<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Zaman Nedir?</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/zaman/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Zaman&#8217;ın geçişi hızlanabilir mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/25/zamanin-gecisi-hizlanabilir-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/25/zamanin-gecisi-hizlanabilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 May 2012 07:41:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Jonathan Küçükarabacı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=22000</guid>
		<description><![CDATA[ 
 
&#8230; Bu konuda e-kitap okumak için&#8230;
Zaman Nedir?
“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  diyordu Aziz Augustinus. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/zaman-nedir-4.jpg"><img class="size-full wp-image-21999 aligncenter" title="zaman-nedir-4" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/zaman-nedir-4.jpg" alt="" width="400" height="399" /></a></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konuda e-kitap okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank">Ölümden Bahseden Kitap</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="114" height="154" /></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/25/zamanin-gecisi-hizlanabilir-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/25/zamanin-gecisi-hizlanabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yıllar gittikçe kısalıyor sanki?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/05/22/yillar-gittikce-kisaliyor-sanki-hayir-o-kisalan-senin-hayatin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/05/22/yillar-gittikce-kisaliyor-sanki-hayir-o-kisalan-senin-hayatin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 May 2012 10:01:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Jonathan Küçükarabacı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21992</guid>
		<description><![CDATA[ 
- Yıllar gittikçe kısalıyor sanki?
- Hayır, o kısalan senin hayatın!
 
&#8230; Bu konuda e-kitap okumak için&#8230;
Zaman Nedir?
“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/zaman-nedir.jpg"><img class="size-full wp-image-21993 aligncenter" title="zaman-nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/05/zaman-nedir.jpg" alt="" width="400" height="412" /></a></p>
<p style="padding-left: 150px;"><strong><em>- Yıllar gittikçe kısalıyor sanki?</em></strong></p>
<p style="padding-left: 150px;"><strong><em>- Hayır, o kısalan senin hayatın!</em></strong></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konuda e-kitap okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank">Ölümden Bahseden Kitap</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="114" height="154" /></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/05/22/yillar-gittikce-kisaliyor-sanki-hayir-o-kisalan-senin-hayatin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/05/22/yillar-gittikce-kisaliyor-sanki-hayir-o-kisalan-senin-hayatin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zamanda yolculuk?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/21/zamanda-yolculuk/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/21/zamanda-yolculuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Apr 2012 08:00:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Varlık]]></category>

		<category><![CDATA[Yokluk]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21558</guid>
		<description><![CDATA[
 
Zaman Nedir?

“Zaman nedir? Kimse sormazsa ne olduğunu biliyorum. Ama birisine açıklamaya kalkarsam artık bilmiyorum… Eminim ki geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise sonsuzluk olmaz mı? İyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/zamanda_yolculuk.jpg"><img class="size-full wp-image-21559 aligncenter" title="zamanda_yolculuk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/zamanda_yolculuk.jpg" alt="" width="330" height="483" /></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CCcQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2011%2F01%2F25%2Fdikkat-kitap-zaman-nedir%2F&amp;ei=dcyRT7utJsel0QWC7Z3qAQ&amp;usg=AFQjCNGT-GEFgw3OJbTt4SrkfiF9sMCLwg&amp;sig2=YUFa4eFTc9oMPswF2jvt2w" target="_blank"><strong>Zaman Nedir?</strong></a></p>
<div class="entry">
<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf"><img class="alignright size-full wp-image-14523" title="zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_nedir.jpg" alt="" width="200" height="250" /></a>“Zaman nedir? Kimse sormazsa ne olduğunu biliyorum. Ama birisine açıklamaya kalkarsam artık bilmiyorum… Eminim ki geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa </em><strong><em>gelecek zaman</em></strong><em> da olmayacak. Peki nasıl oluyor da </em><strong><em>geçmiş</em></strong><em> ve </em><strong><em>gelecek</em></strong><em> var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. </em><strong><em>Şimdiki zaman</em></strong><em> sürekli var ise </em><strong><em>sonsuzluk</em></strong><em> olmaz mı? İyi ama şimdiki zaman var olabilmek için geçmişe karışması gerekiyorsa mevcudiyetini  yok oluşuna muhtaç olan bir </em><strong><em>Şimdi</em></strong><em>‘nin </em><strong><em>VAR</em></strong><em>lığından nasıl bahsedilebilir? Demek ki zaman yokluğa meylettiği ölçüde var olan şeydir.”</em> (Aziz Augustinus, 354-430)</p>
<p>Zaman nedir? İnsan düşüncesinin en çok zorlandığı sorulardan biri bu. Zira Zaman’ın olmadığı bir yer, an, olay düşünmek imkânsız. <strong>“Hiç bir şey olmuyor şu an”</strong> derken bile zamansal bir cetvele ihtiyaç var. Saniyeler tık tık ilerleyecek ki <strong>“yaprak bile kıpırdamıyor”</strong> cümlesinin bir anlamı olsun.</p>
<p>Zaman’ı anlamadan Yaşam, Hareket, Özgürlük kavramlar üzerine düşünmek de imkânsız.</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Derin Göz</strong></a><strong> </strong>isimli kitabımızda özellikle ünlü ressam Edward Hopper’dan bahsederken modern yaşamın özellikle de Sanat’ın biz insanlara Zaman’ı düşünmek için yeni kapılar açtığından bahsetmiştik.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a> adlı kitabımızın <strong>Korku Matkabı</strong> bölümünde de Korku-Zaman ilişkisinden ve Sinema Sanat’ından istifade ederek Zaman’ın NE’liğini bir parçacık sorgulamıştık. Kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediği sınırlarda yine Sanat’tan istifade ettik : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu.</p>
<p>Ama felsefeyi dışlamadık. Zaman hakkında çok isabetli tahliller yapmış olan Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl’den çok önce belki ilk defa Aristoteles (MÖ 300′ler) ile başlamış sorgulamalar var. 1800ler ve 1900lerdeki fikirler haliyle teknolojik ilerlemelerden ve yeni kurulan endüstriyel toplumdan istifade eden ama aynı zamanda bunların altında ezilen bir kuşağın ürettikleri.</p>
<p>Bilim ve teknoloji ile zaman arasındaki ilişkiye gelince elbette Newton’dan Einstein’a ve Kuantum mekaniğine kadar uzayan, epistemolojiden fizik teorilerine kadar dallanıp budaklanan sorgulamalar söz konusu.</p>
<p>Peki bilimsel, objektif, tik-tak zamandan başka, daha insanî, sübjektif ya da bütün bunların üstünde, dışında MUTLAK bir Zaman kavramından bahsedilebilir mi? Zaman sadece bir çerçeve, aklı sınırlayan bir tür “yokluk” mudur? Yoksa <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a> ve Zaman’ın eklemlendiği bir <strong>Derin Zaman</strong> boyutu var mıdır?</p>
<p> Tam da bu noktada <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açıyor. Zaman konusunu bütün derinliğiyle anlayabilir miyiz? <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.google.com/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=&amp;esrc=s&amp;frm=1&amp;source=web&amp;cd=2&amp;ved=0CDAQFjAB&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2010%2F12%2F10%2Fdikkat-kitap-zamani-dusunmek-zamani-yazmak%2F&amp;ei=dcyRT7utJsel0QWC7Z3qAQ&amp;usg=AFQjCNGM5SlCcDakkfnZU-5RzI9q4P333w&amp;sig2=6VMpq7A4vwVs6Y2yzqLUYQ" target="_blank"><strong>Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</strong></a></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13806" title="zamani_dusunmek_yazmak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.jpg" alt="" width="251" height="460" /></a></p>
<p>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p>Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. Neden? Suzan Başarslan’dan bir alıntı ile cevap verelim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>“…Bir olgunun/durumun/olayın gerçek zaman süresini dolaysızca yansıtmak zorunda olmayan yazar, sanatsal zaman denilen “yoğunlaştırılmış ya da yayılmış”[1] bir zaman dilimi kullanır ve roman, modern bir ifâde şekli olduğuna göre, onun zaman bilincimizin çeşitli şekillerini ifâde etmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Aynı zamanda roman, içinde yaşanılan şartların çoğunun etkilendiği insan tecrübesini sürekli bir şekilde ortaya serdiğine göre, insanın zaman bilincini ayrıntılı bir şekilde ve bu tecrübenin bir parçası olarak vermesi de tabiidir. Bir romanda zaman kavramını araştırmak, romancının metafizik kavramlarını, psikoloji anlayışını ve ustalığını araştırmak demektir. Bu aynı zamanda romancıyı, onun içinde yaşadığı tecrübe dünyasını, yarattığı roman dünyasını, aynı devirde yaşayan okuyucuları, o günden bugüne kadar romana yazarın düşünce ve hesaplarının dışında kalan bir zaman mesafesinden yaklaşan okuyucuları içine alan bir ilişkiler ağını incelemek demektir. Bu da, şüphesiz, romandaki en önemli olgulardan birisinin zaman olduğu sonucunu ortaya çıkarır…”</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
</div>
</div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/21/zamanda-yolculuk/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/21/zamanda-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kuluçkada bir kuş</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/06/kuluckada-bir-kus/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/06/kuluckada-bir-kus/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Apr 2012 21:28:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Makale]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21361</guid>
		<description><![CDATA[Suriye görüşmeleri, Paris Hilton&#8217;un son maceraları, şike tartışmaları ve Ergenekon davası sürerken&#8230; Bir kuş yavrularını bekliyor. Rüzgâr tüylerini titretiyor. Bulutlar geçiyor gök yüzünden. Güneşın ışıkları yansıyor sudan. Zaman geçiyor. Kuş sabırla(?) bekliyor. Zaman, Hayat ve Ölüm üzerine tefekkür etmek için açılmış bir pencere.
 
 
Zaman Nedir?
“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Suriye görüşmeleri, Paris Hilton&#8217;un son maceraları, şike tartışmaları ve Ergenekon davası sürerken&#8230; Bir kuş yavrularını bekliyor. Rüzgâr tüylerini titretiyor. Bulutlar geçiyor gök yüzünden. Güneşın ışıkları yansıyor sudan. Zaman geçiyor. Kuş sabırla(?) bekliyor. Zaman, Hayat ve Ölüm üzerine tefekkür etmek için açılmış bir pencere.</p>
<p> <iframe width="480" height="295" src="http://cdn.livestream.com/embed/cornellherons?layout=4&#038;color=0xe7e7e7&#038;autoPlay=false&#038;mute=false&#038;iconColorOver=0x888888&#038;iconColor=0x777777&#038;allowchat=true&#038;height=295&#038;width=480" style="border:0;outline:0" frameborder="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank">Ölümden Bahseden Kitap</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18253" title="olumden_bahsetmek-1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/olumden_bahsetmek-1.jpg" alt="" width="128" height="179" /></a>Çocuklarımıza Ölüm’den daha çok bahsetsek ne olur? Meselâ evde besledikleri hayvanların, saksıdaki çiçeklerin ölümü üzerine yorum yapmalarını istesek? Mezarlık ziyaretleri yapsak onlarla birlikte ve sonra ne düşündüklerini, ne hissettiklerini sorsak?  Çocuklara ölümden bahsetsek belki daha güzel bir dünya kurulur bizden sonra. Çünkü bugün Ölüm’ü TV’den öğrenmek zorunda kalıyor çocuklar. Gerçekten bir <em><strong>“problem”</strong></em> olan ve çözüm bekleyen kazalar, hastalıklar… Çocuklar ölüm sebepleriyle Ölüm’ün hakikatini ayırd edemiyorlar. Küçülen ailelerden uzaklaşan dedeler ve nineler de bizden “uzakta” ölüyor: Kendi evlerinde, hastahane ya da bakımevlerinde. Doğumlarına tanık olamayan çocuklar bir gün ölme “sırasının” onlara da geleceğini anlayamıyor. Ölümü bekleyen modern insan idam mahkûmu değilse eğer, kısa çöpü çekmekten korkan biri gibi. İstenmeyen bir “büyük ikramiye” ölüm… Bu kitap Ölümden bahsediyor. Ölüm denen o <strong>“konuşmayan nasihatçıdan”</strong>, o karanlık ışıktan. Kendisini göremediğimiz ama sayesinde hayatımızın karanlık yarısını gördüğümüz ölümün ışığı. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/olumden_bahseden_kitap.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/06/kuluckada-bir-kus/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/06/kuluckada-bir-kus/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA: Sartre ve &#8220;potentialité&#8221; kavramı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/22/yakinda-sartre-ve-potentialite-kavrami/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/22/yakinda-sartre-ve-potentialite-kavrami/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Mar 2012 23:08:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ateizm]]></category>

		<category><![CDATA[Hümanizm]]></category>

		<category><![CDATA[Jean-Paul Sartre]]></category>

		<category><![CDATA[Varlık]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21148</guid>
		<description><![CDATA[ 
&#8220;&#8230; Barok resimin çarpıcı bir türüdür &#8220;vanitas&#8220;. İnsanlara hayatın geçici olduğunu hatırlatır ve tabi ölümün kaçınılmazlığını. Çoğunlukla da birbirlerine benzerler: Müzik aletleri, güzel yiyecekler, kitaplar, tensel hazzı simgeleyen ipekli kumaşların arasında bir kafatası konur. [...] sıradan vanitas ressamları normal bir kafatası çizdiklerinde Ölüm&#8217;ü çizmiş olmuyorlar. Lüks kumaşlar, altın paralardan ne farkı var kafa kemiklerimin? Kafatasım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/vanitas.jpg"><img class="size-full wp-image-21149 aligncenter" title="vanitas" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/vanitas.jpg" alt="" width="490" height="334" /></a> </p>
<blockquote><p>&#8220;&#8230; Barok resimin çarpıcı bir türüdür &#8220;<a href="https://www.google.com/search?hl=en&amp;q=peinture+baroque+vanitas&amp;um=1&amp;ie=UTF-8&amp;tbm=isch&amp;source=og&amp;sa=N&amp;tab=wi&amp;ei=9rFoT52BGtLA8QOOuaiSCQ&amp;biw=1600&amp;bih=691&amp;sei=-bFoT5L9IMqg8gPW1830CA">vanitas</a>&#8220;. İnsanlara hayatın geçici olduğunu hatırlatır ve tabi ölümün kaçınılmazlığını. Çoğunlukla da birbirlerine benzerler: Müzik aletleri, güzel yiyecekler, kitaplar, tensel hazzı simgeleyen ipekli kumaşların arasında bir kafatası konur. [...] sıradan vanitas ressamları normal bir kafatası çizdiklerinde Ölüm&#8217;ü çizmiş olmuyorlar. Lüks kumaşlar, altın paralardan ne farkı var kafa kemiklerimin? Kafatasım da en az cep telefonum ya da kredi kartım kadar dünyevî bir cisim değil mi? Tabut, mezar taşı, kefen&#8230; bunlar da öbür dünyadan gelmiş cisimler değil. Tabut ve taş dünyanın tahtasıyla, dünya mermeriyle imâl ediliyor; kefen ise dünyanın çarşısında alınıp satılan, kesilip biçilen kumaşla. Bu sebeple Ölüm&#8217;ü çizmek (Ölüm&#8217;ü tatmak) için bir yolunu bulup bu dünyadan çıkmak, ölçülen, sayılan maddî alemi temsilen de olsa aşmak gerek. </p>
<p> Holbein&#8217;in sanatı sayesinde hissedilebilen bu temsilî ölüm izleyiciye geri dönülmezlik fikrini verebilir, eski halden yeni hale geçerken (ölürken) meydana gelecek olan değişimi bildirebilir (=buldurabilir). <strong><em>&#8220;Geri dönülmezlik&#8221;</em></strong> derken bir kristalleşmeyi, katılaşmayı anlıyorum. Erimiş bir metalin kalıba dökülüp soğuduktan sonra eski akışkanlığını yitirmesine benziyor.</p>
<p> Kendi ölümümü bilmem ne anlama gelir? Ömrümün akışkanlığını kaybetmesi? Yapmakta olduğum şeylerin katılaşıp <em>&#8220;sabit mürekkeple yazılmış&#8221;</em> bir eser haline gelmesi? <a href="http://www.amazon.fr/mort-Vladimir-Jank%25C3%25A9l%25C3%25A9vitch/dp/2081218747/ref=dp_ob_image_bk">Vladimir Jankélévitch&#8217;in &#8220;Ölüm&#8221; adlı kitabında</a> söylediği gibi <strong>kesin</strong> olarak bildiğim tek bir şey var: <strong>Kesinlikle</strong> önceden bilmediğim o saat geldiğinde, şu an yapma imkânım olan herşeyin, bütün fiillerimin kristalleşeceğini, bütün serbestliklerimin ve bütün özgürlüklerimin yok olacağını <strong>kesin</strong> olarak biliyorum. Şu an herşeyi yapabilirim. Ama bu yapabilme imkânım her an yok olabilir. Bu yüzdendir ki tıkır tıkır işleyen bir saat değil çarkları çoktan kırılmış, paslanmaya başlamış bir saat ölüsüdür Zaman&#8217;ın geçişini gösteren. (Bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf">Derin Zaman Kitabı</a>)</p></blockquote>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zaman-nedir-aaa1.jpg" alt="" width="451" height="364" /></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/22/yakinda-sartre-ve-potentialite-kavrami/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/22/yakinda-sartre-ve-potentialite-kavrami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zaman Nedir?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/19/zaman-nedir-4/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/19/zaman-nedir-4/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Sep 2011 11:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18759</guid>
		<description><![CDATA[ 
Nature Time Lapse III from mockmoon on Vimeo.
&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;
Zaman Nedir?
“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  diyordu Aziz Augustinus. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <iframe src="http://player.vimeo.com/video/7977632?title=0&amp;byline=0&amp;portrait=0" width="400" height="225" frameborder="0" webkitAllowFullScreen allowFullScreen></iframe>
<p><a href="http://vimeo.com/7977632">Nature Time Lapse III</a> from <a href="http://vimeo.com/user786904">mockmoon</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/19/zaman-nedir-4/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/19/zaman-nedir-4/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Fütûhât-ı Mekiyye, Cilt 14 (Muhyiddin İbn Arabi Hz.)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/06/28/futuhat-i-mekiyye-cilt-14-muhyiddin-ibn-arabi-hz/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/06/28/futuhat-i-mekiyye-cilt-14-muhyiddin-ibn-arabi-hz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2011 00:04:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Hz İbn-i Arabî]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Alıntısı]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=17792</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;Akıl gözün görmediğini bilirken Göz fikrin reddettiğini görür. Arif olanlar ise akıl ve gözü bir araya getirir. Onların kendisiyle anladıkları kalpleri, kendileriyle gördükleri gözleri, kendileriyle duydukları kulakları vardır.&#8221;
 Dün gece kıyısız bir okyanusun acayip incilerinden topladım. Paylaştıkça çoğalan inciler. Derin Düşünce okurlarıyla paylaşıyorum ki çoğalsınlar.(MY)
 Sayfa 278, 390cı bölüm
&#8220;Bir şeyin zamanı onun varlığıdır&#8221; münazelesinin bilinmesi
 &#8221;Sıfatlar bağımsız varlıklardır&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/futuhat_i_mekiyye_ibn_arabi.jpg"><img class="size-full wp-image-17794 aligncenter" title="futuhat_i_mekiyye_ibn_arabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/futuhat_i_mekiyye_ibn_arabi.jpg" alt="" width="498" height="315" /></a></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Akıl gözün görmediğini bilirken Göz fikrin reddettiğini görür. Arif olanlar ise akıl ve gözü bir araya getirir. Onların kendisiyle anladıkları kalpleri, kendileriyle gördükleri gözleri, kendileriyle duydukları kulakları vardır.&#8221;</em></p>
<p> Dün gece kıyısız bir okyanusun acayip incilerinden topladım. Paylaştıkça çoğalan inciler. Derin Düşünce okurlarıyla paylaşıyorum ki çoğalsınlar.(MY)</p>
<p><strong> Sayfa 278, 390cı bölüm</strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/futuhat_i_mekiyye_ibn_arabi_b.jpg"></a>&#8220;Bir şeyin zamanı onun varlığıdır&#8221; münazelesinin bilinmesi</strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;Sıfatlar bağımsız varlıklardır&#8221; dersek</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Onunla nitelenen Bir nerede?</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Bize HAKK&#8217;ın hitabı gelmiş</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Elçilerinden öğrendik onu</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;ALLAH&#8217;ın bir ortağı yok&#8221; dedi Peygamber (SAV)</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Misli de yok, mahiyetini de bilemez kimse</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Varlığın sırrını öğrenirsen<span id="more-17792"></span></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>O&#8217;nun hakkında bilgiyle davran ve sakın bilgini</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Her ne zaman dersem &#8220;O&#8217;nsuz ben yokum&#8221;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Kimdir O?&#8221; sorusu sorulur ve pekişir</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Dostum! Sözümü iyice anlarsan</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Gerçeği de öğrenirsin ve demezsin: &#8220;Ben kimim? O kim?&#8221;</em></p>
<p> </p>
<p>ALLAH Teâlâ bir topluluğun <strong><em>&#8220;bizi ancak dehr (=zaman) yok eder&#8221; </em></strong>(<a href="http://www.kuran.gen.tr/?x=s_main&amp;y=s_middle&amp;kid=1&amp;sid=45">Casiye</a>, 24) dediklerini aktarmıştır. Doğru söylemişler çünkü Hz. Peygamber (SAV) bir hadisinde DEHR&#8217;in ALLAH&#8217;ın isimlerinden biri olduğunu buyurmuştur. [...] </p>
<p> Bilmelisin ki zaman dışta varlığı olmayan bir nispettir (=bağ). İnsanlar zamanın mahiyetinde uzun uzadıya söz etmişlerdir. Onların sözlerinden anlaşıldığı kadar, bizim de söylediğimiz üzere, zaman &#8220;ne zaman?&#8221; sorusuyla ortaya çıkan bir nispettir. Bu soruyla birlikte &#8220;ne zaman ki&#8221;, &#8220;vakta ki&#8221;, &#8220;olduğunda&#8221;, &#8220;olursa&#8221; gibi zamana ait isimler ve ifadeler ortaya çıkar. Bütün şart edatları zamanın isimleridir. İsimlendirilen ise yokluk lafzı gibi var olmayan bir şeydir. Çünkü bu lafız isimlendirileni olmayan bir addır. Bununla birlikte hükmü bilinir. Zikrettiğimiz konunun doğru anlaşılabilmesi için misal vermeliyiz.</p>
<p> &#8221;Zeyd ne zaman geldi?&#8221; diye sorulunca cevap &#8220;Güneş doğduğunda&#8221; veya &#8220;Güneş doğduğu zaman&#8221; olabilir. [...] Bu ve benzeri sorular &#8220;ne zaman?&#8221; sorusunun cevabıdır ve hepsinden zaman anlaşılır. &#8220;Zeyd gelince ona ikram ederim&#8221;. Bunun anlamı Zeyd geliş vaktinin kendime şart kıldığım vaktin gerçekleşme vakti olmasıdır. Başka bir deyişle ona ikramın gerçekleşmesi Zeyd&#8217;in gelişine bağlanmıştır. Söz konusu olan yaratılmışlar için zaman iken kadim için ezeldir. Zamanın anlamı iki ucu olmayan, uzayan mevhum süre demektir. Geçmiş kısmına bakarak ona &#8220;mazi&#8221;, gelecek kısmına &#8220;gelecek&#8221; ve bulunulan zamanı &#8220;şimdiki zaman&#8221; diye isimlendirir ve ona &#8220;an&#8221; deriz. An (kendisi de zaman olsa bile) geçmiş kısım ile gelecek zaman arasındaki sınır demektir. Bu yönüyle an, dairenin çevresinde var sayılan bir nokta gibidir. Noktayı bir yerde var saydığında onun başlangıcı ve bitimi belirlenir.</p>
<p> Bu bağlamda ezel ve ebed zamanın iki ucunun olMAyışı demektir. Bu yönüyle zamanın başlangıcı ve sonu olmadığı gibi süreklilik sahibi şimdiki zaman demektir; şimdiki zaman ise sürekli olandır. Âlem sürekli şimdiki zaman hükmünde olduğu gibi ALLAH&#8217;ın âlemdeki hükmü zamanın hükmü altındadır. Zamanın geçmiş ve gelecek kısımları da şimdiki zaman hükmü altındadır.</p>
<p> Bakınız! ALLAH Teâlâ bize sona ermiş bazı işleri bildirirken onları geçmiş zaman kipiyle, bir kısmını gelecek zaman, bazılarını şimdiki zaman kipiyle anlatır. Bu kısma misal olarak &#8220;O her gün bir iştedir&#8221; (Rahman, 29) ayetini verebiliriz. Geçmiş zamana misal olarak &#8220;seni önceden yarattım, sen bir şey değilken&#8221; (Meryem, 9) gelecek zamana misal olarak &#8220;Onu irade ettiğimizde ona ‘ol&#8217; deriz, o da olur&#8221; (Nahl, 40) ayetiyle &#8220;Büyüklenenleri ayetlerinde yüz çevirteceğim&#8221; (A&#8217;raf, 146)  ve &#8220;Size ayetlerimi ulaştıracağım&#8221; (Enbiya37)  ayetlerini verebiliriz. <strong>Bütün bu ifadeler karşısında bu işlerin kendisinde gerçekleştiği ve onun da bu işler için zarf olabileceği var olan bir hakikat ararız. Halbuki hem akılda hem duyuda böyle birşey bulamayız. Fakat vehimde bir zarf olarak zamanı buluruz. Bu zarf vehimdeki zarfın mazrufudur ve vehim sürekli onun hakkında hüküm verir.</strong> İyice düşünürsen vehimle veya akılla veya duyuyla öğrendiğin yegâne şeyin var olurken kendisine dayandığımız HAKK&#8217;ın Varlığı olduğunu görürsün. ALLAH bu nispet nedeniyle bizim için kendisini ED-DEHR (Zaman) diye isimlendirdi ki zamanın hüküm sahibi olduğu zannedilmesin, çünkü O&#8217;ndan başka hüküm sahibi yoktur. Eşya hükümleriyle birlikte O&#8217;nun varlığında ortaya çıkarlar ve O sürekli varlık demektir. Mümkünler O&#8217;nun latif varlığının perdesi ardından zuhur ederek görülür hale gelirler. Onlar HAKK&#8217;ın varlığının perdesinin ardından gözüken varlıklarımızdır. Fakat O&#8217;nu göremeyiz. Nitekim göklerin perdesinin ardından yıldızları görürüz fakat gökleri göremeyiz. Bununla birlikte bizimle yıldızlar arasında göklerin bulunduğunu akıl yoluyla biliriz. Onlar latiftir ve bu nedenle artlarında bulunan şeyleri gizlemez ve örtmezler. &#8220;ALLAH kullarına karşı latiftir&#8221; (şûra 19). ALLAH&#8217;ın latif olmasının bir yönü içinde bulundukları herşeyi onlara getirmiş olmasıdır. Kulların gözleri ise şahid oldukları şeyleri görürler ve sahip olduklarını sebeplere izafe ederler. Bu durumda HAK perdeliyken ortaya çıkar. HAK perdelenen ve zuhur edendir. HAK perde nedeniyle bâtın kalan, perde ve senin için zahir olandır. [...]</p>
<p> ALLAH perdesinde zuhur etmiştir. Göz O&#8217;ndan başkasını görmezken O&#8217;nun üzerinden perdeler kalkmaz. O sürekli RAB iken biz yokluk ve varlık halimizde sürekli kuluz. [...] Perdeli insanlar sebepleri görürken arifler sürekli HAKK&#8217;ı müşahede ederler. Bununla birlikte perde oldukları kimseler adına perdeleri de bilirler. Böylelikle onlara göre latif olan kesif olmuşken ariflere göre kesif olan latifleşmiştir:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> Akıl gözün görmediğini bilirken</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Göz fikrin reddettiğini görür</em></p>
<p> Arif olanlar ise akıl ve gözü bir araya getirir. Onların kendisiyle anladıkları kalpleri, kendileriyle gördükleri gözleri, kendileriyle duydukları kulakları vardır.</p>
<p>Satın almak için: <a href="http://www.e-literayayin.com/urun/fut%C3%BBhat-i-mekkiyye-14_269363.aspx?CatID=5679" target="_blank">Litera Yayıncılık</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.e-literayayin.com/urun/fut%C3%BBhat-i-mekkiyye-14_269363.aspx?CatID=5679" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-17795  aligncenter" title="futuhat_i_mekiyye_ibn_arabi_b" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/futuhat_i_mekiyye_ibn_arabi_b.jpg" alt="" width="175" height="247" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/06/futuhat_i_mekiyye_ibn_arabi_b.jpg"></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; <strong>Zaman</strong> veya <strong>Göz</strong> konusu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman Nedir?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></span></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="124" height="206" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/06/28/futuhat-i-mekiyye-cilt-14-muhyiddin-ibn-arabi-hz/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/06/28/futuhat-i-mekiyye-cilt-14-muhyiddin-ibn-arabi-hz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zaman nedir?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/03/17/zaman-nedir-3/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/03/17/zaman-nedir-3/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Mar 2011 14:41:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=15213</guid>
		<description><![CDATA[ 
Time Lapse of Winter Scene from mockmoon on Vimeo.
&#8230; Bu video ilginizi çektiyse&#8230;
Zaman Nedir?
“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”  diyordu Aziz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <iframe src="http://player.vimeo.com/video/3448209" width="400" height="225" frameborder="0"></iframe>
<p><a href="http://vimeo.com/3448209">Time Lapse of Winter Scene</a> from <a href="http://vimeo.com/user786904">mockmoon</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
<p>&#8230; Bu video ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman Nedir?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-14532" title="kapak_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/kapak_zaman_nedir.gif" alt="" width="120" height="160" /></a>“…Geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ”</em>  diyordu <strong>Aziz Augustinus</strong>. Zira kelimeler yetmiyordu. “Zaman Nedir?” sorusuna cevap verebilmek için kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediğı sınırlarda Sanat’tan istifade etmek gerekliydi : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu. Ama felsefeyi dışlamadık: Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl, Aristoteles… Bilimin Zaman’a bakışına gelince elbette Newton’dan Einstein’a uzandık. Bilimsel zamandan başka, daha insanî ve MUTLAK bir Zaman aradık. <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab’in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açtı. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman’ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Zaman’ı düşünmek, Zaman’ı yazmak</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-full wp-image-13852" title="zamani_dusunmek_yazmak1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak1.jpg" alt="" width="110" height="202" /></a>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman’ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman’ı düşünmek ve Zaman’ı yazmak. Zaman’ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman’a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/03/17/zaman-nedir-3/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/03/17/zaman-nedir-3/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Zaman Nedir?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/25/dikkat-kitap-zaman-nedir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/25/dikkat-kitap-zaman-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Jan 2011 20:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14521</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Zaman nedir? Kimse sormazsa ne olduğunu biliyorum. Ama birisine açıklamaya kalkarsam artık bilmiyorum&#8230; Eminim ki geçip gitmiş olmasa &#8220;geçmiş&#8221; zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise sonsuzluk olmaz mı? İyi ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf"><img class="alignright size-full wp-image-14523" title="zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_nedir.jpg" alt="" width="200" height="250" /></a>&#8220;Zaman nedir? Kimse sormazsa ne olduğunu biliyorum. Ama birisine açıklamaya kalkarsam artık bilmiyorum&#8230; Eminim ki geçip gitmiş olmasa &#8220;geçmiş&#8221; zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa </em><strong><em>gelecek zaman</em></strong><em> da olmayacak. Peki nasıl oluyor da </em><strong><em>geçmiş</em></strong><em> ve </em><strong><em>gelecek</em></strong><em> var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. </em><strong><em>Şimdiki zaman</em></strong><em> sürekli var ise </em><strong><em>sonsuzluk</em></strong><em> olmaz mı? İyi ama şimdiki zaman var olabilmek için geçmişe karışması gerekiyorsa mevcudiyetini  yok oluşuna muhtaç olan bir </em><strong><em>Şimdi</em></strong><em>‘nin </em><strong><em>VAR</em></strong><em>lığından nasıl bahsedilebilir? Demek ki zaman yokluğa meylettiği ölçüde var olan şeydir.&#8221;</em> (Aziz Augustinus, 354-430)</p>
<p>Zaman nedir? İnsan düşüncesinin en çok zorlandığı sorulardan biri bu. Zira Zaman&#8217;ın olmadığı bir yer, an, olay düşünmek imkânsız. <strong>&#8220;Hiç bir şey olmuyor şu an&#8221;</strong> derken bile zamansal bir cetvele ihtiyaç var. Saniyeler tık tık ilerleyecek ki <strong>&#8220;yaprak bile kıpırdamıyor&#8221;</strong> cümlesinin bir anlamı olsun.</p>
<p>Zaman&#8217;ı anlamadan Yaşam, Hareket, Özgürlük kavramlar üzerine düşünmek de imkânsız.</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Derin Göz</strong></a><strong> </strong>isimli kitabımızda özellikle ünlü ressam Edward Hopper&#8217;dan bahsederken modern yaşamın özellikle de Sanat&#8217;ın biz insanlara Zaman&#8217;ı düşünmek için yeni kapılar açtığından bahsetmiştik.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a> adlı kitabımızın <strong>Korku Matkabı</strong> bölümünde de Korku-Zaman ilişkisinden ve Sinema Sanat&#8217;ından istifade ederek Zaman&#8217;ın NE&#8217;liğini bir parçacık sorgulamıştık. Kelimelerin ve mantığın gücünün yetmediği sınırlarda yine Sanat&#8217;tan istifade ettik : Sinema, Resim ve Fotoğraf sanatı imdadımıza koştu.</p>
<p>Ama felsefeyi dışlamadık. Zaman hakkında çok isabetli tahliller yapmış olan Kant, Bergson, Heidegger, Hegel, Husserl&#8217;den çok önce belki ilk defa Aristoteles (MÖ 300′ler) ile başlamış sorgulamalar var. 1800ler ve 1900lerdeki fikirler haliyle teknolojik ilerlemelerden ve yeni kurulan endüstriyel toplumdan istifade eden ama aynı zamanda bunların altında ezilen bir kuşağın ürettikleri.</p>
<p>Bilim ve teknoloji ile zaman arasındaki ilişkiye gelince elbette Newton&#8217;dan Einstein&#8217;a ve Kuantum mekaniğine kadar uzayan, epistemolojiden fizik teorilerine kadar dallanıp budaklanan sorgulamalar söz konusu.</p>
<p>Peki bilimsel, objektif, tik-tak zamandan başka, daha insanî, sübjektif ya da bütün bunların üstünde, dışında MUTLAK bir Zaman kavramından bahsedilebilir mi? Zaman sadece bir çerçeve, aklı sınırlayan bir tür &#8220;yokluk&#8221; mudur? Yoksa <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf" target="_blank"><strong>Derin İnsan</strong> </a> ve Zaman&#8217;ın eklemlendiği bir <strong>Derin Zaman</strong> boyutu var mıdır?</p>
<p> Tam da bu noktada <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm"><strong>Delâilü’l-İ’câz</strong></a>, <strong>Mesnevî</strong>, <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html"><strong>Makasıt-ül Felasife</strong> </a>, <strong>Telhis-u Kitab&#8217;in Nefs</strong> ve <strong>Fütuhat-ı Mekiyye</strong> gibi eserler Zaman-İnsan ilişkisine bambaşka perspektifler açıyor. Zaman konusunu bütün derinliğiyle anlayabilir miyiz? <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_zaman.pdf" target="_blank">Zaman&#8217;ın kitabını buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/25/dikkat-kitap-zaman-nedir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/25/dikkat-kitap-zaman-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yağmurdan Önce / Before The Rain</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/25/yagmurdan-once-before-the-rain/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/25/yagmurdan-once-before-the-rain/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Jan 2011 13:00:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14514</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Kuşlar çığlık atarak siyah gökyüzünde kaçışıyor, insanlar sessiz, beklemek kanıma acı veriyor.&#8217; (Mesa Selimoviç)
1995 yılında,  Venedik Film Festivali&#8216;nden aralarında Altın Aslan, FIPRESCI ve OCIC ödüllerinin de bulunduğu 5 ödülle dönen ve toplam 12 ödül almış bir film. Film üç ayrı parçadan oluşuyor ve aslında üç ayrı parça, tek bir çemberi bütünleyen parçalar: 
Kelimeler,  Yüzler ve  Fotoğraflar.
 &#8220;Zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/before_the_rain.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14516" title="before_the_rain" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/before_the_rain.jpg" alt="" width="194" height="202" /></a>&#8216;Kuşlar çığlık atarak siyah gökyüzünde kaçışıyor, insanlar sessiz, beklemek kanıma acı veriyor.&#8217;</em> (Mes<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/before_the_rain.jpg"></a>a Selimoviç)</p>
<p><a title="1995" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1995">1995</a> yılında,  <a title="Venedik Film Festivali" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Venedik_Film_Festivali">Venedik Film Festivali</a>&#8216;nden aralarında <a title="Altın Aslan" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Alt%C4%B1n_Aslan">Altın Aslan</a>, <a title="FIPRESCI" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/FIPRESCI">FIPRESCI</a> ve <a title="OCIC (sayfa mevcut değil)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=OCIC&amp;action=edit&amp;redlink=1">OCIC</a> ödüllerinin de bulunduğu 5 ödülle dönen ve toplam 12 ödül almış bir film. Film üç ayrı parçadan oluşuyor ve aslında üç ayrı parça, tek bir çemberi bütünleyen parçalar: </p>
<p>Kelimeler,  Yüzler ve  Fotoğraflar.</p>
<p><strong> </strong><strong>&#8220;Zaman asla durmaz. Çember yuvarlak değildir. Ben de az kalsın sessizlik yemini edecektim. Bu ilahi güzellik her türlü kelimeyi hak ediyor.&#8221; </strong><strong></strong></p>
<p> Kiril ve pederin konuşmasıyla başlayan çemberin, aynı konuşmayla sona ermesi(circle text). Oysa başladığınız anla biten anın arasında asla aynı olmayan yaşam/çember. </p>
<p> <strong>Çember&#8217;in ilk halkası, aslında son halka: Words.   </strong><strong></strong></p>
<p> Anadolu kokan görüntü ve ezgiler eşliğinde bambaşka bir coğrafyada, tüm ilahi güzelliğin, sessizliğin, değişmezliğin, dinginliğin ortasında, başlayacak yağmurdan önce yaşananlardan habersiz olduğumuz ve hikayeye aslında sondan başladığımız başlangıç. Arnavut kız Zamira&#8217;nın Makedon bir çobanı <span id="more-14514"></span>öldürdüğüne inanıldığı için peşine düşülmesi ve onun Makedonlardan kaçarak sessizlik yemini etmiş keşiş Kiril&#8217;in odasına sığınışı. Kiril&#8217;in onu korumak için keşişlikten ve sessizlik yemininden vazgeçmesi. Birlikte fazla yol alamadan Zamira&#8217;nın büyükbabası ve abisinin de olduğu bir gruba denk gelmeleri ve Zamira&#8217;nın Kiril&#8217;in peşinden koşarken abisi tarafından öldürülmesi. Makedonlardan kaçarken abisinin kurşunlarıyla toprağa düşüşü&#8230; Kiril&#8217;i ilk gördüğünde yaptığı işaretle, sus&#8230;</p>
<p> <strong>Çemberin ikinci halkası, Yüzler:</strong><strong></strong></p>
<p> Anne, Alex ve Nick arasında bir aşk üçgeni gibi dururken, aslında başka bir ülkede, hayat son hızla devam ederken, hayatın arka planında kalan mülteciler ve savaş. Haberlerde birkaç dakika yer verilen, ardından hava durumuna geçilen, telefon görüşmelerinin, iş görüşmelerinin arasında herhangi bir haber anonsu olarak dikkat çekmeyen. Pulitzer ödüllü Alex&#8217;in Bosna&#8217;da bıraktığı vicdanı, Anne&#8217;in kocası ve Alex arasındaki kararsızlığı, ama vahşetin ve öldürmenin sıradanlığıyla Nick&#8217;in ölümü. Serseri bir kurşunun Nick&#8217;in yüzünü darmadağın etmesi. Bu bölümde dikkati çekense, Alex&#8217;in gitmeden önce Anne&#8217;e verdiği fotoğraflar. Anne&#8217;in fotoğraflara bakarken devam eden hayatında bizim de fark ettiğimiz yüzler: Kiril&#8217;in ve Zamira&#8217;nın yüzleri. </p>
<p>Yaşananların donuklaşması. Gerçekliğin fotoğraftaki sıradan yüzlere dönüşü. Hikaye oluşu. Hikaye olan gerçekliğin, hikaye olduktan sonra, gerçekliğinin kurguya dönüşü, gerçeklikten uzaklaşması. Hayatın içinde, konuşmalarımız arasında, herhangi bir yerde, önemsiz bir ayrıntı olması, detaya indirgenmesi, haber oluşu, havadis oluşu, rivayet oluşu, miş&#8217;e dönüşü&#8230; Oysa, az önce, yaşanırken&#8230; o kadar gerçekken, ölen gerçekten ölürken ve çaresizlik, gerçekten çaresizlikken&#8230;</p>
<p>Bir yerde ateşten bir çember içinde yanmaya mahkum bir kaplumbağa iken, diğer yerde akvaryumun içinde süs olmak&#8230; Sıradan, bildik ama düşününce can yakan gerçeklik, düşününce değil, hayır; yaşayınca, içinde olunca, başkasının hikayesi değil, gerçekliğin parçalarından biri olunca, çemberi tamamlayan bir an&#8217;a tekabül edince&#8230;</p>
<p>  <strong>Çemberin üçüncü halkası, Fotoğraflar:</strong><strong></strong></p>
<p> Coca Cola reklamı ve UN tankları. Sürüp giden hayat. Alex&#8217;in on altı yıl sonra döndüğü hayat. Zamanı geldiği için döndüğü. Taştan evler, ateşi yanan ocaklar, eski, yıkık ahşap ev, tavanında süslemeleri, duvarlarında fotoğrafları ve ceylan resimli halısıyla/duvarörtüsüyle, köpekler, eşekler, inekler, koyunlar, horozlar, oynaşan çocuklar, sigara tüttüren köylüler, doğum yaptırılan koyun ve iki kuzusu, cenaze töreni ve düğün, çalınan davul, mezar ziyareti ve misafir ağırlama, çarşafı dantelli yatak, tahta yer sofrası, manastır ve cami&#8230; Her zamanki köy, hiç değişmeyen&#8230; Tek fark, ellerde silahlar, silahlara aşina çocuklar, silahlarla oynayan çocuklar&#8230; Birbirine düşman olmuş ve herhangi bir sebebin çıkmasını bekleyen köylüler, birbirini öldürmek için, savaş için, taraf olmak için bekleyen&#8230; </p>
<p>Eskiden sevdiği Hana&#8217;nın kızını -Zamira- kendi köylülerinden kurtarmak için, onlar tarafından sırtından vurularak öldürülen Alex. Kamerası birinin ölümüne sebep olduğu için, savaşta taraf olduğu için, taraf olmaktan kaçan ama olmak zorunda kalan, taraf olmazsa -bu sefer doğrudan taraf olmazsa-, kendisiyle yaşayamayacak olan Alex. Yaşamasına izin verilmeyen Alex.</p>
<p> &#8221;Gökyüzüne bak. Gökyüzüne. Bak. Yağmur yağacak!&#8221;</p>
<p> Sonra yağmur, yağmurun altında kanlar içinde yatan Alex. Kiril ve pederinse henüz ıslanmadığı yağmur, başka yerde yağan, henüz başlamayan yağmur&#8230; </p>
<p>Sonra pederin cümlesi, ilk ve son cümle. Tamamlanan çember. Başlangıcı ve sonu aynı olmayan. </p>
<p> <strong><em>&#8216;Bir çember yuvarlak değildir.&#8217; </em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>Başladığınız ve bitirdiğiniz nokta aynı değildir. Bir yerde, bir an, bir şekilde taraf olmanız gerekir. Sessizliği bozmanız, ilahi güzelliğin ardında, insanın o güzelliği bozan yüzünü ifşa etmeniz, vicdanınızın sesini dinlemeniz, insan tarafınızı ön plana almanız, konuşmanız gerekir, karşınızdaki sizin dilinizi anlamasa bile. Yüzleşmeniz gerekir yanlışla, hatayla, insanla, onun vahşi tarafıyla&#8230; </p>
<p> Karşınızdaki yüzlere kendi yüzünüzü sunabilmeniz gerekir. Kendi yüzünüze bakabilmeniz için, bazen yüzünüzü sunmanız gerekir&#8230; medeniyetin şiddet dolu, sebepsiz şiddetle kendisini, ötekini parçalayan yüzüne; ve göstermeniz gerekir fotoğrafın bütününü insanlara. Sadece Zamira&#8217;yı değil, Kiril&#8217;i, kendinizi, ötekini ve ötekileşen tarafınızı, Anne&#8217;i ve Nick&#8217;i&#8230;  Birbiriyle ilgisizmiş gibi dururken, aslında birbirini bütünleyen tüm herkesi&#8230; Çemberin bir parçası olduğunu tüm insanlığa göstermeniz gerekir&#8230; Bir yerde yağmur yağarken, başka yere de aynı yağmurun yağacağını hatırlatmanız gerekir; vakti gelince, yağmur yağar çünkü&#8230;</p>
<p> Kelimeler, yüzler ve fotoğraflar&#8230; Nefis kamera çekimleriyle, doğanın görüntü ve sesinin yerel müzikle bütünleştiği atmosferde, detaya/ayrıntıya odaklanarak bütünün sunulduğu bir film Yağmurdan Önce. Kameranın önünden geçen hayatın; yerel olanın, evrensele dönüştürülerek gözlerimize sunulması. Ve kameranın gerçek&#8217;ten taraf olması ve size de taraf olmanın ne demek olduğunu sorgulatması, hatırlatması.</p>
<p> Filmin tüm özelliğini -biçim, içerik- veren, en etkileyici kareyse, çobanın vurulduktan sonra, evde kadınların ağlaştıkları an, gözlerimize sunulan görüntü: </p>
<p>  Çarşafın ucundaki beyaz dantelden yere damlayan kıpkırmızı kan&#8230;</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/25/yagmurdan-once-before-the-rain/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/25/yagmurdan-once-before-the-rain/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şans, Kader, Özgür İrade ve Zaman(3)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/24/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman3/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/24/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman3/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Jan 2011 14:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Kader]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Kötülük]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[Özgür İrade]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14490</guid>
		<description><![CDATA[Herbert Weinstein 1991 yılında New York&#8217;ta karısını öldürdükten sonra intihar süsü vermek için binanın çatısından aşağı attı. Bir yıl sonra suçunu itiraf etti ama beyninde bulunan ve iltihaplanmış bir kist mahkemece hafifletici etken olarak kabul edildi.
&#8220;&#8230;insanı adım adım nefsani arzulara götüren &#8220;çizgi/yol&#8221; ile katil/sadist/işkenceci yapan acaba aynı taşlarla örülü olamaz mı? Benimkisi bir iddia değil,sadece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_1_mavi_kelebek_jpg.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14492" title="_1_mavi_kelebek_jpg" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_1_mavi_kelebek_jpg.jpg" alt="" width="230" height="212" /></a>Herbert Weinstein 1991 yılında New York&#8217;ta karısını öldürdükten sonra intihar süsü vermek için binanın çatısından aşağı attı. Bir yıl sonra suçunu itiraf etti ama beyninde bulunan ve iltihaplanmış bir kist mahkemece hafifletici etken olarak kabul edildi.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;insanı adım adım nefsani arzulara götüren &#8220;çizgi/yol&#8221; ile katil/sadist/işkenceci yapan acaba aynı taşlarla örülü olamaz mı? Benimkisi bir iddia değil,sadece kafama takılan bir soru&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Geçenlerde Zaman&#8217;ın etik boyutunu tartışıyorduk. Dikkatli <a href="http://www.derindusunce.org/2011/01/19/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman1/#comment-63687">bir yorumcumuz</a> insanlığın 21ci asırda MUTLAKA yüzleşmek zorunda olduğu bu meseleyi işte böyle çok sade bir dille özetledi. Oburluk, çapkınlık ya da riyakârlık gibi cemiyetçe daha hoş görülen, küçük(!) kusurların küçüklüğünü yani <strong>toplumun çifte standardını</strong> bir kenara bırakırsak geriye tek bir soru kalıyor<span id="more-14490"></span>: İnsanlar kötülüğü ÖZGÜRCE mi seçerler yoksa baştan belli midir kötü olacakları / kötü davranacakları? Genlerimizden, beynimizdeki biyolojik sorunlardan ya da yetiştiğimiz aileden, toplumdan gelen &#8220;kötü&#8221; dürtülere direnebilmek için manevra kabiliyetimiz var mı?</p>
<p>Basit görünen bu soruya HIZLI bir cevap vermek <strong><span style="text-decoration: underline;">YA</span> Adalet&#8217;i <span style="text-decoration: underline;">YA</span> da Bilim&#8217;i yok saymak</strong> demek. Çünkü:</p>
<ul>
<li>1) Ya &#8220;hayır&#8221; diyerek tabiat bilimlerinin her şeyi BİL-diğini kabul edeceğiz,</li>
<li>2) Ya da &#8220;evet&#8221; diyerek iyi-kötü ayrımında İnsan&#8217;ın tabiat bilimlerinin üstünde, Tabiat&#8217;ın üstünde bir varlık olduğunu savunacağız.</li>
</ul>
<p>Neden? Tenimiz sivri bir iğneye ya da kızgın bir demire dayanamıyor. Hayvanî ya da mekanik bir <strong>REFLEKS</strong> ile, düşünmeden elimizi geri çekiyoruz. Ama an geliyor, <strong><em>&#8220;iyi / doğru / güzel&#8221;</em></strong> kabul ettiğimiz bir ideal, bir dava uğruna canımızı bile feda edebiliyoruz. Refleks ile eylem arasına sıkışan bir varlık var. Varoluş imkânını mu<strong>H</strong>a<strong>K</strong>e<strong>M</strong>e&#8217;den alan bir &#8220;<strong>DERİN BEN&#8221;</strong> açılıveriyor, nokta iken çizgi oluyor, çizgi iken bir satıha dönüşüyor. Kanatları kapalı iken kahverengi bir dal parçasını andıran kelebeğin masmavi kanatlarını birden açıvermesi gibi, görünebilen ve görünmeye değer TEK şey bu kanatların güzelliği!</p>
<p>Çelişkiye bakın ki sebep-sonuç zincirleri ile örülmüş bu duvarın gri taşlarını itebilecek, hatta duvarı yıkabilecek bir kudret var bu narin kanatlarda:  çünkü mavi kelebeğin güzelliği bizi başka boyutlara taşıyor. Bergson&#8217;un dediği gibi <strong><em>&#8220;Güzellik teklif edilir, netice değildir&#8221;</em></strong>. Güzel BULDUĞUMUZ her çiçek, her kelebek, her gün batışı&#8230; Bize bizdeki bu gizli gücü işaret ediyor. Adına ister yargı deyin, ister tercih, ister başka bir şey.</p>
<p>Determinist, bilimsel, materyalist bir kafesin içindeyiz. Tabiat&#8217;ın kurallarına tabi &#8220;ten kafesi&#8221;. Acıkan, susayan, korkan, yanabilen hatta ölebilen ten kafesi. Bu kafes kendi tabiatına TAMAMEN ZIT olan bu mavi kelebeği hapsediyor. Tırtıl olarak girdiği kozadan kelebek olarak çıkan, kanatlarını Zaman&#8217;a açan bir kelebek: <strong>Özgür irade</strong>. Ne garip bir varlık özgür irade.</p>
<p>Şiirsel bir dille ihata edebiliyoruz onu. Çünkü fizikî boyutları, renkleri olan mekânsal bir varlıktan bahsetmiyoruz. Zamansal bir varlıktan bahsediyoruz. <strong>GÖR</strong>-ünen ya da ön-<strong>GÖR</strong>-ülebilen değil ancak yaşanabilen bir varlık özgür irade. Fazla mı teorik bu sözler? Fazla sanatsal? Fazla metafizik belki? Yaşamınıza anlam veren şeyleri gözden geçiriverin çabucak: Bu özgür iradeye yaslanarak ayakta durabiliyor bütün gelenekler, kişisel değerler ve hukuksal yapılar. En laik hatta en dinsiz adalet sistemi dahi iki ilkeyi peşinen kabul ederek inşa ediliyor:</p>
<ul>
<li>1) İnsanların iyi-kötü ayrımı yapma kapasitesi vardır,</li>
<li>2) İnsanların iyiyi seçecek cesareti olmalıdır, bu bir ödevdir.</li>
</ul>
<p>Determinist kurallarla <strong><em>&#8220;su 100 derecede kaynayacak&#8221;</em></strong> diyerek geleceği <strong>GÖR</strong>ebildiğimiz gibi <strong><em>&#8220;şu çocuk katil olacak&#8221;</em></strong> diyemiyorsak işte bu yüzdendir. Yoksa anaokullarından toplardık potansiyel katilleri, sübyancıları, tecavüzcüleri&#8230;</p>
<p>Vücudumuzun büyük bir kısmı su. Geri kalanı ise karbon, azot, vs. Tıpkı su molekülleri gibi bilimsel determinizme boyun eğmek zorunda olan atomlar, moleküller, bu moleküllerden oluşan proteinler, dokular, organlar. Suyun kaynama noktası sabit iken nasıl oluyor da bir insanın ne zaman, nasıl katil olacağı da sabit olmuyor? Kimyasal bileşenlerin neresinde akıl? Vicdan?</p>
<p>Pişti oyunu gibi hayatımız. Dağıtılacak kartları (=Başımıza gelecekleri seçmiyoruz). Kısmet, nasib, şans&#8230; Ama kartları takip etmek gerek pişti yapmak için. Papazların hepsi çıktı mı? Öteki oyuncuların elini tahmin etmeli&#8230; Ne var ki Hayat&#8217;ın piştisi tuhaf biraz: Kartların sürekli karıldığı, sürekli yeni kartların eklendiği bir oyun. Her an her şey mümkün!</p>
<p><strong>Bilardo topları ve mürekkep damlaları</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_2_carpisma2.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14493" title="_2_carpisma2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_2_carpisma2.jpg" alt="" width="216" height="144" /></a>Yönetmenliğini <a href="http://www.imdb.com/name/nm0353673/">Paul Haggis</a>&#8216;in yaptığı, baş rollerini <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000113/">Sandra Bullock</a>, <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000332/">Don Cheadle</a> ve <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000369/">Matt Dillon</a>&#8216;un paylaştığı <a href="http://www.crashfilm.com/">Çarpışma</a> adlı filmi işte bu yüzden unutamadım. Zira <strong>İnsan - Özgürlük - Zaman</strong> ilişkisini sorgulayan çok ilginç bir hikâye, daha doğrusu hikâyeler anlatıyor. Günlük kaygıların, maddî kazanç ve kayıpların kıskacında dinlemeye, anlamaya, sevmeye Zaman&#8217;ı olmayan İnsan&#8217;ın hikâyesi <a href="http://www.crashfilm.com/">Çarpışma</a>. Filmin tanıtımında söylendiği gibi: <strong>Yaşamın hızında hareket ederken birbirimize çarpmaya (çarpışmaya?) mahkûmuz.</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_3_carpisma.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14494" title="_3_carpisma" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_3_carpisma.jpg" alt="" width="216" height="144" /></a>Başlangıçta ırkçı ve cinsel taciz yapan bir polis memuru olarak karşımıza çıkıyor Matt Dillon. Sözlerinden ve yaptıklarından tiksiniyoruz. Sonraları diğer insanlar gibi bu polis memurunun da özel hayatına giriyoruz, onu sevmesek de tanımaya, anlamaya başlıyoruz. Hasta babası ve ciddi maddî sorunları olan bu ırkçı polis bir ara bir trafik kazasına tanık oluyor. Yanmakta olan ters dönmüş bir otomobilin içindeki zenci kadını kurtarmak için kendi hayatını tehlikeye atıyor. Gerçek bir kahraman!</p>
<p>Filmde tekrar tekrar kullanılan bir &#8220;altyapı&#8221; bu. İyi sandığımız insanlar kötü davranabiliyor. Kötü diye etiketlediğimiz ya da dış görünüşü bize itici gelebilecek başka bazı insanlar ise gerçek birer kahraman olabiliyorlar yerine göre. Bütün bu dalgalanmalar abartısız, gerçekçi bir dille anlatılıyor ve hikâyeler bizim &#8220;küçük&#8221; hayatlarımızdan alınmış gibi adeta.</p>
<p>Çarpışma adlı bu film sadece hikâyesiyle değil ismi ile de tefekküre davet ediyor bizi. Hayat denen imtihanın karşımıza çıkardığı durumlar ve nefsimizin, iç dünyamızın aldığı halleri çarpışan bilardo toplarına benzetebilir miyiz? İnsan&#8217;ın eylemlerine hammadde olan <strong><em>umutlar, korkular, öfkeler, sevinçler, beklentiler</em></strong> birbirlerine çarparak yeni hareketler başlatan bilardo topları mıdır? Istakanın ilk vuruş açısını ve hızını bildiğimiz takdirde hangi topların hangi deliklere gireceğini kesin olarak öngörebilir yani &#8220;determine&#8221; edebilir miyiz?</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_4_carpisma_.jpg"><img class="size-full wp-image-14495 aligncenter" title="_4_carpisma_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_4_carpisma_.jpg" alt="" width="399" height="220" /></a></p>
<p>Bunu iddia etmek için &#8220;<strong><em>umutlar, korkular, öfkeler, sevinçler, beklentiler</em></strong>&#8221; diye sıraladığımız duyguların hayatın her döneminde birbirinin aynı olması gerekir. Bir başka deyişle sebep-sonuç zincirleriyle bağlanmak üzere Ben&#8217;i BEN yapan her mânânın bu kelimelere hapsedilebilir olması gerekir. Ama bu da yetmez! Dahası üzüntü, sevinç, aşk, nefret gibi duyguların her insan için aynı biçimde, aynı yoğunlukta ve şiddette yaşanması gerekir!</p>
<p>Geçen bölümde şöyle demiştik:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_5_carpisma.jpg"></a><em>&#8220;İç içe geçmiş, sıkıştırılamaz sürelerde yaşanmış hisleri kesin çizgilerle birbirinden ayırıyoruz. Mekân&#8217;da cisimler aynı boşluğu işgal edemezler. Bu sebeple Zaman içinde akıp giden nefsanî hallerimizi de tren vagonları gibi peşpeşe takıyoruz. Aradaki bağlantıları ise sebep-sonuç zincirleri yapıyor.</em> <strong>&#8220;Önce üzüldüm. Özür dilemesini bekledim. Gururum kırılmıştı. Bu sebeple öfkelendim. Bana bağırdı. Ben de DAHA ÇOK öfkelendim. Sonra vurdum bir tane&#8230;&#8221;<em> </em></strong><em>Biz bütün aklımız, umut ve korkularımızla &#8220;BEN&#8221; olarak yaşıyoruz hayatı. Ama sonra geriye dönüp yaptıklarımızı açıklamaya çalıştığımızda kendimizin, hislerimizin tutarlı, &#8220;bilimsel olarak&#8221; açıklanabilir ve ön<strong>GÖR</strong>ülebilir olmasını istiyoruz.&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_6_carpisma.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14497" title="_6_carpisma" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/_6_carpisma.jpg" alt="" width="211" height="317" /></a>Duygularımızın etkileşimini, dış dünyanın hissiyatımızda yaptığı değişiklikleri illâ ki bir eşyaya benzetmek icab ederse suya düşen mürekkep damlalarını nazara alabiliriz diye düşünüyorum. Her damla yeni bir renkte, farklı ve öngörülemez şekiller oluşturuyor. Renkler ve şekiller Zaman&#8217;la birbirine karışıp yeni hislere ve eylemlere kapılar açıyor. Yine de nefsimizin hallerini anlamak için gösterdiğimiz çabalar genellikle boşa çıkıyor çünkü Tabiat bilimlerinin bize öğrettiği sebep-sonuç zinciri ve tümevarım gibi yöntemlerle bakıyoruz kendimize. Yazının girişindeki gri taşlarla örülü duvarı ve mavi kelebeği hatırlayın. İşte tuğlalar için bağlayıcı olan kural ve ilkelerle Kelebek&#8217;e bakıyoruz. Bu sebeple fena halde kayıyor ayağımız&#8230;</p>
<p>Açalım biraz.</p>
<p><strong>Birinci etap:</strong> Önce tabiatta aynı anda görünen ya da peşpeşe gelen olayların arasında bir sebep-sonuç ilişkisi kuruyoruz. Bunda bir sakınca yok tabi ama bir süre sonra tümevarım yoluyla kurduğumuz bu ilişkiyi bir tür kudret gibi görmeye başlıyoruz. Russell&#8217;in tümevarımcı hindisi gibi gerçeklikten kopuyoruz giderek(*) Bizim icadımız olan ilişkilere &#8220;kanun&#8221; adı veriyoruz. Tabiat&#8217;ın bu kanunlara uyacağını vehmediyoruz!</p>
<p><strong>İkinci etap:</strong> Bilim&#8217;e, analitik zekâya olan güvenimiz neticesinde <strong><em>Hakikat</em></strong> ile <strong><em>Bilimsel Kesinlik</em></strong> kavramlarını karıştırıyoruz. Ta Galieo&#8217;dan, Descartes&#8217;tan gelen bir yöntem hatası bu. Ama o kadar yaygın ki artık, tersini söyleyen &#8220;gerici / bilim düşmanı&#8221; ilân ediliyor anında.</p>
<p><strong>Üçüncü etap:</strong> Yanılmazlık(!) Vasfı ile donatılan Bilim Zaman&#8217;dan ve Mekân&#8217;dan münezzeh, her şeyi GÖR-ebilen, her şeyi ön-GÖR-ebilen bir tür tanrı oluyor. Bütün parametrelerini kontrol altına aldığımız, ölçtüğümüz Şimdiki Zaman bu aşamada Gelecek&#8217;i ihtiva ediyor(!) August Compte gibiyiz, damarlarımızda kan yerine pozitivizm akıyor artık!</p>
<p><strong>Dördüncü etap:</strong> Delilik bedava! Neden biraz daha ileri git<strong>ME</strong>yelim ki? Bilimsellik adıyla kutsadığımız tartışılmaz(!) hata yapmaz(!) ve hesap vermez(!) Tanrı-Bilim <strong>EŞYA</strong> hakkındaki bulgularını İnsan&#8217;a uyarlıyor. İnsan&#8217;ın şeyleştirilmesi tamamlandı. O artık bir rakam, bir istatistik, öngörülebilir bir şey.</p>
<p>Bütün totaliter rejimlerde bu şeyleştirme sürecini görebilirsiniz. Komünizm, Faşizm, Liberal totalitarizm&#8230; Mavi kelebek öldü, kelebek şeklinde örülmüş bir duvar kaldı geriye. Uçmasına ne gerek var?Gece-gündüz Tanrı-Bilim&#8217;e hamd edin artık!</p>
<p><strong> Çıkış yolu yok mu?</strong></p>
<p>Özgür irade kavramını sorguladığımız bu üç bölümlük dizinin ilkine başlarken Gazzelileri açlığa mahkûm eden İsrailli bir subayı cezalandırmanın meşru olup olmadığını sormuştuk. Yine totaliter bir rejimden bahsederek bir çare, bir çıkış yolu arayalım ve ardından sırlayalım bu bahsi:</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/totalitarizm_sosyalizm.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-14499" title="totalitarizm_sosyalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/totalitarizm_sosyalizm-233x300.jpg" alt="" width="233" height="300" /></a>&#8220;<em><a href="http://www.imdb.com/title/tt0405094/">The Lives of Others</a></em>&#8221; isimli film Komünist Doğu Almanya&#8217;nın gizli polis teşkilatı Stasi&#8217;de görevli bir insanın kaybettiği insanlığını yeniden buluşunu konu alıyor. HGW XX/7 kod adıyla görev yapan Yüzbaşı Gerd Wiesler (<a href="http://www.imdb.com/name/nm0618057/">Ulrich Mühe</a>) devletin baskıcı politikalarını meşru göstermek için bütün totaliter rejimlerin yaptığı gibi &#8220;iç düşman&#8221; peşinde. Yaptığı işin yani insanları fişlemenin, evlerine gizli mikrofon yerleştirmenin doğruluğuna inanmış uzman ve işgüzar bir sosyalist.</p>
<p>Fakat bir takım beklenmedik olaylar ve Wiesler&#8217;in iç hesplaşmaları neticesinde bazı şeyler ters (yani düz) gitmeye başlıyor. Sosyalizme olan inancı, emirlere itaati, görevini mükemmel biçimde icra edişine baktığımızda üzeri buzlarla kaplı bir göl gibi. Wiesler adlı bir insan görmüyoruz, HGW XX/7 kod adlı bir robot iş başında. Takip ettiği insanları Sosyalizm uğruna feda eden, işkence tezgâhlarına hatta ölüme gönderen soğuk bir makina HGW XX/7. Bürokrasinin çarklarından bir çark.</p>
<p>Ama buzlarla kaplı bu gölü çatırdatarak yukarı fışkıran tazyikli bir kaynak suyu gibi, nereye akacağı önceden kestirilemeyen bir şey var HGW XX/7&#8242;nin içinde. Adı üstünde, &#8220;özgür&#8221; bir irade. Maddî çıkarlarını, kendi güvenliğini, kariyerini takip eden HGW XX/7 gitgide makineleşmiş, büyük bir kıyma makinesinin küçük bir dişli çarkı olmuş ama o da bir insan ve özgür iradesini kullanacak sonunda. Bir dişli çarktan bekleneni yapmayacak artık&#8230;</p>
<p>Filmin en çarpıcı sahnelerinden biri işte bu uyanışın eyleme dönüşmesi. Bir gün çocuk parkında karşılaştığı küçük bir kız çocuğuyla aralarında şöyle bir konuşma geçiyor meselâ:</p>
<ul>
<li>- Sen Stasi&#8217;den misin?</li>
<li>- Sen Stasi&#8217;nin ne olduğunu biliyor musun?</li>
<li>- Evet. Sizler kötü adamlarsınız. İnsanları yakalayıp hapse atıyorsunuz.</li>
<li>- Kim dedi sana bunu?</li>
<li>- Babam dedi.</li>
<li>- Senin babanın&#8230; ee şey topunun adı ne?</li>
<li>- Ne aptal şeysin sen. Topların adı olmaz ki!</li>
</ul>
<p>İnsan ne kadar baskı altında kalırsa kalsın tabiatına boyun eğmek zorunda değildir. Tabiatı icabı fare yakalaması gereken bir kedi değildir insan. Her an frene basabilir ve <strong><em>&#8220;bir daha asla!&#8221;</em></strong> diyerek yeni bir hayatın kapısını aralayabilir. İnsan&#8217;ın o mavi kelebeği yeniden görebilmesi büyük ölçüde Zaman&#8217;ı idrak edebilmesine bağlı. Özellikle son iki bölümde üzerinde ısrarla durduğumuz Mekânlaştırılmış Zaman algısını hatırlayın. Gerçekte Zaman&#8217;ın tabiatı farklıdır, Zaman GÖR-ünmez, yaşanır. Bu sebeple Hayat&#8217;ın her An&#8217;ı yeni bir başlangıçtır.</p>
<p>Özetle, tıpkı Güzellik gibi İyilik, Adalet, Doğruluk birer tekliftir, netice değildir! Zaman denen zeminde(!) kanat açan &#8220;Ben&#8221; ön-sebeplere ihtiyaç duymayan bir ilk sebeptir. Tabi eğer idrak edebilirse&#8230;</p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_ozgurluk.jpg"><img class="size-full wp-image-14500 aligncenter" title="zaman_ozgurluk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_ozgurluk.jpg" alt="" width="499" height="391" /></a></p>
<p> </p>
<p><strong>(*)Tümevarım ile ilgili dipnot</strong></p>
<p>Sebep sonuç ilişkileri yoluyla ürettiğimiz objektif bilgi benim görüşüme göre tek bilgi tipi değildir. Gezegenlerin hareketini, böceklerin üremesini açıklayan tabiat bilimleri de yine bence tek bilim türü değildir. Sebep-sonuç zincirlerine ve tümevarım yöntemine haddinden fazla güvendiğinizi düşünüyorum. <a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf">Derin insan </a>kitabından bir örnekle tümevarım yönteminin kırılganlığına dikkatinizi çekerim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Mantıklı hindi çiftliğe varır varmaz her sabah saat 9′da yem verildiğini fark etti. Ama iyi bir tümevarımcı olduğu için hemen bir sonuca varmak istemedi. Bekledi ve her gün tekrar tekrar gözlemledi. Bu gözlemlerini değişik koşullarda tekrar etti: Çarşambaları, perşembeleri, sıcak ve soğuk günler, yağmurlu ve yağmursuz günler. Her gün yeni bir gözlem ekledi ve sonunda bir sonuç çıkardı: &#8220;Her sabah saat 9′da yemek veriliyor bana&#8221;. Fakat bir yılbaşı günü kural bozuldu: Mantıklı hindi saat 9′da yemini beklerken boynu kesildi&#8230;.&#8221;</em></p>
<p>Matematikçi ve epistemolog Bertrand Russell‘ın bu basit örneği bize tümevarım yönteminin zayıflığını ne güzel açıklıyor. İçinde yaşadığımız dünyada olacak olan şeyleri bir sebep-sonuç şablonuna yerleştiriyoruz. Eskiden olmuş şeylere bakarak yakında olacak şeyleri kestirmeye çalışıyoruz.Bilimsel araştırmalar da böyle işliyor. Bir miktar deney ve gözlem yapılıyor, ardından bir &#8220;kural&#8221; üretiyor/keşfediyor bilim adamları. Bu kurallara, ilkelere dayanarak uçaklar, bilgisayarlar ve bombalar üretiyor mühendisler.<br />
Oysa sebep-sonuç ilişkisi bir güç değil, adı üzerinde bir ilişki. Cisimlerde, varlıklarda bir şeye sebep olabilecek bir güç yok. Ama bizim insan olarak ihtiyacımız var bu ilişkiye. Psikolojik bir ihtiyaç bu. Bunun bir yanılgı olduğunu idrak etmek ise hiç kolay değil. Meselâ Newton <strong>&#8220;yerçekiminin ne olduğunu bilmiyorum, sadece çekim kuvvetinin miktarını hesaplamaya yarayan bir formül yazdım ben&#8221; </strong>dediğinde diğer fizikçiler tarafından şüphecilikle suçlanmış.<br />
Sebep-sonuç ilişkisinin bir vehim olduğunu en güzel dile getiren düşünürlerden biri sanırım David Hume:<em></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Gereklilik fikri algılarımızla teyid ettiğimiz bir şey değil. Demek ki içimizden gelen bir izlenim bu veya düşüncelerimizin sonucu.[...]Neticede gereklilik ya da sebep-sonuç ilişkisi (=illiyet) varlıklardan kaynaklanan bir olgu değil. Biz olayları gözlerken onları sebep ya da sonuç olarak birbirine bağlıyoruz. Gereklilik bizim düşünme alışkanlıklarımızın bir sonucu. &#8220;yan yana&#8221; gelen, aynı anda olan veya biri diğerinden önce meydana gelen olayları birbirine bağlamak için ürettiğimiz açıklamalar bunlar. Geçmişte olmuş olan şeylere bakarak gelecekte de böyle olacağı beklentisi içine giriyoruz. Akıl yürütme değil alışkanlıktır insanın rehberi. Eğer alışkanlık olmasaydı hiç bir şeyden emin olamazdık ve belleğimizde o an taze olanlar ve hemen o sırada algıladıklarımız dışında hiç bir şey bilemezdik. Gereklilik hissi olmasaydı insanlar ne hareket edebilirlerdi ne de düşünebilirlerdi&#8230;.&#8221;</em>(David Hume&#8217;un Human Understanding adlı eserinden serbest bir çeviri ile)</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/24/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman3/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/24/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman3/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şans, Kader, Özgür İrade ve Zaman(2)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/21/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/21/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Jan 2011 09:06:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14440</guid>
		<description><![CDATA[Sirenler çalarak hızla ilerleyen bir ambülansın içinde, uzanmış vaziyetteyim. Sırtımın üst kısmında korkunç bir ızdırap. Basamağa vurduğum yer feci acıyor ama düşmenin yaptığı bir şok etkisi de var. Kısa bir süre bilincimi kaybetmişim. Kollarımı ve bacaklarımı oynatamadığım bir kaç saniye oldu, bunu hatırlıyorum. Korku ve şaşkınlığın etkisiyle de artmış olabilir ızdırabım. Hastahaneye varıyoruz. Ambülansın sedyesini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/ambulance-zaman-nedir.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14445" title="ambulance-zaman-nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/ambulance-zaman-nedir.jpg" alt="" width="165" height="218" /></a>Sirenler çalarak hızla ilerleyen bir ambülansın içinde, uzanmış vaziyetteyim. Sırtımın üst kısmında korkunç bir ızdırap. Basamağa vurduğum yer feci acıyor ama düşmenin yaptığı bir şok etkisi de var. Kısa bir süre bilincimi kaybetmişim. Kollarımı ve bacaklarımı oynatamadığım bir kaç saniye oldu, bunu hatırlıyorum. Korku ve şaşkınlığın etkisiyle de artmış olabilir ızdırabım. Hastahaneye varıyoruz. Ambülansın sedyesini dışarı çekiyorlar. Katlanmış ayaklar açılıyor: Tak! Tak! Metalik sesler duyuyorum. Hızla yürüyor hasta bakıcılar, sedye acil servisin yaylı kapılarına vuruyor. Vücudum sedyeye bağlı, kıpırdayamıyorum. Tavana bakarak bu hızda ilerlemeye alışık değilim. Arkaya doğru gitmeye alışık değilim. İnsanların yüzüme eğilerek konuşmasına alışık değilim&#8230; Acil servisin doktoru geliyor. Sıradan bir iki sorudan sonra cebinden plastik bir cisim çıkarıyor. Üzerinde 1&#8242;den 10&#8242;a kadar rakamlar yazılı bu cetveli elime tutuşturarak <strong><em>&#8220;çektiğiniz acı sizce kaça tekabül eder?&#8221;</em></strong> diye soruyor.</p>
<p>- Nasıl yani? Neye yarayacak benim söyleyeceğim rakam?</p>
<p>- Ona göre ağrı kesici vereceğiz. Sıradan bir baş ağrısı 1, kolu kopan bir insanınki ise 10&#8242;a tekabül ediyor.</p>
<p>- Hiç kolum kopmadı ki, nasıl bileyim?</p>
<p>Hakikaten saçma bir durum. Hiç bilmediğim bir acı ile doktorun bilmediği benim çektiğim bir acı arasında sayısal bağlantı kurmak gerek! Doktor gülüyor cevabıma<span id="more-14440"></span>. Karşılıklı gülmeye başlıyoruz. Sırtımdaki acıya yoğunlaşmış olan dikkatim dağılıyor. Sonra Nasreddin Hoca&#8217;nın fıkrası geliyor aklıma: Hani <strong><em>&#8220;Bana damdan düşen birini bulun&#8221;</em></strong> diye biten o fıkra. Gevşedikçe ızdırabımın hızla azaldığını fark ediyorum. Çarpmanın etkisi değilmiş canımı yakan, düşmenin şoku ve ambülans sahnesinin gerginliği imiş. Sırtıma saplanmış bıçak hissi siliniyor. Cetvelde 3&#8242;ü gösteriyorum. Morfin yerine yüksek dozda bir dolipran ile kurtarıyorum paçayı.</p>
<p>Duyguların cetvelle ölçülmesi sizce de saçma değil mi? Vatanınızı kaç metre seviyorsunuz meselâ?  Ya da Türklerin vatan sevgisi Brezilyalılarınkinden uzun mudur? Hayatın hiç bir anı iki kere yaşanmaz ki. İkinci düşme, ikinci kez aşık olma, ikinci kez evlenme, ikinci çocuğun doğumu, ikinci boşanma&#8230; Bunlar farklı tecrübelerdir, birbirine benzemez.</p>
<p>Bir şeylerin ölçülebilmesi, sayılarla ifade edilebilmesi için o şeylerin AYNI biçimde tekrar tekrar var olması gerekir diye düşünüyorum. Peki ölçemiyorsak neden &#8220;Büyük Aşk&#8221; ya da &#8220;küçük bir acı&#8221; gibi mekânsal kelimeler kullanıyoruz?</p>
<p>Sanırım bir hisse sebep olan dış etkenler ile o hissin kendisini ayırd edemiyoruz çoğu kez. Meselâ merdivende düşme sırasındaki hızım saatte 20 km olsun. Bir sene sonra aynı merdivende aynı hızda düşsem sırtım aynı biçimde mi acır? Korkum, gerginliğim aynı mı olur? Tecrübenin verdiği rahatlıkla daha az korkabilirim. Belki de yine sırtımı vurdum diye <strong>DAHA ÇOK</strong> endişelenirim. Belki ters bir doktor gelir, belki belki&#8230; &#8220;Yaşamak&#8221; dediğimiz şey de bu zaten. Hayatın hiç bir anı tekrar edilemez ki. Zaman&#8217;da seyahat edip geri gitseniz bile <strong><em>&#8220;aa ben bu anı yaşamıştım&#8221;</em></strong> diyeceksiniz, yine farklı olacak o anki yaşantınız., ilk seferki heyecan, keşif hissi farklı olacak.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/bebe31.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14450" title="bebe31" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/bebe31-286x300.jpg" alt="" width="227" height="243" /></a>Dediğim gibi dış etkilerin yani Mekân&#8217;a dair şeylerin sayılabilir/ölçülebilir tabiatı yüzünden bu etkilerin doğurduğu hisleri de ölçülebilir sanıyoruz. Burası Zaman&#8217;ın Hakikat&#8217;ini idrak etmeye başladığımız bir nokta: Zaman&#8217;a dair şeyler ancak yaşanabiliyor. Ama yaşamın Mekân&#8217;daki izleri ya da mekânlaşmış tahayyülleri aynı şeyi yaşatmıyor bize. Meselâ bir ninniyi dinleyen bebek daha ilk notada uykuya dalmıyor. Ninniyi duyması gerek. Belki huzur veriyor annesinin sesi ona. Bazen anneler sıkılır hatta kızarlar ninni söylerken, hızlanırlar. Bebeklerin gözleri fal taşı gibi açılır. Ninni dinlemek de yaşanan bir şey. Uykunun gelmesi hissi de saniyelere bölünemiyor veya sıkıştırılamıyor. Sevdiğimiz melodiler, bakmaya doyamadığımız manzaralar da böyle değil mi? Ama en bariz biçimde müzikle idrak ediliyor Zaman.</p>
<p>Sizce tam olarak ne anlama geliyor şu sözler? <strong><em>&#8220;Büyük bir sevinç, küçük bir acı, hiç çekmediğim kadar büyük bir hasret&#8230;&#8221;</em></strong> Yaşanan, yani Zaman&#8217;a, Süre&#8217;ye dair olan hislerimizi birbiriyle karşılaştırıyoruz ve onlara &#8220;büyük, daha büyük, en büyük&#8221; gibi Mekânsal sıfatları uygun görüyoruz. Oysa dış etkilerle başlayan fiziksel bir ızdırap korku ile, bilinmezlik hissi ile karışık yaşanıyor. İyi bir haberi ne zaman aldım tam olarak? Ne zaman kalbim bir kuş gibi çırpınmaya başladı? Bunları plastik bir cetvelde gösterebilir misiniz? Annenizi komşunuz Ayşe Hanım&#8217;ı sevdiğinizden DAHA FAZLA seversiniz ama birine 7, ötekine 3 puanlık sevgi diyebilir misiniz?</p>
<p><strong>Saymanın körleştirici etkisi&#8217;nden bahsetmiştik </strong><a title="Permanent Link to Ölüm'ün Işığında Zaman Kavramı (7)" href="http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/">Ölüm&#8217;ün Işığında Zaman Kavramı (7)</a><strong> isimli yazımızda ve şöyle demiştik:</strong><strong></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>&#8220;&#8230;</em></strong><em>Şeyleri ve anları var eden, yaprakları, koyunları ve zamanları diğer yapraklardan, diğer koyunlardan ve diğer zamanlardan ayırd eden vasıfları YOK SAYMAK demek &#8230; &#8220;<strong>saymak</strong>&#8220;. Sürüsündeki koyunları tek tek tanıyan, onların <strong>inatçı</strong>, <strong>korkak</strong>, <strong>yaramaz</strong> oluşlarına göre isim takan bir çobanın gözüyle baksanız sadece 100 koyun var diyebilir misiniz? Karakız&#8217;ı, Küpeli&#8217;yi, Topal&#8217;ı görürsünüz, koyunları değil. Kasap, çoban ya da koyun tüccarı, hangisi haklı?<strong>&#8220;</strong></em></p>
<p>Daha önce de söylediğimiz gibi Göz (=Akıl) Mekân ile terbiye edildiğinden düşünürken (=objektif biçimde kavramsallaştırırken) hisleri de Mekân cinsinden ifade ediyoruz. İç içe geçmiş, sıkıştırılamaz sürelerde yaşanmış hisleri kesin çizgilerle birbirinden ayırıyoruz. Mekân&#8217;da cisimler aynı boşluğu işgal edemezler. Bu sebeple Zaman içinde akıp giden nefsanî hallerimizi de tren vagonları gibi peşpeşe takıyoruz. Aradaki bağlantıları ise sebep-sonuç zincirleri yapıyor. <strong><em>&#8220;Önce üzüldüm. Özür dilemesini bekledim. Gururum kırılmıştı. Bu sebeple öfkelendim. Bana bağırdı. Ben de DAHA ÇOK öfkelendim. Sonra vurdum bir tane&#8230;&#8221;</em></strong></p>
<p>Biz bütün aklımız, umut ve korkularımızla &#8220;BEN&#8221; olarak yaşıyoruz hayatı. Ama sonra geriye dönüp yaptıklarımızı açıklamaya çalıştığımızda kendimizin, hislerimizin tutarlı, &#8220;bilimsel olarak&#8221; açıklanabilir ve ön<strong>GÖR</strong>ülebilir olmasını istiyoruz. Dişli çarklar gibi işleyen bir &#8220;BEN&#8221; arıyoruz. Nefsimizi mekanik bir determinizm ile açıklama arzusu bu. Herkes gibi yapmış olmak, &#8220;normal&#8221; olmak, deli olmadığımıza ikna ediyoruz Ben&#8217;i. (Bkz. Derin insan kitabı, <strong><em>Korku Matkabı</em></strong> isimli bölüm)</p>
<p>Cisimlerin birbirleri içine geçemeyeceği ilkesini, iki farklı cismin boşlukta AYNI yeri işgal etmeyeceğini düşünmek yabana atılacak bir şey değil. Bu ilkeyi kabul ettiğiniz anda SAYI olgusunu da maddî varlıkların bir vasfı olarak kabul ediyorsunuz demektir. Ancak bu « sayısallaşma vasfı » sadece maddî cisimler için geçerlidir. Hissiyat için kullanılırsa bir simge ya da soyutlama olabilir.</p>
<p>Bu meseleyi daha iyi anlamak için EŞYAYI nasıl SAYDIĞIMIZA bakalım. Öncelikle şeyleri birbirinin AYNI olduklarını varsayıyoruz. Bunun olabilmesi için şeylerin tekdüze bir ortama yani bir Mekân&#8217;a yanyana dizilmiş olması gerekir. Fakat diğer yandan sayarken eklenen her yeni birimin bir önceki kümeye göre bir nitelik değişimi yapması gerekir. Meselâ bir darbuka çalınıyorsa vurma sayısı arttıkça ritm de değişir. Ona göre göbek atılıyorsa dans da değişir. Tıpatıp aynı darbuka kullanılsa bile Kasap Havası başkadır, Bahriye çiftetellisi başka. Neticede bu nitelik değişimi olmadan nicelik değişiminden bahsedemeyiz. <strong>Demek ki nicelik&#8217;in nitelik&#8217;i sayesindedir ki nitelik&#8217;siz bir nicelik akledebiliyoruz. </strong>Ne matrak şu insan aklının işleyişi! İçimizdeki Ben&#8217;imizin dış dünyaya teması dış yüzeyimiz sayesinde gerçekleşiyor. Özel&#8217;imiz ile Genel&#8217;imizin temas ettiği satıhta algılıyoruz Zaman&#8217;ın geçişini.</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="344" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/_wNA8m0nssA?fs=1&amp;hl=fr_FR" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="344" src="http://www.youtube.com/v/_wNA8m0nssA?fs=1&amp;hl=fr_FR" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"></embed></object></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/21/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/21/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şans, Kader, Özgür İrade ve Zaman(1)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/19/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman1/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/19/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman1/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Jan 2011 12:39:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Kader]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Pozitivizm]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Özgür İrade]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14424</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;&#8230;Açık konuşalım, şu veya bu meselede suçsuz olduğumu iddia etmiyorum. Ben suçluyum, siz değilsiniz. Aferin! Ama itiraf edin ki benim yerimde olsaydınız siz de aynısını yapardınız. Belki daha az istekli olurdunuz. Ama şu ya da bu şekilde yapardınız. Tarih kitapları gösteriyor ki hemen herkes kendisine emredileni yapar. Kusura bakmayın ama bir istisna teşkil edeceğinizi sanmıyorum. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sans_kader_ozgur_irade_2.jpg"><img class="size-full wp-image-14425 aligncenter" title="sans_kader_ozgur_irade_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sans_kader_ozgur_irade_2.jpg" alt="" width="295" height="228" /></a></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Açık konuşalım, şu veya bu meselede suçsuz olduğumu iddia etmiyorum. Ben suçluyum, siz değilsiniz. Aferin! Ama itiraf edin ki benim yerimde olsaydınız siz de aynısını yapardınız. Belki daha az istekli olurdunuz. Ama şu ya da bu şekilde yapardınız. Tarih kitapları gösteriyor ki hemen herkes kendisine emredileni yapar. Kusura bakmayın ama bir istisna teşkil edeceğinizi sanmıyorum. Şanslısınız ki iyi bir yerde ve iyi bir zamanda doğdunuz. Ne birisi gelip karınızı ve çocuklarınızı öldürüyor ve ne de kimse size başkalarının karısını ve çocuklarını öldürmenizi emrediyor.  Şükredin o halde. Ama aklınızdan hiç çıkarmayın, <strong>belki benden daha şanslısınız ama benden daha iyi değilsiniz</strong>. Bunu zannedecek kadar kibirli olduğunuz anda tehlike başlar. Zalim devletlerin karşısına insan ya da insanlık konur  ama devletlerin de insanlardan oluştuğu unutulur genellikle. Çoğu sıradan insanlardır bunlar.  Kendi sıradan hikâyeleri, küçük hayatları vardır. Bir dizi küçük </em><strong>ADIM</strong><em> neticesinde kendilerini bir kâğıt parçasının ya da bir tüfeğin &#8220;iyi&#8221; tarafında bulmuşlardır. Ötekiler ise &#8220;kötü&#8221; taraftadırlar. Rastlantılardan oluşan bu güzergâh bir seçim ya da temayül meselesi değildir. Ekseriyetle işkence mağduru insanlar iyi olduklarından eziyet görmezler. İşkenceciler kötü oldukları için yapmazlar bunu.&#8221;</em> (1)</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/avigdor_liberman.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14427" title="avigdor_liberman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/avigdor_liberman.jpg" alt="" width="164" height="129" /></a>Bir uluslararası insan hakları mahkemesinde hakimsiniz. Karşınızda Gazze&#8217;ye ambargo uygulamaktan ve sivillere işkence yapmaktan yargılanan bir katil var: Avigdor Liberman&#8217;ın sağ kolu, İsrail ordusunda görevli bir subay. Daha hızlı ve ucuz biçimde insan öldürmek için plan yapmış ve uygulamış. Kendisini yukarıdaki sözlerle savunuyor. Kararınız nedir? Beraat? Müebbet? İdam?<span id="more-14424"></span></p>
<p>&#8220;<strong><em>belki benden daha şanslısınız ama benden daha iyi değilsiniz</em></strong>&#8221; cümlesini hatırlayın. Karşınızdaki katil yaptıklarının suç olduğunu kabul ediyor ama onu bu suç anına götüren <strong>ADIMLARIN</strong> bir rastlantılar serisi olduğunu söylüyor. Katilimiz pozitivist felsefeyi benimsemiş bir subay. Kararlarımızın,  davranışlarımızın determinist biçimde oluştuğunu savunuyor.</p>
<p>Dosyası var elinizde: Asker bir ailenin çocuğu. Irkçı gençlik derneklerinde geçen orta okul ve lise yılları, beyin yıkama, zorunlu askerlik, orduda kariyer yapma arzusu&#8230; Katilin hayatı boyunca içinde bulunduğu her durum bir sonraki durumu doğurmuş. Bu &#8220;kader kurbanına&#8221; katil ol<strong>MA</strong>ma fırsatı hiç verilmemiş. Yani katili cezalandırmaya hakkınız yok(!)</p>
<p>Bu katil sizce özgür müydü yoksa onu cinayet işlemeye götüren <strong>ADIMLAR</strong> bir &#8220;rastlantılar zinciri&#8221; midir? Rachel Corrie ya da Furkan&#8217;ı bu katilden ayıran tek şey şans mıdır?</p>
<p>Kendi hayatınızı gözden geçirin şimdi. Her yeni dönem bir öncekinin kaçınılmaz sonucu muydu? Başka bir okula gitseydiniz? Başka bir meslek seçseydiniz? Başka bir mahallede otursaydınız bugün hayatınız nasıl olurdu? Bu &#8220;rastlantılar zinciri&#8221; bu <strong>ADIMLAR</strong> yabana atılacak <strong>ADIMLAR</strong> değil.</p>
<p><strong>Adımlardan oluşan bir rastlantılar zinciri</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/karda_yuruyus.gif"><img class="alignright size-full wp-image-14429" title="karda_yuruyus" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/karda_yuruyus.gif" alt="" width="250" height="188" /></a>Paris yakınlarında bir yerdeyim. Hava soğuk. Uzun süredir kesintisiz yağan kar evleri, yolları, kaldırımları kaplamış. Şehir bembeyaz bir örtünün altında. Sabit bir hızla karda yürüyorum. Ayaklarımdaki botlar karın üzerinde izler bırakıyor. Eşit büyüklükte, simetrik izler bunlar: Sağ, sol, sağ, sol,&#8230;  Ben gittikten sonra buraya gelip izlerimi görmüş olsanız nereden gelip nereye gittiğimi görebilirsiniz. Hatta izlerin derinliğine bakarak ağırlığımı, yürüme hızımı kestirebilirsiniz. Ayak izlerime basarak ters yönde yürüdüğünüzü farz edin bir an için. Geçmişe yapılan bir yolculuk gibi. Oysa bu &#8220;zaman yolculuğu&#8221; ancak bir vehim olabilir. Çünkü hareketlerimin karda bıraktığı izler hareketimin kendisi değil. Hareket ettiğim esnada dinamik bir süreç var. Her an fikir değiştirebilirim. Durabilirim, koşabilirim, kendimi yere atıp karlarda yuvarlanabilirim. Oysa hareket olup bittikten sonra &#8220;geçmiş olan sürenin&#8221; Mekân&#8217;daki izleri dinamik değil. Tersine. Sayılabilir, ölçülebilir, objektif olarak gözlenebilir.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/gelecek.gif"><img class="alignright size-full wp-image-14430" title="gelecek" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/gelecek.gif" alt="" width="246" height="247" /></a>Zaman geçip gittikten sonra &#8220;geriye&#8221; dönüp <strong>BAK</strong>tığımızda geçmişimiz bir şehrin yollarına benziyor. Hayatın önemli seçenekleri birer köşe başı gibi. Suçlarımız, başarılarımız, düş kırıklıkları,  ikiye, üçe ayrılan kavşaklar, kararsızlık içinde dönüp durduğumuz meydanlar, çıkmaz sokaklar&#8230; Peki hayatın kendisi, şu an, şu yaşamakta olduğumuz an böyle mi? Geçmişimiz katılaşmış, kristalize olmuş, Mekânlaşmış. Oysa hayatın hammaddesi Mekân değil Zaman! Hayatın yaşanması gerekir, <strong>GÖR</strong>ünmesi değil!</p>
<p>Nereden geliyor bu aldanma? Başımızın her tarafında gözlerimiz olsaydı ve dört yöne aynı rahatlıkta yürüyebilseydik geçmişten bahsederken <strong><em>&#8220;geriye dönüp bakmak&#8221;</em></strong> demeyecektik. Aklımız (=gözümüz) Mekân ile terbiye ediliyor. Sirk için terbiye edilen bir aslan gibi. Yeni yetenekler kazanırken eskilerini kaybediyor sirk aslanı. Kamçı sesi duyunca bir çemberden atlıyor ama artık avlanmayı unutmuş. Önüne konan kaptaki eti yiyor.</p>
<p>Yarın güneş yükselirken yerdeki karlar eriyecek. Çünkü karın &#8220;özü&#8221; olan su ısındıkça sıvı hale geçecek. Su molekülleri özgür iradeye sahip değiller. Dünyanın neresinde olursa olsun suyun parametrelerine baktığımızda onun geleceğini ön<strong>GÖR</strong>ebiliriz. Yani sıcaklık, hava basıncı vb koşulları gözleyerek suyun donacağını, eriyeceğini, buharlaşacağını söylemek mümkün. Geçmişe &#8220;dönüp baktığımız&#8221; gibi geleceği de <strong>GÖR</strong>ebiliyoruz, hızlandırarak&#8230; Hatırlayın: Hayatın yaşanması gerekir, <strong>GÖR</strong>ünmesi değil. İşte bu yüzden &#8220;Sirk aslanı artık avlanmayı unuttu&#8221; diyorum. geçmişe <strong>BAK</strong>arken Mekânlaştırdığımız hatıralarımız yüzünden geleceği de bir <strong>mümkün yollar haritası</strong> sanıyoruz. Sanki geride bıraktığımız ayak izlerine benzer, önceden çizilmiş yollar varmış gibi tahayyül ediyoruz.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/dikiz_aynasi.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14433" title="dikiz_aynasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/dikiz_aynasi.jpg" alt="" width="244" height="173" /></a>Geçmişte aldığımız kararlara bakarak bir harita çizmek ve geleceğin de bir tür harita olduğunu sanmak&#8230; Adeta dikiz aynasından gerideki yola bakarak öndeki virajları, kavşakları tahmin etmeye çalışan bir sürücü gibi yaşıyoruz hayatı. Özgür olduğumuzu tam anlamıyla bilMEdiğimiz için bu özgürlüğü yaşayamıyoruz! Önceden çizilmiş yolların içinden seçme özgürlüğünü savunurken deterministlere karşı çıkmış olmuyoruz aslında. Bir başka tür determinizmin tuzağına düşüyoruz! Neden?</p>
<p><strong>Gelecek olan olaylar GEL-meden önce  neredeler?</strong></p>
<p>Tic-Tac-Toe oyununu bilirsiniz sanırım. Hani bizde taşlarla oynanan oyun.Üç taşı dokuz kare içinde bir çizgi olacak biçimde taşlarını ilk dizen kazanır. Kâğıt üzerinde oynuyorsanız çarpı ya da yuvarlak yaparsınız. İşte <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/tic_tac-toe.jpg"><img class="size-medium wp-image-14431 alignleft" title="tic_tac-toe" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/tic_tac-toe.jpg" alt="" width="111" height="79" /></a>bu oyunda Zaman&#8217;ı anlamak için işimize yarayacak bir şey var: Her kararınız neticesinde oyun durum<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/tic_tac-toe.jpg"></a> değiştirir. Tabi rakibinizin kararları da aynı biçimde durum değişikliği yapar oyunda. Basit bir oyundur Tic-Tac-Toe ve bir kaç kez oynadıktan sonra hep aynı durumlar arasında gezindiğinizi fark edersiniz. Yani bütün yapabilecekleriniz önceden belirlenmiştir, oyunun kuralları her durumu <strong><em>&#8220;determine&#8221;</em></strong> etmiştir. Bütün mümkün durumları bir tür harita üzerinde temsil edebilirsiniz. Bu sebeple oyunu kazanmak demek<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/tic_tac-toe.jpg"></a> rakibinizi bu harita üzerinde size uygun karelere getirmektir.</p>
<p>Bu renkli &#8221;haritaya&#8221; (2) bakın meselâ. Her biri 9 muhtemel hamleyi içeren kareler durumları temsil ediyor. Çizgiler ise durumlar arasındaki muhtemel geçişleri.  Oyun süresi renkli &#8220;zaman dilimlerine&#8221; ayrılmış. +100 yazan yerler <strong><em>Oyuncu X</em></strong> için kazanç, -100 yazan yerler ise kayıp. Bazı durumlarda oyunun kilitlendiğini, haritada bir  çıkmaz sokak oluştuğunu da görüyorsunuz. (<em>Büyük görmek için üzerine tıklayabilirsiniz</em>)</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/gelecek_haritasi.gif"><img class="alignright size-full wp-image-14432" title="gelecek_haritasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/gelecek_haritasi.gif" alt="" width="249" height="186" /></a>Mekânlaştırılmış bir Zaman var önünüzde. Sarı, mavi ve yeşil bantlarla temsil edilen, eşit kalınlıktaki bantlar homojen, tekdüze bir Zaman algısı oluşturuyor. Yukarıdan aşağıya doğru indikçe akan Zaman&#8217;ı daha doğrusu Zaman&#8217;ın kâğıt/ekran mekânındaki gölgesini görüyorsunuz.</p>
<p>Bu haliyle şema hatalı mı? Kesinlikle değil. Yaşantınız, düşünceleriniz Tic-Tac-Toe oynamaktan ibaret ise bu şema yeterli. Zira bütün kararlar, ihtimaller, sebepler, sonuçlar ve tabi hamlelerden oluşan Zaman mükemmel biçimde temsil ediliyor. <strong>GELECEK KONTROLÜNÜZ ALTINDA</strong>. Ama bir tehlike var: Modeller, şemalar hızla alışkanlık hatta bağımlılık yapar!</p>
<p>Hayatı, hayattaki kararları, sebepleri ve sonuçları bu biçimde düşünmek gerçek hayatı ÖZGÜRCE yaşamaktan çok daha kolay. Bu sebeple insan işini kolaylaştırmak için kurduğu modelleri Hakikat&#8217;in kendisi sanmaya başlayabilir bir süre sonra. Çünkü müstakbel kararları öteki insanlarla oturup tartışmak gerek. Çünkü müstakbel kararların muhtemel sonuçlarını, getirilerini hesaplamak gerek. Projelendirmek gerek hayalleri, düşleri. Kim ne yapacak? Kaça mâl olacak? Kim ödeyecek? İşler ters giderse ne olacak? Bir &#8220;B&#8221; planı yok mu?</p>
<p>Bütün bu meşru ihtiyaçlardan dolayı insan istikbal algısını, hislerini, düşlerini objektif biçimde ifade eder. Dinamik ve sübjektif bir hissiyat olan Zaman bir de bakmışsınız ki objektif bir algı olan Mekân cinsinden yazılır olmuş. Günler, aylar, yıllar takvimlere sığmış. Söylenemezleri kelimelere hapseden insan bu noktadan sonra &#8220;köpek&#8221; kelimesinin havladığını duyar gibi olur, &#8220;ekmek&#8221; kelimesiyle karnı doyacak sanabilir:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; ne zaman baksan sakatlık sebebinin aynı olduğunu görürsün ki bu onların lafız hakkında saplandıkları yanlış kanı olup lafız üzerinde gerçekleşen her şeyi onun lafız olmasına bağlamışlardır. Lafzın özüne ait olan niteliklerle anlamında beliren özel bir durumdan lafza kazandırılan nitelikleri birbirinden ayıramazlar&#8230;&#8221;</em> (<a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm">Delâilü&#8217;l-İ&#8217;câz</a> sf. 338, Abdülkahir el-Cürcani)</p>
<p>Mekânlaşmış bir Zaman vehmi bu noktada başlar işte. Karda yürürken özgürce atılan ADIMLARIN Mekân&#8217;da bıraktığı  izler yürüyüşün kendisi zannedilir. Bu objektif, bu tekdüze ayak izlerine bakarak determinist der ki: <strong><em>&#8220;Her adım bir sonrakini kaçınılmaz kılıyordu, belliydi sonunda böyle olacağı&#8221;</em></strong>. Deterministe karşı çıkan ise <strong><em>&#8220;hayır!&#8221;</em></strong> der. Sağa gitmiş ama isteseydi sola da gidebilirdi. Bunu duyunca zannedersiniz ki gelecek GEL-meden önce vardı. Hatta birden fazla gelecek, muhtemel GEL-ecek-LER vardı ve bir <strong><em>&#8220;mümkünatlar dolabının&#8221;</em></strong> çekmecelerinde insanlarca seçilmeyi bekliyorlardı.</p>
<p>Mekânlaştırılan Zaman&#8217;ın artık Zaman olmaktan çıktığını çok basit bir şekilde ifade eden şu örnekle makalemizi bitirelim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; Sonsuz uzunlukta düz bir çizgi hayal edin. Maddî varlığı olan bir A noktası bu çizgi üzerinde hareket ediyor olsun. Bu nokta kendisi hakkında şuur sahibi olursa hareketten kaynaklanan bir değişiklik hissedecektir. Bir süreklik, birbirini takip eden bir şeyler algılanacaktır. Peki bu süreklilik bir çizgi şeklinde midir? Eğer çizginin dışına çıkıp çizgiye, çizgiyi oluşutan noktaların bir kaçına birden bakabilecek bir noktaya gelebilirse evet. Fakat aynı sebeple Zaman&#8217;ı değil hissettiği değişikliklere tekabül eden güzergâhı yani Mekân&#8217;ı görecektir. Zaman&#8217;ı tıpkı Mekân gibi tahayyül edenlerin yaptığı hata tam da bu. Hissiyatımızı, nefsanî hallerimizi bir zincir ya da bir çizgi oluşturacak şekilde peşpeşe tahayyül ediyorlar. Mekân&#8217;ı bütünüyle, üç boyutuyla düşünmüyorlar tabi. Oysa içinde hareket ettiği bir çizgiyi seyretmek için onun dışına çıkmak, ondan bir parça uzaklaşmak gerekir. Çizginin etrafındaki boşluğun ve boşluğu ihtiva eden üç boyutlu Mekân&#8217;ın şuurunda olmak gerekir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Eğer A noktası bu üç boyutlu uzayın şuurunda değilse (ki bizim Zaman&#8217;a göre durumumuz budur) geçip gittiği hallerin peşpeşe gelişi onun için bir çizgi olmayacaktır. Bunun yerine hissiyatı dinamik olarak birbirine eklenecektir. Tıpkı bizi dinlendiren bir müziği dinlerken notaların birbirine eklenmesi gibi. Yani Süre kavramı gibi müziği de göremezsiniz, müziği ancak yaşarsınız. Özetle Süre niteliksel değişimlerin birbiri içinde eridiği, birbiriyle karıştığı bir takipten başka bir şey değildir. Kenarları kesin hatlarla çizilmiş değildir. Cisimler gibi birbirlerini dışlayacak bir varlıkları yoktur bu hislerin, haliyle sayılamazlar, ölçülemezler. Bunun için Süre Mekân gibi tekdüze değil tersine heterojendir. Süre&#8217;ye en ufak bir tekdüzelik atfetmeye kalktığınızda Zaman&#8217;dan çıkarsınız, Mekân&#8217;da bulursunuz kendinizi&#8230;.&#8221;</em> (<a href="http://classiques.uqac.ca/classiques/bergson_henri/essai_conscience_immediate/essai_conscience.pdf">Essai sur les données immédiates de la conscience</a>, Henri Bergson)</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">İlham Kaynakları (Önem sırasına göre):</span></strong></p>
<ul>
<li>Zaman algısı ve Zaman&#8217;ın kavramsallaştırılması<em> </em>hakkında <a href="http://classiques.uqac.ca/classiques/bergson_henri/essai_conscience_immediate/essai_conscience.pdf">Essai sur les données immédiates de la conscience</a>:  <strong>Henri Bergson</strong>&#8216;un 1888′de yazdığı doktora tezi.</li>
<li>Göz, algı ve akıl ile ilgili fikirler hakkında <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=119267">Telhîsu Kitabi&#8217;n-Nefs</a> <em>:</em> Aristoteles&#8217;in Peri Psûkhe (De Anima) kitabı üzerine <strong>İbn Rüşd</strong>&#8216;ün yazdığı Orta Şerh<em>.</em></li>
<li>Etik sorgulamalar ve Özgür irade-Akıl-Ahlâk ilişkisi hakkında<em> </em><a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=464529">Kötülüğün Sıradanlığı Eichmann Kudüs&#8217;te</a><em> :</em> <strong>Hannah Arendth</strong> (Kitabın arka kapağından: <em>&#8221; [...] Nazi Almanyası döneminde milyonlarca Yahudinin toplama kamplarına, ölüme gönderilmesinden sorumlu SS yetkilisi Karl Adolf Eichmann&#8217;ın Kudüs&#8217;teki yargı sürecini ele alıyor. Yahudi soykırımının mimarı olarak sunulan Adolf Eichmann&#8217;ın <strong>sadist bir canavardan ziyade, normal, hatta korkutucu derecede normal bir insan olduğuna</strong> dikkat çeken Arendt, özellikle düşünme ve muhakeme yetisinin kaybolmasıyla birlikte kötülüğün nasıl sıradanlaştığını vurguluyor.&#8221;</em>)</li>
<li>Kelime ve kavramların düşünce ile ilişkisi hakkında <strong>Abdülkahir el-Cürcani</strong>&#8216;nin <a href="http://www.netkitap.com/kitap-sozdizimi-ve-anlambilim-abdulkahir-el-curcani-litera-yayincilik.htm">Delâilü&#8217;l-İ&#8217;câz</a> adlı eseri. (Kitaptan bazı alıntılar: <em>&#8220;Anlamlar artmaz, ancak lafızlar artar [...] Tek tek kelimelerde fesâhatten söz edilemez. Fesâhat, ancak kelimelerin birbirine eklenmesiyle ortaya çıkar&#8221;</em> )</li>
<li>Mantık ve Dil-Mantık ilişkisi ile Mekân&#8217;ı algılama, akletme hakkında <a href="http://www.dunyakitap.com/kitap/felsefenin-temel-ilkeleri-2-baski-p413866.html">Makasıt-ül Felasife </a><strong> Gazâlî Hazretleri</strong>. (Müellifin önsözünden: <em>&#8220;&#8230;felsefecilerin tutarsızlıklarını, görüşlerinin çelişikliğini, karıştırmalarını ve sapmalarını açığa çıkaracak anlaşılır bir kitap yazmak istiyorum. Mezheplerini tanıtmadan, inançlarını öğretmeden sana yardım etme umudu yoktur. Algılama biçimlerini öğrenmeden görüşlerinin yanlışlığı üzerinde durmak imkansızdır. Bu, yanlışlığa ve cehalete atılmaktadır. Felsefecilerin, tabii bilimler, ilahiyat ve mantık bilimlerindeki amaçlarını ve tutarsızlıklarını aralarında hak batıl ayrımı yapmaksızın açığa çıkaracak veciz bir eser sunmak istiyorum. &#8230;&#8221;</em>)</li>
</ul>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><strong>1°</strong> Jonathan Littell&#8217;in <a href="http://thekindlyones.wordpress.com/">The Kindly Ones</a> adlı romanından alıntı. Orjinali sanıyorum Fransızca yazılmıştı, &#8220;<em><a href="http://www.gallimard.fr/catalog/html/clip/A78097/index.htm">Les Bienveillantes</a></em>&#8221; ismiyle yayınladı. Fransa&#8217;da büyük başarı elde etti, ödüller aldı. Hassas insanlara tavsiye edemeyeceğim derecede hemoglobin içeriyor. Roman hatıra tarzında yazılmış. Mesleği Yahudilere eziyet etmek olan (kurgu) bir Nazi&#8217;nin, SS subayı Maximilen Aue&#8217;nin hatıralarından oluşuyor.</p>
<p><strong>2°</strong> Karar matematiğinde, oyunlar teorisi alanında, yöneylem araştırmaları, Markov zincirleri, FSM (Finite State Machine) ve daha bir çok diyagram/şema vb bu tür gösterimler kullanır.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/19/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman1/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/19/sans-kader-ozgur-irade-ve-zaman1/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zaman’ın Işığında Hareket Kavramı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/15/zaman%e2%80%99in-isiginda-hareket-kavrami/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/15/zaman%e2%80%99in-isiginda-hareket-kavrami/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Jan 2011 21:30:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[bilimcilik]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14377</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; Zaman kavramı Bilim&#8217;in kapsamı içinde midir? Şöyle düşünelim: Kâinat&#8217;taki bütün cisimlerin hareketleri iki ya da üç kez hızlanmış olsa fizik ve matematik formüllerimizde hiç bir değişiklik yapmamız gerekmez.  Şuurumuz bu değişikliği niteliksel olarak hissedecektir ama şuur dışında hiç bir yerde görünmeyecektir hissedilen. Çünkü periyodik olarak gözlediğimiz şeylerin birbirleriyle kesişmesi yani olayların tekabüliyeti aynı kalacaktır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sehir-1-yavas.gif"><img class="alignright size-medium wp-image-14379" title="sehir-1-yavas" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sehir-1-yavas.gif" alt="" width="200" height="150" /></a>&#8220;&#8230; Zaman kavramı Bilim&#8217;in kapsamı içinde midir? Şöyle düşünelim: Kâinat&#8217;taki bütün cisimlerin hareketleri iki ya da üç kez hızlanmış olsa fizik ve matematik formüllerimizde hiç bir değişiklik yapmamız gerekmez.  Şuurumuz bu değişikliği niteliksel olarak hissedecektir ama şuur dışında hiç bir yerde görünmeyecektir hissedilen. Çünkü periyodik olarak gözlediğimiz şeylerin birbirleriyle kesişmesi yani olayların tekabüliyeti aynı kalacaktır. Zaten gök olayları, mesela bir güneş tutulması önceden bildirildiğinde bilim adamları buna benzer bir &#8220;hızlandırma&#8221; yaparlar. Bilim açısından bir anlamı olmayan Süre&#8217;nin büyüklüğünü sıfıra indirirler; bir şuurun gerçekte aylar, yıllar boyu yaşaması gerekeni saniyelere sıkıştırırlar.[...] Netice olarak Mekanik&#8217;in gözüyle Zaman tekabüliyetlerden, kesişimlerden ibarettir; Hareket ise hareketsizlikten!&#8230;&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sehir-1-cok-cok-hizli.gif"><img class="alignright size-full wp-image-14380" title="sehir-1-cok-cok-hizli" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/sehir-1-cok-cok-hizli.gif" alt="" width="200" height="150" /></a> <strong>Sunuş:</strong> Okuyacağınız çeviri Henri Bergson&#8217;un 1888&#8242;de kaleme aldığı doktora tezi <em><strong>Essai sur Les Données Immédiates de la Conscience</strong></em>&#8216;tan alındı. İnsan&#8217;ın şuuru, Zaman&#8217;ı hissedişi ve Hareket kavramı konusundaki bu metinden gerektiği gibi istifade edebilmek için <a href="http://www.derindusunce.org/category/zaman/">Zaman Nedir?</a> kategorisinde daha önce yayınladığımız &#8220;<a title="Permanent Link to Varlık bir harftir, sen onun anlamısın" href="http://www.derindusunce.org/2010/09/24/varlik-bir-harftir-sen-onun-anlamisin-zaman-isiginda-ben%e2%80%99lik-meselesi/">Varlık bir harftir, sen onun anlamısın</a>&#8221; isimli makaleyi okumakta büyük fayda var.</p>
<p><strong>Tercüme Notu: </strong>Tercüme yaparken çoğu kez ya şekle ya da mânâya ihanet etmek gerekir. Bir İtalyan deyişinde isabetle söylenildiği gibi <strong>&#8220;tercüme etmek hainliktir&#8221;</strong>. Düşünce yazılarında bu &#8220;ihanet&#8221; daha da büyür. Bergson&#8217;un bu metnini tercüme ederken mânâya sadık kalmak uğruna çok serbest bir çeviri yaptım. Bergson Nobel Edebiyat Ödülü&#8217;ne layık görülmüş bir matematikçi ve filozoftur. Yazdığı metinlerde felsefî derinliğin yanı sıra kâh romantik aşk şarkılarını kâh gurbet türkülerini hatırlatan bir güzellik, bir tatlı hüzün <span id="more-14377"></span>vardır. Berrak bir Fransızcada yazılmış olmasına rağmen bir çok satırı Türkçeye uyarlamak için yeniden yazmak kaçınılmaz oldu. Ara başlıklar da bana ait. Orijinal metnin çok güzel kelime oyunları, benzetmeler içerdiğini söylemeden geçemeyeceğim. (MY)</p>
<p><strong> </strong><strong>Zaman ve Mekân&#8217;ın kesişim noktasında ne var? (Henri Bergson)</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket-zaman-bilim.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14382" title="hareket-zaman-bilim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket-zaman-bilim.jpg" alt="" width="170" height="257" /></a> Sarkaçlı bir saatin kadranında akrep ve yelkovanı izlediğimde, sarkacın salınımlarına tekabül eden bir harekete bakıyorum. Genel kanının aksine süreyi ölçmüyorum; tekabüliyetleri yani <strong>&#8220;yolların kesişmelerini&#8221;</strong> sayıyorum ki bu ikisi aynı şey değil.</p>
<p> Benim dışımdaki mekânda saat kollarının ve sarkacın sadece tek bir konumu var çünkü geçmiş konumlardan bir iz yok. İçimde şuurumun, nefsimin değişik halleri birbirine karışmakta ve gerçek mânâda yaşanan süreyi oluşturmakta. Ben bu mânâda yaşadığım içindir ki sarkacın şu anki hali ile aynı anda &#8220;geçmiş&#8221; adını verdiğim salınımlarını zihnimde temsil ediyorum.</p>
<p> Gelin bu salınımları düşünmekte olan Ben&#8217;i silelim. Tek bir konum kalır elimizde, süre, yaşam yok olur. Ya da sarkacı ve salınımlarını yok sayalım. Elde kalan Ben&#8217;in öznel yaşantısı kalır ki tekdüze, homojen bir biçimde temsil edilemez, sayılarla, ölçme ile, dış dünya ile ilgisi kalmaz.</p>
<p> Gördüğünüz gibi bizim Ben&#8217;imizde bir süreklilik, bir süre, bir yaşam var. Bu süre parçalardan oluşmuyor, birbirinden kesin sınırlarla ayrılan, ipe dizilmiş boncuklar gibi bağımsız değil.</p>
<p> Ben&#8217;in dışında ise Mekân&#8217;daki cisimler gibi birbirine karışmayan &#8220;anlar&#8221;  var ki bu kutucukların, bölmelerin bir sürekliliği yok. &#8220;Birbirine karışmayan&#8221; diyorum çünkü şimdi var olan salınım bir önceki ile kesinlikle karışmıyor çünkü yenisi varken eskisi yok. &#8220;Süreklilik yok&#8221; diyorum çünkü süreklilik sadece şuurlu biçimde salınımları gözleyen, hafızasına kaydeden biri için vardır. Yani salınımları zihnen birbirine ekleyerek hatırlayan biri için. Bu &#8220;ekleme&#8221; işi ise ancak hayalî bir mekânda yapılabilir. Ne sarkacın salındığı mekân ne de gerçek sürenin hissedildiği şuura ait olmayan, tâlî bir mekân söz konusu. Bölünme, kutulanma olmadan yaşadığımız gerçek süre ile bu kutulanma arasında fizikçilerin &#8220;osmos&#8221; dedikleri türden bir alış-veriş meydana geliyor. Kesafet bakımından daha yoğun olan Madde&#8217;den Mânâ&#8217;ya, Mekân&#8217;dan Zaman&#8217;a &#8220;akıveren&#8221; bir şeyler aklımızı aldatıyor sanki.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_zaman.jpg"><img class="size-full wp-image-14384 aligncenter" title="hareket_zaman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_zaman.jpg" alt="" width="496" height="101" /></a></p>
<p> Bizim şuurlu yaşantımıza dair duygularımız, sevinç ve üzüntülerimiz aslında birbirine karışarak yaşansa da hissedilmenin en güçlü olduğu ya da başladığı/bittiği anlara tekabül eden salınımları var sarkacın. Bu tekabüliyet sebebiyle gerçek hayatımızın BÖLÜNEMEZ renkleri, çalkantıları arasında da sarkaç salınımları gibi kesin ayrımlar görüyoruz. Sarkacın kesin biçimde bölüp ayırdığı kutucuklar içine hapsediliyor yaşam süremiz. Kelimelerin mânâyı kristalleştirip hapsetmesi gibi saat kolları, takvim yaprakları da gerçek hayatı sabit, objektif simgelere hapsediyor. Zaman&#8217;ı mekânlaştırıyoruz.</p>
<p> Tekdüze, homojen bir iç-Zaman fikri buradan geliyor. İç  dünyamızda ve şuur altımızda birbirine karışarak akan zaman akıntılarını adeta mekândaki cisimler gibi vehmediyoruz. Sarkacın salınımlarından biri oluşurken diğeri kaybolduğundan bu varlık-yokluk süreci kendimizi algılama şeklimizi doğrudan etkiliyor. Gözlerimiz üzerinden şuurumuz da Mekân ile terbiye oluyor ama aynı zamanda şuurumuz tabiatına aykırı bir yönde eğilip bükülüyor.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_muzik_hareket.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14385" title="zaman_muzik_hareket" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_muzik_hareket.jpg" alt="" width="227" height="416" /></a> <strong>H</strong>a<strong>F</strong>ı<strong>Z</strong>amız salınımları MuHaFaZa etmekle kalmıyor, onları organize ediyor, sıralıyor. Kısaca sarkacın salınımlarını &#8220;depolamak&#8221; için 4cü bir boyut ta<strong>S</strong>a<strong>VV</strong>u<strong>R</strong> ediyoruz. Ama bu 4cü boyut Zaman değil Mekân&#8217;a dair. Bu boyut sayesinde aynı yerde oluşmasına rağmen salınımlar sonsuza kadar <strong><em>&#8220;üst üste konabiliyor&#8221;</em></strong>. Mekân&#8217;ın değişik hallerini tekdüze biçimde sıraladığımız için de bu tekdüze, homojen &#8220;zaman&#8221; Hakikî Zaman&#8217;ın yerini alıyor. Oysa sadece sanal bir zaman söz konusu. Faydalı. Ama bu VAR sanılan, SANAL zaman özünde zihinsel bir inşaattan ibaret ve tabiatı gereği Zaman&#8217;a değil Mekân&#8217;a dair.</p>
<p> Sanal ile Gerçek arasındaki ayrımı net bir biçimde yapmaya kalkarsak?</p>
<p> Süresiz, yaşamsız gerçek bir Mekân var. Olaylar Hakikat&#8217;in birer yansıması olarak görünüp kayboluyor bu Mekân içinde. Bu görünüp kaybolmalar şuurumuzun, nefsimizin değişik hallerine tekabül ediyor. Bundan başka gerçek bir süre var. &#8220;Anları&#8221; hem tekdüze değil hem de birbirine geçmiş ama her biri dış dünyanın bir haliyle yaklaşık olarak eşlenebilir. Tekabüliyet derken bunu kasdediyoruz. İşte bu yaklaşık eşleşme dolayısıyla gerçek sürenin, yaşamımızın &#8220;anları&#8221; birbirinden SANAL olarak ayrılıyor.</p>
<p> Bahsettiğimiz bu iki gerçeğin (Mekân ve Yaşam) karşılaştırılması neticesinde sürenin temsilî bir ifadesi doğuyor ki aslında Mekân&#8217;dan elde edilmiş bir temsil bu. Yani bizim Zaman&#8217;a dair algımız Zaman&#8217;ın gerçeğine değil iki gerçeklik arasında kurduğumuz ilişkiye dayanıyor. Bu ilişkiyi Zaman ve Mekân&#8217;ın kesişim noktası olarak da görebiliriz.</p>
<p> <strong>Hareket Kavramı</strong></p>
<p> Buraya kadar sunduğumuz tahlil yöntemini şimdi Hareket&#8217;e uygulayalım. Hareket görünüşte homojen bir sürenin simgesi gibidir ama tahlil neticesinde benzeri bir ayrışmaya tanık olacağız.</p>
<p> Genellikle Hareket&#8217;in Mekân içinde vuku bulduğunu söyleriz. Homojen hareketin bölünebilir olduğu iddia edildiğinde hareket eden cismin güzergâhı yani mekânı anlaşılır. Yani güzergâh ile söz konusu hareketin kendisi birbirine karıştırılmış ya da bir tutulmuş olur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/suur_hareket_zaman.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14386" title="suur_hareket_zaman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/suur_hareket_zaman.jpg" alt="" width="186" height="274" /></a> Elbette hareketli cismin ilerleyen konumları bir yer kaplar boşlukta. Ama bir konumdan diğerine geçişi yani süreyi gerçekten kaplayandır Hareket&#8217;in kendisi. Bu anlamda Hareket sadece şuurlu bir izleyici için vardır ve Mekân&#8217;a dair değildir. Hareket bir <strong>ŞEY</strong> değil bir süreçtir: Bir noktadan diğerine <strong>GEÇİŞ</strong> olan Hareket zihinsel bir sentez, psişik bir süreçtir ve bu süreç Mekân&#8217;da yer kaplamaz. Mekân&#8217;da sadece cisimler, mekân parçaları bulunabilir. Mekân parçalarından birini hareketli olarak kabul edersek mekânsal anlamda elde edeceğimiz sadece bir konum olacaktır. Eğer şuurumuz konum dışında bir şey algılıyorsa bu peşpeşe gelen konumları hatırladığını ve bir sentez yaptığını gösterir.</p>
<p> Peki şuurumuz bu sentezi nasıl yapıyor? Bunun tek yolu hatırlanan konumları tekdüze, homojen bir ortamda, sanal bir mekânda yeniden birleştirmek olacaktır. Aksi takdirde gözlenen hareketi bir hareket olarak &#8220;görmek&#8221; için yeniden ve yeniden sonsuza kadar sentezler yapmak gerekli. Netice olarak hareketi görmemiz ve anlamamız ancak hafıza ile olur. Nasıl ki bir melodiyi duymak için önceki notaların bellekte tutulması gerekiyorsa aynı biçimde konumların zihnen muhafaza edilmesi gerekir.</p>
<p>İşte bu sebeple Hareket&#8217;in peşpeşe gelen konumlardan ibaret  olduğunu iddia etmek gerçekte Hareket&#8217;ten hareketliliği çekip çıkarmak anlamına gelir. [...] Özetle Hareket kavramına bakarken ayırd edilmesi gereken iki nokta var: Güzergâhın içinde bulunduğu mekân ve bu yolu geçmek için gerçekleştirilen eylem. Peşpeşe gelen konumlar ve bu konumların sentezi.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_nedir_hareket.jpg"></a> Bunlardan birincisi <strong>NİCELİK</strong>, homojen bir miktar. İkincisi sadece şuurumuzda gerçeklik bulan bir <strong>NİTELİK</strong>, bir kalite. Bir kez daha &#8220;osmos&#8221; benzeri bir durum ile karşılaşıyoruz. Nitelik-sel bir hareketlilik hissi ile bu hareket sayesinde katedilen,sayısal, nicelik türü, miktar-sal, mekânsal bir yolun temsil edilmesi, simgesel ifadesi. Bu ikisi birbirinin yerini alıyor.</p>
<p> Hareket olgusuna katedilen yolun bölünebilirliğini atfediyoruz ki aslında eylemler değil şeyler, cisimler bölünebilir sadece. Bu şekilde dinamik, eylemsel bir kavram olan hareket ile statik, mekânsal şeyler olan cisim, güzergâh, yol gibi kavramları aynı şekilde düşünmeye zorluyoruz aklımızı. Bu zorlama Tabiat&#8217;a aykırı olduğundan bizi yanılgıya götürüyor.</p>
<p> <a title="Elealı Zeno" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Eleal%C4%B1_Zeno">Elealı Zeno</a>&#8216;nun önerdiği Akhilleus<em> </em>ve kaplumbağa paradoksu(!) bu kavram karmaşasının en güzel örneklerinden. Hatırlatmak gerekirse :</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Yunan kahramanı Akhilleus&#8217;un kaplumbağa ile bir yarış yaptığını hayal edelim. Çok iyi bir koşucu olduğu için Akhilleus kaplumbağa&#8217;nın belirli bir mesafe, örneğin yüz metre, ileriden başlamasına izin verir. Eğer her ikisinin de sabit hızlarda koştuğunu düşünürsek (biri sabit yüksek bir hızda, diğer sabit düşük bir hızda), belirli bir süre sonra Akhilleus yüz metre koştuğunda, kaplumbağanın başladığı yere gelmiş olacaktır; bu süre boyunca kaplumbağa da küçük de olsa belirli bir mesafe ‘koşmuştur&#8217;, örneğin 1 metre. Akhilleus bir süre sonra bu mesafeyi de tamamladığında, o süre zarfında kaplumbağa yine küçük de olsa bir mesafe ilerlemiş olacaktır ve bu böyle devam edecektir. Böylece, Akhilleus ne zaman kaplumbağanın varmış olduğu bir noktaya varsa, daha hâlâ gitmesi gereken bir mesafe kalmış olacaktır. Bu nedenle Zeno Akhilleus&#8217;un kaplumbağayı hiçbir zaman geçemeyeceğini söylemiştir.&#8221; (</em><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Zeno%27nun_paradokslar%C4%B1"><em>Türkçe kaynak</em></a><em>)</em></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_zaman_paradoks.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-14388" title="hareket_zaman_paradoks" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_zaman_paradoks.gif" alt="" width="266" height="104" /></a></p>
<p> Pratikte kaplumbağayı geçen Akhilleus&#8217;un teoride geri kalması elbette matematik ya da fizik kanunlarının yetersizliğinden kaynaklanmıyor. Bu tutarsızlığı bir paradoks olarak sunan Elealılar iki şeyi birbiri ile karıştırıyorlar. Mekân ve Eylem. Mekân&#8217;ın parçaları sonsuza kadar bölünebilir, meselâ bir çizgi üzerindeki iki noktanın arası. Oysa Eylem, burada Akhilleus&#8217;un adımları, mekân gibi homojen kabul edip bölmeye kalktığınızda anlamını yitirir. Paradoks gibi görünen bu sorudaki kavramsal hata Akhilleus&#8217;un adımlarını homojen, mekânsal, sonsuza kadar bölünebilir kabul etmek ve bu adımları parçaladıktan sonra kaplumbağa adımlarıyla yeniden sentezlemeye kalkmaktır. Gerçekte bir paradoks yok ama farklı tabiatlara tabi iki gerçekliği aynı potada eritmeye kalkışan insanların içlerine düştükleri bir kavram karmaşası var.</p>
<p> <strong>Hız kavramı</strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_nedir_hareket.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14387" title="zaman_nedir_hareket" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/zaman_nedir_hareket-222x300.jpg" alt="" width="222" height="300" /></a> Hareketin hızını ölçmek aslında bir tekabüliyeti saptamaktan ibarettir. Hesaplara, formüllere bu hızı dahil etmek demek müstakbel tekabüliyetleri öngörmek için kolay bir yoldur. Bu şekilde Akhilleus&#8217;un ve kaplumbağanın belli bir anda bulunacağı konumları ya da yollarının kesişeceği yerleri hesaplamakla ilgilendiği müddetçe Matematik&#8217;in konuşması meşrudur. Ama iki kesişme arasında olanı, bir eylemi, bir hareketi sentezleme yoluyla yeniden inşa etmeye kalktığında Matematik haddini aşmış olur. Zaten gerçek harekete yaklaşmak istedikçe kesişme sayısını sürekli arttırma ihtiyacı doğması da matematikçiyi uyandırmalıdır bu konuda. Matematikçi sabit şeyleri sentezleyerek eyleme, harekete ulaşamaz. Üstelik bu örneklemeyi sonsuza doğru arttırsanız da bu mümkün değildir. Çünkü Mekân&#8217;ın <strong>SABİT</strong> parçalarıyla Zaman&#8217;ı <strong>DİNAMİZMİNİ</strong> sentezleyemezsiniz. <em>[Parçalayıcı Zekâ kavramı için </em><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><em>Derin Göz</em></strong></a><em> kitabında <strong>Kuşların Sırrı</strong> isimli bölüme bakılabilir.]</em></p>
<p> Özetle Hareket&#8217;in dahilinde statik olan, homojen, tekdüze, bölünebilir tek bir şey vardır, o da güzergâhtır, yoldur, tabiat itibariyle Mekân&#8217;a dairdir. İşte tam da bu sebeple bilim Hareket&#8217;i konu aldığında öncelikle içindeki en dinamik ögeyi yani Zaman&#8217;ı elemek ister. Zaman kavramı bilim için bir sorundur. [Bkz. <a title="Permanent Link to Fizikçilerin Zaman'ı" href="http://www.derindusunce.org/2010/09/06/fizikcilerin-zamani/">Fizikçilerin Zaman'ı </a>]. Bunu anlamak için mekanik ya da astronomide Zaman&#8217;ın &#8220;kullanılışına&#8221; bakmak yeterli.</p>
<p> Mekanik kitapları daha baştan Süre&#8217;yi tarif etMEyeceklerini, sadece sürelerin eşitliği ilkesini temel alacaklarını beyan ederler. Buna göre: <strong><em>&#8220;iki zaman aralığının eşit olması için birbirinin aynı olan iki cismin, aynı koşullar altında ve aynı etkiler karşısında aynı mesafeyi katetmesi gerekir.&#8221;</em></strong></p>
<p>Bir başka deyişle hareketin başladığı anı not edeceğiz yani dış dünyadaki, Mekân&#8217;daki bir değişiklik ile iç dünyamızdaki hareket algısının kesiştiği tekabüliyeti. Sonra aynı şekilde hareketin bitişi olan yeni bir <strong>DIŞ-İÇ</strong> kesişimini. Sonra katedilen yolu ölçeceğiz ki zaten ölçülebilir olan tek şey de budur. Yani Süre ya da Zaman değil Mekanik&#8217;in kapsamında olan, Mekân ve tekabüliyetler, kesişimler.</p>
<p> Bir olayın belirli bir T zamanı sonunda ortaya çıkacağını söylemek şuurumuzun o olay meydana gelene kadar belli bir sayıda tekabüliyete şahid olacak demek.[...] Şöyle düşünelim, Kâinat&#8217;ın bütün hareketleri iki ya da üç kez hızlanmış olsalar fizik ve matematik formüllerimizde hiç bir değişiklik yapmamız gerekmez.  Şuurumuz bu değişikliği niteliksel olarak hissedecektir ama şuur dışında hiç bir yerde görünmeyecektir hissedilen. Çünkü periyodik olarak gözlediğimiz şeylerin birbirleriyle kesişmesi yani olayların tekabüliyeti aynı kalacaktır.</p>
<p> Zaten gök olayları, mesela bir güneş tutulması önceden bildirildiğinde bilim adamları buna benzer bir &#8220;hızlandırma&#8221; yaparlar. Bilim açısından bir anlamı olmayan Süre&#8217;nin büyüklüğünü sıfıra indirirler; bir şuurun gerçekte aylar, yıllar boyu yaşaması gerekeni saniyelere sıkıştırırlar.[...] Netice olarak Mekanik&#8217;in gözüyle Zaman tekabüliyetlerden, kesişimlerden ibarettir; Hareket ise hareketsizlikten!</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_dans_zaman_nedir.jpg"><img class="size-full wp-image-14389 aligncenter" title="hareket_dans_zaman_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/hareket_dans_zaman_nedir.jpg" alt="" width="499" height="374" /></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/15/zaman%e2%80%99in-isiginda-hareket-kavrami/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/15/zaman%e2%80%99in-isiginda-hareket-kavrami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA:Zaman’ın Işığında Özgür İrade</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/15/yakindazaman%e2%80%99in-isiginda-ozgur-irade/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/15/yakindazaman%e2%80%99in-isiginda-ozgur-irade/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Jan 2011 09:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14366</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;Zaman geçip gittikten sonra &#8220;geriye&#8221; dönüp baktığımızda geçmişimiz bir şehrin yollarına benziyor. Önemli seçenekler, elde ettiklerimiz, düş kırıklıkları,  ikiye, üçe ayrılan kavşaklar, kararsızlık içinde dönüp durduğumuz meydanlar, çıkmaz sokaklar&#8230; Peki hayatın kendisi, şu an, şu yaşamakta olduğumuz an böyle mi? Geçmişimiz katılaşmış, kristalize olmuş, Mekân&#8217;laşmış. Oysa hayatın hammaddesi Mekân değil Zaman! Peki nereden geliyor bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 60px;"><em>&#8220;&#8230;Zaman geçip gittikten sonra &#8220;geriye&#8221; dönüp baktığımızda geçmişimiz bir şehrin yollarına benziyor. Önemli seçenekler, elde ettiklerimiz, düş kırıklıkları,  ikiye, üçe ayrılan kavşaklar, kararsızlık içinde dönüp durduğumuz meydanlar, çıkmaz sokaklar&#8230; Peki hayatın kendisi, şu an, şu yaşamakta olduğumuz an böyle mi? Geçmişimiz katılaşmış, kristalize olmuş, Mekân&#8217;laşmış. Oysa hayatın hammaddesi Mekân değil Zaman! Peki nereden geliyor bu aldanma? Başımızın her tarafında gözlerimiz olsaydı ve dört yöne aynı rahatlıkta yürüyebilseydik geçmişten bahsederken &#8220;geriye dönüp bakmak&#8221; demeyecektik. Aklımız (=gözümüz) Mekân ile terbiye ediliyor. Sirk için terbiye edilen bir aslan gibi. Yeni yetenekler kazanırken eskilerini kaybediyor sirk aslanı. Kamçı sesi duyunca bir çemberden atlıyor ama artık avlanmayı unutmuş. Önüne konan kaptaki eti yiyor&#8230;..&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/15/yakindazaman%e2%80%99in-isiginda-ozgur-irade/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/15/yakindazaman%e2%80%99in-isiginda-ozgur-irade/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dur ey zaman! Ne güzelsin!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/12/dur-ey-zaman-ne-guzelsin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/12/dur-ey-zaman-ne-guzelsin/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Jan 2011 09:31:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Mehmet Bahadır</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Verme hakkı]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14304</guid>
		<description><![CDATA[ İnsan, Ekonomi, Liberalizm, Zaman Ve Modernite Üzerine Duygusal Bir Yazı
&#8220;Dur ey zaman! Ne güzelsin.&#8221; (Goethe)
Goethe&#8217;nin Faust adlı eserinde geçer bu cümle. Kainatın sırlarını çözmeye çalışan ve kendini bilime adayan Faust&#8217;u yoldan çıkarmak üzere Tanrı&#8217;dan müsaade alan Mefisto (Şeytan); &#8220;Fazla düşünen adam hayatın tadını kaçırır&#8221; diyerek, Faust&#8217;a dünya hazlarını ve zevklerini vaadeder. Bir iddiaya girerler. Mefisto, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/faust_insan.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14305" title="faust_insan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/faust_insan.jpg" alt="" width="220" height="213" /></a> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/01/faust_insan.jpg"></a><strong>İnsan, Ekonomi, Liberalizm, Zaman Ve Modernite Üzerine Duygusal Bir Yazı</strong></p>
<p><em>&#8220;Dur ey zaman! Ne güzelsin.&#8221;</em> (Goethe)</p>
<p>Goethe&#8217;nin Faust adlı eserinde geçer bu cümle. Kainatın sırlarını çözmeye çalışan ve kendini bilime adayan Faust&#8217;u yoldan çıkarmak üzere Tanrı&#8217;dan müsaade alan Mefisto (Şeytan); <strong>&#8220;Fazla düşünen adam hayatın tadını kaçırır&#8221;</strong> diyerek, Faust&#8217;a dünya hazlarını ve zevklerini vaadeder. Bir iddiaya girerler. Mefisto, onu bilgi hastalığından kalbini kurtaracak, yaşatacağı en güzel hazlar ve dünyevi zevkler karşısında, Faust: &#8220;Dur ey zaman, ne güzelsin!&#8221; diyecek olursa iddiayı şeytan kazanacaktır. Saplandığı bunalımdan kurtulmak üzere Faust ruhunu şeytana satmıştır. Sınırsız dünya <span id="more-14304"></span>zevklerine dalar. Aşık olur, alemlere akar hatta katil bile olur. Ancak sonuçta Faust aradığı hazı ve mutluluğu erdemli bir faaliyette bulur. Bir bataklık sahayı bayındır hale getireceğini tasarladığı anda muradına erer ve &#8220;Dur ey zaman ne güzelsin&#8221; der. Hikayede iddiayı kim kazanmıştır belli değildir ama bir realite su götürmez bir gerçeklik olarak karşımızda durur. </p>
<p>Evet, modern insan artık &#8220;sınırsız tüketici&#8221; dir. Dünya, onun için büyük bir nesne, doymayan iştahı için kocaman bir şişe ve belki de sürekli emilen büyük bir memedir. Modern insan belki de yaşamak için yiyen değil, yemek için yaşayan bir varlıktır artık.  Daha iddialı bir ifadeyle; şehvetlerine ram olmuş, bütün içgüdülerini serbest bırakmış, salgı bezlerinin emrine amade bir yaşam biçimini özümsemiş özgür insan, günümüz &#8220;modern insan&#8221; algısının resmidir.</p>
<p>İşte çağımız insanını açmaza, bir çaresizliğe ve sürekli bir arayışa sürükleyen, modern zihniyetin temellerini oluşturan ideolojiler ve bu ideolojilerden beslenen mevcut ekonomik sistemler de, Mefisto&#8217;nun rolune soyunarak insanoğluna, dünya hazlarını sunmuş ve  &#8221;Dur ey zaman! Ne güzelsin.&#8221; dedirteceğini iddia etse de, hayata geçirilmeye çalışılan bazıları yeryüzünü kana boyamış, fakirlikle beraber geride acı bir mazi bırakmış olması, Faust&#8217;un iddiayı kazandığı noktasında  kanaatlerimi güçlendiriyor.</p>
<p>Bir diğer mevzuya gelirsek ; hepimizin malumu üzere,  ekonomik sistemlerin başarısı, toplumun ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetlerin üretiminin sağlanması ve  bu üretim gelirlerinin toplum fertleri arasında ADİL ve DENGELİ (Eşit değil) paylaşımı ile ölçülür. Beşeri sistemlerden liberal eğilimli olanlar (Kapitalizm bu gruba girer) kısmen üretim sorunlarını çözerken, gelir dağılımı problemine takılmış, kolektivist eğilimli olanlar (komünizm ve sosyalizm) kısmen gelir dağılımını çözerken, üretim problemlerini çözememiş, garip bir tezahürdür ancak ve ancak <strong>yoklukta ve fakirlikte</strong> <strong>eşitliği</strong> sağlayabilmişlerdir.</p>
<p>Bugün batıda kapitalizmin temelini ve fikri alt yapısını oluşturan LİBERALİZM, ferdi hürriyeti esas alır. Ancak konulan yanlış teşhis ve uygulamalar, <strong>ferdi  pek çok efendiye bağlı kılmış, ve bölünmüş bir köleye </strong>çevirmiştir insanoğlunu. Dolayısıyla, liberalizmin en büyük yanılgı noktasının, &#8220;İNSAN&#8221; denen varlığı ve nefsini tanıyamamaktan ileri geldiğini düşünüyorum. Dolayısıyla bu iki yol üzerinden çözüm yolları aramanın ya da alternatif üretmenin beyhude boş bir çaba olacağını öngörebilmek için sanırım profesör olmaya gerek yok&#8230;</p>
<p>Sayın Mehmet Yılmaz&#8217;ın dediği gibi: <strong><em>&#8220;Bugün hâlâ sürmekte olan Liberalizm ile Sosyalizm-Komünizm çekişmelerin neticesi ne olursa olsun Müslümanlar için bir alternatif teşkil edemez. Çünkü her ikisi de insanı maddî çıkarlarından başka bir derdi olmayan zeki hayvan(!) mertebesinde görür. Biraz bu akımların temsilcilerini okusanız hemen fark edersiniz:  </em><em>Homo Economicus</em><em> dışında bir insan yoktur ne liberalizmin ne de komünizmin gözünde.&#8221;</em></strong></p>
<p>Dolayısıyla, Allah&#8217;ın yarattığı en değerli varlık olan insanı ve fıtri temayüllerini (eğilimlerini), kabiliyetlerini ve zaaflarını, ümitlerini ve korkularını ve toplumların içtimai yapılarını dikkate almayan, kısaca insanı ve nefsini tanımayan hiçbir düzenleme, hiçbir sistem ne kadar ceberut olursa olsun başarısız olmaya ve tarihin çöplünü boylamaya mahkumdur  ve de öyle olmuştur.         <em></em></p>
<p>Ekonomist değilim, bu işin okulunu da okumadım. &#8220;Kaynakları dengeli ve adil kullanma ilmi&#8221; ile&#8221; saçıp savurma ile iktisatlı davranma, orta yolu bulma&#8221; olarak özetleyebileceğim ekonomi için, uzun uzadıya, karmakarışık kurallara ve kavramlara lüzum görmediğimi de belirtmeliyim.</p>
<p>Öyle doktrinlerden, ekonomik sistemlerden bahsetmeyeceğim. Sadece inandığım, prensiplerden bahsedeceğim. Çünkü, bu prensiplerle; insan süfli çıkarların peşinde koşan basit bir &#8220;<em>Homo Economicus&#8221; olmaktan kurtulacak belki de kurtulmakla kalmayacak kamil ve kutlu bir insan mertebesine ulaşma noktasında önemli bir mesafe kat edeceği kanaatindeyim..<strong> </strong></em></p>
<p><em>Öncelikle birinci prensip,<strong>  insanın konumunun doğru yere oturtulmasıdır. </strong></em><strong><em>&#8220;Kir yanlış yere konumlanmış maddedir&#8221;</em></strong><strong> </strong>der Mary Douglas. Dolayısıyla İnsanı yanlış yere konumlandırırsanız, o da kirlenecektir. Belki eşyadan belki hayvandan daha aşağı ve daha değersiz bir mertebeye inecektir.<strong></strong></p>
<p>Modern algının tam tersine insan, sadece üretmek için tüketen, tüketmek için de üreten bir hayvan değildir. Bununla birlikte dünya hayatının geçici olduğunu en başta nefsimin unutmaması gerekiyor. Adeta uzun bir yolculukta, soluklanmak üzere bir ağaç altında verilen kısa bir mola misalidir dünya hayatı. Geçici olduğu kadar, doyum yeri dahi olmayan dünyanın amaç yeri değil, ebediyete giden yolda ancak bir araç olduğu hakikatı unutulmamalı. Bu gerçekler ışığında insanın nefsini paylaşmaya ve vermeye alıştırması gerekir.</p>
<p>Ver ve gör onları nefsim&#8230;                                                                                        </p>
<p>&#8220;Görmezsen mesulsun çünkü&#8230;                                                                                              </p>
<p><strong><em>&#8220;Bir beldede açlıktan ölse bir kişi, tüm şehrin insanları sorumlu tutulur onun ölümünden&#8230;&#8221;  </em></strong>diyor Allah ‘ın Rasulü&#8230;<br />
Gör, çünkü <strong><em>&#8220;komşusu açken tok sabahlayan bizden değildir&#8221;</em></strong> diyor.</p>
<p>Gör ve paylaş nefsim!<br />
Paylaşacak neyin varsa&#8230;<br />
Mal, mülk toplayıp, üstüne oturanları ve eşyayı putlaştıranları kınıyor Yaratan&#8230;<br />
Yazıklar olsun diyor toplayıp toplayıp sayanlara&#8230;<br />
Karunlaşanlara yazıklar olsun!</p>
<p>Paylaş nefsim!<br />
Hiç olmazsa tebessümünü paylaş!<br />
Bir tebessüm bırak yüreklere&#8230;<br />
Hoş bir seda bırak geriye. </p>
<p>Ekmeğini paylaş&#8230;<br />
Emeğini paylaş&#8230;</p>
<p>Sofranı paylaş!<br />
Hepiniz fakirsiniz diyor Yaratan&#8230;</p>
<p>Sadece fakirler değil&#8230;<br />
Hepimiz fakiriz Allah katında&#8230;</p>
<p>Ver çünkü                                                                                                         </p>
<p>Erteleyenler helak oldu diyor Efendimiz&#8230;<br />
Yarın verecek zamanın olmayabilir&#8230;</p>
<p>Ver çünkü                                                                                                           </p>
<p>Vermemekten sorumlusun&#8230;<br />
Altına, gümüşe, mala mülke, makam ve mevkiye  kul olanlar helak oldu&#8230;<br />
Unutma!  &#8221;</p>
<p>Ver çünkü                                                                                                                               </p>
<p>Allah kazancından fakire de pay ayırmış&#8230;</p>
<p>Toplumda dayanışma, sevgi ve hürmetin yerleşmesi için fakirlerin bazı malını  ve kazancını zenginlerin mallarında var etmiş. Dolayısıyla kazandıkların hepsi senin değil&#8230; &#8220;Ben kazandım ben yerim&#8221; diyemezsin. Sana rızkını veren, mülkün de sahibi &#8220;O&#8221; unutma&#8230;Gözden çıkardıklarını değil, sevdiklerinden infak et, zekat ver&#8230;</p>
<p>Ver çünkü                                                                                                                        </p>
<p>&#8220;<strong>Vermedikçe ve &#8220;Sevdiğinden harcamadıkça hayra erişemezsin&#8221; (Ali İmran 92)<br />
Kimseyi es geçmeye hakkım yok. Kanadını kırık bildiğim her kuştan sorumlu biliyorum kendimi. Ona da verecek bir şey olmalı bende. Yetim kalmış her bir çocuğa, bir anne ve baba borçluyuzdur aslında. Yürünmemiş yolların bile, uğranmamış dağların bile alacağı vardır bizlerden&#8230;&#8221;</strong></p>
<p><strong>&#8230;</strong></p>
<p><strong>&#8230;</strong><strong> </strong></p>
<p>Bir diğer önemli prensipte Faizin kaldırılması kanaatimce.. Zira faiz, fakiri daha da fakir eden, zengini daha zengin eden, toplumsal ayrışmalara ve çatışmlalara sebebiyet veren netice itibarıyla &#8220;Sen çalış ben yiyeyim&#8221; anlayışından doğan, para ticaretiyle asalak bir sınıfın doğmasına sebep olan, üretimi ve üretkenliği de önleyen toplumun içindeki sinsi bir &#8220;UR&#8221;&#8216;dur faiz.</p>
<p>Bunun yanı sıra doğal kaynakların çar çur edilmemesi ve israfın her türlüsünün önlenmesidir bize gerekli olan. Zira bütün bunlar, tüketimi arttırmaya dolayısıyla insanı sürekli başkalarına muhtaç duruma düşmesine ve Homoeconomicus varlık haline gelmesine, fertler arası yalan ve dolanın revaç görmesine dolayısıyla toplumsal bağların zayıflamasına, ayrışmasına ve çatışmasına, temel de birkaç şeye muhtaç insanın yüzlerce şeye muhtaç duruma düşmesine sebebiyet veriyor.   </p>
<p>Kaldı ki; <strong>İnsanın ihtiyaçları sınırlıdır, sınırsız olan insan arzularıdır.</strong></p>
<p>Bugün Modern zihniyet ve o zihniyetin iktisadı, ihtiyaç yerine arzuları ikame etmekte, ardından nefsi tahrik eden bir düzen cenderesinde insanoğlu doyumsuzluğa ve çaresizliğe sürüklenmekte&#8230;Dolayısıyla arzularının peşinden koşan modern insana, tabiatın doğal kaynakları yetmemekte ve üstelik  kaynaklar adil olarak paylaşılamamaktadır. Bu da kendi içinde potansiyel bir ayrışma ve çatışmalara sebebiyet vermekte olduğu hepimizin malumu olsa gerek.</p>
<p><strong>Sonuç :</strong></p>
<p>Modernlik, insana özgürlük, güven ve refah sağlayacaktı, bu onun vaadiydi. Ahiret beklenmeyecekti, cennet burada kurulacaktı. Aradan bunca zaman geçti, nüfusun büyük çoğunluğu bu üç nimetten de mahrum yaşıyor. Dahası dünyasını kaybeden insanoğlu ahiretini de kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.</p>
<p><strong>Sanıyorum sorunun çözümü yine bizlerde yani kendi içimizde&#8230;Zira, haz lezzet, şehvet ve menfaat arayışlarıyla hırs ve ihtiraslarımız denetlenmez, dizginlenmez ve kontrol altına alınmazsa; tatlı rüyalar ve ütopik dünyalar eşliğinde, daha başımıza çok felaketler geleceğe benzer&#8230; </strong></p>
<p> Çünkü, <strong>&#8220;İnsan bozulursa kâinat da bozulur; insan ıslah olursa kâinat da ıslah olur&#8221; </strong>gerçeğinden hareketle son olarak Goethe&#8217;nin Mefisto&#8217;suna seslenmek istiyorum:</p>
<p><strong>Durma ey zaman! Sakın durma! Güzelliğe doğru yürü!  Sevgiye, merhamete, paylaşmaya, insanlığa doğru yürü. Yürü zira geçen yüzyıl &#8220;Tanrıyı öldüren insan, şimdi de tabiatı ve kendini öldürüyor. </strong></p>
<p><strong>Durma! Yürü ey zaman! Yoksa ortada sadece; haz ve lezzet kurbanı, nefsine esir, robotlaşmış, hadiselere tepkisiz, vicdan mekanizmasını devre dışı bırakmış, dolayısıyla ruhsuz, boş ve anlamsız, insan silüetleri kalacak geriye&#8230; </strong></p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8230;Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan…</p>
<p>Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p>Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/12/dur-ey-zaman-ne-guzelsin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/12/dur-ey-zaman-ne-guzelsin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Arthur Schopenhauer’dan Namaz Dersleri</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Dec 2010 19:41:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Görmek]]></category>

		<category><![CDATA[Kâinat]]></category>

		<category><![CDATA[Namaz]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14113</guid>
		<description><![CDATA[

İlk defa &#8220;adam gibi&#8221; namaz kılmayı başardığımda kendi kendime sormuştum: &#8220;Bunun bu kadar güzel bir şey olduğunu bana neden kimse söylemedi?&#8221; . Neden güzelliklerin etrafını şekilcilikle, ritüellerle, yasaklarla, haramlarla, insanı korkutan bir sürü şeyle örterler? Yanlış anlaşılmasın, farz oluşunu reddetmiyorum. Ama su içmek de mecburîdir. Su içmezseniz ölürsünüz. Gelin görün ki bu mecburiyet su içmenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/seyir.jpg"><img class="size-thumbnail wp-image-14115 alignright" title="seyir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/seyir-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/cay-zaman-nedir.gif"></a></p>
<p>İlk defa &#8220;adam gibi&#8221; namaz kılmayı başardığımda kendi kendime sormuştum: <strong><em>&#8220;Bunun bu kadar güzel bir şey olduğunu bana neden kimse söylemedi?&#8221;</em></strong> . Neden güzelliklerin etrafını şekilcilikle, ritüellerle, yasaklarla, haramlarla, insanı korkutan bir sürü şeyle örterler? Yanlış anlaşılmasın, farz oluşunu reddetmiyorum. Ama su içmek de mecburîdir. Su içmezseniz ölürsünüz. Gelin görün ki bu mecburiyet su içmenin güzelliğini engellemez. Sıcak bir havada, tertemiz bir bardaktan serin bir suyun lıkır lıkır boğazınızdan geçişi&#8230; Sadece mecbur olduğunuz için mi su içiyorsunuz? Mesela su ihtiyacını gideren haplar olsa vazgeçer miydiniz sudan?</p>
<p>Mesele orada da bitmiyor. Son derecede sübjektif bir olguyu, ancak yaşanarak hissedilen bir şeyi objektif olarak, kelimelere dökmek&#8230; Dil hapishanesine sıkıştırmak Mânâ&#8217;yı. Gerçekten imkânsız. Lâkin kayalardan aşağıya hızla süzülüp dalgaları yalarcasına uçan bir martının denize  yaklaştığı gibi yaklaşmak mümkün Mânâ&#8217;ya. Bunun çaresini (zahiren) paradoksal bir şekilde, İslâm dışı kaynaklarda buldum. <strong><em>&#8220;Zahiren paradoksal&#8221;</em></strong> çünkü ancak namaz kıl<strong>MA</strong>dığından emin olduğumuz bir insan bize yardım edebilir. Böyle bir insanın Zaman, Mekân ve İlliyet perdelerinin ötesini <strong>&#8220;görmesi&#8221;</strong> bu yazının amacına uygun bir örnek teşkil edebilir çünkü. Meselâ Arthur Schopenhauer&#8217;un epistemoloji, ontoloji, estetik ve etik konularındaki görüşlerini içeren, olgunluk dönemi eseri<strong> Die Welt als Wille und Vorstellung[1819](1)</strong>:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;&#8230;Kendimizi tenha bir yerde farz edelim. Ufuk sonsuza uzanıyor, gökyüzü bulutsuz, ağaçlar düşünelim ve bitkiler&#8230; tamamen hareketsiz bir atmosfer içinde&#8230; Hayvan yok, insan yok, akan bir su yok. Her yerde derin bir sessizlik. Böyle bir yerde bulunmak insanı tefekküre davet ediyor. Nefsanî arzulardan ve bu arzuların gerektirdiği mücadelenin etkisinden kurtulmuş bir tefekkür bu. Mucizevî renklere bürünmüş bir manzara. Üstesinden gelinecek, başarılacak şeylerin yokluğu&#8230; hiç bir avantaj ya da dezavantaj teşkil etmeyen bu durum insana <span id="more-14113"></span>tefekkürden başka bir seçenek bırakmıyor. Bu şekilde yükselmekten aciz olan ise rezil bir biçimde can sıkıntısına mahkûm oluyor. Böyle bir yerde kendi aklî değerimizi ölçüyoruz. Yalnızlığa tahammül etme kapasitemiz ya da onu sevmemiz tam bir mihenk taşı.[...] </em><em>Özgür aklın yani nefsanî arzulardan kurtulmuş dehanın eserleri kesinlikle faydasız olmalıdır. Müzik, felsefe, resim, şiir&#8230; Bir dehanın eseri yararlı bir cisim değildir. Faydasızlık bir vasıf olarak dahiyane eserlerin doruğa eriştiğinin işaretidir. Diğer bütün beşerî eserler varlığımızın muhafazası veya konforu için üretilmiştir. Deha ürünü eserler ise kendileri için vardırlar&#8230; bir çiçek gibi ya da varlığın net getirisi gibi. Ondandır ki kalplerimiz bu eserlerin tadına baktıkça bir çiçek gibi açılır. Çünkü bu eserler bizi beşerî ihtiyaç kıskacında ağırlaşan dünyevî atmosferden çekip çıkarır&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Fayda-Tehdit ilişkisi kurmadan, gördüklerini saymadan, kavramsallaştırmadan dünyaya bakabilmek&#8230; Sadece &#8220;<strong>S</strong>e<strong>YR</strong>etmek&#8221;&#8230; Kayıp giden gar binası ile trenin hareketi arasındaki ilişkiyi idrak etmek. &#8220;Zaman/tapınak&#8221; kökünü içeren ilginç bir kelime var Fransızca&#8217;da: Con<strong>T</strong>e<strong>MPL</strong>ation.</p>
<p>Bu kök hakkında etimolojik bilgi vermiştik <a href="http://www.derindusunce.org/2010/09/18/insan-akli-zaman%E2%80%99i-anlayabilir-mi1/">&#8220;insan aklı Zaman&#8217;ı anlayabilir mi? (1)&#8221;</a> başlıklı makalemizde. Bu kısmı yeniden dikkatinize sunarak bu makalenin kavramsal kısmına son vermek istiyorum. Kendi zihninizi, bilincinizi, belleğinizi dikkatle dinleyerek Arthur Schopenhauer&#8217;un yukarıdaki metnini &#8220;hissedebilmenizi&#8221; sağlayacak bazı fotoğraflarla parantezi sırlayacağız.</p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8220;&#8230; <em>Batı dillerinin çoğunda zaman ile ilgili kelimeler bir Hint-Avrupa kökü olan <strong>tem-‘</strong>den türemiş: <strong>time</strong>(ing.), <strong>temps</strong>(fr.), <strong>tempo</strong> (it.), <strong>tiempo</strong>(isp.)&#8230; Anlamı: Kesmek! Yunanca <strong>temno</strong> kelimesi de aynı anlama geliyor. Atom (=bölünemez) bu yunanca kökten gelen ve yine kesme/bölünme içeren bir kelime. Bu kesme meselesi hiç yabana atılmaması gereken bir şey. Zira yaratılış fikrini çağrıştıran ve yine [etimolojik olarak] gökyüzünün yeryüzünden (kesilip) ayrıldığı yer anlamında <strong>templum</strong> (=tapınak) var Latince meselâ. Örnekler çok: <strong>Tome</strong> (Ansiklopedi vb eserlerin ciltleri&#8230;) gibi aynı kökten gelen kelimeler de bir şeyi içeren birleştiren ama bunu yaparken ayıran, bölen, öngörülmüş bir yapıya göre bölmeleyen mânâlarına işaret ediyor.Fakat öylesine bölmek parçalamak kastedilmiyor. Bir <strong>İÇ</strong> ve bir <strong>DIŞ</strong> kalacak şekilde ikiye ayırmak söz konusu. Bir öteki, bir <strong>&#8220;alterite&#8221;</strong> oluşturuyor bölme eylemi. Neticede Siyah beyaza, uzak yakına borçlu değil mi varlığını? En azından biz insanların ALGILAMA ile çevrili olan aklı <strong>bir şeyin var olduğunu anlamak için onun zıddına muhtaç</strong>. Aslında hem zıddına ihtiyacımız var hem de iki zıt şeyi ayıran fizikî veya aklî hududa. Sözgelimi &#8220;deniz&#8221; ve &#8220;kara&#8221; varsa aralarında bir de kıyı şeridi, bir kumsal veya bir rıhtım var değil mi? İşte bu kıyı, bu ayırma bölgesi, bu sınır(lar) tarif ediyor burada anlatılan &#8220;Zaman&#8221; algısını.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Tahmin ediyorum yine bu sebeple <strong>Varlık ve Zaman (Sein und Zeit)</strong> adlı devasa eserinde Martin Heidegger Zaman&#8217;ın bu Tutkal-Bıçak etkisine şöyle işaret ediyor:<strong>&#8220;Zaman varlığının Hakikat&#8217;i dünyevî bir şey olması değildir. Ontolojik ayrımın müşahede edilebilir biçimde kendini bize gösterdiği  ufuk çizgisidir.&#8221;</strong></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Biraz açacak olursak:  MUTLAK olarak var olanları meselâ ilk harfi büyük yazılmak üzere <strong>İnsan</strong>‘ı müşahede edemeyiz. İnsan vardır ama bu varlık akl-ı meaş ile kavranamaz. A<strong>Ş</strong>, i<strong>Ş</strong> ve e<strong>Ş</strong> bulmamızı sağlayan, i<strong>AŞ</strong>emizi temin etmeye yarayan Akl-ı Meaş&#8217;ın kapsama alanı dışındadır bu anlama. Evinin damına çıkmak için kullanılacak bir merdiven elbette Ay&#8217;a seyahat için kullanılamaz. Her ne kadar Merdiven de Uzay Mekiği gibi insanları &#8220;yükseltmeye&#8221; yarayan bir alet olsa da&#8230;Oysa <strong>İnsan</strong>‘ın müşahedeye açık bir biçimde, zamansal ve mekânsal olarak ortaya çıkması, insanların, insanlığın tarih ve Kâinat içinde var olması elbette bilimsel olarak, objektif olarak anlaşılabilir. Hatta ölçülebilir, bilime, teorilere, senaryolara konu olabilir.İşte Heidegger&#8217;e göre <strong>Tutkal-Bıçak</strong> olarak Zaman&#8217;ın varlığı &#8220;</em><em><strong>Mutlak varlıklar</strong></em> &#8220;ile &#8220;<em><strong>Müşahede edilebilir varlıklar</strong></em>&#8221; arasındaki bir hudut,  bir köprü, bir kopma ve birleşme noktası olarak <em>akledilebilir, kavranabilir</em>.&#8221;</p>
<p>1° Türkçeye <strong><em>İsteme ve Tasarım Olarak Dünya</em></strong> adıyla Levent Özşar tarafından çevrilmiş.</p>
<p> 
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/seyir/' title='seyir'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/seyir-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/nouvelle-image-5/' title='nouvelle-image-5'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-5-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/nouvelle-image-3/' title='nouvelle-image-3'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-3-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/nouvelle-image-11/' title='nouvelle-image-11'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-11-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/nouvelle-image-15/' title='nouvelle-image-15'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-15-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/nouvelle-image-29/' title='nouvelle-image-29'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-29-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/nouvelle-image-32/' title='nouvelle-image-32'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-32-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/nouvelle-image-33/' title='nouvelle-image-33'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-33-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/nouvelle-image-51/' title='nouvelle-image-51'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-51-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/nouvelle-image-44/' title='nouvelle-image-44'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-44-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/nouvelle-image-43/' title='nouvelle-image-43'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-43-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/nouvelle-image-58/' title='nouvelle-image-58'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-58-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/nouvelle-image-57/' title='nouvelle-image-57'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-57-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/nouvelle-image-54/' title='nouvelle-image-54'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-54-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/seyir.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-14115" title="seyir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/seyir.jpg" alt="" width="497" height="357" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-3.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-14117" title="nouvelle-image-3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-3.jpg" alt="" width="497" height="393" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-11.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-14118" title="nouvelle-image-11" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-11.jpg" alt="" width="497" height="341" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-15.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-14119" title="nouvelle-image-15" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-15.jpg" alt="" width="497" height="421" /></a> </p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-29.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-14122" title="nouvelle-image-29" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-29.jpg" alt="" width="498" height="421" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-32.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-14123" title="nouvelle-image-32" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-32.jpg" alt="" width="497" height="471" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-24.jpg"></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-33.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-14125" title="nouvelle-image-33" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-33.jpg" alt="" width="497" height="399" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-51.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-14126" title="nouvelle-image-51" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-51.jpg" alt="" width="497" height="501" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-44.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-14127" title="nouvelle-image-44" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-44.jpg" alt="" width="497" height="423" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-43.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-14129" title="nouvelle-image-43" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-43.jpg" alt="" width="498" height="599" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-58.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-14130" title="nouvelle-image-58" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-58.jpg" alt="" width="425" height="593" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-57.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-14131" title="nouvelle-image-57" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-57.jpg" alt="" width="497" height="421" /></a> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-54.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-14132" title="nouvelle-image-54" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-54.jpg" alt="" width="497" height="423" /></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/nouvelle-image-5.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/seyir.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/24/arthur-schopenhauer%e2%80%99dan-namaz-dersleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm’ün Işığında Zaman Kavramı (7)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Dec 2010 17:43:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bergson]]></category>

		<category><![CDATA[Hegel]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13978</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;Görünen işaret ettiği anlam için gereklidir. Biçim, suretiyle TaSViR ettiği mânâ kadar Öz&#8217;e aittir. Hakikat kendisine ve genel anlamda akla görünmeseydi Hakikat olmazdı.&#8221;
Böyle diyor Hegel Estetik Dersleri adlı şahane yapıtında. Son derecede mühim bir meseleye işaret eden bu satırları biraz açalım.
Aylardan ekim. Meşe, çınar, kestane ağaçları çırılçıplak. Dökülmüş yapraklarla kaplı kaldırımda yürüyorum. Yaprak ölüleri &#8220;anonim&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_ee.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_a.gif"><img class="alignright size-full wp-image-13979" title="olum_zaman_yaprak_a" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_a.gif" alt="" width="200" height="150" /></a></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Görünen işaret ettiği anlam için gereklidir. Biçim, suretiyle <strong>T</strong>a<strong>SV</strong>i<strong>R</strong> ettiği mânâ kadar Öz&#8217;e aittir. Hakikat kendisine ve genel anlamda akla görünmeseydi Hakikat olmazdı.&#8221;</em></p>
<p>Böyle diyor Hegel <strong><em>Estetik Dersleri</em></strong> adlı şahane yapıtında. Son derecede mühim bir meseleye işaret eden bu satırları biraz açalım.</p>
<p>Aylardan ekim. Meşe, çınar, kestane ağaçları çırılçıplak. Dökülmüş yapraklarla kaplı kaldırımda yürüyorum. Yaprak ölüleri &#8220;anonim&#8221; bir kimlik içindeler. Her bir yaprak &#8220;herkes&#8221; gibi.  &#8221;Yapraklar&#8221; var. Çok yaprak var. Ama baş harfi büyük yazılmak üzere &#8220;<strong>Y</strong>aprak&#8221; yok görünürde. Yerdeki yaprak cenazelerini sayıyorum: 1, 2, 3, &#8230;.. 27, 28. Yaprakları saydığımda yani sayılarına, miktarlarına odaklandığımda onları birbirlerinden ayırd eden özellikleri göz ardı etmiş oluyorum. Zira yerdeki yaprakları, bir sürüdeki koyunları ya da geçen Zaman&#8217;ın <strong>AN</strong>larını saymak aklımı maskeleyecek kadar <strong>ÖRTÜCÜ</strong><strong>!</strong> Şeyleri ve anları var eden, yaprakları, koyunları ve zamanları diğer yapraklardan, diğer koyunlardan ve diğer zamanlardan ayırd eden vasıfları YOK SAYMAK demek &#8230; &#8220;<strong>saymak</strong>&#8220;. Sürüsündeki koyunları tek tek tanıyan, onların <strong>inatçı</strong>, <strong>korkak</strong>, <strong>yaramaz</strong> oluşlarına göre isim takan bir çobanın gözüyle baksanız sadece 100 koyun var diyebilir misiniz? Karakız&#8217;ı, Küpeli&#8217;yi, Topal&#8217;ı görürsünüz, koyunları değil. Kasap, çoban ya da koyun tüccarı, hangisi haklı?</p>
<p><strong>Saymanın körleştirici etkisi</strong></p>
<p>Biz yapraklara bakarken bu çobana kıyasla biraz &#8220;kör&#8221; bir durumdayız. Çünkü aklımız (=gözümüz) çocukluğumuzdan beri Mekân ile terbiye ediliyor. Bu sebeple varlıkları, sebepleri, sonuçları, duyguları&#8230; yaşamı oluşturan her şeyi Mekân cinsinden temsil ediyoruz, Zaman&#8217;ı bile. Yani Zaman&#8217;ı yaşamak yerine &#8220;görmeye&#8221; çalışıyoruz, olmuyor&#8230; Ne demek bu?</p>
<p><span id="more-13978"></span></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_ee.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-13981" title="olum_zaman_yaprak_ee" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_ee-300x123.jpg" alt="" width="153" height="77" /></a>Koyunların veya yaprak cesetlerinin her bakımdan birbirleriyle aynı olduklarını farz edin . Sadece boşlukta kapladıkları yer bakımından ayrı tutulmaları gerekiyor. Yoksa 40, 50 veya 100 şeyin bilgisayar ekranındaki görüntüler gibi üst üste gelmesi söz konusu olurdu. Bu varsayımı aklımızın içinde Hakikat&#8217;in kendisi ile değiştirdiğimizde şeylerin misap boncukları gibi tekdüze hale geldiğini, homojenleştiğini görüyorsunuz değil mi?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_b.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13980" title="olum_zaman_yaprak_b" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_b.jpg" alt="" width="90" height="120" /></a></p>
<p>Bir tür amentü ile kısıtlıyoruz aklımızı: <em>&#8220;<strong>Mekân&#8217;daki şeylerin başı sonu bellidir, birinin kapladığı yeri diğeri işgal edemez, şeyler iki, üçe ya da bin parçaya bölünse de özde aynı kalır, sayma yoluyla şeyleri soyutlarız, sayılmış şeyler birbirleriyle yer değiştirebilirler&#8230;&#8221;</strong></em>. Sonra da Mekân&#8217;ı idrak için bile sakıncalı olan bu ilkeleri tutup Zaman&#8217;a uyguluyoruz. Sebep-Sonuç ilişkilerini, Özgür irade, Kader, Hayat ve Ölüm kavramlarını anlamakta çektiğimiz zorlukların kaynağında işte bu Mekânlaştırılmış Zaman Tahayyülü yatıyor kanımca. Zira SAYARAK misap boncuklarına hapsettiğimiz &#8220;Zaman vehmi&#8221; nefsimizin hallerini de kutuluyor, ambalajlıyor, etiketliyor. Daha önce &#8220;<a title="Permanent Link to İnsan aklı Zaman'ı anlayabilir mi?(1)" href="http://www.derindusunce.org/2010/09/18/insan-akli-zaman%e2%80%99i-anlayabilir-mi1/">İnsan aklı Zaman&#8217;ı anlayabilir mi?(1)</a>&#8221; isimli yazımızda aktardığımız gibi:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Hâsılını öğrenirsen kuşkusuz zaman gerçektir. O vehimlerle bilinir. Doğa gibi tesirdedir onun gücü. Zamanın ve doğanın dış varlığı ise yoktur. Şeyler onunla belirlenir. Onun ise kendisinde hükümranlığı olacak bir dış varlığı yoktur. Akıl suretini idrak etmekten acizdir. Bu nedenle şöyle der</em><strong><em>: ‘Dehr mevhumdur&#8217;</em></strong><em>. [...] Tıpkı boşluk gibi. Ucu olmayan bir uzam. Cisim olmayan bir şeyde. Kendisinde cisimleşme bulunma vehmiyle&#8221; (</em><a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=103709&amp;sa=64121891"><em>Fütûhât-ı Mekiyye, Hz. İbn Arabî, Cilt II</em></a><em>, sf. 380)</em></p>
<p>Sokağı &#8220;kirleten&#8221; yaprakları süpürüp yakan bir insan ile o yapraklardan sadece birini seçip duvara asan insanın gözü de farklı. Bu iki farklı gözün Kâinat tasavvuru da farklı. Bunun içindir ki Sanat, Zaman ve Ölüm konulu yazılarımızda çokça istifade ettiğimiz bir kavram sübjektivite (öznellik).</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_d.jpg"><img class="size-medium wp-image-13983 alignright" title="olum_zaman_yaprak_d" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_d.jpg" alt="" width="262" height="225" /></a></p>
<p><strong>Sanat, Öznellik, Biçim ve Öz</strong></p>
<p>Neden var Sanat? Sadece &#8220;var işte&#8221; deyip geçemeyiz. Hiç bir insan faaliyeti faydasız, amaçsız değildir. Doğadaki hemen her şey EDİLGEN bir oluşta vardır. Ama İnsan şuur sahibi olması sebebiyle hem EDİLGEN hem de AKTİF oluşta vardır. <strong>KENDİNİ BİLEN</strong> ve <strong>KENDİNİ SEYRETME MURADI İLE</strong> insanca/zahiren &#8220;yaratan&#8221; yani eşyaya şekil veren bir varlıktır İnsan. Yoktan yaratamaz ama eşyaya henüz olmayan bir sureti verir, sureten yaratır.</p>
<p>Çünkü kendi varlığının bilincinde olması sebebiyle biyolojik / homo-economicus bir varlık olmak İnsan&#8217;a yetmez. Kendini seyreder insan, tefekkür eder, kendini yansıtacak şekiller <strong>T</strong>a<strong>S</strong>a<strong>VV</strong>u<strong>R</strong> eder, bu tasavvur neticesinde keşfettiği/ürettiği mânâlara özgün, <strong>B</strong>â<strong>R</strong>iz suretler verir, bu <strong><em>&#8220;kendi olma şuurunun&#8221;</em></strong> tabi bir neticesidir. <strong>B</strong>â<strong>R</strong>iz çünkü insanların &#8220;yarattığı&#8221; suretler ayrı olmalıdır. Özgün olmalıdır. Başka insanların yarattıklarına benze(ye)MEZ.<strong> </strong> Günlük dilde <strong><em>&#8220;yaratıcı fikir/ yaratıcı zekâ&#8221;</em></strong> derken zihnimizde yankılanan <strong>özgün/ orjinal/ kendine has olma</strong> gibi vasıfların kaynağı budur.</p>
<p>İnsan kendi kendisinin bilincinde olduğundan bir sürünün, toplumun parçası olmakla yetinemez. Herkes değildir o. Özel olduğunu bilir. İster bir başbakan olsun isterse sıradan vatandaş, bu değişmez. Ne ondan önce bir eşi gelmiştir ne de ondan sonra bir benzeri gelecektir. Bu &#8220;sübjektif&#8221; bilgiyi mü<strong>Ş</strong>a<strong>H</strong>e<strong>D</strong>e etmek ve bu <strong>Ş</strong>a<strong>H</strong>i<strong>T</strong>lik&#8217;i paylaşmak ister diğer insanlarla. Kendisinin bilinmesini, TEK olarak, ÖZGÜN olarak bilinmesini ister. Bunun yolu ise &#8220;sübjektif&#8221; olan iç dünyasını, kendisi olduğu şuurunu insanı ötekilerle paylaşmaktır. Bu paylaşım kendini, <strong>B</strong>a<strong>T</strong>ı<strong>N</strong> olan gizli hazinelerini açığa vurmak, <strong>Z</strong>a<strong>H</strong>i<strong>R</strong>, görünür, &#8220;objektif&#8221; kılmaktır. Ama bu Özel ve Öznel olanı paylaşmak demek onu genel olana çevirmek, dönüştürmek olacaktır mecburen.</p>
<p>Bir kıza aşık olduğum zaman bu benim, o kızın ve aşkımızın <strong>TEK</strong>-liği sebebiyle çok ama çok özeldir. Ama arkadaşlarıma gidip <strong>&#8220;bir kıza aşık oldum&#8221;</strong> dediğim andan itibaren herkesçe bilinen, paylaşılan Türkçe diline aktarmış olurum hislerimi. Rodin&#8217;in elinde bir mermer parçasının, Da Vinci&#8217;nin elinde yağlı boyanın mânâ ile yüklenmesi gibidir bu süreç. Herkes aşık olduğumu anlayabilir ama benim aşkımı hissedemez. Bir ayağı özel ve öznel, diğer ayağı genel, objektif zemindedir sanatçının.</p>
<p>Objektifliğin zemini olan eşya bunun için vardır. İnsan elbette eşyayı yer, eşya ile giyinir, barınır, eşyadan <strong>FAYDA</strong>lanır kısacası. Ama bu fayda sadece edilgen varoluşu içindir. Hayvanî yanı, etten, kemikten olan eşya yanı içindir. Bütün eşyalar gibi İnsan&#8217;ın kendi bedeni de ölüme mahkûmdur. Zaten insanı insan yapan yönüne, şuuruna hitap etmez bu fayda. Bunun için Hegel&#8217;in, Kandinsky&#8217;nin ve daha nicelerinin teslim ettiği gibidir vaziyet. İnanç&#8217;ta, Hikmet&#8217;te ve Sanat&#8217;ta biyolojik faydanın dışında, <strong>&#8220;faydasız bir fayda&#8221;</strong>, bir <strong>R</strong>ı<strong>Z</strong>ı<strong>K</strong> arar insan. Kalp için iman, akıl için ilim ve göz için güzellik&#8230; Sanat&#8217;ın Sanat olduğu nokta da budur. Eşyaya insan tarafından verilen suretin maddî anlamda faydasız olduğu nokta.</p>
<p>Sanat eseri sanatçıdan bir şeyler taşır. Sanatçı eserine kendinden bir şeyler aktarmıştır. Eser ile sanatçı aynıdır diyemeyiz ama ayrı ve gayrı da değildir. Sanatçı onu çevreleyen Tabiat&#8217;ı olduğu gibi bırakmaz, <strong>H</strong>a<strong>K</strong>i<strong>M</strong> olmak, kendi mührünü vurmak ister. Doğayı değiştirdiği gibi insan kendini de değiştirir. Hegel&#8217;in yine Estetik Dersleri&#8217;nde örneklediği gibi suya taş atan küçük bir çocuk bile oluşan halkalara bakarak şuurlu varoluşunu yaşar. Kimi çocuk kıyafet değiştirir. Sureti farklı ama içindeki şuur aynıdır. Bu madden faydasız uğraşların faydası işte bu şuurun idrakidir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Sanatçı eşyayı dönüştürerek ona mâna yükler, <strong>maneviyatı &#8220;görünür / akledilebilir&#8221; halde sunar</strong>. Bu sebeple insan-sanatçının &#8220;yarattığı&#8221; suretleri bir model, ilâhî bir yaratış modeli gibi görebiliriz.</p>
<p>Gâzâlî Hazretleri Esma&#8217;ül-Hüsnâ şerhi adlı eserinde söylediği gibi:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;ALLAH eşyayı takdir etmesi ve bu takdire uygun yaratması itibariyle HALIK&#8217;tır. Onları yokluktan varlığa çıkarması itibariyle de BÂRÎ&#8217;dir.&#8221;</em></p>
<p>Biçim ve öz, genel ve özel, Madde ve Mânâ, iki zıt kutup, biri makbul, diğeri sakıncalı iki şey gibi görülmemeli kanımca. Daha çok zıtlıkları üzerinden birbirlerinin varlıklarını İnsan&#8217;ın nazarına veren aklî yönler söz konusu.</p>
<p>Meselâ geceleyin ışık yokken cisimleri göremeyiz ve ortalık aydınlandığında (ışık sayesinde) zıtlıkları FaRK etmeye başlarız. Zıtlıkların sayesinde de cisimlerin başladığı ve bittiği yerleri görürüz. Ama çok ışık olduğunda sadece ışık görünür. Bir yaz günü öğlen saati neredeyse gece gibidir. <strong>F</strong>a<strong>R</strong>u<strong>K</strong>iyet azalır. Akşam üzeri gölgeler uzamaya başladığı zaman şeyler netleşir.</p>
<p>Leonardo da Vinci resim sanatı üzerine yazdığı denemelerde buna değinir:<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_e.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13984" title="olum_zaman_yaprak_e" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_e.jpg" alt="" width="216" height="505" /></a></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;ilk amaç düz bir zeminin VüCuD haline gelmesi ve o zeminden kopmasıdır. Bu sanat diğerlerinden üstündür, daha ileriye gider ve daha fazla övgüye layıktır. Bu arayış ışık ve gölgeden, aydınlık ve karanlıktan doğar.(madde 406) Vücudun gölgesinin vücud üzerinde varlık göstermesi [var-MIŞ gibi yapması] Resimin ikinci ilkesidir.(madde 43)&#8221;</em></p>
<p>Biçim ve öz, genel ve özel, Madde ve Mânâ derken Hakikat&#8217;in biri Zahir ve diğeri Batın olan iki veçhesinden bahsediyoruz. <strong>Sanat&#8217;ın görünen, hissedilen, algılanan bir şey olması onu aldatıcı yapmaz.</strong> Sanat bir vehim, ihmal edilebilir bir eğlence değildir. Sanat Mükemmel&#8217;in, Kâmiliyet&#8217;in, Yaratılış&#8217;taki <strong>K</strong>a<strong>ST</strong>ın, O&#8217;nun <strong>M</strong>a<strong>KS</strong>a<strong>D&#8217;</strong>ının ifadesidir. Ruh&#8217;un ihtiyacına verilmiş bir cevaptır.<em></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;Hikmet en yüce varlığı en değerli ilimle kavramaktır. Hikmet ilimlerin en büyüğüdür. İlmin büyüklüğü de bilinenin büyüklüğüne bağlıdır. ALLAH&#8217;tan daha yüce ve üstün varlık yoktur. Kim ALLAH&#8217;ı tanırsa her ne kadar diğer bilinen ilimlerde kudreti az, lisanı ve beyanı kıt ise de hakîmdir. Kur&#8217;an&#8217;da buyurulmuştur ki: &#8220;Kime de hikmet verilmişse ona büyük hayır verilmiştir, bunu ise yalnız akıl sahipleri anlayabilir&#8221; (Bakara /269). Evet, kim ALLAH&#8217;ı tanırsa onun sözü başkalarının sözüne uymayabilir. Çünkü onun sözleri küllî ile ilgilidir, cüz&#8217;iyatla ilgisi pek azdır; geçici olan dünya faydalarıyla alakası yoktur, Ahiret menfaatlerine dairdir&#8221; </em>(yine Gâzâlî Hazretleri&#8217;nden - Esma&#8217;ül-Hüsnâ şerhi -)</p>
<p>Sonbaharda dökülen yaprakların cenazeleri de bize konuşuyorlar ama daha çok saymakla ya da kuru yaprakları yakmakla meşgul olan biz insanlar Yaprak&#8217;ı duymuyoruz. Çünkü Konuşan Yaprak&#8217;ın Hikmet dolu sözleri <strong>&#8220;<em>küllî ile ilgili, cüz&#8217;iyatla ilgisi pek az</em>&#8220;</strong><em>.</em></p>
<p>Konuşan Yaprak&#8217;ın resimlerini gözlerinize (aklınıza) teklif ediyorum. Dinleyin şimdi sessizce&#8230;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>İlham kaynakları:</strong></span></p>
<ul>
<li><a title="Permanent Link to Yeni Başlayanlar İçin Mesnevî" href="http://www.derindusunce.org/2010/03/22/yeni-baslayanlar-icin-mesnevi/">Mesnevî</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Kitab Keşf al Mânâ ‘an sır asmâ' ALLAH al-Hüsna (Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri)" href="http://www.derindusunce.org/2010/10/24/kitab-kesf-al-mana-%e2%80%98an-sir-asma%e2%80%99-allah-al-husna-muhyiddin-ibn-arabi-hazretleri/">Kitab Keşf al Mânâ ‘an sır asmâ&#8217; ALLAH al-Hüsna (Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri)</a></li>
<li><a title="Permanent Link to Nefesler (Ganiyy-i Muhtefî)" href="http://www.derindusunce.org/2010/11/01/nefesler-ganiyy-i-muhtefi/">Nefesler (Ganiyy-i Muhtefî)</a></li>
<li><strong>Henri Bergson&#8217;un doktora tezi :</strong> <a href="http://classiques.uqac.ca/classiques/bergson_henri/essai_conscience_immediate/essai_conscience.pdf">Essai sur les données immédiates de la conscience</a></li>
<li><strong>Hegel :</strong> Estetik dersleri</li>
</ul>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_1.jpg"><img class="size-full wp-image-13985  aligncenter" title="olum_zaman_yaprak_1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_1.jpg" alt="" width="497" height="409" /></a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_1a.jpg"><img class="size-full wp-image-13986 aligncenter" title="olum_zaman_yaprak_1a" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_1a.jpg" alt="" width="477" height="444" /></a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_3.jpg"><img class="size-full wp-image-13987 aligncenter" title="olum_zaman_yaprak_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_3.jpg" alt="" width="499" height="412" /></a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_3a.jpg"><img class="size-full wp-image-13988 aligncenter" title="olum_zaman_yaprak_3a" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_3a.jpg" alt="" width="496" height="321" /></a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_4_.jpg"><img class="size-full wp-image-13989 aligncenter" title="olum_zaman_yaprak_4_" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_4_.jpg" alt="" width="385" height="230" /></a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_4aab.jpg"><img class="size-full wp-image-13990 aligncenter" title="olum_zaman_yaprak_4aab" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_4aab.jpg" alt="" width="499" height="349" /></a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_5a.jpg"><img class="size-full wp-image-13991 aligncenter" title="olum_zaman_yaprak_5a" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_5a.jpg" alt="" width="495" height="325" /></a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_6a.jpg"><img class="size-full wp-image-13992 aligncenter" title="olum_zaman_yaprak_6a" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_6a.jpg" alt="" width="498" height="403" /></a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_4b.jpg"><img class="size-full wp-image-13993 aligncenter" title="olum_zaman_yaprak_4b" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_4b.jpg" alt="" width="499" height="417" /></a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: center"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_9.jpg"><img class="size-full wp-image-13995 aligncenter" title="olum_zaman_yaprak_9" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_9.jpg" alt="" width="500" height="349" /></a> </p>
<p>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/olum_zaman_yaprak_a/' title='olum_zaman_yaprak_a'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_a-150x150.gif" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/olum_zaman_yaprak_b/' title='olum_zaman_yaprak_b'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_b-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/olum_zaman_yaprak_ee/' title='olum_zaman_yaprak_ee'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_ee-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/olum_zaman_yaprak_d/' title='olum_zaman_yaprak_d'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_d-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/olum_zaman_yaprak_e/' title='olum_zaman_yaprak_e'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_e-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/olum_zaman_yaprak_1/' title='olum_zaman_yaprak_1'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_1-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/olum_zaman_yaprak_1a/' title='olum_zaman_yaprak_1a'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_1a-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/olum_zaman_yaprak_3/' title='olum_zaman_yaprak_3'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_3-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/olum_zaman_yaprak_3a/' title='olum_zaman_yaprak_3a'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_3a-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/olum_zaman_yaprak_4_/' title='olum_zaman_yaprak_4_'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_4_-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/olum_zaman_yaprak_4aab/' title='olum_zaman_yaprak_4aab'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_4aab-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/olum_zaman_yaprak_5a/' title='olum_zaman_yaprak_5a'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_5a-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/olum_zaman_yaprak_6a/' title='olum_zaman_yaprak_6a'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_6a-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/olum_zaman_yaprak_4b/' title='olum_zaman_yaprak_4b'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_4b-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/olum_zaman_yaprak_9/' title='olum_zaman_yaprak_9'><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_9-150x150.jpg" width="150" height="150" class="attachment-thumbnail" alt="" /></a>
<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/olum_zaman_yaprak_3a.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/17/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-7/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm’ün Işığında Zaman Kavramı (6)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/15/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-6/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/15/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-6/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Dec 2010 08:53:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ayrıntı]]></category>

		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>

		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13913</guid>
		<description><![CDATA[Dikkat: Hassas insanları rahatsız edebilecek fotoğraflar içeren bir yazı okuyorsunuz.

Ünlü fotoğrafçı Robert Capa&#8217;nın İspanya iç savaşında çektiği bir kare. Başından vurulan cumhuriyetçi milis silahını tutamıyor artık, güneşin kavurduğu kısa otların üzerine gölgesi düşüyor, yüzü sanki ifadesiz, gökyüzü bulutsuz, ufukta kayda değer bir şey görünmüyor. Sonradan kurgu olduğu iddia edildi bu fotoğrafın. Milisin gerçekte ölmediği, ölüyormuş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dikkat: Hassas insanları rahatsız edebilecek fotoğraflar içeren bir yazı okuyorsunuz.</strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/robert-capa-ispanya-ic-savasi.jpg"><img class="size-full wp-image-13915 aligncenter" title="robert-capa-ispanya-ic-savasi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/robert-capa-ispanya-ic-savasi.jpg" alt="" width="445" height="318" /></a></p>
<p>Ünlü fotoğrafçı Robert Capa&#8217;nın İspanya iç savaşında çektiği bir kare. Başından vurulan cumhuriyetçi milis silahını tutamıyor artık, güneşin kavurduğu kısa otların üzerine gölgesi düşüyor, yüzü sanki ifadesiz, gökyüzü bulutsuz, ufukta kayda değer bir şey görünmüyor. Sonradan kurgu olduğu iddia edildi bu fotoğrafın. Milisin gerçekte ölmediği, ölüyormuş gibi yaptığı söylendi. Tartışmaların neticesini bilmiyorum ama bu yazıyı okumaya başladığınızdan beri bu şüphe yüzünden resimle aranıza bir mesafe girdi değil mi? Yani askerin ölümünün &#8220;gerçek&#8221; olması ile &#8220;ölüyormuş gibi yapması&#8221; arasında fark var.</p>
<p><strong><em>-mış gibi yapmak</em></strong> insan yavrusunun çok küçük yaşlarda öğrendiği bir kabiliyet. Anne 6 aylık bebeğin karşısına geçip elleriyle yüzünü kapıyor, &#8220;üühüü&#8221; diyor. Anne ağlıyormuş gibi yaptığında bebek ilk defa tanışıyor bu <strong><em>&#8220;rol kesme&#8221;</em></strong> ile. Bazen riyakârlık diyoruz, bazen oyun, bazen sanat, yapmacık, <strong>ART</strong>-ifical:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Su içmek için elimi masanın üzerinde duran bardağa uzatıyorum. Bardağı kavrıyorum, ağzıma götürüyorum, suyun soğukluğunu hissediyorum ağzımda, yutkunuyorum. Şimdi dans ettiğimi <span id="more-13913"></span>hayal edin, koreografinin bir yerinde su içiyormuş gibi yapmam gerek. Yukarıda saydığım hareketleri yapıyorum ve seyircilerimin &#8220;içinde&#8221; su içerek serinleme hissini uyandırıyorum. Ne oldu? Gerçekten su içmek ile <strong>SEYİRCİ ÖNÜNDE</strong> su içiyormuş gibi yapmak arasında ciddi bir fark var: Sanat&#8217;a dahil olan hareket -ki hiç bir hareket Zaman&#8217;sız varolamaz- artık fayda amaçlı değil. Hareketin kendisi amaç, maksat, istenen, özlenen şey. Dans ederken de hareketin kendisi </em><em>Mu</em><strong>R</strong><em>a</em><strong>D! </strong>Dansta hareketin kendisi YARATI(LI)Ş, Dansta hareketin kendisi Zaman Kâğıdı&#8217;na yazılan yazı!&#8221; (<strong><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%E2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-3/">Ölüm&#8217;ün Işığında Zaman Kavramı -3-</a></strong>)</p>
<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/insan_olumu_zaman_sanat.jpg"><img class="size-full wp-image-13916 aligncenter" title="insan_olumu_zaman_sanat" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/insan_olumu_zaman_sanat.jpg" alt="" width="445" height="320" /></a></strong></p>
<p>Şimdi Capa&#8217;nın çektiği bu fotoğrafa bakan bir insana bakıyorum. Ölümle aramdaki mesafe iyice artıyor. Ölüyormuş gibi yapan bir adam, onun resmini çeken ve bu işten para kazanan profesyonel bir fotoğrafçı, paspartuya konmuş bir kare ve çerçevenin sağ tarafında kareyi açıklayan sergi etiketi, sergide bu fotoğrafa bakan gözlüklü bir ziyaretçi&#8230; Ve siz, bir internet sitesinde söz konusu ziyaretçinin fotoğrafına bakarak bu yazıyı okuyorsunuz.</p>
<p>Gerçekten ölmek ile &#8220;ölüm&#8221; kelimesini telaffuz etmek arasındaki mesafe büyük&#8230; Ya da ölmek ile ölen bir insanın fotoğrafına bakmak arasındaki mesafe. Acaba Zaman&#8217;ı durduran(?) bu kareler Ölüm&#8217;ü (=Hayat&#8217;ı) anlamaya yardım edebilir mi?</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Elbette 21inci yüzyılın &#8220;modern&#8221; insanları için adına ölüm dediğimiz &#8220;korkunç&#8221; şeyin hayatı anlamlandırabileceğini kavramak kolay değil. Modern toplumlar <strong>toplumsal başarılarını</strong> ölçerken ölümü dolaylı veya dolaysız bir ölçüt olarak kullanıyorlar:</em></p>
<ul style="padding-left: 30px;">
<li><em>1) Ortalama yaşam süresi,</em></li>
<li><em>2) Bebek ve anne ölümleri,</em></li>
<li><em>3) Aşıyla önlenebilecek hastalıklardan ölenler,</em></li>
<li><em>4) Trafik kazaları,</em></li>
<li><em>5) İntihar oranları.</em></li>
</ul>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Özellikle batı şehirlerinde mezarların etrafı yüksek duvarlarla çevriliyor. Mezarlığa bakan evlerin kiraları daha düşük. Biz de Şişli mezarlığının girişine yazılan <strong>&#8220;Bütün nefisler bir gün ölümü tadar&#8221;</strong> ibaresi tepki almıştı yanlış hatırlamıyorsam. Modern yaşamın amacı gitgide ölümden kaçış olmaya başladı sanki. &#8220;Ömrü uzatan&#8221; ilaçlara, 100 yaşından fazla yaşayan insanlara medyada gösterilen ilgi de bunu işaret ediyor&#8230;&#8221;</em> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf">Derin İnsan</a> kitabından)</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/insan_olumu_zaman_sanat_2.jpg"><img class="size-full wp-image-13917 aligncenter" title="insan_olumu_zaman_sanat_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/insan_olumu_zaman_sanat_2.jpg" alt="" width="445" height="501" /></a></p>
<p>Zannediyorum yine Capa&#8217;ya ait bir kare. Bir başka iç savaşa ait haber fotoğrafı. Bu kez ölüm (?= ölü) gerçek .  Polemik yok, şüphe, dedikodu yok. Resmin siyah-beyaz oluşu çelişkili bir yolla yerdeki kanın kırmızılığının arttırıyor. Rastgele bir kırmızı olsaydı, bir elma, bir gül, bir bayrak ya da bir Ferrari&#8217;yi hatırlatabilirdi. Ama bu acımasızca siyah bir kan! Bakan kişinin aklındaki en korkunç, en ölümcül, en <strong><em>&#8220;kan kırmızıyı&#8221;</em></strong> çağırıyor.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/insan_olumu_zaman_sanat_3.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13918" title="insan_olumu_zaman_sanat_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/insan_olumu_zaman_sanat_3.jpg" alt="" width="178" height="200" /></a>Bir roman okuyorsunuz farz edin; <strong><em>&#8220;babam kanlar içinde yatıyordu&#8221;</em></strong> cümlesini okudunuz, irkildiniz, o adamın o anda ölmesini beklemiyordunuz. Gözünüzde bir dekor ya da bir kan rengi canlanmadı. Sizin öznel, sübjektif zihninizde olabilecek en korkunç bir cinayet hissi yaşadınız. Tüyleriniz ürperdi.</p>
<p>Aylar sonra duydunuz, o romanın filmi çekilmiş. Gittiniz. Çok beğenen onca arkadaşınızın aksine burun kıvırarak çıktınız. Neden? Film çekilirken azamî sayıda seyirciye cinayet hissi yaşatmak için herkes için aynı olan, objektif, genel, standart bir <strong><em>kan kırmızısı</em></strong> ile cinayet tasvir edildi de ondan.</p>
<p>Evet&#8230; Fotoğrafa geri dönelim. Kanın üzerinden yansıyan ışık ahşap sandalyeden yansıyan, kapıdan, pencereden karanlık odaya süzülen ışıklarla uyak yapıyor. Adeta bir şiirin uyakları gibi. Ressamların iyi bildiği <strong><em>&#8220;üç leke&#8221;</em></strong> kuralı bu. Fotoğrafçı Capa o kadar profesyonel ki ölmüş bir insanın karşısında bile mesleğinin inceliklerini unutmuyor.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/insan_olumu_zaman_sanat_dd.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-13919" title="insan_olumu_zaman_sanat_dd" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/insan_olumu_zaman_sanat_dd.jpg" alt="" width="198" height="171" /></a>Eğer insana zoom yapmış olsaydı estetik bakımdan çok daha zayıf bir kare görecektik ve büyük ihtimalle basın ajansı o kare için para ödemeyecekti. Estetik, güzel değil. Bu tür fotoğraflar &#8220;estetik&#8221; ile &#8220;Güzellik&#8221; arasındaki DEVASA farkın belirginleştiği karelerdir. Ölmüş bir insana bakmanın hiç bir zevki olmadığı halde gözlerimizi çeken bir şey var: Netlik, zıtlıkların, yansımaların, abartmaların <strong><em>&#8220;önemli&#8221; </em></strong>olan şeyi ön plana çıkarması. Bir huzur evinde korku içinde ölümü bekleyenlerin her cenazede içlerinden  <strong><em>&#8220;oh! Bu sefer de sıramızı savdık!&#8221;</em></strong> diye gizlice sevinmeleri gibi bu estetizasyon yani çekici hale getirme (Ayrıntılı açıklama için bkz. <a href="http://www.derindusunce.org/2009/08/12/ayip-sanat-olur-mu/"><em>Ayıp sanat olur mu</em>?</a>). Paradoksal bir biçimde <strong><em>&#8220;ötekilerin&#8221;</em></strong> estetik ölümü bize kendi sonumuzu unutturuyor. Son zamanlarda moda olan Snatch tarzı mafya/şiddet komedilerinde de bu durum gözlenebilir sanıyorum. Ölüm kavramını &#8220;gülünç&#8221; hale getirerek kendi ölümümüzle aramıza mesafe koymamız teklif ediliyor gözlerimize (yani aklımıza). Tabi gerçekte Ölüm&#8217;ün sebebidir parodisi yapılan, Ölüm&#8217;ün kendisi değil. Ama çabanın yönü sanırım bu&#8230; Geçelim.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hopper21.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-9638" title="hopper21" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/04/hopper21-300x207.jpg" alt="" width="300" height="207" /></a></p>
<p> Bir önceki kareye bakarak daha fazla Zaman var burada. Resimin içi Zaman dolu dolu. Edward Hopper&#8217;ın tablolarında görmeye alıştığımız iç mekân / dış mekân ayrımı ve bu mekânlar arasında ışık üzerinden gerçekleşen bir etkileşim var. (Bkz. <a title="Permanent Link to Boşluk aynası ve Edward Hopper: Sanat'ta Ayrıntı(8)" href="http://www.derindusunce.org/2010/04/30/bosluk-aynasi-ve-edward-hopper-sanat%e2%80%99ta-ayrinti8/">Boşluk aynası ve Edward Hopper</a>). Bütün bu görsel zenginlik sebebiyle gözlerimiz resme bakmıyor, adeta okuyor, detay detay: Adamın giysileri bir üniforma mı? Dışarıdaki ağaçlar yapraklarını dökmüş, mevsim kış olmalı&#8230;</p>
<p>Koyu kıvamına rağmen akmakta olan kan insanın yeni ölmediğini, belli bir zaman geçtiğini gösteriyor. Önceki fotoğraf neredeyse tamamen et-göze hitab ederken bu ikincisi aklın işlevlerine meselâ tahayyüle yer bırakmış. Ölüm anında yüzün aldığı şekilden yerdeki kanın rengine kadar bir çok şey bakanın zihninde te<strong>Ş</strong>e<strong>KK</strong>ü<strong>L</strong> edecek. <strong>Ş</strong>e<strong>K</strong>i<strong>L</strong>  gözden geçmeden <strong>AKL</strong>edilecek.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; [Ölülere bakarak korkarken] Bir tür fantezi ile karşı karşıyayız aslında. İnsanlar bir cisme veya kavrama hak ettiğinden daha fazla önem atfederek akıllarını yanıltıyorlar. Kadın ayakkabısından tahrik olan fetişistlere veya kartal tüyünde, ayı pençesinde gizli güçler arayanlara benziyorlar. Varlığın bileşenlerini birbirinden ayırıp kimyasını bozmanın ötesinde tariflerini de değiştiriyor bu tutum:</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Hayat</em></strong><em> = Biyolojik hayat, zevk ve tatmin.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Ölüm</em></strong><em> = biyolojik ölüm, bir çukurda böcekler tarafından yenmeyi bekleme.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Gerçek anlamları içlerinden boşaltılmış kelimeler ile düşünen, hayatı kendine &#8220;anlatan&#8221; insan neye üzülüp neye sevineceğini bilemiyor. [...]</em></p>
<p style="text-align: center;"><em><img class="aligncenter" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/04/20080404_yasama_bak2.gif " alt="" width="120" height="18" /> </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Nabzımızın kaç defa atacağı, akciğerimizi kaç defa doldurup boşaltacağımız belli. İnsan ana rahmine düştüğü anda dönmeye başlayan bir sayaç bir tür kum saati gibi işliyor. Üst tarafını değil ama aşağı düşen kumları görebiliyoruz. Başlayan veya biten bir şey yok, sadece belli sayıdaki kum tanesi yer değiştiriyor&#8230; </em><em>şöyle bir düzeltme yaparak bu yazıyı bitirelim: &#8220;Ölene kadar hayatı yaşıyoruz&#8221; yerine <strong>H<sub>2</sub>O</strong> formülünde olduğu gibi &#8220;Hayat-Ölüm denen bir şey yaşıyoruz&#8221; diyelim&#8230;&#8221;</em> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf">Derin İnsan</a> kitabından)<em></em></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/tony-vaccaro.jpg"><img class="size-full wp-image-13920 aligncenter" title="tony-vaccaro" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/tony-vaccaro.jpg" alt="" width="405" height="279" /></a></p>
<p>Bir başka profesyonel fotoğrafçı olan Tony Vaccaro&#8217;dan bir kare. İkinci dünya savaşı sırasında öldürülmüş bir Alman askeri. Etrafa saçılmış aile fotoğrafları ve mektuplar ölenin önce insan, sonra düşman olduğunu düşündürüyor. Sahne şair Ahmet Erhan&#8217;ın mısraları gibi:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Ve ölüm gelir, dağlar yüzünü, saçlarını, bir kâğıt torba yırtılır, </em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>portakallar saçılır sokağa,Ölüm gelir, doğum tarihlerine ve düşlere aldırmaz&#8221;</em></p>
<p>Ama bir soru cevapsız kalıyor: Acaba Vaccaro bu resimleri etrafa kendisi mi saçtı yoksa askerin cesedini bulduğunda bu halde miydi? Fotoğrafların gerçekten saçılmasıyla saçıl<strong>-MIŞ</strong> gibi yapılması arasındaki fark büyük. <strong>M</strong>a<strong>KS</strong>a<strong>D</strong>, <strong>M</strong>u<strong>R</strong>a<strong>D</strong> yer değiştiriyor. Eğer Vaccaro kendi eliyle hazırladıysa bu sahneyi, bu hazırlık süreci de resmin Zaman&#8217;ını uzatmış olmaz mı? Tıpkı cinayet sonucu ölmüş bir insan <strong>V</strong>ü<strong>C</strong>u<strong>D</strong>&#8216;un başına toplanan sineklerin ve kurtların cinayet saatini hesaplamakta polise yardım etmesi gibi&#8230;</p>
<p>Dikkat ederseniz fotoğraf Ölü&#8217;den (Mekân&#8217;dan) uzaklaştıkça Ölüm&#8217;e (Zaman&#8217;a) yaklaşıyor.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;1910</em><em>′</em><em>larda New York&#8217;ta işlenen cinayetleri belgeleyen polislerin</em><em> çektikleri şu fotoğrafa bakın. Savcıların arzusu doğrultusunda polis memurları tek bir fotoğraf karesine azamî miktarda AYRINTI alabilmek için fotoğraf makinesini merdivene benzer yüksek ayakların üzerine koymuşlar. Zaman sanki durmuş. Suçla, polisle ilgisi olmayan biz sıradan insanlar için oldukça &#8220;çekici&#8221; bir görüntü bu. Cinayet anında orada olsaydık korkudan saklanacak yer arardık. Ama şimdi rahat koltuğumuzda seyrediyoruz. Hani biraz daha baksak çözeceğiz cinayeti, katili yakalatacağız. Asansör boşluğuna benzer bir yerdeyiz. Halkaları bizden uzaklaştıkça küçülen zincir tıpkı ayaklar ve duvarlar gibi perspektif algımızı, haliyle fotoğrafın &#8220;gerçekliğini&#8221; güçlendiriyor. İhtimal uzun pozda (? ve ışığa hassasiyeti yüksek bir filmle) çekilmiş olan fotoğraftaki insanlara uzansak dokunabileceğiz sanki. Sağ üst köşede kare dışında kalmaya çalışmış bir polisin ayakları ve pantolon paçası görünüyor. Siyah kostümlü adamın şapkası savrulmuş. Yerdeki kağıt parçalarının olayla bir ilgisi var mı? Ya zencinin sol elinin altındaki çivilerin?&#8221; </em>(Sanat&#8217;ta Ayrıntı -<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Derin Göz</strong></a>- isimli kitabımızdan)</p>
<p style="text-align: center;"><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ii_c_3111.jpg"><img class="size-full wp-image-8959 aligncenter" title="ii_c_3111" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/ii_c_3111.jpg" alt="" width="500" height="381" /></a></em></strong></p>
<p><strong><em>&#8220;Fotoğraf Ölü&#8217;den (Mekân&#8217;dan) uzaklaştıkça Ölüm&#8217;e (Zaman&#8217;a) yaklaşıyor&#8221;</em></strong> dedik. Bu yaklaşmayı daha net görebileceğimiz bir de örnek sunalım. 1867&#8242;de kurşuna dizilerek öldürülen Meksika İmparatoru I. Maximilian&#8217;ın kanlı gömleği. <strong>Ölü</strong>&#8216;den çok daha fazla &#8220;görülebilir&#8221; halde olan <strong>Ölüm</strong> var şimdi. Kurşunların bu şekilde girdiği ve kanın bu şekilde yayıldığı bir gömlekten canlı olarak çıkmak imkânsız görünüyor. Hatta <strong>Ölüm</strong> (fikri) bu gömleğe öyle bir işlemiş ki sanki sırtımıza geçirsek biz de ölebilirmişiz gibi bir his veriyor. Bu kez rastgele bir ölüye ya da bir <strong>&#8220;ötekinin&#8221;</strong> ölümüne bakmıyoruz, Ölüm&#8217;e bakıyoruz.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/kanli_gomlek_zaman_maximilien.jpg"><img class="size-full wp-image-13921 aligncenter" title="kanli_gomlek_zaman_maximilien" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/kanli_gomlek_zaman_maximilien.jpg" alt="" width="416" height="599" /></a></p>
<p><strong>&#8220;Zaman görünmez, yaşanır&#8221;</strong> diyordu Bergson doktora tezinde(1888). Bu kanlı ve kurşun delikli gömlek bir <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/kanli_gomlek_zaman_maximilien.jpg"></a>süreci yaşatıyor. Yaşamak ile Ölmek fiillerinin aynı, <strong>TEK BİR Hakikat</strong>&#8216;in iki farklı yüzünü işaret ettiğini gösteriyor. Bu gömlek Ölüm&#8217;ün sebebini, ölüyü ve daha bir çok şeyi soyutluyor, arıtıyor. Bu arınma sayesinde Ölüm daha net olarak çıkıyor meydana. Çünkü gerek kurşuna dizen askerlerin silahları ve attıkları kurşunlar gerekse Maximilian&#8217;ın cansız bedeni Mekân&#8217;a dair şeyler.  Sınırları belli, sayılabilir, ölçülebilir şeyler. Oysa Zaman&#8217;a dair olan Ölüm (=Hayat) bir süreç yani Zaman&#8217;a dair. Tıpkı siyah-beyaz fotoğraflardaki kanın kırmızı renginin et-gözden geçmeden akılda te<strong>Ş</strong>e<strong>KK</strong>ü<strong>L</strong> etmesi gibi bu. Ölüm de fotoğraf sayesinde akılda te<strong>Ş</strong>e<strong>KK</strong>ü<strong>L</strong> ediyor.  Bir mânâ olan Ölüm&#8217;ün Mekân&#8217;a dair bir madde yoluyla akılda oluşması ise Sanat&#8217;ın gücünün bir ifadesi.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/portrait_ufak.gif"><img class="alignright size-full wp-image-9080" title="portrait_ufak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/portrait_ufak.gif" alt="" width="200" height="251" /></a>-<strong>MIŞ</strong> gibi yapan anneyi, suç içme taklidi yapılan dans örneğini hatırlayın. Hareketin fayda amaçlı olmadığı, hareketin, jestin kendisinin <em>Mu</em><strong>R</strong><em>a</em><strong>D olduğu </strong><em>YARATI(LI)Ş</em>&#8216;ı hatırlayın. ( Bkz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/2010/12/04/olum%E2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-3/">Ölüm&#8217;ün Işığında Zaman Kavramı -3-</a></strong>) Mânâ&#8217;nın Madde&#8217;ye işlediği, boyanın, mermerin Sanat&#8217;a dönüştüğü noktadır Zaman. Burada Nietche&#8217;nin dansını geniş anlamda düşünmeliyiz, ressamın elini de kâğıtta iz bırakacak biçimde dans ettiğini hayal etmeliyiz:</p>
<p>İşte &#8220;normal&#8221; olarak herkesin öldüğü bir dünyada Ölüm&#8217;ü anlamak bunun için imkânsız. Zaman&#8217;a dair olan Ölüm&#8217;ü idrak etmenin tek yolu onu içeriden anlamak, kendi ölümüne inanmak, idrak etmek:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Ölüm düşüncesi ve insanda uyandırdığı korku hazmedilmesi kolay olmayan bir his. Zira ölüm korkusu köpek ya da örümcek korkusuna benzemiyor. Kaçıp kurtulabileceğiniz bir düşman yok ortada. Bir başka deyişle bilimsel bir tehdit değil söz konusu olan. Haliyle önlenmesi, kaçılması mümkün değil.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>İnsanlar ölümlüdür,</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Sokrat insandır.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Demek ki Sokrat ölümlüdür.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Ama bu Sokrat için söylenmiş. </em><em>Sokrat bilir mi annemin sütlaçının tadını? Dibi yanmış tencerenin nasıl koktuğunu? Benim gibi Boğaz&#8217;da çay içti mi O? Ya Bebek&#8217;te yediğim sarımsaklı köfteler? Galatasaray&#8217;ın şampiyon olduğu sene sokaklarda bağırdı mı benim gibi Sokrat? Kendi hayat hikâyemizin başrol oyuncusu olduğumuzdan figüranların ölmesine şaşırmayız pek fazla. İnsanlar ölür. Herkes ölür. Ama ben herkes değilim ki! Ben başkayım!&#8230;&#8221;</em> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_insan.pdf">Derin İnsan</a> kitabından)</p>
<p>Mekân&#8217;dan Zaman&#8217;a, objektiften sübjektife, herkesin ölümünden bizim için mânâ taşıyan Ölüm&#8217;e, kendi ölümüze yöneldik bu yazıda. Eğer ölmez isek, gelecek bölümlerde yine Biçim&#8217;den Öz&#8217;e, <strong>S</strong>u<strong>R</strong>e<strong>T</strong>&#8216;ten Mânâ&#8217;ya bakmaya gayret edeceğiz.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/15/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-6/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/15/olum%e2%80%99un-isiginda-zaman-kavrami-6/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Zaman&#8217;ı düşünmek, Zaman&#8217;ı yazmak</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/12/10/dikkat-kitap-zamani-dusunmek-zamani-yazmak/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/12/10/dikkat-kitap-zamani-dusunmek-zamani-yazmak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Dec 2010 18:01:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Zaman Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=13805</guid>
		<description><![CDATA[
Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman&#8217;ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?
Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman&#8217;ı düşünmek ve Zaman&#8217;ı yazmak. Zaman&#8217;ın NE? olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-13806" title="zamani_dusunmek_yazmak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.jpg" alt="" width="251" height="460" /></a></p>
<p>Zaman insanın hissiyatıyla algılayamadığı, bilimsel, düşünsel, hatta psikolojik boyutları olan bir gerçeklik.  Zaman yaşadığımız hayatın kendisi. Ama bu kadar önemli olan Zaman ile aramıza mesafe koymak, Zaman&#8217;ın dışına çıkıp onu keşfetmek mümkün mü?</p>
<p>Zaman konusundaki bu ilk kitabımızda Derin Düşünce yazarları zor bir işe girişiyorlar: Zaman&#8217;ı düşünmek ve Zaman&#8217;ı yazmak. Zaman&#8217;ın <strong>NE?</strong> olduğunu sorgulayacağımız ikinci kitaptan önce <strong>NASIL?</strong> olduğuna baktık bu ilk makalelerde. <strong>NE?</strong> ve <strong>NASIL?</strong> soruları Zaman&#8217;a bakışımızda ana ekseni oluşturuyor çünkü bilimsel yolla, deney ve gözlemle ilerleyemediğimiz anlarda düşüncenin yardımına Sanat yetişiyor. Neden? Suzan Başarslan&#8217;dan bir alıntı ile cevap verelim:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Bir olgunun/durumun/olayın gerçek zaman süresini dolaysızca yansıtmak zorunda olmayan yazar, sanatsal zaman denilen &#8220;yoğunlaştırılmış ya da yayılmış&#8221;[1] bir zaman dilimi kullanır ve roman, modern bir ifâde şekli olduğuna göre, onun zaman bilincimizin çeşitli şekillerini ifâde etmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Aynı zamanda roman, içinde yaşanılan şartların çoğunun etkilendiği insan tecrübesini sürekli bir şekilde ortaya serdiğine göre, insanın zaman bilincini ayrıntılı bir şekilde ve bu tecrübenin bir parçası olarak vermesi de tabiidir. Bir romanda zaman kavramını araştırmak, romancının metafizik kavramlarını, psikoloji anlayışını ve ustalığını araştırmak demektir. Bu aynı zamanda romancıyı, onun içinde yaşadığı tecrübe dünyasını, yarattığı roman dünyasını, aynı devirde yaşayan okuyucuları, o günden bugüne kadar romana yazarın düşünce ve hesaplarının dışında kalan bir zaman mesafesinden yaklaşan okuyucuları içine alan bir ilişkiler ağını incelemek demektir. Bu da, şüphesiz, romandaki en önemli olgulardan birisinin zaman olduğu sonucunu ortaya çıkarır&#8230;&#8221;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/12/zamani_dusunmek_yazmak.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/12/10/dikkat-kitap-zamani-dusunmek-zamani-yazmak/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/12/10/dikkat-kitap-zamani-dusunmek-zamani-yazmak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

