<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Zulüm</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/zulum/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Kemalizmin Zararları (15): Şehirleri Yaktırır!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/25/kemalizmin-zararlari-15-sehirleri-yaktirir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/25/kemalizmin-zararlari-15-sehirleri-yaktirir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Apr 2012 00:18:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizmin Zararları]]></category>

		<category><![CDATA[Zulüm]]></category>

		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21638</guid>
		<description><![CDATA[ 
Mustafa Kemal&#8217;i çok seven, O&#8217;nun yarattığı &#8220;tek adam, tek parti, tek ordu, tek millet&#8221; şeklindeki çoğulcu demokrasiye âşık olan okurlarım ortak aşkımızı beslemek için zaman zaman bana malzeme gönderir. Örneğin, İzmir&#8217;de bir otomobilin arka penceresine boydan boya yapıştırılmış bir grafik: &#8220;Bir subay şehit oldu diye ‘Menemen&#8217;i yakın!&#8217; diyen Mustafa Kemal&#8217;i özledim. Ne mutlu Türk&#8217;üm diyene.&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <img class="aligncenter" src="http://www.taraf.com.tr/fotoraflar/makaleler/asker-ordusu-ve-irfan-ordusu_9646_orijinal.jpg" alt="" width="300" height="253" /></p>
<blockquote><p><em>Mustafa Kemal&#8217;i çok seven, O&#8217;nun yarattığı &#8220;tek adam, tek parti, tek ordu, tek millet&#8221; şeklindeki çoğulcu demokrasiye âşık olan okurlarım ortak aşkımızı beslemek için zaman zaman bana malzeme gönderir. </em><em>Örneğin, İzmir&#8217;de bir otomobilin arka penceresine boydan boya yapıştırılmış bir grafik: <strong>&#8220;Bir subay şehit oldu diye ‘Menemen&#8217;i yakın!&#8217; diyen Mustafa Kemal&#8217;i özledim. Ne mutlu Türk&#8217;üm diyene.&#8221;</strong> &#8220;Menemen&#8221;, &#8220;yakın&#8221; ve &#8220;Türk&#8217;üm&#8221; kelimeleri kırmızıyla yazılmış. </em><a href="http://taraf.com.tr/roni-margulies/makale-asker-ordusu-ve-irfan-ordusu.htm" target="_blank"><em>TAMAMI</em></a></p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/25/kemalizmin-zararlari-15-sehirleri-yaktirir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/25/kemalizmin-zararlari-15-sehirleri-yaktirir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Neden bu kadar zalimler?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/17/neden-bu-kadar-zalimler/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/17/neden-bu-kadar-zalimler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2012 10:29:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[Zulüm]]></category>

		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21498</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><embed name="tvnet.tv.tr" width="400" height="326" allowfullscreen="true" src="http://tvnet.tv.tr/player.swf" flashvars="file=http://tvnet.tv.tr/flv/0b7ab56316.mp4&#038;image=http://tvnet.tv.tr/flv/resim/mavi_marmara49eae03ec7f.jpg");" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://get.adobe.com/flashplayer/"></embed> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong><span style="color: #0000ff;"> </span></strong></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong><span style="color: #0000ff;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">A<span style="color: #0000ff;">merika Tedavi Edilebilir mi?</span></a></span></strong></p>
<div style="TEXT-ALIGN: justify"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7855" title="20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_amerikan_saldirganligi_pt-203x300.jpg" alt="" width="115" height="166" /></span></a> <span style="color: #000000;">Amerikalılar neden bu kadar gaddar? Dünyanın geri kalan kısmında yaşayan insanlara karşı niçin bu denli acımasız? </span></span></div>
<div style="TEXT-ALIGN: justify"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> <span>Bayrak y</span><span>akmanın ve Amerikan/İsrail mallarını protesto etmenin dışında bir şeyler yapmak gerektiğini düşünenler için yapılmış bu çalışmayı ilginize sunuyoruz.</span><span> </span><span>ABD desteği son bulmadan Ortadoğu’nun psikopatı İsrail’in saldırganlığı bitmeyecek ve Ortadoğu’ya huzur gelmeyecek gibi görünüyor. Vietnam’da ve Latin Amerika’da yaşanan katliamlar Ortadoğu’da devam ediyor.</span></span></span></div>
<div style="TEXT-ALIGN: justify"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span><span style="color: #000000;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/abd_tedavi_edilebilir_mi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a> </span></span></div>
<div style="TEXT-ALIGN: justify"><span style="color: #0000ff;"><span style="color: #000000;"> </span></span></div>
<div style="TEXT-ALIGN: justify"> </div>
<div style="TEXT-ALIGN: justify">
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank">Yahudi oldukları için mi zalimler?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-9555" title="israil_siyonizm_zulum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/israil_siyonizm_zulum-194x300.jpg" alt="" width="133" height="190" /></a>İsrail bir çok bakımdan Türkiye’ye benzeyen bir ülke. Paranoyak bir ulus-devlet. <strong><em>“Yoktan var edilmiş bir millet”</em></strong> dört tarafı <strong><em>“düşmanla çevrili”</em></strong> kutsal bir vatanda yaşıyor. Terör tehlikesine karşı ülkenin güvenliği için(?) haklar ve özgürlükler çiğneniyor. Devlet eliyle düşman üretiliyor! </p>
<p style="text-align: justify;">Gidemeyenlerin ülkesi oluyor İsrail… Kendi zulmü altında ezilen, korku içinde yaşayan, dünyasıyla beraber Ahiret’ini de kaybetmiş olan <strong>İsrailli</strong> zannederim <strong>Filistinliden</strong> bile daha zavallı bir durumda bu yüzden. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/filistin_israil.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz</a></strong>.</p>
</div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/17/neden-bu-kadar-zalimler/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/17/neden-bu-kadar-zalimler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Katil devletler&#8230; Kâfir İnsanlar…</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/08/katil-devletler-kafir-insanlar%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/08/katil-devletler-kafir-insanlar%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Dec 2011 13:53:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>

		<category><![CDATA[Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>

		<category><![CDATA[Zulüm]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19699</guid>
		<description><![CDATA[İranlı bir düşünür olan Abdulkerim Suruş, vaktiyle Ayetullah Humeyni ile yan yana yürümüş ancak Humeyni&#8217;nin 1979 İran İslam Devrimi sonrasındaki siyasetinden dolayı hayal kırıklığı yaşamış, Kuran-ı Kerim&#8217;in tarihsel olarak yorumlanması gereğine inanan, İran Reform Hareketinin önemli bir ismidir.
Abdulkerim Suruş&#8217;un İslami Yorum Dergisinde yayımlanan &#8216;Tanrı&#8217;ya Yemin Ediyorum ki Tanrı Yok!&#8217; başlıklı makalesini Hamdi Tayfur çevirisiyle okudum.
Eğer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/damian_michaels_ezilenler.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-19700" title="damian_michaels_ezilenler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/damian_michaels_ezilenler.jpg" alt="" width="190" height="269" /></a>İranlı bir düşünür olan Abdulkerim Suruş, vaktiyle Ayetullah Humeyni ile yan yana yürümüş ancak Humeyni&#8217;nin 1979 <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=ateist+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=%C4%B0ran+%C4%B0slam+Devrimi++site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=%C4%B0ran+%C4%B0slam+Devrimi++site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=38">İran İslam Devrimi</a> sonrasındaki siyasetinden dolayı hayal kırıklığı yaşamış, Kuran-ı Kerim&#8217;in tarihsel olarak yorumlanması gereğine inanan, İran Reform Hareketinin önemli bir ismidir.</p>
<p>Abdulkerim Suruş&#8217;un İslami Yorum Dergisinde yayımlanan <strong><em><a href="http://www.haber10.com/makale/26261/">&#8216;Tanrı&#8217;ya Yemin Ediyorum ki Tanrı Yok!&#8217;</a></em></strong> başlıklı makalesini Hamdi Tayfur çevirisiyle okudum.</p>
<p>Eğer katı gelenekçi, insandan uzak, selefi bir zihne sahip değilseniz, makaleyi ve makaleye konu olan insan dramını okurken gözyaşlarınızı tutmanız mümkün değil. Öyle acı, öyle içerden bir yanı var.</p>
<p>Şuruş, yazısında kendisi nedeniyle damadının İran rejimi tarafından tehdit edilmesini ve damadının gördüğü işkenceyi yazmış. Damadının <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=ateist+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=i%C5%9Fkence+site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=i%C5%9Fkence+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=22437l22437l0l23343l1l1l0l0l0l0l313l">işkence</a> sonrası üzüntülerini Allah ile teskin etmeye çalışan Suruş&#8217;un aldığı cevap: <strong><em>&#8220;Dr. Suruş, bana Tanrı&#8217;dan bahsetme: Tanrı yok!&#8230; Ben dondurucu morgda suçsuz ve savunmasız bir şekilde acı çekerken Tanrı neredeydi? Bana yardım etmesi için yalvarırken ve çığlıklar atarken O neredeydi? Bu utanmaz hayvanlar benimle alay ederken, pervasızca bana saldırırken Tanrı neredeydi? Tek olan, yüceler yücesi olan O <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=ateist+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=Tanr%C4%B1+site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=Tanr%C4%B1+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=29703l29703l2l30094l1l1l0l0l0l0l297l297l">Tanrı</a>, üç canavar üzerime atlayıp duygusuzca &#8220;Allah&#8217;ın adıyla! (Bismillah diyerek)&#8221; bana vururlarken neredeydi?&#8221;<span id="more-19699"></span></em></strong></p>
<p>Vah vah deyip dizlerinizi dövmeyin, aklını kaybetmiş, psikolojisi bozulmuş, aman dinden çıkmış payeleri de biçmeyin, lütfen bu insanca haykırışı anlamaya çalışın.</p>
<p>  Suruş ve damadı çok insani bir durumu yaşıyor. Açık ifade edeyim, <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=ateist+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=Kuran+site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=Kuran+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=26203l26860l0l26953l2l2l0l0l0l0l610l610l5-1l1l0&amp;ba">Kuran</a>&#8216;da İslam Devleti kurmanın farz olduğuna dair bir hüküm olduğunu düşünmüyor olsam da, düşünsel olarak Abdulkerim Suruş fikriyatına da sahip değilim, yazıdaki çığlığı görmemin bunlarla bir alakası yok.</p>
<p>  Düşünün bir kere Allah&#8217;a inanan bir insan olarak, Allah&#8217;ın hükmüne dayandırdığı bir yönetimi olduğunu iddia eden bir <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=ateist+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=devlet+site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=devlet+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=33390l35046l1l35843l5l5l0l0l0l2l719l2311l2-1.1.1">devletin</a> vatandaşı olarak insanlık onuru için en ağır olanını işkenceyi yaşıyorsunuz. İşkence arasında namazı kaçırmanın derdine düşüyorsunuz ancak sizi o işkenceden tek kurtaracak olan Allah sizi kurtarmıyor. O hâl içinde insan yüreği, insan kalbi, insan aklı bu soruyu sormaz mı: &#8220;<strong><em>Allah&#8217;ım neredesin?&#8221;</em></strong></p>
<p>  Yazı içinde seçebildiğim birkaç önemli husus var:</p>
<p>1. Din adına, dini emirlere dayalı bir sistem olduğunu iddia eden İran&#8217;ın din dışı baskı ve şiddet içeren uygulamaları.</p>
<p>2. Bu tür baskılar sonucunda yanında Allah&#8217;ı göremeyen bir inananın inkâr noktasına gelişi.</p>
<p>3. İnkâr noktasına gelmiş (getirilmiş) bir inananın durumunun sadece İslam Devleti olduğunu iddia eden İran&#8217;ın uygulamalarının bir sonucu olduğu.</p>
<p>  Birinci kısmı incelediğimizde İran&#8217;ın insan haklarına aykırı davrandığını artık net bir şekilde bildiğimizden haliyle katılıyoruz. Hatta bu durum İran&#8217;la sınırlı değil. <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=Ahmet+Davuto%C4%9Flu+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=">Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu</a> Beşşar Esad&#8217;la Suriye&#8217;deki halk ayaklanmalarını sert bir biçimde bastırmasının yanlışlığı üzerine konuyu görüşmek için Suriye&#8217;ye gitmişti. Davutoğlu, Esad ile tam 6 saat görüşmüş ve tüm bu görüşme sırasında Esad&#8217;ın oruçlu olduğunu naklediyor. Ancak oruçlu Esad&#8217;ın muhafızları aynı anlarda, Ramazan günü camiye sığınmış halkını bombalıyordu. Dahası var&#8230; Suruş&#8217;un damadının yaşadıklarının aynısını yaşamış bir Kürt tanıyorum. Müslüman bir ülke olan <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=Ahmet+Davuto%C4%9Flu+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=T%C3%BCrkiye+site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=T%C3%BCrkiye+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=49062l49062l0l49296l1l">Türkiye</a>&#8216;de vaktiyle yaşadıklarını bana şöyle anlattı: &#8220;<strong><em>Şeyh torunuyum, biz dindar bir Kürt ailesiyiz. Esmer olduğum için gözaltına alındım. Gözaltında işkence sırasında bana copla tecavüz eden polislerden biri tekbir getirince <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=ateist+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=">Ateist</a> oldum.&#8221; </em></strong></p>
<p>  İkinci kısmı incelediğimizde, yazarken dahi kalbimin duracak gibi olduğu bu satırlar karşısında, yaşayanın ağzından dökülen cümleleri kınayamam, kınayamayız. Yani o hâl içerisinde insanın Allah&#8217;tan beklenti halinde olması, göremediğinde inkâr noktasına gelmesi anlaşılabilir, insani bir durum. Doğru demiyorum, anlaşılabilir diyorum.</p>
<p>  Buraya kadar <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=ateist+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=Abdulkerim+Suru%C5%9F+site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=Abdulkerim+Suru%C5%9F+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=38562l39515l0l4048">Abdulkerim Suruş</a>&#8216;un yazdıklarında bir sorun yok dahası bu İslam olduklarını iddia eden katil devletlerin, kâfir insan üretim potansiyeli her yönüyle isyan edilesi bir durum. Ancak kâfir insan üretimi salt İslam olduğunu iddia eden katil devletlere mi özgü?</p>
<p>  İsrail laik bir devlet mi? İsrail&#8217;in <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=Ahmet+Davuto%C4%9Flu+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=Kud%C3%BCs+site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=Kud%C3%BCs+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=26562l27578l1l27781l2l2l0l">Kudüs</a>&#8216;ü işgal etmesi (işgal diyorum zira ortak bir kutsal olan Kudüs&#8217;te tek başına söz sahibi) Yahudilikten kaynaklı değil mi? Mescid-i Aksa&#8217;da ibadeti engellenen Müslüman &#8220;<strong><em>Allah&#8217;ım secdene varmak için buradayım ama eziyet görüyorum, sen neredesin?&#8221;</em></strong> demiyor mu? Parmaklı kırılan Filistinli çocuklar, o parmaklarını göğe kaldırıp tekbir getirirken, &#8220;<strong><em>Allah&#8217;ım neredesin?&#8221;</em></strong> demiyor mu? Sen demiyor musun?</p>
<p>  Peki ya, Amerika, Amerika laik bir devlet değil mi? Peki, Amerika&#8217;nın <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;q=Ahmet+Davuto%C4%9Flu+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=tr&amp;source=hp&amp;q=Guantanamo+site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=Guantanamo+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=26015l26609l2l26843l2l2l0l">Guantanamo</a>&#8216;da çırılçıplak soyarak işkence ettiği Müslümanlar (çoğunun suçu ispatlanmamış) &#8220;<strong><em>Allah&#8217;ım sen neredesin?</em></strong>&#8221; diye sormuyor mu? Sen sormuyor musun? O insanlar arasından bir sonuç olarak ret eden, kâfirler çıkmıyor mu?</p>
<p>  Demek ki, bir sistemin dini merkeze alarak bir sistem yürüttüğü iddiasıyla aslında kâfir insanlar sonucu çıkartması İslam&#8217;a yahut İslami bir yönetim biçimi olduğunu iddia eden devletlere özgü değilmiş. Ancak İslam gibi adalet ve hoşgörü temelli bir din olan İslam&#8217;ı kendi tekeli altına alıp, işkencelerine, vahşetine örtü kılan sistemlerin yanlışlarını izah etmeye engel değil.</p>
<p>  Bir önemli husus da Suruş&#8217;un makalesindeki Allah&#8217;a hitap ettiği bölüm:</p>
<p>  &#8220;<strong><em>Ey Yüce Allah&#8217;ım!</em></strong></p>
<p><strong><em>&#8230;</em></strong></p>
<p><strong><em>  Sen ışığını kestiğinden beri, senin hizmetkârlarının kafirliği ve inancı ile kederler ve sevinçlerin tümü senin katında aynı oldu. Sen önceden müdahale ettiğin gibi artık tarihe müdahale etmemeye başladığından (vahyin arkasını kestiğinden), zalimlerin üzerine ceza yağdırmayı (zalim kavimleri helak etmeyi) bıraktığından, insanoğlunu kendi araçlarıyla baş başa bıraktığından beri senin vereceğin karşılıklardan esirgendiler. (Sana aşkla değil) Rasyonel (delillerle yaklaşan) insanların kafasına öyle bir fikir aşılandı ki artık senin herhangi bir şeye müdahale edeceğin beklentisini yitirdiler. Senden senin hizmetkârlarına katlanabileceklerinden daha fazla yük yüklememeni talep ediyorum. Muzdarip rasyonalistleri de geri çevirmemeni talep ediyorum. Şikâyet eden ve inançlarını kaybedenlere de kızgın olmamanı talep ediyorum. Onların şüpheciliklerinden dolayı da onları cezalandırmamanı talep ediyorum. Mademki Tanrı&#8217;yı kullanarak zalimlik edenlerin hesaplarını hemen görmüyorsun, o halde ezilen Tanrısızların hesaplarını da hemen görme.&#8221;</em></strong></p>
<p>  Bundan daha samimi bir dil, bundan daha yüce bir teslimiyet olabilir mi? Ancak Suruş, yakaladığı bu güzel noktadan sonra makalesini şöyle bitiriyor:<strong><em> &#8220;Ben Gazali&#8217;den bir şey öğrendim: Söz konusu olan Yezid bile olsa ben asla birini lanetlememeliyim. Ancak şimdi ben alçak gönüllülükle bu kâfir yetiştiricisi İran İslam Cumhuriyeti&#8217;ni lanetlemek için senin iznini talep ediyorum.&#8221;</em></strong></p>
<p>  İnsanlar ve devletler varlıkları ve amaçları bakımından tamamen farklı varlıklardır. Mesela devletin vicdanı yoktur ama insanın vardır. Ancak birbirlerine öykündüklerinde, birbirleri gibi olurlar, devlete öykünen insan vicdansızlaşır, mesela buna bağlı olarak devlet katlini gerekli görür, meşru sayar ve hatta savunur. Suruş&#8217;un İslam Cumhuriyeti adıyla kendini tanımlayan İran&#8217;ı yine kendi kodlarıyla &#8220;kâfir&#8221; insan yetiştiriciliği nedeniyle lanetlemesini anlamakla birlikte kâfir insan üretimi gerçeğinin kâfir yahut mümin devletler olmasının bir alakası olmadığını düşünüyorum. Bu sonuç tüm katil devletlerin sonucudur. Zira devletler ve insanlar farklıdır, devletlerin dini olmaz, insanların olur. Devletin kaybı olmaz, insanın olur. Ne güzel izah etmiş Ahmet Altan: &#8220;<strong><em>Hepimiz devletten korkacakken, hepimiz birbirimizden korkuyoruz. Devletin bizi korkutamaması için bizim birbirimizi iyileştirmemiz lazım.</em></strong>&#8221; Sanırım bu iyileştirmenin yolu, kendimizi ve kutsalımızı devletin elinden kurtarıp, devletin elinden sınırsız yetkiyi alıp, insana vermekten geçiyor. İnsanın devletleşmemesinin, devletin katileşmemesinin, kâfir insan üretiminin durmasının yolu belki budur, ne dersiniz?</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Devlet konusunda okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong><span style="color: #0066cc;">Kendi ülkesini işgal eden ordu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">T</span><span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirin</span></strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/08/katil-devletler-kafir-insanlar%e2%80%a6/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/08/katil-devletler-kafir-insanlar%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgili Recep Tayip Bey</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/10/28/sevgili-recep-tayip-bey/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/10/28/sevgili-recep-tayip-bey/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Oct 2010 00:16:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zulüm]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13068</guid>
		<description><![CDATA[
Mehmet Atak
Hitap şeklim sizi şaşırtmasın lütfen. Size bir davette bulunurken, adeta bir seçime döndürülen referandum öncesi ucuzluklara iştirak etmek gibi bir niyetim olmadığı aşikardır zannederim. Evet TC Başbakanına sesimi duyurmaya çalışıyorum, ama öncelikle bağışlanmış bir akıl ve kalp taşıyan, insan Recep Tayyip Erdoğan&#8217;a seslenmek istiyorum. O sebepledir ki, tıpkı TMK Mağduru Çocuklar için bizi kabul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090320_derin_dusunce_kriz_akp_oy_kaybeder.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-3942" title="20090320_derin_dusunce_kriz_akp_oy_kaybeder" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090320_derin_dusunce_kriz_akp_oy_kaybeder.jpg" alt="" width="102" height="170" /></a></p>
<p><strong><em>Mehmet Atak</em></strong></p>
<p>Hitap şeklim sizi şaşırtmasın lütfen. Size bir davette bulunurken, adeta bir seçime döndürülen referandum öncesi ucuzluklara iştirak etmek gibi bir niyetim olmadığı aşikardır zannederim. Evet TC Başbakanına sesimi duyurmaya çalışıyorum, ama öncelikle bağışlanmış bir akıl ve kalp taşıyan, insan Recep Tayyip Erdoğan&#8217;a seslenmek istiyorum. O sebepledir ki, tıpkı TMK Mağduru Çocuklar için bizi kabul ettiğinizde yaptığım gibi size öncelikle bir insan olarak seslenip meramımı anlatmak istiyorum. Nüfusu 72 milyonu aşmış bir ülkenin derdi de milyonlarca ve bir başbakanın bunların tümünü detayıyla içselleştirebilmesi imkansız. Ve o noktada maalesef pek çok mesele iyi niyetle havale edilmiş olsa bile, bürokrasi cehennemimde daha da arapsaçına dönüyor. Oysa önceki tecrübemden biliyorum ki, insan olarak alakanızı çekebilirsek dinliyorsunuz, sorular soruyorsunuz ve devamında bir şeyler kendi güç vesayetlerinin daimi için devletten çok devletçi bürokrasi cehenneminde deforme edilmeye başlarsa, sesimizi duyup müdahale ediyor ve neticeye erdiriyorsunuz.</p>
<p><span id="more-13068"></span></p>
<p> Sizce mezar taşları sıcak mıdır?</p>
<p> Geçen sene, bir cumartesi annesi, seneler sonra kızının kemikleri bulunmuş başka bir cumartesi annesinin omzunu okşuyor ve sesinde bir imrenmeyle &#8220;mezar taşına dokunacaksın, için ısınacak&#8221; diyordu. Dondun kadım, dakikalarca, kendime geldiğimde Galatasaray Meydanı boşalmıştı. Sıcaklık ve mezar taşı!</p>
<p> Aslında bu mektubu size yazmaya taa temmuz ayındaki Bosna Hersek&#8217;te Srebrenitsa Soykırımı&#8217;nın 15&#8242;inci anma törenlerinde yaptığınız konuşmayı dinlediğimde karar vermiştim. Ama maalesef, muhalefetin bile hakikisinin değil, sık sık meselesinden kopan, bazen sinsi bir zekayla, bazen ahmakça ama hep partizanca, tümdengelim mantığıyla yapıldığı bir coğrafyada, altında başka bir şeyler aramayacağınız doğru bir adres bulmam gerekiyordu. Benim sizden tek bir talebin vardı, gelin, temas edin bu acılı annelere, sonra da biliyorum çok kolay değil (bizim vergilerimizle var oldukları halde, haksiz kocaman bir siyasi ve iktisadi güç vesayeti kazanmış, devlet içinde devlet olmuş kurumlarla çevreliydiniz, çevrelisiniz) ama hiç olmazsa evlatlarının cesetlerinden arda kalanları bulup teslim edin bu annelere, faillerini hakkıyla yargılatın ki bize hep eller gibi bakmış bir toplumsal adalet duygusu ilk kez inşa olsun.</p>
<p> Aradan geçen 15 seneye rağmen bugün bile hâlâ akıbetleri bilinmeyen, mezarları meçhul, bir mezar taşı dahi olmayan binlerce kayıp olduğuna dikkat çekmiştiniz. &#8220;Oğullarının, beylerinin yolunu gözleyen en azından mezarını bilmek isteyen, en azından az önce müze haline getirilen orada gördüğümüz gibi, elbisesinden bir parçayı koklamak isteyen nice anneler var, nice kadınlar var Srebrenitsa&#8217;da&#8230;&#8221; demiştiniz. Bu coğrafyada da var Recep Tayip Bey, pek çok var. Ve &#8220;kayıp&#8221; başka hiçbir şeye benzemiyor? Kayıp yakınları uykuyu öldürmüştür derler, çünkü bu karasız denge, onların günlerinin geceye dönup devri daim etmesine müsaade etmez, bitmeyen bir günde belirsizliğin melanetiyle yürüyüp dururlar vadeleri dolana kadar.</p>
<p> Berfu anneyi 103 yaşında tanıdım, akmıyordu, gözleri doğrudan yaş olmuştu. Ellerimi tuttu ve &#8220;Cemil&#8217;i bulacaklar mı?&#8221; dedi. Sonra küçücük kalmış vücuduna tezat kocaman bir inad ve ısrarla &#8220;istiyorum!&#8221; demeye başladı, &#8220;mezarını olsun istiyorum&#8221;. Cemil Kırbayır, 12 Eylül askeri darbesinin hemen akabinde göz altına alınmıştı, Kars polis karakolunda kaybedildi. Berfu anne, Cemil gelir de, onu evde bulamaz diye tam otuz sene ne bir komşuya, ne pazara gitti, avlusunun eşiğinden adım atmadı. İlk kez belki Cemil&#8217;ini bulur umuduyla  dışarı çıktı ve İstanbul&#8217;a geldi. Akan damı dahil evinin hiçbir yerini tamir ettirmiyor hala, ya Cemil&#8217;i gelir de evi tanıyamazsa diye. Kardeşi Mikail ise, bir kayıbın ardından geometrik yaşlanmış yüzüyle her hafta sessizce oturuyor Galatasaray meydanında.</p>
<p> Nasıl bir aşağılık duygusu körüklemişlerse bize, Fehim Tosun&#8217;u sizin de tanıştığınız U2&#8242;nin solisti Bono&#8217;nun &#8220;Mothers of the Disappeared/Kaybedilenlerin Anneleri&#8221; şarkısının olduğu albümde ismi geçince tanıdık. Fehmi Tosun, 1995&#8242;te İstanbul Avcılar&#8217;daki evinin önünden karısı ve beş çocuğunun gözleri önünden götürülüp kaybedilmişti. Zevcesi Hanim Tosun 15 senedir gündüzleri çalışıp çocuklarına bakıyor, geceleri kocasının ayak seslerini bekliyor. Uykuyu öldüren bu kadın her cumartesi kızıyla birlikte, belirsizliğin umarsız bir öfkeye dönüştüğü bakışlarıyla Fehim Tosun&#8217;un resmini taşıyor.</p>
<p> 6 yaşındaki Bahar&#8217;ı tanıyacaksınız, kar kış demeden her cumartesi babası ve babaannesiyle Galatasaray meydanına gelip hiç görmediği dedesi Kasım Alpsoy&#8217;un resmini taşıyor küçücük elleriyle. Öyle menem bir şey ki bu kayıp, kuşaklara sirayet ediyor; küçük çocukluk molaları olmazsa, Bahar&#8217;ın yüzündeki hüzün yaşının taşıyamayacağı derinlikte. Midyat&#8217;tan göçmüş Kasım Alpsoy, çalıştığı deri fabrikası Terörle Mücadele Ekipleri tarafından basılıp Gayrettepe&#8217;ye götürüldüğünde sene 1991&#8242;di. 15 gün ağır işkenceden geçirip salıverdiler ama &#8220;sonra gel al&#8221; deyip hüviyetine el koyarak. Serbest bırakıldığına dair imzası artık mevcuttu da, karakola hüviyetini almaya gittiğinden beri Kasım Alpsoy artık mevcut değildi. Hiç Türkçe bilmeyen karısı ve kızkardeşi, o dönem 9 yaşında olan Bahar&#8217;ın babası Memed&#8217;in tercümanlığında kapı kapı dolaşmışlar ama pek çok işlemi bile yaptıramamışlar. Bu imza attırıp, hüviyetine el koyup kaybetme epey yaygın o dönem.</p>
<p> Ramazan amcayı tanıyamayacaksınız geldiğinizde, gözlerinin üzerinde adeta jelatinleşmiş yaşlarıyla Seyhan&#8217;ın hasretiyle parçalanmış yüreği Galatasaray meydanında 283&#8242;ü haftaya erişemeden duruverdi. Asiye anneyi ben de tanıyamadım,  29 Ekim 1995 gecesi Mardin Dargeçit&#8217;teki evinden, 12 yaşında askerlerce alınan oğlunun peşini hiç bırakmamış, &#8220;ben devletten davacıyım, oğlumu istiyorum&#8221; deyince o da bir süre devlet tarafından kaybedilmişti. Hep 12 yaşında kalan oğlunun peşinde ömrüne senelerin ilave edilmesine dayanamamış, erken hayattan çekilmiş onun anne yüreği. Ağabeyi Seyhan&#8217;ı taburda Filistin askısında son gördüğünde 9 yaşında olan Hazni bugün 24 yaşında, hem öksüz, hem yetim, karındaşı, ağabeyi Seyhan ise hala kayıp, o büyüyemedi; hala 12 yaşında.<br />
 </p>
<p>İTÜ Matematik bölümü öğrencisi, satranç şampiyonu, klasik müzik tutkunu Tolga Baykal Ceylan, bir manada &#8220;Beyaz Türk&#8221;tü (!?). Altı sene önce İğneada&#8217;da jandarma tarafından kaybedilinceye kadar annesi &#8220;böyle şeyler bizim başımıza gelmez&#8221; diyen bir iş idarecisi. Kurşunun adres sormayacağını ta ki Tolga kaybedilince anlamış; peşini bırakmayınca askerlerden, savcılardan aldığı sinkaflı küfürler cabası. Sagolsun güvenip İstanbul&#8217;a geldiğinde bazen bizde kalıyor Kadriye Hanım, kah sofraya gayri ihtiyari Tolga için de tabak getiriyor hala, kah apansız otobüsten aşağı atlıyor Tolga&#8217;yı gördüm zannedip. Bu arada kimlikleri tespit edilemeyen (?) birileri anneyle dalga geçer gibi kütüğe Bulgaristan&#8217;da diye işliyor, Bulgar hükümeti yalanlıyor, bir süre sonra Amerika&#8217;da Obama&#8217;nın kampanyasında görüldü haberi veriliyor, tabii asılsız. Gelin, Kadriye Hanım anlatsın size Tolga&#8217;yı. Kadriye Hanim acıdan helmelenmiş kırık dökük sesiyle &#8220;Askerliği, suç işlemeyi reddeden bir yapısı vardı. Ben altı yıldır her gün azap çekiyorum. Bilsinler ki biz kayıp annelerinin ahı tutacak. Devletin arkasına saklanıp kaybedenleri&#8221; diyor.</p>
<p> Altı çocuğunu ve kocasını kaybetmiş bir anne Döndü Ergin. JİTEM&#8217;in doğrudan evine bomba koyduğu bir kadın, kimisini askerin, kimisini gerillanın kaybettiği altı çocuk. 12 yaşındaki kızını vermek istemeyince, tekme dipçik ellerinden çocuğu koparılmış bir kadın. En ağır da Dersim&#8217;de kaybedilen mezarsız kızı oturuyor yüreğine, belki de en küçükleri olduğundandır. Emekli Koramiral Atilla Kıyat &#8220;<a title="Kıyat: Faili meçhuller devlet politikasıydı" href="http://www.haber7.com/haber/20100803/Kiyat-Faili-mechuller-devlet-politikasiydi.php" target="_blank">Faili meçhuller devlet politikasıydı</a>&#8221; itirafını yaparken, Döndü Anne de &#8220;Belli oldukları halde çocuklarımızın katillerini, onlara bu müsaadeyi verenleri ellerinde yetki olduğu halde yargılamayanlar, bize çocuklarımızın kemiklerini vermeyip bir mezarı bile çok görenler, İnşallah çocukları üzerinden bizim yaşadıklarımızı yaşar&#8221; diye beddua ediyor senelerin figanından kekrekleşmiş sesiyle. Beddua, gücümüzün yetmediği yerdeki havaleniz, umarsızlığın bulaşmaya mecbur ettiği melanet&#8230;  El-Camiu&#8217;s-Sahih&#8217;de (İslam literatürünün en güvenilir hadis kitaplarından kabul edilen İmam Tirmizi&#8217;nin kitabı bizde daha ziyade Sünen-i Tirmizi ismiyle tanınır.) &#8220;Mazlumun zalime olan bedduaları reddedilmez&#8221; der, ne fenalık etmiş olursa olsun Esved-i Ansi&#8217;yi (Abhele bin Ka&#8217;b) öldürmesi, bağışlanmış bir canı almasıyla bendeki yeri hep şaibeli kalacak İslam literatürünün güvenilir imamlarından Feyruz bin Deylemi ise, hadislerinde &#8220;Doğruyu bildiği halde susana lanet olsun&#8221; der.</p>
<p> Hangi hesaplı çiçek kuşları sizi hatalı emforme ettiyse, mealen &#8220;Onlar kim? Ne yapıyorlar? Arkalarında kimler var biliyor musunuz?&#8221; sözleriniz acılarına acı, umarsızlıklarına umarsızlık ilave etti biliyor musunuz? Ben sebebi bende saklı kalsın, İHD&#8217;ye üye olmuyorum ama üç seneye yakındır Cumartesi İnsanları&#8217;ndan biri olarak Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon&#8217;da çalışıyorum. Biz her cumartesi, Galatasaray meydanında ellerimizde bir kayıp resmi, beş dakika sessizce oturuyoruz, ki bu sessizlikteki acı öyle kesif ki, ilave edilecek her şey üzerinden akar, zayıf kalır yanında.  Sonra da her hafta bir kayıbın hikayesi okunuyor, faili kör kör göze belli meçhulleri deşifre ediliyor ve genelinin birleştiği adres, Ergenekon işaret ediliyor. Öyle bir itina gösteriliyor ki, hariçten bir slogan, bir pankart sızmasın, bazı kalpsizler bu büyük acıdan nemalanmasın diye. Ak Parti&#8217;den sadece bir kez Sayın Zafer Üskül geldi Galatasaray&#8217;a, akademik serinlik değmiş meşrebiyle öyle bir mesafe koydu ki annelerle arasına&#8230; Kayıp resimlerini genellikle ben dağıtıyorum, her kayıp bir diğerinin izdüşümüdür diye, uzattığım resmin kimin resmi olduğuna bile bakmam, Cumartesi İnsanları da kimin resmi olursa alır. Evet ateş asıl düştüğü yeri yakar ama tüm kayıplar hepimizin kayıpları değil midir, bize bir coğrafyayı aynı zaman diliminde paylaşmak nasip olmuşsa. Zafer Bey kendisine uzattığım resmi refuze etti. Kendisini müşkül durumda bırakacak bir teşkilat üyesi mi diye çevirip bir baktım, kim çıktı biliyor musunuz? Yazar Sabahattin Ali&#8230; Ah! Ne zaman anlayacağız Allah&#8217;ın kimseye garanti vermediğini! Siz gelin Recep Tayip Bey, temas edin, dinleyin bu anneleri, hiçbir yaratılan mevkii ne olursa olsun eksiksiz değildir, hata yapmama garantisi yoktur, &#8220;sizi yaralayan sözlerim hatalıydı&#8221; deyin &#8220;bana hatalı anlatmışlar, size hatalı aktarmışlar&#8221;, bir şeyler deyin, bu yarısı kaybedilmiş gönüllerini alın annelerin. Vücutlarını mumyalamış umarsızlıktan bir kat bile kazısanız büyük sevaptır.</p>
<p> Boşnak bir kadının Sırp Cumhurbaşkanı Tadiç&#8217;le aralarında geçen diyalogdan bahsetmiştiniz: &#8220;Aradan geçen 15 yıla rağmen oğlunun kocasının akıbeti belli olmayan bir Boşnak hanımefendinin değerli meslektaşım Tadiç&#8217;e gelip onun elini sıkmak suretiyle, ‘beyimi ve iki yavrumu kaybettim&#8217; diyerek o takındığı metaneti ben takdirle anıyorum. Ve bu hanım kardeşimin gözlerinde metanet gördüm. Onur gördüm. Ama nefret ve kin görmedim. Çünkü o asaletinin gereğini yerine getiriyordu. Onun için takdir ediyorum, tebrik ediyorum. İşte dünya barışının buna ihtiyacı var, bu annelere ihtiyacı var. Biz şunu biliyoruz. Bir insanın ölümü tüm insanlığın ölümü gibidir. Buna inanarak adımlarımızı atıyoruz. Onun için illa barış, illa barış, illa barış diyoruz.&#8221;. Bir cumartesi, saat 12&#8242;de ansızın Galatasaray Meydanı&#8217;na gelseniz, oğlunu kaybetmiş bir ana, kocasını kaybetmiş bir zevce, babasını kaybetmiş bir kız da sizin elimizi sıksa. Gözlerine baksanız onun, sesindeki &#8220;kayıp&#8221;ı duysanız&#8230; Affetmek Allah&#8217;a mahsus, bu acıyı senelerdir her gün tekrar yaşayan bir ana &#8220;affedebilir ve unutabilir mi?&#8221; zannetmem, ama hiç olmazsa yavrusunun mezarına kavuşur, ahir ömründe yavrusunun katillerinin ellerini kollarını sallayarak, belki müstakbel maktullerini arayarak dolaşamadıklarını görürse, &#8220;barışabilir&#8221;. Az şey mi bu sevgili Recep Tayyip Bey?</p>
<p> &#8221;Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana-babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah ikisine de (sizden) daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmayın. Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.&#8221; (Nisa 135)</p>
<p> Cirmim ne ki size garanti vereyim, ama gelirseniz bir cumartesi, uzattığınız eli hiçbir annenin iteceğini zannetmem. Teşbihte hata oluyor burada, affola, ama onlar değil size, evladının mezarı için yılana sarılmaya bile aç. Yine de uzanan elinize cevap vermeye imtina edenler çıkarsa aralarından, evlat sahibisiniz, evlat acısını tahayyül edebilirsiniz (Ne bir anne çocuğu ile, ne de kendisi için doğurulmuş olan baba, çocuğu ile zarara uğratılmasın.). Haber alıp, provake etmeye kalkacaklar, bu pravokasyondan hem zavallı, hem zalim nemalanmaya kalkacaklar çıkarsa da, bunlara pabuç bırakacak, muhtemel bir provakasyon sebebiyle imtina edip, varlığınızı ruhlarının yarısı gayiplere karışmış bu annelerden esirgeyecek değilsiniz herhalde&#8230;</p>
<p> Hatırlar mısınız tarihe 14 gün öncesiymiş gibi geçmiş bir vaka vardır. İngilizlerin desteğinde İttihadçıların gemi azıya aldığı, başta Serbesti Gazetesi&#8217;nin başyazarı Hasan Fehmi Bey, fail-i meçhullerin çığ gibi büyüdüğü bir dönem. Ulemadan 15 zad idam edilir (erken İstiklal Mahkemeleri olarak bakabilirsiniz), idamdan dönem coğrafyanın yakın tarihinin en etkili imamlarından biri mahkemeden çıktığında, arkasındaki kalabalık Beyazıd&#8217;tan Sultanahmet&#8217;e &#8220;ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM! ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!&#8221; nidalarıyla yürümüştür. İnanın o cehennem sadece zalimler için değil, o zulme şahit olup, mazlumun ahının içinde kalmasına müsaade edenler için de yaşamaktadır.</p>
<p> &#8221;Allah&#8217;tan korkup sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görendir.&#8221; (Bakara, 233)</p>
<p> Sizden haber bekliyorum, gelin lütfen, bir temas edin mazlum analara&#8230;</p>
<p> Sevgiyle kalın,</p>
<p>Mehmet Atak</p>
<p> Ps. Bu mektubu size gönderebilmeme vesile olan Yıldız Ramazanoğlu, Ali Bulaç ve Yahya Ayyıldız&#8217;a şükranla.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/10/28/sevgili-recep-tayip-bey/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/10/28/sevgili-recep-tayip-bey/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Taraf&#8217;ta bir ilan: Suçsuzum</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/06/17/tarafta-bir-ilan-sucsuzum/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/06/17/tarafta-bir-ilan-sucsuzum/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 00:05:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Korsan Mahyacı Kâmil</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zulüm]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10254</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/israil_taraf_ilan.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-10255" title="israil_taraf_ilan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/israil_taraf_ilan.jpg" alt="" width="406" height="603" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/06/17/tarafta-bir-ilan-sucsuzum/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/06/17/tarafta-bir-ilan-sucsuzum/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>AB: İsrail Barış İstemediğini Gösterdi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/05/31/ab-israil-baris-istemedigini-gosterdi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/05/31/ab-israil-baris-istemedigini-gosterdi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 May 2010 08:54:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Senai</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Filistin]]></category>

		<category><![CDATA[Zulüm]]></category>

		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10075</guid>
		<description><![CDATA[Kaynak: TimeTurk
İsrail ordusunun Gazze’ye insani yardım götüren gemilere uluslararası sularda düzenlediği saldırıda ölü sayısı 19’a yükseldi.
İsrail askerleri Gazze&#8217;ye insani yardım ulaştırmayı hedefleyen konvoydaki Mavi Marmara gemisine saldırı düzenledi. Hücüm botlar ve helikopterle gemiye saldıran askerler, geminin üzerine çıkarak ateş açtı.
İsrail ordu sözcüsü saldırıda en az 10 kişinin öldüğünü açıkladı. İsrail televizyonları ise ölü sayısının 19 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kaynak: <a href="http://www.timeturk.com/ab--israil-baris-istemedigini-gosterdi_127371-haberi.html">TimeTurk</a></p>
<p>İsrail ordusunun Gazze’ye insani yardım götüren gemilere uluslararası sularda düzenlediği saldırıda ölü sayısı 19’a yükseldi.</p>
<p>İsrail askerleri Gazze&#8217;ye insani yardım ulaştırmayı hedefleyen konvoydaki Mavi Marmara gemisine saldırı düzenledi. Hücüm botlar ve helikopterle gemiye saldıran askerler, geminin üzerine çıkarak ateş açtı.</p>
<p>İsrail ordu sözcüsü saldırıda en az 10 kişinin öldüğünü açıkladı. İsrail televizyonları ise ölü sayısının 19 olduğunu duyurdu. El Cezire televizyonu saldırıda ölenlerin en az 9&#8242;unun Türk olduğunu bildirdi. Saldırıda en az 30 kişinin de yaralandığı gelen bilgiler arasında.</p>
<p>Saldırıya uğrayan insani yardım gemisinde 800 kişi bulunuyor. İsrail ordusu Mavi Marmara gemisine yönelik operasyonda askerlere bıçak ve silahlarla saldırı düzenlendiğini, olaylarda 3 İsrail askerinin de yaralandığını ileri sürdü.</p>
<p>İsrail&#8217;in yardım gemilerine saldırması tepkiyle karşılandı. Filistinliler olayı katliam olarak tanımlarken, AB üzüntü bildirerek soruşturma istedi.</p>
<p><strong>AB SORUŞTURMA İSTEDİ</strong></p>
<p>Avrupa Birliği Dişilişkiler Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton, İsrailli yetkililerden gemiye yapılan saldırının koşullarına ilişkin tam bir soruşturma istedi.</p>
<p><strong>ARAP LİGİ YARIN TOPLANIYOR</strong></p>
<p>Saldırıyı “insani bir misyona karşı suç” olarak tanımlayan Arap Birliği de yarın olağanüstü toplanıyor. Birliğin Sekreteri Amr Musa, İsrail saldırısına karşı alınacak tedbirlere karar vermek için, “Salı günü Kahire’de bir toplantı yapılacaktır” dedi. Musa, yapılan saldırının “İsrail’in barış istemediği anlamına gelen yeni bir mesaj, çok güçlü bir mesaj” olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>FİLİSTİN TOPRAKLARINDA 3 GÜN YAS İLAN EDİLDİ</strong></p>
<p>Filistin yönetimi başkanı Mahmud Abbas ve Filistin Başbakanı İsmail Heniyye de saldırıyı kınayarak, “katliam” ifadesini kullandı ve 3 gün yas ilan etti. Abbas, “Bu akşam zorlu kararlar alacağız” dedi.</p>
<p>Toplantının bu akşam saat 17.00 sıralarında Ramallah kentinde yapılması bekleniyor.</p>
<p><strong>TÜRKİYE KINADI</strong></p>
<p>Türkiye Dışişleri Bakanlığı ise saldırıyı sert bir açıklama ile kınadı. Bakanlık, uluslararası hukukun ihlali sayılan bu olayın iki ülke ilişkilerinde &#8220;telafisi olmayan sonuçlar doğurabileceğini&#8221; bildirdi. Açıklamada, “Açık denizlerde gerçekleşmiş, uluslararası hukukun ağır bir ihlalini teşkil eden bu müessif olay ilişkilerimizde telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilecektir&#8221; dendi.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/05/31/ab-israil-baris-istemedigini-gosterdi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/05/31/ab-israil-baris-istemedigini-gosterdi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yorumsuz</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/05/29/yorumsuz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/05/29/yorumsuz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 May 2010 22:26:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>

		<category><![CDATA[Zulüm]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=10002</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object width="480" height="360"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xdgwa6_ysrail-buyukelcisinin-zor-anlary_shortfilms"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowScriptAccess" value="always"></param><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xdgwa6_ysrail-buyukelcisinin-zor-anlary_shortfilms" width="480" height="360" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/05/29/yorumsuz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/05/29/yorumsuz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İşim Şiddet, Lakabım Meşru</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/05/25/isim-siddet-lakabim-mesru/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/05/25/isim-siddet-lakabim-mesru/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 May 2010 15:56:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Zulüm]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9959</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz haftalarda yazdığım bir yazı üzerine bir eleştiri yorumu aldım. Bu eleştiri yorumunu bana yazan kişi benimle konuşmak istediğini mail üzerinden belirtti. Daha sonra online olduğum nadir zamanlardan birinde selam verdi ve eleştiriye kızıp kızmadığımı sordu, hayır dedim. Sonra konuşmaya başladık. Kendisinin İstanbul Üniversitesi İletişim mezunu olduğunu ve şu an aynı üniversitede master öğrencisi olduğunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/sp_a1787.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-9960" title="sp_a1787" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/sp_a1787-238x300.jpg" alt="" width="200" height="245" /></a>Geçtiğimiz haftalarda yazdığım bir yazı üzerine bir eleştiri yorumu aldım. Bu eleştiri yorumunu bana yazan kişi benimle konuşmak istediğini mail üzerinden belirtti. Daha sonra online olduğum nadir zamanlardan birinde selam verdi ve eleştiriye kızıp kızmadığımı sordu, <strong>hayır </strong>dedim. Sonra konuşmaya başladık. Kendisinin İstanbul Üniversitesi İletişim mezunu olduğunu ve şu an aynı üniversitede master öğrencisi olduğunu belirtti. Kürt meselesi ve Tehcir ile ilgili biraz soru sorduktan sonra bu bilgilere nereden ulaştığımı sordu birkaç kaynak ve yazı linki verdim, <strong>sonra okurum </strong>dedi. Derken konuşmamız sertleşince <strong>cahilliğim ile başladı ve defetmeyi maharet bilerek </strong>offline oldu. Sorduğu sorulardan biri de; <strong>bir ülkenin patırtı çıkartan insanlara ne yapması gerektiğiydi</strong>. Ona göre patırtı çıkartan Kürtler, Ermeniler ve azınlıklardı. Devlet yaptıkları konusunda haklıydı. Peki ya bu patırtı çıkartanlara karşı devlet, <strong>yok etme siyaseti gütmemeliydi de ne yapmalıydı?</strong></p>
<p>   Ben devlet değilim, devletin ne yapması gerektiğini bilemem ancak ne <strong>yapmaması</strong> gerektiğini çok iyi biliyorum. <span id="more-9959"></span>Bence İletişim-Gazetecilik eğitimi almış, akademik dili mevcut bir genç olarak bu kardeşimiz de bilmeliydi.</p>
<p>   Sahi ben Kürtlerin, Ermenilerin, Alevilerin kısacası azınlıkların sorununu, onları savunan dilime referans gösterecek hangi kaynaktan biliyordum? Acaba yalan, yanlı bir tarih kurgusu dışında bir kaynağım var mıydı? <strong>Kurgulanmış bir tarihi bilgiye </strong>akademisyen isimlerden kaynak göstermeden, yaşanmış birçok tarihi bilgiye yaşayanlar üzerinden ulaşmışsam ne olacak?</p>
<p>   Geçtiğimiz hafta &#8216; <strong>Bu Acı Kimin</strong>? &#8216; başlığıyla Ermeni bir dostumuzdan tarihi okuduk. Şimdi ise <strong>Evrensel Haber&#8217;in </strong>yaptığı bir çalışmadan Kürtlerden bazılarının nasıl gözaltında kaybolduğunu okuyalım istiyorum.</p>
<p>  <strong> İnsanların suç işlediği toplumlar meşru toplumlardır, devletin suç işlediği bir toplumda aynı şeyi söyleyebilir miyiz?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>  Adını hiç bilmedim, bilsem ne olacak ki, Cumartesi Annelerinden yüreği yanan bir anneydi o da. Beyaz başörtüsü ve mavi gözleri kalmış aklımda. Sonra, ben Samsun&#8217;da yaşıyorum, Cumartesi Annelerinin bu eylemine ilk katılışım, ne demeli bilmiyorum, kayıplarınızı sizinle birlikte aramak istiyorum, dediğimde bana nasıl sarıldığını hiç unutamıyorum. Sonra acılı yüreğinden taşan ışıltılı ses ile bir başka Cumartesi Annesine seslenişini; bak bak bize destek vermek için Samsun&#8217;dan gelmişler, Sultan bak gelmişler&#8230; Sonra dönüp bana bir daha bir daha sarılışını, unutamıyorum, unutamıyorum&#8230; Ağlayışını unutamıyorum, unutamıyorum&#8230; Bir gece kocamı ve oğlumu aldılar, bir daha Allah seni inandırsın, bir daha ne yüzlerini gördüm, ne seslerini duydum, deyişini unutamıyorum, unutamıyorum&#8230; Allah beni inandırır, ben kendim de inanırım. İnanmayanlara, unutanlara, şiddeti meşrulaştıranlara; </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>  Kaybolma(ma) hikayeleri</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>&#8220;Sağ aldınız, sağ istiyoruz&#8230;&#8221;</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Maside Ocak: </strong>&#8220;Abim Hasan Ocak 21 Mart 1995&#8242;te gözaltına alınmış. Eve gelmeyince ertesi gün ağabeyimi aramaya başladık, her kayıpta olduğu gibi yetkililer &#8220;bizde yok&#8221; dediler. Günler geçti. &#8220;Sağ aldınız, sağ istiyoruz&#8221; diye bir kampanyaya başladık. 10 kişilik eylemlerden on binlerin katıldığı mitinglere kadar her yerde kayıpların fotoğraflarını taşıdık. 58 gün sonra ağabeyimin cansız bedenini bulduk. Tel veya iple boğulmuştu, köylüler bulmuşlar Hasan&#8217;ın cesedini. Hasan&#8217;ın gözaltında öldürüldüğü belliydi. Haftada bir, belki de iki-üç kere adli tıp morgundaki kimsesizlerin cesetlerine bakıyorduk. Ne kadar zor olduğunu bilemezsiniz. Hasan&#8217;ın cansız bedeni 15 gün morgta bekletildikten sonra Küçükçekmece Mezarlıklar Müdürlüğü&#8217;ne, oradan da 3-4 gün bekletildikten sonra Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı&#8217;na gömülmüştü. Bizim Hasan&#8217;ı en çok aradığımız dönemlerde Hasan kimsesiz bir insan olarak gömülmüştü. Biz Hasan&#8217;a adli tıptaki bir dosyadan fotoğraflarını görerek ulaşabildik, günlerce mezar aradık. Altınşehir&#8217;de çok korkunç şeylerle karşılaştık, ki 1 hafta sonra da Rıdvan Karakoç o toprakların altından çıkarıldı kimsesizler mezarlığında, aynı şekilde öldürülmüş, aynı yere cesedi atılmıştı. İlk kayıplar kampanyasını örgütlemeye başladığımızda çok az kişiydik: Toraman Ailesi, Gülünay ailesi, biz ve Bilgin ailesiydik. Rıdvan&#8217;ın cenazesinden sonra aydınların çağrısıyla bir araya geldik. Sonrasında bunu gelenekselleş tirmek gerektiğini konuştuk. Önümüzde çok önemli bir örnek vardı, Arjantin&#8217;deki Plaza De Mayo Anneleri&#8217;nden çok şey öğrenerek Galatasaray&#8217;da oturmaya başladık. Haftalar ilerledikçe başka kayıp yakınları da geldi.</p>
<p> <strong>&#8220;Çekmecelerden çıkan çamaşırlar&#8230;&#8221;</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Fikriye Alpsoy: ‘</strong>94 yılıydı. Bir akşam eşim Halil Alpsoy&#8217;la misafirliğe gitmiştik, döndüğümüzde evin önünde beyaz bir Şahin bizi bekliyordu. Üç kişi indi arabadan. Ben arabadan inince yaklaştılar. Kucağımda 40 günlük bebeğim vardı. Arabaya bindirdiler Halil&#8217;i, ben dedim &#8220;benim 6 tane çocuğum var, siz nereye götürüyorsunuz benim kocamı&#8221;. Bana dediler &#8220;merak etme, karakola kadar götürüyoruz, yarım saat sonra gelir&#8221;. Eve nasıl çıktığımı bilmiyorum, telefonu aldım baktım kesmişler, saat gece yarısını çoktan geçmiş ben nasıl gideyim bir yere? Vücudumda ateş var gibiydi, ağlıyorum, çaresizim, sabah nasıl oldu bilmiyorum, sabah olmadan oğlumu kaldırdım, gittik karakola. Karakolda bana dediler &#8220;Ne oldu, sabah sabah gelmişsin?&#8221;, ben de dedim &#8220;kocamı aldınız&#8221;. &#8220;Öyle birini almadık&#8221; dediler bana. Koca İstanbul&#8217;da bir karakol bırakmadım gidip kocamı sormadığım. En son bir karakolda bana dediler ki &#8220;kocan Gayrettepe&#8217;de işkencededir, git oraya sor&#8221;. Gittim, beni bir odaya koydular, bütün duvarlar dolaplarla çevriliydi. Biri çekmeceleri açıyordu, içinde erkek kadın çamaşırları. Dedim ki &#8220;Bunlar nedir?&#8221;. Bana dedi ki &#8220;sen kocanın çamaşırlarını tanıyor musun? Bak bunlara, arasında varsa kocan buradadır, sağ çıkarsa gelir&#8221;. Bir umut baktım çamaşırlara, içinde yoktu. Günler geçti. Evde bekliyordum, bir telefon geldi. Dedi &#8220;Ben Kırıkkale&#8217;den arıyorum korkma ama biz böyle bir ceset bulduk, geliyorsan bekleyelim, gelmiyorsan defnedeceğiz&#8221; dedi. Dedim ki &#8221; Kimsem yok, okuma yazmam yok, çaresizim, bana 1 saat izin verin, karakola kadar gideyim&#8221; . Kayınlarıma haber verdim, karakola gittim, telefonu anlattım. Bana &#8220;Defol git&#8221; dediler karakolda. Kaynımlar gitti Kırıkkale&#8217;ye, beni götürmediler belki tuzaktır diye. Gittiler, çok işkence görmüş, ensesinden tek kurşunla vurmuşlar, ormanlık alana atmışlar. Ceketinin cebine ev numarasını yazmış, oradan bulmuşlar bizi. Cenazeden 1 hafta sonra da haber aldık Kasım Alpsoy&#8217;u da almışlar. 21 gün sonra Adana&#8217;da amcamın oğlunu da almışlar. O kadar çok kişiyi alıp götürdüler ki, belki bir evden 4 kişi, 5 kişi&#8230;</p>
<p> <strong>&#8220;O daha çocuktu&#8230;&#8221;</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Mukaddes Coşkun: </strong>Ben yengesiyim Abdullah Coşkun&#8217;un. ‘95&#8242;te Kasım ayında henüz lise 1. sınıfa giderken gözaltına alındı Mardin Dargeçit&#8217;te. Ben o zaman ailede değildim, ama akrabayım, biliyorum neler yaşandı. Gece 3&#8242;te Abdurrahman&#8217;ı götürmeye gelmişler. Annesi demiş &#8220;Ne yapacaksınız çocuğumu&#8221;, demişler &#8220;Sen karışma, çocuğun üstüne bir şeyler getir, sabah gel karakola öğrenirsin ne yapacağımızı&#8221; demişler. Abdurrahman&#8217;ı 2&#8217;si öğrenci 7 kişiyle birlikte almışlar. Sabah gitmişler karakola çocuğumuz ne oldu diye, karakoldan demişler ki Mardin&#8217;e götürdük, Mardin&#8217;e gitmişler &#8220;öyle biri yok&#8221; denmiş. Tekrar Dargeçit&#8217;e gittiklerinde &#8220;evet buradalar, 15-20 gün sonra gelin, görüşürsünüz&#8221; demişler. 15 gün sonra gittiklerinde &#8220;Biz serbest bıraktık&#8221; demişler, &#8220;Ama eve gelmedi, o daha çocuk, ne yapsın tek başına dışarılarda&#8221; demişler, cevap yok. Abdurrahman Coşkun&#8217;un ‘93&#8242;te babası askerler tarafından öldürüldüğü için, ağabeyleri de küçük olduğu için okuma yazması olmayan, yaşlı annesi tarafından aranıyor. Kadın kime gittiyse yardım alamamış. Konu komşu akraba da yardım edememiş korkusundan, acaba aynı şey bizim de başımıza gelir mi diye. Kadın tek başına aramaya çıkmış oğlunu. Benim eşim o zaman 11 yaşındaymış. Karakola gittiğinde tartaklanıyor, dövülüyor, gözaltına alınıyormuş annesiyle kardeşleri. Anne gitmedik yer bırakmamış. Nereye gitse yok demişler. Abdurrahman&#8217;la birlikte alınanlardan yaşlı olan kişinin cesedi diye bir ceset getirmişler ailesine, ama tanınmayacak haldeymiş. Aile de çaresi kabullenmiş. Onun dışındakilerden hiç haber yok.</p>
<p> <strong>&#8220;Babam beni hiç sever miydi&#8221; diye soran çocuklar&#8230;</strong></p>
<p> <strong>Fikriye Alpsoy</strong>: Ben çocuklarım için kendime cesaret verdim. Onlar için uğraştım ama onlar için de o kadar zor ki hayat. Kocam götürüldüğünde kırk günlük olan oğlum şimdi soruyor, babam beni hiç sever miydi, beni hiç kucağına aldı mı, nasıl biriydi nasıl konuşuyordu? Çocuklarım ufaktı işe gittiklerinde, bana diyorlardı ki &#8220;Anne gel bizi al işyerinden, biz korkuyoruz&#8221;. Sokaklarda oynamalarına, pencereden bakmalarına hiç izin vermedim. Kocamı götürdüler, kuzularımı götürmelerine dayanamazdım. Babalarına hasret büyüdüler. Büyük oğlumu evlendirdim, bir kızı oldu, torunum ilk &#8220;baba&#8221; dedi. Baktım oğlum dövüyor torunumu. Dedim ki &#8220;Neden dövüyorsun oğlum çocuğu&#8221;, bana dedi ki &#8220;Ben baba diyor muyum ki, o baba diyor?&#8221;, daha bugüne kadar bırakmıyordu ki o kız &#8220;baba&#8221; desin. Çok çektik biz, insana hasret kaldık, gelip de kapımızı çalacak, hal hatır soracak bir insana hasret kaldık. İstiyorlardı gelmeyi ama çok korkuttular, hem bizi, hem eşimizi dostumuzu akrabamızı. Evde çalışan yoktu, hayat şartları zordu. O çocuklarımı okutamadım ya daha hâlâ azap çekiyorum. İçime dert oldu.</p>
<p> <strong>&#8220;Kürt olmak suçların en büyüğü&#8230;&#8221;</strong></p>
<p> <strong>Mukaddes Coşkun: </strong>Abdurrahman Coşkun&#8217;un annesinin yaşadığı şeyleri yaşamamayı diliyorum, hiçbir anne yaşamasın istiyorum. Oğlum var iki yaşında, ona bırakıyorum, ben gidiyorum Galatasaray&#8217;a. Eşim 11 yaşındaymış abisi kaybedildiğinde. Annesi okuldan alıyor onun da başına bir iş gelmesin diye. Onu Mardin&#8217;den İstanbul&#8217;a gönderiyor. Eşim 27 yaşında şimdi, yarım saat geç kalsa annesi hemen telaşlanıyor, belki bir şey olmuştur diyor. Benim kardeşimi de tutukladılar düğüne giderken daha geçen yıl. Değişmiyor bazı şeyler bizim topraklarda, öyle bir hayat ki bizimki Kürt olmak suçların en büyüğü. Kardeşimin hiçbir suçu yok, 1 senedir daha davası görülmemiş, bekliyoruz. Benim annem de şimdi aynı acılardan geçiyor. Annelerin kaderinin bu olmasını istemiyorum. Anne Galatasaray&#8217;da ilk eylemlere katıldığında gözaltına alınmış, mahkemelerde süründü 60 yaşındayken. Tek isteği de çocuğunun kemikleri. Ben o anneyi görüyorum, çocuğumu o annenin yanında büyütüyorum. Gece çocuğuma sarılıyorum başına kötü bir şey gelecek diye ödüm kopuyor. Kimse yaşamasın bu korkuları. Bütün anneleri el ele vermeye çağırıyorum.</p>
<p> <strong>CUMARTESİ MEYDANI&#8217;NIN KADINLARI</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Sanki onun yanına gidiyormuş gibi&#8230;</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Fikriye Alpsoy: </strong>Televizyonlarda gördüm ilk Cumartesi Annelerini. O kadar çok kişiyi kaybettik ki ailemizden &#8220;Acaba bizi de alırlar mı, çocuklarımızı götürürler mi&#8221; diye çok korkuyorduk. Bayram günü bile kapımızı çalan olmadı, ne haldesiniz, ne yapıyorsunuz diyen olmadı korkudan. Bir sabah erken kalktım baktım kapının arkasında yastıklar var, dedim Allah Allah, ne işi var bu yastıkların kapının arkasında? Çocuklara sordum, dediler &#8220;Korkumuzdan yatamıyoruz, babamızı aldılar, ya seni de alırlarsa biz ne yapacağız? Yastıkları koyduk ki kapıyı açamasınlar&#8221;. Şu anda bile bir adım atıyorum, arkama bakmadan yürüyemiyorum. Bazen diyorum kendi kendime insanlar beni görünce kendi kendilerine soracaklar acaba bu kadın neden bu kadar çok arkasına bakıyor diye. Çok korku vardı, hâlâ da var. Ben diyemiyordum &#8220;Benim kocamı kaçırdılar, öldürdüler&#8221;, hesap soramıyorduk korkumuzdan. Şimdi meydanlara çıkıyoruz, bağırıyoruz. Katilimizi istiyoruz. Fotoğraf tutmuyoruz da sanki yanı başımızda onlar duruyor gibi hissediyoruz. Cumartesi meydanına gittiğim zaman sanki kendisi oradadır da ben onun yanına gidiyorum gibi hissediyorum. Her cumartesi torunlarım zannediyor ki ben dedesinin yanına gidiyorum. Peşime düşüyor, &#8220;Ne olur babaanne bizi de dedemize götür&#8221; diyorlar. Kızım hatırlamıyor babasını, çok zor geliyor bu ona, o da babasını arıyor sanki orada&#8230;</p>
<p> <strong>O resimler azalsa&#8230;</strong></p>
<p> <strong>Mukaddes Coşkun: </strong>Anne sonuçta o, hâlâ arıyor evladını. Şimdi en ufak bir haber gelecek umuduyla yaşıyor, en küçük bir gelişmede hemen dilekçe yazıyoruz, yetkililere başvuruyoruz. Haberlerde izliyoruz, kuyular açıldığında, birileri bulunduğunda, ifadeler verildiğinde, anne her seferinde benim oğlumun kemikleri de oradan çıkar mı diye heyecanlanıyor. Her haberi izliyor, hiçbir haberi kaçırmıyor. Bir umut yani, yaşadığından umudunu kesmiş, hiç değilse bir mezarı olsun diye umud ediyor. Mezarına gideyim, hiç değil bir dua edeyim diyor. Onun çektiğini anlatmak gerçekten zor, geceleri kalkıyor bizi uyandırıyor haber var mı bir izleyeyim diye, bir haber geldiği zaman hemen belki bizim evladımız çıkar diye heyecanlanıyor. Şimdi 70 yaşının üzerinde, hasta, ben gidiyorum onun yerine Galatasaray&#8217;a. Dilerim azalır o resimler. Ama kaybı olanlar bize katılsınlar. Biz hep gideceğiz, bir umut, o umudun peşinden hep gideceğiz. Herkes ister kaybının hayatta olmasını, ama biz artık sadece kemiklerinin, mezarının peşindeyiz. Bizim umudumuz da bu. Her şey annelerin elinde bu zamanda, bütün annelere sesleniyorum, gelsinler de hep beraber bir çare bulalım&#8230;</p>
<p> <strong>Bir çocuğum da o meydan&#8230;</strong></p>
<p> <strong>Maside Ocak: </strong>İnsanlar yanımızdan geçip giderlerken Galatasaray Meydanı bir taşduvar, bir parke taşından ibaret ama bizim için çok farklı anlamlar ifade etti orası. Kayıpların çocukları ve hatta torunları, biz birbirimizi orada bulduk. Biz Galatasaray&#8217;da tanıştık. Birimizden biri gelmediği zaman iki fotoğrafı birden tutuyoruz, niye gelmediler acaba diye soruyoruz. Onlar bizim sadece fotoğraf albümümüzde kalmıyor, onların düşünü, onların gülüşünü, onların mücadelesini taşıyoruz. Biz o meydanın şanslılarındanız, bizim çiçek götürebildiğimiz bir mezarımız var. Ama o meydanda mezarı olmayan onlarca kayıp yakını var. İnsan olabilmek, insan kalabilmek için, hatta kadınsak eğer kadın duruşumuzla, kadın duyarlılığımızla orada olmak çok önemli. Kadınlar bugün dünyayı değiştirebilecek güçteler. Biz o meydanın kadınlarıydık, biz o meydanda onlarca çocuk büyüttük. Şimdi o meydanda bizim çocuklarımız var. Ben ilk gençliğimi yaşadım orada. Birçok duyguyu bir arada yaşıyor insan o meydanda, hüznü yaşıyor ama en çok hüznü değil, özlemeyi, en çok paylaşımı, en çok da acının renginin ortaklığını yaşıyor insan orada. Şimdi bir çocuğum var, bir çocuğum Galatasaray, bir çocuğum da kayıplar mücadelesi. Çünkü bitmeyen bir şey bu, çünkü son kaybımız bulunana kadar sürecek bir mücadele. Ben inanıyorum ki benim sesim ne kadar yüksek çıkarsa, yanımdakilerin sesi ne kadar yüksek çıkarsa o kadar yaklaşacağız kayıplarımıza.</p>
<p> <strong>NE İSTİYORUZ</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Maside Ocak: </strong>Cumartesi Annelerinin talepleri kayıpların bulunması, kaybedilen insanların en azından kemiklerinin ailelerine verilmesi, bununla beraber bugün Mehmet Ağarlar yargılanırken, bugün Ergenekoncular itiraf etmişken insanları nasıl kaybettiklerini, Diyarbakır&#8217;da Temizözlerin davası devam ederken, Bolu Jandarma Tugayı&#8217;nın kaç tane insanı kaybettiği ortadayken ve tüm bu deliller ellerinin altındayken bizim talebimiz şu: Yargı işini yapsın. Hukuksa bizim için de hukuk. Eğer onların hukuku katilleri, katliamcıları korumaksa bir anlığına kayıp yakınlarının yerine koysunlar kendilerini ve onlar için de hukuk istesinler. Hepimizin kayıplarının failleri belli aslında, bunlar onlarca davadan yargılandılar ama hep sütten çıkmış ak kaşık oldular. Biz sadece kayıplarımızı istiyoruz ve kaybedenlerin cezalandırılması nı istiyoruz.</p>
<p> Kaynakça : <a href="http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=69736">http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=69736</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/05/25/isim-siddet-lakabim-mesru/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/05/25/isim-siddet-lakabim-mesru/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Acı Kimin? - Türkiye&#8217;de Ermeni Olmak&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/05/12/bu-aci-kimin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/05/12/bu-aci-kimin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 21:58:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[1915]]></category>

		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Ermeniler]]></category>

		<category><![CDATA[Zulüm]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9806</guid>
		<description><![CDATA[ Sunuş: Geçtiğimiz hafta bir gurup duyarlı isim bir araya geldi ve &#8216; Bu Acı Hepimizin &#8216; eylemini gerçekleştirdi. Bu anlamlı eylemin imza metninin vurgularından biri; bir çok Ermeni vatandaşımızın artık bizimle olmadığıydı. Evet, gerçekten 1915&#8242; nüfusumuz 13 milyonken, bu topraklarda 1,5 - 2 milyon Ermeni yaşıyordu. Her biri ülkenin farklı şehirlerinde yaşıyordu. 1915&#8242;te, bir bilinmeze [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ozlemek.jpg"><img class="size-medium wp-image-9809 alignleft" title="ozlemek" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/ozlemek-189x300.jpg" alt="" width="189" height="300" /></a> <strong>Sunuş:</strong> <em>Geçtiğimiz hafta bir gurup duyarlı isim bir araya geldi ve &#8216; Bu Acı Hepimizin &#8216; eylemini gerçekleştirdi. Bu anlamlı eylemin imza metninin vurgularından biri; bir çok Ermeni vatandaşımızın artık bizimle olmadığıydı. Evet, gerçekten 1915&#8242; nüfusumuz 13 milyonken, bu topraklarda 1,5 - 2 milyon Ermeni yaşıyordu. Her biri ülkenin farklı şehirlerinde yaşıyordu. 1915&#8242;te, bir bilinmeze  gönderilmeye başlandılar. Bu ülkenin yetimi, öksüzü, vatandaşı olarak kalmak isteyenler ise sokak ortasında öldürüldü. Şimdi artık birçoğu maalesef bu topraklarda değil, daha doğrusu bu topraklarda ama toprağın üstünde değil, toprağın altında. Artık yoklar.Onları kaybettik&#8230;</em><em> </em></p>
<p><em>Biz de kaybet(me)diğimiz bir Ermeni dostumuzla, sevgili Garabet Orunöz ile henüz onu da kaybetmemişken, bugüne kadar konuşamadıklarımızı konuşmak istedik. Umarız bu insan  insana  söyleşi, bu acının hepimizin olduğunu bir nebze olsun hatırlatabilir, anlatabilir.</em></p>
<p> </p>
<p><strong>C.B: Garabet bey sizi biraz tanıyabilir miyiz?</strong></p>
<p>G.O.  Doğru olmamakla beraber, devletin vermiş olduğu belgeye dayanarak, 1 Nisan  1960 doğumluyum. Kendimi hatırladığım tarih olan; 1964  aynı zamanda  anamın ölüm yılı,  dönemin ince hastalık dediği, hastalıktan vefatı sonucu, babam,  3 aylık bir kız bebek, dört yaşındaki ben (garabet)  ve  7 yaşında bir ablayla beraber aynı evde yaşama tutunmaya çalışmış biriyim.  Yedi yaşına kadar, sonra mı? komşumuz Sara Makasçı;  benim bir Ermeni okulunda okumam için babamı ikna edip,  İstanbul&#8217;daki Gedikpaşa  Ermeni Protestan Yatılı okuluna yollamasıyla devam ediyor. Tuzla Kamp Armen&#8217;de kalarak Ortaokul&#8217;u daha sonra 1975-77 yıllarında Yurtdışında tahsil ve geri dönüp Kapalı çarşıda, önce 2 ay Derici, sonra 2 ay Kuyumcu tezgahtarlığı ve nihayet son kararımı vererek, kuyumcu el sanatı öğrenmek için Agop Topaloğlu&#8217;nun atölyesinde çalışmaya başladım.<span id="more-9806"></span></p>
<p> <strong>C.B: Ben biraz kronolojik olarak ilerlemek istiyorum. Biraz çocukluğunuzdan başlasak, memleketiniz neresidir? Aileniz?</strong></p>
<p>G.O Malatya merkez Çavuşoğlu, Salköprü mahallesi, İsmetiye sokak no 27de doğmuşum. Babamın ikinci eşinden olma ortanca çocuğuyum. Benden 3 yaş büyük bir ablam, üç yaş da ufak bir kız kardeşim var.  Babamın ilk eşinden olma da, iki ağabeyim ve iki de ablam var. ağabeylerimden biri Nişan Orunöz, 5/3/1936 doğumluydu, 29/1/2001 de İzmir&#8217;de rahmetli oldu, İzmir&#8217;de Ermeni kilisesi kalmadığından, dini törenini Gür çeşme camiinde icra ederek,  Yeni Buca mezarlığına defnettik. Diğer kardeşlerin hepsi, Dünyanın dört tarafına dağılmış olsalar da  hayattadırlar. Kimi Fransa&#8217;da, kimi Almanya&#8217;da, Hatay&#8217;da olanı da var, Malatya&#8217;da olan da. Hepsi evlidir, kimi Ermeni ile, kimi Müslüman ile. Ne fark eder? Etnik kökeninin kiminle evli olduğu demeyin. Anadolu&#8217;da bir çok söz gibi &#8220;Davul dengi, dengine&#8221; diye de sözü  boşa dememişler. Sevgili Cemile; yukarıda bir cümlenin arasında, &#8220;Kaybetmediğimiz Dostumuz&#8221; demiştin; Hayatta Senin gibi bir değerli dost da ben tanımışsam  eğer;  ben bu hayata ucuz gözle nasıl bakarım?  Meraklanma, ne kaybolurum, ne yarı yolda bırakırım.</p>
<p> <strong>C.B: Aileniz içerisinde 1915 olayları ile ilgili anılar anlatılır mıydı? Belgelerden uzak, yaşayan ağızlardan Türkiye&#8217;de Ermeni olmanın nasıl bir şey olduğunu yada Tehcir&#8217;i dinlediniz mi hiç?  </strong></p>
<p> G.O.Ailem ile bir arada olma şansım sadece yedi yaşına kadardı. Bu yaşa kadar da 1915 olayları ile bir şey sorma şansım olmadı.  Tehcirden önce, babam ile olan bir anımı anlatmak isterim. Her çocuğun gözündeki kahramanı babası olduğu gibi, benimde kahramanım, babamdı. İlkokulu okumak için Malatya&#8217;dan İstanbul&#8217;a yollandıktan üç yıl sonra, bir daha babamı görme şansım oldu. 1970 yılının yazında, Tuzla Kamp Armen&#8217;in müdürü Hrant Güzelyan tarafından, Malatya&#8217;ya babamın yanına yollandım.  Baba ocağında ilk geceyi, heyecandan olsa gerek,  zor  sabah ettim.  Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte babam, çeşmeye yüzünü yıkamak için gitmeye hazırlanırken, bende kalktım. Babam peşkirini  (havlu) omzuna attı, kapıdan çıkarken başladı &#8220;Hayr- Mer&#8221; diye, Ermenice  dua etmeye; ben İstanbul&#8217;a okumaya gelmeden önce de, her sabah bu duayı söylerdi. Ben anlamıyormuşum. İlk sabah, babamdan daha gür bir ses ile ben duayı söylenmeye başladım, babam sustu, çeşmede  elini-yüzünü yıkadı, ben duayı bitirdim, bende yıkandım, eve döndük, dizlerinin üstüne çöken babam hıçkıra-hıçkıra  ağladı. O zaman ne olduğunu anlayamamıştım, sonra bir ara, &#8220;Sara- Sara (Sara beni İstanbul&#8217;daki yetimhaneye yollayan kadın)  Allah ömrümden ala sana vere,  çağamı (çocuğumu)  kurtardın&#8221;  dediğini duydum.</p>
<p>     Babamdan Soykırım yada Tehcir hakkında bir şey duymadım. Yalnız bundan iki yıl önce, ana tarafımı aradım ve dayılarım ile teyzemle tanıştım. Dayımdan,   Anneannemin sırtında tehcirden kalma iki hançer yarası olduğunu öğrendim. Zaten  o olaydan sonra da, din değişip İslam olmuşlar, hayatta kalmışlar.  Dayım ile iki yıl sadece telefonda konuştum, seni görmeye geleyim mi? dediğimde ise; &#8220;oğlum bizler kendimize yeni bir dünya kurduk  gelme&#8221;  dedi. Bende 15 Ağustos 2009 da haber vermeden gittim, karşısına dikildim, dayı ben geldim dediğimde, hıçkırarak ağladı dayım. Hasret</p>
<p>Giderdikten sonra, sohbete oturduk. Dayıma, anamı sordum. Dayım ise; oğlum ananı nasıl olsa anlatırım da, esas benim yaşarken içime dert olanı bir anlatayım, dedi. Tehcir sonrası İslamiyet&#8217;i seçmiş olmalarına ve adlarını değiştirip de camiye gitmelerine rağmen, Şiro çayında boğulan bir dayım olduğundan bahsetti. Bu dayımın cenazesini, köyün camisinden namazını kılıp, mezarlığa defnetmeye götürürlerken, yollarını eli sopalı bir takım köylüleri kesip, bu &#8220;kefere&#8221;yi bizim mezarlığımıza gömemezsiniz, deyip gömülmesini engellemişler. Dedem, köylülerin ne demek istediklerini çok iyi anladığından, yolu değiştirip, Müslüman mezarlığının bulunduğu yerin, tam karşı tepesine götürüp, dayımı defnetmişler.  Bu olaydan tedirgin olan bir kısım &#8220;dönme&#8221; Müslümanlar, daha sonra  köyü terk etmişler. Dedem ve dayılarım  teyzem ile kalırlar.  Bir müddet sonra bir dönme Müslüman daha rahmetli olur. Camide  cenaze namazı kılınır,  aile yolları çevrilir  endişesiyle, Müslüman mezarlığına yönelmez, doğru dayımın yanına götürürler.  Kısa zamanda bu olay alışkanlık haline gelir ve dönme Müslümanlar, cenazelerini dönmelerin mezarlığı diye oluşturulan bu mezarlığa gömmeye başlarlar.  Yaklaşık on beş mezar oluştuktan sonra ise; bir gün muhtar ilçeye kaymakama gider ve olayı anlatır, çözüm ister. Kaymakam çözümü bulur. İşte yıkıldığım an; bu haber üzerine devlet karayollarından bir dozer gelip on beşi aşkın mezarı darmadağın eder, buradan yol geçecek der, bir kemik dahi almalarına müsaade etmeden, bir yol uzantısı süsü verilir ve aynen öyle de bırakıp giderler. 40 senedir o yol aynı şekilde yarım duruyor.<br />
 Bu olaydan sonra camideki ilk cumaya,  tüm köy halkı hoparlörle davet edilir. Verilen vaaz sonrasında köyde, namaz kılmayan kimsenin olmadığını söyler hoca efendi, dolayısıyla namaz kılan herkesi aynı yere gömmek gerektiğinden dem vurur.<br />
 <br />
O gün, bu gündür de, köyde tek mezarlık oluşmuştur.  Yaşayan  &#8221;DAYIM&#8221; da   komşuları için namaz kıldığını söyler, hocanın iş için şehre gittiğinde de yeğenim   gönüllü olarak  namaz kıldırır, lakabı da &#8220;GAVUR İMAM&#8221;dır. Mezarı olmayan biri için;  Tehcirmiş, büyük felaketmiş, Soykırımmış, adı önemli mi? Anamın mezarının olmayışı vicdanımı rahatsız ediyordu. Ben kırk beş sene sonra anamın mezarını buldum. O gün kadar rahat uyuduğum bir günü de hatırlamıyorum.  Uykusunda rahat edemeyenler, mezarı kayıp olan, mezarı olmayan, bir yakınınız, akrabanız, hatta komşunuz bile varsa; Onun kayıp mezarını bulmaya yardımcı olun, aha burası onun mezarıdır deyip, bir dua okuyacak taş dikin, rahat edin.</p>
<p><strong><br />
C.B: Çocukluğunuzun </strong><strong>geçtiği</strong><strong> yerde Ermeni olmanın ağırlığını yaşadınız mı?</strong></p>
<p>G.O. Çocukluğumun geçtiği yer Tuzla Kamp Armen&#8217;di  ki; Tuzla&#8217;daki arkadaşlarımın ağız alışkanlığından, Ermeni eşittir Gavur lafından hiç rahatsızlık duymadım.  Yalnız ayrımcılık ve rahatsızlık kelimelerini yaşayarak hissettim. Mesela; bugün de beni bir arkadaşına  tanıştıran,  arkadaşım benim Ermeni olduğumu söylemez. Bu gavur&#8217;dur der.  Şaka olduğunu bilmeme rağmen, alınırım.  Alınganlığımı da belli ederim. Belli etmemin sebebi, bir daha yapmasın diyedir, ama bilinç altına öyle bir yerleşmiş ki; tekrarlanır her seferinde. Bu ötekileştirmenin bir çeşidinden duyduğum  rahatsızlığım.   </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/5.jpg"><img class="size-medium wp-image-9810 alignleft" title="5" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/5-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" /></a></p>
<p>Ayırımcılığım ise; Dokuz yaşından beri idealim Pilot olmaktı. Ortaokulu bitirdiğimde, Pilot olmak için Hava Harp Okuluna başvurduğumda, tüm evraklarım tam olmasına rağmen, kayıt görevlisi;  herkesin adını tükenmez kalemle yazarken,  benim dosyamı alıp önce bir yüzüme baktı, sonra da kurşun kalemle adımı yazmaya kalktı. Bende isyanıma yenik düştüm, kayıt yapan askerin  elinden  kurşun kalemi alıp, benim de adımı tükenmez ile yaz, sileceksen de sonra karalarsın, dedim. Az sonra bir rütbeli subay gelip, beni ikna etti.  Bir daha hiçbir devlet memurluğuna başvurmamam gerektiğini  kibar bir lisanla  bildirerek, Kamp Armen&#8217;e yollanmamı emretti. Ben de uyguladım. Ne olursa  olsun, &#8220;Sadık Vatandaş&#8221;ım. Ne geçmişte atalarım isyan etti, ne de günümüzde yaşayanlar olarak bizlerin isyan etme gibi bir niyetleri olmadı. Olmaz da. Kuzu gibi yetiştirildik, koyun gibi güdülürüz.        </p>
<p> <img class="aligncenter size-full wp-image-9816" title="tuzla-kampinda-hrant-rakel-garabet-ve-dunyanin-dort-tarafina-da_ilmi_-di_erleri-di_erleri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/tuzla-kampinda-hrant-rakel-garabet-ve-dunyanin-dort-tarafina-da_ilmi_-di_erleri-di_erleri.jpg" alt="" width="500" height="336" /></p>
<p><strong>C.B: Peki, Tuzla Yetimhanesi&#8217;ne gelişiniz, Tuzla Yetimhanesi, arkadaşınız Hrant desem?</strong></p>
<p>G.O. Keşke demeseydin, desem. Ama bir defa sordun, söz ile mermi arasında hiçbir fark yokmuş. Tuzla&#8217;ya; 1967den itibaren, (1970 yazı hariç)  her yaz gitmişimdir. Hrant ağabey ile ilkokula gideceğim ilk gün,  karşılaştığımız anı çok net hatırlıyorum ki; okula giderken kapı önünde ikişerli sıra olurduk. Haftanın nöbetçi abisi, Kum kapı&#8217;ya  yakın yerde bulunan okula götürüp  getirmekten sorumlu olurdu.  Hrant&#8217;ın sesiyle irkildim ve  &#8220;benim yontulmamış Malatyalım, sıraya geçsen de gitsek&#8221; ile başlamış, vurulduğu güne kadar da ağabey-kardeş ilişkimiz sürmüştü.  Hrant için anlatacak-söyleyecek çok söz var, yavaş-yavaş herkes Onun ne kadar büyük bir sevda ile Türkiyeli olduğunu anlayacak, ama bu anlayış  Hrant&#8217;ı geri getirmeyecek. Bari başkalarını götürmesin. Bir kişi bile olsun, sevgi uğruna &#8220;ölmeyi&#8221; göze alabiliyorsa eğer, &#8220;insanlığın&#8221; yaşama hakkı var, demektir. </p>
<p> </p>
<p><strong>C.B: Tuzla Yetimhanesi&#8217;nde ne kadar kaldınız? Oradan ne gerekçe ile ayrılmak zorunda kaldınız?</strong></p>
<p>G.O. Tuzla Kamp Armen&#8217;de  sekiz sene kaldım. Kamptan;  eğitim için Yurtdışına gitmek üzere ayrıldım.  İki yıl sonra Yurda geri döndüğümde de, ilk gittiğim yer yine Kamp Armen oldu. Herkes &#8220;Tuzla Yetimhanesi&#8221;  diyor,  oranın talebeleri bizler ise; Kamp Armen deriz. Orası bizim evimizdi, hayata dair her şeyi biz orada öğrendik.  Her ne kadar aramızda Yetimler ve öksüzler olsa da, aile eksikliğini  hissetmedik ve hissettirmedik. Bu; Kamp Armen&#8217;in  bir geleneğiydi.</p>
<p> </p>
<p><strong>C.B: Tuzla Yetimhanesi&#8217;nin şu an ki durumu nedir? Size ait ancak sizden alınmış bu mekan ile ilgili yaptığınız çalışmalar var mı?</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/100_7383.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-9811" title="100_7383" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/100_7383-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>G.O. Tuzla Kamp Armen&#8217;in durumu şu an &#8220;atıl&#8221; vaziyettedir. Kapısı, penceresi yok, kör bir insana benziyor. İçinde barındırdığı çocuklarından uzaklaştırıldı. Lal olmuş çocuk gibi, konuşamıyor.  Bizim değil ki; gidip de bakalım. Güzelim çam ağaçları, Elma Armut, Erik, İncir, Ayva, Ceviz  Şeftali ağaçlarımız vardı. Bunlardan bir tane bile kalmamış.  Son olarak 25 Nisan 2010 da  55 kişi gittik, emeklerimizin nasıl ziyan edildiğini izleyip, ağlaştık.  Bu  bina da;  bir  Milli Servettir, yazıktır,  günahtır, kaderine terk edilmesin, Devletimizden bir ricam olacak; İnsanlığın ve Halkların kardeşliğine inancı ve de YETİM emeğine ve hakkına saygısı varsa,  ahrete inanıyorsa, haramın ne demek olduğunu biliyorsa,  bu ADALETSİZ el koymanın  giderilmesi yönünde bir adım atsın,  TC vatandaşı  olarak talep ve rica ediyorum. Komşu; komşusunu &#8220;dostluk&#8221; adlı sokakta öldürmüş. Eğer; her iki halk da dost ise; bu Tuzla Kampımızı &#8220;El Birliği&#8221; ile tekrar yaşama döndürmenin ve dostlukların yeşermesinin bir yolunu mutlaka bulmanın bir yolu olmalıdır.  Tuzla Kampımız için, sponsor bulabilirsem,  bu yıl sonuna yetiştirilmesi şart olan, bir kısa  kurgu film projem var. Bunun için; basında çıkmış bir haberi de tekrar paylaşmakta fayda var.</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/img_1971.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-9812" title="img_1971" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/img_1971-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>&#8221; Bir süre önce Türkiye ile Ermenistan arasında başlayan tarihi yakınlaşma, beyaz perdeye de yansıdı.</p>
<p>Anadolu Kültür ve Uluslararası Altın Kayısı Film Festivali öncülüğünde 2008 yılında başlatılan, geçen sene &#8220;Ermenistan-Türkiye Sinema Platformu&#8221; adını alan girişim, ilk meyvelerini vermeye hazırlanıyor. Bu kapsamda, Türkiye ve Ermenistan&#8217;dan bir çok başvuru arasından seçilen 10 sinemacı, 8-10 Nisan 2010 tarihleri arasında İstanbul&#8217;da bir araya geldi. Ermenistan-Türkiye Sinema Platformu&#8217;nun 5. buluşmasında, toplam 5 proje destek aldı. Seçici kurulunda Melek Ulagay, Nurdan Arca, Sırrı Süreyya Önder, Sevil Demirci, Çiğdem Mater ve Uluslararası Altın Kayısı Film Festivali &#8220;Directors Across Borders&#8221; direktörü Artsvi Bakhchinyan&#8217;ın yer aldığı platform toplantısında, iki ülkeden toplam 10 proje değerlendirildi.</p>
<p>KAYBOLMAYIN ÇOCUKLAR</p>
<p>İngiltere merkezli Global Dialogue tarafından desteklenen toplantıda, Türkiye&#8217;den; Gülengül Altıntaş ve Garabet Orunöz&#8217;ün &#8220;Kaybolmayın Çocuklar!&#8221;,  Meryem Yavuz ve M. Cem Öztüfekçi&#8217;nin &#8220;Agop&#8217;tan Şükrü&#8217;ye Selam Var&#8221;, Ermenistan&#8217;dan Diana Kardumyan&#8217;ın &#8220;Galata&#8221;, Arthur Sukiasyan&#8217;ın &#8220;Güvercin Ustaları&#8221; ve Gor Baghdasaryan&#8217;ın &#8220;Komşular&#8221; adlı projelerine platform kapsamında destek verilmesi kararlaştırıldı.&#8221;  </p>
<p>Bu kısa film haricinde ise; Kampımızdan su içmiş, ekmeğini yemiş, bir ağaç dikmiş, taş üstüne taş koymuş olanlardan, Dünyanın dört bir tarafına dağılmışların hikayelerini ve anılarını toplayıp, eski resimleriyle birlikte bir kitap yayınlamak var. Ömür yeterse;  yaşanmışlıkların tamamını yazmak isterim. </p>
<p><strong>C.B: Sonraki dönem, mesela askerlik yaptınız mı? Hatta bir Ermeni&#8217;nin bir askerlik anısını dinlemek istesem?</strong></p>
<p>G.O. Bende bu ülkenin evladıyım, her ne kadar ötekileştirilmeye zorlansam da, kendimi öteki görmedim. Askerlikte yaptım, Sarıkamış Dağ taburunda Kursa da gittim, başarı belgesi de aldım. (kurs belgesini attach ile yollayacağım)</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/kayak-diplomam.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-9813" title="kayak-diplomam" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/kayak-diplomam.jpg" alt="" width="500" height="298" /></a></p>
<p>Askerlik dönemim de 12 Eylül ihtilali de oldu. Dağlara da yollandım, yollarda da nöbet tuttum, verilen vazife ne olduysa yaptım. Alayda benim Ermeni olduğumu bilmeyen yoktu.   Bu arada ilginç olaylar da yaşadım. Bir gün, nöbetçi subayı içtimada topladığı alaya şöyle seslendi; arkadaşlar, yine Ermeni Asala militanları bir konsolosumuzu vurmuş.  Aramızda Ermeni arkadaşlarımız var. Olmaya ki; biriniz Onlardan herhangi birini rahatsız edesiniz. Onlar da sizler gibi Vatani görevlerini yapmaya gelmiş vatandaşlarımızdır.  İşte bu sözlerden sonra; etrafıma toplanan arkadaşlarım, sorular sormaya başladılar. Yahu Garabet, bu Sizinkiler Bizimkileri niye vuruyorlar? Hadi gel de çık işin içinden. Sizinkiler- Bizimkiler ayırım baştan başlamış oldu.  Muhabbete oturacağız  diye!  Bedava tarih dersi yok hele bir demlik çay söyleyin ki anlatayım, dedim. Masanın etrafına toplandık, çaylarımızı da doldurduk, kimseyi üzmeden, beni en iyi anlayabilecek kişinin gözlerinin de içine bakarak, hani 1915 yıllarında  Senin deden benim dedem ile kapı komşuyken,  bir gece aniden gelen emirle kadın-erkek, çoluk-çocuk,  toplayıp götürmüşler de, bir daha geri gelmemişler ya! Derken, az ilerimizde duran bir Muşlu arkadaşın dikkatle bizi dinlediğini fark ettim. Muşlu ula sende yanımıza gelsene deyip, tamda yanıma aldım. Bir de tembihledim, ula Muşlu küfür etmeyesin bak ben Ermeni&#8217;yim dedim. &gt;Muşlu;  haşa de ağabey yahu, sen hiç Ermeni olabilir misin? Bak senin de benim gibi etin var, kemiğin var dedi. &lt;Bende; Muşlu senin bildiğin Ermeni nasıldır? Diye sordum, gayet ciddi bir tavırla, Ermeni boynuzludur, dedi. Şimdi;  20 yaşına gelmiş, Ermeni&#8217;nin boynuzlu olduğuna inanmış birini yalancı mı? çıkaraydım. Ona öyle öğretilmiş ne yapsın. Benim de vardı askere gelirken kestirdim, deyince, ayağa kalktı hemen kafamdan kepimi aldı, saçlarımın arasından kesik boynuz izini aramaya başladı.  Bu seferde boşuna arama estetik yaptırdım. O nedir?  diyecek oldu, ben sana sonra anlatırım, dedim. Sonra ahbap olduk, kendisine Ermeni&#8217;nin boynuzlu olduğunu kimin öğrettiğini sordum, okula hiç gitmemişti, hoca dedi. Hoca diye köyün imamından bahsediyordu. Hocanın babasının adını sordum, Abdullah&#8217;mış, dedesinin adını biliyor musun? Dedim, Heçik  (Haçik= Ermeni ismidir) dedi. Şimdi ben ne diyeyim, &#8220;Yarım doktor candan, yarım hoca da İmandan eder&#8221; demişlerse boşa dememişler. Okumuşuyla okumamışı arasında da  bir şey fark ettim. Askerlikten 28 sene sonra, &#8220;Türkiye&#8217;de Ermeni Olmak&#8221;  adlı bir söyleşiye dinleyici olarak gittim. İki profesör, konuştular, anlattılar, soru-cevap kısmında bir şey sormak için korkak talebelere benzer, parmak kaldırıp durdum, profesörün erkek olanı gördü. Buyurun deyince; aramızda hiç Ermeni var mı? diye sordum. 150 kadar kişinin içinde bir tek kişi bile ses çıkarmadı. Ne yaptınız? Türkiye&#8217;de bir tane bile Ermeni bulamadınız mı? ki kendi-kendinize Türkiye&#8217;de Ermeni olmayı söyleşiyorsunuz?  Dedikten sonra, biliyor musunuz?  Ben Ermeni&#8217;yim  dedim.   Sonra da, profesörlerden  bir  şikayetim  olacağını, söyledim ve &#8220;İşlerinin İnsan eğitmek&#8221; olduğunu, ama &#8220;İyi Eğitemediklerinden&#8221;  bir insanın, bir başka insan için boynuzlu olabileceğini düşünen, Muşluyu anlattım. Profesörlerden erkek olanı; Garabet hocam; aklınla bin yaşa, bende Kürt asıllıyım, benim için de kuyruklu diyorlar. Bundan sonra bende senin yaptığın gibi yapıp,  kuyruğu kestirdim diyeceğim dedi ki; aman hocam, hiçbir yerde söylemeyin dedim. Niye diye sordu koca profesör?  Ben boynuzları kestirdim deyince; Muşlu kepimi alıp kafamı açtı, hocam Siz kuyruğu kestirdim deseniz, demem ile salon kahkahayla yıkıldı.  Bu anılarım; biri askerden, devamı sivildendi, biri okumamış, diğeri de eğitmemiş bir eğitmendendi.          </p>
<p> <strong>C.B: Hiç Ermeni olduğunuzu saklamak zorunda kaldınız mı? Ya da aileniz böyle bir zorunluluk yaşadı mı?</strong></p>
<p>G.O. Ben şahsım olarak asla kimliğimden dolayı utanmadım ki, aslımı inkar edip de gizleme ihtiyacı duyayım. Saklamadım,   saklanmadım. Ailemden saklayan  var. Hatta bir iş için bir dostum beni  tanıştıracağı kişinin,  beş vakit namaz kıldığını, dolayısıyla da bir gayrimüslim ile iş yapmak istemeyebileceğini söyledi. Senin adını Galip olarak söyledim, sende açık etme işine bak dedi, tanışmaya ve ilk işimizi almaya gittik. İstanbul Maltepe&#8217;ye gidecektik, gittik. Mağazadan içeri girince, selamlaştım ve kendimi tanıttım. Ben Garabet, Ermeni&#8217;yim dedim, arkadaşım kızardı ve terledi. Mağaza sahibi çok memnun olduğunu, iyi ustaların Ermeni olduğunu söyledi, çayımızı içtik, siparişimizi aldık çıktık. İkinci işimizi de yaptıktan sonra,  ne hesabımı alabildim, ne de hakkında şikayetçi olabildim. Allah&#8217;a havale ettim, emeğimi HELAL etmedim  şimdilik, sonra eder miyim?  bilmiyorum. Benim kendisinden daha fazla ihtiyacım olduğundan dolayı etmem. Bu adam  alın terine  saygıyı   bilse, emeğimi gasp etmezdi. Gavur&#8217;un emeğini de malını da gasp etmek, ona &#8220;helal&#8221; diye öğretilmiş.  İnsanımızın çoğunluğu; ganimet kültüründen ne zaman kurtulacak ve üretip, yaratıp, yetiştirirse, haram ile helalin de ne demek olduğunun kıymetini bilecek.    Mesela benim Hristiyan olduğu halde, Müslüman ismi verilmiş, hem Ermeni olduğunu hem de Hristiyan olduğunu gizlemek zorunda kalmış tanıdıklarım var.</p>
<p> <strong>C:B: Benim bir Türk olarak, sadece dinlediğim Ermenice bir şarkıdan dolayı yediğim azarı düşünürsek acaba sizin için Ermeni olarak Türkiye&#8217;de yaşamak nasıl birşey?</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/img_2096.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-9814" title="img_2096" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/img_2096-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>G.O.Bunun için bir dostum çok güzel bir yazı yazmış, aynen sana da yolluyorum.</p>
<p> Değişik  bir  duygudur  Türkiye&#8217;de  Ermeni  olmak&#8230;</p>
<p>         Her  ne  kadar  da  Hrant  Dink  sözde  suikastinin ardından  binlerce  kişi ;  &#8220;Hepimiz  Hrantız,  hepimiz Ermeniyiz&#8221;  diye  bağırsa  da&#8230; Bir  çok  kesim,  aslında &#8220;hepimiz  insanız&#8221;  manasına  gelen bu  sloganı anlamayıp,  işi  başka  boyutlara  vursa  da&#8230;</p>
<p>         Değişik  bir  duygudur  Türkiye&#8217;de  Ermeni  olmak&#8230; Öyle  bağırmakla  da  olacak  bir  şey  değildir  aslında&#8230;</p>
<p>         Türkiye&#8217;de  Ermeni  olmak,  bilen  dostlarının  sana</p>
<p>&#8220;ne olur  bir topik  yap da  yiyelim&#8221;  diyebilmesidir. Ermeni  olmak,  bir işlem  için  devlet  dairesine  gidip  de adını  söylediğinde  memurun  yüzüne  tuhaf  tuhaf bakmasıdır,  hatta  &#8220;sen  Ermeni  misin?&#8221;  diye  sorarken yüzüne  alaycı  alaycı  bakmasıdır&#8230; İsminin  her  yerde yanlış  yazılmasıdır.    </p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/img_2111.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-9815" title="img_2111" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/img_2111-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Türkiye&#8217;de  Ermeni  olmak,  askerdeyken arkadaşlarının  sana,  ne  olur  bir kere  kelime-i  şaadet getir  demesidir&#8230; Yine de  kız kulesine  aşık  olmaktır. Ermeni  olmak,  galata  kulesinden  İstanbul&#8217;u seyrederken  derin  duygulara  dalmaktır&#8230;</p>
<p>         Türkiye&#8217;de  Ermeni  olmak,  okullarının  tarih kitaplarındaki  Ermeni  karşıtı  yazıları  okuyup  gelip</p>
<p>bunlar  ne  diye  size  sorduğunda  çocuğunuz,  verecek yanıt  bulamamaktır&#8230;</p>
<p>         Türkiye&#8217;de  Ermeni  olmak,  seni  tanıyan  birinin üçüncü  bir  şahısa  senden  bahsederken.  &#8220;Ermeni  bir arkadaş&#8221;  dedikten  sonra  &#8220;ama  iyi  çocuktur  gerçekten&#8221;  diye  bahsetmesidir&#8230;  Yine  de  balığın  olduğu,   rakının olduğu,  midya  dolmasının  olduğu  bir  sofrada  Türk  Sanat  Musikisi  eşliğinde  sevgiyle  şarkılar söylemektir&#8230; Yine  de  bazı  durumlarda  bazı  arkadaşlarının  seni arayarak  &#8220;üzülme,  onlar  cahil  biz  seni  tanıyoruz seviyoruz&#8221;  cümleleri  karşısında  duygulanmaktır &#8230;</p>
<p>Türkiye&#8217;de  Ermeni  olmak&#8230; Birisi  ile  tanışırken ismini  çekinerek  söylemektir  Ermeni  olmak, söylediğinde  ise  karşındakinin  yüz  ifadesinden,  neler düşündüğünü  anlamaya  çalışma  alışkanlığıdır&#8230;  Bakanların  televizyonda  terörist  başları  için  &#8220;Ermeni dölü&#8221;  lafını  kullanırken  çocuklarınızın  bunları  duyması  halinde  bunu  nasıl  açıklayacağını  kara  kara düşünmektir&#8230;</p>
<p>Türkiye&#8217;de  Ermeni  olmak,  Fransa&#8217;da  çıkmış yasalar  hakkında  birilerinin  özelikle  gelip  sana  &#8220;ne düşünüyorsun?&#8221;   diye  sormasıdır&#8230;  Ve  vereceğiniz cevabın  başına  &#8220;sözde&#8221;  kelimesini  koymak  zorunda oluşunuzdur&#8230; Çöpçü  olamamaktır,   Türkiye&#8217;de  Ermeni olmak,  devlet  memuru  olamamaktır&#8230;  Yine  de  vapura bindiğinizde  martılara  simit  atarken  Türkiye&#8217;yi  ne  çok sevdiğinizi  hatırlayışınızdır&#8230;  </p>
<p>              Türkiye&#8217;de  Ermeni  olmak,  okullarınıza<br />
yerleştirilen  ve  Ermeni  asıllı  olmayan  öğretmenlerinize,  büyük  birilerinin ;  &#8220;aman  ha  siz bizim  gözümüz  kulağımızsınız  ona  göre&#8230;&#8221;  demesidir&#8230; Türkiye&#8217;de,  ilerde  vali,  bakan, pilot  olmayı  hayal  eden çocuklarınıza,  onları  kırmadan  ve  durumu  tam açıklamadan  başka  bir  meslek  seçmesi  konusunda tavsiyelerde  bulunarak  caydırmaya  çalışmaktır&#8230;</p>
<p>              Çünkü &#8230;,</p>
<p>              Türkiye&#8217;de  Ermeni  olmak  , Türk  olduğunuz halde,  tıpkı  Almanya&#8217;daki  Türklerin,  polis,  memur, vekil  olabildiği  gibi  olamamaktır&#8230;  Subay olamamaktır&#8230;  Yine  de,  işkembe  çorbasını  içmek, Hababam  Sınıfı&#8217;nı  izlemek,  çiğ  köfteyi  sevmektir Ermeni  olmak&#8230;  Düşünebilmektir,  üretebilmektir, yaratabilmek ve sanatkar  olmaktır&#8230; Her  başka  bir  ülkeye  göç  fikri geldiğinde,  burayı  çok  sevdiğini  hatırlamaktır&#8230; Güvercin  gibi  ürkek  olmaktır&#8230; Yine  de,  her  sabah okulda  gururla  İstiklal  Marşını  okumak,  Ne  Mutlu Türküm  diye  bağırmaktır.  Söz  sahibi  olamayacağı  bir Türkiye&#8217;nin  Mutlu  Türkü  olduğunu  haykırmaktır&#8230;</p>
<p>              Ne  zaman  bu  ülkede  bir  Ermeni  asıllı  Türk, devlet  memuru,  subay  olur  işte  o  zaman  anlarım  ki beni  Türk  yerine  koyuyorlar  demektir&#8230; Bu  besleme durumunu,  Edip  Akbayram&#8217;ın  aldırma  gönül  türküsü ile unutmaktır&#8230;  Bir  yerde  oturduğunda  &#8220;Sarı  Gelin&#8221;   türküsünün  Ermenicesini  söylediğinde  birilerinin üstüne  saldırmasıdır&#8230;  Olsun  ne  yapalım  deyip, Türkçesini  söylemektir&#8230;</p>
<p>           Bazen  de,  delik  bir  ayakkabı  ile  yere uzanmaktır,  fikirlerini  sonsuzluğa  kavuşturarak &#8230; Binlerce  kişiye  &#8220;Sarı Gelin&#8221;   türküsünün  Ermenicesini öğreterek&#8230;</p>
<p>          Sözün özü&#8230;</p>
<p>          Öyle  kolay  değildir  Türkiye&#8217;de  Ermeni  olmak&#8230;</p>
<p>          Yine  de  güzeldir,  güzel  olduğu  kadar  da değişik&#8230;</p>
<p align="center"> </p>
<p align="center">Bir aşktır Türkiye&#8217;de Ermeni olmak&#8230;</p>
<p align="center">&#8220;İşine  gelmiyorsa  çek  git  kardeşim&#8230;&#8221;    </p>
<p>                                                 diyenler</p>
<p align="center">&#8220;Burası  benim de ülkem&#8221;                                                             </p>
<p>                                           diyebilmektir&#8230;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">şimdi bu yazının üstüne iki satır bir şey eklemem doğru olur mu? </span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p><strong>C.B: Hrant Dink&#8217;ten sonra bu ülkeye bakışınız değişti mi?</strong></p>
<p>G.O. Bakışın değişmesi bakmaya bağlı.  Benim bakışım olumlu yönde değişti. Bundan On beş sene önce hiçbir  konu hakkında konuşamazdın. Şimdi ise; Taksim Meydanında 24 Nisan&#8217;ı sessiz de olsa anmak için toplanabiliyorsun. Seni dinleyenler var, geçmişi sorgulayanlar var, bunları görünce ve yaşayınca, insanın bakışı olumlu yönde nasıl değişmesin.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p><strong>C.B: Bugüne geldiğimizde, gündemi 1915 Tehciri meşgul ederken, bir Ermeni olarak bu tarihsel acıya düşülen yorumları nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p>G.O. Yorumlardan çok davranışlara bakarım.  Dün ile bugün çok farklı bir Ermeni atasözü ile  anlatmaya çalışayım .&#8221;Kızgın demir parçası,  ilişkilerini yakından görmek amacıyla; çekiç ve örsün arasına girmiş, ağzı dümdüz olmuş&#8221;&#8230;  Neyimize bizim; Fransız&#8217;ın, Amerikalının, İngiliz yada herhangi bir yabancının tavsiyeleri. Bizler; niye &#8220;kızgınlaşmış demir gibi&#8221;,  örs ile çekiç&#8217;in arasına giriyoruz. Konuşmayı bilmiyor muyuz?  Acılarımızı bildikten sonra; birbirimizin  yarasının da nasıl sağalacağını biliriz. Yeter ki; konuşma cesaretimizi cihanı aleme  cesurca ve yalansız  gösterelim.</p>
<p> </p>
<p><strong>C.B: Hiç Ermenistan&#8217;a gitmeyi düşündünüz mü?</strong></p>
<p>G.O. Hayır, Ermenistan&#8217;a hiç gitmedim, gitmeyi çok istiyorum, ama gezmeye, asla yerleşmeye değil.</p>
<p> </p>
<p><strong>C.B: Düşündüyseniz, neden? Düşünmediyseniz, neden?</strong></p>
<p>G.O. Malatya&#8217;da doğmuşum, anamın mezarı, babamın mezarı, Malatya&#8217;dadır. Dedemin ve ninemin mezarları yoktur. Atalarım terk edip de bir yerlere gitmemişler, ben niye gideyim?  Üç günlük ömrümüzde, bir gün fazla yaşayıp da ne olacağız ki; bir gün eksik yaşayayım, ama istediğim yerde yaşayayım. 1989 yılında Almanya&#8217;ya gittim, oradaki mülteciler kampının sorumlusunun kızına bir bilezik yapmıştım.  Kız babasıyla bileziğini almaya geldiğinde, babası bunun benim mi? yaptığımı sordu, evet dediğimde, &#8220;Sizin gibi ustanın&#8221; Almanya&#8217;da çalışması lazım, dedi. Kibarca teşekkür edip, gelmeyeceğimi söyledim. Neden? Diye sorunca, eşim, çocuklarım ve Türkiye&#8217;de bir imalathanem olduğunu, burada geleceğin  ustalarını yetiştirmekten keyif  aldığımı, dolayısıyla gelemeyeceğimi söylediğimde, ısrar ederek, bir haftada eşinizi ve çocuklarınızı buraya getirttirebiliriz,  dedi.  Sizin gibi ustaların Almanya&#8217;da çalışması lazım deyince de dayanamadım ve &#8220;Almanya&#8217;yı bana bağışlasanız&#8221; gelmeyeceğim dedim. Pişman değilim.  Şimdi hiçbir yere gitmeyeceğimi  anlatabildiğimi sanıyorum.</p>
<p> </p>
<p><strong>C.B: Bize verdiğiniz samimi cevaplardan dolayı çok teşekkür ederiz. İyi ki varsınız, hep var olun lütfen.</strong></p>
<p>G.O. Ben de Size çok teşekkür ederim, kendim ve ait olduğum toplumum hakkında fikirlerimi ifade etme olanağını bana sunduğunuz için, sağolun.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/dayim-mehmet.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-9817" title="dayim-mehmet" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/dayim-mehmet.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/05/12/bu-aci-kimin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/05/12/bu-aci-kimin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tantavi&#8217;nin Çuvaldızı Hepimize!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/tantavinin-cuvaldizi-hepimize/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/tantavinin-cuvaldizi-hepimize/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 15:13:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[Samanyolu TV]]></category>

		<category><![CDATA[Zulüm]]></category>

		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>

		<category><![CDATA[İsrail]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=9018</guid>
		<description><![CDATA[Bu akşam Samanyolu televizyonunda bir habere denk geldim. Mısır&#8217;daki ünlü El Ezher İslam Üniversitesi&#8217;nin şeyhi Tantavi&#8217;nin ölüm haberiydi bu. Samanyolu televizyonu Tantavi ile ilgili detayları övücü bir şekilde verdikten sonra &#8220;biz de bu ‘değerli&#8217; âlime Allah&#8217;tan rahmet diliyoruz!&#8221; sözleriyle bitiriyordu haberi.
Bu haberi izledikten sonra, nedense bir ara televizyonlarda yayımlanan bir reklam filmi geldi aklıma. Benim en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ezher_tantavi.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-9019" title="ezher_tantavi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ezher_tantavi-145x150.jpg" alt="" width="145" height="150" /></a>Bu akşam Samanyolu televizyonunda bir habere denk geldim. Mısır&#8217;daki ünlü El Ezher İslam Üniversitesi&#8217;nin şeyhi Tantavi&#8217;nin ölüm haberiydi bu. Samanyolu televizyonu Tantavi ile ilgili detayları övücü bir şekilde verdikten sonra &#8220;biz de bu ‘değerli&#8217; âlime Allah&#8217;tan rahmet diliyoruz!&#8221; sözleriyle bitiriyordu haberi.</p>
<p>Bu haberi izledikten sonra, nedense bir ara televizyonlarda yayımlanan bir reklam filmi geldi aklıma. Benim en değer verdiğim gazetelerden birisi <span id="more-9018"></span>olan Yeni Şafak&#8217;ın reklamıydı televizyonda izlediğim. Bir adam koltuğuna kurulmuş gazetesini okuyordu. Gazete sayfalarında dolaştıkça, o haberlerle ilgili yerlerde görünüyordu adam. En sonunda da, bir savaşın tam ortasına düşmüş şekilde, savaşta yapayalnız kalmış gözleri yaşlı bir kız çocuğuna bakarken birden kendi kız çocuğu yanına geliyordu adamın. Ve adam gazetenin kendisini dolaştırdığı dünyadan kendi hayatına dönüveriyordu böylece. Reklamın en sonunda adam, kendi çocuğunu kucağına alıp sıcak salonuna geçerken, gazeteyi okuduğu sırada &#8220;gittiği yerlerden&#8221; ceketinin üstüne bulaşmış olan tozları eliyle silkeleyerek temizliyor ve günlük hayatına dönüyordu.</p>
<p>Tantavi&#8217;nin ölüm haberiyle, Yeni Şafak&#8217;ın reklamı  arasında beynim nasıl bir ilişki kurdu diye düşünüyorum akşamdan beri&#8230; Açıkçası ölüm haberinde, Tantavi ile ilgili &#8220;değerli âlim&#8221; sözleri rahatsız etmişti beni; ama bu rahatsızlık bana neden reklamı hatırlattı diye düşünürken, aklıma takılan hep o &#8220;ceket sahnesi&#8221; oldu. Üzerimizden küçük bir el hareketiyle temizleyiverdiğimiz dünyanın tüm acıları, haksızlıkları ve yanlışlıkları kafama takıldı. Müslüman duyarlılığı olan bir televizyonun, sırf kimliği &#8220;Müslüman âlim&#8221; olduğu için Tantavi&#8217;ye &#8220;değerli âlim&#8221; demesini kaldıramamıştım besbelli! Çünkü Tantavi, daha çok yakın zamanlarda, Gazze&#8217;deki insanların aç,susuz, ilaçsız kalmalarına fetva vererek &#8220;dini onay&#8221; vermiş bir insandı. Gazze&#8217;den Mısır&#8217;a bağlanan tünellerin kapatılması amacıyla, Mısır hükümetinin yapmaya başladığı çelik duvarlarla ilgili bir fetva vermişti Tantavi. Kameralar önüne geçmiş, çelik duvarın inşasını destekleyen bir konuşma yapmış ve duvar yapımına karşı çıkanın günaha gireceğini öne süren fetvayı okumaya başlamıştı utanmadan! Üstelik bunu din adına yapıyordu. Günah, sevap mekanizmasını bile belirlemişti üstad! Duvara karşı çıkan günaha girecekti bu &#8220;büyük âlime&#8221; göre&#8230; Duvarın öte tarafında açlıktan, ilaçsızlıktan ne kadar insan ölürse ölsündü ona göre! Nasılsa vicdan ve fetva, sahibinin sesini duyurmakla mükellefti Tantavi&#8217;nin meşrebince&#8230;</p>
<p>Bu haberin veriliş  tarzı, Samanyolu televizyonundaki bazı başka haberlerin veriliş tarzı gibi rahatsızlık vericiydi. Ama bu tarz &#8220;biz Müslümanların&#8221; unuttuğu tevhidi hatırlatması açısından faydalı bir &#8220;yanlışlık&#8221; olarak değerlendirilebilir de bir başka açıdan. Çokluklara ne derece teslim olduğumuzu, çuvaldızın en büyüğünü bize batırarak gözümüze sokabilir belki de!</p>
<p>Neydi o teslim olduğumuz tutarsız çokluklar peki? Tantavi&#8217;den büyük bir İslam âlimi diye bahsedebilecek ve ölüm haberini detayıyla verebilecek kadar Müslüman&#8217;dık; ama onun Gazze&#8217;de yol açtığı zulme kulaklarımızı tıkayacak kadar da moderndik! Cuntacıların zulüm planlarına karşı direnecek kadar Müslüman idik; ama Ceylan&#8217;ın benzer zalimlerce paramparça edilmiş vücudunu haber yapmayacak kadar da milliyetçiydik&#8230; Kandil gecelerinde gözyaşlarımızı oluk oluk akıtacak kadar dini bütün idik Elhamdülillah! Ya da El Ezher Şeyhine saygıda kusur etmezken&#8230; Ama Gazze&#8217;deki çocuk çocuğun hakkına girmiş bir insana âlim diyebilecek kadar da moderndik. Çünkü âlim, bilgi sahibi demekti bizim nezdimizde; bilgisini hakikate ulaşmak için bir araç olarak kullanan, vicdanıyla amel eden, bilgisini ve vicdanını üç kuruşa satmayan âlimleri unutmuştuk epey zamandır! Darbe planlarına en sert muhalefeti yapacak kadar anti-militarist; darbeyle ilgili haberleri &#8220;şanlı ordumuzun içine sızmaya çalışan hain cuntacılar&#8221; üslubuyla verecek kadar da militaristtik! Pozitivistler kadar bilimci, çağdaş ruhçular kadar da fantezi mahkûmu olduk! Acılar, arkasında sadece biraz toz parçası bırakabiliyor artık bizim için. Onları da silkeleyerek üstümüzden atıveriyoruz zaten! Velâkin parça parça olduk. Aslında ne olduğumuzu bile hatırlamıyoruz! Hakikat, üstümüzde ancak bir toz parçası kadar yer ediyor artık!</p>
<p>Tantavi&#8217;nin ölüm haberinin veriliş tarzıyla, Yeni Şafak reklamında &#8220;ceketten silinen tozlar&#8221; arasındaki ilişki; &#8220;biz Müslümanların&#8221; dünyaya, adalete, vicdana, hakkaniyete, ahlaka dair söylememiz gerekenleri unuttuğumuza dair bir hayal kırıklığının zihnimde yarattığı bir ilişki sanırım. &#8220;Yanlış hayat doğru yaşanmaz!&#8221; diyen Adorno&#8217;ya inat; yanlış hayatı doğru bir hayata çevirebilmek yönünde verebileceğimiz devasa katkıları unutmuş olduğumuz için; yanlış hayata teslim olmuş ve onu doğru yaşamaya kalkan bizlerin yenilgisinin dışa vurumu&#8230; Doğru yaşadığımızı sandığımız hayatta başkalarının acıları, sadece bir toz zerresi kadar iz bırakıyor vicdanımızda. Bugün Gazze&#8217;de acı çekenler için samimi gözyaşları döküyoruz, yarın onların canına okuyanları baş tacı ediyoruz! Ve acı çektirenler &#8220;bizden&#8221; diye gördüklerimiz olunca Darfur&#8217;daki gibi, o zaman suskunluğumuz vicdanları yırtıp paramparça ediyor tüm hayatımızı&#8230;</p>
<p>Hâlbuki &#8220;Tevhid&#8221; medeniyetinin çocuklarıydık bizler. Tevhid içi boş bir kelime değil; her yaptığımızın üzerinde yansıması gereken bir ayna. Üzerine yansıttığımız vicdanımız paramparça olmak ve dağılmak yerine birleşiyorsa, işte o zaman doğru yolda olduğumuzu anlayabileceğimiz şaşmaz bir ölçü&#8230; Çoktandır o ayna küstü bizlere. Paramparça ettik onu çünkü. Artık hakikate dair hiçbir şey yansımıyor oradan&#8230; Eskiden o &#8220;eşsiz&#8221; ayna kırılmasın diye her şeyi yapardık. Aynanın üzerinde ilk defa bir çatlağa denk geldiğimizde içimizden bir şeyler kopmuştu sanki. Artık o ayna paramparça oldu. Vicdanlarımız, ayna kırıldıkça kaynaklandığı yeri unuttu. İşin en vahim tarafı, artık o aynanın kırılmış olmasından herhangi bir rahatsızlık, acı da duymuyoruz. Sadece nostaljik bir figür olarak duruyor evlerimizin bir köşesinde!</p>
<p>Tantavi öldü&#8230; Üzerinde binlerce yetimin, öksüzün, mazlumun ahı yüklü  olarak gitti ebediyet diyarına&#8230; Bu ölüm bile vicdanların sahibini hatırlamanın zamanı geldiğini düşündürmüyorsa bize; bu ölüm bile üzerimizdeki tozları silmek yerine o tozlarla yaşamanın aciliyeti üzerine bir şeyler söylemiyorsa, çoktan treni kaçırmışız demektir!</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/03/11/tantavinin-cuvaldizi-hepimize/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/03/11/tantavinin-cuvaldizi-hepimize/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İran&#8217;da rejim halk ve ulemadan koptu mu?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/29/iranda-rejim-halk-ve-ulemadan-koptu-mu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/29/iranda-rejim-halk-ve-ulemadan-koptu-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2009 02:19:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[Zulüm]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<category><![CDATA[Şeriat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7956</guid>
		<description><![CDATA[İran Devlet Televizyonu, hafta sonu başlayan ve dün de devam eden sokak gösterileri sırasında hayatını kaybedenlerin sayısının 15&#8242;e ulaştığını açıkladı. Bu rakamın İran Ulusal Güvenlik Konseyi&#8217;nin verdiği 8 ölü rakamının neredeyse iki katı olmasından anlaşılacağı üzere çatışmalarda ölenlerin gerçek sayısını bilmek mümkün değil. İran muhalefetinin yegane bilgi paylaşım mekanizması olan web siteleri de kayıpların sayısından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://medya.zaman.com.tr/2009/12/29/iran.jpg" alt="" width="200" height="160" />İran Devlet Televizyonu, hafta sonu başlayan ve dün de devam eden sokak gösterileri sırasında hayatını kaybedenlerin sayısının 15&#8242;e ulaştığını açıkladı. Bu rakamın İran Ulusal Güvenlik Konseyi&#8217;nin verdiği 8 ölü rakamının neredeyse iki katı olmasından anlaşılacağı üzere çatışmalarda ölenlerin gerçek sayısını bilmek mümkün değil. İran muhalefetinin yegane bilgi paylaşım mekanizması olan web siteleri <span id="more-7956"></span>de kayıpların sayısından çok kimliğiyle ilgileniyor. Bu sitelerin iddia ettiği gibi hayatını kaybeden göstericilerin içinde cumhurbaşkanlığı eski adayı Mir Hüseyin Musavi&#8217;nin yeğeni Seyid Ali Musavi de bulunuyorsa, yine bu sitelerin iddia ettiği gibi Musavi&#8217;nin başdanışmanı Ali Rıza Beheşti ve liberal İslamcı çizgide politika üreten İran Özgürlük Hareketi Genel Sekreteri İbrahim Yezdi de dahil yedi üst düzey muhalefet lideri tutuklandıysa Tahran sokaklarında çıkan ayaklanma, rejimi zora sokacak boyutlara ulaşabilir.</p>
<p>Son cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında ortaya çıkan Yeşil Hareket&#8217;in bütün bastırmalara rağmen durulmayacağı ve belli aralıklarla gündemi meşgul edecek muhalif gösteriler organize edeceği tahmin ediliyordu. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu&#8217;nun (USAK) İran uzmanı Arzu Celalifer, seçimlerde ilk defa dini liderin taraf olduğunu ve bunu yaparken de rejimin kuvvet zemini olarak halkı ve ulemayı değil, asker ve rejim muhafızlarını gördüğünü hatırlatıyor ve ekliyor: &#8220;İnsanlar her geçen gün ülkelerinin bir polis devletine dönüştüğünü düşünüyor. Seçim sonrasında bastırılan olaylar Ayetullah Hüseyin Ali Muntazeri&#8217;nin cenazesinde ve Aşure Günü programları sırasında patlak verdi. Tabii İran uzmanlarının &#8217;siviller&#8217; dedikleri sivil kıyafetli ultra-muhafazakar provokatörlerin payını da unutmamak lazım.&#8221;</p>
<p>Celalifer&#8217;in de katıldığı üzere İran&#8217;da yerel basın üzerinde dayatılan filtreleme mekanizması, ülkede olan biten hakkında net bir kanaatin edinilmesine müsaade etmiyor. Muhalif internet siteleri de çoğunlukla propagandist amaçlarla rakamları abartabiliyor veya sağlıksız bilgileri hakikat olarak sunabiliyor.</p>
<p>Bu haber karışıklığı içinde kesin olan bir şey var: Gösterilerin itici gücü harici bir güç değil. İhtilafın tarafları İran&#8217;ın kendi içinde. &#8220;Tabii ki karmaşanın olduğu her yerde dış güçler cirit atmaya başlar. Tabii ki Amerikalılar, İran&#8217;a doğrudan saldırmak yerine İran sokaklarındaki çatışmaları alevlendirmeyi tercih eder. Ama eğer dini lider seçimlerde taraf tutmamış ve açıktan (Cumhurbaşkanı Mahmud) Ahmedinejad&#8217;ı desteklememiş olsaydı bunlar yaşanmazdı.&#8221; diyor Arzu Celalifer. Ahmedinejad&#8217;ın garip bir şekilde sessizliğe büründüğüne dikkat çeken Celalifer&#8217;e göre dini liderin bu yanlı tutumunun devam etmesi durumunda İran hem dış müdahalelere daha açık hale gelecek hem de sokak gösterileri rejimin bekasını tehlikeye atabilecek boyutlara ulaşacak. Aşure Günü başlayan gösterilerde tutuklananların Özgürlük Hareketi ve Mücahidin-i Halk gibi farklı örgütlerden olması ve tepkilerin Musavi kadar muhalif lider Mehdi Kerrubi tarafından da dillendirilmesi, Celalifer&#8217;in bu öngörüsünü doğrular nitelikte.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/29/iranda-rejim-halk-ve-ulemadan-koptu-mu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/29/iranda-rejim-halk-ve-ulemadan-koptu-mu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Taşlar ve Başlar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/21/taslar-ve-baslar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/21/taslar-ve-baslar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Dec 2009 15:41:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>

		<category><![CDATA[Basın günlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>

		<category><![CDATA[Zulüm]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<category><![CDATA[Şeriat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7837</guid>
		<description><![CDATA[Sunuş : Değerli yorumcumuz Şeriff Bey&#8217;in önerisi üzere yayınlıyoruz. (MY)
Kaynak : Sufizm ve insan
&#8220;Hoşgörmek, boş görmek midir?&#8221; diye sormuştum evvelce bir yazıda&#8230; Bir tarafta, &#8220;zulme rıza zulümdür&#8221; buyuran Rasulullah (sav), diğer tarafta &#8220;koyundan yavaş gerek&#8221; diyen Evliyaullah! Bazıları bu durumu &#8220;karşıtlık&#8221; olarak algılıyor ve evliyullah&#8217;ın Rasul&#8217;den (sav) daha hoşgörülü, daha sevgi dolu vs. gösterildiğinden yakınıyor! Peki, nasıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/jawssample1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-7838" title="jawssample1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/jawssample1.jpg" alt="" width="201" height="193" /></a>Sunuş :</strong> <em>Değerli yorumcumuz </em><a href="http://www.derindusunce.org/2009/12/18/isimiz-ask/#comment-42865"><em>Şeriff</em></a><em> Bey&#8217;in önerisi üzere yayınlıyoruz. (MY)</em></p>
<p><strong>Kaynak</strong> : <a href="http://sufizmveinsan.com/sohbet/taslarvebaslar.html" target="_blank">Sufizm ve insan</a></p>
<p align="left">&#8220;Hoşgörmek, <em>boş </em>görmek midir?&#8221; diye sormuştum evvelce bir yazıda&#8230; Bir tarafta, &#8220;<em>zulme rıza zulümdür</em>&#8221; buyuran Rasulullah (sav), diğer tarafta &#8220;<em>koyundan yavaş gerek</em>&#8221; diyen Evliyaullah! Bazıları bu durumu &#8220;<em>karşıtlık</em>&#8221; olarak algılıyor ve evliyullah&#8217;ın Rasul&#8217;den (sav) daha hoşgörülü, daha sevgi dolu vs. gösterildiğinden yakınıyor! Peki, nasıl çıkacağız bu işin içinden? Böyle bir şey mümkün mü? <span id="more-7837"></span>Evliyaullah Rasulullah&#8217;ı (sav) en iyi anlayan ve O&#8217;na en bağlı, bastığı yerin tozu toprağı olmaya talip zümre olduğuna göre, bu yanlış anlama ve sözde karşıtlık nedendir?</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Acizane, &#8220;<em>mertebeler</em>&#8220;in bu konuda da göz ardı edildiğini ve hoşgörünün tek taraflı ve tek boyutlu anlatıldığını düşünüyorum. Karışıklığın ve karşıtlığın bir sebebi bu olabilir: Hoşgörünün doğru anlaşılmaması ve <em>boş</em>görüye dönüştürülmesi. Bir insanın hep &#8220;<em>evet</em>&#8221; lerini anlatırsanız, otomatikman bu insan hayatında hiç &#8220;<em>hayır</em>&#8221; dememiş gibi bir izlenim doğuyor. Bu doğru değil. Kaldı ki herşeye &#8220;<em>evet</em>&#8221; demek, &#8220;<em>vur ensesine, al lokmasını</em>&#8221; olmak, toleranslı insan olmak demek değildir!</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">                                                        ***</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">İnsanoğlunun en temel ihtiyaçlarından birisidir &#8220;<strong>adalet</strong>&#8220;. Zulüm yerinde durduğunda zıttı olan adalet tecelli etmez. Allah Tealâ&#8217;nın zulüm manâsına ismi yoktur, ADL ism-i şerifi ise O&#8217;nun esma-ül hüsnâsındandır. Adaletin en önce &#8220;<em>vicdan</em>&#8221; ile ilgisi vardır. Her insanın içindeki &#8220;<em>mürşid</em>&#8221; vicdanıdır. Vicdan insanlarda tektir. Doğulusu, batılısı, siyahı, beyazı, Çinlisi, Japonu aynı vicdana sahiptir. Vicdanını dinleyen yolunu şaşırmaz, biiznillah.</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Gazetelerin üçüncü sayfalarında pek çok adi suça tanık oluyoruz her gün. Mağdur yakınlarının mahkeme sonucunu üzerlerinde silahla, döner bıçağıyla, taşla, sopayla beklemeleri çok manidardır. &#8220;Eğer beraat ederse, biz vereceğiz cezasını. Çünkü o suçlu&#8221; diyen maktul yakınları ne istiyorlar? &#8220;<strong>Adalet!</strong>&#8220;</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Demek ki bireyin de toplumun da en temel ihtiyacı zulmün karşıtı olan &#8220;adalet&#8221;. Adalet yoksa, zulüm vardır. Zulmün olduğu yerde kaos bitmez, dirlik olmaz, güvenlik olmaz, bereket olmaz, sevgi olmaz, saygı olmaz, huzur olmaz. Eğer biz zulme razı olursak bunların hiçbiri olmaz. Çünkü o mahalde ADL ismi <em>örtülmüştür</em>. Öyleyse, toplumsal düzen hukukla atbaşıdır. Çünkü hukukun temeli adalettir. Adalete dayanmayan bir hukuk sistemi olamaz. Hukukun olmadığı bir toplumda ise &#8220;<em>orman kanunlarına</em>&#8221; dönüş başlar. Çünkü adaletin olmadığı yerde &#8220;<em>vicdan</em>&#8221; rahat bulmaz!</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Hoşgörü kavramını <em>adalet </em>kavramından soyutlayarak düşünemeyeceğimiz gibi, <em>rububiyet</em>, ya da &#8220;eğitim&#8221; olgusundan da soyutlayamayız. Küçük hatalara göz yummak hatayı kar topu gibi büyütmekten başka bir işe yaramaz. <strong>Göz yummak, hoşgörmek değildir.</strong> Meşhur bir hikâye vardır: Bir gün çocuğun biri yumurta çalar ve annesine götürür. Annesi de yumurtayı alır, pişirir, afiyetle ana oğul yerler. Derken çocuk işi büyütür, sonraları tavuk çalmaya başlar. Her çaldığını annesine getirir ve annesi de: &#8220;aman da benim oğlum neler getirmiş yine böyle&#8221; diyerek her getirdiğini kabul eder. Çocuk büyür ve azılı bir eşkiya olur. Nihayet dar ağacını boylar. Son isteğini sorduklarında, &#8220;Annemi getirin&#8221; der. Gayet makul karşılanır bu isteği, &#8220;herhalde hellalık isteyecek&#8221; diye düşünülür ve anne getirilir. Annesini karşısında görünce &#8220;anacığım, şu dilini bir uzatır mısın&#8221; der. Kadının tuhafına gider, ama idam sehpasındaki biricik evlâdının son isteği olduğu için kıramaz, çıkarır dilini. Çıkarmasıyla da oğlu &#8220;hart&#8221; diye ısırıveririr anasının dilini, kanlar içinde bırakır. Kimse bir anlam veremez eşkiyanın bu son haydutluğuna ve nedenini sorarlar. Şöyle açıklar: &#8220;Küçüktüm, bilmiyordum, önce yumurta çaldım. Anam ses etmedi. Sonra eve tavuk çaldım getirdim, ‘oğlum bunu nerden aldın?&#8217; demedi, ‘aferin&#8217; dedi, en sonunda eşkiya oldum ve şimdi darağacındayım. O ağzını açıp da bir gün bana bağırsaydı, kızsaydı, ‘nerden aldın bunu&#8217; deseydi, hesap sorsaydı şimdi belki burda olmayacaktım!&#8221;</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Öyleyse, <strong>hoşgörü kavramını akıl ve ilim dairesi olan şeriatın dışına çıkararak doğru anlayamayız</strong>. Ehlullah da şeriatın dışına çıkmamıştır, vesselâm. Çünkü şeriatsız tarikat olmaz. Bu meyanda, <em>sözgelimi</em>, spam mail gönderen insanları hoşgörebiliriz elbette. Filtrelemek, istemediğimiz mailleri bloke etmek de en az onları &#8220;<em>hoşgörmek</em>&#8221; kadar kolaydır. Zor olan nedir? Bizim hoşgörümüz saygılı insan olmayı öğretmiyorsa, kimilerinin kapı çalmayı dahi öğrenememelerine sebebiyet veriyorsa, karşı tarafa yarar değil, zarar getiriyor demektir. <strong>Vurdumduymazlıkla karıştırılan &#8220;hoşgörü&#8221; hiçbir zaman nezaketli bir toplum oluşturmaz; sadece kendimizi kaba sabalığa, düşüncesizliğe mahkum ederiz</strong>. Demek ki hoşgörünün en önce <strong>karşı tarafa</strong> <strong>getirisine</strong> bakmak lâzımdır!. Tolerans göstermek karşı tarafa zarar getiriyorsa, zulüm getiriyorsa, zaaf yaratıyorsa o davranış hoşgörülmez, boş verilmez, es geçilmez!</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Bizler yetişemedik; bir zamanlar <em>sadaka taşları</em> varmış toplumumuzda! Hani, ne oldu? Nereye gitti o taşlar? Taşların kimisi yerinde duruyor da, asıl başlar gitti, başlar&#8230;  O incelik, o nezaket, o kültür, başlarla beraber gitti, bitti&#8230; Karşısındakini incitmeden, utandırmadan yardım etmek için icad edilen <strong>sadaka taşları</strong>ndan ihtiyacını görenler de sadaka bırakanlar kadar nezaket ve hem de &#8220;tok gözlülük&#8221; abidesi imiş: İhtiyacı kadarını alıp, fazlasına diğer ihtiyaç sahiplerini düşünerek dokunmamak! Bu, işte, bir zamanlar bu toprakların &#8220;<em>sadaka kültürü</em>&#8220;dür&#8230; Yarım kilo pirinç; al, bir &#8220;oy&#8221; falan, değil. Bizim sadaka kültürümüzle vaktiyle atalarımızın sadaka kültürünü varın siz karşılaştırın! &#8220;Kültür&#8221;, budur! Sadaka taşıdır! Pirincin taşı değil! Bir toplum ki sadaka alan da, veren de işte bu kadar düşünceli, nezaketli, arlı, namuslu! Bir toplumun sadaka taşı yaptıran en güçlüleri ile o sadakaya muhtaç en zayıfları arasındaki kültür homojenitesine bakın! Bize gelince; çantalarımızı çapraz takıp, kapkaççı zulmünden, yollarda saçımızdan sürüklenip, kaldırımda başımızın <em>taşla</em> ezilmesinden kendimizi korumaya çalışıyoruz! İşte, bu da bizim <em>taş</em> kültürümüz!</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Taşlar ya, taşlar&#8230; Sadaka taşları, pirincin taşları ve masumların başını ezen kapkaççı taşları! Taşlar hep aynı taşlar da, mesele başlar galiba, başlar!!!</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Onu hoşgör, buna boş ver, şuna ses etme&#8230;</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Sebep?!</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Peki, sonuç?</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">&#8220;Boşvere boşvere ne hale geldik.</p>
<p align="left">Her yüze güleni biz dost bildik</p>
<p align="left">Geçti yıllar bir su gibi</p>
<p align="left"><em>Neredeydik, nerelere geldik </em>!&#8221;</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Diyordu bir çocukluk şarkısı&#8230;</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Evet ya, neredeydik nerelere geldik! Sadaka taşlarından, kapkaççı taşlarına geçiş, bir gecede olmadı haliyle&#8230;  Olumlu veya olumsuz önemsenmeyen detaylar kuşaklar arasında köklü kültür değişimlerine ve yozlaşmaya zemin hazırladı. Ton değişe değişe, bambaşka bir renk oldu da fark etmedik. Beyazdık, grileştik, siyah olduk. Onu hoşgör, buna boşver. Sonuç: Sokakta yürüyemiyoruz. Suç, belki insanlık tarihiyle yaşıttır, ama bugünkü kadar hayatın &#8220;doğal parçası&#8221; olmuş muydu, bilinmez!</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Niye hoşgördüğümüzü bilmeden hoşgörürsek belki de boş vermiş, böylece kendimize de, karşımızdakine de sadece zulmetmiş oluruz. Acaba hoş mu görüyorum, yoksa boş mu veriyorum, diye kendimize sormalıyız ki <strong>nefsimiz bizi kandırmasın</strong>. Boş vermenin sonucu toplumsal kaos ve anarşidir. O toplumda hiçbir kural dikiş tutmaz. Kuralsızlık, kanunsuzluk, âdetsizlik, nezaketsizlik niçin <em>hoşgörmek</em> olsun ve hoşgörülsün? Cevizi koruyan, kabuğudur.</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Hiçbir doktor hastasının bacağını kesmek istemez. Ama gerektiğinde acımaz, keser. Bacağı kesilen hasta ise, başına gelen bu <em>belâ</em>ya &#8220;<strong>koyundan yavaş olur</strong>&#8220;, sabreder, isyan etmez ise, umulur ki Rabbi katında kazançlı çıkar. Bacağını kaybetmesine bir sokak çetesinden dayak yemesi sebep olduysa, gider, mahkemede hakkını arar, o kişilerden sonuna kadar davacı olur. Cezalandırılmalarını ister. O kimselerin <strong>gerçekten pişmanlık duyup af dilemeleri müstesnâ</strong>, böyle davranmayıp hakkını aramamak, susmak, korkmak azgınlığın ve yol kesiciliğin artmasına hizmet etmekten başka bir işe yaramaz.</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><strong>Korkmak, nefstendir!</strong></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Allah&#8217;ın her işi yerli yerince yapması ve kadere teslimiyet ise başka bir konudur. İllâ bu konuyla ilişkilendireceksek evvelâ şunu belirtmeli ki kadere hakkıyla teslim olan hiç kimseden korkmaz, sadece Allah&#8217;tan korkar. Hiçbir beşerin Allah&#8217;ın kaza ve kaderini değiştiremeyeceğini bilir. O halde, korkmak imandan değil, nefstendir. Şüphesiz, bir insanın kemâlâtı arttıkça korkusu azalır, buna mukabil hoşgörüsü artar. Bu hoşgörüyü &#8220;<em>boş</em>görü&#8221; ile değil, <strong>ilim ve hikmet</strong> ile birlikte değerlendirmelidir. Evliyanın hoşgörüsü <strong>beşeri bir merhametten</strong> ibaret olamaz! Böylesi ancak avamın hoşgörüsüdür. Bizler ilim ve hikmet verilenlerden olmadığımız için evliyanın hoşgörüsünü anlayamaz, anlatamaz ve <strong>övmeye de kalkamayız</strong>! Aşağıdaki yukarıdakini bilemez ve övemez! Enbiya ve evliyanın hoşgörüsü en başta &#8220;hikmet&#8221;tendir; <strong>ne karşısındakine acımaktan</strong>, ne de boşvermektendir! Hakkını aramanın kadere iman etmeye bir engeli de yoktur!</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><strong>Her işi yerinde görerek hoşgörmek bir &#8220;ilim&#8221; ve &#8220;tecrübe&#8221; meselesidir.</strong> Her işin yerinde olduğunu <em>tecrübe etmeye</em> şu hikâye çok manidardır: <em>Balık,  Hz. Yunus&#8217;u pelte halinde karaya kusar. Hz. Yunus yattığı yerden biraz uzakta neşe içinde oynamakta olan çocuklar görür. Yalnız bir tanesi kördür ve bir ağacın altında tek başına oturmaktadır. İçinden: Ey Allah&#8217;ım, ne olurdu şu çocuğun da gözleri göreydi, arkadaşlarıyla oynasaydı, diye çocuğa acır ve görmesi için Allah&#8217;a dua eder. Hikmet-i ilâhi çocuğun gözleri açılır, görmeye başlar. Gözü açılır açılmaz pelte halinde karaya vurmuş olan Yunus Aleyhisselâmı fark eder ve o ana kadar uslu uslu oynamakta olan arkadaşlarına: Hey! Bakın şurda yatan birşey gördüm, hadi gidelim onu taşlayalım, der. Bunun üzerine çocuklar toplanır ve Yunus Aleyhisselâmı taşlamaya başlarlar. İçinden şöyle tevbe eder Hz. Yunus: Yarabbi affet! <strong>Bir daha senin işine karışmayacağım</strong></em><strong>!</strong></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Taşlar ya, taşlar, işte&#8230; Taşlar ve başlar!</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><strong>Zulüm, nefstendir!</strong></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Hoşgörü, etrafa hoş gözükmek için, puan toplayıp, prestij kazanmak için değil, <strong>nefsin tuzağına düşmemek </strong>içindir. Etrafa hoş görünmek için hoşgören zaten nefsine zebun olmuştur! Şeriatta helal olduğu halde ehli tarikin kısas uygulamayıp &#8220;affetmesi&#8221; <em>nefse muhalefete</em> mi yoksa <em>beşer</em> <em>merhametine</em> mi örnektir?! Zulme razı olmamak, hem de Allah&#8217;ın işine karışmamak, hem de hoşgörmek&#8230; Buradaki dengeyi bendeniz için en iyi anlatan örnek, imam, mücahid, şah-ı merdan, şah-ı velâyet Hz. Ali el-Mürtezâ&#8217;nın (k.v, r.a) yüzüne tüküren adama &#8220;nefsim devreye girdi&#8221; deyip kılıcını indirmesi hadisesidir. Dikkât edersek bunu savaş meydanında söylemektedir. Hoşgörülü insan olması, gerektiğinde, cihad etmesine engel değildir. Cihad etmesi ise &#8220;<em>nefsiyle cihad etmesine</em>&#8221; engel değildir. Her durumda, her eylemde, her duyguda, her işte ve <strong>niyette </strong>esas olan <span style="text-decoration: underline;">büyük cihat</span>tır.</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Ameller, daima ve daima niyetlere göredir! Onun için: &#8220;Yarab! Bizi hiçbir <em>amelimizde</em> nefsimize bırakma. Bizi hiçbir <em>niyetimizde</em> de nefsimize bırakma! Bizi <em>bir an olsun</em> nefsimize bırakma!&#8221;</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Amin.</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">                                                        ***</p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">Okuma: <strong>Hoşgören ne gördü?</strong></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left"><a href="http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/hosgorennegordu.html">http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/hosgorennegordu.html</a></p>
<p align="left"> </p>
<p align="left">&#8220;<strong>Zalimleri affetmek, mazlumlara zulmetmektir!</strong></p>
<p align="left">Hırsızlara ve her türlü kötü insanlara acımak; zayıf insanları dövmek, onlara merhamet etmemektir!</p>
<p align="left">Aklını başına al; merhamete kapılıp da kötü bir kişiden intikam almaktan, canını yakmaktan çekinme! Onun uğrayacağı zahmete, eziyete pek bakma; suçsuz halkın, başkalarının düşeceği zahmeti, eziyeti düşün!</p>
<p align="left">Bütün vücudun zehirlenmesini önlemek için yılanın ısırdığı parmağı kes, at! Sen kesilen tek parmağı değil, bütün bedenin helak olacağını gör, düşün!&#8221;</p>
<p align="left"><strong> </strong></p>
<p align="right"><strong>Hz. Mevlâna </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/21/taslar-ve-baslar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/21/taslar-ve-baslar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

