<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Türk Basını</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/turk-basini/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Onlar Ahmet Davutoğlu’dan özür dileyecekler</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/29/onlar-ahmet-davutoglu%e2%80%99dan-ozur-dileyecekler/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/29/onlar-ahmet-davutoglu%e2%80%99dan-ozur-dileyecekler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Apr 2012 22:30:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Libya]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21699</guid>
		<description><![CDATA[Kaddafi&#8217;nin devrilmesi sırasında (yeterince?) şahin bir tutum almayan Davutoğlu&#8217;na yönelen eleştirileri hatırlıyor musunuz? Libya&#8217;daki Türk müteahhitlerin çıkarlarını korumakla, Libya halkını satmakla suçlanmıştı. Bazı siyasetçiler ve bazı köşe amigoları Türkiye&#8217;nin İslâm dünyasında büyük bir fırsat kaçırdığını iddia etmişlerdi. Şimdi özür dilemek zorunda kalacaklar. Neden?
 Fransa&#8217;nın asi gazetesi Media Part bugün dehşet bir dosya yayınladı. Bu habere göre [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/kaddafi_sarkozy.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21701" title="kaddafi_sarkozy" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/kaddafi_sarkozy.jpg" alt="" width="239" height="327" /></a>Kaddafi&#8217;nin devrilmesi sırasında (yeterince?) şahin bir tutum almayan Davutoğlu&#8217;na yönelen eleştirileri hatırlıyor musunuz? Libya&#8217;daki Türk müteahhitlerin çıkarlarını korumakla, Libya halkını satmakla suçlanmıştı. Bazı siyasetçiler ve bazı köşe amigoları Türkiye&#8217;nin İslâm dünyasında büyük bir fırsat kaçırdığını iddia etmişlerdi. Şimdi özür dilemek zorunda kalacaklar. Neden?</p>
<p> Fransa&#8217;nın asi gazetesi <strong>Media Part</strong> bugün <a href="http://www.mediapart.fr/journal/international/280412/sarkozy-kadhafi-la-preuve-du-financement">dehşet bir dosya</a> yayınladı. Bu habere göre Kaddafi ile gizli bir anlaşma yapmış olan Nicolas Sarkozy 2006 yılında seçim kampanyasına destek olarak 50 milyon avro almak için anlaşma yapmış. Yanlış okumadınız. Avrupa Birliği&#8217;nin lider ülkelerinden biri, özgürlükler diyarı(!), demokrasi timsali(!) Fransa&#8217;nın cumhurbaşkanı Sarkozy dünyanın en korkunç diktatörlerinden biri ile gizli anlaşma halinde. Anlaşmayı yaptığında (yanılmıyorsam) iç işleri bakanıydı!</p>
<p> Sanıyorum Türkiye&#8217;nin çeyrek aydınları Kaddafi&#8217;nin sarayını bombalama konusunda Paris tarafından gösterilen aceleyi, NATO&#8217;yu by-pass etme çabalarını daha iyi anlayacaktır . Başbakan Erdoğan&#8217;ın o günlerde sürekli tekrar ettiği bir söz vardı: <strong><em>&#8220;Libya halkına kurşun sıkan taraf olmayacağız&#8221;</em></strong> diyordu. Libya halkının mutluluğu elbette Sarkozy&#8217;nin umurunda değildi. Bombalamaların ardından resmî binaları didik arayan Fransız ve İngiliz gizli servisi elemanlarının amaçları başkaydı. Görgü tanıkları çok sayıda harddisk ve dosyanın imha edildiğini anlatıyorlar. <strong>Çünkü Fransa&#8217;nın saklaması gereken tek pislik bu 50 milyon avro değildi. Kaddafi&#8217;nin gizli polisi Fransız gizli servisinden destek alıyordu. Yani Libyalı muhaliflerin yıllardır yakalanıp işkence görmesini sağlayan aslında Fransa idi.</strong></p>
<p>Her halde stratejik anlamı olmayan bazı yerlerin, hatta sivil hedeferin NATO uçaklarınca bombalanması da daha iyi anlaşılmıştır şimdi. Meselâ 19 Ağustos 2011&#8242;de bombalanan ve Abdallah Senoussi&#8217;ye ait olan ev. Bombardımanda bir de okul yıkılmıştı. Senoussi Paris için sorunlu bir tip idi. Bu gizli anlaşmalar, Fransız gizli servisinin pis işleri ve silah ticareti hakkında « fazla » şey biliyordu.</p>
<ul>
<li><strong>NOT 1:</strong> Suriye ve Ermenistan-Azerbeycan meselelerinde Fransa’nın rolünün meşruluğu tartışmaya açılmalıdır.</li>
<li><strong>NOT 2:</strong> Bu olayın ardından soruşturma açılabilirse Sarkozy&#8217;nin bazı yakın dostları da okka altına gidebilir: Thierry Gaubert, Brice Hortefeux, Nicolas Bazire hatta Jean-François Copé. Zira karanlık silah ticareti dosyaları Libya&#8217;dan ibaret değil. Sarkozy&#8217;nin adının karıştığı Pakistan ve Suudi Arabistan soruşturmaları da sürmekte.</li>
<li><strong>NOT 3:</strong> Belgenin orjinalliğinden emin olmak için Media Part Libyalı yetkililerin de fikrini almış. İlk cevaplar olumlu. Belgedeki tarihler Kaddafi döneminin kurallarına uygun. İkinci tarih hicri değil S.A.V.&#8217;in rıhletiyle (632) başlayan, Kaddafi&#8217;nin tercihi olan bir takvime göre yazılmış.</li>
</ul>
<p> Sarkozy için Brice Hortefeux (bakan) ve Ziad Takieddine (<span style="font-family: Calibri; font-size: 12pt; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-font-family: &quot;Times New Roman&quot;; mso-bidi-font-family: &quot;Times New Roman&quot;; mso-fareast-language: FR; mso-bidi-language: AR-SA;">iş adamı</span>), Kaddafi için Moussa Imuhamad  Koussa (Libya Dış Güvenlik) tarafından imzalanan anlaşmanın belgesini büyük görmek için tıklayın:</p>
<p> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/libya.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-21700" title="libya" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/libya.jpg" alt="" width="272" height="345" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/libya.jpg"></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/29/onlar-ahmet-davutoglu%e2%80%99dan-ozur-dileyecekler/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/29/onlar-ahmet-davutoglu%e2%80%99dan-ozur-dileyecekler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Omurgasızları tanıyalım: Ece Temelkuran, Nuray Mert, Sırrı Süreyya Önder, DİSK, TKP, BDP ve ötekiler</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/05/omurgasizlari-taniyalim-ece-temelkuran-nuray-mert-sirri-sureyya-onder-disk-tkp-bdp-ve-otekiler/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/05/omurgasizlari-taniyalim-ece-temelkuran-nuray-mert-sirri-sureyya-onder-disk-tkp-bdp-ve-otekiler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Apr 2012 14:25:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[12 Eylül]]></category>

		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21348</guid>
		<description><![CDATA[

&#8220;Siyasal iktidar 12 Eylül darbesiyle &#8216;hesaplaşmayı&#8217;(!) gündemine almış bulunuyor; üstelik yoğun bir duygu sömürüsü eşliğinde şiirlerle ağıtlarla, gözyaşlarıyla birlikte&#8230; Burada 12 Eylül&#8217;le bir &#8216;hesaplaşma&#8217; kesinlikle yok. Ama öyle anlaşılıyor ki içten olmayan ve ince bir &#8216;hesaplama&#8217; sözkonusu&#8230;&#8221; (DİSK) 
&#8220;12 Eylül&#8217;cülerin yargılanması tam bir aldatmacadır. Varlığını 12 Eylül&#8217;e borçlu olan AKP iktidarının &#8216;demokratlık&#8217; ve &#8216;özgürlükçülük&#8217; taslamasına izin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/turk_basini_turk_solu.jpg"><img class="size-full wp-image-21350 aligncenter" title="turk_basini_turk_solu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/turk_basini_turk_solu.jpg" alt="" width="490" height="346" /></a></p>
<ul>
<li>&#8220;Siyasal iktidar 12 Eylül darbesiyle &#8216;hesaplaşmayı&#8217;(!) gündemine almış bulunuyor; üstelik yoğun bir duygu sömürüsü eşliğinde şiirlerle ağıtlarla, gözyaşlarıyla birlikte&#8230; Burada 12 Eylül&#8217;le bir &#8216;hesaplaşma&#8217; kesinlikle yok. Ama öyle anlaşılıyor ki içten olmayan ve ince bir &#8216;hesaplama&#8217; sözkonusu&#8230;&#8221; (<strong>DİSK</strong>) </li>
<li>&#8220;12 Eylül&#8217;cülerin yargılanması tam bir aldatmacadır. Varlığını 12 Eylül&#8217;e borçlu olan AKP iktidarının &#8216;demokratlık&#8217; ve &#8216;özgürlükçülük&#8217; taslamasına izin vermeyeceğiz. Dünkü 12 Eylülcülerle birlikte bugünkü 12 Eylülcülerden de hesap soracağız.&#8221; (<strong>İlhan Cihaner- İmzacısı olduğu bildiriden</strong>)  </li>
</ul>
<p>(CHP Milletvekili Cihaner izlemek için geldiği 12 Eylül duruşmasına, yer olmayınca giremedi.) </p>
<ul>
<li>&#8220;Anayasa değişikliğine &#8216;Evet&#8217; dersek&#8230;12 Eylül&#8217;ü yapanlara yargı yolu açılacakmış. Bunu söyleyenlere sadece şunu demek isterim: Siz kimi kandırıyorsunuz? 12 Eylül&#8217;ü yapanları köşklerinde ağırlayanların, işin bu &#8216;zamanaşımı&#8217;na zerre kadar dikkat kesilmediklerini sanacak kadar enayi miyiz biz.&#8221; (<strong>Ahmet Hakan- <em>Hürriyet</em></strong>) </li>
<li>&#8220;Memleket<strong></strong>bildiğin enayi yerine konuyor. 12 Eylül hesaplaşması martavalını alan yürüyor.&#8221; (<strong>Ece Temelkuran- <em>Habertürk</em></strong>) </li>
<li>&#8220;AKP&#8217;nin bu meseleyi bir demokratikleşme ve 12 Eylül&#8217;le, darbecilikle hesaplaşma gibi yutturmaya çalışmasının, nasıl olup da sol adına savunulabildiğidir. Sanırım ileride insanlar böyle bir budalalığın nasıl yapılabildiğini izah etmekte çok zorlanacaklardır.&#8221; (<strong>Oğuzhan Müftoğlu- <em>Birgün</em></strong>) </li>
</ul>
<p>(DEV-YOL&#8217;un lideri Oğuzhan Müftoğlu 12 Eylül duruşmasına katılıp müdahil oldu.) </p>
<ul>
<li><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/turk_basini_turk_solu_3.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21352" title="turk_basini_turk_solu_3" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/turk_basini_turk_solu_3.jpg" alt="" width="220" height="220" /></a>&#8220;İsteyen, bu Anayasa değişikliği paketinin 12 Eylül ile bir şekilde hesaplaşma olduğu hayaline kendini kaptırabilir.&#8221; (<strong>Nuray Mert- <em>Hürriyet</em></strong>) </li>
<li>&#8220;Ortada 12 Eylül generallerinden sorulacak bir hesap zırvalığı da kalmadığına göre ne yapacaksınız?&#8221; (<strong>Sırrı Süreyya Önder</strong>) </li>
<li>&#8220;AKP&#8217;nin 12 Eylül&#8217;le hesaplaşacağız söylemi yalanların en büyüğüdür. AKP, bu söylemiyle 12 Eylül&#8217;ün yarattığı mağduriyetleri sömürmekte buradan rant devşirmektedir.&#8221; (<strong>BDP- Boykot bildirisinden</strong>) </li>
</ul>
<p>(Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Ertuğrul Kürkçü&#8217;nün aralarında olduğu BDP heyeti de dün duruşmadaydı.) </p>
<ul>
<li>&#8220;12 Eylül Anayasası ile hesaplaşma olarak pazarlanmaya çalışılması, daha önce de benzer örneklerini gördüğümüz, halkı aptal yerine koyan, aldatmaya ve kandırmaya dayalı AKP tarzı politik bir hamledir.&#8221; (<strong>TKP</strong>) </li>
<li>&#8220;AKP 12 Eylül&#8217;ü yargılayamaz. Unutulmamalıdır ki 12Eylül 1980&#8242;de hukukun boğazına yağlı urgan geçiren vicdansızlarla 12 Eylül 2010 tarihinde adaletin terazisini kıran bozguncu zihniyetin aynı alandakümelendiklerini ve benzer hedefler taşıdıklarını bir gün herkes görecek vemutlaka idrak edecektir.&#8221; (<strong>Devlet Bahçeli- MHP</strong>)</li>
</ul>
<p>  (Davanın önünde gösteri yapanlar arasında Ülkü Ocakları da vardı.) </p>
<ul>
<li>&#8220;Pakette Geçici 15. Madde&#8217;nin olması benim oyumun renginin belli olması anlamına gelmemeli. O kadar basit değil. Toplumun çeşitli kırılmaları var. Bu kırılmaları Anayasa&#8217;nın 15. maddesini kaldırıyoruz dediğimizde çözebiliyor muyuz?&#8221; (<strong>Nimet Tanrıkulu- 78&#8242;liler Vakfı- 12 Eylül Davası&#8217;nda müdahil oldu.</strong>)  <a href="http://taraf.com.tr/yildiray-ogur/makale-bu-ulkede-her-sey-olabilirsiniz-ama-rezil.htm" target="_blank">TAMAMI</a></li>
</ul>
<p style="text-align: center;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/turk_basini_turk_solu_2.jpg"><img class="size-full wp-image-21351 aligncenter" title="turk_basini_turk_solu_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/turk_basini_turk_solu_2.jpg" alt="" width="300" height="253" /></a></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Omurgasızları daha yakından tanımak için &#8230;</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.jpg" alt="" width="106" height="168" /><strong>Kendi ülkesini işgal eden ordu</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;">Hiç bir yeri işgal edemeyen ordular kendi ülkelerini işgal ederler. Çünkü bir ordunun ayakta durması için insan emeği ve maddî destek gereklidir. Beceriksiz ordular disiplinsiz olduklarından <strong>YABANCI</strong> <strong>DÜŞMAN </strong>ile savaşamazlar. Kolayca yenebilecekleri <strong>İÇ DÜŞMANLAR</strong> uydururlar ve bu bahane ile kendi ülkelerini işgal ederler. Başbakan asarlar. Milletvekillerini hapse atarlar. Korumakla yükümlü oldukları halkı işkenceler altında inletirler.  İşgalciler kimseye hesap vermezler. Halkın isyan etmesine engel olmak için <strong><em>“etrafımız düşmanla çevrili”</em></strong> diyerek  <strong>KORKU PROPAGANDASI</strong> yaparlar. Eleştirilerden uzak kalmak için farklı inançlardan ve kültürlerden olan insanların birbirine düşman olması da bu eşkiyaların işine gelir. Bu sebeple terörü destekleyebilir hatta teröristlere silah ve para yardımında bulunabilirler. Okuyacağınız kitap kendi ülkesini işgal etmiş bir ordunun kısa tarihidir. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/10/kendi_ulkesini_isgal_eden_ordu.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a>  </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong></strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="115" height="168" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…<strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/turk_solu_iktidar_olur_mu.pdf" target="_blank">Türk solu iktidar olur mu?</a></strong></span><span style="color: #0000ff;"><strong> </strong></span></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/turk_solu_iktidar_olur_mu.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-21200" title="turk_solu_iktidar_olur_mu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/turk_solu_iktidar_olur_mu-215x300.jpg" alt="" width="143" height="213" /></a>Kendini « sol » olarak tarif eden hareketler hiç olmadıkları kadar zayıf ve bölünmüş bir tablo çiziyorlar bugün.  Türk Solu Dergisi’nin ırkçı söylemlerinden CHP’nin darbe çağrılarına uzanan bir kafa karışıklığı hakim. Muhalefet boşluğunun müzmin bir hastalığa dönüştüğü şu dönemde Türk solu bu boşluğa talip olabilir mi? Daha önce <a href="http://www.derindusunce.org/category/dikkat-kitap/"><span style="color: #0066cc;">Dikkat Kitap</span></a> kategorisinde yayınladığımız <a href="http://www.derindusunce.org/img/pozitivizm_derin_dusunce_org.pdf"><span style="color: #0066cc;">Pozitivizm Eleştirisi</span></a> gibi bu kitap da Türkiye’deki sola tarafsız bakan bir çalışma. İyimser görüşler kadar geçmişe dönük ağır eleştiriler de var. İlginize sunduğumuz 82 sayfalık bu kitap Türkiye’deki “sol” grupların sorgulamalarına, projelerine ışık tutmak amacıyla derlenmiş makalelerden oluşuyor. Kitabı <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/turk_solu_iktidar_olur_mu.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>buradan indirebilir</strong></span> </a>ve paylaşabilirsiniz. Ele alınan başlıca konular: <em>Solda özgürlükçü hareketler, 68 Kuşağı, Devrimci sol, Kemalizm, ulusalcı sol akımlar, Sol ve İslâm, Cumhuriyet Gazetesi</em>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/05/omurgasizlari-taniyalim-ece-temelkuran-nuray-mert-sirri-sureyya-onder-disk-tkp-bdp-ve-otekiler/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/05/omurgasizlari-taniyalim-ece-temelkuran-nuray-mert-sirri-sureyya-onder-disk-tkp-bdp-ve-otekiler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İlkesiz Gazetecilik&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/01/ilkesiz-gazetecilik/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/01/ilkesiz-gazetecilik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Apr 2012 16:18:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21278</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; 1) Şık ve Şener&#8217;in suçlanma nedeni yazdıkları kitaplar ve gazetecilik faaliyetleri değildi. Ergenekon ağının istekleri, yönlendirmesi ve direktifleri doğrultusunda manipülasyon amaçlı metin oluşturma faaliyeti içinde oldukları iddiasıydı. Nitekim söz konusu metinler internete düştüğünde ve aynı metnin başkalarında da olduğu öğrenildiğinde savcılık buna müdahale etmedi. Çünkü onlar söz konusu metinlerin yazılma süreci içindeki ilişki sistemini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230; 1) Şık ve Şener&#8217;in suçlanma nedeni yazdıkları kitaplar ve gazetecilik faaliyetleri değildi. Ergenekon ağının istekleri, yönlendirmesi ve direktifleri doğrultusunda manipülasyon amaçlı metin oluşturma faaliyeti içinde oldukları iddiasıydı. Nitekim söz konusu metinler internete düştüğünde ve aynı metnin başkalarında da olduğu öğrenildiğinde savcılık buna müdahale etmedi. Çünkü onlar söz konusu metinlerin yazılma süreci içindeki ilişki sistemini açığa çıkarmaya çalışmaktaydılar. Diğer bir deyişle metinlerin içeriği hiçbir zaman suç unsuru olarak görülmedi.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>2) Öte yandan Şık ve Şener hakkında isnat edilen suç, polisle savcılık arasında oluşmuş olan bir kapalı devre delil üretme faaliyeti çerçevesinde kotarılmış gözüküyordu ve adil yargılanma hakkı açısından sorunluydu&#8230;&#8221;</em> <a href="http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1266982" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong>Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/01/ilkesiz-gazetecilik/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/01/ilkesiz-gazetecilik/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk basını Hukuk’un Üstündedir (16) : Hırsızlık yapabilir</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/03/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir-16-hirsizlik-yapabilir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/03/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir-16-hirsizlik-yapabilir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2012 12:07:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[28 subat]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20931</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Baktığınız zaman TC Hazinesi&#8217;nden 80 milyar dolara paranın çalındığını, sömürüldüğünü görüyorsunuz. O paradan zavallı askerlerin cebine 1 kuruş girmemiştir. Medyada tartışan basın mensuplarının hepsi zengindir bugün. Yazı yazarak, gazetecilik yaparak mı zengin oldular? İşte hepsi o 80 milyar dolardan pay aldılar. Hükümet bir maliye müfettişi görevlendirip o günkü yazar - çizer takımının mali varlıklarını araştırmalıdır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>&#8220;Baktığınız zaman TC Hazinesi&#8217;nden 80 milyar dolara paranın çalındığını, sömürüldüğünü görüyorsunuz. O paradan zavallı askerlerin cebine 1 kuruş girmemiştir. Medyada tartışan basın mensuplarının hepsi zengindir bugün. Yazı yazarak, gazetecilik yaparak mı zengin oldular? İşte hepsi o 80 milyar dolardan pay aldılar. Hükümet bir maliye müfettişi görevlendirip o günkü yazar - çizer takımının mali varlıklarını araştırmalıdır. Karşılıksız servetlerin sahibi oldukları görülecektir&#8221;</em> <a href="http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=1254082&amp;title=cillerin-danismani-huseyin-kocabiyiktan-28-subat-surecindeki-gazetecilerle-ilgili-flas-iddia" target="_blank">TAMAMI</a></p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/03/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir-16-hirsizlik-yapabilir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/03/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir-16-hirsizlik-yapabilir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk basını Hukuk&#8217;un Üstündedir (15) : Şantaj yapabilir</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/02/turk-basini-hukukun-ustundedir-15-santaj-yapabilir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/02/turk-basini-hukukun-ustundedir-15-santaj-yapabilir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Mar 2012 16:02:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20926</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;O günlerde Sabah&#8217;ın yöneticisi olan Zafer Mutlu, dönemin Turizm Bakanı Bahattin Yücel ve Can Ataklı çok eski arkadaşlar. Bir gün Mutlu, Ataklı&#8217;ya diyor ki, &#8220;Git Bahattin&#8217;e söyle, Hürriyet&#8217;te onunla ilgili dosyalar var ve Hürriyet&#8217;çiler onun istifasını istiyorlar&#8221;. Ataklı, Yücel&#8217;i bulup bu mesajı iletiyor. Ataklı&#8217;nın anlatımına göre, Yücel bunun üzerine eşiyle çocuklarını çağırıyor ve Ataklı&#8217;nın yanında, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;O günlerde Sabah&#8217;ın yöneticisi olan Zafer Mutlu, dönemin Turizm Bakanı Bahattin Yücel ve Can Ataklı çok eski arkadaşlar. Bir gün Mutlu, Ataklı&#8217;ya diyor ki, <strong>&#8220;Git Bahattin&#8217;e söyle, Hürriyet&#8217;te onunla ilgili dosyalar var ve Hürriyet&#8217;çiler onun istifasını istiyorlar&#8221;</strong>. Ataklı, Yücel&#8217;i bulup bu mesajı iletiyor. </em><em>Ataklı&#8217;nın anlatımına göre, Yücel bunun üzerine eşiyle çocuklarını çağırıyor ve Ataklı&#8217;nın yanında, <strong>&#8220;Benim bir kusurum yok ama size bırakacağım isim kirlenmesin diye çekileceğim&#8221;</strong> diyor. Hikâye korkunç.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bir gazete, 28 Şubatçı generallerin istediğini gerçekleştirip hükümeti çökertmek için bir bakana şantaj yapıyor. Ataklı, bunu anlatınca Aydın Doğan programa bağlanıp, <strong>&#8220;Ertuğrul Özkök böyle bir şey yaptıysa şerefsizdir, onu asarım&#8221;</strong> diyor&#8230;&#8221;</em> <a href="http://taraf.com.tr/ahmet-altan/makale-o-gunler.htm" target="_blank">TAMAMI</a> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; Türk basını ve gazetecilik konusunda e-kitap okumak için&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong>Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/02/turk-basini-hukukun-ustundedir-15-santaj-yapabilir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/02/turk-basini-hukukun-ustundedir-15-santaj-yapabilir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Temelkuran’ın ‘The Guardian’daki makalesi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/temelkuran%e2%80%99in-%e2%80%98the-guardian%e2%80%99daki-makalesi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/temelkuran%e2%80%99in-%e2%80%98the-guardian%e2%80%99daki-makalesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 17:41:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Katrin Baskiotis</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20596</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; Şu kurgunun ikna ediciliğine bakın: ‘Türk gazeteciler çok korkuyorlar&#8217; başlığıyla, yazı gövdesi arasında yer alan fotoğrafta Hrant Dink&#8217;in, üzeri kâğıtlarla kaplanmış ölü bedeni kaldırımda boylu boyunca yatıyor. Fotoğrafaltında ise şu ibare yer alıyor: ‘Türk-Ermeni gazeteci Hrant Dink İstanbul&#8217;da ofisinin önünde vurularak öldürüldü.&#8217; &#8230; &#8220;Bu bileşime biraz daha yakından bakalım&#8230; Türk gazeteciler kimden korkuyorlar? Elbette, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8220;&#8230; Şu kurgunun ikna ediciliğine bakın: ‘Türk gazeteciler çok korkuyorlar&#8217; başlığıyla, yazı gövdesi arasında yer alan fotoğrafta Hrant Dink&#8217;in, üzeri kâğıtlarla kaplanmış ölü bedeni kaldırımda boylu boyunca yatıyor. Fotoğrafaltında ise şu ibare yer alıyor: ‘Türk-Ermeni gazeteci Hrant Dink İstanbul&#8217;da ofisinin önünde vurularak öldürüldü.&#8217; &#8230; &#8220;Bu bileşime biraz daha yakından bakalım&#8230; Türk gazeteciler kimden korkuyorlar? Elbette, başlığın gizli öznesi olan ‘İslamcı iktidar&#8217;dan korkuyorlar. Şimdi bu bilgiyi haberin fotoğrafıyla ve fotoğrafaltıyla birleştirin&#8230;&#8221;</em>  <a href="http://www.taraf.com.tr/alper-gormus/makale-temelkuran-in-the-guardian-daki-makalesi.htm" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p>&#8230; Bu konuda okumak için&#8230;</p>
<p style="padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></span></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/10/temelkuran%e2%80%99in-%e2%80%98the-guardian%e2%80%99daki-makalesi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/10/temelkuran%e2%80%99in-%e2%80%98the-guardian%e2%80%99daki-makalesi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Uludere katliamı ve medya</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/03/uludere-katliami-ve-medya/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/03/uludere-katliami-ve-medya/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 11:03:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Devlet Terörü]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20530</guid>
		<description><![CDATA[Erden Özkant
28 Aralık 2011 tarihi akşamında Şırnak&#8217;ın Uludere İlçesinde 34 kaçakçı vatandaşın TSK&#8217;ya ait F- 16 Jetleri tarafından PKK&#8217;lı sanılıp bombalanarak öldürülmesini, ertesi gün bazı haber sitelerinden öğrendik. Öğle saatlerine kadar haber kanalları da, gazete ve televizyonların internet siteleri de katliamı duyurmadılar. Haber kanalları, öğle vakitlerinde &#8220;35 köylü vuruldu iddiası&#8221; dediler sadece dakika bile diyemeyeceğimiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090112_derin_dusunce_org_ergenekon_medya.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-2915" title="20090112_derin_dusunce_org_ergenekon_medya" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090112_derin_dusunce_org_ergenekon_medya.jpg" alt="" width="235" height="237" /></a>Erden Özkant</em></strong></p>
<p>28 Aralık 2011 tarihi akşamında Şırnak&#8217;ın Uludere İlçesinde 34 kaçakçı vatandaşın TSK&#8217;ya ait F- 16 Jetleri tarafından PKK&#8217;lı sanılıp bombalanarak öldürülmesini, ertesi gün bazı haber sitelerinden öğrendik. Öğle saatlerine kadar haber kanalları da, gazete ve televizyonların internet siteleri de katliamı duyurmadılar. Haber kanalları, öğle vakitlerinde &#8220;35 köylü vuruldu iddiası&#8221; dediler sadece dakika bile diyemeyeceğimiz süre içerisinde ve sonra Şırnak Valisi&#8217;nin açıklamasını verdiler yine dakika diyemeyeceğimiz süre içerisinde. Hâlbuki böyle bir olayda, haber kanalları hemen ekiplerini yola çıkarırlar ve &#8220;İlk canlı yayını kim verecek&#8221; yarışına girerlerdi. Aynı şekilde, ajanslar da &#8220;Haberi ilk kim geçecek okuyucularına yarışı&#8221; yaparlardı. Ama ajanslardan da böyle bir ‘son dakika&#8217; refleksi gelmedi şaşırtıcı bir şekilde bu kez. Tabii ta ki TSK&#8217;nın açıklamasına kadar. TSK&#8217;nın yaptığı açıklamayı veren <span id="more-20530"></span>haber kanalları, katliamı yine pas geçti. Ancak TSK&#8217;nın açıklamasının ardından haber kanalları olayı duyurmaya başladılar &#8220;Sınırda 35 vatandaşın ölümü&#8221; başlığı ile sanki insanlar kendiliklerinden ölmüşler gibi. Özellikle sosyal paylaşım sitesi Twitter&#8217;da bombalama olayına yeterince yer vermedikleri için haber kanallarına tepki mesajları yağarken, operasyon haberini ilk veren kanalın TRT Haber olduğu öğrenildi. TRT Haber&#8217;in sabah haber kuşağında yer alan ‘Günlük&#8217; programında son dakika olarak duyurulan operasyon haberi, &#8220;Şırnak&#8217;ın Uludere ilçesinde gerçekleştirilen operasyona F-16&#8242;ların da destek verdiği belirtiliyor. Operasyonda çok sayıda kişinin öldüğü iddia ediliyor&#8221; ifadeleri ile aktarıldı. Bombalama olayı sonrası bir haber kanalı, öğle bülteninde, Şırnak Valiliği&#8217;nin açıklamasından tam 4 saat sonrasında haberi geçti. Diğer haber kanalı, olayla ilgili herhangi bir haber geçmezken yayın akışındaki programlarda üstü kapalı olarak yaşananlara değindi. Ve bir diğer haber kanalı ise, tüm yaşanan gelişmelere kayıtsız kalıp sadece Genelkurmay&#8217;ın yaptığı 8 maddelik açıklamayı ‘son dakika&#8217; olarak verdi. Ertesi gün gazeteler ve özellikle de yazarların çoğu, Uludere&#8217;yi yazdılar ve tek ses olup katliama tepkilerini gösterdiler.</p>
<p><strong>Gazetelerin 30 Aralık Cuma günü attıkları manşet ve sürmanşetler şöyleydi:</strong></p>
<p><strong>Akşam:</strong><em> &#8220;35 Köylü, PKK&#8217;lı diye vuruldu&#8221; üst başlığı ile &#8220;İnsafsız hava aracı&#8221;</em></p>
<p><strong>Aydınlık:</strong><em> &#8220;TSK&#8217;nın hava operasyonunda 35 kişi öldü&#8221; üst başlığı ile &#8220;Operasyon ABD istihbaratıyla&#8221;</em></p>
<p><strong>Birgün:</strong><em> &#8220;Zulüm ile abad olunmaz&#8221; üst başlığı ile &#8220;Uludere katliamı&#8221;</em></p>
<p><strong>Bugün:</strong><em> Sürmanşet ve manşetten olayı görmeyen tek gazete olan gazete olayı 1. sayfadan &#8220;İstihbarat </em>faciası&#8221; başlığı ile verdi.</p>
<p><strong>Cumhuriyet:</strong><em> &#8220;Irak sınırında ‘teröristlerin geçiş güzergahından&#8217; kaçak mazot getiren köylüler hedef alındı: 35 ölü&#8221; üst başlığı ile &#8220;Jetler sivilleri vurdu&#8221;</em></p>
<p><strong>Habertürk:</strong><em> &#8220;Sınırda vahim hata&#8221;</em></p>
<p><strong>Hürriyet:</strong><em> &#8220;Çok üzgünüz&#8221;</em></p>
<p><strong>Milliyet:</strong><em> &#8220;35 sivile bomba&#8221;</em></p>
<p><strong>Radikal:</strong><em> &#8220;35 yurttaşa İHA bombası&#8221;</em></p>
<p><strong>Taraf:</strong><em> &#8220;Devlet halkını bombaladı&#8221;</em></p>
<p><strong>Sabah:</strong><em> &#8220;Gediktepe sendromu kaçakçıyı vurdu&#8221;</em></p>
<p><strong>Star:</strong><em> &#8220;F- 16&#8242;lar K. Irak sınırında yanlış hedef vurdu: 35 Ölü&#8221; üst başlığı ile &#8220;Kahreden hata&#8221;</em></p>
<p><strong>Sözcü:</strong><em> &#8220;TSK sivilleri vurdu diyenlere Genelkurmay&#8217;dan açıklama&#8221; üst başlığı ile &#8220;Silah taşıyorlardı&#8221;</em></p>
<p><strong>Posta:</strong><em> &#8220;Askerler terörist sandıkları 35 köylüyü öldürdü&#8221; üst başlığı &#8220;Operasyon kazasıymış!&#8221;</em></p>
<p><strong>Vatan:</strong><em> &#8220;35 köylü PKK&#8217;lı diye vuruldu&#8221; üst başlığı ile &#8220;Kahreden hata&#8221;</em></p>
<p><strong>Yenişafak<em>:</em></strong><em> &#8220;Ölümcül hata&#8221;</em></p>
<p><strong>Zaman:</strong><em> &#8220;Kuzey Irak sınırında 35 vatandaşımız hayatını kaybetti&#8221; üst başlığı ile &#8220;Ölümcül İstihbarat&#8221;</em></p>
<p><strong>30 Aralık günü konuya değinen köşe yazarları şunları belirttiler:</strong></p>
<p><strong>Radikal gazetesi yazarları:</strong></p>
<p><strong>Cüneyt Özdemir:</strong> <em>F- 16 ile bombalayarak hangi politik meselenin çözüldüğü görülmüş? Yok politik değil, geçim derdi, yani ekonomik mi? Peki, o zaman bu insanların o dağlarda ticaret yapmasına gerek kalmayacak yatırımı, teşviki, yani ekonomiyi neden ayağa kaldırmıyoruz? 35 insanı öldüren o F- 16&#8242;nın o geceki yakıt parasını bile bu insanlar hayatları boyunca bir arada görememiştir. Göremez. O savaş uçağını kaldırıp, bombalar yükleyip dağlardaki 35 insanı vurmak için paramız var ama o parayı o 35 insana ulaştıracak aklımız yok.</em></p>
<p><strong>Oral Çalışlar:</strong> <em>Ağır bir insanlık suçuyla, insanlık dramıyla karşı karşıya olduğumuz, köylülerin anlatımından, TSK açıklamalarından ve bombalanan yerlerdeki görüntülerden anlaşılıyor. Tevil edilebilecek, üzeri örtülebilecek, stratejik analizlerle geçiştirilebilecek bir durumla karşı karşıya değiliz. Bu suçun hesabının hukuk çerçevesinde sorulması gerekiyor. Kim bu saldırıyı planlamış, kim emirleri vermişse yargı karşısında hesap vermesi gerekiyor.</em></p>
<p><strong>Cengiz Çandar:</strong> <em>Uludere katliamının faturası çıkmak zorunda. Birileri faturayı ödemeli. Yaygın biçimde, Genelkurmay Başkanı&#8217;nın, Hava Kuvvetleri Komutanı&#8217;nın ve İçişleri Bakanı&#8217;nın istifa etmesi gereği üzerinde duruluyor.</em></p>
<p><strong>Akşam gazetesi Ankara Temsilcisi Çiğdem Toker:</strong> <em>Sivil vatandaşını yanlışlıkla bombalamayan bir terörle mücadele istiyoruz. Mümkünse.</em></p>
<p><strong>Yenişafak gazetesi yazarları</strong></p>
<p><strong>Ali Bayramoğlu:</strong> <em>Bu felaket göstermektedir ki, silah, savaş, çatışma üzerine kurulu seferberlik her zaman ve herkes için ölümcüldür. Diğer yönüyle soru şudur: Nasıl becerilebildi? Sorumlu kim? 24 askerin şehit olmasıyla ayağa kalkan medya, devlet ve siyaset, 35 sivil ölüm karşısında ne yapacak, ne diyecek? Muhtemelen zayiat diyerek geçiştirecektir bazıları, kimileri o sivillerin orada ne işi vardı diyecektir&#8230;  </em></p>
<p><strong>Salih Tuna:</strong> <em>Türkiye etnisite ve mezhep çatışması fitnesini söndürmek istiyorsa, fert ve cemiyet planında iyiliği öğretecek kadar içindeki kötülüklere dur demeli, hatta temizlemeli. Uludere&#8217;deki 35 canın hesabını sormakla başlayabilir buna. O 35 canın ailelerine tazminat ödesin. Milli yas ilan edercesine, bayrakları yarıya indirircesine o 35 cana yansın. Yansın ki bu fitne ateşini söndürmeye namzet olsun. Yoksa bu ateş hepimizi yakacak!</em></p>
<p><strong>Özlem Albayrak:</strong> <em>Kendi ülkesinin kadınlarının yüzde 70&#8242;ine yakınının başına örttüğü örtüyü hala bir tehdit olarak gören/ görebilen TSK&#8217;nın, o eski hassasiyetlerini ısrarla korumaya devam etmesi bir yana; kuruma bağlı subayların mesajlarını bile kontrol edebilme kudretini haiz bir istihbaratı varken, PKK&#8217;lılar ile ortalama köylüleri nasıl ayırdedebilemez? Var mıdır bunun bir izahı? Sizin istihbaratınızı, sizin vicdanınızı sevsinler.</em></p>
<p><strong>Habertürk gazetesi yazarı Nihal Bengisu Karaca:</strong> <em>Burada soru şu: Nasıl oluyor da köylülerin yolunu kesen ve onların köylü olduğunu anlaması beklenen askerle temas kurulamıyor ve uçakların bomba yağdırmasına engel olunamıyor?</em></p>
<p><strong>Star gazetesi yazarları </strong></p>
<p><strong>Ahmet Kekeç: </strong><em>Eskiden, jetlerimiz, yanlış ve kasıtlı koordinatlarla, teröristlerin bulunmadığı dağları bombalarmış&#8230; Bu kez, doğru koordinatlarla, yanlış kişileri bombalıyor&#8230; Kasıt mı hata mı? Yoksa birileri terörle mücadeleyi sabote mi ediyor? Ne oluyor? Bilelim&#8230; </em></p>
<p><strong>Eser Karakaş:</strong><em> Kasıt unsuru bulunan olaylar dışında TSK büyük bir acz içine düşmüş, dev ama beceriksiz bir örgüt görünümünde; ölenlerin PKK&#8217;nın silahlı teröristleri olmadığı açık. Genelkurmay&#8217;dan vazgeçtik, Milli Savunma Bakanlığı ölenlerin ailelerinden neden hemen özür dilemez, anlaşılır gibi değil&#8230; Perşembe öğleden sonra ekranlardan beklenen, bölgeye muhabirlerin yollanması, hatta belki genel yayın yönetmenlerinin oraya bizzat gitmesi, bölgeden canlı yayın yapılması ve senelerce unutulmayacak bu facianın nedenlerinin aydınlatılması, konunun tartışılması idi. İzlemeye çalıştığım kanallarda ise ekonomik krizden, İffet&#8217;e kadar her şey vardı, Uludere hakkında Genelkurmay resmi bildirisi dışında bir şey yoktu.</em></p>
<p><strong>Mehmet Altan:</strong> <em>Yaşanan büyük trajediye rağmen, Genelkurmay&#8217;ın açıklamalarına kadar maalesef medyada çıt çıkmadı&#8230; Bu bombalama emrini kim verdi? Doğrudan Genelkurmay mı, Şırnak&#8217;taki tümen mi? Ve bu yanlışın, bu vahim kanlı hatanın sorumlusu kim?</em></p>
<p><strong>Zaman gazetesi yazarları</strong></p>
<p><strong>Bejan Matur:</strong> <em>Sınır güvenliği adı altında vatandaşını öldüren ve bunu yaparken içine düştüğü hukuksuzluğun sorumluluğunu taşımayan, hesap vermeyen bir devlet, dikişlerin daha da çözülmesini hızlandırmaz mı?</em></p>
<p><strong>İhsan Dağı:</strong> <em>Ya görünmez bir güç, dün olduğu gibi bugün de çözüm sürecini sabote ediyor, ya da bu işi götürenler yekten beceriksiz. Bir ihtimal daha yok değil; taraflar birbirlerine güvenmedikleri için riske girmek istemiyorlar.</em></p>
<p><strong>Hürriyet gazetesi yazarları </strong></p>
<p><strong>Ahmet Hakan:</strong> <em>Uludere olayı karşısında hükümet sustu kaldı. Etkili bir çıkış yapmadı. Kısacası ortaya çıkan vahim tabloyu hafiften üzerine aldı&#8230; Bir kez daha anladık: Güvenlik politikalarına abanman tehlikeli sonuçları olabiliyor. Hele azıcık başarı sağlanınca bir havaya girme durumu söz konusu oluyor ve dikkat elden kaçıyor. Dikkatin elden kaçması ise 35 cana mal oluyor.</em></p>
<p><strong>İsmet Berkan:</strong> <em>Savaş uçaklarından atılan bombaların o hukukun neresinde olduğunu ara ki bulasın. Vur emrinin nasıl geldiğini ara ki bulasın&#8230; Terörün ilacı hukuk devletidir, demokrasidir. Ne kadar hukuk devletiyiz, ona bir bakalım.</em></p>
<p><strong>Sabah gazetesi yazarı Emre Aköz:</strong><em> Özetle: Şu anda hem Hükümet&#8217;in hem de Genelkurmay&#8217;ın karizması çizilmiş durumda. Özür dilemek ve ölenlerin ailelerine tazminat vermek yetmez. Bu olay derinlemesine bir biçimde soruşturmalı ve hatayı yapanlar yargılanmalı. Bu derece ‘işte size koz, tepe tepe kullanın&#8217; diye bas bas bağıran bir olay az görülür. İşin içinden ‘Ergenekonik&#8217; bağlantılar çıkarsa şaşırmayın.</em></p>
<p><strong>Vatan gazetesi yazarları</strong></p>
<p><strong>Güngör Mengi:</strong> <em>Mazot kaçakçılığı yapmanın cezası ölüm değil. Ne yazık ki vatandaşlarımız terörün uğursuz yazgısına kurban olmuşlardır.</em></p>
<p><strong>Sanem Altan:</strong> <em>Ben o çocukların annesi değilim, sadece anne olduğum için bu kadar ağlıyorsam, o çocukların anneleri nasıl ağlıyordur, nasıl yanıyordur içleri. Bir de bunu düşünün. Düşünecek bir aklınız, çocuk ölümleriyle titreyecek bir vicdanınız varsa tabii&#8230;</em></p>
<p><strong>Okay Gönensin:</strong><em> Tek yol vardır: Silahların bırakılması ve bütün savaşçı ağızların kapatılması. O tek yolun açılması için bu kadar ölüm, bu kadar acı yetmiyor mu?</em></p>
<p><strong>Ruşen Çakır</strong><em>: Yaşanan facia, bilerek değil kazayla yaşandı. Ama kaza olması sorumluların günahlarını azaltmıyor, tam tersi artırıyor. AKP hükümeti bu olayın üstünü örtmeye çalışmayacaktır&#8230; Böylesi bir günde vatandaşları yaşananlardan haberdar etmeme konusunda olağanüstü bir beceri sergileyen haber kanallarının günahlarına ortak olmadığım için son derece memnunum. Gerçekten her işte bir hayır varmış!</em></p>
<p><strong>Taraf gazetesi yazarları</strong></p>
<p><strong>Taraf gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan:</strong><em> O köyleri ve kaçakçıları tanıyan sınır karakollarından neden bilgi istenmedi? Genelkurmay, kaçakçıları saldırıya geçecek bir PKK&#8217;lı grup sandıklarını söylüyor, peki, bir grup PKK&#8217;lının saldıracağını haber aldıysanız ilk yapmanız gereken o grubun yolunun üstündeki sınır birliklerini uyarmak olmaz mı? Niye o karakolları uyarmak için kimse aramadı? Aradıysa nasıl oldu da o karakollardan gelenlerin kaçakçı olduğunu öğrenemedi? Genelkurmay&#8217;da bu kadar kalabalık bir grup imha etme emrini kim verdi? Emri vermeden önce bölgeden hangi birliklerle konuştu? Bu kadar büyük bir operasyonun sadece tek kaynaktan gelen bir istihbaratla yapılması normal midir? Her zaman operasyonlar, tek kaynaktan gelen bilgilere dayanarak, bu bilgiler başka kaynaklardan kontrol edilmeden mi başlatılır? Yok, eğer Genelkurmay bu istihbaratı birkaç kaynaktan birden kontrol ettiyse, bütün kaynaklar aynı yanlış istihbaratı nasıl verdi? Her zaman o saatlerde, o yoldan geçen kaçakçılar neden kimsenin aklına gelmedi? ‘Orası kaçakçıların yolu&#8217; diyen hiç mi kimse çıkmadı? Bu korkunç katliamın bir yanlışlık olduğu konusunda benim çok ciddi kuşkularım var. Pek yanlışlığa benzemiyor bu iş. </em></p>
<p><strong>Melih Altınok: </strong><em>Nasıl Dersim&#8217;le yüzleşme, 33 kişinin ölüm emrini veren Mustafa Muğlalı&#8217;nın ismini tabelalardan sildirme basireti gösterdiyseniz, şimdi de bu olayın faillerini ortaya çıkartmak ve gereken yaptırımı uygulamak zorundasınız. Peşinen söyleyelim, onlarca can karşısında özür, bahane, sahte kardeşlik açıklamaları kifayetsiz kalır. İstifaysa istifa, görevden almaysa görevden alma.</em></p>
<p><strong>Siyasiler ne dediler?</strong></p>
<p><strong>AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan</strong>, Taraf gazetesine ve Taraf yazarı Mehmet Baransu&#8217;ya kızdı: &#8221; <em>‘Devlet halkını bombaladı&#8217; gibi sözler acımasız başlıklardır. Bizim iktidarımız döneminde böyle bir şey olamaz. Geçmişte olmuş olabilir. Bilmeden yazıp çizen köşe yazarı sıfatıyla cambazlar var. İstihbarat örgütlerimizi, istihbarat örgütlerinden daha iyi biliyorlar. Herhalde böcekleri var. Yanlış bilgiler vermiş istihbarat teşkilatımız. MİT&#8217;in son anda verdiği bir bilgi yoktur. MİT bu konuyla ilgili bir açıklama yapacaktır.&#8221; Erdoğan, </em><em>&#8221;Haftanin&#8217;deki olayla ilgili atılan bazı gazete başlıkları çok acımasız, çok insafsız. &#8216;Devlet halkını bombaladı&#8217; gibi bir başlık&#8230; Bunlar acımasız başlıklardır. Bir defa hiç bir devlet halkını kalkıp da kastı mahsusa ile bombalamaz. Geçmişte bu tür şeyler belki yapılmış olabilir ama bizim iktidarımız döneminde böyle bir şeyin olması mümkün değildi</em>r&#8221; dedi. Erdoğan&#8217;a tepki, Baransu&#8217;dan twitter üzerinden geldi: &#8220;<strong><em>Sayın Başbakan iki cambaz bir ipte oynamaz, hatırlatayım size. Öyle böcek diyerek olayı sulandırmayın Gerçeği siz de benim gibi biliyorsunuz</em></strong>&#8221;<br />
<strong>Cumhurbaşkanı Abdullah Gül:</strong> <em>Çok talihsiz bir olay olmuştur. Bilgiler</em><em> </em><em><br />
göstermektedir ki, hayatını kaybedenlerin hepsi sivil vatandaşlarımızdır. Bundan <br />
dolayı sivil, asker hepimizin üzüntüsü gerçekten büyüktür. Muhakkak ki bununla <br />
ilgili araştırmalar, nasıl olduğu araştırmaları titiz bir şekilde yapılacaktır.<br />
</em><strong>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli:</strong> <em>Tam bu dönemde bir yerden bazı genç çocuk yaşta ve bir ailenin mensubu olarak bilinen yöre insanlarından Irak&#8217;tan giriş sırasında terörle mealenin yoğunluk kazandığı bir bölgede terörist sanılarak gerekli mücadele sürdürülmüştür.</em><em> Bu ani gelişme nereden çıkmıştır? Siyasi iktidar bir operasyon kusurundan bahsedeceğine Türk milletine gerçeği anlatmalıdır. Sigara kaçakçısı olarak kullanılan kişiler oraya nasıl gelmiştir? Kim yönlendirmiştir? Sağlıklı bir istihbarata neden temin edilememiştir. Bunun üstü örtülmemeli ve gerçeği mutlaka hükümet bulmalıdır.<br />
</em><strong>CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu:</strong>  <em>Hükümetin derhal özür dilemesi gerekiyor. Nereden aldınız bu istihbaratı? Nasıl olur da Türkiye bu şekilde Ortadoğu&#8217;da güçlü bir ülke haline gelir? Türkiye yabancı istihbaratçıların cirit attığı bir ülke haline geldi.</em><em><br />
</em><strong>AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik: </strong><em>Bu insanların yüzde yüz kaçakçılık yaptıkları tespit edilse bile onların söyle bir muameleye maruz kalmaları, onların bombalanmaları gerekmiyor, böyle bir şey söz konusu bile olamaz. Bir hata, bir kusur, bir yanlış varsa bu asla örtbas edilmeyecektir, edilmemelidir.</em><em></em></p>
<p><strong>Aradan haftalar geçti</strong></p>
<p>İçişleri Bakanlığına bağlı müfettişler, bölgeye gidip çalışmalarını tamamladılar.</p>
<p>İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde oluşturulan Uludere Alt Komisyonu üyeleri, hava koşullarından dolayı 1 Şubat&#8217;ta bölgeye yapacakları ziyareti 8 Şubat&#8217;a ertelemiş olsalar bile olayın peşinde olduklarını gösteren açıklamalar yaptılar.</p>
<p>Bombalama anlarını da içeren 4 saatlik Heron görüntüleri 23 Ocak&#8217;ta Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.</p>
<p>Uludere ile ilgili çok önemli haberlere imza atan Taraf gazetesine konuşan AKP Şırnak Milletvekili ve İçişleri Komisyonu üyesi Mehmet Emin Dindar, Heron görüntülerinin bir kısmını izlediğini belirterek görüntülerde vatandaşların kaçakçı olduklarının net bir şekilde görüldüğünü söyledi.</p>
<p>Tüm bunlar yaşanırken medyanın bir kısmı olayı unuttu, diğer kısmı ise unutturmamak için yayınlarına devam etti ve etmeye devam ediyor.</p>
<p><strong>Kısacası&#8230; </strong></p>
<p>&#8220;Olay doğru değil&#8221; diyenler ve &#8220;Ölenler teröristti&#8221; diyenler yanıldılar. Kürt sorununun çözümü konusunda adımlar atılmakta iken, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç &#8220;Kürtlere tüm hakları verilecek&#8221; derken, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ikinci demokratikleşme paketinden bahsederken yapılan bu katliam, Ergenekon&#8217;un yaşadığını gösteriyordu. Ergenekon yaşıyor ve tam bazı sorunlar çözülüp adımlar atılacakken yeniden karşımıza çıkıyordu. Maalesef bu kez 34 canla karşımıza çıktı yanına insanlıktan nasibini alamamışların ve hiçbir zaman da alamayacakların kinlerini, gerçekleri görmezlikten gelenleri ve böylelerinin medyasını da alarak&#8230; Bu arada karşımıza Ergenekon&#8217;un yanında bir de Star gazetesi yazarı Berat Özipek&#8217;in 2 Şubat Perşembe günü yazdığı şu gerçek çıktı: <em>Bugün Hükümet, Kürtleri rahatlatacak pek çok adım atmış olmasına rağmen kendisine gösterilen tepkiye şaşırıyor. Uludere&#8217;deki ölümlerin kasıtlı olmadığının nasıl olup da bir türlü anlaşılmadığını soruyor. &#8220;Devlet vatandaşını öldürür mü?&#8221; diye soruyor.  Bu sorunun cevabının bütün bölgede, gayet önyargısız biçimde, &#8220;evet, öldürür, öldürdü&#8221; olacağını anlamıyor.</em><em> </em><em>O &#8220;Devlet&#8221; derken kendisini veya artık kendi kontrolü altındaki -belki de kontrolü altında olduğuna inandığı demeliyiz- bürokrasiyi kastediyor; Kürtler ise -en son- 1990&#8242;lı yıllar boyunca şahit oldukları, kendi gözleriyle gördükleri devleti.</em><em> </em><em>Ve ondan, bildik &#8220;devlet dilini&#8221; hatırlatan böyle sözler duyduklarında küsüp, milliyetçi soydaşlarına yaklaşıyor. &#8221;Yüce ulusal dava&#8221; adına, &#8221;welat&#8221; adına dökülen kanı mubah gören milliyetçi soydaşlarına.</em><em> </em><em>Orada 34 sivil hayatını kaybetmiş. Bu yüzden de devlet, velev ki bir hatası olmasın, vatandaşının yaşama hakkını koruyamadığı için bile o ailelere özür borçlu.</em><em> </em><em>Şimdi Hükümet dolaylı yollardan, örneğin ciddi bir maddi tazminat ödeyerek özür dilemeye çalışıyor. Açıkça özür dilemeden tazminat ödemenin onur kırıcı olduğunu ve bunun kırgınlığı derinleştirmekten başka bir sonuç doğurmayacağını görmüyor. </em></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konuda okumak için&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></span></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/03/uludere-katliami-ve-medya/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/03/uludere-katliami-ve-medya/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Siyasi baskıyla ilan toplanıyor, gerçek tirajlar saklanıyor</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/30/siyasi-baskiyla-ilan-toplaniyor-gercek-tirajlar-saklaniyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/01/30/siyasi-baskiyla-ilan-toplaniyor-gercek-tirajlar-saklaniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 16:04:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Chignardet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20469</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; Ya başka bir iş alıyorsun ya da siyasi baskıyla ilan topluyorsun. Yani, satış aracılığıyla halk ödemiyor. Türkiye&#8217;de reytingler konuşuluyor ama gazete tirajları sorgulanmıyor. Gerçek satışlar ile gösterilen tirajlar gözetildiği zaman bir zarar ortaya çıkıyor. O zararı kim, neden ödüyor&#8230; Bu soruyu araştırmak gerek&#8230; O zaman yaşanan berraklaşır. [...] Örneğin, Şike Yasası. Vicdan sahibi, ilkeli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>&#8220;&#8230; Ya başka bir iş alıyorsun ya da siyasi baskıyla ilan topluyorsun. Yani, satış aracılığıyla halk ödemiyor. Türkiye&#8217;de reytingler konuşuluyor ama gazete tirajları sorgulanmıyor. Gerçek satışlar ile gösterilen tirajlar gözetildiği zaman bir zarar ortaya çıkıyor. O zararı kim, neden ödüyor&#8230; Bu soruyu araştırmak gerek&#8230; O zaman yaşanan berraklaşır. [...] Örneğin, Şike Yasası. Vicdan sahibi, ilkeli bir insanın kabul edebileceği bir şey değildi. </em><em>Van</em><em>&#8216;da 70 bin kişi hâlâ bu soğukta çadırlarda yaşıyor. &#8220;Yeni </em><em>Türkiye</em><em>&#8221; propagandasıyla uyuşmayan her tablonun gündemdeki yeri düşüyor. Milletvekillerinin emeklilik maaşlarının artırılmasından ziyade, düzenlemenin çok sinsi bir şekilde gece yasalaşması yine gündemden düşürüldü. Mesela </em><em>Deniz Feneri</em><em> bir tabudur&#8230; </em><em>Hrant Dink</em><em> cinayetinin 5 yıl süren dava seyri, bu konuda üstünde şüphe olan bütün bürokratların terfi ettirilmesi ya da iktidar partisinden siyasete atılması&#8230; Bunların üzerine gidilmesini istemeyen bir ileri demokrasi olabilir mi? &#8230;&#8221; </em><a href="http://t24.com.tr/akpye-yakin-gazeteler-siyasi-baskiyla-ilan-topluyor/haber/194727.aspx" target="_blank"><em>TAMAMI</em></a></p></blockquote>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konuda okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></span></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/01/30/siyasi-baskiyla-ilan-toplaniyor-gercek-tirajlar-saklaniyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/01/30/siyasi-baskiyla-ilan-toplaniyor-gercek-tirajlar-saklaniyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>KCK Davası, Profesörler ve Eşşekler</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/04/kck-davasi-profesorler-ve-essekler/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/04/kck-davasi-profesorler-ve-essekler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Nov 2011 16:10:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[BDP]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19318</guid>
		<description><![CDATA[ 1990&#8242;lı yılların başı. Kanada&#8217;nın başkenti Ottawa&#8217;dayız. Ömrünü teleskop başında geçirmiş, yıldızların, gök taşlarının, gezegenlerin hareketleri üzerine keşifler yapmış bir &#8220;profesörün&#8221; tutuklanması gazete manşetlerinde. Kız öğrencilerinden biri cinsel tacize uğradığını iddia ediyor. Profesörün yakın dostları ve ailesi ise çılgına dönmüş:
&#8220;Nasıl olur da ülkemizin gurur kaynağı olan bu bilim adamını tutuklarsınız?&#8221;
Yerel gazeteler de öfkeli. Mahkemeyi Ortaçağ Avrupasının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/liberal_ahlak_esek.gif" alt="" width="200" height="200" /> 1990&#8242;lı yılların başı. Kanada&#8217;nın başkenti Ottawa&#8217;dayız. Ömrünü teleskop başında geçirmiş, yıldızların, gök taşlarının, gezegenlerin hareketleri üzerine keşifler yapmış bir &#8220;profesörün&#8221; tutuklanması gazete manşetlerinde. Kız öğrencilerinden biri cinsel tacize uğradığını iddia ediyor. Profesörün yakın dostları ve ailesi ise çılgına dönmüş:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Nasıl olur da ülkemizin gurur kaynağı olan bu bilim adamını tutuklarsınız?&#8221;</em></p>
<p>Yerel gazeteler de öfkeli. Mahkemeyi Ortaçağ Avrupasının Engizisyonu ile karşılaştırmakla yetinmiyorlar:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Bluğ çağı krizindeki sivilceli kızların saygın bir bilim adamını lekelemesi bu kadar kolay olmamalı!&#8221;</em></p>
<p> Dava görülmeye başlıyor. Kızcağız profesörün notla şantaj yaptığı telefon görüşmelerini kayda almış. Hocasının <strong><em>&#8220;bedensel artıklarının&#8221;</em></strong> bulaştığı kıyafetlerin analizi şüpheye yer bırakmıyor. Bu arada medyanın yoğunlaşan baskısı altında eziliyor kızın ailesi. Babası profesör değil, <strong><em>&#8220;sadece&#8221;</em></strong> orta okul mezunu bir otobüs şoförü, anne ise ev kadını. Genç kız mahkemenin sonucunu bekleyemeden intihar ediyor. Profesör cezaevine yollanıyor&#8230; Yanında staj yaptığım <strong><em>&#8220;bilim adamı&#8221; </em></strong>da bir profesör. Öğle yemeğinde konuyu açıyorum ve ne düşündüğünü soruyorum. Kısacık cevabı meselenin özeti gibi:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Tahsil cahilliği yok eder, eşşekliği değil!&#8221;</em></p>
<p> Evet, meslekî bilgi insanı erdemli yapmaz. İyi - Kötü ayrımı yapmak, İyi&#8217;den yana davranacak gücü ve cesareti kendinde bulmak meslekî tahsille olmaz. Profesörler, generaller, doktorlar, gazeteciler ve imamlar da herkes gibi suç işleyebilirler. Master ve doktora yapmış olmak, yabancı dil bilmek insanı kötülükten uzaklaştırmıyor. Ama bir musluk tamircisi ya da bakkal tutuklanırsa Türkiye&#8217;nin gazetecileri rahatsız olmuyorlar. <strong><em>&#8220;Bir bakkal tutuklanmış, bu ne rezalet? Bu ne biçim demokrasi?&#8221;</em></strong> diye bir manşet görmedim hiç. Oysa Ergenekon davasında basının bir kısmı vatansever(?) generallerin tutuklanmasına çok bozulmuştu. Şimdi KCK davasıyla birlikte tutuklanan profesörler var. Bizim(?) basın yine teyakkuzda. Taraf, Radikal&#8230; Nereye baksam <strong><em>&#8220;saygın bir profesörün&#8221; </em></strong>tutuklanmasına bozuk atan köşe yazarları. <span id="more-19318"></span></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/bahceli_02.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-19321" title="bahceli_02" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/bahceli_02.jpg" alt="" width="212" height="202" /></a>Devlet Bahçeli&#8217;nin de &#8220;profesör&#8221; olduğunu biliyor muydunuz? Van depreminde ırkçılığa karşı tavır koyan &#8220;cici&#8221; Bahçeli. Aynı Bahçeli yine Doğu Anadolu&#8217;da yaptığı bir seçim mitinginde halkın üzerine yağlı urgan atmıştı. (Bkz. <a title="Permanent Link to Psikopatlık ve Karizma" href="http://www.derindusunce.org/2007/07/19/psikopatlik-ve-karizma/">Psikopatlık ve Karizma</a>) Aynı Bahçeli Can Dündar&#8217;ın kendisiyle yaptığı bir röportajda<strong> arabasının bagajında meyve sandıkları içinde silah taşıdığını anlatmıştı!</strong> Evet&#8230; Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü&#8217;nde iktisat doktorası yapmış ve aynı üniversitenin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Politikası Ana Bilim Dalı&#8217;nda 1987 yılına kadar öğretim üyeliğini sürdürmüş. Bir üniversite hocası düşünün. Amfide ders veriyor. Kitap yazıyor. Ekonomiden bahsediyor, siyaset felsefesinden, Smith, Locke, Arendt, Tocqueville, Marx&#8230; İmtihan kâğıtlarını okuyor. Öğrencilerle şakalaşıyor. <strong>Park yerindeki arabasının bagajında makineli tüfek var</strong>. İnsan öldürmeye yarayan bir &#8220;alet&#8221; var. Üniversite öğrencilerinin birbirlerini solcu/sağcı diye takır takır vurduğu seneler.</p>
<p> <strong>Düşünen gazeteci olur mu?</strong></p>
<p>Gaztecilik zor meslek. Hem ciddi olacaksın hem şaklaban. Hem bilgilendireceksin hem de &#8220;reyting&#8221; yapmak için tellal gibi bağıracaksın <strong><em>&#8220;skandaaaal, rezaleeeet, flaş &#8230; flaş &#8230; flaş &#8230; şok &#8230; şok &#8230; şok&#8221; </em></strong>diye. Eh ancak bu kadar oluyor. Sadece Türkiye&#8217;nin gazetecileri değil. Dünya basını da böyle savruluyor bir saçmalıktan diğerine. Meselâ ünlü yönetmen <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000591/">Roman Polanski</a>&#8216;nin mahkemesi geliyor aklıma. Ve tabi sanatçı olduğu için nasıl da korunduğu, bir ilâh gibi &#8221;hata etmez, hesap vermez&#8221; ilân edildiği:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <em>&#8220;&#8230;Roman Polanski Jack Nicholson&#8217;a ait bir villada 13 yaşındaki bir insan olan Samantha Geimer ile fotoğraf çekimi yapıyor. Çekim bitince şampanya ve uyuşturucu teklif ediyor. Kızın itirazlarına rağmen cinsel ilişkiye giriyorlar. Mahkemede Polanski ilişkiyi kabul ediyor ama tecavüz suçlamasını reddediyor. Alkol içmeye zorladığı ve uyku ilacı verdiği suçlamalarını da. ABD&#8217;den kaçıyor Polanski.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Dönemin Fransa kültür bakanı Frédéric Mittérand Polanski&#8217;yi destekliyor. &#8220;Eski dosya&#8221; vs diyerek sulandırmaya çalışıyor. İktidar partisi UMP&#8217;nin sözcüsü Frédéric Lefebvre de destek oluyor. SACD (Senaryo Yazarları Derneği) Polanski&#8217;ye destek için bir imza kampanyası başlatıyor. Sanatçılardan Costa-Gavras, Monica Bellucci, Fanny Ardant, Bertrand Tavernier kampanyaya imza ile destek veriyorlar. Siyasetçilerden Jack Lang ve Bernard Kouchner de destekçiler arasında&#8230;&#8221; </em>(<a title="Permanent Link to Gazeteci ve Sanatçı Hukuk'un Üstünde midir?" href="http://www.derindusunce.org/2011/03/10/gazeteci-ve-sanatci-hukuk%e2%80%99un-ustunde-midir/">Gazeteci ve Sanatçı Hukuk&#8217;un Üstünde midir?</a>)<em></em></p>
<p> Derin Düşünce&#8217;de yazar olmak isteyen gençlere söylediğim ilk şeylerden biri <strong><em>&#8220;köşe yazısı okumayın, düşünme kabiliyetiniz azalır&#8221;</em></strong>. Çünkü düşünmek için insanda bir kaç şey bulunması gerekir:</p>
<ul>
<li>Düşünme arzusu,</li>
<li>Eleştirel bakış,</li>
<li>Zaman.</li>
</ul>
<p>Ne yazık ki Türkiye&#8217;nin köşe yazarları içinde bu üçüne birden sahip olan çok az.</p>
<p> <strong>Aaa?</strong> <strong>Bilim adamı suç işler mi?</strong></p>
<p>Okumayı, öğrenmeyi hep sevmişimdir. Kalın gözlüklü, beyaz gömlekli o insanları görünce içimde hep bir saygı uyanır. Yıllarını bir konuya vermiş, yıldızları, insan vücudunu ya da kuşların sindirimini incelemiş o dağınık saçlı, pipolu insanları severim, elimde değil. Bu sevginin gözlerimi (biraz) kör ettiğini de gençlik yıllarımda fark etmiştim: Bir üniversitede iki profesör arasındaki kişisel takışmaya tanık olduğumda çok şaşırmıştım. Gözümde bu kadar büyüttüğüm bu &#8220;bilim insanları&#8221; nasıl olur da kibir, kıskançlık, öfke, para sevgisi gibi nefsanî hastalıklardan muzdarip olabilirlerdi?</p>
<p> Sorumluluğu ister kendi saflığıma yükleyeyim isterse bana verilen pozitivist eğitime, ortada bir hata vardı. Evet, <strong>&#8220;bilim insanı&#8221;</strong> da herkes kadar &#8230; insandı. Bilim insanı da karısına bir tokat atabilir, vergi kaçırabilir, alkollü araba kullanabilirdi. Bizim bilim insanlarını gözümüzde bu kadar büyütmemiz ise basbayağı bir körlükten ibaretti.</p>
<p> İnsanlık tarihine bakın, &#8220;bilim insanları&#8221; sadece adi suçlar işlemekle de yetinmiyorlar. Soykırımlara, teröristlere, kanlı diktatörlere bile hizmet edebiliyorlar:</p>
<p style="padding-left: 30px;"> <strong><em>&#8220;</em></strong><em>Geride bıraktığımız eylül ayında İngiltere ve Almanya&#8217;da tutuklanan Arap kökenli El-Kaideci teröristlerin doktor olmaları, tıp ve kimya alanındaki bilgilerini sivilleri öldürmek için kullanmaya çalışmaları herkesi şaşırttı. Fransız Le Figaro gazetesi hayretle </em><em><strong>&#8220;hayat kurtarmak için okumuş bir doktor nasıl olur da bilgilerini öldürmek için kullanır?&#8221;</strong></em><em> diye soruyordu.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Aslında söz konusu Fransız gazeteci Avrupa&#8217;nın yakın tarihini bilseydi bu kadar şaşırmazdı. Zira o zaman Alman doktor <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Josef_Mengele" target="_blank">Josef Mengele&#8217;nin </a></em><em>ve Avusturyalı doktor <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Aribert_Heim" target="_blank">Aribert Heim&#8217;ın</a></em><em> <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Auschwitz-Birkenau" target="_blank">Auschwitz-Birkenau </a></em><em>toplama kampında insanları anestezi kullanmadan kestiklerini ve beyinlerine zehirli maddeler zerk ettiklerini bilebilirdi. Bilimi insanlara zarar vermek için kullanan doktorlar arasında <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Heinrich_Himmler" target="_blank">Heinrich Himmler&#8217;in </a></em><em>emriyle Çingeneler gibi &#8220;aşağılık ırkları&#8221; kısırlaştırmak için bilimsel araştırmalar yapan <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Carl_Clauberg" target="_blank">Karl Clauberg </a></em><em>de anılabilir.</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Fakat bilim ile zulüm yapmak Nazilerin tekelinde değil elbette. Rus bilim adamları tıp, kimya ve psikoloji alanlarındaki bilgilerini <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/SSCB" target="_blank">Sovyet Rusya&#8217;nın </a></em><em>gizli servisi <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/KGB" target="_blank">KGB&#8217;nin </a></em><em>(</em><em>Комитет</em><em> </em><em>Государственной</em><em> </em><em>безопасности</em><em>) sorguları için kullandılar soğuk savaş yıllarında. Ama bundan daha da çarpıcı olanı psikyatristlerin yardımıyla politik muhalefetin bir akıl hastalığı olarak ilânı ve kabulü oldu. <strong>Öyle ya, komünizme karşı çıkmak için insanın deli olması gerekirdi(!)</strong> Bu şekilde mahkeme gibi masraflı bürokratik detaylardan kurtulan komünist idare binlerce insanı hızla tımarhanelere gönderdi. Tabi gene doktorların yardımıyla verilen &#8220;kimyasal eğitim&#8221; sırasında <strong>&#8220;yanlışlıkla&#8221;</strong> ölenler de oluyordu!</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em><a title="radovan_karadzic_3mar941.jpg" href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2007/11/radovan_karadzic_3mar941.jpg"></a><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bosna_Sava%C5%9F%C4%B1" target="_blank">Bosna Savaşı </a></em><em>sırasında işlediği soykırım ve savaş suçlarından dolayı hâlâ aranan <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Radovan_Karadzi%C3%A7" target="_blank">Radovan Karadziç</a></em><em> de doktor değil miydi? Kaçak nakil organ piyasasında Komünist Çin&#8217;deki idam mahkûmlarından alınan organların bolluğu da Çinli cerrahların irşada ihtiyacı olduğunu göstermiyor mu?</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Bilim adamları acaba sadece savaş gibi istisnaî durumlarda mı vicdanlarını askıya alıyorlar? Bu o kadar da kesin değil. ABD&#8217;deki <a href="http://www.vanderbilt.edu/" target="_blank">Vanderbilt Üniversitesi </a></em><em>bünyesinde fakirlere ücretsiz sağlık hizmeti veren bir bölümde 751 hamile kadına radioaktif madde vererek çocuklar üzerindeki etkisini <a href="http://aje.oxfordjournals.org/cgi/content/abstract/90/1/1" target="_blank">20 yıl boyunca test eden</a></em><em> araştırmacılar bunun en güzel örneği. Elbette bazı çocuklarda tümör oluştuğunu söylemeye gerek yok. »</em> (<a title="Permanent Link to Evrimcilerin iç hastalıkları" href="http://www.derindusunce.org/2007/11/07/evrimcilerin-ic-hastaliklari/">Evrimcilerin iç hastalıkları</a>)</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>KCK&#8217;nın siyaset okulunda &#8220;ders veren&#8221; bazı profesörler tutuklanmış. Vakti ve düşünme arzusu olMAyan köşe yazarları ayaküstü bir şeyler karalamışlar: <strong><em>&#8220;Ders vermek suç mu? Bir profesör tutuklanabilir mi? Bu ne biçim demokrasi?&#8221;</em></strong></p>
<p> Hayatımın son 20 senesini Batı&#8217;da geçirdim. Türkiye&#8217;nin çeyrek aydınlarının hayran oldukları demokratik ülkelerde: İngiltere, Fransa, ABD ve Kanada. Bu ülkelerin hiç birinde bir terör örgütünün, meselâ El Kaide&#8217;nin &#8220;siyaset okulunda&#8221; ders veren profesörlerin rahat bırakılacağını sanmıyorum.</p>
<p> KCK&#8217;nın ne olduğunu bizzat KCK ekibi tarafından kaleme alınan dokümanı okuyarak öğrenmenizi tavsiye ederim: &#8220;KCK Sözleşmesi&#8221;.  Tabi vakti, düşünme arzusu olan okurlar için söylüyorum bunu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>&#8230; Makaleye &#8220;komşu&#8221; konularda okumak için&#8230;</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasi_kitap.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank">Liberalizm Demokrasiyi Susturunca</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18938" title="liberalizm_demokrasi_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasi_kitap-203x300.jpg" alt="" width="133" height="191" /></a>Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama <strong>batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar.</strong> Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? <strong>Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? </strong>Okuyacağınız kitap demokrasi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulusalci_kurtler.pdf" target="_blank">Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/kapak_kucuk__ulusalci_kurtler.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18718" title="kapak_kucuk__ulusalci_kurtler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/kapak_kucuk__ulusalci_kurtler-206x300.jpg" alt="" width="127" height="176" /></a>Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle <strong>IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR</strong>. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulusalci_kurtler.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18312" title="marx-kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/marx-kapak.bmp" alt="" width="128" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank">Derin <strong>MAЯҖ</strong></a></strong></p>
<p>Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden? </p>
<p> Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok.  Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… <a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/04/kck-davasi-profesorler-ve-essekler/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/04/kck-davasi-profesorler-ve-essekler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Eyvah! ‘Zerdüştlük’ Şefkat Tepesi’nde</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/10/25/eyvah-%e2%80%98zerdustluk%e2%80%99-sefkat-tepesi%e2%80%99nde/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/10/25/eyvah-%e2%80%98zerdustluk%e2%80%99-sefkat-tepesi%e2%80%99nde/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Oct 2011 08:36:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Samanyolu TV]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19144</guid>
		<description><![CDATA[ 

&#8220;&#8230;Gördüklerime inanamadım. Karşımda biçimsel olarak, televizyon standartlarıyla değerlendirildiğinde dahi bir karikatür; içerik olarak ise medeni bir ülkede kesinlikle &#8220;nefret söylemi&#8221; çerçevesinde değerlendirilip defteri dürülecek bir dizi vardı. (Mesela bir bölümde, erlerden biri, komutanının &#8220;dağ faresi&#8221; dediği birkaç PKK&#8217;lıyla ilgili olarak &#8220;Komutanım, bu hamsileri yağda mı kızartayım, yoksa buğulama mı yapayım&#8221; diye soruyordu.)
Özlem Yağız, yazdıklarında yerden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center; padding-left: 30px;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/sefkat_tepe.jpg"><img class="size-full wp-image-14825 aligncenter" title="sefkat_tepe" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/sefkat_tepe.jpg" alt="" width="406" height="278" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/sefkat_tepe.jpg"></a></p>
<blockquote>
<p style="padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/sefkat_tepe.jpg"></a>&#8220;&#8230;Gördüklerime inanamadım. Karşımda biçimsel olarak, televizyon standartlarıyla değerlendirildiğinde dahi bir karikatür; içerik olarak ise medeni bir ülkede kesinlikle &#8220;nefret söylemi&#8221; çerçevesinde değerlendirilip defteri dürülecek bir dizi vardı. (Mesela bir bölümde, erlerden biri, komutanının &#8220;dağ faresi&#8221; dediği birkaç PKK&#8217;lıyla ilgili olarak &#8220;Komutanım, bu hamsileri yağda mı kızartayım, yoksa buğulama mı yapayım&#8221; diye soruyordu.)<br />
<a href="http://www.derindusunce.org/author/ozlemyagiz/" target="_blank">Özlem Yağız</a>, yazdıklarında yerden göğe kadar haklıydı:
</p>
<p style="padding-left: 60px;"><em>&#8220;Ne kadar ironiktir ki yıllardır Ortadoğulu, Arap, Afgan vs. insanları bir nevi böcekleştirip, kötü kalpli birtakım terörist yaratıklar olarak sunan Hollywood dizilerinden nefret etmiş ‘dindar&#8217; bir kitleye hitap eden bir televizyon, ısrarla ve ısrarla kendi ülkesinin insanlarını böylesine şeyleştirip insan hüviyetinden çıkararak yapılmış dizilere konu ediyor. Ve o kitle de bunu hazmediyor olmalı ki reyting durumları sağlam.&#8221;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;">Bu dizinin bilhassa dindarların teveccühüne mazhar olması gerçekten de hüzün vericiydi. Bu hüznü benim açımdan bir parça azaltan şey, diziye karşı yazılan en sert eleştirinin, kendisi de başörtülü bir dindar olan ve seçimlerden önce yürütülen &#8220;Başörtülü aday yoksa oy da yok&#8221; kampanyasının öncüleri arasında yer alan <a href="http://www.derindusunce.org/author/ozlemyagiz/" target="_blank">Özlem Yağız </a>tarafından kaleme alınmış olmasıydı. Yine, yazının yayınlandığı siteye gelen okur mektuplarından çoğunun ona hak verdiğini görmek de ilave bir teselli kaynağı olmuştu benim için&#8230;&#8221; <a href="http://taraf.com.tr/alper-gormus/makale-eyvah-zerdustluk-sefkat-tepesi-nde.htm" target="_blank">TAMAMI</a></p>
</blockquote>
<p style="padding-left: 30px;"> </p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/10/25/eyvah-%e2%80%98zerdustluk%e2%80%99-sefkat-tepesi%e2%80%99nde/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/10/25/eyvah-%e2%80%98zerdustluk%e2%80%99-sefkat-tepesi%e2%80%99nde/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk basını Hukuk’un Üstündedir(14): Irkçıdır!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/10/25/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir14-irkcidir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/10/25/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir14-irkcidir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Oct 2011 22:01:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19149</guid>
		<description><![CDATA[Duygu Canbaş, Haber Türk: &#8220;Deprem her ne kadar doğuda Van&#8217;da da olsa hepimizi üzdü.&#8221;
Müge Anlı, ATV: (Van’da enkazından insanlar kurtarılırken)  “Önce taş at, polisi, askeri kuş gibi avla, sonra yardım iste. Herkes haddini bilsin&#8221;
&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;
 Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?
Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090226_derin_dusunce_org_nazi.gif"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-4813" title="20090226_derin_dusunce_org_nazi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/05/20090226_derin_dusunce_org_nazi-150x150.gif" alt="" width="104" height="97" /></a>Duygu Canbaş, Haber Türk:</strong> <em>&#8220;Deprem her ne kadar doğuda Van&#8217;da da olsa hepimizi üzdü.&#8221;</em></p>
<p><strong>Müge Anlı, ATV:</strong> (Van’da enkazından insanlar kurtarılırken)  <em>“Önce taş at, polisi, askeri kuş gibi avla, sonra yardım iste. Herkes haddini bilsin&#8221;</em></p>
<p style="padding-left: 30px;">&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify; padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></span></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/10/25/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir14-irkcidir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/10/25/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir14-irkcidir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk basını Hukuk’un Üstündedir(13):İnsan kanı içer!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/10/02/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir13insan-kani-icer/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/10/02/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir13insan-kani-icer/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Oct 2011 16:37:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Korsan Mahyacı Kâmil</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18876</guid>
		<description><![CDATA[


Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/radikal_kan_turk_basini.jpg"></p>
<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-18877" title="radikal_kan_turk_basini" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/radikal_kan_turk_basini.jpg" alt="" width="236" height="265" /></p>
<p></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/10/02/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir13insan-kani-icer/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/10/02/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir13insan-kani-icer/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tayyip Erdoğan’ın Mısır konuşması</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/13/tayyip-erdogan%e2%80%99in-misir-konusmasi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/13/tayyip-erdogan%e2%80%99in-misir-konusmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Sep 2011 14:24:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Cihad]]></category>

		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[baris]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18709</guid>
		<description><![CDATA[Mısır&#8217;da konuşmayı işyerimdeki Cezayirli, Faslı ve Tunuslu arkadaşlar soluklarını tutarak dinlediler. Konuşma bittikten sonra buradaki tek Türk olduğum için gelip beni tebrik ettiler ve &#8220;ALLAH Türkiye&#8217;yi ve Erdoğan&#8217;ı korusun&#8221; diye dua etiklerini söylediler. Türkiye halkına selamları var.
Fetih korkusu, Osmanlı korkusu, normalleşme korkusu
İnsanlık kelimelerini kaybedeli çok oldu. Neyin &#8220;iyi&#8221; neyin &#8220;kötü&#8221; olduğunu unuttuk. Çıkarlarımıza uygun olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/erdogan-misir.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-18710" title="erdogan-misir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/erdogan-misir.jpg" alt="" width="232" height="302" /></a>Mısır&#8217;da konuşmayı işyerimdeki Cezayirli, Faslı ve Tunuslu arkadaşlar soluklarını tutarak dinlediler. Konuşma bittikten sonra buradaki tek Türk olduğum için gelip beni tebrik ettiler ve <strong>&#8220;ALLAH Türkiye&#8217;yi ve Erdoğan&#8217;ı korusun&#8221;</strong> diye dua etiklerini söylediler. Türkiye halkına selamları var.</p>
<p><strong>Fetih korkusu, Osmanlı korkusu, normalleşme korkusu</strong></p>
<p>İnsanlık kelimelerini kaybedeli çok oldu. Neyin &#8220;iyi&#8221; neyin &#8220;kötü&#8221; olduğunu unuttuk. Çıkarlarımıza uygun olan <strong>FAYDALI</strong> ile yaratılış gayemize uygun olan <strong>İYİ</strong> iç içe girdi. Çok doğru bir hareketin yasaklanabildiği, çok kötü bir fiilin alkışlanabildiği şu günlerde düşünmek, yazmak kolay değil.</p>
<p>Meselâ Mavi Marmara&#8217;da can veren Furkan&#8217;ı <strong>&#8220;terörist&#8221;</strong> diye damgalamış gazeteciler var Türkiye&#8217;de. Hâlâ da bir şeyler yazıp duruyorlar. İsrail&#8217;i üzme cüretini gösteren Davutoğlu&#8217;nu <strong>&#8220;neo-Osmanlıcı ve fütuhat meraklısı&#8221;</strong> olmakla itham edenler türedi. Taraf gazetesi de katıldı bu trene. Mavi Marmara&#8217;da oyuncak ve yiyecek taşıyanlar <strong>&#8220;Cihad&#8221;</strong> yapmakla suçlanmıştı bir gün önce. Hepsi kötü niyet değil sanırım. Kelimelerin kaybı ile akıl kaybı paralel ilerliyor&#8230; Unutmadan, &#8220;Fetih&#8221; kelimesinin mânâsı ele geçirmek, gasp etmek değildir. Fetih açmak demektir. Gönülleri fetheden bir iyi söz/fiil o gönlün sahibi olmaz, ona hükmetmez. Orada yaratılıştan var olan iyilik meydana çıkar, Mevlânâ Hazretleri&#8217;nin deyimi ile &#8220;âgâh olur&#8221; yani uyanır. Gönlün, kalbin açılması, örtünmeden yani küfürden, kâfirlikten kurtulması mânasını taşır.</p>
<p>Bu bağlamda Türkiye&#8217;nin İsrail&#8217;i üzmesi bir kriz değil bir normalleşmedir. </p>
<p> Kelimelerini kaybetmiş gazetecilerimize iki fotoğraf armağan ediyorum; umulur ki tefekküre vesile olur. Birincisi Gazze&#8217;nin <strong>YASADIŞI</strong> tünellerinden biri. İkincisi <strong>YASAL</strong> bir bombalama ile ölen bir çocuk. Gazetecilerin ve köşe yazarlarının yapması gereken bunlara bakarak <strong><em>İyi, Kötü, Fetih, Cihad, Fayda, Zarar</em></strong> ve <strong><em>Osmanlı</em></strong> gibi kelimelerin mânâsı üzerine akıllarını yoğunlaştırmak.</p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/erdogan-misir-2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-18711" title="erdogan-misir-2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/erdogan-misir-2.jpg" alt="" width="470" height="168" /></a></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/13/tayyip-erdogan%e2%80%99in-misir-konusmasi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/13/tayyip-erdogan%e2%80%99in-misir-konusmasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk basını Hukuk’un Üstündedir(12): Faşizmi savunabilir!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/13/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir12-fasizmi-savunabilir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/13/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir12-fasizmi-savunabilir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Sep 2011 12:10:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sevinç Gül</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[faşizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18687</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;&#8230;Parlamentoya Cumhurbaşkanı seçtirmemek âli maksadıyla hazırlanıp Genelkurmay&#8217;ın internet sitesine konulan muhtıra, muhtıraya muhatap kesimlerden çok, bu muhtıradan ekmek çıkarmaya uğraşan muhalefeti ve bir kısım medyayı heyecanlandırdı. Mesela CHP Genel Başkan Yardımcısı muhterem Onur Öymen şunları söyledi: &#8220;Genelkurmay&#8217;ın tesbitleri bizim tesbitlerimizden farklı değildir. Altına imzamızı atarız. ‘Ne mutlu Türküm diyene&#8217; sözünü kimse küçümseyemez ve bunu küçümseyenleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><img class="aligncenter" src="http://medya.zaman.com.tr/2011/09/12/cizgiyorum.jpg" alt="" width="284" height="202" /></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Parlamentoya Cumhurbaşkanı seçtirmemek âli maksadıyla hazırlanıp Genelkurmay&#8217;ın internet sitesine konulan muhtıra, muhtıraya muhatap kesimlerden çok, bu muhtıradan ekmek çıkarmaya uğraşan muhalefeti ve bir kısım medyayı heyecanlandırdı. Mesela CHP Genel Başkan Yardımcısı muhterem <strong>Onur Öymen</strong> şunları söyledi: <strong>&#8220;Genelkurmay&#8217;ın tesbitleri bizim tesbitlerimizden farklı değildir. Altına </strong><strong>imzamızı atarız. ‘Ne mutlu Türküm diyene&#8217; sözünü kimse küçümseyemez ve bunu küçümseyenleri devletin düşmanı sayarız. Türkiye&#8217;yi Atatürk düşmanlarına teslim etmeyeceğiz&#8230;&#8221; </strong>İkna odalarının mucidi <strong>Nur Serter</strong> ise şu değerlendirmeyi yaptı: <strong>&#8220;Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin önünde, şanlı ordumuzun önünde saygıyla eğiliyoruz. Türk ordusu çok yaşa. Türk ordusu, 27 Nisan&#8217;da bizim sesimizi duymuş, bizim sesimize sahip çıkmış, demokrasiye sahip çıkmıştır. 27 Nisan&#8217;da Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin gerçek iradesine sahip çıkmıştır&#8230;&#8221; </strong>Peki, biat kültüründen gelmeyen <strong>&#8220;bağımsız medya&#8221;</strong> nasıl karşıladı muhtırayı?</em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>Hatırlatalım&#8230; Belki yüzleri kızarır: İşte <strong>Ertuğrul Özkök</strong>: &#8220;Demokrasi kaygısıyla, sadece askeri eleştirmek, ne adil, ne yararlı, ne de sonuç verici bir girişim olacaktır. Çünkü o bildiride savunulan görüşler, toplumun önemli bir bölümü tarafından paylaşılmaktadır.&#8221; İşte <strong>Yılmaz Özdil</strong>: &#8220;Hâlâ deniyor ki, bundan sonraki adım ne olur? Bundan sonraki adım, tank olur. Gücüm var diye dayatırsan, gücü olan sana dayatır.&#8221; İşte <strong>Ece Temelkuran</strong>: &#8220;Genelkurmay&#8217;ın açıklamasıyla mitinglerin daha da coşmuş olması bu mitingleri otomatik olarak militarist yapmaz.&#8221; (Bu Ece şimdilerde <strong>&#8220;demokratlığın kitabını&#8221;</strong> yazıyor.) İşte <strong>Ahmet Hakan Coşkun</strong>: &#8220;Muhtıraya karşıyız diyeceğiz ve ötesini söyleyemeyecek miyiz? Ben ötesini de söylerim arkadaş.&#8221; İşte <strong>Nuray Mert</strong>: &#8220;Şimdi Genelkurmay bildirisini öne çıkarıp, bu fetihçi zihniyetin arkasında durmak istemiyorum&#8230;&#8221; </em><a href="http://www.stargazete.com/yazar/ahmet-kekec/bu-yazarlari-cope-atin-haber-378506.htm" target="_blank"><em>TAMAMI</em></a></p>
<p>  </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></span></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/13/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir12-fasizmi-savunabilir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/13/turk-basini-hukuk%e2%80%99un-ustundedir12-fasizmi-savunabilir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İsrail ve Somali &#8230; Türk basını için bir turnusol kağıdı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/11/israil-ve-somali-turk-basini-icin-bir-turnusol-kagidi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/11/israil-ve-somali-turk-basini-icin-bir-turnusol-kagidi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Sep 2011 08:59:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Geçmiş Zaman Olur ki]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18668</guid>
		<description><![CDATA[ &#8221;&#8230;Somalili&#8217;lerin bizim nükleer atıklarımız içerisinde kürek çekmesini ve biz onların balıklarını Paris&#8217;te, Roma&#8217;da ve Londra&#8217;da restoranlarda yemek için kapışırken onların sakince sahilde beklemelerini mi umuyoruz?  Biz bu suçlar için harekete geçmedik, fakat balıkçılardan birkaçı dünyanın petrolünün %20&#8217;si için transit koridor olan deniz yolu trafiğini aksatarak tepki verdikleri zaman hareketlendik&#8230;&#8221;
Böyle diyordu Jeffrey St. Clair. Uygar(!) Batı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em> &#8221;&#8230;Somalili&#8217;lerin bizim nükleer atıklarımız içerisinde kürek çekmesini ve biz onların balıklarını Paris&#8217;te, Roma&#8217;da ve Londra&#8217;da restoranlarda yemek için kapışırken onların sakince sahilde beklemelerini mi umuyoruz?  Biz bu suçlar için harekete geçmedik, fakat balıkçılardan birkaçı dünyanın petrolünün %20&#8217;si için transit koridor olan deniz yolu trafiğini aksatarak tepki verdikleri zaman hareketlendik&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Böyle diyordu <strong>Jeffrey St. Clair</strong>. Uygar(!) Batı Somali halkının ekmeğini ağzından çekip aldı. Somali halkı suçlandı; &#8220;<strong>korsan</strong>&#8221; oldu. Bir başka yerde İsrail uluslar arası sularda bir insanî yardım gemisinde kan döktü. Ölen siviller de neredeyse &#8220;<strong>korsan</strong>&#8221; ilân edilecek. Mavi Marmara&#8217;nın vicdan sahibi insanları<strong> &#8220;Cihad&#8221; etmekle suçlandılar bile. </strong>Hem de Türkiye&#8217;nin en sağlam(?) gazetesi tarafından: TARAF!</p>
<p> Kimsenin değil vicdanınızın tarafını tutarak Somali hakkındaki bu yazıyı bir kez daha okuyun. Kimdir korsan? Bugün Somali&#8217;de yüzbinlerin ölümüne, diğer yandan Gazze ablukasına karşı sağlam duramayan bir Türk gazetecisine nasıl bakmalı?</p>
<h1><a title="Permanent Link to Somali: Korsan mı, balıkçı mı?" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/03/02/somali-korsan-mi-balikci-mi/"><span style="color: #000000;">Somali: Korsan mı, balıkçı mı?</span></a></h1>
<p class="postinfo"><a title="Emre Paksoy tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/emrepaksoy/">Emre Paksoy</a> 2 Mart 2011</p>
<p class="postinfo"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/somali-korsan.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15004" title="somali-korsan" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/somali-korsan.jpg" alt="" width="200" height="319" /></a></em><strong><em> (Bu makale Jeffrey St. Clair tarafından </em></strong><a href="http://www.voltairenet.org/"><strong><em>www.voltairenet.org</em></strong></a><strong><em> adresinde yayınlanan “Somalia: “pirates” or struggling fishermen?” isimli makalenin serbest çevirisidir.)</em></strong></p>
<div class="entry">
<p><em>Medya,  Somali’de rehinelerin bulunduğu kötü şartlar üzerine odaklanmış durumda. Ancak Somali’li  “korsanların” yaşam şartlarına baktığımızda durum daha da farklı… Bu “korsanların” Batılı devletler tarafından kıyı sularının yağmalanmasına ve zehirli atıklarla kirletilmesine karşı mücadele eden balıkçılar olduğu görülüyor… “The Censured Project” tarafından ‘Top 25 of 2010′da listelenen bu makaleye göre, “korsanlık”, medyada yazıldığı gibi Somali’de devam etmekte olan siyasi kaosun sadece tek bir yönü değil. Bunun yanında Birleşmiş Milletler tehlikeli sular üzerindeki antlaşması altındaki zorunluluklarını da uzun süredir ihmal etmekte. </em></p>
<p>Uluslararası toplum, 18 yıl önce Somali hükümetinin devrilmesinden beri dünyanın dört bir tarafından Somali sularını yasak avlanma ve zehirli atıklarını dökmek için gelenlere karşı korumak yerine, Somalili balıkçı korsanların kınanmasına ve müdahale edilmesine karar verdi.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/somali-korsan-2.jpg"><img class="size-full wp-image-15006 aligncenter" title="somali-korsan-2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/03/somali-korsan-2.jpg" alt="" width="499" height="279" /></a></p>
<p>1991′de Somali hükümeti düştüğü zaman yabancı güçler ülkenin gıda kaynaklarını yağmalamak ve korumasız denizlerini nükleer ve diğer zehirli atıklar için boşaltma alanı olarak kullanmaya başlamak için bir fırsat ele geçirdiler.</p>
<p>Açık Deniz Görev Gücü (HSTF)’ne göre, Somali’nin kendi sularını ve balık alanlarını koruma ve kontrol gücünden yoksun olmasının verdiği avantajla 2005 yılında bir sezonda 800′ün üzerinde balıkçı gemisi Somali sularına girdi. Bu kontrolsüz, düzensiz ve yasadışı gemiler tahmini yıllık 450 milyon dolarlık deniz ürününü Somali denizlerinde avlıyorlar.  Bu şekilde, dünyanın en fakir halklarından birisinin paha biçilemez protein kaynaklarını çalmakta ve yasal olarak faaliyet gösteren balıkçıların geçim kaynaklarını kurutuyorlar. Yasadışı balıkçılık gibi zehirli atıkların dökülmesi <span id="more-18668"></span>ile ilgili iddialar da 1990′ların başlarından beri mevcuttu. Ancak 2004 yılında ülkeyi tsunami vurması ile birlikte bu iddiaları doğrulayan somut kanıtlar da ortaya çıktı<a name="_ednref1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn1">[1]</a>. Birleşmiş Milletler tsunaminin paslanmış zehirli atık konteynerlerini Kuzey Somali’deki Puntland kıyılarına vurduğunu rapor etmişti.</p>
<p>UNEP sözcüsü Nic Nuttal bu konteynırların dalgaların gücü ile kırılıp açılması hakkında El Cezire televizyonuna konuşmuştu.  Nuttal’a göre, bu konteynırlar 10 yıldan fazla süredir devam etmekte olan korkunç bir faaliyeti ifşa etmişti: <em>“Somali 1990′ların başından beri tehlikeli atıkların boşaltıldığı bir alan olarak kullanılmaya başlandı ve bu durum iç savaş döneminde de devam etti. Atıklar çok çeşitli… Radyoaktif uranyum atıkları var… Kadmiyum, civa gibi ağır metal artıkları var… Ayrıca endüstriyel atıklar olarak adlandırabileceğiniz hastane atıkları ve kimyasal atıklar da mevcut…”</em></p>
<p>Nuttal ayrıca konteynırlar kıyılara vurduğundan beri yüzlerce bölge sakininde ağız ve mide kanaması, deri enfeksiyonu ve diğer tür rahatsızlık şikâyetleri ile hastalandıklarını ifade etti. Yine Nuttal’a göre, Somali’de en fazla korku veren olay nükleer atıkların boşaltılması… Nükleer atıklar Somalililer’i ve okyanusun tamamını yok etmekte.</p>
<p>BM Somali sözcüsü Ahmedou Ould-Abdallah göre ise, şirketler Somali hükümeti ya da askeri yetkililerine atıkların boşaltılması için para vererek 18 yıldır süren Somali’deki iç savaşın körüklenmesine yardım ediyorlar. Ould-Abdallah: <em>“Hükümet kontrolü yok ve ahlâklı az sayıda insan var… Evet, yüksek makamlarda bulunanlar satın alınmış ancak, Geçici Federal Hükümet’in kırılganlığı nedeniyle bazı şirketler artık yetkililere bile sormuyor, basitçe gelip atıklarını bırakıyorlar ve gidiyorlar.”</em></p>
<p>1992 yılında Avrupa Birliği ülkeleri ve diğer 168 ülke “Tehlikeli Atıkların Sınıraşan Hareketlerinin ve Kullanımının Kontrolünü Düzenleyen Basel Antlaşması”nı imzaladı.  Antlaşma ülkeler arasında iki taraflı görüşmeler olmadan ticaret antlaşması yapılmasını ve mutabakat imzalanmasını yasakladı.  Bu antlaşma aynı zamanda gemilerin bir savaş bölgesine tehlikeli atık bırakmalarını da yasakladı.</p>
<p>Sürpriz bir şekilde, BM kendi kararlarını göz ardı etti. Somali deniz kaynaklarının yağmalanması ve zehirli atıkların boşaltılmasına yönelik harekete geçilmesi için Somali tarafından ve uluslararası alanda yapılan başvuruları görmezden geldi. Şiddet de, aynı şekilde bölgedeki denizcilik otoriteleri tarafından uzunca süre görmezden gelindi.</p>
<p><strong><em>Bu sayede bizim “korsan” diye adlandırdığımız insanlar ortaya çıktı. </em></strong><strong><em></em></strong></p>
<p>Herkesin kabul edeceği üzere, bu insanlar atık bırakanları ve yasak avlanmaları caydırmak maksadıyla sürat botlarını alarak denize açılan sıradan Somalili balıkçılardı. En azından onlardan “vergi” almaya çalışıyorlardı. Kendilerini Somali’nin Gönüllü Kıyı Koruyucuları olarak adlandırıyorlardı.</p>
<p>Korsan liderlerinden biri olan Sugule Ali de amaçlarının yasadışı avlanmanın ve sularının kirletilmesini durdurmak olduğunu ifade etmekte: <em>“Biz kendimizi deniz haydutları olarak görmüyoruz. Asıl haydutlar kıyılarımızda yasadışı balık avlayan, atık bırakan ve silah taşıyanlar.” </em></p>
<p>Johann Hari ise Huffington Post Gazetesi’nde, rehin alma eylemleri her ne kadar haklı görülmese de, “korsanlar”ın yerel nüfus içerisinde belirtilen sebepler nedeniyle büyük desteğe sahip olduğunu ifade ediyor. Yine Somali kaynaklı bağımsız bir haber sitesi olan WardherNews<a name="_ednref2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn2">[2]</a> de Somalili’lerin ne düşündüğü hakkında sahip olduğumuz en iyi araştırmayı yapmış durumda. Araştırmanın sonucuna göre halkın %70′i <em>“ülkenin deniz sahasını savunmanın bir şekli olarak korsanlık faaliyetlerini güçlü bir şekilde desteklediklerini”</em> ifade ediyorlar<a name="_ednref3" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn3">[3]</a>.</p>
<p>BM ise Somali insanlarını ve sularını uluslararası ihlalden korumak yerine bu ihlalcilere Somalili korsanlara yönelik savaşı sürdürmesi için yetki ve cesaret vererek saldırgan bir çözüme başvuruyor.</p>
<p>BM Güvenlik Konseyi’nin <em>“denizcilik faaliyetlerinin güvenliği için Somali açık denizlerinde yürütülen korsanlık faaliyetlerine karşı mücadelede aktif olarak yer alması için devletlere çağrıda”</em> bulunduğu Haziran 2008′deki 1816 numaralı ve Ekim 2008′deki 1838 numaralı önergeleri kabul edildi. Konuyla ilgili hem NATO hem de AB aynı şeyleri söylediler. Rusya, Japonya, Hindistan, Malezya, Mısır ve Yemen ile birlikte birçok ülke de yine bu mücadelenin içine dâhil oldu.</p>
<p>Yıllardır dünya denizlerinde korsanlıkla mücadeleye yönelik BM önergeleri uygulamaya geçmede başarısız oldu. Çünkü devletler bu önergelerin kendi bağımsızlık ve güvenliklerini tehlikeye sokacağını hissettiler. Devletler kendi sularındaki kontrolü bırakma konusunda gönülsüzler. Bazı Batı Afrika, Karayip ve Güney Amerika ülkelerinde karşı çıkılan 1816 ve 1838 numaralı önergeler Somali’ye göre şekillendirilerek uygulamaya konuldu. Somali ise bağımsızlığını koruyacak talepleri yeteri kadar güçlü bir şekilde BM’de temsil edemedi. Neticesinde Somali kamuoyunun yasak avlanma ve tehlikeli atıkların bırakılması yönünde bir ifade içermeyen taslak önergeye karşı çıkması görmezden gelindi.</p>
<p>Hari soruyor, <em>“Somalili’lerin bizim nükleer atıklarımız içerisinde kürek çekmesini ve biz onların balıklarını Paris’te, Roma’da ve Londra’da restoranlarda yemek için kapışırken onların sakince sahilde beklemelerini mi umuyoruz?  Biz bu suçlar için harekete geçmedik, fakat balıkçılardan birkaçı dünyanın petrolünün %20’si için transit koridor olan deniz yolu trafiğini aksatarak tepki verdikleri zaman hareketlendik.</em> <em>Gerçekten korsanlık faaliyetleri ile uğraşacaksak, Somalili’lerin suçlarını kökünden sökmek için silahlı botlar göndermeden önce sorunun asıl kökenini- bizim suçlarımızı- sona erdirmemiz gerekir.”</em></p>
<p><strong><em>Mohamed Abshir Waldo (WardheerNews)</em></strong></p>
<p>Birçok yönü bulunan korsanlık krizinde <em>“Somali’de İki Korsan: Neden Dünya Diğerini Gözardı Ediyor?”</em> başlıklı makalemi yazdığım 2008′in Kasım ayından beri bir azalma olmadı<a name="_ednref4" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn4">[4]</a>. Yasadışı avlanma, atık bırakma ve korsanlık aynı şevkle devam ediyor.  Yasak avlanmaya yönelik tepki olarak korsanlığa başlayan Somalili balıkçılar Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’ndaki tüm gemilere yönelik şiddetlerini arttırdılar.</p>
<p>Uluslararası tepkiler, yabancı hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve medya Somalili’lerin canavarlaştığı konusunda birlik oldular. Bu balıkçıları (hiçbir gemici zarar görmemesine rağmen) gemileri yağmalayan ve gemicileri dehşete düşürenler olarak tanımladılar. Atık bırakan ve yasadışı avlanan korsanlara ise medya diğerlerine nazaran daha az değindi.</p>
<p>Birçoğu NATO ve AB üyesi olan 10′un üzerinde Asya, Arap ve Avrupa ülkelerinden 40′tan fazla savaş gemisinin meydana getirdiği dünya filosuna ait deniz kuvvetleri Somalili balıkçı korsanlara yönelik avlarını onların gerçekte neden Somali sularında normal balıkçılık yapmadıkları ya da korsanlık yaptıklarını sorgulamadan yoğunlaştırdılar. Somali İçin Uluslararası Temas Grubu (ICGS)’nun New York, Londra, Kahire ve Roma’daki çeşitli toplantıları da devam ediyor. Bu toplantılarda Somalili korsan balıkçıların canavarlaşması ve korsanlık meselesinin yargılandığı BM ve ICGS forumlarının yapıldığı ülkelerden gelen gemiler tarafından atık bırakılması ve yasadışı avlanmanın tek bir bahsi yapılmadan daha fazla cezaî yaptırımlara başvurulması ele alınmakta.</p>
<p>30 Mayıs 2009′da Kahire’de düzenlenen ICGS Korsanlıkla mücadele toplantısında Somalili balıkçı korsanların cezalandırılması yönünde yapılan çağrı da en fazla sesi çıkan ülkelerden ikisi Mısır ve İtalya’ydı. ICGS toplantısının Roma’da yapıldığı gün (10 Haziran 2009) tamamen balık yüklü Mısırlı iki balıkçı teknesi ile zehirli ya da nükleer atık içerdiğinden şüphelenilen büyük tankerleri çekmekte olan bir İtalyan mavnası Somali’nin bir kıyı kasabası olan Las Khorey’deki yerel halk tarafından yakalandı.   Bu yerel halk uluslararası uzmanların bu olayı araştırması için çağrıda bulundular. Şimdiye kadar Las Khorey’deki topluluğun davetine uluslararası toplumdan herhangi bir cevap gelmedi.</p>
<p>Şunu da belirtmek gerekir ki, hem yasadışı avlanma hem de zehirli atıkların bırakılması diğer Afrika ülkelerinde de yaşanıyor. Mesela Fildişi Sahilleri uluslararası zehirli atık bırakılmasının en büyük mağduru durumunda.</p>
<p>Kısacası Somali’de ki bu korsanlık eylemleri gerçekte bir çaresizlik eylemi… Korsanlık yapanlar ise aslında diğerleri…</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<hr size="1" />  </div>
<p><a name="_edn1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref1">[1]</a> Al Jazeera English, 11 Ekim 2008, “Toxic Waste Behind Somali Piracy”, Najad Abdullahi</p>
<p><a name="_edn2" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref2">[2]</a> <a href="http://wardheernews.com/Editorial/e">http://wardheernews.com/Editorial/e</a>..</p>
<p><a name="_edn3" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref3">[3]</a> Huffington Post, 4 Ocak 2009 “You are being lied to about pirates” Johann Hari</p>
<p><a name="_edn4" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref4">[4]</a> WardheerNews, 8 Ocak 2009, “The Two Piracies in Somalia: Why the World Ignores the other” Mohamed Abshir Waldo.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/11/israil-ve-somali-turk-basini-icin-bir-turnusol-kagidi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/11/israil-ve-somali-turk-basini-icin-bir-turnusol-kagidi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldıray Oğur Mavi Marmara şehitlerini neden sattı?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/10/yildiray-ogur-mavi-marmara-sehitlerini-neden-satti/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/10/yildiray-ogur-mavi-marmara-sehitlerini-neden-satti/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Sep 2011 20:17:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aisha Benghazi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18664</guid>
		<description><![CDATA[Bir sene önce böyle dedi:
&#8220;Bu kelimeyi pek sevmesem de Mavi Marmara şehitleri evet. Uzun süredir konfor ve hedonizme batmış insanoğlu içinden iyilik için ölmeyi göze alan kimse çıkmamıştı.  Taşıdıkları çocuk parkı için ölenler şehit değilse kim şehit, bu yüzden ölenler cennete gitmeyecekse kim gidecek?&#8221;
Ama şimdi böyle diyor:
&#8220;En büyük silahı haklılık ve sivillik olan bir yardım gemisinden Gazze ablukasını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/mavi-marmara.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-18665" title="mavi-marmara" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/mavi-marmara.jpg" alt="" width="146" height="272" /></a>Bir sene önce böyle dedi:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Bu kelimeyi pek sevmesem de Mavi Marmara şehitleri evet. Uzun süredir konfor ve hedonizme batmış insanoğlu içinden iyilik için ölmeyi göze alan kimse çıkmamıştı.  Taşıdıkları çocuk parkı için ölenler şehit değilse kim şehit, bu yüzden ölenler cennete gitmeyecekse kim gidecek?&#8221;</em></p>
<p>Ama şimdi böyle diyor:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;En büyük silahı haklılık ve sivillik olan bir yardım gemisinden Gazze ablukasını delecek bir firkateyn, askerî olarak en tecrübeli olanı en fazla savaş görmüş aktivistlerden de Arap devletlerinin dize getiremediği İsrail&#8217;i yenecek bir direniş örgütü yaratmaya çalışanlar da hesap vermeyecek mi? [...]  Gemiye ilk inen üç İsrail askerini döve döve ele geçirip İsrail askerlerine en iyi bildikleri işi yapmaları yani gaddarca adam öldürmeleri için fırsat verenler, bu ölümlerden hiç sorumlu değiller mi?&#8221;</em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/10/yildiray-ogur-mavi-marmara-sehitlerini-neden-satti/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/10/yildiray-ogur-mavi-marmara-sehitlerini-neden-satti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Türkiye’nin eskimeyen gazetecileri</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/10/yeni-turkiye%e2%80%99nin-eskimeyen-gazetecileri/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/10/yeni-turkiye%e2%80%99nin-eskimeyen-gazetecileri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Sep 2011 22:26:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18659</guid>
		<description><![CDATA[Erden Özkant
Türkiye, geçmişten beri birtakım sorunlarla yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, din ve laiklik sorunu, Alevi sorunu, başörtüsü- türban sorunu,  Ermeni meselesi, yargı sorunu, medya sorunu ve asker sorunu&#8230; Ancak bu sorunlarımıza ilişkin tanımları ülkemizde hep asker yaptı, kırmızı çizgileri hep asker belirledi. Dolayısı ile de askerin belirledikleri Cumhuriyet kurulduğundan beri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Erden Özkant<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/turk_basini_medya_maske.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-18660" title="turk_basini_medya_maske" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/turk_basini_medya_maske.jpg" alt="" width="250" height="223" /></a></strong></em></p>
<p>Türkiye, geçmişten beri birtakım sorunlarla yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, din ve laiklik sorunu, Alevi sorunu, başörtüsü- türban sorunu,  Ermeni meselesi, yargı sorunu, medya sorunu ve asker sorunu&#8230; Ancak bu sorunlarımıza ilişkin tanımları ülkemizde hep asker yaptı, kırmızı çizgileri hep asker belirledi. Dolayısı ile de askerin belirledikleri Cumhuriyet kurulduğundan beri devletin resmi ezberi oldu. Bu ezberlerin, kırmızı çizgilerin ihlal edildiğini görünce de müdahaleler ve darbeler geldi askerden: 27 Mayıs 1960 darbesi, 12 Mart 1971 muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat 1997 postmodern darbesi ile 27 Nisan 2007 e- muhtırası gibi. Demokrasiye ve hukuk devletine yakışmayan 1982 Anayasasıyla yargı ve üniversitelerin düzeni ile hak ve özgürlükler askerin tekeline kaldı. Kürt sorununda, Ermeni meselesinde, din eğitimiyle ilgili meselelerde, Kıbrıs sorununda son sözü hep asker söyledi bu ülkede. Çünkü asker, sivillere güvenmiyordu ve bu yüzden <span id="more-18659"></span>88 yıl önce kurduğu devleti seçilmişlere bırakmadı ve bırakmak da istemiyor. Daha fazla özgürlüğün, daha fazla demokrasinin, daha fazla hukukun bölücülük getireceğine, irticayı güçlendireceğine inanıyordu asker ve bu yüzden Avrupa Birliği (AB) yolundan da hazzetmedi hiçbir zaman. Tüm bu sorunları çözemeyince aş ve iş sorunu da çözülemedi bu ülkede. Yunanistan ve İspanya gibi ülkeler darbecilerden hesap sorarken, darbecileri cezalandırırken Türkiye&#8217;de 27 Mayıs darbesini yapan cuntanın lideri cumhurbaşkanı seçildi. 12 Mart&#8217;ı yapanlara dokunulmadı. 12 Eylül&#8217;ü gerçekleştirenlere de şimdiye kadar dokunulamadı ve hatta 12 Eylül darbecilerinin anayasası 28 yıl bu ülkede ‘demoklesin kılıcı&#8217; gibi sallanıp durdu halkın üzerinde. Türkiye&#8217;yi 30 yıl sonra yine bir 12 Eylül&#8217;de 12 Eylül darbe anayasasından büyük ölçüde kurtaran yeni anayasa paketi, halk oylamasına sunuldu ve % 58 ile kabul edildi. Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarına yargı yolu açıldı, memurlara yeni haklar getirildi, memurlara toplu sözleşme hakkı tanındı, gazilere, engellilere, kadınlara pozitif ayrımcılık getirildi, darbecilere yargı yolu, komutanlara ise yüce divan yolu açıldı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu&#8217;nun (HSYK) yapısı değiştirilerek yargı ve yargıç güvenliği oluşturuldu, Anayasa Mahkemesi (AYM) geniş tabanlı hale getirildi yeni anayasa paketi ile.</p>
<p> <strong>Yargı Sorunu </strong></p>
<p>Anayasayı parlamento yapar, AYM sadece yasanın yapılması sırasında şekil şartlarına uyulup uyulmadığını denetler. Ancak ‘367&#8242; ve ‘başörtüsü&#8217; gibi şekilden girilip esastan çıkılan davaların mevcut olduğu ülkemizde yıllarca hukuku uygulamaları için verilen yetkileri hukuksuz bir biçimde kullanan yargı üyelerine, şimdiye kadar darbeleri ve darbe girişimlerini sorgulamayan yüksek yargıya, Erzincan Ergenekon&#8217;unda ucu orduya dokunduğu için Erzurum&#8217;daki özel yetkili savcıların yetkilerini ellerinden alan ancak hakkında onlarca iddia olan Erzincan eski Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner için hiçbir şey yapmayan HSYK&#8217;ya, yüksek yargı üyeleriyle ordudan üst düzeyde önemli davalardan önce yapılan görüşmelere şahit olduk.</p>
<p><strong>Medya Sorunu</strong></p>
<p>Medya, yıllarca bu ülkede askerin sözcülüğünü yaptı, Güneydoğu&#8217;da yaşanan fail-i meçhulleri görmezden geldi, Kürt sorunundan bahsetmedi. &#8220;Türkiye Türklerindir&#8221; diyerek yıllarca bu ülkede yaşayan Kürtleri, gayrimüslimleri ve onların sorunlarını görmezden geldi. Dindarlara ‘yobaz&#8217;, Kürtlere ‘terörist&#8217;, Alevilere ‘dinsiz&#8217; diyerek halkı birbirine düşman etti. Yaşanan yüzlerce terör olayının ardından Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ne (TSK) &#8220;<strong>Bu kadar şehit nasıl verilir? Saldırılarda askerin ihmali var mıdır? Varsa bunlar nelerdir?</strong>&#8221; diye hiç sormadı. Ancak son birkaç yılda yeni basın yayın organları ortaya çıktı. Askerin her dediğini doğru kabul etmeyen, olayların arkasını araştıran, gerçekleri halkın da görmesini sağlayan bu gazeteler ve televizyonlar sayesinde bizler Dağlıca, Aktütün ve Hantepe&#8217;de yaşanan skandalları, 3 yıl önce yaşanan ve PKK&#8217;lılardan &#8220;<strong>kendi adamlarımız</strong>&#8221; diye bahseden bir Pilot Üsteğmen&#8217;in bir Yarbay&#8217;a &#8220;<strong>Adamlarımız çok zayiat veriyor ya koordinatları değiştirin ya da Heron&#8217;u düşürün</strong>&#8221; dediğini, yarbayın ise &#8220;<strong>Çaresine bakarız</strong>&#8221; cevabı verdiğini ve bu skandalın 3 yıl boyunca ‘sümenaltı&#8217; edildiğini, geçmişte yaşanan birçok karanlık olayın arkasında kimlerin olduğunu, Ergenekon&#8217;u, Balyoz&#8217;u, Kafes&#8217;i, AKP ve Fethullah Gülen&#8217;i Bitirme Planı&#8217;nı, Gediktepe saldırısında olduğu gibi yapılan uyarılara rağmen göz göre göre gelen saldırıları ve daha birçok gerçeği öğrendik. Arkasından Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ&#8217;un belgeye ‘kâğıt parçası&#8217;, lavlara ise ‘boru&#8217; demesine, Balyoz&#8217;da 102 sanık hakkında yakalama kararı çıkmasına rağmen sanıkların teslim edilmeyerek ordu evlerinde korunmasına, Genelkurmay&#8217;ın sanıkları yargıya vermemek için direnmesine, 3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk&#8217;in yargıyı takmayıp araçları şehir merkezinde yürütmesine ve Erzurum adliyesine gitmeyip yerine uçakları göndermesine ‘merkez medyanın&#8217; sessiz kaldığını gördük.</p>
<p>Doğrusu YAŞ toplantılarındaki oturma düzeninin değişmesi, 27 Nisan e- muhtırasının Genelkurmay&#8217;ın resmi internet sitesinden kaldırılması, 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamasında Başkomutan olarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül&#8217;ün tebrikleri kabul etmesi gibi &#8220;Yeni Türkiye&#8221;nin ayak sesleri hissedildi son zamanlarda. Yukarıda da yazdığım üzere medyanın değiştiğine dair bazı emareler de vardı. Slogan, &#8220;Yeni Türkiye&#8217;nin yeni medyası&#8221; şeklini almış, hatta bir gazete &#8220;Yeni Türkiye&#8217;nin gazetesi&#8221; sloganı ile yenilenmişti. Ancak görünen o ki yeni medyanın eski medyadan hiçbir farkı yoktu.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gazeteci kimdir?</strong></p>
<p>Aralık ayında bu sitede yayınlanan <strong>&#8220;Taraf, Baransu Gazeteciliği ve Karargâh Kitabı&#8221; </strong>başlıklı yazımda şu cümleleri yazmıştım:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Gazeteci kimdir? sorusuna Amerikalı gazeteci Clifton Daniel şöyle cevap veriyor: ‘Bir olayı dosdoğru bir biçimde öğrenen, derleyen ve sonra onu en doğru ve gerçeklere uygun biçimde yazan kişidir.&#8217; Gazetecilikte temel işlevin, gerçekleri bulup, bozmadan kamuoyuna yansıtmak olduğunu göz önünde tutarak;</em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>1) Yayınlarda hiç kimse, ırkı, cinsiyeti, sosyal düzeyi ve dini inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz.</em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>2) Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı; genel ahlak anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı ya da incitici yayın yapamaz.</em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>3) Bir kamu müessesi olan gazetecilik mesleği, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edemez.</em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>4) Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.</em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>5) Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyar.</em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Gazetecilerin yukarıda bazı maddelerini yazdığım andını ve Basın Meslek İlkelerini okuyup bir de basınımızdaki gazetelere baktığımız zaman gerçekten şaşırmamak, ülkemiz adına üzülmemek elde değil.</em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em>Basınımızın en büyük sorunlarından birisi holding gazetelerinin basın dışındaki ticari işleri sebebi ile veya gelir durumları kısıtlı olan gazetelerin bir kısmının, ayakta kalabilmek için bazı kişi veya kuruluşların sesi olma yoluna gitmesi, karşılıklı olduğu düşünülen menfaatlerin var olmasıdır. Seçim dönemlerinde bunun en canlı örneklerini görebiliriz. Belirli bir zihniyeti destekleyen ve karşılığında beklentisi olan pek çok gazete vardır. Birçok gazete reklâm alamama korkusu ile elde ettiği bilgi ve belgeleri yayınlamamaktadır. Ancak 4 yıl önce Ahmet Altan kaptanlığında &#8220;Düşünmek Taraf olmaktır&#8221; sloganıyla yayın hayatına başlayan Taraf gazetesi bu tabuyu yerle bir etti.</em></strong></p>
<p>Bu yazımın üzerinden henüz 1 sene bile geçmedi ki çok çarpıcı örneklerle karşılaştık.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sayıştay üyesi Eroğlu örneği&#8230;</strong></p>
<p>Sayıştay&#8217;a şubat ayında seçilen üye Necla Eroğlu, 23 Nisan törenlerini izlemek üzere eşiyle birlikte Meclis&#8217;e gitti. Kapıdaki görevliye davetiyesini gösterdi ve Yüksek Yargı üyelerine ayrılan locadaki yerine oturtuldu. Ancak bir süre sonra Eroğlu ‘başörtülü&#8217; olduğu gerekçesiyle bir görevli tarafından yerinden kaldırıldı. Ve Eroğlu daha sonra da Meclis&#8217;i terk etti. Haberi &#8220;Başörtüsü milletin egemenlik devletin&#8221; diyerek Taraf gazetesi sürmanşetinden duyurdu. Hatta haberi araştırmak için Taraf&#8217;ın Ankara Bürosundan Melih Altınok, Meclis&#8217;e gitti ve ertesi gün de Altınok&#8217;un haberi gazetenin sürmanşetinde yer aldı. Ancak diğer gazeteler olayı görmezden geldi. Hatta muhafazakâr basın da&#8230;</p>
<p><strong>24 Nisan&#8217;da gazeteler olayı nasıl verdiler?</strong></p>
<p><strong>Yenişafak gazetesi</strong>, iç sayfalardan &#8220;<strong>Sayıştay üyesi misafir sanılınca&#8230;</strong>&#8221; başlığıyla duyurdu Eroğlu&#8217;na yapılan ayrımcılığı.</p>
<p>Gazetenin Ankara temsilcisi Abdulkadir Selvi ise 25 Nisan günü &#8220;<strong>O manzarayı görünce içimden bir şeylerin koptuğunu hissettim. Birileri o koltuklara verilen başörtüsü mücadelesinin sonucunda oturduklarını unutmuşa benziyorlar. Evet, benim içimden bir şeyler koptu. Yok yok aslında çok şeyler koptu.</strong>&#8220;diye yazdı.</p>
<p>Bu tür haberleri genelde &#8220;<strong>Başörtüsüne büyük ayıp</strong>&#8221; veya &#8220;<strong>Başörtüsüne yapılan ayıba çığ gibi tepki</strong>&#8221; şeklinde veren <strong>Zaman gazetesi</strong>, Eroğlu&#8217;na yapılan ayrımcılığı iç sayfalardan &#8220;heyecana mahal yok&#8221; babındaki &#8220;<strong>Dışarı çıkarılma sebebi başörtüsü zannedildi</strong>&#8221; başlığıyla verdi.</p>
<p><strong>Star gazetesi</strong>, olayı iç sayfalardan &#8220;<strong>Protokol locasında başörtüsü tedirginliği</strong>&#8221; şeklinde verirken, en küçük bir krizi bile manşetine 9 sütun çeken <strong>Akit gazetesi</strong>, 1. sayfasının en altında küçük bir şekilde verdi: &#8220;<strong>Başörtülü Sayıştay üyesine büyük ayıp</strong>&#8221;</p>
<p><strong>Habertürk gazetesi </strong>olayla ilgili olarak &#8220;<strong>23 Nisan hassasiyeti</strong>&#8221; derken, epey bir ‘tedirgin&#8217; olan <strong>Sözcü gazetesi</strong> ise &#8220;<strong>Eroğlu&#8217;nun türbanıyla bürokratlara ayrılan bölüme oturması paniğe neden oldu</strong>&#8221; dedi. ‘‘Merkez medya&#8221; ise yapılan ayrımcılığı görmezlikten geldi. Herhalde son zamanlarda sıkça ağızlarını bağladıkları bantları bu kez gözlerine bağlamışlardı. Doğru ya ‘‘muhafazakâr medya&#8221; bile bu şekilde görürse bu ayrımcılığı, diğer medya ne yapsın değil mi?</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CHP Lideri Kılıçdaroğlu örneği&#8230;</strong></p>
<p>CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun Zonguldak&#8217;taki mitingde Başbakan Recep Tayip Erdoğan&#8217;a yönelik &#8220;<strong>Yakınlarıma çıkar sağladığımı ispat edersen eyvallah. İspat edemezsen, adımı yolsuzlukla anarsan a&#8230; gerisini getirmeyeyim</strong>&#8221; sözlerinin gazetelere yansıması da bir medya klasiği idi&#8230;</p>
<p>Muhafazakâr medya, Kılıçdaroğlu&#8217;nun sözlerini 1. sayfadan vererek &#8220;<strong>Türkiye, Kılıçdaroğlu&#8217;ndan özür bekliyor</strong>&#8221; şeklinde başlıklar kullandı.</p>
<p><strong>Star gazetesi</strong>, 1. sayfadan &#8220;<strong>Zonguldak&#8217;ta ağzını bozdu</strong>&#8220;,</p>
<p><strong>Zaman gazetesi</strong>, manşetin yanından &#8220;<strong>Kılıçdaroğlu ağzını bozdu: CHP mitinginde inanılmaz küfür</strong>&#8220;,</p>
<p><strong>Taraf gazetesi</strong>, sürmanşetten &#8220;<strong>Utan biraz Kemal Bey</strong>&#8220;,</p>
<p><strong>Cumhuriyet gazetesi</strong>, mitingi 1. sayfadan büyük bir coşkuyla verdi ama küfürden eser yoktu haberde,</p>
<p><strong>Radikal gazetesi</strong>, &#8220;<strong>Erdoğan&#8217;a tepkide ölçüsünü kaçırdı, ‘ana&#8217;da durdu</strong>&#8221; başlığıyla 1. sayfadan,</p>
<p><strong>Milliyet gazetesi</strong>, &#8220;<strong>Kılıçdaroğlu&#8217;nun söylemediği söz ne?</strong>&#8221; başlığıyla,</p>
<p><strong>Hürriyet gazetesi</strong>, 1. sayfadan Kılıçdaroğlu&#8217;nun küfürlü sözleri yerine, mitingin ardından gazetecilere yaptığı açıklamayı &#8220;<strong>Kılıçdaroğlu söylemediği sözleri açıkladı</strong>&#8221; başlığıyla verirlerken,</p>
<p><strong>Vatan gazetesi</strong> &#8220;<strong>Sözlerini neden yarım bıraktı</strong>&#8221; diye sordu,</p>
<p><strong>Akşam gazetesi</strong> ise Kılıçdaroğlu&#8217;nun gazetecilerin sorusu üzerine söylediği &#8220;<strong>Ayağını denk al diyecektim</strong>&#8221; sözlerini kâfi buldu.</p>
<p>                Dikkat ettiyseniz iki farklı olay ve iki farklı medya söz konusu. Birinci olayı ‘muhafazakâr medya&#8217; görmezden geliyor, ikinci olayı ise ‘merkez medya&#8217;&#8230; Ancak bu iki farklı medyanın aksine Taraf gazetesi, hem ilk olayı hem de ikinci olayı sürmanşetinden duyurdu. </p>
<p><strong> </strong><strong>Ve Deniz Feneri Davası örneği&#8230;</strong></p>
<p>12 Haziran 2007&#8242;de İstanbul Ümraniye&#8217;de bir evde bulunan el bombaları ile başlayan Ergenekon Davası sürecinde ortaya çok ciddi bilgi ve belgeler çıktı. Kafes Planı, Balyoz Planı, AKP ve Gülen&#8217;i Bitirme Planı gibi çok önemli belgeleri ilk olarak Taraf gazetesi yayınlamış ve ayrıca Zaman, Bugün, Star ve Yenişafak gibi gazeteler de belgelerin peşine düşmüştü. &#8220;Merkez medya&#8221; diye adlandırılan gazeteler ise bu belgeleri görmezden geldiler ve ısrarla &#8220;masumiyet karinesi&#8221; ile veya soruşturmada yapılan kimi hataları gündeme getirerek davayı sulandırmaya çalıştılar. Hatta bu medya, belgeleri yayınlayan medyanın yayınladığı belgeleri yalanlamak için elinden geleni de yaptı. Ancak tüm çabalarına rağmen Ergenekon Davası&#8217;nda 20 dalga yaşandı ve bu dalgalarda dokunulamaz denilen generaller tutuklandılar. Ancak aradan yıllar geçti ve Deniz Feneri Davası başladı. Bu davada da çok ciddi bilgi ve belgeler olmasına rağmen devran tersine döndü. Deniz Feneri Davasını yürüten 3 savcı görevlerinden alındı. Daha önce Ergenekon savcılarının önüne engeller çıkaran HSYK&#8217;yı eleştiren &#8220;yandaş medya&#8221; bu sefer sus pus oldu, yapılan yanlışlığa gözlerini kapadı. Ancak bu sefer de daha önce Ergenekon savcılarına engel olmaya çalışan HSYK&#8217;ya karşı ses çıkaramayan &#8220;merkez medya&#8221;, yapılanın yanlış olduğunu söyledi. Maalesef &#8220;yeni&#8221; denilen, daha önce &#8220;<strong>HSYK, Ergenekon savcılarını niye görevden almak için uğraşıyor?</strong>&#8221; diye soran, yapılan yanlışları ortaya çıkaran, Ergenekon ile ilgili belgeleri yayınladığında &#8220;<strong>Taraf&#8217;ın haberine göre</strong>&#8221; diyerek belgeleri manşetten yayınlayan medya, bu sefer &#8220;<strong>Fener savcıları niye görevden alınıyor?</strong>&#8221; diye sormak yerine &#8220;<strong>savcılar belgeleri Taraf&#8217;a ve Aydınlık&#8217;a sızdırıyor, hani davanın gizliliği?</strong>&#8221; diye sorarak Taraf&#8217;ı karalamaya çalıştı. Ve &#8220;yeni Türkiye&#8217;nin yeni medyasının nesi yeni?&#8221; sorusu da cevaplanmış oldu: Önceden &#8220;<strong>Paşasının medyası</strong>&#8221; vardı, şimdi ise &#8220;<strong>Başbakanın medyası</strong>&#8221; var. Önceden &#8220;<strong>emret komutanım&#8221;</strong> denilerek kalem oynatılıyordu, şimdi ise &#8220;<strong>emret başbakanım</strong>&#8221; denilerek&#8230; Önceden asker vardı ve asker eleştirilmiyordu, şimdi ise başbakan var ve bu sefer de başbakan eleştirilmiyor. Ha &#8220;candaş medya&#8221; ha &#8220;yandaş medya&#8221;; &#8220;<strong>Al birini vur ötekine&#8221; </strong>dedirten bu tablo, ülkemizde aslında 3 tür gazeteciliğin olduğunu gösteriyor: ‘‘<strong>Yandaş gazetecilik</strong>&#8221;, ‘‘<strong>candaş gazetecilik</strong>&#8221; ve ‘‘<strong>Taraf gazeteciliği</strong>&#8221;&#8230;</p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/10/yeni-turkiye%e2%80%99nin-eskimeyen-gazetecileri/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/10/yeni-turkiye%e2%80%99nin-eskimeyen-gazetecileri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşar’ın Namaz problemi, Ayşe’nin Kur’an problemi</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/08/yasar%e2%80%99in-namaz-problemi-ayse%e2%80%99nin-kur%e2%80%99an-problemi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/08/yasar%e2%80%99in-namaz-problemi-ayse%e2%80%99nin-kur%e2%80%99an-problemi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Sep 2011 11:29:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Akıl]]></category>

		<category><![CDATA[Alimler ve alimcikler]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18637</guid>
		<description><![CDATA[90&#8242;lı senelerin öldüren reklamlarından biri &#8220;Neşe&#8217;nin kepek problemi&#8221; idi. Neşe adlı bir kızcağız gelirdi, suratında tarifsiz bir hüzün, neredeyse depresyon geçiriyor:

Ne yapacağımı bilmiyorum!
Hayrola kızım, Somali&#8217;de ölen bebeklere mi üzüldün?
Yok, değil.
Eşinden şiddet mi gördün? Yoksa doğanın tahrip edilmesi midir seni bu hale getiren?

Değil. Hiç biri değil. Neşe&#8217;nin kafasında topak topak kepek var. Budur mesele. Sonra &#8220;bilge&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/yasar_nuri_ozturk.jpg"><img class="size-full wp-image-18638 alignright" title="yasar_nuri_ozturk" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/yasar_nuri_ozturk.jpg" alt="" width="108" height="141" /></a>90&#8242;lı senelerin öldüren reklamlarından biri <a href="http://www.derindusunce.org/2011/09/08/nesenin-kepek-sorunu/">&#8220;Neşe&#8217;nin kepek problemi&#8221;</a> idi. Neşe adlı bir kızcağız gelirdi, suratında tarifsiz bir hüzün, neredeyse depresyon geçiriyor:</p>
<ul>
<li><em>Ne yapacağımı bilmiyorum!</em></li>
<li><em>Hayrola kızım, Somali&#8217;de ölen bebeklere mi üzüldün?</em></li>
<li><em>Yok, değil.</em></li>
<li><em>Eşinden şiddet mi gördün? Yoksa doğanın tahrip edilmesi midir seni bu hale getiren?</em></li>
</ul>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/ayse_hur.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-18639" title="ayse_hur" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/09/ayse_hur.jpg" alt="" width="108" height="123" /></a>Değil. Hiç biri değil. Neşe&#8217;nin kafasında topak topak kepek var. Budur mesele. Sonra &#8220;bilge&#8221; bir teyze geliyor, Neşe&#8217;nin kafasını Clear şampuan ile yıkıyor. Neşe&#8217;nin müşkülü halloldu bile. Ama bilge teyze baştan itibaren çok rahattı. Çünkü neticeyi biliyordu. <strong>HAZIR Çareye göre problem üretmenin rahatlığı bu!</strong></p>
<p> Alimler cemiyetin <strong>gerçek</strong> sorunlarına çare üreten insanlardır. Alimcikler ise kendilerine uygun, portföylerindeki HAZIR çarelere göre sorun üretirler. <strong><em>&#8220;Böyle bir sorun olsaydı ben şöyle çözerdim&#8221;</em></strong> derler. Gündemi doldururlar, kitap vs satarlar bu yolla.</p>
<p>Türkiye artık alim yetiştiremiyor. Ama alimcik bol. Alimcik öyle ırkçılıkla, militarizm ile, terör ile kafa yoramaz. İslâm aleminin ve insanlığın sıkıntıları onu bağlamaz. Ona eğlence lâzım. Kafa karıştırmak lâzım. Sonra şapkadan tavşan çıkaran sihirbaz gibi <strong><em>&#8220;hooop, bakın bende çaresi var&#8221;</em></strong> diyecek, alkış alacak.</p>
<p> Yaşar Amca geçenlerde namazı sorun haline getirdi. Biz namazı <strong><em>&#8220;kılınan&#8221;</em></strong> şekliyle bilirdik. <strong><em>&#8220;Dinin direği, mü&#8217;minin miracı&#8221;</em></strong> diye öğrenmiştik. Yaşar Amca sayesinde artık bir namaz problemimiz var:</p>
<ul>
<li><em>Oğlum yürü camiye gidelim, namaz vakti geldi.</em></li>
<li><em>Olmaz baba, problem çıkabilir!</em></li>
</ul>
<p> Yaşar Amca neden bizi namazdan soğutma istedi peygambercilik oynayarak? <span id="more-18637"></span>Yani memlekette aşırı bir namaz bağımlılığı var da biz mi bilmiyoruz? Gençler işi gücü bırakıp namaza koşuyor da diskolar, birahaneler işlemez hale mi geliyor? Sigara, içki tüketimi ülke ekonomisini sarsacak derecede düştü de Yaşar Amca bunlara yardım olsun diye çabaladı?</p>
<p> Tam Yaşar Amca susmuştu ki Ayşe Teyze başladı bu sefer. <strong><em>&#8220;Hangi Kur&#8217;an esas alınacak?&#8221;</em></strong> . Ne için esas alınacak? Taraf gazetesi Kur&#8217;an&#8217;a ve Sünnet&#8217;e uygun yazılar mı yazmak istiyor? Yoksa Yeni anayasa için referans mı arıyoruz? Teyzem kendine göre bir ortak zemin bulsa neye yarayacak? Kur&#8217;an&#8217;ı standardize eden ilk insan mı olmak istiyor?</p>
<p> Ayşe Teyze insanların canını alan gerçek meselelere baksa? TBMM seçilmiş. Meclise gelmeyen milletvekilleri var. Milyonlarca seçmen temsil edilmiyor. Terör tırmanıyor. Ama Ayşe Teyze bunlara çare arayamaz. <strong>Evden getirdiği HAZIR çarelere problem arıyor kadıncağız.</strong> Küçük Ayşe&#8217;yi okul sıralarında hayal ediyorum:</p>
<ul>
<li><em>Ayşecim, gel tahtaya, Niğbolu savaşını anlat.</em></li>
<li><em>Örtmenim ben Niğbolu savaşını çalışmadim, 2ci Viyana kuşatmasını çalışmıştım, isterseniz onu anlatiim.</em></li>
</ul>
<p> Kötülük bir nokta imiş, cahiller onu çoğaltmışlar. Kimseden çekmedik alimciklerden çektiğimiz kadar. Kendilerini ALLAH&#8217;a havale ediyorum.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/08/yasar%e2%80%99in-namaz-problemi-ayse%e2%80%99nin-kur%e2%80%99an-problemi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/08/yasar%e2%80%99in-namaz-problemi-ayse%e2%80%99nin-kur%e2%80%99an-problemi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Neşe&#8217;nin Kepek Sorunu</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/08/nesenin-kepek-sorunu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/08/nesenin-kepek-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Sep 2011 11:16:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Yılmaz</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Alimler ve alimcikler]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18635</guid>
		<description><![CDATA[
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe width="250" height="217" src="http://www.youtube.com/embed/Og3V9DXof6s" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/08/nesenin-kepek-sorunu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/08/nesenin-kepek-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Taraf Gazetesi Kolay Yutmuyor</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/09/04/taraf-gazetesi-kolay-yutmuyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/09/04/taraf-gazetesi-kolay-yutmuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Sep 2011 21:19:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[PKK]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=18589</guid>
		<description><![CDATA[Kısa bir gecikmeyle olsa da Taraf Gazetesi bir gazeteden beklenen araştırmaları yapmaya başladı. Ne TSK&#8217;ya ne de PKK&#8217;ya kanmayan sorumlu gazetecilere teşekkürler. Diğer gazetelere ibret olması temennisiyle&#8230;
PKK da buna cevap versin! (TARAF)


&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;
 Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?
Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kısa bir gecikmeyle olsa da Taraf Gazetesi bir gazeteden beklenen araştırmaları yapmaya başladı. Ne TSK&#8217;ya ne de PKK&#8217;ya kanmayan sorumlu gazetecilere teşekkürler. Diğer gazetelere ibret olması temennisiyle&#8230;</p>
<p><strong><a href="http://taraf.com.tr/haber/pkk-da-buna-cevap-versin.htm" target="_blank">PKK da buna cevap versin! (TARAF)</a></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çekiyorsa&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/09/04/taraf-gazetesi-kolay-yutmuyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/09/04/taraf-gazetesi-kolay-yutmuyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

