme gidiyor. Bask, Kuzey İrlanda bölgelerdeki ayrılıkçı terörü de sağlıklı biçimde analiz etmek kolay değil zira konuyu en iyi bilenler ister istemez &#8220;içeriden&#8221; insanlar. Tarafsız kalamıyorlar. Ahlâkî zeminde bir tartışma başlıyor: Terör mü yoksa bağımsızlık savaşı mı? Hayatı tehlikede olan bir azınlık meşru müdafa yapamaz mı? Birleşmiş Milletler kriterleri, insan hakları beyannamesi derken siyasî kaygılar, yazarın tutkuları, korkuları, düş kırıklıkları yansıyor yazdıklarına.</p>
<p>Terör gibi binlerce insanın ölümüne sebep olan bir meseleyi ele almak zaten kimse için kolay değil. Ama çözüm istiyorsanız MESELE ile KENDİNİZ arasına bir mesafe koymalısınız. Kendini haklı ilân etmekle, komplo teorisi uydurmakla, <strong><em>&#8220;Şehitler ölmez, vatan bölünmez&#8221;</em></strong> demekle olmuyor, insanlar ölmeye devam ediyor, vatan bölünmeye doğru gidiyor.</p>
<p><strong>İsyan Bastırma Teknikleri</strong></p>
<p>&#8220;<a title="Permanent Link to PKK... Ters giden nedir? Bundan sonra nereye?" href="http://www.derindusunce.org/2007/09/16/pkk-ters-giden-nedir-bundan-sonra-nereye/">PKK&#8230; Ters giden nedir? Bundan sonra nereye?</a>&#8221; isimli makalede kısaca bahsetmiştim bu kitaptan. <strong>Counterinsurgency Field Manual</strong> ‘ın 2006 baskısı var elimde. Ama Acrobat/PDF şeklinde <a href="http://www.fas.org/irp/doddir/army/fm3-24fd.pdf">internetten de indirilebilir</a>. Kitabın övgüye değer bulduğumuz yanı yani soğuk ve teknik bir biçimde terör ile arasına mesafe koyabilmesi bir &#8220;manual&#8221; yani el kitabı olmasından kaynaklanıyor. Kitabın muhatabı sağcı, solcu, Kürt veya İslâmcı değil. Amerikan ordusunda görev yapan ve bir şekilde gayrı nizamî harp ile karşı karşıya kalan hemen herkesi ilgilendiriyor konu. Ama önce bir kaç anahtar kelimeye açıklık getirelim.</p>
<p>Son zamanlarda eski genel kurmay başkanımız <strong>İlker Başbuğ tarafından yanlış olarak (propagandanın eş anlamlısı şeklinde) kullanılan bir terim var, &#8220;asimetrik savaş</strong>&#8220;. Bu terim esasında &#8220;gayrı nizamî harp&#8221; teriminin karşılığı. Yani düzenli iki ordunun, üniforması, bayrağı, binaları vs belli olan iki silahlı gücün savaşması &#8220;nizamî&#8221;; bunun tersi gayrı nizamî. Ne demek? Asimetrik savaşta:</p>
<ul>
<li>1) Savaşın başlangıç tarihi belli değil,</li>
<li>2) Savaşanlar gündüz çoban, gece terörist,</li>
<li>3) Bölge halkı düzenli ordunun ve devletin baskısı ile terör örgütü arasında eziliyor,</li>
<li>4) Bölgede paralel bir ekonomi oluşmuş ve teröristleri besliyor,</li>
<li>5) Terör örgütüne yardım eden komşu ülkeler ile resmen savaş hali yok. Diplomasi ve ticaret devam ediyor.</li>
</ul>
<p><strong>Balyozla sinek öldürmek</strong></p>
<p>Bütün bu ögeler geleneksel savaş yöntemlerini etkisiz kılıyor ve asimetrik savaşa uygun yöntemleri gerektiriyor. Ülkemizdeki terörle mücadele dili, terimler ve kavramlar da bu çerçevede ele alınmalı elbette. Zira:</p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>&#8220;<strong>PKK hakkında düşünmek ve konuşmak kolay değil</strong><br />
Bir konuda insanların konuşarak çözüm arayabilmesi için anahtar kavramlara aynı adları vermiş olmaları yani ortak bir dile sahip olmaları gerek. Biz de öncelikle kelimelerin içinin neyle doldurulduğuna bakalım. Türk basını, güvenlik güçleri, yabancı basın ve PKK ‘nın kendisi aynı kavramlar için aynı kelimeleri kullanmıyor. </em><em>Terörist, bölücü hareket, gerilla, ayaklanma, bağımsızlık savaşçısı, direnişçi</em><em>, <a href="http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=587124" target="_blank">şehit</a></em><em>. Bu kelimelerin bazısı dünya tarihindeki hatta dinimizdeki &#8220;haklı&#8221; mücadeleleri çağrıştırdığı için PKK&#8217;nın eylemlerine de retorik bir meşruiyet kazandırıyor. Gerilla bunlardan biri. PKK silahlı mensupları için bu kelimeyi kullanmayı tercih ediyor.</em>
</p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Gerilla aslında İspanyolca guerra (=savaş) kelimesinin küçültülmüşü, bir tür &#8220;savaşçık&#8221;. <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Napolyon_Bonapart" target="_blank">Napoleon&#8217;a</a> karşı mücadele eden <a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Guerre_d%27ind%C3%A9pendance_espagnole#La_premi.C3.A8re_guerre_de_gu.C3.A9rilla_de_l.E2.80.99histoire" target="_blank">İspanyol direnişi</a> sırasında ortaya çıkmış. Doğrudan çeviri yaparak Amerikan ve İngiliz kaynakları da bu kavrama &#8220;small war&#8221; (küçük savaş) diyorlar sıklıkla. </em><em>Anglo-Saxon kaynaklarda yakın anlamda kullanılan bir başka terim ise <strong>insurgency - counterinsurgency</strong> (isyan ve karşı isyan).</em></p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>Aslında gerilla kelimesinin işaret ettiği önemli bir teknik bilgi var o da orantısız güçlerde karşıya gelmiş iki silahlı grup. Bu olduğu zaman zayıf olanın tek çaresi saklanmak ve vur-kaç taktiği ile büyük orduyu taciz etmek. Büyük ordu genellikle sırtını bir devlete dayadığı için küçük olanı </em><em>&#8220;terörist&#8221;</em><em> ilân ediyor. Küçük olan ise </em><em>&#8220;ezilen-mazlum&#8221;</em><em> kimliğini seve seve kabul ederek </em><em>&#8220;dev bir orduya kafa tutan bir avuç kahraman&#8221;</em><em> rolüne bürünüyor.</em><em>&#8220;(</em><a title="Permanent Link to PKK... Ters giden nedir? Bundan sonra nereye?" href="http://www.derindusunce.org/2007/09/16/pkk-ters-giden-nedir-bundan-sonra-nereye/">PKK&#8230; Ters giden nedir? Bundan sonra nereye?</a><em>)</em></p>
<p><strong>Counterinsurgency Field Manual</strong> işte bu kavramlara ile arasına gerekli mesafeyi koyabilmiş nadir eserlerden. Başlığından itibaren &#8220;isyan&#8221; bastırmayı hedef alan bir <strong>doktrin sunuluyor</strong>. Elbette Amerikan ordusunun giriştiği harekâtların isyan bastırmak değil düpedüz işgal olduğu söylenebilir. Örneğin Irak&#8217;taki durumda elbette direnişçilere &#8220;isyancı&#8221; veya &#8220;terörist&#8221; denemez. Ama yazının başından beri belli ettiğimiz gibi bu makaledeki amacımız teknik bir analiz, zaten aşikâr olanı ahlâken sorgulamak değil.</p>
<p>Bu bağlamda gerek Irak&#8217;ta gerekse Türkiye&#8217;deki terörle mücadele sürecinde düzenli bir ordu var. Orduya hükmettiği varsayılan bir devlet ile bütçesi, komutanı, üsleri, tankları ve toplarıyla silahlı bir güç. Karşısında neredeyse görünmez bir ordu: Sivil giysiler içinde dolaşan, hatta maaşlı olarak şu veya bu kurumda çalışan ama zaman zaman <strong>isyan/terör/direniş</strong> hareketinde rol alan insanlar.</p>
<p>Bir başka ortak yön ise doğrudan savaşan terörist/direnişçi sayısından çok daha fazla gözcü, yiyecek vb sağlayan yada en azından <strong>&#8220;susan, göz yuman&#8221;</strong> bir grup insan bulunması.</p>
<p>Böyle bir savaşta düzenli ordu balyozla sinek öldürmeye çalışan birine benzer:</p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>&#8220;Teröre karşı düzenli birlikleri kullanmak son derece hatalıdır, çünkü ordular terörle mücadeleye göre dizayn edilmemişlerdir. Eğer terör örgütleri ülkeyi rahatsız eden bir sivrisinekse, ordular bir ‘balyoz&#8217;a benzer. Balyozunuz ne kadar ağır olursa ‘sivrisinek&#8217;i yakalamak o kadar zor olacaktır. Sinek bir yere konacak, siz hızla balyozu kaldırıp duvara indireceksiniz. Bir süre sonra bakacaksınız ki sivrisinek uçmaya devam ediyor, fakat duvarlar yıkık dökük olmuş. Üstelik sizde sivrisinek kovalayacak, yani terörle mücadele edilecek hal kalmamış. Onca ağır bir nesneyi kaldırıp indirdiğiniz için incinen, kırılan, ya da çıkan uzuvlarınız da cabası. Bu nedenle terör örgütleri orduların terörle mücadelenin içinde olmasına bayılırlar. </em><em>Tam da istedikleri şeydir. Tam da dişlerine göre bir hedeftir. Havada sallanan balyozun tepelerine inme olasılığı sıfıra yakındır. Onlar balyozu değil, onu tutan eli ısırırlar. Balyozu tutan el sinirlendikçe daha bir sert saldırmaya, kendisini perişan etmeye başlar. Oysa sivrisineğe karşı doğru mücadele aracı balyoz değil, sinekliktir, sinek kovucu tablettir veya sinek ilacıdır. Bunlar hem daha hafiftir, hem de daha esnek. Eli yormaz, çevreye zararı daha azdır.&#8221; </em>(<a title="Permanent Link to PKK... Ters giden nedir? Bundan sonra nereye?" href="http://www.derindusunce.org/2007/09/16/pkk-ters-giden-nedir-bundan-sonra-nereye/">PKK&#8230; Ters giden nedir? Bundan sonra nereye?</a>)</p>
<p><em><strong>Peki çare nedir? </strong></em><strong></strong></p>
<p>Sadece <strong>Counterinsurgency Field Manual</strong> yazılırken değil bütün Amerikan savaş nazariyesi oluşurken etkisi büyük olmuş bir Fransız subayından bahsetmeliyiz önce: David Galula (1919-1967). Başta Cezayir&#8217;in bağımsızlık savaşı olmak üzere Fransız ordusunun girdiği bir çok asimetrik savaşta rol almış bir subaydır Galula. Ancak diğer askerlerden farklı olarak terör/isyan/direniş ordularıyla yaşadığı tecrübelerini kitaplaştırmıştır. Bildiğim kadarıyla makale ve kitaplardan oluşan orijinal metinlerin çoğu İngilizcedir. En önemlileri:</p>
<ul>
<li>Pacification in Algeria (İngilizce),</li>
<li>Classics of the Counterinsurgency Era(İngilizce),</li>
<li>Contre-insurrection : Théorie et pratique(Fransızca),</li>
</ul>
<p>Gerçekten de İngiliz ve Amerikan ordularının komuta kademeleri Fransa&#8217;da neredeyse hiç tanınmayan bu Fransızı el üstünde tutarlar hâlâ. Meselâ Irak ve Afganistan&#8217;daki Amerikan işgal kuvvetlerinin komutanlarından <a href="http://usacac.army.mil/cac/commander.asp">David Petraeus</a> <strong><em>&#8220;O isyan bastırma stratejilerinin Clausewitz&#8217;idir&#8221; </em></strong>demiştir David Galula için.</p>
<p>Evet, &#8220;çare nedir?&#8221; diye sorarak başladık bu bölüme. Çare en başta ağir merkezî emir-komuta zinciri yerine esnek, bireysel inisyatife dayalı komuta mekanizması koyabilmektir. Tıpkı 19cu yüzyıl devletlerinin ağır bürokratik yapıları gibi o dönemde son şeklini alan düzenli ordular da esnek değildir ve 21ci yüzyılın asimetrik savaşları karşısında çaresizdirler. Peki bu esnek yapı nasıl kurulabilir? <strong>Counterinsurgency Field Manual</strong> sayfalarında David Galula&#8217;dan yapılmış bir alıntıyla cevap verelim:</p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>&#8220;Eğer bir organizasyonu oluşturan insanlar aynı zihin yapısına sahip iseler ve eğer her birim aynı karar-davranış kalıbına [orijinal metinde </em><strong>"pattern"</strong><em>] göre hareket ederse mesele çözülmüş demektir. Tutarlı, herkesçe kabul görmüş ve iyi anlaşılmış bir doktrin de bunu amaçlamaz mı zaten? Doktrin dediğimiz şey bütün çabaların aynı yönde yoğunlaştırılması meselesine uygulama bazında verilmiş bir cevaptır&#8221;</em></p>
<p>Türkiye&#8217;nin ve özellikle de bugüne dek Kürt Politikası üretmede tek merkez olan Genel Kurmay&#8217;ın en büyük hatası askerî harekâtları bir araç değil bir amaç olarak görmesidir. Yıllardır bir düşman ordusuyla savaşır gibi &#8220;öteki&#8221; tarafa kayıp verdiren, bununla övünen ve &#8220;ölü ele geçen terörist&#8221; sayısını başarı göstergesi sayan bir Genel Kurmay&#8217;ın kurbanıyız ne yazık ki. Oysa öldürülen her insanın yerine Türkiye Cumhuriyetinden nefret eden 5-6 insan geçmiyor mu? Her <strong>&#8220;terörist leşi&#8221;</strong> bize 5-6 yeni terörist olarak dönmüyor mu?</p>
<p><strong>İnsan öldürerek terörün bitebileceğini düşünen okurlara aşağıdaki yazıları tavsiye ediyorum:</strong></p>
<ul>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2008/07/02/terorist-evlatlarimiz-ve-anzak-leslerimiz/">Terörist evlatlarımız ve Anzak leşlerimiz(!) </a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2009/10/01/son-terorist-eceliyle-mi-olecek/">Son terörist eceliyle mi ölecek?</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2007/12/03/pkklilari-affetmek/">PKK&#8217;lıları affetmek </a></li>
</ul>
<p> Şu halde sivil güçler ordunun hizmetinde değil ordu sivil güçlerin hizmetinde olmalı değil mi? Yine <strong>Counterinsurgency Field Manual</strong> sayfalarında David Galula&#8217;dan yapılmış bir alıntıyla son noktayı koyalım:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Temel düşünce şudur ki; askerî harekât siyasî harekâtın memurudur. Temel amacı siyasî aktörler ile sivil halkın birlikte çalışabilmesi için asgarî güvenliği sağlamaktır.&#8221;</em></p>
<p><strong>Counterinsurgency Field Manual</strong> okurken neredeyse her sayfasında Türk Genel Kurmayı&#8217;nın Kürt Politikasında yaptığı hatalı bir uygulamayı görüyorsunuz. <strong><em>&#8220;Sakın şöyle yapmayın yoksa halkın desteğini kaybedersiniz&#8221;</em></strong> tarzı bir çok uyarı var. Yazık ki bizim Genel Kurmayımız ne kendi hatalarından ne de başka ülkelerin tarihinden ders almıyor.</p>
<p><strong>Son bir soru:</strong> Amerikan ordusu bu kitaptan ne kadar istifade ediyor? Irak ve Afganistan&#8217;daki durum nasıl yorumlanmalı? Bu konudaki görüşlerimizi <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">Amerika Tedavi Edilebilir mi?</a></strong> isimli kitapta bulabilirsiniz.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11173&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11173" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/01/genel-kurmay-bu-kitabi-okusaydi-hayatta-olacaktin-counterinsurgency-field-manual/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>DUYURU: Hanefi Avcı ve “Haliç’te Yaşayan Simonlar” kitabını tekzip ediyoruz</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/01/duyuru-hanefi-avci-ve-%e2%80%9chalic%e2%80%99te-yasayan-simonlar%e2%80%9d-kitabini-tekzip-ediyoruz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/01/duyuru-hanefi-avci-ve-%e2%80%9chalic%e2%80%99te-yasayan-simonlar%e2%80%9d-kitabini-tekzip-ediyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 14:00:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Korsan Mahyacı Kâmil</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[Serin Devlet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11166</guid>
		<description><![CDATA[Derin Düşünce Teşkilatı&#8217;nın hakiki şekli aşağıdaki gibidir, büyük görmek için resme tıklayın.

Hanefi Avcı, best-seller kitabı &#8220;Haliç&#8217;te Yaşayan Simonlar&#8221; kitabında 565. sayfada Derin Düşünce sitesinden bahsetmiş ve bizim Fethullah Gülen&#8217;in bir iletişim organı olduğumuz istihbaratında bulunmuş. Konuyla ilgili tekzibimiz aşağıdadır, kamuoyuna arz olunur: 

Hanefi Avcı&#8217;nın &#8220;Hunter&#8221; takma ismiyle sitemize giriş yapan ve agresif yorumları sebebiyle moderatörümüz tarafından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Derin Düşünce Teşkilatı&#8217;nın hakiki şekli aşağıdaki gibidir, büyük görmek için resme tıklayın.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/derin-dusunce-teskilati-1.jpg" target="_blank"><img class="alignnone size-full wp-image-11169" title="derin-dusunce-teskilati-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/derin-dusunce-teskilati-1.jpg" alt="" width="205" height="166" /></a></p>
<p>Hanefi Avcı, best-seller kitabı &#8220;Haliç&#8217;te Yaşayan Simonlar&#8221; kitabında 565. sayfada Derin Düşünce sitesinden bahsetmiş ve bizim Fethullah Gülen&#8217;in bir iletişim organı olduğumuz istihbaratında bulunmuş. Konuyla ilgili tekzibimiz aşağıdadır, kamuoyuna arz olunur: </p>
<ul>
<li>Hanefi Avcı&#8217;nın &#8220;Hunter&#8221; takma ismiyle sitemize giriş yapan ve agresif yorumları sebebiyle moderatörümüz tarafından defalarca uyarılan, ve nihayetinde siteden kovulduğu için <span id="more-11166"></span>intikam almak isteyen bir yorumcumuza fena halde benzediği tespit edilmiştir. Söz konusu yorumcunun bütün bedava kitaplarımızı indirdiği ve bu kitaplardan cemaat bağlarını çok dikkatli bir şekilde incelediği anlaşılmaktadır.</li>
<li>Sitemizin Fethullah Gülen cemaati tarafından sponsor edildiği külliyen yalandır. Ayda 800 bin dolara sponsorluk denmez, ancak sadaka denir. Soros&#8217;tan aldığımız finans olmasa aç kalacağız.</li>
<li>Avcı&#8217;nın kitabının piyasada bulunamamasının sebebinin Derin Düşünce- cemaat bağlantısını deşifre etmiş olmasıyla ilgisi yoktur. Hatta önümüzdeki günlerde sitemizce yapılan çekilişte üçbin kişiye &#8220;Haliç&#8217;te yaşayan simonlar&#8221; kitabını armağan etmeyi düşünüyoruz, bu derece demokratız. (Not: Birkaç sayfası eksik çıkabilir, basım hatasıdır.)</li>
<li>Bazı gazete ve yayın organlarında Hanefi Avcı&#8217;nın gizli bir Derin Düşünce elemanı olduğu ve reklamın iyisi kötüsü olmaz diye bu kitabı yazdığı şeklindeki spekülatif yorumlara katılmıyoruz. Derin Düşünce&#8217;nin reklama ihtiyacı yoktur, hem reklam yapmak istesek Hanefi&#8217;ye mi kaldık, bunu daha üst düzey bürokratlarla da yapabiliriz yani.</li>
<li> Hanefi Avcı&#8217;nın önümüzdeki günlerde çıkacak yeni kitabı olan &#8220;Balat&#8217;ta Yaşayan Mişon&#8217;lar&#8221; kitabında &#8220;Michael Jackson&#8217;ın öldürülmesinde Derin Düşünce parmağı&#8221;, &#8220;Georges Soros nasıl Müslüman oldu- Fethullahçı Derin Düşünce etkisi !&#8221; gibi konuları işleyeceği kendi istihbaratımız tarafından bildirilmiştir. Yalandır, iftiradır. Soros henüz kelime-i şehadet getirmemiştir ve Michael Jackson&#8217;u da tanımayız, etmeyiz. Sadece birkaç kez Pensilvanya&#8217;da el sıkışmışlığımız vardır, o kadar. </li>
</ul>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/derin-dusunce-teskilati-1.jpg"></a></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11166&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11166" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/01/duyuru-hanefi-avci-ve-%e2%80%9chalic%e2%80%99te-yasayan-simonlar%e2%80%9d-kitabini-tekzip-ediyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Fizik’te Zaman Kavramı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/01/yakinda-fizik%e2%80%99te-zaman-kavrami/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/01/yakinda-fizik%e2%80%99te-zaman-kavrami/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 10:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11087</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;Mekanik Zaman&#8217;ın tanımını ilk defa Newton Principia adlı kitabında verdi: Newton&#8217;a göre Zaman homojen bir biçimde akıyordu. Evrensel bir Mutlak idi. Cisimlerin uzay içindeki hareketleri peş peşe gelen anlardaki konumları olarak tarif edildi. Güzergâh  hesaplamalarında Zaman dinamiğin dışında bir parametre olarak görünür. Geçmişten geleceğe doğru akan, homojen, mutlak&#8230; Fakat ne gariptir ki Newton&#8217;un formüllerini kullanarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/zaman_nedir_fizik.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-11089" title="zaman_nedir_fizik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/zaman_nedir_fizik.gif" alt="" width="200" height="170" /></a>&#8220;&#8230;Mekanik Zaman&#8217;ın tanımını ilk defa Newton Principia adlı kitabında verdi: Newton&#8217;a göre Zaman homojen bir biçimde akıyordu. Evrensel bir Mutlak idi. Cisimlerin uzay içindeki hareketleri peş peşe gelen anlardaki konumları olarak tarif edildi. Güzergâh  hesaplamalarında Zaman dinamiğin dışında bir parametre olarak görünür. Geçmişten geleceğe doğru akan, homojen, mutlak&#8230; Fakat ne gariptir ki Newton&#8217;un formüllerini kullanarak hem geçmişe hem de geleceğe doğru &#8220;gitmek&#8221; mümkündür. Çünkü Zaman&#8217;ın [formül içindeki] yönünü değiştirseniz dinamiğin temel kanunları bozulmaz.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bu matematiksel yönteme göre geçmişten geleceğe yönelik her değişim ve dönüşüm tersinin de varlığını peşinen kabul eder. Yani tabiat her yaptığının tam tersini aynı süreç ile yapabilir. Newton&#8217;un üzerinde çalıştığı fizikî olaylar (sürtünme ihmal edilirse) gerçekten de ters çevirilebilir. Newtoncu Zaman ne yaratır ne de yok eder. Sadece olup biten şeylere bir tempo tutar ve güzergâhları işaretler. Vasıfsız, pütürsüz, bütün anların birbirinin aynı olduğu bir zaman.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Kant daha sonraları bu Zaman-Mekân çerçevesiyle çerçeve içindeki olayların ayrıştırılmasından istifade edecektir. Kant&#8217;a göre Zaman-Mekân insan algısına göre a priori şekillerdir ve tecellîlerin anlaşılması imkânını koşullandırır.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Newtoncu kanunların geri çevirilebilirliği 19cu asırda tam bir skandal olarak değerlendirildi. Özellikle Ludwig Boltzmann, Willard Gibbs, Ernst Zermelo, Joseph Loschmidt, ve daha sonraları Ilya Prigogine. İlk bakışta fiziksel olayların bir film gibi geriye sarılması insana saçma gelmez belki. Ama 19cu yüzyıl başında Sadi Carnot ısının mekanik enerjiye dönüşümünün tek yönlü (Sıcaktan soğuğa doğru) olduğunu ispat etti. 1824&#8242;te yayınlanan <strong>&#8220;Ateşin hareket ettirici gücü üzerine düşünceler&#8221;</strong> (Réflexions sur la puissance motrice du feu) isimli çalışması termodinamiğin ikinci ilkesinin bir taslağını içerir ki son hali 1865&#8242;te Rudolph Clausius tarafından verilmiştir&#8230;&#8221;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/yaslilik_zaman_nedir_2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-11092" title="yaslilik_zaman_nedir_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/yaslilik_zaman_nedir_2.jpg" alt="" width="420" height="430" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/yaslilik_zaman_nedir.jpg"></a></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11087&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11087" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/01/yakinda-fizik%e2%80%99te-zaman-kavrami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TARTIŞMA: Siyasette sertleşen üslup bize ne kazandırır?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/31/tartisma-siyasette-sertlesen-uslup-bize-ne-kazandirir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/31/tartisma-siyasette-sertlesen-uslup-bize-ne-kazandirir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 16:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>O. Tan Haskol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11121</guid>
		<description><![CDATA[Tartışmayı izlemek için resmin üzerine tıklayın.

Share This
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.imedya.tv/watch.php?web=5199" target="_blank">Tartışmayı </a>izlemek için resmin üzerine tıklayın.</p>
<p><a href="http://www.imedya.tv/watch.php?web=5199" target="_blank"><img class="alignnone size-full wp-image-11122" title="siyasette_uslup" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/siyasette_uslup.jpg" alt="" width="477" height="345" /></a></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11121&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11121" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/31/tartisma-siyasette-sertlesen-uslup-bize-ne-kazandirir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>12 Eylül&#8217;de Halkoyuna Sunulacak Olan Anayasa Değişikliği Ne Tür Yenilikler İçermektedir?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/31/12-eylulde-halkoyuna-sunulacak-olan-anayasa-degisikligi-ne-tur-yenilikler-icermektedir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/31/12-eylulde-halkoyuna-sunulacak-olan-anayasa-degisikligi-ne-tur-yenilikler-icermektedir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 12:54:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevinç Gül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11157</guid>
		<description><![CDATA[TESEV Demokratikleşme Programı tarafından Mayıs 2010&#8242;da yayımlanan Yargısal Düğüm: Türkiye&#8217;de Anayasal Reforma İlişkin Değerlendirme ve Öneriler adlı raporun editörü Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi&#8217;nden Prof. Dr. Serap Yazıcı, 12 Eylül&#8217;de Halkoyuna Sunulacak Olan Anayasa Değişikliği Ne Tür Yenilikler İçermektedir? başlıklı bir değerlendirme yazısı hazırlamıştır. Mevcut anayasa ile 12 Eylül&#8217;de halkoyuna sunulacak olan değişiklikleri karşılaştıran bu değerlendirmeyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>TESEV Demokratikleşme Programı tarafından Mayıs 2010&#8242;da yayımlanan Yargısal Düğüm: Türkiye&#8217;de Anayasal Reforma İlişkin Değerlendirme ve Öneriler adlı raporun editörü Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi&#8217;nden Prof. Dr. Serap Yazıcı, 12 Eylül&#8217;de Halkoyuna Sunulacak Olan Anayasa Değişikliği Ne Tür Yenilikler İçermektedir? başlıklı bir değerlendirme yazısı hazırlamıştır. Mevcut anayasa ile 12 Eylül&#8217;de halkoyuna sunulacak olan değişiklikleri karşılaştıran bu değerlendirmeyi indirmek için <strong><a href="http://www.tesev.org.tr/UD_OBJS/PDF/DEMP/BN/anayasa-degisiklik-paketi-serap-yazicipdf.pdf" target="_blank">lütfen tıklayınız</a></strong>.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11157&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11157" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/31/12-eylulde-halkoyuna-sunulacak-olan-anayasa-degisikligi-ne-tur-yenilikler-icermektedir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Derin Düşünce Nedir?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/31/dikkat-kitap-derin-dusunce-nedir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/31/dikkat-kitap-derin-dusunce-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 11:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Site Hayatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11109</guid>
		<description><![CDATA[Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. Derin Düşünce nedir? Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri&#8230; Derin Düşünce&#8217;nin bir kimliği, tarihi ve kendine has &#8220;yaşam&#8221; tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız bu kitap &#8220;yöre halkına&#8221; kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11111" title="dd_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir-196x300.jpg" alt="" width="151" height="219" /></a>Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </a>Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri&#8230; Derin Düşünce&#8217;nin bir kimliği, tarihi ve kendine has &#8220;yaşam&#8221; tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank">bu kitap </a><strong>&#8220;yöre halkına&#8221;</strong> kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır :)</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11109&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11109" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/31/dikkat-kitap-derin-dusunce-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Acemi bir yazarın ilk romanı: Dağların Adamı Barnabo (Dino Buzatti)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/31/acemi-bir-yazarin-ilk-romani-daglarin-adami-barnabo-dino-buzatti/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/31/acemi-bir-yazarin-ilk-romani-daglarin-adami-barnabo-dino-buzatti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 22:01:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11104</guid>
		<description><![CDATA[Her yazar okur için farklı bir yolculuktur ve her yazar farklı bir yolculuk yapar. Kimi tek bir romanla[1] o&#8217;dur; kimi yıllarca süren bir arayışın sonunda o olur. Dino Buzzati[2] yıllarca süren yolculuğuyla, arayışıyla adını kabul ettiren yazarlardan biridir. Tatar Çölü&#8217;yle önce Fransa&#8217;da sonra da yirmi dile çevrilerek tüm dünyada tanınan ve hala baskısı yapılan bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/daglarin_adami_buzatti.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-11106" title="daglarin_adami_buzatti" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/daglarin_adami_buzatti.jpg" alt="" width="186" height="300" /></a>Her yazar okur için farklı bir yolculuktur ve her yazar farklı bir yolculuk yapar. Kimi tek bir romanla<a name="_ednref1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn1">[1]</a> o&#8217;dur; kimi yıllarca süren bir arayışın sonunda o olur. Dino Buzzati<a name="_ednref2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn2">[2]</a> yıllarca süren yolculuğuyla, arayışıyla adını kabul ettiren yazarlardan biridir. Tatar Çölü&#8217;yle önce Fransa&#8217;da sonra da yirmi dile çevrilerek tüm dünyada tanınan ve hala baskısı yapılan bir romanın<a name="_ednref3" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn3">[3]</a> sahibidir Buzzati. Tatar Çölü; roman tekniği, üslubu, iki düzlemle ilerleyen kurgusu, betimlemeleri,  kazandırdığı Drago karakteri ile gerçekten ölümsüz romanlar arasında özel bir yere sahiptir.</p>
<p>Buzzati&#8217;nin ilk romanı, üzerinde iki yıl çalıştığı, birkaç kez düzeltme yaptığı ve -hala kusurlu bulduğu- 1933 yılında basılan Dağların Adamı Barnabo adlı romanıdır. Bu romanın özelliği, -romanın içinde değil tam tersine dışında- tüm kusurlarına rağmen, bir yazarın başlangıç noktası hakkında okuyucuya çok şey <span id="more-11104"></span>anlatmasıdır.</p>
<p>Dağların Adamı Barnabo&#8217;nun konusu; yol yapımı için kullanılması gereken cephaneliği korumakla görevli olan orman bekçilerinin haydutlara karşı cephaneliği yıllar boyunca korumaları&#8217;dır. Del Corre, Berton ve Barnabo roman içinde karşılaşılan roman kişileridir. Ama karakterden çok tip olarak karşımıza çıkarlar. Derinliğine ruhsal betimlemeye girilmez. Sadece Barnabo&#8217;nun başına gelenlerden onun kahraman olma hayalini, korkularını, edilgenliğini çıkarımsarız.</p>
<p>Silahlı çatışmaya girmeyip kovulan, beş yıl çiftçilik yaptıktan sonra San Nicola&#8217;ya dönen ve eskiden ormancı olarak çalışırken dönüşünde sadece, cephaneliğin gereksizliği anlaşıldığı için kapatılmasıyla boş kalan ormancı evine bekçilik yapmaya başlayan Barnabo.  Döndüğünde hala yaşadığı utancı telafi etme arzusu ve tam bunu telafi edeceği an geldiğinde, haydutların da kendisi gibi yaşlandığını, artık koruyacak hiçbir şey kalmadığını ve hayalinin anlamsızlığını fark eden Barnabo&#8230; hayallerini kaybeder, kariyerini kaybeder, sosyal statüsünü kaybeder, ümitsizdir, başarısızlığa uğrayan her birimiz kadar ümitsiz&#8230;</p>
<p>Buzzati romanlarında roman kişileri, her yerde karşımıza çıkan kişilerdir ve romanların bir diğer özelliği de budur ama burada bu özellik ham olarak karşımıza çıkar. Dıştan gözlem olduğu için -yer yer kahramanın ağzından konuşmalar ve monologlar olsa da- karakter yaratma ve karakter tahlili konusunda zayıf kalır roman. Barnabo, derinlemesine işlenmemiştir ama Drago&#8217;nun ön-habercisidir de bir yandan.</p>
<p>Roman teknik kusurlarla doludur. Günlük dil, kimi yerde özentisiz bir şekilde karşımıza çıkar. Eserin girişinde Del Colle&#8217;nin anlattığı yavan hikayeler düşük cümlelerle verilir. Anlatıcı kişi olayların içindedir, gözlemci bakış açısı gibi görünse de kimi yerlerde kahraman anlatıcı bakış açısına geçişler olduğundan ikisi arasında düzensiz geçişler akıcılığı bozar. Kimi yerde okuyucuya dahi seslenen bir anlatıcı ile karşı karşıyadır okuyucu. Betimlemeler çok da başarılı değildir. Zamanda geri dönüşler ise ciddi anlamda başarısızdır.</p>
<p>Teknik anlamda başarısız olan bu romanın içeriğine baktığımızda, Tatar Çölü yazarının işlediği konuların ham halleriyle karşılaşırız. Mardenlerin evinin çürümesiyle, hayata bakış açısının, gidememenin, takılı kalmanın, edimsizliğin ve edilgenliğin işaretini verir okuyucusuna Buzzati. Bunu Barnabo&#8217;nun haydutlarla çatışma hayali kurarken çatışmadan kaçması, işinden kovulması, hep bu utancı telafi etme hayali kurması ve yıllar sonra bunun anlamsızlığını fark etmesi ile de pekiştirir.</p>
<p>Barnabo&#8217;nun Del Corre&#8217;nin ölümüne üzülmemesi,  &#8221;hayatının işte böyle&#8230; evinin yakınında ve sonsuz hikâyelerle son bulması&#8221; hele ki kimsenin anlayamayacağı &#8220;hayallerle&#8221; son bulmasını daha iyi kabul etmesi, cenazede farklı kaygıların ortaya çıkması ile yabancılaşma&#8217;ya dair -çok da belirgin olmayan- bir ipucu verir.</p>
<p>İşe yaramayan bir cephaneliği beklemek, korumak, onun için ölmek, büyük zafer kazanmak&#8230;  amacının anlamsızlığının fark edilmesi ama bir şekilde işsiz kalmamak, bir değişikliğin beklentisiyle her şeyin farklı, daha iyi olacağına inanmak gibi sebeplerle bu &#8220;bekleyiş&#8221;, bu &#8220;farkına varış&#8221; yıllara yayılır ki Buzzati romanlarında zaman dilimi çok uzun yılları kapsamaktadır. Bu romanda da Barnabo&#8217;nun San Nicola&#8217;yı terk ettikten sonra geri dönüşüne kadar geçen süre dahi beş yıldır.</p>
<p>Dağa yönelik yazarın duyduğu sevgi ve özlem özellikle betimlemelerde kendisini göstermektedir ki bundan sonraki romanlarında da bu sevgiyi mutlaka işlemiştir yazar.</p>
<p>Romanda yaralı karga, olacak olan şeylerin habercisi olarak karşımıza çıkar. Kimi yerde kötü bir olayın, kimi yerde özlemin, kimi yerde ayrılığın işaretidir. Özellikle Tatar Çölü&#8217;nde bu işlevi rüyalar yoluyla ortaya koymayı tercih etmiştir yazar. Hayata dair özellikle günlük yaşantımıza dair tespitler de yer alıyor romanda ki bu, yazarın ayrıntıları yakalama başarısını işareti olarak karşımıza çıkar.<a name="_ednref4" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn4">[4]</a></p>
<p>Büyük zafer kazanma hayali, beklentisi, bekleyişin uzaması, hayalin gerçekleşmemesi, hayal kırıklığı, hayalin anlamsızlığı&#8230;ve teslimiyet. Buzzati romanlarında karşımıza çıkan bu konular, bu romanda Barnabo&#8217;nun hayatı ile vücut bulur.</p>
<p>&#8220;Her şey zaman içerisinde yok olacaktı; aptalca utancı, karga, Bersaglio kasabası, Berton&#8217;un yola çıkışı&#8230; her sabah güneş dağları aydınlatacaktı. Sonbahar gelecek, kar yağacak, sonra da ilkbahar şarkıları söyleyecekti&#8230;&#8221; <a name="_ednref5" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn5">[5]</a></p>
<p>Ve hayalin bitişi:</p>
<p>&#8220;İşte Barnabo geri dönüyor. Az önce dağlarda bir nevi büyü bozuldu. Dağlar artık tamamen yalnız kaldı; ne haydutlar ne cinler&#8230; Bunların hepsi bitti. Yavaş adımlarıyla ormanın arasından ilerliyor&#8230;&#8221;<a name="_ednref6" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn6">[6]</a> &#8220;Tüm yeryüzünde hayat kesintisiz geçmeye devam ediyor.&#8221; <a name="_ednref7" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn7">[7]</a>  Hayatın kabulü. Hayallerle harcanan ve uzun bekleyişlerle geçirilen edilgen bir hayatın sonunda olduğu gibi kabul edilmesi&#8230; Bu noktada çoğumuzun kişisel hikayesi aslında bu roman. Hepimizin değil ama.</p>
<p>Şu bir gerçek ki, bu romandan Tatar Çölü&#8217;ne kadar olan dönemde yazar kendisini gerçekten her anlamda -üslup, biçim, içerik- geliştirmiş. Yazar &#8220;Gerçekten çok uzun ve yorucu bir çalışma oldu. Bugün baktığımda bir-iki kusur buluyorum; ama benim için özellikle zor olan, bir dil arayışıydı. Yazmanın ne demek olduğunu bu şekilde anladım. Asla yayımlamayacağını düşünerek yazdığım tek kitap oldu.&#8221; der.</p>
<p>Uzun bir yolculuğun başındaki romandır Dağların Adamı Barnabo. Size bir okur olarak bir yazarın yolculuğunu, yazma uğraşısının zorluğunu, vazgeçmemeyi, başlangıçların hayallerdeki gibi kolay ve mükemmel olmadığını anlattığı gibi, hayatın zahmetli tarafının ve bu zahmete katlananların aldıkları yolu da gösterir.</p>
<p>Her kahraman yazardan bir parçadır, bazen zıttı bazen aynısı. Drago ya da Barnabo&#8217;da yazara dair çok şey buluruz ama yazarın tüm bu yazma sürecinde aldığı yola baktığımızda, yazarın kahramanları Drago ya da Barnabo gibi olmadığını da anlarız.</p>
<p>Bu roman, hele de Tatar Çölü&#8217;nü okuduysanız, size çok tat vermeyebilir. Ama bu roman, yazmanın aslında ne kadar zahmetli ve kıskanç olduğunu kabul ediyorsanız size bir okur olarak çok şey anlatacaktır.   </p>
<p>Başta da söylendiği gibi, her yazar okur için farklı bir yolculuktur ve her yazar farklı bir yolculuk yapar. Kimi tek bir romanla o&#8217;dur; kimi yıllarca süren bir arayışın sonunda o olur. Dağların Adamı Barnabo ile Tatar Çölü&#8217;nü art arda okuduğunuzda &#8220;o&#8221; olmanın bir yazar için hiç de kolay olmadığını fark edeceksiniz.</p>
<p>Ve fark etmek okurun payıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<hr size="1" /><a name="_edn1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref1">[1]</a> http://kitapzamani.zaman.com.tr/kitapzamani/newsDetail_getNewsById.action?sectionId=99&amp;newsId=1340</p>
<p><a name="_edn2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref2">[2]</a> http://tr.wikipedia.org/wiki/Dino_Buzzati</p>
<p><a name="_edn3" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref3">[3]</a> http://www.derindusunce.org/2010/05/07/tatar-colu-dino-buzzati/</p>
<p><a name="_edn4" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref4">[4]</a> Dağların Adamı Barnabo, sayfa 100.</p>
<p><a name="_edn5" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref5">[5]</a> Dağların Adamı Barnabo, sayfa 147.</p>
<p><a name="_edn6" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref6">[6]</a> Dağların Adamı Barnabo, sayfa 148.</p>
<p><a name="_edn7" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref7">[7]</a> Dağların Adamı Barnabo, sayfa 149.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11104&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11104" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/31/acemi-bir-yazarin-ilk-romani-daglarin-adami-barnabo-dino-buzatti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kahvaltıda Zeytin Yemek Yasaklanabilir mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/30/kahvaltida-zeytin-yemek-yasaklanabilir-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/30/kahvaltida-zeytin-yemek-yasaklanabilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 13:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11098</guid>
		<description><![CDATA[
Referandumda EVET izle sinan çetin kagıt filminden
envoyé par FanSamanyolu. - Regardez des web séries et des films.
Share This
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="360" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xekuho?additionalInfos=0" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="360" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xekuho?additionalInfos=0" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object><br />
<strong><a href="http://www.dailymotion.com/video/xekuho_referandumda-evet-izle-sinan-cetin_shortfilms">Referandumda EVET izle sinan çetin kagıt filminden</a></strong><br />
<em>envoyé par <a href="http://www.dailymotion.com/FanSamanyolu">FanSamanyolu</a>. - <a href="http://www.dailymotion.com/fr/channel/shortfilms">Regardez des web séries et des films.</a></em></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11098&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11098" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/30/kahvaltida-zeytin-yemek-yasaklanabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Fizik&#8217;te Zaman Kavramı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/30/yakinda-fizikte-zaman-kavrami/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/30/yakinda-fizikte-zaman-kavrami/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 10:30:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11081</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;Hiç bir hissimiz bize noktasal anların birleşip anlamlı bir Süre&#8217;ye dönüşmesinin simyası hakkında ip ucu vermiyor. Anların geçişini hissetmiyoruz. [...] Hangi disiplinden olursa olsun bütün bilim adamları zaman ile bir sorun yaşıyorlar. Ben özellikle fizikten bahsetmek istiyorum. Zaman ve Fizik bilimini bağlamak garip görünebilir. Çünkü Fizik Bilimi itiraf etmese de Zaman&#8217;ı devreden çıkarmaya çalışır. Zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/zaman_nedir_3.gif"><img class="alignright size-full wp-image-11082" title="zaman_nedir_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/zaman_nedir_3.gif" alt="" width="234" height="116" /></a>&#8220;&#8230;Hiç bir hissimiz bize noktasal anların birleşip anlamlı bir Süre&#8217;ye dönüşmesinin simyası hakkında ip ucu vermiyor. Anların geçişini hissetmiyoruz. [...] Hangi disiplinden olursa olsun bütün bilim adamları zaman ile bir sorun yaşıyorlar. Ben özellikle fizikten bahsetmek istiyorum. Zaman ve Fizik bilimini bağlamak garip görünebilir. Çünkü Fizik Bilimi itiraf etmese de Zaman&#8217;ı devreden çıkarmaya çalışır. Zaman değişkendir, istikrarsız, uçucu&#8230; Oysa Fizik değişimden münezzeh ilişkileri ifade etme peşindedir. Doğa üzerine neredeyse tanrısal bir gözlem noktasına erişme arzusu sebebiyle Fizik Değişmez&#8217;i, Mutlak&#8217;ı arar. Ama uygulamada hep Zaman engeliyle karşılaşır&#8230;.&#8221;</em></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11081&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11081" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/30/yakinda-fizikte-zaman-kavrami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;deki En Büyük Sistemli Hak İhlali:Başörtüsü Yasağı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/30/turkiyedeki-en-buyuk-sistemli-hak-ihlalibasortusu-yasagi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/30/turkiyedeki-en-buyuk-sistemli-hak-ihlalibasortusu-yasagi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 22:01:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed Ali Aydın</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ayrımcılık]]></category>

		<category><![CDATA[Başörtüsü Yasağı]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10998</guid>
		<description><![CDATA[Herhangi bir ülkede bir anket yapılsa ve &#8220;Hiçbir kanun olmadığı halde milyonlarca insanın eğitim hakkı, din ve vicdan hürriyeti, iş edinme hakkı engellenebilir mi?&#8221;  sorusu yöneltilse muhtemelen alınacak cevapların ezici çoğunluğu &#8220;Bu ne saçma bir soru, tabi ki hayır!&#8221; şeklinde olacaktır.Ancak burası Türkiye ve olan da tam olarak budur.Öyle ki cumhuriyetin kuruluş yıllarında erkeklerin sarık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/devlet_hak_manipulasyon.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-11003" title="devlet_hak_manipulasyon" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/devlet_hak_manipulasyon.jpg" alt="" width="245" height="193" /></a>Herhangi bir ülkede bir anket yapılsa ve &#8220;Hiçbir kanun olmadığı halde milyonlarca insanın eğitim hakkı, din ve vicdan hürriyeti, iş edinme hakkı engellenebilir mi?&#8221;  sorusu yöneltilse muhtemelen alınacak cevapların ezici çoğunluğu &#8220;Bu ne saçma bir soru, tabi ki hayır!&#8221; şeklinde olacaktır.Ancak burası Türkiye ve olan da tam olarak budur.Öyle ki cumhuriyetin kuruluş yıllarında erkeklerin sarık giymesi sebebiyle darağaçlarına gönderildiği tarihlerde dahi başörtüsü yasaklanmamıştır.Atatürk&#8217;ün 1 Ocak 1923&#8242;te İzmir&#8217;de Gümrük Binası&#8217;nda halkla yaptığı konuşma ise örnek olması hasebiyle oldukça önemlidir.<span id="more-10998"></span></p>
<p>&#8220;Gerçekten memleketimizin bazı yerlerinde, en çok şehirlerimizde, giyiniş tarzımız, kıyafetimiz bizim olmaktan çıkmıştır. Şehirdeki kadınlarımızın giyinişlerinde iki şekil ortaya çıkıyor: Ya çok kapalı, ya da çok açık. Bunun her ikisi de şeriatın tavsiyesi, dinin dışındadır. Bizim dinimiz kadını her iki aşırılıktan da hariç tutmuştur. Şeriata uygun örtünme, kadınlar için güçlük vermeyecek, kadınların toplum hayatında, iktisadi hayatta, gündelik hayatta erkeklerle işbirliği etmesine engel olmayacak şekilde bulunacaktır. Bu basit şekil toplum hayatımızın ahlak ve usullerine de aykırı değildir.&#8221;</p>
<p>Devletin kuruluşundan beri resmi bir yasakla karşılaşmamış olmasına rağmen başörtüsüyle okumak veya kamu resmi görevlerinde bulunmak neredeyse hayal olmuştur.Nitekim ilk başörtülü öğrenciler 60&#8242;lı yıllarda eğitim almak için üniversitelerine devam ederken de facto olarak uygulanan yasağın soğuk yüzüyle karşılaşan ilk mağdurlar da olmuşlardır.28 Şubat döneminde iyice yaygınlaşan kanunsuz yasak mecliste dahi fiili müdahaleler ve psikolojik baskılarla uygulamaya konulmuştur.Başörtüsüyle meclise  girmeye cesaret eden tek milletvekili Merve Kavakçı&#8217;nın mecliste yaşlı başlı onlarca milletvekilinin ağızlarından tükürükler saçarak ve hiddetle masalara vurarak psikolojik baskı ve hatta tehdit yöntemleriyle yıldırılması trajik bir örnektir.İronik olan ise yasa yapmakla görevlendirilen ve halkın münevver temsilcileri oldukları varsayılan bu vekillerin kendilerinin yasaya uymamaları ve illegal olarak bir milletvekilinin milletvekilliğini engellemesiydi.</p>
<p>Yıllarca sistematik olarak uygulanan bu kanunsuz yasak sosyolojik olarak da birçok sonuca yol açmıştı.Bu sosyolojik duruma göre başörtülüler eğitim görme haklarından mahrumlardı, eğitim göremedikleri için bir etiket, titre sahibi olamıyorlardı, kamu kuruluşlarında çalışamıyorlardı.Onlara devletin öngördüğü sosyal statü ya temizlikçilik ya da ev hanımlığıydı.Öyle ki başörtülülerin haklarını yasal olarak savunmaları bile engellenmişti, başörtülüler milletvekili veya avukat,hakim, savcı da olamazlardı çünkü.Ortaya çıkan somut durum tam anlamıyla bir &#8220;kast sistemi&#8221;ydi.Bu durum ise görevinin ve yetkisinin gereğini yapmayanlarla görevini ve yetkisini aşıp alakasız olayları üstüne vazife bilenlerin ortak çalışmasıydı.</p>
<p>İllegal olan başörtüsü yasağı açık şekilde Yüksek Öğretim Kanunun ek 17. maddesinin &#8220;Kanunların yasaklamadığı her türlü kılık kıyafet serbesttir.&#8221; Hükmüne aykırı olduğu gibi hiçbir kanunda başörtüsünü yasaklayan hiçbir ibare yoktur ve Meclis İç Tüzüğünde de böyle bir ibare yoktur.Meclis İç Tüzüğünde yalnızca kadınların tayyör giymeleri belirtiliyor ve tayyör üzerine başörtüsü giyilemeyeceği gibi bir ifade yok.Ayrıca milletvekillerine Devlet Memurları Yönetmeliği uygulanamaz çünkü milletvekilleri memur değil milletin temsilcileridir, hak talebi olan insanların her türlü talebinin savunulması ve tartışılması için oluşturulmuş bir platformdur.Bu sebepten dolayı meclis çalışması farklı kurallara tabidir ve bu kurallar başörtüsünü yasaklamamaktadır.</p>
<p>Başörtüsü yasağı resmi olarak yalnızca Devlet Memurları Yönetmeliği&#8217;nde yer almaktadır.Kadın memurların başlarının açık ve saçlarının toplu veya düzgün taranmış olması ibaresiyle başörtüsü serbesti dışında bırakılmıştır ve bu da açık şekilde anayasaya aykırıdır.</p>
<p>Mevcut(1982) anayasamıza göre</p>
<p><strong>Kanun önünde eşitlik</strong></p>
<p><strong>MADDE 10</strong>.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.</p>
<p>(Ek: 7.5.2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.</p>
<p>Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.</p>
<p>Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.</p>
<p>Görüldüğü üzere anayasamıza göre eşitlik kanun önünde eşitlik olarak tanımlanmaktadır.Yani yasama organı yerine göre kanunla eşitsizlikler yaratabilir, çeşitli yasaklama ve kısıtlamalarda bulunabilir.Ancak zurnanın zırt dediği yer tam da burasıdır, yasama organı hiçbir şekilde ve durumda anayasaya aykırı yasa yapamaz.Bu yüzyılın başından beri hukuk algımıza yerleşmiş Kelsen&#8217;in normlar teorisinin ve sistemin işleyişinin en büyük kuralıdır.</p>
<p> Anayasamıza göre;</p>
<p> <strong>I. Temel hak ve hürriyetlerin niteliği</strong></p>
<p><strong>MADDE 12</strong>.- Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.</p>
<p>Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.</p>
<p> <strong>II. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması</strong></p>
<p><strong>MADDE 13</strong>.- (Değişik: 3.10.2001-4709/2 md.) Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</p>
<p> Yani yasama organı anayasada sayılan ve bizzat anayasa tarafından koruma altına alınan &#8220;Temel Hak ve Özgürlükler&#8221; e aykırı veya kullanılmasını engelleyecek yasalar yapamaz.Temel hak ve özgürlükler arasında anayasanın 17. maddesine göre &#8220;Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.&#8221; hükmü sayılmıştır.Bu hükme göre başörtülü vatandaşların eğitim görme, kendilerini maddi ve manevi olarak geliştirme ve altını çizerek söylemek gerekirse devlet kademelerinde de kendilerini geliştirme ve yükseltme hakları vardır.</p>
<p>Ayrıca anayasamızın 24&#8242;üncü maddesinde</p>
<p>&#8220;Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.</p>
<p>14 üncü madde<strong> </strong>hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.</p>
<p>Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.&#8221;</p>
<p> denilmektedir.Ancak bu anayasanın hükmüne aykırı olarak başörtülü vatandaşlar değil kınanmak veya suçlanmak, direkt olarak mahkum edilmişlerdir.Eğitim hakları, iş edinme hakları, din ve vicdan hürriyetleri ellerinden alınmış ve temelde aslında insanca ve eşit yaşama hakları ellerinden alınarak devletin de facto olarak dayattığı bir kast sisteminin kurbanı olmuşlardır.Bu 82 anayasasının dar tuttuğu din ve vicdan hürriyeti anlayışında dahi başörtüsü yasağı ancak zorlama bir yorumla ortaya çıkmaktadır.Görüleceği üzere bu anayasa maddesinde vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyeti açık şekilde tanınmışken ibadet hürriyeti ve din pratiği 14. madde şartlarına bağlanmıştır.14. maddedeki kavram içeriği belli olmayan sorunlu bir laiklik algısıyla yıllardır bu de facto illegal yasak savunulmaya çalışılmıştır.Ancak bu maddeyi bir dayanak olarak sunan yasakçı hukukçular Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine koyduğumuz imzayı ya unutuyorlar ya da kasıtlı olarak görmezden geliyorlar.</p>
<p>Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 9. maddesinin 1. fıkrası &#8220;Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.&#8221; demek suretiyle açık şekilde bir dinin inananının ibadet özgürlüğünü ve uygulamasını ve pratiğini de açık şekilde tanımıştır.Ve her hukukçu da bilir ki birçok ülke anayasasında olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti anayasasına göre milletlerarası antlaşmalar anayasa üstüdür ve bu antlaşmaların maddeleri anaysalardan üstün tutulur nitekim 82 anayasasının 90. maddesine göre</p>
<p>&#8220;Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek: 7.5.2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.&#8221; denilmek suretiyle Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi Anayasanın üstüne konulmuştur ve Anayasa Mahkemesi denetimine de kapatılmıştır.&#8221;</p>
<p><strong> Sonuç ve Çözüm</strong></p>
<p>1-Başörtüsü yasağı kanunsuz şekilde uygulanan ve hiçbir dayanağı olmayan, imza attığımız uluslararası antlaşmaları ihlal eden, anayasaya aykırı olan açık bir hak ihlalidir.</p>
<p> 2-Başörtüsü takmak hakkı temel hak ve özgürlükler içerisinde sayılan din ve vicdan hürriyeti ve bunun pratiği içerisinde yer alır ve temel hak ve özgürlüklerin tanınması için toplumsal uzlaşma veya mutabakat aranmaz bu haklar sadece tanınır ve serbestisi için önlemler alınır.Örnek vermek gerekirse Amerika&#8217;da zencilerin hakları için Ku Klux Klancılardan mutabakat aranmamıştır; çünkü genelde mutabakat isteyen kesimler genelde hak ihlallerinin uygulayıcısı ve en büyük destekçileri olarak zaten çözümün önündeki en büyük engeldirler, bu kesimlerin istediklerini yapmak demek kuzuyu kurda teslim etmekle eş bir durumdur.</p>
<p> 3-Çözüm için anayasanın &#8220;Din ve Vicdan Hürriyeti&#8221; maddesi Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 1. fıkrasında olduğu gibi düzenlenerek din inancı, ibadeti ve pratiğinin açık olarak temel hak olarak tanındığı şekilde düzenlenmelidir.Anayasada her türlü ayrmcılığın özellikle inanca dayalı ayrımcılığın yasak olduğu şeklinde bir madde oluşturulmalıdır.Bu madde aynı zamanda Alevilerin sorunlarına çözüm olabilir. Türk Ceza Kanunu düzeyinde &#8220;İnanca Dayalı Ayrımcılığın&#8221; cezai yaptırıma tabi tutulması sağlanmalıdır; çünkü ayrımcılık yapabilecek olan tek norm yasalardır.Kanunlar ve yönetmelikler düzeyinde ise Devlet Memurları Yönetmeliğinde kadınlar için yüzü göstermek kaydıyla başörtüsünü serbest bırakan bir yönetmelik maddesi eklenmelidir.Üniforma gerektiren meslekler için ayrıca yönetmelik maddelerinde başörtüsü rengi vs. belirlenebilir.YÖK ise yeni bir yönetmelikle aynı şekilde başörtüsünün serbest olduğunu deklare etmelidir.Üniversite rektörlerinin başlarına buyruk olarak illegal şekilde uyguladıkları bu yasağın açık şekilde yasalara, yönetmeliklere aykırı olduğu herkesin bilgisi dahiline sokulmalıdır ki bu hak ihlalleriyle karşılaşanlar haklarını arayabilsinler.</p>
<p> 4-Eğer anayasa değişikliği gerçekleşir de kamu denetçiliği kurumu yerleşirse hak ihlallerine maruz kalan vatandaşlar yasakları şikayet edebilirler.Ayrıca 1. derece mahkemelerinde dava açmak için her zaman için hakları var bu yasakları uygulayan kriminalleri her zaman dava edebilirler.</p>
<p>5-Sonuç olarak Türkiye&#8217;de sistemli bir şekilde uygulanan bu en büyük hak ihlalinin çözümü hakkaniyetli anlamda bir temel hak ve özgürlükleri hazmetmekle ve hukuk sistemi içerisine de sindirmekle beraber devlet tarafından anayasa ve yasalarla yukarıdan aşağıya ve vatandaşların kendi haklarını kendileri savunmaları suretiyle aşağıdan yukarıya olmak üzere 2 birbirini tamamlayan yolu vardır.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=10998&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_10998" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/30/turkiyedeki-en-buyuk-sistemli-hak-ihlalibasortusu-yasagi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Son 90 günde en çok okunan ve yorumlananlar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/son-90-gunde-en-cok-okunan-ve-yorumlananlar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/son-90-gunde-en-cok-okunan-ve-yorumlananlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 08:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Site Hayatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11077</guid>
		<description><![CDATA[
Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ&#8217;sız Maneviyat
Neye &#8220;evet&#8221;, Niye &#8220;hayır&#8221; ?
Ali Bulaç Hiç Melek Görmüş Müdür?
Üstün Türkler Halk Olan Türkleri Beğenmiyor!
Hakkımızı helâl etmiyoruz İlker Bey Kardeşim&#8230;
12 Eylül&#8217;de Anayasa Değişikliği neyi değiştirecek?
Saat 18.30, Şimdi Gerçekler!
Tek Bir Doğru Yok mu?
Etyen Mahçupyan&#8217;dan Utanmak
Niçin Müslümanlardan Büyük İsimler Çıkmıyor?
Atatürk İngiliz valisi olmak istedi mi?
Kararı Kürtler verecek
Kemalizmin Zararları (1) Adamı çıldırtır!
ANKET: 12 Eylülde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ol>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/08/10/cirkin-cumhuriyet-ve-mana%e2%80%99siz-maneviyat/">Çirkin Cumhuriyet ve Mânâ&#8217;sız Maneviyat</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/08/03/neye-evet-niye-hayir/">Neye &#8220;evet&#8221;, Niye &#8220;hayır&#8221; ?</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/08/07/ali-bulac-hic-melek-gormus-mudur/">Ali Bulaç Hiç Melek Görmüş Müdür?</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/08/12/ustun-turkler-halk-olan-turkleri-begenmiyor/">Üstün Türkler Halk Olan Türkleri Beğenmiyor!</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/08/11/hakkimizi-helal-etmiyoruz-ilker-bey-kardesim/">Hakkımızı helâl etmiyoruz İlker Bey Kardeşim&#8230;</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/08/10/12-eylul%e2%80%99de-anayasa-degisikligi-neyi-degistirecek/">12 Eylül&#8217;de Anayasa Değişikliği neyi değiştirecek?</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/07/28/saat-1830-simdi-gercekler/">Saat 18.30, Şimdi Gerçekler!</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/08/07/tek-bir-dogru-yok-mu/">Tek Bir Doğru Yok mu?</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/08/18/etyen-mahcupyandan-utanmak/">Etyen Mahçupyan&#8217;dan Utanmak</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/07/28/nicin-muslumanlardan-buyuk-isimler-cikmiyor/">Niçin Müslümanlardan Büyük İsimler Çıkmıyor?</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/07/20/ataturk-ingiliz-valisi-olmak-istedi-mi/">Atatürk İngiliz valisi olmak istedi mi?</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/06/28/karari-kurtler-verecek/">Kararı Kürtler verecek</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/07/23/kemalizmin-zararlari-1-adami-cildirtir/">Kemalizmin Zararları (1) Adamı çıldırtır!</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/07/21/anket-12-eylulde-anayasa-degisikligine-ne-diyeceksiniz/">ANKET: 12 Eylülde Anayasa değişikliğine ne diyeceksiniz?</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/06/29/kurt-sorunu-bir-milliyetcilik-sorunudur-huseyin-kalayci/">Kürt Sorunu Bir Milliyetçilik Sorunudur (Hüseyin Kalaycı)</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/07/01/aleviler-ama-namuslu-insanlar-cafer-solgun-ile-roportaj/">Aleviler Ama Namuslu İnsanlar (Cafer Solgun İle Röportaj)</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/07/27/kilicdaroglu-kimsenin-onunde-egilmez/">Kılıçdaroğlu kimsenin önünde eğilmez!</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/06/03/en-cok-okunan-kitaplar/">En çok okunan kitaplar</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/06/20/kotuluk-kader-degildir/">Kötülük Kader Değildir!</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/06/22/gencler-muhimmat-gibi-harcaniyor/">Gençler mühimmat gibi harcanıyor!</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/06/13/bu-pazartesi-amerikada-bir-basortulu/">Bu pazartesi Amerika&#8217;da bir başörtülü</a></li>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/2010/06/04/liberalizm%e2%80%99in-kusurlari-birey-fetisizmi/">Liberalizm&#8217;in kusurları(4): Birey Fetişizmi</a></li>
</ol>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11077&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11077" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/son-90-gunde-en-cok-okunan-ve-yorumlananlar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yetmez ama &#8220;EVET!&#8221;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 00:05:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>

		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği]]></category>

		<category><![CDATA[Sivil Toplum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11101</guid>
		<description><![CDATA[
Share This
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/anayasa_degisikligi1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-11102" title="anayasa_degisikligi1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/anayasa_degisikligi1.jpg" alt="" width="361" height="231" /></a></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11101&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11101" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/29/yetmez-ama-evet/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hey Gidi Milli Görüş!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/28/hey-gidi-milli-gorus/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/28/hey-gidi-milli-gorus/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Aug 2010 08:00:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[SP]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<category><![CDATA[milli görüs]]></category>

		<category><![CDATA[necmettin erbakan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11066</guid>
		<description><![CDATA[
İbrahim Becer
Doksanlı yılların hangisiydi tam olarak bilmiyorum ama ay ve gün olarak çok iyi hatırlıyorum; tam olarak 31 Aralıktı.
 İzmir gibi Laikliğin adamın gözüne sokula sokula yaşandığı bir yerde elbette ki bizler de tavrımızı ortaya koyacaktık. Ve dahi koyuyorduk da; 31 Aralık karşı cenah için içkinin su gibi aktığı bir geceye delalet edebilirdi ama bizler için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/milli_gorus.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-11068" title="milli_gorus" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/milli_gorus.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p><strong><em>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p>Doksanlı yılların hangisiydi tam olarak bilmiyorum ama ay ve gün olarak çok iyi hatırlıyorum; tam olarak 31 Aralıktı.</p>
<p> İzmir gibi Laikliğin adamın gözüne sokula sokula yaşandığı bir yerde elbette ki bizler de tavrımızı ortaya koyacaktık. Ve dahi koyuyorduk da; 31 Aralık karşı cenah için içkinin su gibi aktığı bir geceye delalet edebilirdi ama bizler için de &#8220;Mekke&#8217;nin fethi&#8221; anlamına geliyordu.</p>
<p> Eski Mahallemizden taşınalı bir hayli zaman geçtiği için bu kadim gelenek hala sürüyor mu bilmiyorum. Bugün durduğum noktadan bakınca bunun bir kompleks olduğunu daha iyi anlıyorum. O zamanın şartlarında elitist tabakaya karşı bir posta koymaydı <span id="more-11066"></span>yaptığımız, bunu bilincindeydik. Fakat zaman bütün taşları yerli yerine oturtuyor. Elitist dediğimiz kitlenin içinin boş, söylemlerinin yavan, kendisinin de aslında bir azınlık olduğunu görmemiz için iki binli yılları beklememiz gerekecekmiş.</p>
<p> Neyse, &#8220;camlar şikest olup, meyler dökülmeden, sakiler meclisten çekmeden ayağı&#8221; o güzel günlere gidelim yine.</p>
<p> Kırmızı zemin üzerine işlenmiş hilalli, başaklı bayrağımızı kaptığımız gibi etraftaki müstehzi ifadelere aldırmadan bize tahsis edilen Celal Atik Spor Salonunun yolunu tutardık. Ruh halimiz biraz Grup Yorum&#8217;dan aşırılmış &#8220;<em>cesaret, cesaret daha fazla cesaret/ kurtuluş mutlaka ellerimizde&#8221;</em> modunda olmasına rağmen, son tahlilde ilhamımızı veren yine de Üstadın ta kendisiydi:</p>
<p>&#8220;<em>Mehmedim sevinin başlar yüksekte/ ölsek de sevinin eve dönsek de/ sanma bu tekerlek kalır tümsekte/ yarın elbet bizim elbet bizimdir/ gün doğmuş gün batmış ebet bizimdir&#8230;&#8221;</em> düsturu uyarınca &#8220;umutsuzluk&#8221; zinhar haramdı. Necip Fazılın, her mısrasında biz itilmişlere umut aşılayan bir motivatör, yol gösteren bir fener olduğu yıllardı o yıllar. Kimsenin oruç tutmadığı bir yerde inatla oruç mu tutuyorsun; gelsin o zoru kolay kılan dize: <em>&#8220;dinde zorlama yoktur/ insan hürdür elbette/ ister dünyada pişer/ ister ahirette&#8221;.</em></p>
<p>Her romantik gibi işimiz şiirleydi. Bir gün İstanbul Belediyesi, Ankara Belediyesi gibi Belediyeleri almak düşüncesi biz yeni yetmelerin olduğu kadar, yetmiş yaşında iğreti direklere bayrak asmaya çalışan aksakallı Dedelerin de en büyük hayaliydi. Yahudiler için arz- mev&#8217;ud neyse bizler için de iktidar olabilmek oydu.</p>
<p>İktidar olmakla ilgiliydik daha ziyade; muktedir olabilmek işin teferruatıydı bize göre. Öyle olmadığını öğrenmek için yıllar sonrasının bir 28 Şubatını beklememiz gerekmiş onu da sonra öğrendik.</p>
<p>Uzun lafın kısası; Milli Görüş kırılan kolların yen içinde kaldığı, bir avuç romantik İslamcının umutlarıyla ayakta kalan, güven içinde sığınacağımız bir limandı bizler için. İktidar için hayallerimiz vardı ama gün gelip de kardeşlerimizin iftarını basıp, ortalığı kasıp kavuracağımız ve dahi kardeşlerimize zulmedeceğimiz hayallerimizin çok ötesinde olsa olsa kâbusumuz olurdu.</p>
<p>Ama neticede bu günleri de gördük. Oğuzhan Asiltürk&#8217;ün yüzüne sinen o gerginliği kendi suretlerine enjekte etmiş bir avuç adam bu rezilliği de bize yaşattılar. Sebep her ne olursa olsun bu mübarek günlerde, bu mübarek saatlerde, içeride Kur&#8217;an okunurken bir iftarı bastılar ve yıktılar perdeyi eylediler viran.</p>
<p>Demek ki bir doktrinden aşkı çekip alırsan geriye bir pespaye çukur kalıyormuş. O çukur ki, şahsi iktidarlarını, debdebelerinin saltanatını yaşatmak isteyenlerin mutlu yuvaları oluyormuş.</p>
<p>Takdir edersiniz ki bu konuda yazmak çok can yakıcı bir durum. Bu kapıdan her şey girerdi de &#8220;benlik davası&#8221; giremezdi. Çünkü &#8220;benlik davası&#8221; güdülecek bir yer değildi Milli Görüş. Yol haritamızı çizen Üstat bunu da söylemişti bize: <em>&#8220;&#8230;eyvah, eyvah Sakaryam sana mı düştü bu yük/ bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük/ insandır sanıyordum mukaddes yüke hamal/ hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal/ yalnız acı bir lokma zehirle pişmiş aştan/ ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Aldığım Milli Görüş terbiyesi mani oluyor daha fazla yazmama. Lakin yüzlerinden kinlerini okuduğum o genç arkadaşlarıma tavsiyem Necip Fazıl ve şiirleriyle haşır neşir olmaları, Sezai Karakoç&#8217;a bir göz atmaları, o bahtiyar günlerimizdeki yaşlı amcaları bulup önlerinde diz kırıp oturmaları, Onların rahle-i tedrisinden geçmeleri. Son olarak da İsmet Özel ve onun şiirlerini kıraat etmeleri.</p>
<p>Çünkü benim anladığım ve anlamlandırdığım Milli Görüş vurdulu kırdılı bir hareket değil naif bir harekettir. Belki de bu kadar naif, kırılgan olmamalıydı ama dedim ya o tren soğuk bir 28 şubat günü kaçtı. O gün diklenemedikleri gibi dik durmasını dahi beceremeyenler, bugün kendi gövdesinden çıkan <strong><em>&#8220;ikinci bir filize&#8221;</em></strong> tahammül edemeyenler kendi egolarını sorgulasınlar.</p>
<p>Göreceksiniz yine boncuk boncuk terleyecekler&#8230;</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p><span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11066&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11066" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/28/hey-gidi-milli-gorus/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YÜRÜYÜŞ: YETMEZ AMA EVET!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/28/yuruyus-yetmez-ama-evet/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/28/yuruyus-yetmez-ama-evet/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 22:17:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>

		<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11096</guid>
		<description><![CDATA[12 Eylül referandumunda darbe anayasasına dur demek için, Anayasa değişikliğine ‘Yetmez ama Evet!&#8217; demek için, Tünel Meydanı&#8217;ndan Taksim&#8217;e yürüyoruz. 28 Ağustos 2010 Cumartesi, Saat: 15.00
 İletişim: www.yetmezamaevet.com - 0541 763 73 23
 
12 Eylül cuntasının anayasasından kurtulmak için yeterli olmayan değişiklikleri, &#8220;yetmez ama evet!&#8221; diyerek savunuyoruz.
Yeni bir anayasanın yapımını kolaylaştıracağı için 12 Eylül günü, 12 Eylül anayasasında yapılan değişikliklere, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>12 Eylül referandumunda darbe anayasasına dur demek için, Anayasa değişikliğine ‘Yetmez ama Evet!&#8217; demek için, Tünel Meydanı&#8217;ndan Taksim&#8217;e yürüyoruz. 28 Ağustos 2010 Cumartesi, Saat: 15.00<br />
 İletişim: <a href="http://www.yetmezamaevet.com">www.yetmezamaevet.com</a> - 0541 763 73 23<br />
 <br />
12 Eylül cuntasının anayasasından kurtulmak için yeterli olmayan<span id="more-11096"></span> değişiklikleri, &#8220;yetmez ama evet!&#8221; diyerek savunuyoruz.<br />
Yeni bir anayasanın yapımını kolaylaştıracağı için 12 Eylül günü, 12 Eylül anayasasında yapılan değişikliklere, &#8220;Yetmez ama evet&#8221; diyoruz.<br />
 <br />
YETMEZ, çünkü biz, sivil, demokratik, özgürlükçü, çoğulcu, demokratik tartışmalarla şekillendirilen, tümüyle yeni bir anayasa istiyoruz. Mevcut anayasanın tamamı idam severlerin anayasasıdır. Necdet Adalı&#8217;yı asanların anayasasıdır. Erdal Eren&#8217;i asmak için yaşını büyük gösteren Kenan Evren&#8217;in anayasasıdır ve tamamen değişmelidir.<br />
YETMEZ, çünkü biz savaşı değil barışı güvence altına alan bir anayasa istiyoruz.<br />
YETMEZ, çünkü biz bütün toplumsal kesimlerin haklarının güvence altına alındığı bir anayasa istiyoruz.<br />
YETMEZ, çünkü biz, ırkçı ve milliyetçi her tür söylemden arındırılmış bir anayasa istiyoruz.<br />
YETMEZ, çünkü biz, insan haklarının ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı bir anayasa istiyoruz.<br />
 <br />
AMA EVET!<br />
 <br />
EVET, çünkü biz, darbecilerden hesap sorulmasının yolunun açılmasını istiyoruz.<br />
EVET, çünkü biz, fişlenmenin son bulmasını istiyoruz.<br />
EVET, çünkü biz, 12 Eylül&#8217;ün hesabının sorulmasını istiyoruz.<br />
EVET, çünkü biz 12 Eylül darbe anayasasının kısmen de olsa değişmesini istiyoruz.<br />
EVET, çünkü biz, rejimin bekçiliğini yapan değil, hukuk kurallarına uyan bir yargı sistemi için istiyoruz.<br />
EVET, çünkü biz, darbecilerin karşısında el pençe divan duran Anayasa Mahkemesi&#8217;nden,<br />
Partileri kapatan Anayasa Mahkemesi&#8217;nden,<br />
Başörtüsünü yasaklayan Anayasa Mahkemesi&#8217;nden,<br />
Yüksek yargıçların yüksek yargıçları seçtiği yargıçlar sultasından,<br />
Şemdinli savcısını görevden alarak Şemdinli bombacılarını koruyan,<br />
HSYK&#8217;nın bugünkü yapısından kurtulmak istiyoruz.<br />
EVET, çünkü biz, askere sivil yargının yolunun açılmasını istiyoruz.<br />
EVET, çünkü biz, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasını istiyoruz.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11096&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11096" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/28/yuruyus-yetmez-ama-evet/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bir simge, bir kitap, bir ekmek</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/27/bir-simge-bir-kitap-bir-ekmek/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/27/bir-simge-bir-kitap-bir-ekmek/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 14:16:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Başörtüsü Yasağı]]></category>

		<category><![CDATA[Yobaz Laikler]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11060</guid>
		<description><![CDATA[Sevgi Engin
İstasyonlarda, yol kavşaklarında, çarşıların işlek yerlerindeki büyük reklam panolarında  kiliselerin  üçüncü dünya ülkelerine yaptığı yardımlara destek ilanları da yer alıyor.
Sonuçta kiliseler, yalnızca toplumun dini ihtiyaçlarını değil,  zorunlu temel ihtiyaçlarını da karşılamak sorumluluğunu üstleniyorlar. Bu yüzden bir kitabın yanında bir ekmek götürmeyi de olmazsa olmaz görevleri addediyorlar.
 Bu  yardım çağrılarında insanın yüreğini burkan, hep masum kadın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/tesettur_yasagi_1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11063" title="tesettur_yasagi_1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/tesettur_yasagi_1.jpg" alt="" width="170" height="174" /></a>Sevgi Engin</em></strong></p>
<p>İstasyonlarda, yol kavşaklarında, çarşıların işlek yerlerindeki büyük reklam panolarında  kiliselerin  üçüncü dünya ülkelerine yaptığı yardımlara destek ilanları da yer alıyor.</p>
<p>Sonuçta kiliseler, yalnızca toplumun dini ihtiyaçlarını değil,  zorunlu temel ihtiyaçlarını da karşılamak sorumluluğunu üstleniyorlar. Bu yüzden bir kitabın yanında bir ekmek götürmeyi de olmazsa olmaz görevleri addediyorlar.</p>
<p> Bu  yardım çağrılarında insanın yüreğini burkan, hep masum kadın yüzleri oluyor, kucağında bazen kundakta bebekleri olan, bazen zayıf, güçsüz düşmüş çocuğunu kollarının arasına saran. İlanlar işte bu görende acıma duygusu uyandıran, masum, güçsüz ve acı çekmiş kadın yüzleri için. Kadın yüzlerini genelde bir örtü <span id="more-11060"></span>gölgeliyor. Ya arkaya atılmış burkasının altında, ince tebessümle bir çağrı, ya beyaz bir tülbentin altında küçük bir kadın, ya da kardeşinin ablası. Ortak nokta, yardım toplanan kadınların başlarındaki örtü, öyleyse  savaş coğrafyasındaki kadınlar için bu çabalar. Savaş coğrafyasının adı, çoktandır Afganistan, nicedir Irak. Başörtü zayıf ve güçsüz bırakılmış bu kadınlara çok yakışıyor. Baş örtü tam da böyle, üçüncü dünya ülkelerinin, büyük ihtimalle okul yüzü görmemiş, geleneğin ve dinin baskısı altında ezilmiş, bombalanan kentleri ile olmayan geleceğini de kaybetmiş kadınlarına  yakışıyor. O yüzden olmalı, kamusal alanda başörtülülere getirilen kısıtlamalar, bu temiz ve masum yüzlü, başörtülü doğulu kadınlara hiç uğramıyor. Şehrin işlek meydanlarından, istasyonlarda hoş geldin levhalarının ardından hep gözlerimizin içine en masum ışıklar göndererek yardım isteğini kamçılıyorlar. Onlar üçüncü dünyanın savaş coğrafyasının ezilen başörtülü kadınları.</p>
<p> Öte yanda başörtü yasağı aslında yasalardan bile önce yaygınlaşıyor. Başörtülü   toplumsal hayata katılmak, başörtülü çalışmak, belki giderek başörtülü okumak bile zorlaşıyor. Başörtünün üzerinde demoklesin kılıcı hep &#8220;simge-simge&#8221; diye sallanıyor çünkü. Ülkesine göre, ya siyasal simge, ya dini simge. Başka bir nedenle değil, sadece simge oluşundan karşı çıkılıyor, hep kadınların, gencecik kızların taşıdığı bu örtüye. Simgeler çağı geçti çünkü. İnsanların kendi siyasal düşüncelerini kılık kıyafetleriyle sergiledikleri çağlar kapandı çoktan. Bir marjinaller kaldı, saçlarını kazıtan, siyahlara bürünen.</p>
<p> Simgeler insanların ait olduğu, dini, siyasi ya da etnik grubu temsil ediyor. Hitler Almanyasında, temizlenmesi gerekenlerin daha derli toplu bir şekilde ortadan kaldırılmasına hizmet ediyor. Yakasına, koluna, sarı yıldız takılan kişi, ta uzaktan seçiliyor, sarı yıldızı olan ona göre muamele görüyor. Her işte çalışamıyor örneğin, her mahallede oturamıyor, her restorana giremiyor. Duvarların ardında, gettolarda bir yaşam düşüyor payına, toplama kamplarından önce. O yüzden simgeler, hem sarı yıldızı kuşanmışlarda, hem de zorla insanları taşıdıkları simgelere göre duvarların ardına atanlarda derin bir utanç duygusu uyandırıyor.</p>
<p> Simgelerle birlikte duvarlarda değişiyor. Sarı yıldızın yerini bir süredir başörtüsü aldı. Hayatın sanala kaydığı bir ortamda duvarlarda  soyutlaştı: Giderek genişleyen bir kamusal alan yasağı hep aynı yere itiyor, başörtüsünü ille de takmak isteyip de, simgesini kuşanan kadınları: Evlerine. İleriye uzatılmış işaret parmaklarıyla bağırıp başöğretmen edasıyla ne yapılmasını söyleyenler yok henüz: ama geriye evlerden başka ne kalıyor ki. Dönün evlerinize diyor, o görünmeyen elin sahibi. Dönün evlerinize ve biz sizi  günü gelince oradan alıp da, ilan  panolarına yerleştirene kadar bekleyin orada.</p>
<p> Başörtü bir beyaz tülbentlerinin altında mazlum ve mahçup tebessüm eden, burkalarının altında belki de yaşama şansını hiç bulamadıkları kadınlıklarıyla bakanın içini  yaralayan kadınlara  yakışıyor. Yardım severler ilan panolarından kamusal hayata taşırdıkları bu kadınlara  bir ekmek götürüyorlar, bir kitap.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11060&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11060" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/27/bir-simge-bir-kitap-bir-ekmek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeklerin Ahlâkı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/27/bebeklerin-ahlaki/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/27/bebeklerin-ahlaki/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 08:00:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Akyol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11032</guid>
		<description><![CDATA[
[25 Ağustos 2010 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
Hürriyet&#8217;in koyu laikçi yazarı Özdemir İnce, geçenlerde &#8220;bebeklerin ahlakı&#8221;na dair üst üste iki yazdı. Hem ele aldığı mesele ilginçti, hem de onu yanlış anlama biçimi.
Konu, üç ay önce New York Times gazetesinde yayınlanan Paul Bloom imzalı &#8220;Bebeklerin Ahlaki Hayatı&#8221; başlıklı uzun makaleden açılmıştı. Yale Üniversitesi&#8217;nde psikoloji profesörü olan Bloom, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/07/20090727_derin_dusunce_org_fahise.jpg" alt="" width="458" height="294" /></p>
<p>[25 Ağustos 2010 tarihli <a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mustafa-akyol/bebeklerin-ahlaki-ve-ateistlerin-sorunu-288460.htm">Star</a> gazetesinde yayınlandı]</p>
<p>Hürriyet&#8217;in koyu laikçi yazarı Özdemir İnce, geçenlerde &#8220;bebeklerin ahlakı&#8221;na dair üst üste iki yazdı. Hem ele aldığı mesele ilginçti, hem de onu yanlış anlama biçimi.</p>
<p>Konu, üç ay önce New York Times gazetesinde yayınlanan Paul Bloom imzalı &#8220;Bebeklerin Ahlaki Hayatı&#8221; başlıklı uzun makaleden açılmıştı. Yale Üniversitesi&#8217;nde psikoloji profesörü olan Bloom, altı aylık bebekler üzerinde ilginç bir deney yapmıştı.<span id="more-11032"></span> Miniklerin karşısına üç tane figür konmuştu önce: Bir tanesi bir tepeye tırmanmaya çalışıyor, ikincisi ona yardım ediyor, üçüncüsü ise engel oluyordu.</p>
<p>Bebeklerin verdikleri tepkiler ise, ısrarla, &#8220;haksızlık&#8221; değil de &#8220;iyilik&#8221; yapan figürü onayladıklarını gösteriyordu.</p>
<p>Yani, &#8220;bebekler, ilkel de olsa bir adalet duygusuna sahip&#8221; idiler.</p>
<p>Peki bundan ne gibi bir felsefi sonuç çıkarılabilirdi?</p>
<p>Özdemir İnce, çıkara çıkara şunu çıkarmıştı:</p>
<p>&#8220;Bu ahlak duygusu Tanrı ve din inancı olmasaydı da, gündelik yaşam ve doğadan gelen deneyimlerle insan varlığının zihninde gelişirdi, gelişebilirdi.&#8221;</p>
<p>Yani, sanırsınız ki, bebeklerin ahlakı &#8220;Tanrı ve din inancı&#8221;nı zora sokmuştu&#8230;</p>
<p>Oysaki durum tam tersiydi. Çünkü eldeki sonuç, başta ünlü ateist Sigmund Freud olmak üzere seküler psikologların uzun zamandır savunduğu &#8220;insan, ahlaktan yoksun bir hayvan olarak hayata başlar&#8221; görüşünü yanlışlıyordu.</p>
<p>Bir başka deyişle, ahlakın sadece &#8220;toplumsal bir inşa&#8221; olmadığı, &#8220;vicdan&#8221; da dediğimiz bir &#8220;içgörü&#8221;ye dayandığı ortaya çıkıyordu.</p>
<p>Bu ise &#8220;Tanrı ve din inancı&#8221;nın aleyhinde değil, lehinde bir bulguydu. Nitekim Prof. Bloom, New York Times&#8217;taki makalesinde şöyle diyordu:</p>
<p>&#8220;Bazı bilim adamları içsel bir ahlaki duygunun varlığının çok önemli sonuçları olduğunu düşünüyor. Alfred Russel Wallace, 1869&#8242;da Darwin&#8217;e yazdığı mektupta insanlığın ‘yüksek ahlaki yeteneklerinin&#8217; biyolojik evrim tarafından üretilemeyecek kadar zengin olduğunu yazmıştı&#8230; Birkaç yıl önce de kültürel yorumcu Dinesh D&#8217;Souza bu argümanı yineledi, ‘fedakârlık duygusu için Darwinistik bir rasyonalite olmadığını, bunun Tanrı&#8217;nın ruhlarımızdaki sesi olduğunu&#8217; savundu.</p>
<p>Wallace ve D&#8217;Souza gibi eleştirmenlerin genel argümanı ciddiye alınmalı. Günümüz insanının ahlakı, gerçekten de evrimin bize kazandırmış olabileceklerini aşıyor.&#8221;</p>
<p>Hoş, Bloom bu kabulden sonra Darwinistik açıklamada ısrar ediyor, bunu da bebeklerin ahlakının yetişkinlerinkinden daha sınırlı olduğundan yola çıkarak yapıyordu. Ama bu, zorlayıcı bir bulgu karşısında bir açıklama bulma çabasıydı.</p>
<p>Zaten ateizm-bilim ilişkisinde gelinen nokta, çoğunlukla bu yöndedir.</p>
<p>Bundan bir asır önceki durum çoktan değişmiştir. O zamanlar pozitivizmi arkalarına alan ateistler, her bilimsel bulgunun dini biraz daha &#8220;köşeye sıkıştıracağını&#8221; sanıyorlardı.</p>
<p>Oysa önce bilim felsefesi pozitivizmi budadı; bilimin alanının sınırlı olduğunu, &#8220;metafizik sorular&#8221;a cevap bulamayacağını gösterdi. Sonra da bazı bilimsel bulgular, ateist düşünürlerin kimi ön kabullerini sarstı. Örneğin Büyük Patlama teorisi maddi evrenin bir &#8220;başlangıç anı&#8221; olduğunu gösterdi. &#8220;İnsani ilke&#8221; (anthropic principle) denen kozmoloji yaklaşımı, evrenin fazlasıyla &#8220;iyi tasarlanmış&#8221; olduğunu ortaya çıkardı.</p>
<p>Ateist düşünürlerin bu gerçeklere cevabı, &#8220;çok sayıda evren&#8221; varsaymak gibi spekülasyonlardan ibarettir. Yani bir &#8220;saldırı&#8221; değil &#8220;savunma&#8221; pozisyonudur. Bebeklerin ahlakı da muhtemelen böyle yeni bir &#8220;sorun&#8221; olacak onlar için.</p>
<p>Özdemir İnce gibi yerli pozitivistler ise herhalde asıl sorunu meseleyi kavramakta yaşayacaklar. 19. yüzyıldan kalma köhne ezberleri tekrar etmekten başka pek bir şeye yetkin gözükmüyorlar çünkü.</p>
<p>Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<h2 style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="166" height="257" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></h2>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz?</p>
<p>Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz?</p>
<p>Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…</p>
<p>İşte geçtiğimiz ay bu maskelerin düştüğü, kartların açık oynandığı çok kaliteli iki tartışmaya tanık olduk. İki makale işaret fişeği görevi yaptı. Sağolsun bir çok değerli okurumuz yüzden fazla yorumla konuyu DERİNLEMESİNE tartıştı. Derinlemesine diyoruz çünkü Madde’nin arkasındaki Mânâ bu kez gerçekten masaya yatırıldı. Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri hatta <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> bile konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=11032&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_11032" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/27/bebeklerin-ahlaki/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İrlanda&#8217;da barış süreci nasıl gelişmişti?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/08/27/irlandada-baris-sureci-nasil-gelismisti/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/08/27/irlandada-baris-sureci-nasil-gelismisti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 22:01:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[bölücülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10945</guid>
		<description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Azerbaycan&#8217;da yaptığı açıklamada, terör olaylarının son bulması için devletinin bütün yöntemlerini deneyeceğini ve İrlanda örneğinden hareket edilebileceğini söyledi. İrlanda&#8217;da barış süreci, savaşan güçlerin masaya oturmasıyla gelmişti.
Orijinal İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu (IRA), İrlanda&#8217;nın İngiltere&#8217;den bağımsızlığını sağlamak için 25 Kasım 1913&#8242;te kuruldu. 1919-1921 yılları arasında IRA&#8217;nın yürüttüğü mücadele sonucunda, 6 Aralık 1921&#8242;de İngiltere ile İrlanda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/kuzey_irlanda.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-10946" title="kuzey_irlanda" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/kuzey_irlanda.jpg" alt="" width="155" height="164" /></a>Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Azerbaycan&#8217;da yaptığı açıklamada, terör olaylarının son bulması için devletinin bütün yöntemlerini deneyeceğini ve İrlanda örneğinden hareket edilebileceğini söyledi. İrlanda&#8217;da barış süreci, savaşan güçlerin masaya oturmasıyla gelmişti.</strong></p>
<p>Orijinal İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu (IRA), İrlanda&#8217;nın İngiltere&#8217;den bağımsızlığını sağlamak için 25 Kasım 1913&#8242;te kuruldu. 1919-1921 yılları arasında IRA&#8217;nın yürüttüğü mücadele sonucunda, 6 Aralık 1921&#8242;de İngiltere ile İrlanda arasında yapılan bir anlaşmayla Özgür İrlanda devleti kurulurken,  Kuzey İrlanda İngiliz egemenliğinde kalmaya devam etti.</p>
<p>IRA&#8217;nın büyük bir kısmı, Kuzey İrlanda&#8217;nın İngiliz denetiminde kalmasını bir taviz olarak&#8230; <strong><a href="http://www.marksist.org/haberler/1662-irlandada-baris-sureci-nasil-gelismisti" target="_blank">TAMAMI</a></strong></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.derindusunce.org/?p=10945&amp;akst_action=share-this"  title="E-mail this, post to del.icio.us, etc." id="akst_link_10945" class="akst_share_link" rel="nofollow">Share This</a>
</p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/08/27/irlandada-baris-sureci-nasil-gelismisti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
