<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Toplum</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/toplum/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Gözden kaçmasın: İktisada Giriş</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/26/gozden-kacmasin-iktisada-giris/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/26/gozden-kacmasin-iktisada-giris/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2012 13:39:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21655</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; Teoriler sonsuz, zamandan, kişilerden ve mekandan bağımsız, değerlerden yoksun ve çarpıcı bir şekilde yalanlardan arınmış olamaz ve teoriler üzerine yansıyan bu değerler, çıkarların doğrudan ifadesidir&#8230;&#8221; TAMAMI
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>&#8220;&#8230; Teoriler sonsuz, zamandan, kişilerden ve mekandan bağımsız, değerlerden yoksun ve çarpıcı bir şekilde yalanlardan arınmış olamaz ve teoriler üzerine yansıyan bu değerler, çıkarların doğrudan ifadesidir&#8230;&#8221; <a href="http://magrib.org/iktisada-giris/" target="_blank">TAMAMI</a></em></p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/26/gozden-kacmasin-iktisada-giris/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/26/gozden-kacmasin-iktisada-giris/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İsyandan Dirliğe / Lütfi Bergen</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/isyandan-dirlige-lutfi-bergen/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/isyandan-dirlige-lutfi-bergen/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Apr 2012 22:13:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Uygar(?) Batı]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21580</guid>
		<description><![CDATA[Alper Gürkan
&#8220;&#8230; denilebilir ki Osmanlı&#8217;nın Batı&#8217;ya mağlup olmasının diğer anlamı, Batı paradigmasını kabûl etmesiydi. Ki uzunca bir zamandır günlük hayatımızı, iktisadî yapımızı, fikrî dünyamızı oluşturan bir çerçeve olarak mevcûd bilimsel ve düşünsel paradigma da moderniteye dayanmaktadır. Bilindiği üzere paradigma, kabaca düşünsel çerçevedir. Baskınlığı, zorlayıcılığı ve yönlendiriciliğiyle bir çerçeveden öte bir huduttur, belki zindandır &#8230;&#8221;
 (Hece dergisinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><a href="http://alpergurkan.blogspot.fr/2012/04/musluman-dusuncesinde-unutulmus-bir.html" target="_blank">Alper Gürkan</a></em></strong></p>
<p><strong><em><a href="http://1.bp.blogspot.com/-MibBWlE__rM/T5MLChmA8RI/AAAAAAAAAGU/SdTIsg0TJsM/s1600/isyandan+dirli%C4%9Fe.jpg"><img class="alignright" src="http://1.bp.blogspot.com/-MibBWlE__rM/T5MLChmA8RI/AAAAAAAAAGU/SdTIsg0TJsM/s400/isyandan+dirli%C4%9Fe.jpg" border="0" alt="" width="203" height="323" /></a>&#8220;&#8230; denilebilir ki Osmanlı&#8217;nın Batı&#8217;ya mağlup olmasının diğer anlamı, Batı paradigmasını kabûl etmesiydi. Ki uzunca bir zamandır günlük hayatımızı, iktisadî yapımızı, fikrî dünyamızı oluşturan bir çerçeve olarak mevcûd bilimsel ve düşünsel paradigma da moderniteye dayanmaktadır. Bilindiği üzere paradigma, kabaca düşünsel çerçevedir. Baskınlığı, zorlayıcılığı ve yönlendiriciliğiyle bir çerçeveden öte bir huduttur, belki zindandır &#8230;&#8221;</em></strong></p>
<p> (<a href="http://www.hece.com.tr/hecedergisi.0000.htm" target="_blank">Hece</a> dergisinde (Mart 2012) yayımlanmıştır.)<br />
 Akif Emre, 28 Şubat sürecinde yaşananlarla birlikte Türkiye&#8217;de Müslüman düşünce hareketliliğinin kırılmasından söz ettiği bir yazısında<a name="_ftnref1" href="http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=1797479510220397309#_ftn1">[1]</a> &#8220;<em>Post modern darbenin asıl sarsıcı etkisi, Müslüman aydınların fikrî gündemlerinde yaşanan daralma, kırılma ve geri çekilme(</em>dir<em>)</em>.&#8221; diye yazar. Uzun sürmüş bir bastırılmışlığa ve son askerî darbenin üzerinden on yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen, <em>şehirlerin uzak bir yerlerinde</em> gelişip yaygınlaşan fikir odakları ve yayınlar çevresinde çok farklı yönelim ve analizlerle dolu bir düşünce iklimi gelişmekteydi. Bu gelişmenin durdurulma harekâtı olarak da okunabilecek olan 28 Şubat&#8217;la birlikte ortaya çıkan tablodan karamsarlıkla söz eden Emre, yazının devamında İslâmî iddialara sahip entelektüel kesimin dilini yitirdiğine değinir: &#8220;<em>Kendi özgüvenini kaybetme süreciyle birlikte yaşanan bu özgün dilin kaybı aslında Türkiye&#8217;nin geleceği açısından en önemli kayıptır. Bu gerçeği henüz İslami hassasiyeti olan kesimler fark edebilmiş, vahametini kavrayabilmiş değiller.&#8221;</em> <span id="more-21580"></span><br />
<a name="more"></a>90&#8242;lı yıllar küreselleşmeye dair baskınlığın Türkiye&#8217;den de hissedilebilir bir doza yükselmesine sahne oldu. Bir yandan demokratik sistem içerisinde 12 Eylül&#8217;ün tozları silkelenmeye çalışılırken diğer yandan da toplumsal, siyâsal, ahlâkî konularda üretilen fikirler ve yürütülen tartışmaların çeşitliliği içerisinde bir çıkış aranıyordu söz konusu çevrelerde. Yaygınlaşan tercüme ve te&#8217;lîf eserler etrafında gelişen fikrî zenginlikle birlikte küreselleşmenin harâreti dâhilinde kapitalizm, modernleşme, kalkınma gibi netâmeli konular da kaybedilmiş hikmetin kıyılarında aranıyordu. <br />
Bu arayışlardan birisi de Lütfi Bergen&#8217;in &#8220;<em>Azgelişmişlik Üstünlüktür</em>&#8221; kitabıyla olgunlaşmaya başlamıştı. Dergâh câmiasının neşriyatı içinde ortaya konmuş İsmet Özel ve Nurettin Topçu&#8217;nun yeterince tartışılmamış görüşlerinden doğan bu kitap; &#8220;<em>yüzyıla İslâmi düşüncenin ‘farklı&#8217; bakıştan açılımlarını yani mümkünlerini keşfederek çıkma kaygısının bir ürünü olarak</em>&#8221; (Bergen,1996:8) yazılmıştı. Bu çerçevede İslâmî<strong> </strong>düşüncenin modernliğe yine modernlik üzerinden, kalkınma problemi çevresinde cevap ürettiğini ve bu yüzden de reddedilmiş olan laik zihniyetle barıştığını (a.g.e:8) ve İslâm&#8217;ın Müslümanların elinde İslâmcılık şekliyle adl&#8217;i tesise yetmeyeceğini yazmıştı.(a.g.e:212)<br />
Lütfi Bergen, on beş yıl sonra yayımlanan son kitabı &#8220;<em>İsyandan Dirliğe-Anadolu&#8217;da Yerli Olmak<a name="_ftnref2" href="http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=1797479510220397309#_ftn2"><strong>[2]</strong></a></em>&#8221; ile yeni bir anlam diyârına soktuğu &#8220;yerlilik&#8221; mefhumunun etrafında dolaşırken Batıya nisbeten alınan tavırların ötesinde kendi merkezini arayanlara seslenmeye devam ediyor. Düşünce dünyasının Batı&#8217;ya karşı sığındığı tepkisel tutumu eleştiriyor ve ideolojilerin çözümsüzlüğe mahkûm ettiği<strong> </strong>Müslümanları bir paradigma değişimine dâvet ediyor. Bu yönüyle <em>İsyandan Dirliğe</em> ile kökleri birkaç yüz yıl öncesine dayanan bir sapma olan modernleşme düşüncesini eleştirel bir düzlemde değerlendiriyor. Bergen, daha önce kaleme aldığı mes&#8217;elelere daha derinlikli ve dayanaklı bir şekilde yaklaşarak, tezlerini güçlendiriyor ve modernleşme aleyhinde kuru laflar etmek yerine tarihsel bir perspektiften çözüm önerileri, kurtuluş yolları sunuyor okura.<br />
<em>İsyandan Dirliğe</em>, her şeyden önce, özellikle son doksan yılda mahkûm edildiğimiz düşünce prangalarından, mahrûm edildiğimiz düşünce pratikleriyle kurtulmanın haritasına sahip diyebiliriz. Bu pratiklerin yönelimiyse kitabın üç bölümüyle ortaya çıkan üç boyutuna dağılmış: Öncelikle Arabî ve Farsî olarak tasnif edilmiş yönetsel ve fikrî temellere dayanan İslâmî hayatın Anadolu&#8217;da yeniden biçimlenişi inceleniyor. Müteakiben, ideolojilerin çözümsüzlüğüne gark olmuş düşüncesinin, bozulan dirlik düzeninin, tahrip edilip yozlaştırılmış ma&#8217;neviyyâtının kuraklığında ıstırap çeken Anadolu Müslümanlarının ma&#8217;rûz bırakıldığı başka türlü düşünememe sıkıntısı dile getiriliyor. Ve nihâyet &#8220;<em>bir cevabın peşinde,</em>&#8221; merkezileştirilmiş düşünce ve yöntemlerin reddedilerek kaynağını yerli olandan alan yeni merkezlerin oluşturulması ve düşüncenin yeniden yapılandırılması üzerinde duruluyor. Yani, okura yeni bir paradigma sunuluyor&#8230;<br />
<strong>Çöküşten Dirliğe</strong> İbn Arabî ve tasavvuf araştırmalarıyla tanınan William C. Chittick, İslâmî irfân geleneğinin ma&#8217;rûz kaldığı ilgisizlikten yakınırken ve Müslüman bilim adamlarının irfânî bir tarzda düşünüp düşünmedikleri şüphesini dile getirirken şöyle der:  &#8221;<em>Aynı anda hem modern anlamda bir bilim adamı, hem de âlemi ve nefsi Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;te izah edildiği gibi anlayan bir Müslüman olmak mümkün müdür? Peki, hem bir sosyolog olmak, hem de tevhid kavramının iç manasına uygun düşünebilmek mümkün müdür?</em>&#8221; (Chittick,2010:36)<br />
Esasen bu tarz sorular, Batı&#8217;nın hamleleri karşısında sürekli mevzi değiştirmek zorunda kalan ve her mağlubiyette kendini yıkıp yeniden inşa etmek ihtiyacı duyan Osmanlı münevverinin, kendinden sonrakilere bıraktığı bir miras oldu. Birçok soru, çözüm önerisi ve çözümsüzlük de aynı sebebe dayanan komplekslerle birlikte sonraki nesillere tevârüs etti. Osmanlı, sadece devlet olarak değil bir bölge olarak kaybettiği siyâsal konumlanışını -Batı&#8217;ya göre- yeniden tesis etmeye çabalarken askerî ve iktisadî başarısızlıklarla yüzleştikçe ortaya çıkan panik havasında onu var kılan cemiyyet vasıflarını da yitirdi. Bu sadece devletten kaynaklanmıyordu, münevverlerin de payı vardı elbette: Batı&#8217;daki ictimâî hareketlilikler ve içerideki siyâsî karmaşalar sebebiyle nereye tutunacağını kestiremeyen, kime güveneceğini bilemeyen, inandıklarıyla yaşadıklarını yüzleştirdikçe yaşadıklarına inanmaya başlayan bir aydın tipi ortaya çıkmıştı zamanla. Fikirleri birbirine bağlayan yaklaşık değerler zihinlere yeni bir duvar örmeye başlarken, bütün entelektüelite, yüzlerce yıllık geçmişin sorgulanması ve yargılanmasına dayanmaya başladı. Çözüm de hemen bulundu: &#8220;Batı&#8217;nın ilmin almalıydık!&#8221; <br />
<a href="http://1.bp.blogspot.com/-MibBWlE__rM/T5MLChmA8RI/AAAAAAAAAGU/SdTIsg0TJsM/s1600/isyandan+dirli%C4%9Fe.jpg"></a> <em>İsyandan Dirliğe</em>&#8216;nin henüz önsözünde Bergen&#8217;in değindiği ilk husûs da bu olur: &#8220;<em>Müslümanlar, Osmanlı&#8217;nın yıkılışı ile Batı uygarlığının üstün sayıldığı bir dünya algısına saplandılar</em>.&#8221; (s.9) Yani denilebilir ki Osmanlı&#8217;nın Batı&#8217;ya mağlup olmasının diğer anlamı, Batı paradigmasını kabûl etmesiydi. Ki uzunca bir zamandır günlük hayatımızı, iktisadî yapımızı, fikrî dünyamızı oluşturan bir çerçeve olarak mevcûd bilimsel ve düşünsel paradigma da moderniteye dayanmaktadır. Bilindiği üzere paradigma, kabaca düşünsel çerçevedir. Baskınlığı, zorlayıcılığı ve yönlendiriciliğiyle bir çerçeveden öte bir huduttur, belki zindandır. O halde geleneğin ve onun bileşenlerinin dışlanarak yerine rasyonelleşmenin etrafında zuhûr eden değer sistemlerinin tüm hayatı biçimlendirme anlayışı oldu esas mağlûbiyet. Ki bir paylaşım mücâdelesi olan (Kızılçelik, 2000) I. Dünya Savaşı ile son bulan Osmanlı Devleti, gerek iktisadî yapısındaki tarıma dayalı üretim tarzı, gerek cemiyyet yapısındaki vasıfları itibariyle uzun müddet geleneksel/dayanışmacı toplum biçimini muhâfaza etmeye çalışmış, emperyalist Batı koalisyonu tarafından parçalanmış ve XVII. yüzyıldan beri zayıf seyreden &#8220;modernleştirilme&#8221; sürecine hapsedilmiştir. Bu süreçle birlikte Osmanlı siyâsîlerinin ve münevverlerinin dayanabildiği üç tarz-ı siyâset ortaya çıkmıştır: Osmanlıcılık, İslâmcılık ve Türkçülük. Yusuf Akçura bu üç siyâset tarzına değinirken her üçünün de Batı çıkışlı olduğunu yazar. Batı&#8217;dan esinlenen ve ilerleme fikri etrafında dolaşan&#8230; (1976:19-37)<br />
&#8220;<em>Tuhaf bir şekilde endüstriyel toplum tasavvurunu savunanlar ilk başta Müslüman düşünce adamları (Akif, Bediüzzaman, Ş. Günaltay) olmuştur</em>.&#8221; (s.36) diyen Bergen&#8217;in İslâmcılık yahut muhâfazakârlık siyâsetlerini tenkidinin de temelinde bu durum yatar: İslâmcılık diye anılan toplumsal düşünce biçiminin kendisinin de modern olduğuna değinir ve Müslüman düşüncesinin tabîatının kendiliğinden olması gereken bir söylemle değil Batı&#8217;ya göre/moderniteye karşı bir tepkiden doğduğuna işaret eder. Türkiye&#8217;de Müslüman düşüncenin kapitalizmi, komünizm aleyhinde tek modern süreç olarak algıladığına değinir. Ya da İslâmcılığın, Cumhuriyet ideolojisiyle aynı paradigmalardan baktığını, moderniteyle çatışırken onun silahlarını kullandığını ama buna rağmen &#8220;<em>Müslüman toplumların uyanışını, adil bir içtimai yaşamı, bereketli bir iktisadi ortamı sunacak zemini inşa</em>&#8221; edemediğini vurgular. (s.65)<br />
<strong>Anadolu&#8217;da Müslüman Olmak</strong> <em>İsyandan Dirliğe</em>&#8216;nin I.Bölümü, &#8220;<em>Kaosta Müslüman Olmak</em>&#8220;; Bergen&#8217;in fikriyatının çekirdeği de olan İslâm&#8217;ın toplumsal yahut medenî tavrına dairdir. &#8220;<em>Sahabeler suikasta uğramış üç halifenin ardından politik alanın dışına çıktılar</em>.&#8221; (s.15) cümlesiyle başlar ve Yesrib&#8217;te kurulan ilk medineden, Yesevî&#8217;nin meş&#8217;alesinin izinden akın akın gelen Horasan Erlerinin Anadolu&#8217;da kurdukları nizâma uzanır.<br />
Anadolu&#8217;da Müslüman olmayı; kavmî ve tarihî bakımdan bir sentez olarak gören Bergen bu durumu, &#8220;<em>apolitik, ehli sa&#8217;y, ehli dirlik, feta, kozmopolit ve fakirlik</em>&#8221; ile niteler. Geçim ehli olarak elinin emeğiyle beslenen, mevâlî, alt kimlik üretmeyen, İslâm olana menşe aramayan, Bizans&#8217;la savaşan Anadoluculuk;<em> </em>&#8220;<em>Müslümanlığın üçüncü ve esaslı</em>&#8221; timsalidir. Bu esasın dayanağıysa &#8220;<em>Türklerin İmam-ı Azam, Maturudi, Farabi, Maverdi ve Ahmet Yesevi üzerinden</em>&#8221; (s.18) kurdukları sufî-fıkıh yapısıdır. İktisadî zihniyeti sımsıkı saran dini merkezine alarak, fıkhı iktidarın hizmetinden kurtaran ve şahsî hak ve hürriyetleri savunan bir esasla hareket eden İmam-ı Azam&#8217;ın etkilerini üstünde taşıyan Ahîlik ile dirilmiştir Anadolu. Kendilerinden önceki İslâmî devletlerin içinde kaynayan kazanlardan kaçarcasına Anadolu&#8217;ya gelenler, burada yeni bir nizâm kurarlar. Yazarın Türk modeli ya da Anadolu Nizâmı diye adlandırdığı bu düzen üçlü bir sacayağıyla ayaktadır: &#8220;<em>1.Türkçe konuşma, 2.Müslümanla savaşmama, 3.Tımar-dirlik sistemine tabiiyet.</em>&#8221; (s.19) Küçük esnaf, san&#8217;atkâr ve çiftçilerin mahâretinde &#8220;<em>Kırda tımar ve şehirde ahilik</em>&#8221; (s.98) üstünde yükselir medeniyyet&#8230;<br />
Anadolu&#8217;da zuhur eden bu Müslüman kimliği Horasanî temellerle izah eden Bergen, son dönemde sıkça karşımıza çıkan İslâmî<strong> </strong>sol ya da cemaatçi sol gibi mes&#8217;elelere de uzanarak bu kavramların kökenle ilişkilerini sorguladığı detaylara da yer verir ilk bölümde. Bu konu önemlidir, çünkü; &#8220;<em>Modern Türk siyasi ve iktisadi düşüncesinin normal mecrasında serpilen epistemik cemaatin pozitivist, rasyonel, kalkınmacı iktidar biçimlenmesini eleştirel felsefe açısından yeniden değerlendiren bir düşünce-inanç çizgisi geliştirmesi, Müslümanca yaşamanın en temel derdidir</em>.&#8221; (s.34) yazara göre. Bunun için önce yeni bir ahlakçılık olarak değerlendirdiği Anadolu sosyalizmini tartışan Nurettin Topçu&#8217;ya çevirir yüzünü, ondan beri Türkiye&#8217;de sol nitelikli bir İslâmî<strong> </strong>tasavvurun gelişmediğine değinir. Topçu&#8217;nun yolunu, kapitalizme karşı koyabilecek yegâne yol olarak niteler. Sonra Cemil Meriç&#8217;in Saint-Simon&#8217;a yaklaşımını ele alır ve Turgut Cansever&#8217;in kentleşme sorunu etrafındaki değerlendirmelerine yönlendirir okuru.<br />
<strong>Çözümsüzlüğün iki ayağı: Modernleşme ve modernleşememe</strong> &#8220;<em>İsyandan Dirliğe</em>&#8220;nin II.Bölümü olan &#8220;<em>Modernizm ile Çatışmak</em>&#8220;taki on altı makalede; Batının yeni bir uygarlık söylemiyle ortaya çıkışı, bu tezâhüre Müslümanların etkisi ve sonrasında özellikle Osmanlı&#8217;nın karşı tavrı ele alınır.<br />
Bergen&#8217;in özellikle vurguladığı Pirenne tezi temelde İslâm&#8217;ın ilerleyişiyle beraber Batının hayat bulduğu Akdeniz&#8217;de gerilemeye, ticâret gücünü yitirmeye ve Kuzeye çekilirken Antik gelenekten kopmaya başlaması üstünedir. Buna göre ticâret olanaklarını yitiren Avrupa asker besleyebilmek için toprak dağıtır: &#8220;<em>Avrupa feodalizminin kökeni İslam&#8217;dı</em>(r). (&#8230;) <em>Avrupa&#8217;daki paradigma değişikliği (&#8230;) İslam tehlikesi karşısında</em>&#8221; (s.135-136) oluşmuştur. Aynı sebeple &#8220;<em>Avrupa feodal toplum düzeninden emperyalist ve endüstriyel topluma Türklerin Avrupa&#8217;ya girişinin neticesinde geçmek zorunda kal</em>(mıştır.)&#8221; (s.136) Ki Avrupa&#8217;nın dünyayı keşfetmek! üzere gemilerle okyanusa açıldığında da ellerindeki harita ve pusulalar Müslümanlara aittir.<br />
&#8220;<em>Batı, Müslümanlarla çatıştığı her tarihsel dönemde ekonomik düzenini değiştirmek ve dönüşüme uğramak zorunda kaldı. Buna mukabil İslamcılık da Batı için kesinlikle karşıt bir ideolojik yapılanma olamadı&#8230;</em>&#8221; (s.138) Orhan Pamuk&#8217;un Doğu-Batı diyalektiği üstüne kurulmuş olan, &#8220;<em>Osmanlı&#8217;yı özne Avrupalı&#8217;yı öteki olarak inşa eden</em>&#8221; (Köroğlu,1999:156) ve &#8220;<em>Ben neden benim?</em>&#8221; sorusunun etrafında dolaşan <em>Beyaz Kale</em> romanındaki Venedikli tutsakla Hoca&#8217;nın değişimi gibi, Batı dönüşürken Osmanlı da Bergen&#8217;in deyişiyle <em>Frenkleşme</em> sürecine girdi. Bunu üç açıdan ele almak mümkün: İktisadî, idarî ve hukukî. Henüz Fatih zamanında yönetim ve asker devşirmelerle doldurulmaya başlanmıştı. Fethin ertesi günü Vezir-i Azam Çandarlı Halil Paşa azledilerek yerine devşirme Zaganuz Paşa geçmişti. (İnalcık,2010:110) Bu durum imparatorluğun talep ettiği sınırsız iktidâr isteğine Türklerin muhâlefet etme olasılığından kaynaklanmaktaydı. (Ecevit,1990) Ki aynı bağlamda nizâm-ı âlem için kardeş katli de Fatih zamanında bir &#8220;iç-engelleme&#8221; tarzı olarak geliştirilmişti. &#8220;<em>Fetih&#8217;ten sonra Anadolu&#8217;daki Ermenilerin İstanbul&#8217;a davet edilmesi ve patrikhane inşa edilmesi</em>&#8221; de (Yarar,2002:38) Osmanlı&#8217;nın bu yeni politikasının bir işaretiydi. Avrupa&#8217;da alınan topraklarla birlikte yüklenilen külfetler tımarı bozmuş ve fıkıh sistemi de Gazalî&#8217;ye dönmüştü: &#8220;<em>İslam tarihinde Nizamülmülk-Gazali çizgisi devlet-ahlak adamı temelli bir medeniyet projesi kurarken, İmam-ı Azam-Ahmet Yesevi-Ahi Evran (Nasreddin Hoca)-Hacı Bayram Veli çizgisinin de alim, asgar, esnaf zümreyle medeniyet işlediği düşünülebilir. (&#8230;) Yesevi çizgisinin Türk (Müslüman), Gazali çizgisinin devşirme karakteri baskındır.</em>&#8221; (s:56)<br />
<strong>Yerlilik Mihverinde Bir Cevap</strong> &#8220;<em>İsyandan Dirliğe</em>&#8220;nin III.Bölümünü kitabın başından beri dikkatle işlenmiş mes&#8217;elelere çözüm niteliği taşıyan bir bakışla yaklaşan &#8220;<em>Bir Cevabın Peşinde Var Olmak</em>&#8221; oluşturur. Bergen, bugünle tarih arasında kurduğu akıl mekiği sayesinde artık kan pompalamayan ve vücudun kan değişimini/yenilenmeyi/tecdidi sağlayamayan kalbin varlığını odağa alır. Vücut yorulmuş, bî-tâb düşmüş, elleri, bacağı tutmaz olmuş, organları pes etmiş, kılcal damarlar tıkanmış&#8230; En kötüsü de beyin uyuşmuş&#8230; Hikmet unutulmuştur&#8230; <br />
 &#8221;<em>Müslümanlar</em>&#8221; diyor Lütfi Bergen bir düğümü açtığı &#8220;Evet, Habil&#8221;de; &#8221; ‘<em>geri kalmışlık/mağdurluk&#8217; psikolojisi ile muhataplarından ‘rövanş alma&#8217; cehdiyle hareket ediyorlar. Oysa ilahi sünnet göstermiştir ki acıyı acıyla ovmayı va&#8217;z eden peygamber yoktur. Ashab-ı Güzin, eziyet görmüş, lakin mağduriyetini isyan veya şiddetin gerekçesi kılmamıştı. Hakkı söylemenin kendisinden başka eylem yoktur. Gariplerin yolu budur</em>.&#8221;<br />
Tek dertleri bir gölgelik olarak gördükleri bu dünyada, &#8220;bir yel esip geçmiş gibi&#8221; tek lâhza nefeslenmek olan &#8220;garîb yâhût yolcu&#8221; Müslümanlar için felah yolunun kalkınmacı, sanayileşmeci yaklaşımlar gibi modernize edilmiş toplumsal ve ekonomik söylemler olmadığına vurgu yapıyor burada ve &#8220;<em>Azgelişmişlik Üstünlüktür</em>&#8221; demeye devam ediyor. Şiddet ya da isyanla kurtuluş aramanın da anlamsızlığına değiniyor ve çözümün şiddet olmadığına örnek olsun diye; İmam-ı Azam&#8217;ı, Ebu Zer&#8217;i, Gandhi&#8217;yi, Hasan-ı Basrî&#8217;yi anlatıyor. Anadolu&#8217;da medeniyyetin köklenmesinde te&#8217;siri olan tüm hikmet sahiplerinin ortak özelliğinin Habil&#8217;den beridir aynı olduğuna değiniyor.<br />
Buna göre Habil, rabbinin kurbânlarını kabûl etmesine ve yani da&#8217;vâsında haklı olmasına rağmen tehdît ya da zora başvurmamıştır. Belki de kitabın en dikkate değer mes&#8217;elelerinden birisi olan bu değerlendirme, oldukça geniş bir perspektif içinde örneklendirilerek bir tutum olarak da tavsiye edilmektedir. Şöyle ki Bergen; bir zulüm, istibdat yâhût kapitalist/modern süreçler gibi bir gayr-i meşruiyet barındıran devir, yönetici yâhût düzenler aleyhine &#8220;<em>evet, isyan</em>&#8221; değil;<em> &#8220;evet, Habil!</em>&#8221; diyor. Anadolu Müslümanlarının bu yönden müşterek vasıfları, direnişi olumlarken isyana bulaşmamalarıdır ona göre. Nebî ve rasûllerin Adem&#8217;den Rasûlullah (sav)&#8217;a değin mücadele biçimleri cedel, sükût, beyan, sabır, ayrılma, anlaşma, kabûl üzere olmuş ama kıtal, inkılâb, çatışma biçimine asla dönüşmemiştir. Nitekim Hasan-ı Basrî, Emevî krallarına itaat etmenin vacip olduğunu söylerken beş işin yürütülmesini de buna gerekçe olarak gösterir: Cum&#8217;a namazını kıldırmak, cemaatin birliği, ganimet malların durumu, sınırların ve geçitlerin korunması. (Bergen de Gazalî&#8217;den beş emniyeti şöyle sıralar: Din, can, mal, nesil, akıl emniyetleri.) &#8220;<em>Bu krallar, meydanda at oynatsalar da, insanlar onların peşine takılsalar da ve günah kalplerine yerleşmiş olsa da Hakk bizleri onlara itaat etmeye mecbur kılar, onlara karşı isyan etmemizi yasaklar</em>.&#8221; (Ebu Zehra,1978:112) Zerkani&#8217;nin <em>Şerh-i Muvatta</em>&#8217;sından da öğreniyoruz ki ehl-i sünnet âlimleri de bu yolu tutmuşlardır. (Cilt:2,292; aktaran Ebu Zehra,1978:113) Bu direnişin sosyo-ekonomik boyutuysa fakr halidir&#8230; Bir gün <em>Kudüs&#8217;ü de bu garipler fethedecek(</em>tir<em>.)</em> (s.108)<br />
Bir gün ashabı Rasûl (sav)&#8217;ün yanında dünyalıktan bahsettiler. Bunun üzerine Rasûllullah (sav) şöyle diyordu: &#8220;<em>Duymuyor musunuz? Sade yaşamak imandandır.</em>&#8221; (Ebu Davud, Tereccül 2, aktaran: Nevevi,2002:179) &#8220;<em>Benden sonra size dünya nimetlerinin ve güzelliklerinin açılmasından ve onlara gönlünüzü kaptıracağınızdan korkuyorum</em>.&#8221; (Buharî, Zekat 47, aktaran: Nevevi,2002:166) diyen de &#8220;<em>Şüphesiz her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi, imtihan vesilesi de maldır.</em> &#8220;(Tırmızi, Zühd 26, aktaran: Nevevi,2002:170) diyen de &#8220;<em>Fakrını fahri (onuru) olarak gören</em>&#8220;dir.<br />
Musa&#8217;nın kavmini alarak çöle çekilmesinde gördüğümüz &#8220;<em>uygarlığın terki</em>&#8221; tavrına (Bergen,1996:110) benzer şekilde &#8220;tüketmiyorum&#8221; denildiği anda paradigmasını yitirip çökmeye mahkûm gözüken Batı için felsefî sıçrama fikrinin reddedildiği &#8220;<em>Müslümanlar Çekilirse Batı Uygarlığı Yıkılacak</em>&#8221; başlıklı makalede bolluk üretimine dayalı endüstrinin köle de ürettiği vurgulanıyor. Kendi içlerinden çıkan canhıraş çığlıklara, kesîf tenkidlere rağmen ısrarla benzemeye çabaladığımız bu toplum tipinin üretip sonra da beslendiği eşya dizgesinden bağımsız olarak felsefî üretim çağrısı yapılıyor: &#8220;<em>İsa (as) emperyal bir eşya bolluğu dayatan Roma&#8217;yı ihtiyaçlarını azaltarak yıkmayı bize öğretmişti. Post modern toplumun tüketim dayatmalarından bizi kurtaracak (felaha erdirecek) olan din de Batı paradigmasının yıkılacağını vaat etmektedir</em>.&#8221; (s:285) <br />
Nihayetinde Batılı olmamasına rağmen Batılı gibi düşünmek, yaşamak, tüketmek gayreti sadece yozlaşma ve melezleşme getirmiştir. Shayegan&#8217;ın deyişiyle artık ortaya çıkan &#8220;<em>Ne odur, ne de öteki; melezdir (&#8230;) çarpık ve bozuktur.</em>&#8221; (s:208) Aslında bir modernleşememe halidir bu. Nitekim geçen zaman zarfında tüketim alışkanları da dâhil olmak üzere yaşam tarzının hiçbir sahasında Batılı bir uygarlık libâsına bürünmüş herhangi bir Müslüman toplum henüz ortaya çıkmış değildir. Her ne kadar bazı yazarlar söz konusu uygarlaşmanın esas mahiyetinin, cumhuriyetten en az yüz yıl önce olması hasebiyle Osmanlı Batılılaşması olduğunu, Milli Mücadele&#8217;nin ve Kemalist cumhûriyetin tam aksine Tanzimat sonrası devirde Batı aleyhtarlığının en şiddetli zamanında ortaya çıktığını söylese de (Nişanyan, 2009:231) Marksist terminolojiyle üst yapısal bir evrim niteliği taşıyan 1923 sonrası söylem ve eylemler açıktır. Hayatın tek rehberi olarak fennin (pozitivizmin) kabûlü, tek bir medeniyyetin var olduğu (asrî medeniyyet), ilerleme vurgusu, katı laikliğin ürettiği kurumsallık (sekülerizm), hukukun Batıya adapte edilmesi gibi düşünsel/hukuksal/üst-yapısal düzenlemelerin en kapsamlısı cumhûriyetle birlikte tahakkuk ettirilmiştir. Yaşananlar sadece cemaatten cemiyyete bir dejenerasyon sürecinin merhaleleridir: Dirlik düzeni bir burjuva yaratmak nâmına bozulmuş iktisadî yapıya, mahalleli şehirler soğuk/mat kentlere, cemaat ferdiyetçi zihniyete, dayanışma anlayışı rekabete, sınaî üretim endüstriyalizme benzer olmuştur sadece&#8230;<br />
&#8220;<em>Biz Müslümanlar belki bir bilim sahibi olduk; ama yeni bir toplum tasavvuruyla hareket etmedik. Dolayısıyla Müslümanların geri kalmışlığının nedeni bilimde geri kalmışlık meselesine bağlı değildi. (&#8230;) Müslümanlar 1453 İstanbul fethinden hemen sonra Batıda gelişen ‘yeni bir toplum&#8217; tasavvuruna cevap üretemediler.</em>&#8221; (s:219-221)<br />
Nitekim Bergen de son bölümdeki makalelerde geleneğin sürükleyip getirdiği medeniyyet kavramına muhâlefet eden uygarlık söylem ve inşâ biçimini ele alıyor. Uygarlıkla (civilization) medeniyyetin (umran) aynı şeyler olmamasına vurgu yapıyor. Uygar kentlere karşı medenî şehirler öneriyor. Bunu yaparken Fârâbî&#8217;nin faziletli devletine gönderme yaparak mâddiyâta odaklanmayan ma&#8217;nâ ve fazîletle meşgûl olan şehir tasavvurunu öne çıkarıyor. Türkiye&#8217;nin bugün üç yüz yıla yaklaşan bir sergüzeşti olarak Batılılaşma da&#8217;vâsı, son demde neoliberal ekonomi-politiğe dayanmış bir da&#8217;vâdır. Yazarın deyişiyle &#8220;<em>ayartılmış adamlar ülkesinin&#8221;</em> da&#8217;vâsı&#8230;<br />
&#8220;<em>Günümüzde (&#8230;) Müslümanlar modernlikle çatışmalarını tükettiler. (&#8230;) Cumhuriyet modernleşmesinin muhalif tavrı olarak kurulan İslami grup ve bilinçler, bugün kendine has ve devlete dayanmayan sermaye kesimiyle, muhafazakâr tabanıyla, Türk modernleşmesinin dinamiği haline gelmiştir</em>.&#8221; Bu o kadar ileri götürülmüştür ki bölgesel öncülük rolü yüklenen Türkiye, diğer Müslüman ülkelere örnek gösterilmektedir! &#8220;<em>Türk modernleşmesi Müslümanları da kendine katılmaya ikna ederek, hem Türkiye&#8217;nin değişimini mümkün kılıyor hem de kapitalizmin durdurulabilme imkânını yok ediyor&#8230;</em>&#8221; (s:147) <br />
Bergen&#8217;in mahallelerden medeniyyetin bütününe kadar çözüm odağı olarak işaret ettiği yerlilik kavramı, bir kadîm yerleşmişlik/yerleşiklik değil, İslâm&#8217;ın mürekkep kazanına dâhil olmaktır. Anadolu&#8217;nun dirlik düzeni, dini merkeze alan yönetimidir halkı yerli kılan. Murat Erol&#8217;un deyişiyle, &#8220;<em>bir medeniyetin parçası olarak kalma çabası, bu medeniyete yeniden ait olma, yeni şartlara göre dâhil olma, yeni durum ve esaslara göre de bu medeniyette kalma yoludur.</em>&#8221; (2010:33-51)<br />
Hülâsa edersek Aydınlanma ve moderniteyle dinin dünyadan koparılması, geleneğin değerler sisteminden ve günlük hayattan uzaklaştırılması neticesinde ortaya çıkan hayat; metalaştırılmış, rûhu çalınmış, ma&#8217;nâsı derdest edilmiş, kalbi karartılmış bir dünyadan başka bir şey değildir. <em>İsyandan Dirliğe-Anadolu&#8217;da Yerli Olmak</em>, ideolojilerin ipine sarılmaktan başka bir fikrî olanağı bulamayan modern çağ Müslümanları için bir çıkış yolu sunuyor. Ki bu yol, tarihî gerçeklikte kendine bir hudut çizebildiği gibi ahlâkî,<strong> </strong>iktisadî ve idarî bütünlükte toplumsal olanı tepkisellikten kurtarıyor ve yeniden vahye dayandırıyor. Chittick&#8217;in hem Müslüman olmak hem de bilimle uğraşmak hakkında sorduğu soruya bu çerçevede bir cevap verebilmek imkânı da bu sayede hâsıl oluyor. Alper Gürkan</p>
<p><strong>Kaynakça</strong> <strong>Akçura</strong>, Yusuf (1976); <em>Üç Tarz-ı S</em><em>iy</em><em>â</em><em>s</em><em>et</em>, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara <strong>Bergen</strong>, Lütfi (1996); <em>Azgelişmişlik Üstünlüktür</em>, Ülke Kitapları, İstanbul. <strong>Chittick</strong>, William C. (2010); <em>Kozmostaki Tek Hakikat</em>, (Çev: Ömer Çolakoğlu), Sufi Kitap, İstanbul <strong>Ebu Zehra</strong> (1978); <em>İslâm&#8217;da Siyasi İtikadi ve Fıkhi Mezhepler Tarihi</em>, Hisar Yay., İstanbul. <strong>Ecevit</strong>, Bülent (1990); <em>Toplumsal Kültürün Türk Siyasal Yaşamına Etkisi</em>, Tekin Yay.,İstanbul. <strong>Erol</strong>, Murat (2010); Yerlilik İçin Kavramsal ve Anlamsal Çerçeve, <em>Hece Dergisi</em>, s:162-163-164, Ankara <strong>İnalcık</strong>, Halil (2010); <em>Devlet-i Aliyye-Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar</em>-<em>I</em>,Türkiye İş Bankası Yay., 42.Baskı, İstanbul. <strong>Kızılçelik</strong>, Sezgin (2000); <em>Frankfurt Okulu-Eleştirel Teori</em>, Anı Yay., Ankara <strong>Köroğlu</strong>, Erol (1999); Beyaz Kale&#8217;de Özne ve Öteki, <em>Orhan Pamuk&#8217;u Anlamak</em> (Der:Engin Kılıç), İletişim Yay., İstanbul. <strong>Nevevi</strong> (2002); <em>Riyazü&#8217;s Salihin</em>, (Haz: Abdullah Parlıyan), Konya Kitapçılık, Konya <strong>Nişanyan</strong>, Sevan (2009); <em>Yanlış Cumhuriyet-Atatürk ve Kemalizm Üzerine 51 Soru</em>, Kırmızı Yayınları, Dördüncü Baskı, İstanbul. <strong>Yarar</strong>, Hülya (2002); Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri, <em>OTAM(Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi)</em>; Sayı:13, Ankara</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong></p>
<hr size="1" /><a name="_ftn1" href="http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=1797479510220397309#_ftnref1">[1]</a> <a href="http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=21079&amp;y=AkifEmre">http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=21079&amp;y=AkifEmre</a> <a name="_ftn2" href="http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=1797479510220397309#_ftnref2">[2]</a>Bergen,Lütfi(2011); <em>İsyandan Dirliğe-Anadolu&#8217;da Yerli Olmak</em>, Ebabil Yayınları, Ankara.</p>
<p> </p>
<p>… E-kitap okumak için…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/22/isyandan-dirlige-lutfi-bergen/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/22/isyandan-dirlige-lutfi-bergen/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet, din, dindar bir de kindar!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/17/devlet-din-dindar-bir-de-kindar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/17/devlet-din-dindar-bir-de-kindar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2012 22:47:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cemile Bayraktar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21514</guid>
		<description><![CDATA[  Bahsedeceğim konu birçok insanın en hassas noktalarından biri olan &#8220;dini&#8221; içerdiği için baştan belirtmek isterim ki, asla ve asla kimseyi sınıflandırmak, tasnif etmek, ölçmek, yermek ve etiketlemek gibi bir gayem yok. Zaten bu benim ödevim de olamaz ki bu haddim de değil.
  Türkiye&#8217;de din (İslam) öğretimi çoğunlukla Diyanet (Devlet) eliyle yahut yasaklanmasına rağmen varlığını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/dindar_kindar.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21517" title="dindar_kindar" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/04/dindar_kindar.jpg" alt="" width="220" height="285" /></a>  Bahsedeceğim konu birçok insanın en hassas noktalarından biri olan &#8220;dini&#8221; içerdiği için baştan belirtmek isterim ki, asla ve asla kimseyi sınıflandırmak, tasnif etmek, ölçmek, yermek ve etiketlemek gibi bir gayem yok. Zaten bu benim ödevim de olamaz ki bu haddim de değil.</p>
<p>  Türkiye&#8217;de din (İslam) öğretimi çoğunlukla Diyanet (Devlet) eliyle yahut yasaklanmasına rağmen varlığını sürdüren cemaatler ve tarikatlar eliyle sağlanmıştır. Bunun sonucu olarak bilinçli bir form verilen din veya özünden koparılmış bir din sonucu ortaya çıkmış ve bu şekilde tebliğ edilmiştir. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda ise devlet eliyle art niyet güdülerek; cemaatler-tarikatlar eliyle ise art niyet güdülmeden dinin özüne zarar verilmiştir. (Herhangi bir telaşa mahal yok Allah&#8217;ın vaadidir, dini O koruyacaktır.)</p>
<p>  Türkiye&#8217;deki Müslümanlar olarak misal abdest, mesh, namazda ellerin nerede duracağı gibi konuları şeklen bir mühendis gibi milim milim ölçerek yerine getirmeyi çok çok iyi biliyoruz; ancak Kuran-ı Kerim&#8217;de 114 sure varken biz Türkiyeli Müslümanların namazımızda okuyabildiğimiz surelerin sayısı 8-10&#8242;u geçmiyor, hatta Kuran&#8217;ın en kısa 8-10 suresine &#8220;Namaz Sureleri&#8221; adı verilmiş, daha da beteri çoğumuz Müslümanız ama Kuran ne diyor bilmiyoruz; ancak birçok uydurma evliya kıssasını ezbere biliyoruz.</p>
<p>  Tüm bunlarla olumsuz bir tablo çizmek istemiyorum, bu bahislerimde <span id="more-21514"></span>kimseyi yermek de istemiyorum, bu yazdıklarıma uzun yıllar yoğunca şahit olduğum için durum tespitinde bulunmaya çalışıyorum. Ancak çözemediğim şeyler de oluyor mesela bu ülkede başörtülü kadınların kamuda çalışması halen yasak, o başörtülü kadınlar düne kadar yerlerde sürüklendi, bu ülkenin ordusu içinde namaz kılmak yasaktı, eşi başörtülü olan TSK mensubu fişlendi, namaz kıldığı öğrenilince TSK ile ilişiği kesildi. Tüm bunların yapıldığı yerin adı &#8220;Peygamber Ocağı&#8221;ydı, kimse bundan bir rahatsızlık duymuyordu. Gırtlağımıza kadar faize batmıştık, &#8220;Faizin her türlüsü haramdır.&#8221; demek şöyle dursun bir cemaat faize cevaz bile verdi, tüm bunlara karşı sessizdik, öyle değil mi?</p>
<p>  Çok ileri gitmek istemiyorum ama zannediyorum Müslüman bir toplum olarak -çok şükür- İslam&#8217;dan kopamadık, kopamadık ama bir başka en önemli şeyimiz &#8220;devlet&#8221; işin içine girince kendimizce &#8220;İslam-Devlet&#8221; bütünlüğü ortaya koyduk, bu bir şekilde iç içe giriş durumu oluşturdu ancak kutsadığımız &#8220;devlet ve devlet organları&#8221; etkisinden bir şey kaybetmeden büyürken, dinimizden (İslam) bir şeyler parça parça kopartılmaya çalışılırken İslam ruhen yıpratıldı. Öyle ki bazılarımızın kâğıt üzerinde kalan &#8220;Müslüman&#8221; sıfatı ne kâğıt üzerinden hayata döküldü, ne de kâğıt üzerinde sessiz kalabildi; işine geldiğinde ortaya atıldı durdu.</p>
<p>  Tüm bunlara mukabil gerek cemaatler gerekse tarikatlar içinden veya hiçbirisine dâhil olmayan Kuran&#8217;a ve sünnete bağlı birçok Müslüman dindar yetişti, İslam&#8217;ı anlamak ve anlatmak noktasında -Allah onlardan razı olsun- çok yoğun emek harcadılar, fedakârlıktan çekinmediler.</p>
<p>  Neden bunlardan bahsediyorum?</p>
<p>  Başta da belirttiğim gibi kimin ne kadar dindar olduğunu ölçmek, sen şu kadar dindarsın, sen bu kadarsın demek benim ödevim de değil haddim de değil. Kişi &#8220;ben dindarım&#8221; diyorsa onu öyle kabul etmek durumundayız ancak bu &#8220;dindarlık&#8221; bahsi özelden başlayıp genele doğru bir &#8220;soruna&#8221; yol açıyorsa &#8220;Hakkı ve sabrı tavsiye etme zorunluluğu&#8221; kaidesince haddimizi aşmadan müdahale etme gereği doğuyor. Konuyla ilgili birkaç olaya bakalım&#8230;</p>
<p>  <strong>Edirne Kent Konseyi&#8217;nce, Mimar Sinan&#8217;ın ustalık eseri olan Selimiye Camii&#8217;nin çevre düzenlemesine destek toplamak için Selimiye Meydanı&#8217;nda insan zinciri oluşturuluyor. Ancak Edirne Valisi Gökhan Sözer, bu yürüyüşe destek vermek için katılan Bulgar Ortodoks Kiliseleri Rahibi Aleksandır Çıkırık&#8217;ı protokolde yanında istemiyor. Vali: &#8220;&#8221;Kalsınlar böyle. Bulgaristan&#8217;da bizim müftüyü, hocayı, sağına soluna alıyorlar mı?&#8221; diyerek Rahibi protokole aldırmıyor.</strong></p>
<p><strong>  Oyuncu Meral Okay öldü kendisi ölmeden evvel öldükten sonra bedeninin yakılmasını vasiyet etmiş ancak bu vasiyet -hangi akla hizmet bilmiyoruz- yerine getirilmedi ve cenazesi bir camiden kaldırıldı.</strong></p>
<p><strong>  Milli Gazete&#8217;nin haberine göre Diyanet İşleri Başkanlığının &#8220;fetva hattına&#8221; vicdani reddin dini hükmü sorulmuş. Diyanetten gelen fetva ise &#8220;vicdani reddin caiz olmadığı&#8221; şeklinde olmuş.</strong></p>
<p><strong>  </strong>Bu örnekler gibi birçok örnek mevcut devletin insanda vücut bulmuş hâli olan validen tutun da devletin &#8220;dini&#8221; kurumu olan Diyanet&#8217;in bu uygulamalarının dinden ve dindarlıktan değil de &#8220;devletlilikten&#8221; kaynaklandığı bariz bir gerçek. Zaten bir dindarın başka bir dinin önderine &#8220;ayrımcılık yapması&#8221; mümkün değildir. Zaten bir dindarın içinde namaz kılınması bile yer yer yasak olan TSK&#8217;ya karşı gayet insani ve İslami bir duruşla vicdani redde &#8220;caiz değil&#8221; demesi mümkün değildir.</p>
<p>  Başbakan&#8217;ın dindar nesil yetiştirme arzusu eğer yukarıda örneğini verdiğim yanlışları doğru kılmak içinse bunu anlayabiliriz ancak Başbakan bir anlamda devletse -ki öyle- devletin dine müdahale etmesi sonucunda ortaya çıkan durum bu oluyorsa, Başbakan&#8217;ın böyle bir arzuyu tebliğ etmesi faydadan çok zarar doğuracağı için kabul edilir gibi değil zira kulluk devlete değil Allah&#8217;a yapılır.</p>
<p>  Devlet ve dinin ilişkisinde ortaya atılan &#8220;dindar değil kindar nesil&#8221; başlığına gelecek olursak lütfen &#8220;dindar nesile&#8221; muhalefet eden zihniyete bir bakalım, ne yapıyorlar? 80 küsur yılın intikamını güdüyorlar. Arapların İngilizlerle bir olup bizi sırtımızdan vurduğu yalanıyla Araplardan nefret ediyor, laik olmayan Müslümanları Arabistan&#8217;a göndermek istiyorlar. Cumhuriyete muhalif olan Müslüman Kürt Şeyh Said&#8217;in asılmış olmasıyla yetinmiyor &#8220;İngiliz ajanıydı&#8221; iftirasıyla halen hakkına giriyorlar. Yunan nefretinden bir asırdır kurtulamadılar. 1915&#8242;in mimarlarının mirasını devralmaları yetmediği gibi özür dilemeleri gereken Ermenilerden halen nefret ediyorlar. 1938&#8242;de bombaladıkları Aleviler onlar için halen tehlike&#8230; Kendileri gibi olmayan herkese nefret duyuyorlar. Onlardan farklı düşündüğünüzde veled-i zinalığınıza gidiyorlar. Daha neler, neler&#8230;</p>
<p>  Gördüğümüz tablo devlet eliyle dindar bir neslin bugünün şartlarınca mümkün olmadığını gösteriyor ama bu &#8220;ötekine&#8221; kindar diyenlerin gerçek kindar olduğunu değiştirmiyor.</p>
<p>  Din, dindarın tarifini yapıyor bir şekilde dine bağlı eylemde bulunan ise kendince dindarlığından dinin tavsiyesinin tam aksini uygulayabiliyor ama bir de kindar var ki o cümlesine rahmet okutuyor. Tüm bu yanlışların doğru kılınması gereği ise birçoğumuzun umurunda bile olmuyor.</p>
<p>  Tüm bunlar eşliğinde Kutlu Doğum Haftasına geliniyor. Rasulullah (SAS) Efendimizi anacağımız Kutlu Doğum Haftasında kimseye dinini öğretecek haddi olmayan, kendiyle derdi bitmemiş bir kardeşiniz olarak tavsiyem bu Kutlu Doğum Hz. Muhammed Mustafa (SAS) Efendimizin &#8220;kardeşlik ahlâkına&#8221; ayrılmışken, bence devlet dinden elini çeksin çeksin ki Kürt kardeşini öldürmek istemeyen Müslüman&#8217;a yaptığın caiz değil Diyanet sınırını aşmasın. Yakılmak istemeyen bir ateist cenazesi camiden kalkmasın, devletin valisi bir dinin önderine ayrımcılık etmesin. Kardeşlik ahlâkı Rasulullah örneğince aramızda yayılsın, Emevi Ailesi gibi Muaviye gibi ırkçı ve kindar bir neslimiz olmasın zira &#8220;dindarlar&#8221; olarak hesabı devlete değil hesabı Allah&#8217;ı vereceğiz. Dindarlar olarak &#8220;kindarlar&#8221; ile yarışmayıp şunu tavsiye edeceğiz:</p>
<p><strong>  &#8220;Asra and olsun; gerçekten insan, ziyandadır. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler istisna. &#8221;</strong></p>
<p>  Dindarlığın özü, yolu, ölçüsü, metodu budur zira Allah&#8217;ın emri budur. Ve şüphesiz Allah doğruyu söyler.</p>
<p> </p>
<p> &#8230; Bu konuda okumak için&#8230;  </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="TEXT-ALIGN: justify"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p class="entry" style="TEXT-ALIGN: justify">   <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong>K<span style="color: #0000ff;">adınlar… Günümüzün Don Kişotları</span></strong></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong> </strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/17/devlet-din-dindar-bir-de-kindar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/17/devlet-din-dindar-bir-de-kindar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Başörtüsü Nereye Gidiyor?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/04/02/basortusu-nereye-gidiyor-kimlikler-ve-etiketler-uzerine-bir-bakis/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/04/02/basortusu-nereye-gidiyor-kimlikler-ve-etiketler-uzerine-bir-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Apr 2012 21:32:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21305</guid>
		<description><![CDATA[Kimlikler ve Etiketler Üzerine Bir Bakış
İnsanlar sizi bir genellemenin ve etiketlemenin içine dahil ederek ve o genellemenin içindeki örnekleri (hataları çoğunlukla) sizin gözünüze sokarak sizi de suçlama eğilimine girerler daha çok. Bu yüzden dahil olduğunuz genellemelerin hataları ve onlara söylenen söz/eleştiri önce sizi incitir. Ya sizi dahil ettikleri genellemenin üstünde veya dışında olduğunuzu ispatlamanız gerekir; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kimlikler ve Etiketler Üzerine Bir Bakış</strong></p>
<p><img class="alignright" src="http://www.suzannurbasarslan.com/wp-content/uploads/2012/03/robert-delaunay_59548-238x300.jpg" alt="" width="238" height="300" />İnsanlar sizi bir genellemenin ve etiketlemenin içine dahil ederek ve o genellemenin içindeki örnekleri (hataları çoğunlukla) sizin gözünüze sokarak sizi de suçlama eğilimine girerler daha çok. Bu yüzden dahil olduğunuz genellemelerin hataları ve onlara söylenen söz/eleştiri önce sizi incitir. Ya sizi dahil ettikleri genellemenin üstünde veya dışında olduğunuzu ispatlamanız gerekir; ya sessiz kalmanız ve tepkisizmiş, bunlara önem vermiyormuş gibi bir tavır almanız; ya da aktivist bir pozisyona geçip -sizin de içinde olduğunuz insanların hatalarını sizin de eleştirdiğiniz bir misyonla- dahil olduğunuz genellemenin aslında öyle olmadığını ispatlamanız.<br />
Bu kısır-döngüde sıkıştırılan ve etiketlenen kişi olmak, sizi de çoğunlukla başkalarını farklı yönden ama size de yapılan aynı etiketlemeyle etiketlemenize neden olur. Ve bu yapı toplumun her katmanında insanların birbirini ezdiği bir yarış hâlinde sürüp gider. Bu noktada bunlardan sıyrılmanın yolu, sizin öyle olmadığınızı ispatlamak, diğerlerinin hatasını suratına fütursuzca vurmak, başka genellemelere giderek aynı çarkı döndürmek değil; bu çarkın ne olduğunu insanlara göstermeye çalışmak ve onu iyice analiz ederek insan örnekli değil, kavram merkezli bir yol tercih etmek ve bu çarkın işleyişini durdurmaya çalışmaktır. Burada kim olduğunuz, neyi temsil ettiğiniz, hangi farklılıkla etiketlendiğinizin hiçbir önemi kalmaz. Genelleme, etiketleme ve nesneleşme çarkını insanlara fark ettirdiğinizde, kimilerinin işine gelmediği için kabul etmek istemese de, olayın vehametini gösterebildiğiniz ve yaptığının yanlışlığını fark eden birçok kişiye ulaşma şansınız, onların da başkalarına ulaşma şansını doğurmuş olursunuz. İşte o noktada, kendiniz olma hakkını savunmuş ve başkalarının da bu hakkı savunma talebini sizin kadar savunma hakkı olduğunu bildiğiniz için, genellemelerin, etiketlemelerin ve nesneleştirmelerin dışında bir kimlik inşa etme hakkına kavuşmuş olursunuz.</p>
<p>Eğer başı örtülü bir insansanız sizi Fadime Şahin&#8217;le incitmeye çalışırlar; Ermeni&#8217;yseniz, Hepimiz Hrant&#8217;ız&#8217;ın aşağılayan ironisiyle öyle olmadıklarını imâ ederek; solcuysanız sizi CHP&#8217;nin son başkanı söz ustası(!) Kemal&#8217;iyle küçültürler; Kürtseniz Apo&#8217;nun müridi <span id="more-21305"></span>olmakla ve her şeyi hak ettiğinizle&#8230; uzayıp gider bu tarz örnekler. Ve sizi hepsinden öte, ezilen edebiyatı yapmakla suçlayarak, ezilenin ezilmişliğini ifâdesini bile söylemeyi aşağılama malzemesi olarak kullanarak bu hakkınızı elinizden almaya çalışırlar. Böyle yapan ve bunları kullanan birkaç kişinin varlığı sizin içinde olduğunuz genellemeye yaydırılır ve söz söyleme hakkınız siz de aynı genellemenin içine dahil edilmeyesiniz diye kendiniz tarafından ama dıştan gelen baskıyla elinizden alınmaya çalışılır. İşte tam bu nokrada üstteki tercihlerden birini izlersiniz: Genellemenin üstünde gibi davranmak; susmak ya da aktivist olmak.</p>
<p>Genelleme ve etiketlemenin ülkemizdeki nedeni, son yüz yılda dayatılan ulus-devlet formu ve bireysel ifadenin engellenerek -bu farklı taleplere neden olacağından- toplumun faydası adına tek-tip insan oluşumunun yaratılması projesi. İşin ilginç tarafı aradan bu kadar süre geçmesine rağmen hâlâ aynı şey dayatılıyor ve bundan çoğu kesimin canı yandığı hâlde, hâlâ aynı hatalara devam ediliyor. Birey olmanın ne demek olduğunu bilsek dahi problemler olacaktır kuşkusuz ama bu ölçekte değil, daha minimum ve farklı şekillerde sorunlarla yüzleşeceğiz. Çok ilginç bir geleceğe doğru ilerlediğimizi düşünüyorum. Çünkü bireyselleşme de yanlış anlaşılıyor. Şöyle bir önerme yapayım, ilerde güzellik yarışmalarında başörtülü kızların olduğunu görürsem şaşırmayacağım, Kürt milliyetçileri arasındaki kırılmanın aralarında ciddi boyutta, alenen bir mücadeleye neden olduğunu görürsem ya da muhafazakar Alevilerde artışın olduğu tespitlerine&#8230; Daha da fazlasının gerçekleşeceği bir geleceğe doğru gidiyoruz.</p>
<p>Burada özellikle değinmek istediğim konu, bu genelleme ve etiketlemenin muhafazakar kesimde yol açtığı kırılma. Özellikle de kapalı kızlarda yaşanan büyük değişim. Ülkemizde sadece kapalı değil, açık kadınlarda da yaşanan değişim, dayatılan modern olma algısı sadece Cumhuriyetin değil, 19.yy. aydınından (Tanzimat&#8217;tan) başlayarak günümüze değin uzanan dayatmanın sonucu olsa da spesifik bir bağlamda gitmek istediğimden özellikle son yirmi yılda yaşanan muhafazakar başörtülü kesimde yaşanan kırılmayı esas almak istiyorum. Son 20 yılda başörtüsünün geçirdiği merhaleleri özetlersek, ilk dönemde üniversite okumak isteyen kızların hem modern(!) hem de muhafazakar kesimin engellemeleriyle okumalarına engel olunmak istenmesi, aktivist bir kapalı kesimin doğuşuna neden olduğu gibi, tersi de olmuş, açılanlar olduğu kadar diğerlerinden farkının olmadığını ispatlamaya çalışan kapalı-modern bir kesim de ortaya çıkmıştır. Bugün başörtüsünü savunanlar dünün aktivistleri. Açılanlar sessizce hayatlarına devam edenler. Diğerlerinden farkının olmadığını savunanlar ise, belki de en çok tavizi verenler.</p>
<p>Günümüze geldiğimizde ise tamamen farklı düşünen, günün popülist kültürünün etkisi altında, taktığı başörtüde markayı önemseyen, kıyafetiyle güzelliğini ortaya çıkarmak isteyen, diğerlerine kendisini modern göstermeye, onlar gibi olduğunu ispatlamaya çalışan genç bir kapalı kitlesiyle karşı karşıyayız. Dünün baskılarına karşı duran, modernist algının Kemalizm vb. kesimle özdeşleştiği kişi ve kurumlarla mücadele eden kapalılarının karşısında bugün, post-modernizmin yansıması olan ve kendisini Âlâ dergisiyle temsil eden genç kapalıları var. Modernizmin yansıması Kemalizm vb. akımlarsa, post-modernizmin yansıması Âla dergisi artık günümüz Türkiye&#8217;sinde.</p>
<p>Başörtüsünün inananlar için Allah&#8217;ın emri olması, takvayı temsil etmesi, sosyal alanda ise nasıl giyinilmesi gerektiği modern dayatmasına karşıtlık olması vb. şeklindeki özgürlük algısı, yerini bugün kadının metalaşmasının farklı bir kanaldan ama aynı unsurların tekrarıyla ortaya çıkartılan yeni bir özgürlük algısına bırakarak bir dejavu duygusu yaşatmaktadır. Moda dergilerinin hayatın içine girmesi, gazete haberlerine taşınması, televizyondan nasıl giyilmesine yönelik programların günlük hayatın olmazsa olmazı şekline gelerek, kadını istenilen şekilde istenilen kıvama getiren, gelmeyeni geri kafalı, cahil olarak yaftalanmanın, ayıplamanın normalleştirilmesi kapalı kesimde yaşanan durumun geleceğidir.</p>
<p> Âla dergisi, moda dergilerinin kitsch örneği olarak, bu kesimde bir ilke imza atmıştır. Bu ilk örnek, diğer kitsch örneklerin de gelmesiyle bugün verdiğimiz tepkilerin zayıflamasına neden olacak ya da önüne geçemediğimiz için normalmiş gibi davrandığımız büyük bir kırılmanın ilk adımı olacaktır. Bunu ne mi takip edecek? Güzellik yarışmalarındaki kapalılar. Çok uzak olmayan bir gelecekte, güzellik yarışmalarında yer alan kapalıları göreceğiz. İlk itirazların devede kulak kalması ve değişimin yavaş yavaş on yıllara dağılarak yaşanması yüzünden;  kendimizi gözümüz ekranda yarışmanın en güzelini seçerken ve bunun yorumunu yaparken bulacağız. Bu öngörüler elbette pat diye olmayacak, dergilerden gazetelere, televizyon programlarından&#8230; güzellik yarışmalarına giden görece bir süreçten bahsediyorum burada.</p>
<p>Artık Can Bonomo&#8217;nun İngilizce şarkısındaki sözlerin Türkçesini ezbere bilen ama Yasin suresinin tek ayetinin Türkçesini bilmeyen muhafazakar genç nesil üyeleri var karşımızda. Elbette popülist kültürden uzak duran belli bir genç kitlesi de var ama genelleme ve etiketlemenin yol açtığı kırılma çoğunluğa yayılarak her geçen gün bu sayıyı arttırmaktadır. Bireyselleşme ve kimlik ifadesi olarak genellemenin dışına çıkmak isterken başka bir genellemenin içine farkında olmadan katılan genç bir kesim.</p>
<p>Bireyselleşme ve kimlik ifadesinin genellemeler arasında aldığı çetrefilli yol, elbette bundan fazlası ama konuya dönelim ve çözümün ne olması gerektiği üzerine kafa yoralım şimdi. Varlık hakkının genelleme, etiketleme ve nesneleştirme öğesi olmasını reddederek, bunların dışında, üstünde ya da içinde olmak değil, bu çarkın işleyişini reddederek ve onu ifşa ederek kendi kimliğini koruma hakkını savunmak çok daha doğru bir tutum olacaktır her birey için. Bu hakkı korurken, diğeri dediğiniz kimliğin de aynı hakka sahip olduğunu göstererek ve varlık hakkının herkes için sizin kadar önemli olduğunu fark ettirerek elbette.</p>
<p>Kendi kimliğini korumak, diğerinin kimliğini korumakla başlar ve bu koruma işleminin, kendinizin kimliğini korumak kadar önemli olduğunu anlayamadığınız zaman, kendi kimliğinizin bir gün tek kimlikli varlık dayatmasının malzemesi olacağı kaçınılmaz bir gerçeklik olarak ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Bu kısır-döngüyü aşmalı ve dayatılan çarkın dışına çıkmalı. Yarın değil ya da bir başka gün. Hemen. Yoksa aynı genellemenin içine dahil olup nesneleştirilmek, bu nesneleştirilmeden kurtulmaya çalışırken de başka bir genellemenin içine düşüvermek işten bile değil.</p>
<p>Ve unutulmamalı, birbiriyle ilgisizmiş gibi dururken, aslında birbirini tamamlayan tüm bireyler çemberin bir parçasıdır.</p>
<p>Bir yerde yağmur yağarken, başka yere de aynı yağmurun yağacağını hatırlatmanız gerekir; vakti gelince, yağmur yağar çünkü&#8230;</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> &#8230; E-Kitap okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong>K<span style="color: #0000ff;">adınlar… Günümüzün Don Kişotları</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/04/02/basortusu-nereye-gidiyor-kimlikler-ve-etiketler-uzerine-bir-bakis/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/04/02/basortusu-nereye-gidiyor-kimlikler-ve-etiketler-uzerine-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dönüşüm / Franz Kafka</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/31/donusum-franz-kafka/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/31/donusum-franz-kafka/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Mar 2012 22:41:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafacan Özdemir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Franz Kafka]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[roman]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21244</guid>
		<description><![CDATA[‘&#8217;Alelacele koşup yaşama sığınmıyorsa insan, yaşamdan zevk alabilir mi?&#8221;( Kafka, Aforizmalar, 25) 
 Kahvaltı esnasında maden suyu içeniniz mutlaka vardır ya da halı saha maçında daha rahat ettiği için basketbol şortu giyenimiz. Eğer bunun gibi alışılmışın dışında davranıp mutlu olanlarımız varsa mutlaka çevresinden ne kadar saçma hareket ettiği, takıntılı olduğu, ilginç düşündüğü, farklı bir görüşe sahip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/kafka_donusum.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21245" title="kafka_donusum" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/kafka_donusum.jpg" alt="" width="220" height="304" /></a>‘&#8217;<em>Alelacele koşup yaşama sığınmıyorsa insan, yaşamdan zevk alabilir mi?&#8221;( Kafka, Aforizmalar, 25) </em></p>
<p><em> </em>Kahvaltı esnasında maden suyu içeniniz mutlaka vardır ya da halı saha maçında daha rahat ettiği için basketbol şortu giyenimiz. Eğer bunun gibi alışılmışın dışında davranıp mutlu olanlarımız varsa mutlaka çevresinden ne kadar saçma hareket ettiği, takıntılı olduğu, ilginç düşündüğü, farklı bir görüşe sahip olduğu gibi eleştirileri yüksek perdeden ve alay eder tavırlarla duymuştur. Farklı olandan korkan, farklı olanla alay edilen bir düzenin içinde yaşamanın doğal sonucudur bu yaklaşımlar velhasıl.</p>
<p> Kafka, hayatı boyunca farklı bir insan olarak çevresinde cüzzamlı muamelesi görmüş, dışlanmış, horlanmış ve sosyal hayatı pek parlak geçmemiş bir yazar. İnancı Yahudi, iletişimi Alman, yazılarını düşlediği belki oturup bir köşeye yazdığı sokaklar Çek. Tam da bu sebeplerden dolayı dindar olmadığı için önce Yahudiler sırtını döndü ona. Sonra pek ilgili olmadığı dini ve kökeni nedeniyle Almanlar tarafından kara listeye alındı. Bu liste de Kafka nispeten az yaralanmışsa da 3 kız kardeşi de kapatıldıkları gettolarda kayboldu. Tüm bunlar yetmezmiş gibi <span id="more-21244"></span>halkın %90&#8242;ı Çekçe konuştuğu için Almanca konuşulanlara ayrı bir cephe alındı ve bir taraftan daha kuşatılıp namlunun ucuna kondu. Kafka insanlar tarafından hep kum torbası muamelesi görüyordu ve bu günlerden sonra yalnızlığıyla dostluğu pekişti.</p>
<p> Dönüşüm kitabı yazarın yaşamında tanık olduklarının, birikimlerinin, dolmuşluğunun yazıya dökülmüş hali. Kitabın kahramanı Gregor Samsa, Kafka gibi sigortacılık işiyle uğraşan ne kadar nefret etse de gereklilikler nedeniyle ve ailesinin borçları sebebiyle çalıştığı iş yerinde zorunlu olarak çalışan, ailesinin geçimini omzuna yük eylemiş bir adamdır. Annesi, babası, kardeşi ve Gregor üzerine kurulmuş hadisenin Kafka&#8217;nın iç dünyasını yansıttığı görüşü sadece mesleğiyle benzerlik değil, baba figürünün baskınlığıyla da ikna ediciliğini arttırmaktadır. Kafka, baba baskısını hayatı boyunca uzun süre üzerinde hissetmiş, babasından korkmuş, korkusu giderek evrilmiş ve öfkeye, nefrete dönüşmüş.  <a href="http://www.derindusunce.org/2011/02/08/babaya-mektup-franz-kafka/">O kadar büyüktür ki Kafka&#8217;nın içinde tuttukları babasına yazdığı fakat adresine ulaştıramadığı mektubu dahi kitaplaştırılmıştır.</a></p>
<p> ‘&#8217;Dönüşüm&#8221; ün  kurgulanışı ise sigortacılık yapan ve zorunluluktan dolayı bu işe devam eden,  genellemeye vurursak sistemin dayatması sonucu benliğini kaybeden, kendi dahil herkese yabancılaşan bir adamın bir sabah yine işe kalkmak için uyanması sonucu kendini böcek olarak bulmasıyla başlar. Böcek figürü üzerine yüzlerce makale yazılmıştır. Böcek figürü dönüşümü mü değişimi mi temsil ediyor diye. Hatta çevirmenler bu ikiliden birini birinin önüne çıkarıp tamamen yetkin hale getiremediği için bir görüş kitabı ‘&#8217;Değişim&#8221; diye diğer görüş sahipleri ise  ‘&#8217;Dönüşüm&#8221; diye basmışlardır.</p>
<p> Kitabın içerisinde bireyin sistem dolayısıyla kendine ve herkese yabancılaşması çok metaforik bir dille anlatılırken aslında bir o kadar da vuruculuğunu bu metaforik dilden alır. Hepimiz bir insanın ölmesine alışık olduğumuzdan salt ecel ile ölüm ilgimizi çok fazla çekmez. Oysa trajik ölümler insanlara çok ilgi çekici gelir çünkü farklıdır, alışılmış dışıdır, ilginçtir. İşte Kafka, böcek metaforunu bu yüzden seçmiştir zannımca ve birçok eleştirmene göre. Farklı olan ilgi çekici, göze batıcı olduğu kadar bütün bir kitabın yazılmasının hikayesini oluşturduğu şekilde hor görülen ve dışlanandır da.</p>
<p> Basketbol maçlarının, futbol maçlarının, sevgili olmanın, sınava girme anına kadar olan sürenin kısaca hayatın bir dolu hikayesi var. Hikayeden kasıt, sonuca götüren nedenler,  daha açıkça süreci oluşturan olaylar ve hayatın önümüze çıkardığı kurgular. İşte&#8221; Dönüşüm&#8221;,  hikaye kitabının da hikayesi olabileceğinin kanıtıdır çünkü farklık sonucu oluşan yabancılaşmanın ve bu yabancılaşma sonucu eleştiri niteliğinde yazılan kitabında farklılığı metafor almasının nihayetinde  gördüğü ilginin hikayesidir. Kendi silahından çıkan kurşunla vurulmak gibi bir şeydir aslında bu kitabın hikayesi.  1. Dünya Savaşı esnasında yayınlanan kitap henüz Nazi sisteminin tepe noktası yapmadığı fakat tohumlarının ekildi sürecin meyvesidir. Kapitalizmin Sanayi Devrimi sonrası sistem çarklarını hararetle döndürmesinden önceki son viraj belki bir önceki olması hasebiyle bu çarka çomak sokmaya niyetlenen bir adamın sessiz çığlığıdır.</p>
<p> Kafka,  o derece özgüvensiz bir adamdır ki yazdığı elyazmalarının ölümünden sonra hemen hepsinin yakılmasını istemiş. Sessiz çığlık dememin sebebi de tam olarak burada yatmaktadır. Sistemi kendi isteğiyle veya içinde bulunduğu sosyal şartlar nedeniyle reddetmiş fakat bu reddedişe bir yol açmak konusunda korkularını yenmeyi büyük ölçüde başaramamış. Sosyal hayat konusunda son derece başarısız olan Kafka, hayatı boyunca uzun süren tek dostluğunu elyazmalarını yakması için bıraktığı Max Brod&#8217; la yapmış, kendini sadece tam manasıyla ona açmış.</p>
<p> Kafka, Max Brod&#8217; la dönemin ünlü sigorta şirketlerinden olan  &#8221;Assicurazioni Generali&#8221; de çalışmaya başladığı süreçte 1907 yılında Prag&#8217;da tanıştı ki Prag&#8217;da bulunan edebiyat çevresine kabul görmesi bu tanışıklık sonrasına dayanır. Tabi kitabın hikayesine bakılırsa yazılım sürecinde geçen 8 yıl Kafka için çok fazla sorgulama, isyan ve yabancılaşma hislerine gebe olmuş<a name="_GoBack"></a>.</p>
<p> Kafka, düşüncesinde kaçışa çok büyük bir önem vermiştir. Girişte Aforizmalar kitabından yaptığım alıntı da dediği gibi hayattan zevk almak konusunda kabiliyetsiz bir insandı. Sistemin dayatmasının, para kazanma zorunluluğun, baba baskısının, hissiyatın detay sayıldığı bu düzenin hayata sığınmayı zorlaştırdığını düşünüyordu ve hayattan kaçmanın yollarını arıyordu. Evlilik Kafka için en yakın kaçış planıydı çünkü babasıyla rütbesini eşitlemiş olacaktı ve artık baskılar son bulacaktı. Fakat hiç ulaşamadığı, adım atsa yakalayıp tutacağı ama o adımı hiç atamayacağı bir mesafe olarak kaldı evlilik.</p>
<p> Felice Bauer isimli genç, güzel, sağlıklı ve sade oluşuyla kalbini çalan kadın aslında Kafka&#8217;nın hem gönlüne hükmetmişti hem de Kafka&#8217;nın özgürlüğünü avuçlarında tutuyordu. Dönüşüm kitabının yazımında yazar Max Brod&#8217; un evinde tanışıp anlamlar yüklediği Felice Bauer ile nişanlandı. Ancak nişan sadece alt ay sürdü, ayrıldılar ve  Kafka hiçbir zaman ulaşamayacağı, fakat çok önemsediği evliliğin denizinden kayığını sonsuza kadar çekmiş oldu ki artık Kafka ebediyete kadar yalnızlıkla nişanlıydı. Dönüşüm kitabı yayınlandıktan sonra Bauer ile yine yakınlaşıp 1917 de tekrar nişanlandıysalar da 5 ay sonra yine nişanı atacaklar ve tüm bağları koparacaklardı. Şüphesiz bu kadın Kafka&#8217;nın ‘&#8217;dönüşümünde&#8221; çok etkili bir yer aldı. Şahsi kanaatim Kafka Dönüşüm ile birlikte zirve noktasını yapmış ve artık düşüşe geçmişti.</p>
<p> Dönüşüm, hayatın arka sırasına oturmuş bir adamın yaptığı gözlemlerin dışavurumudur aslında. Sistemin yabancılaştırdığı bir hayatın, aile içi ilişkilerin dahi güç aldığı dayanılmaz pragmatistliğin, insanın gitgide makineleşmesinin iç burkan ve derin düşüncelere daldıran bir eleştirisidir.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em> ‘&#8217; Tutulabilecek iki yol; kendini son noktaya dek ufaltmak ya da sonsuz ufak olmak. İlki devinimsizlikten çıkan mükemmellik, ikincisi eylem anlamına gelen bir başlangıçtır.&#8221; (Aforizmalar, 90)</em></p>
<p><em>  </em></p>
<p><em> </em></p>
<p>&#8230; E-Kitap okumak için&#8230;</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-21223" title="ktk3_kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/ktk3_kapak.jpg" alt="" width="137" height="186" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Kitap tanıtan kitap 3</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>İnsanları birleştiren, engelleri ortadan kaldıran bir eylem yazmak<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank"></a>… ve tabi okumak. Heinrich Böll, Sadık Yalsızuçanlar, Jean-Paul Sartre, Leyla İpekçi, Samuel Beckett, Peyami Safa, Immanuel Wallerstein, Marilyn Monroe veya Baudelaire… Farklı ülkelerde yaşamış, farklı kaygılarla yazmış olsalar da bütün yazarlar bir iz bırakmak, günü gelince başka insanlarca okunmak isterler. Evet… Yazmak vermektir. Kitap tanıtan kitaplarımızın üçüncüsünü ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_3.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-18278" title="kitap_tanitan_kitap_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/kitap_tanitan_kitap_2.jpg" alt="" width="126" height="184" /><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 2</span></strong><span style="color: #0066cc;"> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap tanıtan Kitapların birincisi</span></a> kadar sevildi, o kadar çok ilgi gördü ki ikincisini yayınlamak için sabırsızlanıyorduk. Yeniden 44 kitap tanıtımıyla geliyoruz karşınıza: Dostoyevski, Sezai Karakoç, Yıldız Ramazanoğlu, Jean Paul Sartre, Amin Maalouf, Taha Akyol, Hasan Cemal, Ali Şeriati, William C. Chittick, Alain Touraine, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri… Farklı asırlar, farklı coğrafyalar, farklı konularla dergi tadında bir kitap… Ortak olan tek şey İnsan belki de? İnsan’ın iç dünyasındaki saklı hazineleri paylaşma muradı…<a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_2.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitap Tanıtan Kitap 1</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></span></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a> </p>
<p><em></em></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/31/donusum-franz-kafka/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/31/donusum-franz-kafka/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ben silahlıyım demek ki sen de silahlısın!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/ben-silahliyim-demek-ki-sen-de-silahlisin/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/ben-silahliyim-demek-ki-sen-de-silahlisin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Mar 2012 10:28:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Jonathan Küçükarabacı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21179</guid>
		<description><![CDATA[Elinde silah tutan insanlar karşılarındakinin de silahlı olduğunu sanıyor. Scientific American&#8216;da yayınlanan istatistiklere göre polisin ateş açıp insan vurduğu olayların dörtte birinde şüpheliler silahsızdı. Ellerinde cep telefonu ya da saç kurutma makinası tutuyorlardı. 
Psikolog James Brockmole&#8217;ün yaptığı bir testin sonuçları ise Science Daily&#8217;de yayınlandı. Elinde silah tutan deneklerin algısı deforme oluyor ve herkesi silahlı sanabiliyorlar.
 Silahı Kürd&#8217;ün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Elinde silah tutan insanlar karşılarındakinin de silahlı olduğunu sanıyor. <strong>Scientific American</strong>&#8216;da <a href="http://www.scientificamerican.com/podcast/episode.cfm?id=gun-toting-increases-bias-to-see-gu-12-03-22">yayınlanan istatistiklere</a> göre polisin ateş açıp insan vurduğu olayların dörtte birinde şüpheliler silahsızdı. Ellerinde cep telefonu ya da saç kurutma makinası tutuyorlardı. </p>
<p>Psikolog James Brockmole&#8217;ün yaptığı bir <a href="http://www.sciencedaily.com/releases/2012/03/120321152627.htm">testin sonuçları ise Science Daily&#8217;de</a> yayınlandı. Elinde silah tutan deneklerin algısı deforme oluyor ve herkesi silahlı sanabiliyorlar.</p>
<p> Silahı Kürd&#8217;ün ya da Türk&#8217;ün sigortası zanneden sigortası atmışlara duyurulur. Göze göz, dişe diş&#8230; Herkes kör ve dişsiz kalmadan silahları bırakmanın bir yolu bulunsa iyi olacak.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.konyaninsesi.com/show_image_NpAdvSinglePhoto.php?filename=/2009/10/Ahmet-Nazmi-Memduh.JPG" alt="" width="280" height="302" /></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/24/ben-silahliyim-demek-ki-sen-de-silahlisin/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/ben-silahliyim-demek-ki-sen-de-silahlisin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Araf Dağına (yeniden) Tırmanış</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Mar 2012 22:44:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Göz]]></category>

		<category><![CDATA[Hayat]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[ahlak]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21170</guid>
		<description><![CDATA[ 
Hamza Yusuf from Design4 Marketing Communications on Vimeo.
Sunuş: Ekrem Senai sayesinde eskimemiş ve eskimeyecek bir çeviri yayınlamıştık 2009 haziranında. Yazarı Hamza Yusuf&#8217;un aynı konudaki konuşmasını dikkatinize sunuyoruz. ingilizce kullanmayan okurlarımız bu makaleyi okuyarak da takip edebilirler. (MY)
&#8220;&#8230;arzu, içimizdeki boşluğu doldurma isteğidir. Bu arzu, “neden buradayız” bilgisi boşluğunun getirdiği bilme arzusu gibi derin bir istek olabileceği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <iframe src="http://player.vimeo.com/video/10196222?title=0&amp;byline=0&amp;portrait=0" width="400" height="265" frameborder="0" webkitAllowFullScreen mozallowfullscreen allowFullScreen></iframe>
<p><a href="http://vimeo.com/10196222">Hamza Yusuf</a> from <a href="http://vimeo.com/user3321132">Design4 Marketing Communications</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
<p><strong><em>Sunuş:</em></strong><em> <a href="http://www.derindusunce.org/author/deepblue/" target="_blank">Ekrem Senai </a>sayesinde eskimemiş ve <a href="http://www.derindusunce.org/2009/06/29/araf-dagina-tirmanis/" target="_blank">eskimeyecek bir çeviri </a>yayınlamıştık 2009 haziranında. Yazarı Hamza Yusuf&#8217;un aynı konudaki konuşmasını dikkatinize sunuyoruz. ingilizce kullanmayan okurlarımız bu makaleyi okuyarak da takip edebilirler. (MY)</em></p>
<blockquote><p>&#8220;&#8230;arzu, içimizdeki boşluğu doldurma isteğidir. Bu arzu, “neden buradayız” bilgisi boşluğunun getirdiği bilme arzusu gibi derin bir istek olabileceği gibi, zihnini meşgul edip eğlendirecek nesnelere sahip olmak ve böylece içindeki boşluklarla hiç karşılaşmamayı sağlamak gibi sığ uğraşlar da olabilir. Eflatun’un <em>Symposium’</em>unda, Sokrat, güçlü olan insanın güçlü olmayı, hızlı olanın hızlı olmayı dilediğini, onun gerçekten arzuladığının ise aslında güçlü ve hızlı kalmak olduğunu söyler. Madem bu özelliklerin devam etmesini garanti edemiyoruz, o halde insanın gerçek arzusu geleceğe aittir, şimdiye değil; bir diğer deyişle, o aslında “isteyiş içinde olduğu şey” dir.  </p>
<p>Arzuyla ilgili dikkate değer bir diğer perspektif, 13.yüzyıl şairi, alim ve teoloğu Rumi’ye aittir. Mesnevi’sine, özünden koparıldığı için ağlayan neyin feryadıyla başlayan Rumi, özünden koparılan insanoğlunun da acı içinde olduğunu ve içindeki boşluğun onu, kalbinin arzusuna yönlendirdiğini söyler. İngilizcedeki “desire” (arzu) sözcüğü, aslında insanın özüne tekrar bağlanması ulvi anlamını remz eder. “Desire” Latince bir kelime olan “<em>desiderare</em>,”‘den türetilmiştir ve anlamı “istemek, dilemek”tir. Ama orjinali edat haliyle “de sidere” den gelir ki anlamı “göklerin getireceğini beklemek”tir (”<em>de</em>” ,”-den,” ve “<em>sidere</em>” “gökler, yıldız, takımyıldızı” anlamlarına gelir). Joni Mitchell’in şarkısında söylediği gibi “Bizler birer yıldızız / Ve som altınlarız / Özümüze dönmek zorundayız / Tekrar cennete,”. Eden bahçesine geri dönme isteği, veya Samsara zincirini kırmak ve Nirvana’ya ulaşmak (nefsin yok edilmesi) aşkın bir tutku perspektifi sunar.  </p>
<p>Fakat dünya, yaratılışı itibarıyla göz kamaştırıcıdır. Parlak süsleriyle erkek ve kadınları baştan çıkarıp, farklı farklı arzular ve uğraşlar peşinde koşturur. Bazıları gücün peşindedir, bazıları zenginliğin, bazıları aşkın… bazılarının bakışları ise fiziksel zevklerin ötesine geçmez. Bunların her biri ise, kısa bir süreye hapsolmuş arzudan neşv ü nema bulur, doyumsuzluk ve yıkıcılıkla malül arzularımızın içinde… &#8221; <a href="http://www.derindusunce.org/2009/06/29/araf-dagina-tirmanis/" target="_blank">TAMAMI</a></p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/24/araf-dagina-yeniden-tirmanis/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tüketim Uzmanları-5 / Sonuç</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/10/tuketim-uzmanlari-5/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/10/tuketim-uzmanlari-5/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Mar 2012 11:15:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müleyke Barutçu</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Lüks Tüketim]]></category>

		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=21012</guid>
		<description><![CDATA[ &#8221;&#8230; Evdeki ayna endişeyi tetikler. Bizi ‘Belki de gerçekten sahtekarımdır. Belki de küçük siyah Chanel elbisemin iddia ettiği kadar değerim yoktur.&#8217; demeye yönlendirir. Moda tüketicilerinin belki de hiç kimse oldukları hakkındaki endişelerini yenmek için var olan stratejileri, endişelerini gidermekten çok artırır. Yarış hiç bitmeyecek ve hiç kimse kalabalığın içindeki yerinden emin olamayacak &#8230;&#8221;
Tüketim Uzmanları-5 (Charles [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/tuketim_moda_benlik.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-21013" title="tuketim_moda_benlik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/tuketim_moda_benlik.jpg" alt="" width="256" height="257" /></a> &#8221;&#8230; Evdeki ayna endişeyi tetikler. Bizi ‘Belki de gerçekten sahtekarımdır. Belki de küçük siyah Chanel elbisemin iddia ettiği kadar değerim yoktur.&#8217; demeye yönlendirir. Moda tüketicilerinin belki de hiç kimse oldukları hakkındaki endişelerini yenmek için var olan stratejileri, endişelerini gidermekten çok artırır. Yarış hiç bitmeyecek ve hiç kimse kalabalığın içindeki yerinden emin olamayacak &#8230;&#8221;</em></p>
<p><strong>Tüketim Uzmanları-5 (</strong><a href="http://fef.fatih.edu.tr/?cv,8069"><strong>Charles Allen Scarboro</strong></a><strong>)</strong></p>
<p><em><strong>Çeviren : <a href="http://www.derindusunce.org/author/muleykebarutcu/" target="_blank">Müleyke Barutçu </a></strong></em><em><strong>(Orijinal metin </strong></em><a href="http://www.todayszaman.com/"><em><strong>Today&#8217;s Zaman</strong></em></a><em><strong>‘da yayınlandı)</strong></em></p>
<p> </p>
<p>Yazı dizisinde dört bölümdür, tüketim stratejileri ve bu stratejilerin ifade ettiği manaları inceliyorum. Bunu da üç tip tüketici üzerinden yaptım: yaşamsal tüketiciler, moda tüketicileri ve uzman tüketiciler.  Bu stratejilerin toplumdaki sınıflaşma sistemi içinde yer aldığını ifade etmeye çalıştım. Max Weber&#8217;i izleyerek birbirinden bağımsız ama paralel ilerlediklerini söyledim. Onları bağlayan şeyin, insanları yaşam koşulları bakımından farklı kılan sınıflaşmadaki hiyerarşiler (sınıf, parti, statü grupları) olduğunu belirttim.</p>
<p>İlk olarak, sosyal sınıf hiyerarşisinde yer alan yaşamsal tüketicilerle başladım. Sosyal sınıf ekonomik yapıyla olan ilişkilere dayalı kollektifler demektir. Moda tüketicileri genelde orta sınıfta <span id="more-21012"></span>yer alır. Ancak, onların asıl çabası değerli olduklarını ifade edebilecekleri sosyal onuru kazanmaktır. Bu çaba sosyal sınıf hiyerarşisinden çok statüyü etkiler. Moda tüketicileri orta sınıfın diğer üyeleriyle yarışırlar ve bu yarıştaki amaçları ‘birisi olduklarını&#8217; göstermektir. Bu ‘oldukları birileri&#8217; onları diğerlerinden daha değerli yapar. Tüketim objelerini bilen ve değerlendirenlere kıymetli olduklarının havasını atarlar.</p>
<p>Spor müsabakalarındaki taraftarlığın parti tabanlı bir tüketim olduğu dışında Weber&#8217;in güç hiyerarşisinden çok bahsetmedim. Daha genel olarak, parti tüketimi anıtsal bir görsellikle ilgilidir. Partiler, halkın üzerinde baskın durmak için büyük binalar inşa eder. Bu binalar üzerinden de güçlerini haykırırlar. Kemal Atatürk&#8217;ün Ankara&#8217;daki mezarı için kim ne derse desin, bu yapıyı gözardı etmek imkansızdır. Mimarisi ve ölçüleriyle, Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünü takiben gelen, parti çekişmesindeki kazananı temsil eder. Karadeniz&#8217;i Marmara Denizi&#8217;ne bağlaması önerilen bir kanal var. Bu kanalın, tüketimin çağdaş bir göstergesi olabileceği yönünde yorum yapmak çok da yanlış olmaz. Bu da bugünün Türkiye&#8217;sinde güç ilişkileri konusunda kazananın kim olduğunu gösterir.</p>
<p><strong>Modanın Gereği Olan Savurganlık</strong></p>
<p>Aslında bugün özellikle moda tüketiminin başarısının sınırları hakkında konuşmak istiyorum. Bir de uzman tüketicilerin bu limitlere üstünlük sağlamaları konusuna yoğunlaşacağım. Moda tüketicileri yüksek bir sosyal onur iddia eder demiştik. Ama onların bu onura erişimini engelleyen üç temel bariyer vardır.</p>
<p>İlki, modanın gereği olan savurganlık. Savurganlık ya iflasa ya da sahip olunan değeri alçakgönüllülükle kabule götürür. Modanın belli bir fiyat kotası yoktur. Çünkü bitmek bilmeyen ‘yeni sezon&#8217;lar geliyor ve daha yeni satın aldığımız şeyler hemen eskiyor. Geçen yılın modasını takip etmek bir insanı moda dışı yapmaya yeter de artar bile.</p>
<p>İkincisi, moda tüketimi popüler kültür sahasında boy gösterir. Moda, benim gibi sürünün içinde yer alan ve bana çok benzeyenler arasındaki rütbeli bir sistemdir. Mesela kredi kartı olan biri kendine sürünün içinde bir pozisyon edinse de, sürünün bir parçası olmaktan kurtulamaz. Sürünün lideri olan kuzu, sürüyü yemyeşil çayırlara çekse de hala bir kuzudur ve sadece diğer kuzular arasında ‘lider&#8217;dir.</p>
<p>Üçüncüsü, moda, Charles Horton Cooley&#8217;in ‘ayna benlik&#8217; kavramındaki ayna olarak işlev görse de, her moda takipçisinin evinde başka bir aynası vardır. Evdeki ayna endişeyi tetikler. Bizi ‘Belki de gerçekten sahtekarımdır. Belki de küçük siyah Chanel elbisemin iddia ettiği kadar değerim yoktur.&#8217; demeye yönlendirir.</p>
<p>Moda tüketicilerinin belki de hiç kimse oldukları hakkındaki endişelerini yenmek için var olan stratejileri, endişelerini iyileştirmekten çok artırır. Yarış hiç bitmeyecek ve hiç kimse kalabalığın içindeki yerinden emin olamayacak.</p>
<p>Yaşamsal tüketiciler sadece gerekli şeyleri alırken moda tüketicileri sürünün elebaşısı olmak niyetindedirler. Uzman tüketiciler ise, tüketim bilgisi üzerinden kendi geçerliliklerinin arayışındadırlar. Uzman tüketicilerin geçerliliğini sağlayan şey bilgidir, özellikle de bilimle desteklenmiş bilgi. Uzman tüketiciler bilim adamı değildir, ama moderniteden gelen bilimsel dünya görüşüyle yakından ilgilidirler. Uzman tüketimi, Weber&#8217;in ‘büyüsü bozulmuş&#8217; diye adlandırdığı modern dünyada yer alır. Bu modern dünyada insanlar, geleneksel ve dini otoriteye daha az başvururlar. Bunun yerine, özellikle de bilginin uzman tüketicilerinin dediği gibi ‘Bunu yapmalıyız çünkü bilimsel çalışmalar bize bunun iyi olduğunu söylüyor&#8217;. derler.</p>
<p><strong>Bilgi Tüketimi</strong></p>
<p>Bilginin uzman tüketimi hakkında hemen iki örnek verelim. İlk örnek, son 30 yılda sersemletici bir etkiyle büyüyen kişisel gelişim kitapları. Dr. Benjamin Spock tarafından yazılmış ünlü ‘Bebek ve Çocuk Bakımı&#8217; kitabı bunun bir işareti. Önerileri, bu kitapla donanmış ‘bilgili&#8217; ebeveynler tarafından yalanlanan o kadar çok babaanne var ki. ‘Bilgili&#8217; ebeveynler:&#8217;Tamam sen bizi böyle yetiştirdin ama Dr. Spock başka bir şey söylüyor. Bak işte burada.&#8217; diyorlar. Böylece de bilim ailevi otorite ve geleneksel bilgi sisteminin yerini alıyor. Babaanne için de bu gidişata müdahale etmemekten daha iyi ne olabilir ki!?</p>
<p>Dr. Spock&#8217;un başarısını bilimsel önerilerin olduğu ve akla gelebilecek her konuda hazırlanmış kişisel gelişim kitapları, TV programları, CD ‘ler ve DVD&#8217;ler takip etti. Şu an kitap mağazalarının çoğunda, bir katın üçte birinden fazlası, tüketim konusunda bilgi sunan kişisel gelişim kitaplarına ayrılmış. Saygıya el koyma ve değerli şahsiyet olma çabası, ‘bilgi&#8217; alanında geçerli değil. Uzman tüketicilerin kendileri bilim adamı değildirler. Bundan dolayı da kişisel gelişim endüstrisindeki bilginin geçerliliğini ölçemezler. Ama, bilgisel otoriteye sahip kitaplardan alıntı yapmayı iyi becerliler. Dahası, konuşmalarına sıkıştırıverdikleri bilimsel bir kaç terim ve jargonla, şahsi değer iddialarını desteklerler. Trigliserid&#8217;in ne olduğunu bilen var mı ki?</p>
<p>Bilginin uzman tüketimi hakkındaki ikinci örnek ise yiyecekler hakkında düşünüşlerdir. Yaşamsal tüketiciler yiyeceği gereklilik olarak görürler. Moda tüketicileriyse yiyeceği statülerini sergileyen araçlardan bir olarak görürler. ‘Herkesin bahsettiği şu restoran nerede?&#8217; sorusu onlardan gelebilecek bir tarz sorudur. Uzman tüketicileriyse yiyeceği uzmanlıklarını test etmek için kullanırlar. ‘Yumurta da ne kadar ve ne çeşit kolesterol var? Hemen açıp internetten bakayım?&#8217; cümlelerini de onlardan duyarız.</p>
<p>Yiyecek konusundaki uzman tüketiminin artışının ilk belirtisi hükümetin getirdiği bir düzenleme sonucu oluşan halk hareketiydi. Bu düzenlemeye göre, ambalajlı yiyecekler bir ‘içindekiler&#8217; kısmı hazırlayacaktı. Böylece ‘billur tuz&#8217;umun üzerindeki etiketi okuyarak, her 1.5 gramın 0 kalori ve sıfır yağ, 293 mg sodyum içerdiği- ki ben bunun az mı çok mu olduğunu bilmiyorum- konusunda bilgi sahibi oluyorum. İşte bu liste uzman tüketicileri o yiyeceğin sakıncalı olup olmadığı konusunda bir şifre çözücü yapar. Uzman tüketiciler okunması gereken kitapları okuyarak eğitimlerini tamamlamışlardır. Bu bilgilerin ticaretini yaparak da statü hiyerarşisindeki yerlerini sergilerler.</p>
<p>Uzman tüketimi statü sisteminde ayrı bir yere sahiptir. Çünkü, ‘uzmanlıkları&#8217; onları kalabalıktan, popüler kültürden ve sürü içinde teşvik edilerek hareket etmekten alıkoyar. Uzman tüketim, tüketiciye yarışmacısının az ve statü beklentisinin düşük olduğu alanda hareket etmeye izin verir. Ama statü beklentisinin düşük olmasına rağmen, genelde bu tüketiciler seçkinler tabakasındandırlar. İronik olansa uzman tüketicilerin kapitalist ağdan kaçmamalarıdır. Dahası, uzman tüketim, pahalı tüketilebilirlerin saçıldığı pazarlama alanlatında yaşamını sefa içinde sürdürür. </p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/tuketim_moda_benlik_2.jpg"><img class="size-full wp-image-21014 aligncenter" title="tuketim_moda_benlik_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/tuketim_moda_benlik_2.jpg" alt="" width="336" height="423" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>… Komşu konularda e-kitap okumak için… </p>
<p><a title="Permanent Link to Dikkat Kitap:Liberalizm Demokrasiyi Susturunca…" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/10/08/dikkat-kitapliberalizm-demokrasiyi-susturunca/"><span style="color: #0066cc;"><strong>Liberalizm Demokrasiyi Susturunca…</strong></span></a></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasi_kitap.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-18938" title="liberalizm_demokrasi_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasi_kitap.jpg" alt="" width="188" height="266" /></span></a>Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur?</p>
<p>Demokratik yolla yönetilen bir ülkede  halkın tercihleri daha güçlü, bazen daha <strong>“sosyal”</strong> bir devletten, kolektif dayanışmadan, yüksek asgârî ücretten yana olabilir. Yani daha az liberal bir devletten. Peki halka rağmen dayatılmalı mıdır liberalizm? <strong>Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkların iradesi çiğnenebilir mi?</strong></p>
<p>2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. ve ABD, Fransa, Almanya gibi “batamayacak kadar büyük” devletler dahi zorlanıyorlar. Halk için kurulmuş, halkın vergisiyle yaşayan batılı ulus-devletler finans sektörünün emrine girmiş gibiler. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemiyor insanlar, protesto ediyorlar. Ama batılı ulus-devletler ısrarla hatta bazen polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar.</p>
<p>Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkları finans sektörünün kölesi yaptı?</p>
<p>Liberal düşünürlerin içinde Hayek ve Mises gibi peşinen anti-demokratik duruş almış bir çok isim var. Ancak batı demokrasileri bu gerçeği yeni keşfediyorlar. Dünyaya özgürlük  dersleri verirken kendi demokrasileri liberalizmin ağırlığı altında çökebilir. Okuyacağınız kitap halk iradesi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. <em>(Eserlerinden istifade ettiğimiz fikir adamları: Edmund Burke, Ludwig Von Mises, Friedrich A. Hayek, Atilla Yayla, Karl Marx, Hannah Arendt, Alexis de Tockeville, Alexandre Soljenitsyne, Noam Chomsky, Ignacio Ramonet, Max Weber)</em> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><strong>Liberalizmin Kara Kitabı</strong></a></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="size-full wp-image-10169 alignright" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></span></a>“<strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Liberalizmin Ak Kitabı</span></a></strong>” adlı kitabımızın önsözünde söz verdiğimiz gibi sıra Kara Kitap’ta! Neden? Kemalist ulus devletin tektipleştirici silindiri altında ezilenler için bir umut teşkil etti liberalizm. Kürt, Ermeni, Alevî, “aşırı” dindar, Eski Solcu, vs Atatürkçülerin gözünde “makbul olmayan” kimlikleri haiz insanlar <strong>“ideolojisiz bir ideoloji”</strong> bulduklarını düşündüler. Yine de sormak gerekmez mi  <strong>“Ben de liberalim”</strong> diyenlerin içinde kaçı bu düşünce geleneğini derinlemesine inceledi? Güçlü ve zayıf yanları, Türkiye’ye uyan ve uymayan vasıfları hakkında bilgi sahibi oldu?</p>
<p>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini, temel ilkelerini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde YIKICI KUSURLARI var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor.</p>
<p>Özgürlük nedir? Devletin, toplumun ve bireylerin özgürlükler üzerindeki hakları sınırlandırılabilir mi? Liberalizmin merkezine aldığı <strong>bireysel özgürlükler</strong> ve <strong>piyasa</strong> her derde deva mıdır? Özgürlüklerin birbiriyle sınırlanması ANLAMLI mıdır?</p>
<p>Büyük bir kısmı liberal olan düşünürlerin perspektifinden liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard veTürkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18312" title="marx-kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/marx-kapak.bmp" alt="" width="128" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank">Derin <strong>MAЯҖ</strong></a></strong></p>
<p>Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden? </p>
<p> Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok.  Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… <a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></div>
</div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/10/tuketim-uzmanlari-5/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/10/tuketim-uzmanlari-5/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tüketim Uzmanları-4 / Ne kadar değerliyim?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/03/05/tuketim-uzmanlari-4-ne-kadar-degerliyim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/03/05/tuketim-uzmanlari-4-ne-kadar-degerliyim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Mar 2012 21:43:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müleyke Barutçu</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Lüks Tüketim]]></category>

		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20956</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; Bak ben sadece Louis Vuitton çanta alan bi insan değil, ayrıca onu taşımayı hakeden  biriyim. [...] Ne kadar değerliyim? Hayran olunabilecek biri miyim?, Saygı hak ediyor muyum?, Sosyal onur sistemi içindeki yerim ne? &#8230;&#8221;
Tüketim Uzmanları-4 (Charles Allen Scarboro)
Çeviren : Müleyke Barutçu (Orijinal metin Today’s Zaman‘da yayınlandı)
Geçen hafta üç tip tüketiciden bahsettim: yaşamsal tüketiciler, moda tüketicileri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/tuketim_cocuk_kimlik.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-20958" title="tuketim_cocuk_kimlik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/03/tuketim_cocuk_kimlik.jpg" alt="" width="157" height="420" /></a>&#8220;&#8230; Bak ben sadece Louis Vuitton çanta alan bi insan değil, ayrıca onu taşımayı hakeden  biriyim. [...] Ne kadar değerliyim? Hayran olunabilecek biri miyim?, Saygı hak ediyor muyum?, Sosyal onur sistemi içindeki yerim ne? &#8230;&#8221;</em></p>
<p><strong>Tüketim Uzmanları-4 (</strong><a href="http://fef.fatih.edu.tr/?cv,8069"><strong>Charles Allen Scarboro</strong></a><strong>)</strong></p>
<p><strong><em>Çeviren : <a href="http://www.derindusunce.org/author/muleykebarutcu/" target="_blank">Müleyke Barutçu </a>(Orijinal metin </em></strong><a href="http://www.todayszaman.com/"><strong><em>Today’s Zaman</em></strong></a><strong><em>‘da yayınlandı)</em></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2012/02/29/tuketim-uzmanlari-3-marka/" target="_blank">Geçen hafta </a>üç tip tüketiciden bahsettim: yaşamsal tüketiciler, moda tüketicileri ve uzman tüketiciler. Bugün moda tüketicilerine yoğunlaşmak ve moda tüketicileriyle uzman tüketicilerin farklarını konuşmaya girizgah yapmak istiyorum. Yaşamsal tüketiciler satın aldıkları ve kullandıkları ucuz şeylerden dolayı ekonomik etkenleri ele alıyorlar. Bundan farklı olarak, moda tüketicileri ve uzman tüketiciler de kültürel sermaye alanında yoğunlaşırlar.</p>
<p>Moda tüketimi sınıf sistemi içindeki onura erişme yolunda kullanılan bir iletşim stratejisidir. Moda tüketicileri diğerlerinden, ulaşmak istedikleri bu statüye dair, onay arayışındadırlar. <strong>‘Bak ben sadece Louis Vuitton çanta alan bi insan değil, ayrıca onu taşımayı hakeden  biriyim.&#8217;</strong> Ama bu statü iddiaları bunu tanıyabilecek ve onaylayabilecekler olmadan hiç bir işe yaramaz. Bu yüzden moda tüketicileri sadece mana taşıyan sembollere bağlı değillerdir. Ayrıca bu sembol sistemi içindeki bilgi sahibi olan kimselerle de ilişkilidir. Moda tüketicileri Amerikan sosyolog olan Charles Horton Cooley&#8217; i akla getiriyor. Cooley insanların değerlerini belirlemede kullandıkları metodlar hakkında çalışma yapmıştır. Bu çalışması ‘ayna benlik&#8217; diye adlandırılır. Cooley&#8217;e göre, birçok insan kendi değeri -kabul görme derecesi- hakkında emin değildir. Cooley insanların kendilerine <strong>‘Ne kadar değerliyim?&#8217;, ‘Hayran olunabilecek biri miyim?&#8217;, ‘Saygı hak ediyor muyum?&#8217;, ‘Sosyal onur sistemi içindeki yerim ne?&#8217;</strong> gibi sorular sorduğuna şahit olur. Ayrıca Cooley, insanların kendi değerlerinin ancak başkalarınınkiyle kıyaslandığında bir anlam ifade ettiğini söyler. Değer bir rütbe sistemidir. Kimisi benden daha değerliyken, kimi de daha az değerlidir. Alman sosyolog Max Weber de insanların sosyal onur yönünde <span id="more-20956"></span>kendi değerlerini biçmeleri konusunda bazı yöntemler öne sürmüştür. Weber&#8217;e göre değeri gösteren şey riayet ilişkisidir. Eğer insanlar bana riayet eder, uyarlarsa, ben onlardan daha onurluyumdur. Ama ben bir başkasına riayet edersem, o zaman ben ondan daha az onura sahibimdir.</p>
<p>Bu riayet stratejileri toplumun her kesimimde görülebilir. Mesela Türkiye&#8217;de, çarşıda eşiyle yürüyen çarşaflı bir kadının eşinden bir-iki adım geriden gelmesi dikkatimi çekmiştir. Yanyana yürümek statü eşitliğini belirtirken birisinin ardından gelmek riayet ilişkisine işaret eder. Başka bir örnek de sınıfımdan. Öğrencilerime isimleriyle hitap ederim. Ama onlar bana Mr. Allen, Hocam ya da Allen Bey derler (En azından benim yüzüme, belki de arkadaşları arasında farklıdır, kim bilir). Bu saygı ifadeleri de riayet ilişkisi kapsamındadır.</p>
<p><strong>Onura El Koymak</strong></p>
<p>Weber bu riayet sisteminin çatışmalar tarafından yönlendirildiğini öne sürer. Ona göre onur ‘gasp edilmiştir&#8217;. Yani birisi onura el koyar ve onu elinde tutmak için azami gayret sarf eder. Herkesin önünde öğrencisini aşağılayan bir profesör düşünelim. Bu durumda, aşağılama aşağılanan insandaki onuru alır, aşağılayan daha yüksek(!) sosyal sınıftaki insana verir. Şerefi için öldüren insanlar da bu uğurda katil olduklarını iddia ederler- ölen kızları ya da kardeşleri olsa da. İnsanlar statülerine ciddi manada sahip çıkıyorlar ve bu riayet sistemi içinde acımasız olabiliyorlar. Cooley&#8217;in ‘ayna benlik&#8217; stratejisi, bir iletişim sistemi olan sosyal onuru incelemede çok yardımcı olur. Ayna benlikte, statümü belirlemek için diğer insanları kullanırım. Onların hareketlerini, söylediklerini, beden dillerini incelerim. Ulaştığım sonuçları da ‘benim hakkımda ne düşünüyorlar?&#8217; sorusunu yanıtlamada ipucu olarak kullanırım. Böylece de insanlar, ne kadar değerli olduğumu gösteren bir ayna vazifesi görürler. İnsanların hakkımdaki yargılarını hayal eder sonra da bunları kendime uygularım. Eğer sınıfımdaki öğrencilerin  mutlu olduğunu ve bir sürü şey öğrendiğini hayal edersem, benim de iyi bir eğitmen olduğumu düşünür ve kendimi iyi hissederim.Öğrencilerimin düşündüğünü düşündüğüm şey kendi değerimi belirlemedeki ölçüttür. Dahası, davranışlarımı bu hayali değerlendirmeye göre ayarlarım. Mesela öğrencilerimin bana değer verdiğini ve hayranlık duyduğunu hayal ederim. Bu yüzden de onlardan riayet beklerim. Ama ben ders anlatırken aralarında konuşunca hayal kırıklığına uğrarım ve statümü vurgulayarak ‘Ben hocayım!&#8217; diye onları uyarırım.</p>
<p>Modaya uygun şeyler de aynanın önüne koymak için güzel seçimlerdir. Artık her yerde yaygın olan pazarlama ve markalaşma üzerinden, belli şeyler sembolleşmiştir. ‘Bu şey değerlidir ve sadece belli insanlar onu taşıyabilir&#8217; diyerek riayet sistemi içindeki sınırlar belirlenir. Bu da insanların kıskançlık duygularını kamçılar. Onları ‘kıskanılabilir şekilde değerli olmalıyım&#8217; düşüncelerine sevk eder. Her yerde gördüğümüz nazar boncuğu, diğerlerine ‘ben kıskanılabilir bir insanım&#8217; der. Dahası, kıskanmanın kötü birşey olduğunu da hatırlatır. Yani moda tüketimi de tehlikeli bir arenadır.</p>
<p>Modayı takip etmek, moda tüketicilerini belli bir bilgi alanında ehil hale getirir. Bilmeleri gereken şeyse ‘Şu an moda nedir?&#8217; sorusunun cevabıdır. Yani moda tüketimi, moda tüketicilerinin sahip olduğu bilgi alanına dahil olabilecek kimseler olmaksızın pek de bir işe yaramaz.</p>
<p><strong>Çabucak Yayılmış Bir Fenomen</strong></p>
<p>Moda bilgisi hızlıca yayılır. Bir anda İstanbuldaki belli bir yaş grubunda bulunan tüm insanlar ayakkabı bağcıklarının annemizin bize öğrettiği şekilde değil de bileğin etrafına dolanacak şekilde bağlanması gerektiğini bilirler. Niye bilekler? ‘Moda, seni saf. Bilmiyor muydun?! Anlaşılan modayla pek alakan yok.&#8217;</p>
<p>Markalaşma ve pazarlama, üretici ve satıcılar tarafından moda kaygısı yaratmak için oluşturulmuş stratejilerdir. Ayrıca ‘yanlış&#8217; şeyi tüketiyor olma endişesini de azaltır. Markalaşma, Marx&#8217;ın ‘imal edilmiş arzu&#8217; düşüncesine güzel bir örnektir. Ama daha çok ‘yanlış şuur&#8217; fikrine uyar.</p>
<p>Yanlış şuur düşüncesinin açıklaması bütün bir sayfayı kaplasa yeridir. Ama moda tüketimi konusunda yardımcı olsun diye sadece basit bir tanım yapacağız. Marx ve diğer ‘bilgi sosyologları&#8217;, düşüncelerimizin çoğunun aslında kendimize ait olmadığını savunurlar. Fikirlerimiz, düşüncelerimiz, şuurumuz, yani bütün bilgi sistemleri, aslında diğerleri tarafından bizi kontrol etmek için üretilmiştir. Bilgi, özellikle de ‘herkesin bildiği&#8217; bilgi, bir idare etme, yönetme aracıdır. O zaman şöyle bir soru soralım; ‘bugünün modasını kim belirliyor?&#8217;. Tabi ki sen ya da ben değil. Moda olacak şeyleri tüketmemizden kazanç sağlayan büyük kuruluşlar belirliyor. Medya ve pazarlamacılar, aynı kuruluşlardaki seçkin tabaka gibi, ürünleri arzu edilebilir kılmak için çaba gösteriyor. Biz ise, aynı sürüdeki koyunlar gibi, Forum İstanbul ya da İstinye Park&#8217;a hücum edip bu ürünleri almaya çabalıyoruz. Ve ‘birisi olduğumuzu&#8217; sembolize eden hangi mağazadan alındığını bas bas bağıran çantaları gururlu bir şekilde taşıyoruz. Aynı reklamları izlediğimiz çevremizdekiler de hakkettiğimizi iddia ettiğimiz bu değeri göstermekte geri durmuyor.</p>
<p>Moda tüketimi sosyologların ‘popüler kültür&#8217; dediği şeye dayanır. Vikipedi popüler kültürü, bir bilgi sistemi olarak ‘günlük yaşantımıza sızmış olan medyanın ağır etkileri&#8217; şeklinde tanımlar. Eğer TV şovlarındaki oyuncuların isimlerini biliyorsak veya Justin Bieber&#8217;in özel hayatından haberdarsak, popüler kültür içinde bilgili biriyiz demektir. Popüler kültür bilgisi, medya ve diğer kuruluşların seçkinleri tarafından tüketime alışmamız için üretilir. Moda, tüketimin imali sürecindeki lokomotiftir. Bu tüketim de değerimizi belirlemedeki en önemli ölçüttür. Velhasılı kelam, bilgiye sahip olmak ve bu bilgiye sahip olduğunu göstermek modaya uygun olduğun anlamına gelir.</p>
<p>Moda tüketimi, değer addetme yönünde bir stratejidir diyebiliriz. Ama bu strateji sadece popüler kültür bağlamında işe yarar. Bundan dolayı moda tüketimi bir çoğunluk fenomenidir. Burada bir paradoks var. Moda, tüketimine şevkle katılmak, diğerleri tarafından yapılmış işaretleri sergilemektir. Bu da bizi diğer bütün bilgili tüketicilerle özdeş yapmaya yarar. Bundan dolayı, moda terfi ettirmek yerine eşitleyici bir statüdür. Bu strateji deli eden bir efor gerektirirken bizi farklı olacağımız yanılgısına götürür. Uzman tüketicilerse farklı bir bilgi sistemine dahildirler. Böylece moda tüketiminin eşitlieyici etkisine karşı dimdik ayakta dururlar. Gelecek hafta, sıra uzman tüketicilerde.</p>
<p> </p>
<p>… Komşu konularda e-kitap okumak için… </p>
<p><a title="Permanent Link to Dikkat Kitap:Liberalizm Demokrasiyi Susturunca…" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/10/08/dikkat-kitapliberalizm-demokrasiyi-susturunca/"><span style="color: #0066cc;"><strong>Liberalizm Demokrasiyi Susturunca…</strong></span></a></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasi_kitap.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-18938" title="liberalizm_demokrasi_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasi_kitap.jpg" alt="" width="188" height="266" /></span></a>Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur?</p>
<p>Demokratik yolla yönetilen bir ülkede  halkın tercihleri daha güçlü, bazen daha <strong>“sosyal”</strong> bir devletten, kolektif dayanışmadan, yüksek asgârî ücretten yana olabilir. Yani daha az liberal bir devletten. Peki halka rağmen dayatılmalı mıdır liberalizm? <strong>Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkların iradesi çiğnenebilir mi?</strong></p>
<p>2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. ve ABD, Fransa, Almanya gibi “batamayacak kadar büyük” devletler dahi zorlanıyorlar. Halk için kurulmuş, halkın vergisiyle yaşayan batılı ulus-devletler finans sektörünün emrine girmiş gibiler. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemiyor insanlar, protesto ediyorlar. Ama batılı ulus-devletler ısrarla hatta bazen polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar.</p>
<p>Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkları finans sektörünün kölesi yaptı?</p>
<p>Liberal düşünürlerin içinde Hayek ve Mises gibi peşinen anti-demokratik duruş almış bir çok isim var. Ancak batı demokrasileri bu gerçeği yeni keşfediyorlar. Dünyaya özgürlük  dersleri verirken kendi demokrasileri liberalizmin ağırlığı altında çökebilir. Okuyacağınız kitap halk iradesi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. <em>(Eserlerinden istifade ettiğimiz fikir adamları: Edmund Burke, Ludwig Von Mises, Friedrich A. Hayek, Atilla Yayla, Karl Marx, Hannah Arendt, Alexis de Tockeville, Alexandre Soljenitsyne, Noam Chomsky, Ignacio Ramonet, Max Weber)</em> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><strong>Liberalizmin Kara Kitabı</strong></a></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="size-full wp-image-10169 alignright" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></span></a>“<strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Liberalizmin Ak Kitabı</span></a></strong>” adlı kitabımızın önsözünde söz verdiğimiz gibi sıra Kara Kitap’ta! Neden? Kemalist ulus devletin tektipleştirici silindiri altında ezilenler için bir umut teşkil etti liberalizm. Kürt, Ermeni, Alevî, “aşırı” dindar, Eski Solcu, vs Atatürkçülerin gözünde “makbul olmayan” kimlikleri haiz insanlar <strong>“ideolojisiz bir ideoloji”</strong> bulduklarını düşündüler. Yine de sormak gerekmez mi  <strong>“Ben de liberalim”</strong> diyenlerin içinde kaçı bu düşünce geleneğini derinlemesine inceledi? Güçlü ve zayıf yanları, Türkiye’ye uyan ve uymayan vasıfları hakkında bilgi sahibi oldu?</p>
<p>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini, temel ilkelerini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde YIKICI KUSURLARI var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor.</p>
<p>Özgürlük nedir? Devletin, toplumun ve bireylerin özgürlükler üzerindeki hakları sınırlandırılabilir mi? Liberalizmin merkezine aldığı <strong>bireysel özgürlükler</strong> ve <strong>piyasa</strong> her derde deva mıdır? Özgürlüklerin birbiriyle sınırlanması ANLAMLI mıdır?</p>
<p>Büyük bir kısmı liberal olan düşünürlerin perspektifinden liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard veTürkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18312" title="marx-kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/marx-kapak.bmp" alt="" width="128" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank">Derin <strong>MAЯҖ</strong></a></strong></p>
<p>Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden? </p>
<p> Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok.  Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… <a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></div>
</div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/03/05/tuketim-uzmanlari-4-ne-kadar-degerliyim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/03/05/tuketim-uzmanlari-4-ne-kadar-degerliyim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tüketim Uzmanları-3 / Marka ve Lüks</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/29/tuketim-uzmanlari-3-marka/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/29/tuketim-uzmanlari-3-marka/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Feb 2012 19:01:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müleyke Barutçu</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Lüks Tüketim]]></category>

		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20875</guid>
		<description><![CDATA[ &#8221;&#8230;Üniversitemdeki kapalı kızların çoğu, eşarplarını markası görünecek şekilde bağlıyor. Öğrenciler kitaplarını Mango çantalarda taşıyor. Bir Coach çanta, etiketi görünmeksizin pek de kıymetli değil. Ralp Lauren sağ tarafa işlenen küçük bir biniciyle bir servet kazandı. Çorapların bile görülebilir yerlerine logolar işlenmiş. Neden marka bu kadar önem arzediyor? 
[...] 
Aslında kimse tam anlamıyla modaya uygun olamaz.Çünkü moda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/luks_tuketim.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20876" title="luks_tuketim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/luks_tuketim.jpg" alt="" width="246" height="258" /></a> &#8221;&#8230;Üniversitemdeki kapalı kızların çoğu, eşarplarını markası görünecek şekilde bağlıyor. Öğrenciler kitaplarını Mango çantalarda taşıyor. Bir Coach çanta, etiketi görünmeksizin pek de kıymetli değil. Ralp Lauren sağ tarafa işlenen küçük bir biniciyle bir servet kazandı. Çorapların bile görülebilir yerlerine logolar işlenmiş. Neden marka bu kadar önem arzediyor? </em></p>
<p><em>[...] </em></p>
<p><em>Aslında kimse tam anlamıyla modaya uygun olamaz.Çünkü moda yenilik üzerine kuruludur. Vitrinler üç ayda bir ‘alınması gereken&#8217; yeni sezon ürünlerle doludur. İsraf moda tarafından icat edilmiştir ve <a href="https://www.google.com/search?hl=fr&amp;q=kapitalizm+tuketim+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=">kapitalistlerin</a> ceplerini çok çok büyük kazançlarla doldurur. İsraf üretilmiş bir arzuyu ifade eder: Her moda takipçisi ‘istiyorum&#8217; diye mızmızlanan bir yaşındaki çocuktur&#8230;&#8221;</em></p>
<p><strong>Tüketim Uzmanları-3 (</strong><a href="http://fef.fatih.edu.tr/?cv,8069"><strong>Charles Allen Scarboro</strong></a><strong>)</strong></p>
<p><em><strong>Çeviren : <a href="http://www.derindusunce.org/author/muleykebarutcu/">Müleyke Barutçu</a> (Orijinal metin </strong></em><a href="http://www.todayszaman.com/"><em><strong>Today&#8217;s Zaman</strong></em></a><em><strong>‘da yayınlandı)</strong></em></p>
<p> Geçen iki bölümde (<a href="http://www.google.fr/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=tuketim+uzmanlari+&amp;source=web&amp;cd=1&amp;ved=0CCYQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2012%2F02%2F18%2Ftuketim-uzmanlari-1%2F&amp;ei=hPtNT4GSO4iZhQfKzfkI&amp;usg=AFQjCNFKKGw-RVHd-eW9lY5RTOpx_pBapw&amp;sig2=-fgsakwUXhnFTtNLm9x03">1</a>, <a href="http://www.google.fr/url?sa=t&amp;rct=j&amp;q=tuketim+uzmanlari+&amp;source=web&amp;cd=2&amp;ved=0CC8QFjAB&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2F2012%2F02%2F24%2Ftuketim-uzmanlari-2-sinif-mi-yoksa-statu-mu%2F&amp;ei=hPtNT4GSO4iZhQfKzfkI&amp;usg=AFQjCNFlZ-Xs3zxGOg19fk-iE9EYyKoFmg&amp;si">2</a>), tüketim uzmanlığı konusunun analizine adım adım yaklaşmış bulunmaktayım.Bu tartışmayı daha geniş sosyolojik sorunlar olan sınıflaşma ve sosyal eşitsizliklere çekmeye çalıştım. Eşitsizliklerin her zaman mücadele ve çatışma durumlarında ortaya çıktığını ve bu çatışmaların da kendi istekleri doğrultusunda davranan kollektifler arasında olduğunu anlattım.</p>
<p> Eşitsizlikler insanların çabaları sonucudur. Bir birey başka bir bireyden daha güçlü, daha güzel ve daha akıllıyken bu eşitsizlik sisteminin bireysel çabalar sonucu olduğunu söyleyemeyiz. Daha çok, ittifak içindeki insanların kollektif aktiviteleri tarafından oluşturulur. Farklı sınıflarda yer alan insan grupları, toplum içindeki belli yerlerinden dolayı hayattan daha fazla zevk <span id="more-20875"></span>alırlar ya da yaşam fırsatlarının tükenmiş olmasından dolayı sıkıntı çekerler. Dahası, bu fayda ve sıkıntılar daha geniş bir sosyal yapı boyunca sonraki kuşağa aktarılır. Böylece, eşitsizlikler, sürüp giden bir çatışma boyunca tekrar tekrar üretilir.</p>
<p>Kimse kız, Rum, zengin, belirgin bir ailenin üyesi, Yahudi, beyaz veya siyah tenli olarak doğmayı seçmedi. Bu durumların piyangodan çıktığını varsayar ve bu şansımızın bizi yönettiği şekilde davranırız. İşte tüketim de bu hiyerarşik katmanlardaki pozisyonumuzla başa çıkmak için bir stratejidir.</p>
<p>Bir hikayeyle başlayalım. Charlotte&#8217;deki oğlum Sean ve dünyadaki en akıllı, en büyüleyici torunun annesi olan oğlumun eşi Olena&#8217;yı ziyaretimde, Olena yeni almış olduğu şeyin heyecanıyla eve geldi. Annesine hediye etmeyi planladığı  cüzdanı için büyük bir yatırım yapmıştı. Cüzdanın markasını önüne  kabartma işlemeyle yazılmış olan ‘Coach&#8217; madalyonundan anladım.</p>
<p><strong>Mantıklı Düşünmeyi Sınamak</strong></p>
<p>Meraklandım. Niye üretici cüzdanın üzerine şirketin ismini koyar ki? Dahası, neden birisi, sokak tezgahlarında satılan diğer cüzdanlara benzeyen bir cüzdan için 500$ ödesin? Olena benim eksik kalmış kurnazlığım için üzüldü ve beni aydınlatmak için kolları sıvadı. İlk olarak, bu etiketin insanları bunun bir Coach cüzdanı olduğuna ikna edeceğini söyledi. Sonra, beni cüzdan üzerinde küçük bir gezintiye çıkardı. Cüzdanın astarını gösterdi (Sanki diğer cüzdanlarda yok). Yine Coach yazılı bir etiketin iliştirilmiş olduğu sapı ve son olarak da Coach madalyonunun hemen altında toplanmış sevimli küçük bir deri kıvrımını gösterdi. Ardından, benimle bir hikaye paylaştı. Hamileyken, Çinden gelen ve oradayken Burberry çanta alan bir arkadaşı varmış. Ama, Çin yapımı bu çanta sahteymiş. Bununla birlikte, Olene çantayı beğendiğini söylemiş ve çantayı sahibine karşı övmüş. Arkadaşı da kibarca bu çantayı kendisine verebileceğini söylemiş ve Olena da memnuniyetle kabul etmiş. Ama insanlar, çantanın gerçek bir Burberry olup olmadığını sorduğunda, Olena dürüstçe sahte olduğunu söylemiş. Hikayedeki üç şey beni çok şaşırttı. Birincisi, eğer sahte cüzdan bu kadar iyi ve kaliteliyse, sahte olduğu neden önemli? İkincisi, birisi bir başkasına elindekinin sahte olup olmadığını ne hakla sorar? Bu bana çok kaba gelmesine rağmen Olena ‘Tabi ki sorarlar&#8217; dedi. Üçüncüsü, niye Olena beğendiğini açıkça belirttiği bu çantanın sahte olduğunu söyledi?</p>
<p>Bu iki hikayede geçen <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=fr&amp;q=tuketim+toplumu+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=">tüketim</a> dinamikleri nelerdir? İnsanların tüketim kararlarından nasıl bir çıkarım yapabiliriz?</p>
<p>Tüketim stratejilerini üç kategoride tartışmak istiyorum: yaşamsal tüketim, moda tüketimi ve uzman tüketim. Her kategorinin farklı amaçları vardır ve hepsi de farklı mesajlarla iletişim kurarlar. Her strateji, fayda arayışında olan farklı sınıfları karakterize eder.</p>
<p>Yaşamsal tüketim, düşük ekonomik ve sosyal sınıftaki insanların stratejisidir. Bu insanların mütevazi gelir-giderleri ve kısıtlı kültürel-sosyal birikimleri vardır. Sosyologlar tarafından kullanılan sosyal sermaye, insanların ihtiyaçlarını ve amaçlarını karşılayabilmek için yer aldıkları şebekeyi tasvir eder. Kültürel sermaye ise, sosyal sistemi kendi yararına kullanma ve diğerleriyle iletişimde anlaşmaya varmada elde edilen ‘bilgi&#8217;dir.</p>
<p>Yiyecek, giyecek ve barınak gibi temel ihtiyaçları karşılamak yaşamsal tüketimdir. Fiyat, kalite ve dayanıklılıktan daha önemlidir. Yaşamsal <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=fr&amp;q=tuketim+toplumu+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=">tüketim</a> kısa zamanlıdır; tüketim malları hızlıca eritilir ve yerine yenisinin konmasını gerektirir. Birçok yaşamsal tüketici, günlük ihtiyaçlar için küçük bir bütçe ayırır. Moda tüketiminin farkındadırlar ancak modayı takip edenleri müsrif veya çılgın olarak niteleyerek kendi arzularını gizlerler.</p>
<p>Tüketim aktivitelerinde, yaşamsal tüketicilerdüşük statülerini belli ederler. Satın aldıkları şeyler az saygı görür. Ve genelde de moda tüketicileri tarafından küçümsenirler. Sosyal onura ulaşma çabasındaysa, moda tüketicilerinin kendi onurlarını ölçmek için ele aldıkları standartlara sahip değildirler. Onurun kendisi de rütbeli bir sistemdir. Daha az saygınlık sahibi ya da hiç saygın olmayan biriyle saygınlık sahibi birini kıyaslayabiliriz.</p>
<p>Moda tüketicileri,tüketim dendiğinde en çok akla gelenlerdir. Tüketimin büyük bir kısmının devamlılığını sağlayan, sürü psikolojisi içindeki tüketicilerdir. Üreticileri sürekli meşgul ederler ve fabrika sahiplerinin kazancının çoğunu onlar sağlar. Bundan dolayı, moda tüketicileri, pazarlamacı ve reklamcıların ana hedefidir. Moda tüketicileri, ekonomi için önemlidir, çünkü az bir değere sahip şeyleri satın alarak artı değer finanse ederler. Bir atkının Hermes olması, nasıl olur da sıradan bir mağazada 5 TL ye satılanlara nazaran onun daha değerli olmasına sebebiyet verir? Carrefour&#8217;da 10 TL olan bir çanta varken, niye bir Coach çantaya bir aylık kira kadar ödenir? Moda tüketicileri bu objeleri farkındalık içinde olanlarla iletişime geçmek için alılar. Bu objeleri satın almak için de ihtiyacın çok çok ötesinde büyük miktarları sarf etmeye isteklidirler.Peki, Armine ya da Zareena Yousif marka bir eşarbı alıken, aslında neye para veriyorlar?  Moda tüketicilerinin aldığı aslında her ne ise, gözlemcilerle iletişim için özel bir efor sarfediliyor. Üniversitemdeki kapalı kızların çoğu, eşarplarını markası görünecek şekilde bağlıyor. Öğrenciler kitaplarını Mango çantalarda taşıyor. Bir Coach çanta, etiketi görünmeksizin pek de kıymetli değil. Ralp Lauren sağ tarafa işlenen küçük bir biniciyle bir servet kazandı. Çorapların bile görülebilir yerlerine logolar işlenmiş. Neden marka bu kadar önem arzediyor?</p>
<p><strong>Bir İletişim Sistemi</strong></p>
<p><a href="https://www.google.com/search?hl=fr&amp;q=l%C3%BCks+tuketim+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=">Moda tüketimi</a> ilk olarak bir iletişim sistemidir. Biri aldığı şeyi sergileyerek karşıdakine verdiği bazı kesin bilgiler üzerinden iletişime geçer. Öyleyse, moda tüketimi, tüketici hakkındaki iddialar sistemidir. Moda gözlemciye ‘ben kimim&#8217; ve ‘değerim ne&#8217; sorularıyla ilgili bilgi verir. Öyleyse moda tüketimi hem ekonomik sistem hem de statü sisteminde rol alır. Hatta belki parti sistemi içinde bile yer alır. Türk sporu hakkında yeterli bilgim yok. Bu yüzden GS, BJK veya Bursaspor fanları parti olarak düşünülebilir mi bilmiyorum. Ama bence fan klüpleri parti sistemi içinde farklı oyuncuları temsil eder (Geçen seneki Mısır-Cezayir futbol maçlarına eşlik eden isyanlar bu konuya güzel bir örnek teşkil eder).</p>
<p><a href="https://www.google.com/search?hl=fr&amp;q=l%C3%BCks+tuketim+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=">Moda tüketimi</a> işleyebilmek için farklı parçalar gerektirir. İlk olarak, moda tüketimi, statü sergilemek için gereken (gerekenden fazlası) paraya sahip bir sosyal sınıfa dayanır. Günlük dildeki kullanım şekliyle, moda tüketimi  bir müsriflik üzerine inşa edilir. Eğer kaynaklarımı sadece hayatta kalabilecek kadarıyla kullanırsam, moda tüketiminin bir parçası olamam. Dahası, bütün kalite iddiaları bir yana, moda tüketimi asla bitmez bir tüketim üzerine inşa edilir. Kim modayı takip etmek yerine, bir-iki yıl eskisinin ürününü kullanmak ister?! Aslında kimse tam anlamıyla modaya uygun olamaz.Çünkü moda yenilik üzerine kuruludur. Vitrinler üç ayda bir ‘alınması gereken&#8217; yeni sezon ürünlerle doludur. İsraf moda tarafından icat edilmiştir ve <a href="https://www.google.com/search?hl=fr&amp;q=kapitalizm+tuketim+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=">kapitalistlerin</a> ceplerini çok çok büyük kazançlarla doldurur. İsraf üretilmiş bir arzuyu ifade eder: Her moda takipçisi ‘istiyorum&#8217; diye mızmızlanan bir yaşındaki çocuktur.</p>
<p>Tüketim hakkında düşündükçe aklıma daha da çok soru geliyor. Önümüzdeki bölümde moda tüketicilerini ve uzman tüketicileri karşılaştırarak devam edeceğim. Uzman tüketiciler kendilerini kitleden ayrıştırmaya çalışırken, moda tüketicileri bir sürü psikolojisi içindedirler.</p>
<p> </p>
<p> … Komşu konularda e-kitap okumak için… </p>
<p><a title="Permanent Link to Dikkat Kitap:Liberalizm Demokrasiyi Susturunca…" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/10/08/dikkat-kitapliberalizm-demokrasiyi-susturunca/"><span style="color: #0066cc;"><strong>Liberalizm Demokrasiyi Susturunca…</strong></span></a></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasi_kitap.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-18938" title="liberalizm_demokrasi_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasi_kitap.jpg" alt="" width="188" height="266" /></span></a>Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur?</p>
<p>Demokratik yolla yönetilen bir ülkede  halkın tercihleri daha güçlü, bazen daha <strong>“sosyal”</strong> bir devletten, kolektif dayanışmadan, yüksek asgârî ücretten yana olabilir. Yani daha az liberal bir devletten. Peki halka rağmen dayatılmalı mıdır liberalizm? <strong>Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkların iradesi çiğnenebilir mi?</strong></p>
<p>2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. ve ABD, Fransa, Almanya gibi “batamayacak kadar büyük” devletler dahi zorlanıyorlar. Halk için kurulmuş, halkın vergisiyle yaşayan batılı ulus-devletler finans sektörünün emrine girmiş gibiler. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemiyor insanlar, protesto ediyorlar. Ama batılı ulus-devletler ısrarla hatta bazen polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar.</p>
<p>Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkları finans sektörünün kölesi yaptı?</p>
<p>Liberal düşünürlerin içinde Hayek ve Mises gibi peşinen anti-demokratik duruş almış bir çok isim var. Ancak batı demokrasileri bu gerçeği yeni keşfediyorlar. Dünyaya özgürlük  dersleri verirken kendi demokrasileri liberalizmin ağırlığı altında çökebilir. Okuyacağınız kitap halk iradesi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. <em>(Eserlerinden istifade ettiğimiz fikir adamları: Edmund Burke, Ludwig Von Mises, Friedrich A. Hayek, Atilla Yayla, Karl Marx, Hannah Arendt, Alexis de Tockeville, Alexandre Soljenitsyne, Noam Chomsky, Ignacio Ramonet, Max Weber)</em> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Liberalizmin Kara Kitabı</span></strong></a></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="size-full wp-image-10169 alignright" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></span></a>“<strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Liberalizmin Ak Kitabı</span></a></strong>” adlı kitabımızın önsözünde söz verdiğimiz gibi sıra Kara Kitap’ta! Neden? Kemalist ulus devletin tektipleştirici silindiri altında ezilenler için bir umut teşkil etti liberalizm. Kürt, Ermeni, Alevî, “aşırı” dindar, Eski Solcu, vs Atatürkçülerin gözünde “makbul olmayan” kimlikleri haiz insanlar <strong>“ideolojisiz bir ideoloji”</strong> bulduklarını düşündüler. Yine de sormak gerekmez mi  <strong>“Ben de liberalim”</strong> diyenlerin içinde kaçı bu düşünce geleneğini derinlemesine inceledi? Güçlü ve zayıf yanları, Türkiye’ye uyan ve uymayan vasıfları hakkında bilgi sahibi oldu?</p>
<p>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini, temel ilkelerini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde YIKICI KUSURLARI var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor.</p>
<p>Özgürlük nedir? Devletin, toplumun ve bireylerin özgürlükler üzerindeki hakları sınırlandırılabilir mi? Liberalizmin merkezine aldığı <strong>bireysel özgürlükler</strong> ve <strong>piyasa</strong> her derde deva mıdır? Özgürlüklerin birbiriyle sınırlanması ANLAMLI mıdır?</p>
<p>Büyük bir kısmı liberal olan düşünürlerin perspektifinden liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard veTürkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18312" title="marx-kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/marx-kapak.bmp" alt="" width="128" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin <strong>MAЯҖ</strong></span></a></strong></p>
<p>Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden? </p>
<p> Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok.  Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… <a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></div>
</div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/29/tuketim-uzmanlari-3-marka/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/29/tuketim-uzmanlari-3-marka/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tüketim Uzmanları-2 / Sınıf mı yoksa statü mü?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/24/tuketim-uzmanlari-2-sinif-mi-yoksa-statu-mu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/24/tuketim-uzmanlari-2-sinif-mi-yoksa-statu-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Feb 2012 11:15:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müleyke Barutçu</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Lüks Tüketim]]></category>

		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20795</guid>
		<description><![CDATA[
 &#8221;&#8230;Mesela, aileleri aynı gelir düzeyine sahip 100 Rum, 100 Kürd, 100 ‘Türk&#8217; bebeği karşılaştıralım. Hayatları boyunca karşılaşacakları şeyler hakkında kesin tahminlerde bulunabilir miyiz? Bu bebekler ilkokul veya orta okulu bitirme, üniversiteden mezun olma, doktor olma, Türkiye başbakanı seçilmeleri bakımından eşit olasılıklara mı sahiptirler? Tabi ki hayır. Sosyal sınıflaşma da işte bu sosyal eşitsizlikler ve bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center; padding-left: 30px;"><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/kapitalizm_tuketim.jpg"><img class="size-full wp-image-20796 aligncenter" title="kapitalizm_tuketim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/kapitalizm_tuketim.jpg" alt="" width="325" height="264" /></a></em></strong></p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong><em> &#8221;&#8230;Mesela, aileleri aynı gelir düzeyine sahip 100 Rum, 100 Kürd, 100 ‘Türk&#8217; bebeği karşılaştıralım. Hayatları boyunca karşılaşacakları şeyler hakkında kesin tahminlerde bulunabilir miyiz? Bu bebekler ilkokul veya orta okulu bitirme, üniversiteden mezun olma, doktor olma, Türkiye başbakanı seçilmeleri bakımından eşit olasılıklara mı sahiptirler? Tabi ki hayır. Sosyal sınıflaşma da işte bu sosyal eşitsizlikler ve bu eşitsizliklerin sonuçlarıyla uğraşır&#8230;&#8221;</em></strong></p>
<p><strong>Tüketim Uzmanları-2 (</strong><a href="http://fef.fatih.edu.tr/?cv,8069"><strong>Charles Allen Scarboro</strong></a><strong>)</strong></p>
<p><strong><em>Çeviren : <a href="http://www.derindusunce.org/author/muleykebarutcu/" target="_blank">Müleyke Barutçu </a>(Orijinal metin </em></strong><a href="http://www.todayszaman.com/"><strong><em>Today&#8217;s Zaman</em></strong></a><strong><em>&#8216;da yayınlandı)</em></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2012/02/18/tuketim-uzmanlari-1/" target="_blank">Geçen bölümde </a>bazı sosyologların modern toplumlarda tüketimin rolü üzerine soru ve görüşlerini tartışmıştık. Ama başlığım olan&#8217;tüketim uzmanları&#8217; noktasına gelmemiştim. Tartışma konumu üzerine inşaa edeceğim yere gitmek için gereken ayrıntılara girmeye ihtiyaç vardı. Bu bölümde tüketimde uzmanlığın önemi üzerine <span id="more-20795"></span>yoğunlaşmak istiyorum. Ama uzmanlık konusuna geçmeden önce, sosyologların toplum hakkındaki düşüncelerinden giderek yine detaylara gireceğiz.</p>
<p>Statü endişesinin ne olduğu, hangi faktörlerin buna sebep olduğu ve bununla başa çıkmak için hangi stratejilerin kullanılabileceği soruları daha geniş bir alan olan sosyal sınıflaşmaya dahildir. Sosyologlara göre, sosyal sınıflaşma bizi toplum içerisinde kollektif parçalara ayıran bu yapılarla ilgilidir. Bu kollektif gruplardaki konumlanma önemlidir. Çünkü her sınıf farklı yaşam koşulları ve toplumun değer verdiği tüketim malları ve hizmetlere göre farklı seviyelerle karakterize edilir. Yani, mevkisi düşük bir insana kıyasla, yüksek bir mevkide yer alan kişi daha iyi yaşam koşullarına ve değerli olduğu düşünülen şeylere ulaşımda daha geniş imkanlara sahiptir. ‘Yaşam fırsatları&#8217; bir insanın başına gelebilecek olası şeyler demektir. Mesela, aileleri aynı gelir düzeyine sahip 100 Rum, 100 Kürd, 100 ‘Türk&#8217; bebeği karşılaştıralım. Hayatları boyunca karşılaşacakları şeyler hakkında kesin tahminlerde bulunabilir miyiz? Bu bebekler ilkokul veya orta okulu bitirme, üniversiteden mezun olma, doktor olma, Türkiye başbakanı seçilmeleri bakımından eşit olasılıklara mı sahiptirler? Tabi ki hayır. Sosyal sınıflaşma da işte bu sosyal eşitsizlikler ve bu eşitsizliklerin sonuçlarıyla uğraşır.</p>
<p>Sosyologlar, bir toplumun farklı düzeylerinde yer alan insanların hayat koşullarının gözle görülür bir şekilde birbirinden farklı olduğunu farketmişlerdir. ABD&#8217; den örnek verecek olursak, en son nüfus sayımına göre, ‘siyah&#8217; ve ‘beyaz&#8217; Amerikalılar hayata çok farklı yaşlarda veda ediyor. Siyah doğan insanlar Amerika&#8217;da ‘race tax&#8217; denen ırk vergisi ödüyorlar- ‘beyaz&#8217; Amerikalılar 5 yıl daha fazla yaşasın diye. Farklı ırklarda doğan insanlar hesabına, benim ırk statüm, bana hakedilmemiş fazladan zaman veriyor.</p>
<p><strong>Hayatın her alanına yayılmış olan farklılıklar</strong></p>
<p>Türkiye için elle tutulur istatistiklerim yok, ama cin gibi olan okuyucular yukarıda bahsedilen Rum, Kürd ve Türk bebeklerin yaşam fırsatları hakkında iyi tahminler sunabilir. Farklı ekonomik düzeydeki insanların yaşam koşullarına baktığımızda, değişikliklerin hayatın (diğer) her alanını da kaplamış olduğunu görüyoruz. Yine ABD verilerini kullanarak, fakir bebeklerin fakir olmayanlara kıyasla, hayatlarının henüz ilk senesindeyken ölme oranlarının fazla  olduğunu görüyoruz. Fakir insanlar, sağlık bakımından daha kötüler ve tıbbi konuda daha az destek alıyor. Fakirler ruhsal hastalıklardan daha çok muzdarip. Okul hayatının her aşaması için bitirme konusunda daha az meyilliler. Fakir çocukların özgüvenleri, ve önlerine çıkan fırsatları yakalama eğilimleri daha düşük. Dünyayı tehlikeli ve düşman olarak görme eğilimleri, kendilerine kıyasla daha yüksek bir ekonomik düzeye sahip yaşıtlarından daha fazladır. Fakir yetişkinler, fakir olmayan yetişkinlere nazaran daha fazla iş kazasıyla karşılaşırlar. Orta ve yüksek sınıflar, dini organizasyonlara katılma ve oy kullanmada daha isteklidirler. Bunlara bağlı olarak fakirlerin hayattan daha fazla şikayetçi olmalarına şaşmamak gerekir. Öyleyse, görünen o ki, sosyal katmanlaşma, sosyolojik düşüncede merkezi bir yere sahiptir ve ortaya çıkışından beri pek çok yönden tanımlanmıştır. Sınıflaşma konusundaki en önemli iki analizci Alman-İngiliz Karl Marx ve Alman teorisyen Max Weber&#8217;dir.</p>
<p>Türkiyedeki insanlarla konuştuğum ya da gazeteleri okuduğumda, insanların sınıflaşmadan bahsettiklerinde sık sık Marx&#8217;ın analizinin yankılarını duyuyorum. Burjuvazi ve proletarya kelimeleri, öğrencilerimin ağzında sakız olmuş. Gazetelerde ve televizyonlarda, yorumcular ‘Anadolu Kaplanlarının&#8217; başarısıyla ortaya çıkmış olan ‘yeni burjuva&#8217; ve bugünün Türkiye&#8217;sinde gerilim yaratan sınıf çatışmaları hakkında konuşuyor.  Bence insanlar bu Marxist fikirleri kullanıyor, çünkü anlaşılmaları kolay ve dünyayı suçsuz mazlumlarla iğrenç zalimler olarak ikiye ayırıyor. Buna ek olarak, bu benzetme Batı&#8217;yı, kalpsiz şişman kediler tarafından idare edilen kapitalist toplumlar olarak atfetmeye elverişli kılar. Bu kolay Marxist analizde, kimsenin kimsenin katılımına ve toplumdaki eşitsizliklerden yararlanmasına bakmasına gerek yoktur. Dejavantajlı olmak her zaman bir başkasının hatasıdır. Bazı yönlerden Marx&#8217;ın sınıflaşma teorisi anlamak ve yardım almak için kolaydır. Topluluklar (sosyal sınıflar) ve bir toplumun ekonomik altyapısı arasındaki ilişkinin, bir kimsenin sınıf yapısını anlamak için en önemli ölçüt olduğunu savunur. Bugünün Türkiye&#8217;sinde, Marx belli başlı farklılık gösteren ve birbirine zıt olan iki toplumsal sınıf görecektir. Bunlar fabrikası ve diğer üretim girişimciliği olanlarla çalışma kabiliyetlerinden çok daha az şeye sahip olanlardır. Yazmış olduğu binlerce sayfanın içinde, tekrar tekrar işçi(proleterya) ve mal sahibi(burjuvazi) arasındaki temel zıtlığa değinir. Marx için, bu ilişkiyi bir kez anlayan, toplumun geri kalanını da açık bir kitap gibi okuyabilir. Mal sahipleri kontrolü ellerinde tutarlar ve kolay yaşamları vardır; işçiler ise bir ‘insan&#8217; için gayet kötü koşullarda didinirler ve gittikçe insanlıklarından uzaklaşırlar. Migros için tavuk kesimi yaparak hayatını kazanan bir insanla Migrosun sahibinin hayat koşulları arasında çok farklılıklar vardır. Marxist analiz, sosyal sınıfları anlamak adına çok güçlüdür tabi ki, ama, Max Weber&#8217;in sosyal sınıflaşma konusunda sunduğu analiz çok daha doğru ve güçlüdür.</p>
<p><strong>‘Ekonomiyi kontrol edenler, bu kontrolü yaşam fırsatlarını artırmak için kullanırlar&#8217;</strong></p>
<p>Weber Marx&#8217;a toplumun ekonomik yapısı ve insanların ekonomiyle ilişkilerinin çok önemli olduğu ve ekonomiyi kontrol edenlerin, bu kontrolü yaşam fırsatlarını artırmak için kullandıkları konusunda katılır. Ama Weber, diğer iki sınıflaşma sisteminin öneminden de bahseder. ‘Parti&#8217; ve ‘statü&#8217; olarak adlandırılan diğer iki sistem, sınıf sisteminin ekonomik ilişkileri ile hem yanyana ve ilişkili hem de bu ilişkilerden bağımsız bir şekilde işler. İnsanlar kendilerini bu üç sistem içerisinde çok farklı pozisyonlarda bulabilir. Mesela, İran&#8217;dan Türkiye&#8217;ye sonra da Avrupa&#8217;ya afyon kaçakçılığını yöneten bir çete lideri çok miktarda paranın hakimidir ve lüks içinde yaşar, ancak suç dünyası dışındaki insanlar tarafından saygı görmez ve fikirleri değersiz kabul edilir. Böylece katmanlaşma sistemi içinde farklı yerler işgal eder; ekonomik sistemde(sınıf) yüksektir ama toplum hayatına olan etkisi(parti) ve hiyerarşik saygıda(statü) aşağıdadır. Weber katmanlaşmanın üç sistemi arasındaki bağımsız ilişkiyi göz önünde bulundururken, Marx bunu önemsemez.</p>
<p>İnsanlar genelde, Weber&#8217;in ‘parti&#8217; kavramını düşünürken, düşünceleri politik partiye kayar. Politik partiler, güç arayışında olan ve bu gücü kendi yararlarına kullanmak isteyen insanlar topluluğudur. Politik partiler, toplumdaki güç sisteminin  önemli bir parçasıyken, Weber dikkatimizi güç arayışında olan ve o gücü kullanan diğer topluluklara çeker. Mesela, Mısır&#8217;daki ‘Müslüman Kardeşler&#8217; politik parti değildir ama Weber&#8217;in düşüncesine göre parti kavramı içerisinde yer alır. Kardeşlik üyeleri, politik sistem dışında, toplum üzerinde etki kazanmak ve o etkiyi uygulamak için birarada çalışırlar. (Tabi ki, Müslüman Kardeşler, güçlerini politikayı da etkilemek için girişimde bulunurlar, fakat, politik sistem etki etmek istedikleri alanlardan sadece bir tanesidir.) ABD&#8217;deki kadın hareketleri ve sivil hareketler, bir çok toplumdaki çevreci hareketler, İspanya&#8217;daki Opus Dei, Türkiye&#8217;deki Gülen Hareketlerinin hepsi, Weber&#8217;in parti düşüncesine birer örnektir. Weber için partiyi ayırt eden şey, organizasyonun etki sahibi olması ve toplumu kendilerine fayda sağlayacak ve yaşam şartlarını olumlu kılacak şekilde değiştirmesidir.  Sınıf, ekonomik sistem içinde ve statü, sosyal onur alanında işlerken, Weber iğneli bir söz söyler:&#8217;Partiler güç evinde yaşar&#8217;.</p>
<p>Tüketimi, bir sistem, iletişim ortamı veya birinin kişiliğini ve değerini belirtme yolu olarak düşünebiliriz. Bu çerçevede Weber sosyal sınıf ya da partilere değil statü sistemlerine odaklanır. Gelecek bölümde tüketici davranışlarında &#8220;saygı ve onur&#8221; kavramının rolü üzerine yoğunlaşacağım.</p>
<p> </p>
<p>… Komşu konularda e-kitap okumak için… </p>
<p><a title="Permanent Link to Dikkat Kitap:Liberalizm Demokrasiyi Susturunca…" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/10/08/dikkat-kitapliberalizm-demokrasiyi-susturunca/"><span style="color: #0066cc;"><strong>Liberalizm Demokrasiyi Susturunca…</strong></span></a></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasi_kitap.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-18938" title="liberalizm_demokrasi_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasi_kitap.jpg" alt="" width="188" height="266" /></span></a>Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur?</p>
<p>Demokratik yolla yönetilen bir ülkede  halkın tercihleri daha güçlü, bazen daha <strong>“sosyal”</strong> bir devletten, kolektif dayanışmadan, yüksek asgârî ücretten yana olabilir. Yani daha az liberal bir devletten. Peki halka rağmen dayatılmalı mıdır liberalizm? <strong>Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkların iradesi çiğnenebilir mi?</strong></p>
<p>2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. ve ABD, Fransa, Almanya gibi “batamayacak kadar büyük” devletler dahi zorlanıyorlar. Halk için kurulmuş, halkın vergisiyle yaşayan batılı ulus-devletler finans sektörünün emrine girmiş gibiler. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemiyor insanlar, protesto ediyorlar. Ama batılı ulus-devletler ısrarla hatta bazen polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar.</p>
<p>Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkları finans sektörünün kölesi yaptı?</p>
<p>Liberal düşünürlerin içinde Hayek ve Mises gibi peşinen anti-demokratik duruş almış bir çok isim var. Ancak batı demokrasileri bu gerçeği yeni keşfediyorlar. Dünyaya özgürlük  dersleri verirken kendi demokrasileri liberalizmin ağırlığı altında çökebilir. Okuyacağınız kitap halk iradesi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. <em>(Eserlerinden istifade ettiğimiz fikir adamları: Edmund Burke, Ludwig Von Mises, Friedrich A. Hayek, Atilla Yayla, Karl Marx, Hannah Arendt, Alexis de Tockeville, Alexandre Soljenitsyne, Noam Chomsky, Ignacio Ramonet, Max Weber)</em> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><strong>Liberalizmin Kara Kitabı</strong></a></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="size-full wp-image-10169 alignright" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></span></a>“<strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Liberalizmin Ak Kitabı</span></a></strong>” adlı kitabımızın önsözünde söz verdiğimiz gibi sıra Kara Kitap’ta! Neden? Kemalist ulus devletin tektipleştirici silindiri altında ezilenler için bir umut teşkil etti liberalizm. Kürt, Ermeni, Alevî, “aşırı” dindar, Eski Solcu, vs Atatürkçülerin gözünde “makbul olmayan” kimlikleri haiz insanlar <strong>“ideolojisiz bir ideoloji”</strong> bulduklarını düşündüler. Yine de sormak gerekmez mi  <strong>“Ben de liberalim”</strong> diyenlerin içinde kaçı bu düşünce geleneğini derinlemesine inceledi? Güçlü ve zayıf yanları, Türkiye’ye uyan ve uymayan vasıfları hakkında bilgi sahibi oldu?</p>
<p>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini, temel ilkelerini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde YIKICI KUSURLARI var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor.</p>
<p>Özgürlük nedir? Devletin, toplumun ve bireylerin özgürlükler üzerindeki hakları sınırlandırılabilir mi? Liberalizmin merkezine aldığı <strong>bireysel özgürlükler</strong> ve <strong>piyasa</strong> her derde deva mıdır? Özgürlüklerin birbiriyle sınırlanması ANLAMLI mıdır?</p>
<p>Büyük bir kısmı liberal olan düşünürlerin perspektifinden liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard veTürkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18312" title="marx-kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/marx-kapak.bmp" alt="" width="128" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank">Derin <strong>MAЯҖ</strong></a></strong></p>
<p>Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden? </p>
<p> Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok.  Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… <a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></div>
</div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/24/tuketim-uzmanlari-2-sinif-mi-yoksa-statu-mu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/24/tuketim-uzmanlari-2-sinif-mi-yoksa-statu-mu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İnsanın Dört Zindanı / Ali Şeriati</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/22/insanin-dort-zindani-ali-seriati-2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/22/insanin-dort-zindani-ali-seriati-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 09:53:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suzan Nur Başarslan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ben kimdir?]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20762</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;bu olayın, mantıkî ya da gayr-ı mantıkî değil, mantık dışı olduğunu ifâde ederek, bazı seçimlerin mantıkî değerlendirme ötesinde olduğunu belirtir ve ahlâkla aşkın da mantık dışı olarak ele alınması gerektiğini vurgular. Aşk, karşılığında bir şey istememek ve bir seçim yapmak demektir. İnsan, bu noktada, bir başkasını kendisinden üstün tutar, canını, malını, şöhretini&#8230; bu uğurda feda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/ali-seriati-insanin-dort-zindani.jpg"><img class="size-full wp-image-20763 aligncenter" title="ali-seriati-insanin-dort-zindani" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/ali-seriati-insanin-dort-zindani.jpg" alt="" width="421" height="287" /></a></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;bu olayın, mantıkî ya da gayr-ı mantıkî değil, mantık dışı olduğunu ifâde ederek, bazı seçimlerin mantıkî değerlendirme ötesinde olduğunu belirtir ve ahlâkla aşkın da mantık dışı olarak ele alınması gerektiğini vurgular. Aşk, karşılığında bir şey istememek ve bir seçim yapmak demektir. İnsan, bu noktada, bir başkasını kendisinden üstün tutar, canını, malını, şöhretini&#8230; bu uğurda feda eder. Kısaca insan, ancak aşk ile dördüncü zindanını aşabilir.&#8221;</em></p>
<p>İnsanın Dört Zindanı, İranlı düşünür ve sosyolog (1933-1977) Ali Şeriati&#8217;nin Ekim 1970 yılında Abadan&#8217;da Petrol Fakültesi öğrencilerine yapmış olduğu konferansın yazıya geçirilmiş hâlidir. Eserin çevirisi Hüseyin Hatemi tarafından, Almanca baskısı da göz önünde tutularak Farsçasından yapılmıştır. Eserdeki dipnotlar çevirmene ait olup, bu notlar Şeriati&#8217;nin gönderme yaptığı eserlere, kişilere, olaylara&#8230;  ait nesnel bilgi içerdiği gibi, yazarın düşüncesinin, etkilenimlerinin açıklanmasında da işlev yüklenmiş, yer yer nesnel tutumun dışına çıkılarak öznel bakış açısını sergileyen bir tutum içermiştir.</p>
<p>İnsanın Dört Zindanı Şeriati&#8217;nin ifadesiyle, bir tasarımın, bir tezin, bir kuramın detaya çok da inmeden, ana çizgilerinin sunumudur. Şeriati, çağdaş insan için temel sorunun insanın kendisi olduğunu belirttikten sonra, &#8220;İnsan nedir?&#8221; sorusunu sorar ve tezini bu sorunun cevabı üzerinden şekillendirir. Tezinin özünü &#8220;İnsan dört zorlayıcının/cebrin etkisindedir; bu dört zorlayıcı gücün etkisinden özünü kurtarınca özde insan olabilir ve gerçek anlamı ile insan olmak bu dört zindandan kurtularak özgürlüğün elde edilmesine bağlıdır.&#8221;(s:13) cümleleriyle belirterek ele aldığı konuyu, insanın özgürleşmesi ve insan olması için <span id="more-20762"></span>dört koşulun aşılmasına bağlar ve bunları üç basamakta ele alacağını ifade eder:</p>
<ul>
<li>1. İnsanın tanımlanması,</li>
<li>2. Dört zorlayıcının ne olduğu,</li>
<li>3. Bu dört zorlayıcının etkisinden insanın nasıl kurtulacağı.</li>
</ul>
<p>İnsanın Tanımlanması  <a name="_ednref1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_edn1">[*]</a>:</p>
<p>Şeriati, insan tanımında Kur&#8217;an ayetlerini esas alarak insanı beşer ve insan olarak ikiye ayırır. Birisi biyolojinin konusu olan; diğeri şairin üzerinde konuştuğu, feylesofun söz söylediği, dinin ilgilendiği insan: Beşer -imek (sein, şoden); insan ‘olmak&#8217;tır. Beşer olan taraf, doğadaki bütün görünüşler gibidir, doğanın bir mensubu olan, tanımlanabilen bir varlığa sahiptir. İnsan olmak ise, ideal özellikler taşıyan(ya da bunlara ulaşmaya çalışan), sonsuza doğru sürekli ve ebedi bir gelişim içinde olan demektir. Bu gelişim, yönelişin Tanrı&#8217;ya olduğu, sonsuz tekâmüle ve sonsuz Aşkın&#8217;a yolculuktur. ‘olmak&#8217;, bir süreçtir. Sınırı olmayan bu yönelişte insanın üç özelliği vardır ve bu özellikler onu insan olmak&#8217;a -bu, yazarın bir diğer ifadesiyle, yaratılışa özgü fıtrî ve zâtî bir hicrettir- ulaştırır: Bilinçli, öz varlığının bilincinde bir varlık olması; seçme yeteneğinin olması ve yaratıcı özelliği olması.</p>
<p>Şeriati, insan olmak için insana dair üç özelliği sıraladıktan sonra, bu olgunlaşmayı, gelişmeyi ya da süreci engelleyen, insanı öz bilincinden, seçme yeteneğinden, yaratıcılık niteliğinden alıkoyan dört zorlayıcı güçten bahseder. Bu kısımda ilk olarak Descartes&#8217;in &#8220;Düşünüyorum, demek ki varım.&#8221;  felsefesi ve bu bağlamda Gide&#8217;in -Duyumsuyorum, demek ki varım.- ve Camus&#8217;nun varoluş felsefelerinden bahsederek, bunların üçünü de doğru kabul eder ancak Camus&#8217;nun &#8220;Başkaldırıyorum, demek ki varım.&#8221; felsefesini insana özgü varoluşun en üstüne yerleştirir. Bunun sebebi, Adem&#8217;in cennetteki isyan&#8217;ından sonra dünyaya gönderilişidir. Descartes ve Gide&#8217;in ifadelerinin doğruluğunu sadece &#8220;var olma&#8217;yı (imek/sein/buden/beşer olma ya da sadece fiziki varlık olma) kanıtlasalar bile ‘insan olma&#8217;yı (imek&#8217;i, insanlık aşamasına erişmiş bulunmayı/idrâk) henüz kanıtlamış değildirler.&#8221;(s:24) şeklinde açıklarken; Camus&#8217;nun ifadesini özünün bilincine varma, Tanrı&#8217;nın iradesine başkaldırma, dünya hayatında kendi seçimi sonucu ibadet ve itaatle kurtuluşa erme/insan olma şeklinde, insan olmanın üç özelliğini içine aldığı için daha doğru bulmaktadır.</p>
<p>İnsanın kendi bilincine sahip bir varlık olması, idrâk/benlik bilinci, yani: &#8220;Kendi niteliğini (keyfiyet) ve yaratılışını, öz-yapısını, Evren&#8217;in niteliğini ve öz yapısını, kendisi ile evren arasındaki ilişkinin niteliğini ve niceliğini algılama (s:25)&#8217;dır. İnsanın seçebilmesi, bedenî ve ruhî ihtiyaç ve zorunluluklarına, doğal gereksinimlerine, güdülerine, doğaya&#8230; başkaldırabilmesi ve seçiminde bu gerekirliği aşabilecek olmasıdır. Yaratıcılık özelliği ise, insanın fıtratında yaratıcılık kudretinin belirmesi, yansımasıdır. Yaratıcılık iki yönde tezahür eder. Birincisi iş/zanaat, alet yapma ile; diğeri, sanattaki yaratımdır. Sanattaki yaratım, insan ruhundaki ilahî tecellinin sonucudur ve doğada karşısına çıkan eksikliği sanatçı yaratıcılığı ile tamamlamak ve onu doğada görünür kılmaktır. Bu da güzel sanatları, insan olma özelliklerinden biri hâline getirir. Şeriati bunu şu cümlelerle ifade eder:&#8221;&#8230;güzel sanatlar, doğada insan için bulunması gereken gelgelelim bulunmayan şeyi doğaya bağışlamak üzere doğanın işinin sürdürülmesidir. Sonuç olarak; kuruculuk ve yapıcılık ile sanatçılık insan ruhunun üçüncü boyutunun (yaratıcılık) yansıması ve belirmesi demek olan insanlık özelliklerinden birisidir.&#8221;(s:28) Bu üç özellik, tanrısal sıfatların insanda belirmesi olarak verilir ve bu özelliklerle insan olmak için gelişme ve olgunlaşma yoluna girileceği ifâde edilir.</p>
<p>Dört Zorlayıcının ne olduğu:</p>
<p>Bu bölümde ideolojilerden ve bunların beşerin kendisini nasıl uyuttuğundan bahseder. İdeoloji ve öğretileri kısaca özetleyerek ve kimi noktalarını yanlışlayarak ele alır. Bu ideoloji ve öğretiler şunlardır:</p>
<p>Maddecilik (Materyalizm/Özdekçilik), Doğacılık (Natüralizm), Varoluşçuluk, Vahdet-i Vücûdçuluk, Biyolojizm (Dirim-bilimcilik), Sosyolojizm (Toplum-bilimcilik), Historizm (tarihselcilik).</p>
<p>Bu öğretiler topluluğu yazar tarafından, dört başlık adı altında zorlayıcı güç olarak sunulur:</p>
<p>Birincisi: İrade sahibi insanın, doğa&#8217;nın(Natüralizmin) baskısında olması.</p>
<p>İkincisi: Tarihin baskısı.</p>
<p>Üçüncüsü: Sosyolojizm.</p>
<p>Yazar, bu etkenlerin insan üzerinde etkisi olduğunu, fakat insanın oluşum (werden, şoden) sürecinde bu güçlerin baskısından kurtulabileceğini ifade eder ve bunu örneklerle her bir etken için tek tek açıklar. Özet olarak şunları söyler Şeriati:</p>
<p>&#8220;&#8230;insan ilk zindandan, ‘Doğa&#8217; zindanından bilincini, irade ve yaratıcılığını, doğayı tanımakla yani bilimle kurtulabilir ve elde edebilir. İkinci zindan olan ‘Historizm&#8217; zindanından tarih felsefesini ve tarihsel determinizmin nasıl yönlendirebileceğini kavramakla, tarih bilimi ile kurtulabilir. Üçüncü zindan olan ‘Sosyolojizm&#8217; zindanından (toplumsal düzen zindanından) da bireyler, yine bilim ile kurtulabilir ve kendi toplumsal düzenlerinin kurucusunu olabilirler.&#8221; (s:50)</p>
<p>Dördüncüsü: Kendi&#8217;mdir, yani kendisi/kendi zindanı. İnsanın ilk üç zindanı kendisini kuşatırken ve bunları yıkmak daha kolayken, kendi zindanı kişinin içinde olduğu için onu yıkmak en zor olanıdır. Özellikle çağdaş insanın düştüğü anlamsızlık ve boşluk duygusu, Şeriati&#8217;ye göre bu zindanın tutsağı olmaktan kaynaklanmaktadır. Ne yapacağı konusunda güç sahibi olan bu çağdaş insan, ne yapması gerektiği konusunda çaresiz kalmış ve hastalıkla hasta birleştiği için çözüm daha da zorlaşmıştır. Diğer bir zorluk da bu zindandan insanın bilimle çıkamayacak olmasıdır, çünkü bilimin kendisi de tutsaktır. Bilimi yapan tutsak insandır. Bu tutsak insan,  kendi içindeki özgür ben&#8217;i algılayamayan; ancak salt ve genel anlamıyla bir insan/kendi olarak algılayabilendir.</p>
<p>İnsan gereksinimlerini, ihtiyacını giderdiğinde refaha erişen, bunu boşluk ve anlamsızlık duygusunun takip ettiği dönemi yaşayan, başkaldırı ile bu dönemi atlatan bir varlıktır. Öyleyse insanın ülküsü, özlemi yüce bir şey olmalıdır ki, bir noktaya (gerçekleşmesi ile) bağlanmasın ve tekrar anlamsızlık ve boşluk duygusuna düşülmesin. Bu ülkü, aşk&#8217;tır. Ancak bu aşk, tasavvufî/irfânî veya bu tarz bir aşk değil; hesapçı ve oportünist akıldan yüce, insanın öz-benliğinde, fıtratında bir başkaldırma ile kendisini gösteren, muktedir bir güçtür. Mantıkla çözümlenemeyecek olan bu sorun, Pareto&#8217;nun ifadesiyle ne mantıkî ne de gayrı mantıkîdir, mantık dışıdır (alegique / mantığa aykırı değil, mantıktan daha güçlü). Bu aşk, kişinin çıkarlarını ve yararlarını aşan, onları feda ettiren, imek&#8217;i, başkalarının imek&#8217;ine ve kişinin ülküsü için feda ettiren(îsâr) bir aşktır. Şeriati burada örnek olarak Nietzsche&#8217;ye ait bir anektodu aktarır -düşen atı kamçılayan arabacının hareketini engellemek için atı korumaya çalışması ve arabacı tarafından dövülmesi- ve bu olayın, mantıkî ya da gayr-ı mantıkî değil, mantık dışı olduğunu ifâde ederek, bazı seçimlerin mantıkî değerlendirme ötesinde olduğunu belirtir ve ahlâkla aşkın da mantık dışı olarak ele alınması gerektiğini vurgular. Aşk, karşılığında bir şey istememek ve bir seçim yapmak demektir. İnsan, bu noktada, bir başkasını kendisinden üstün tutar, canını, malını, şöhretini&#8230; bu uğurda feda eder. Kısaca insan, ancak aşk ile dördüncü zindanını aşabilir. Burada yazar anlatmak istediklerini şu cümlelerle özetler:</p>
<p>&#8220;Sözlerimin özü: O özgür kılıcı, yaratıcı, bilinçli insan; doğa, tarih ve toplum düzeni zindanlarından bilim ile kurtulur. Dördüncü zindandan ise, din ile kurtulur, aşk ile kurtulur. Radhakrishnan&#8217;ın dediği gibi: ‘Biz insanlar, insan olma ödev ve sorumluluğu ile, bir işbirliği andına çağrılıyız. Nasıl bir ahd ve and? Öyle bir and ki, bu and ile insan, Tanrı ve aşk, başka bir yaratış ve başka bir insan için işe koyulurlar. Budur insanın sorumluluğu.&#8217; &#8221; (s:62)</p>
<p>Ali Şeriati bu kısa ama fikrî anlamda derin konuşmasında, fikir dünyasını birçok yazar, fikrî akım, öğreti, ideoloji, kavram&#8230; ile desteklemiş, görüşlerini, kanıtlarını yazarlardan ve eserlerinden alıntılar yapmaktan çok, onları olumlu-olumsuz yönleriyle irdeleyerek, kendi tezini oluşturarak konuşmasına dahil etmiştir. Kimi anektodları, beyitleri&#8230; de konuşmasına alarak soyuttan somuta geçişi ve konuşmasının ilgi çekici ve akıcı olmasını sağlamıştır. Fikri yapısını oluşturan bu eserlere ve yazarlarına bakıldığında şu isimlerle karşılaşılır:</p>
<p>Kur&#8217;an, ayetler; Rene Descartes; Andre Gide; Albert Camus; Jean Paul Sartre; Martin Heidegger; Abdülkadir Mâlik,İslam Fanatizmi konuşması; Sören Kierkegaard; Hace Şemsüddin Muhammed Hâfız; İmam Sadık; Mevlana Celaleddin-i Rûmî; Rahl Waldo Emerson; İbn Haldun; Rostow, Aşamalar Kuramı; Karl Jaspers; Jean Isole; Vilfredo Pareto; Friedrich Nietzsche; S.Radhakrishnan. </p>
<p>Eserin bütününe bakıldığında, tezini güçlü kanıtlarla savunan Şeriati&#8217;nin, akıl ve dini esas alarak, ideoloji, öğreti ve tasavvufî akımların uzağında durarak, insan olmak&#8217;ı tanımladığı, bu oluş yolculuğundaki engelleri sıralayarak bunların nasıl aşılacağını aktardığı görülür. Özellikle insanın dördüncü zindanı olan kendi&#8217;sini aşması için önerdiği yol, aşk ve din olarak bir kendini feda etme, yüce bir ülküyü merkeze alma ve devamlı bir oluş yaşayarak, Tanrı&#8217;ya yönelme şeklinde belirir ama bu belirme teslimiyetten öte önce bir başkaldırı, seçim ve bu seçimin yönelimi olan din&#8217;in esaslarını yerine getirme/teslimiyet&#8217;tir. Ne tasavvuftaki Tanrı&#8217;ya erişmeyi kabul eden durağan bir yolculuk, ne de ideolojilerin yaslandığı sadece bu dünyaya ait bir yolculuktur. Şeriati&#8217;nin insan ‘olmak&#8217; için önerdiği yol, ilk üç zindanın bilimle; dördüncü zindanın ise aşkınlık, aşk ve din ile aşıldığı, seçimi insanın başkaldırarak kendisinin yaptığı ve bu sayede imek&#8217;i olmak&#8217;a çevirme yoluna girdiği ve sonu, sınırı olmayan bir yolculuktur.   Ve bu yolculuğu anlatan en güzel ifâde kendisinin şu cümlelerinde bulunur:</p>
<p>&#8220;&#8230;insan sürekli ‘olmak&#8217; sürecindedir, sonsuza doğru sürekli ve ebedî bir gelişim süreci içindedir.&#8221; Kısaca, bu, hiç bitmeyecek olan, insanın kendisini devamlı aşmak ve devinimde bulunmak, her daim seçmek ve başkaldırmak zorunda olduğu bir yolculuktur ve Şeriati de İnsanın Dört Zindanı&#8217;nda  bu yolculuğun ne olduğunu, bu yolculukta insanın nasıl ilerleyebileceğini aktarır.</p>
<p> </p>
<p>Ali Şeriati, İnsanın Dört Zindanı, çev:Hüseyin Hatemi, İşaret yayınları, İstanbul, 2007.</p>
<p> </p>
<hr size="1" /><a name="_edn1" href="http://www.derindusunce.org/wp-includes/js/tinymce/plugins/paste/blank.htm#_ednref1">[*]</a> Bu bölümlenmeler Suzan Nur Başarslan tarafından incelemenin alt başlıkları olarak düzenlenmiştir.</p>
<div> </div>
<div> </div>
<div> </div>
<div>&#8230; E-Kitap okumak için&#8230;</div>
<div>  </div>
<div>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></span></a><strong> </strong> </p>
<p> </p>
<p><span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p><strong></strong> </div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/22/insanin-dort-zindani-ali-seriati-2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/22/insanin-dort-zindani-ali-seriati-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tüketim Uzmanları-1 / Giriş</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/18/tuketim-uzmanlari-1/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/18/tuketim-uzmanlari-1/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Feb 2012 23:20:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müleyke Barutçu</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Lüks Tüketim]]></category>

		<category><![CDATA[Marx]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20694</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; Marx&#8217;a göre de kapitalism işte bu fabrikalardan taşan objeler için duyulan ve doğal olmayan arzular üzerine kurulmuştur. Kapitalizm bizi, üretilip marketlerde satılan şeyleri istemeye yönlendirirken, bu eşyaların satılmasıyla elde edilen kazanç kapitalistlerin ceplerini doldurur. Böylelikle arzularımız yoldan çıkarılmış olur ve bizi bizden kazanç sağlayanların dalkavuğu haline getirir &#8230;&#8221;
Sunuş: Yazar kendisini ‘Avcılardaki bir Amerikalı&#8217; olarak tanımlar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 30px;"><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/tuketim-2.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-20693" title="tuketim-2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/tuketim-2-214x300.jpg" alt="" width="214" height="300" /></a>&#8220;&#8230; Marx&#8217;a göre de kapitalism işte bu fabrikalardan taşan objeler için duyulan ve doğal olmayan arzular üzerine kurulmuştur. Kapitalizm bizi, üretilip marketlerde satılan şeyleri istemeye yönlendirirken, bu eşyaların satılmasıyla elde edilen kazanç kapitalistlerin ceplerini doldurur. Böylelikle arzularımız yoldan çıkarılmış olur ve bizi bizden kazanç sağlayanların dalkavuğu haline getirir &#8230;&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em>Sunuş:</em></strong><em> Yazar kendisini ‘Avcılardaki bir Amerikalı&#8217; olarak tanımlar. Bu ifade ilk bakışta ‘Avcılarda yaşayan bir Amerikalı&#8217; gibi gayet açık ve basit bir anlama sahip görünse de ifade ettiği daha derin manalar vardır. Avcılarda yaşayan bir Amerikalı, George Simmel&#8217;in bahsettiği ‘yabancı&#8217; kavramına birebir uyar. Simmel&#8217;in yabancısı yerli ve gezgin arasındadır. Geçmişten beri orada olmadığı için yerli değildir ve bir gezgin gibi ‘yarın ayrılmaz&#8217;; ‘yarına kalır&#8217;. Yabancının sahip olduğu dezavantajların yanısıra sahip olduğu bir avantajı vardır ki sırf bunun için o zorluklar çekilmeye değer hale gelir: ‘objektiflik&#8217;. İçinde bulunduğu topluma sonradan girdiği için, o toplumun üyelerinden farklı olarak, hareketleri, bilinçsizce takip edilen alışkanlık esamesi davranışlardan farklıdır. Çünkü çevresinin ‘farkındadır&#8217;. Bu farkındalık da ona normları özgürce tartma imkanı sunar ve ön yargısız bir şekilde değerlendirme şansı verir. Charles Allen Scorboro ‘Avcılardaki bir Amerikalı&#8217; olarak Simmel&#8217;in yabancısından çok da farklı değildir. Bu yüzden yaptığı gözlemler ve edinimleri, bizi dışarıdan gözlemleyen ve yorumlayan ‘objektif&#8217; ve ‘önyargısız&#8217; bir perspektiftir. Belki de ne biz zannettiğimiz gibiyizdir ne de çevremizdeki şeyler&#8230;    </em></p>
<p><strong>Tüketim Uzmanları-1 (</strong><a href="http://fef.fatih.edu.tr/?cv,8069"><strong>Charles Allen Scarboro</strong></a><strong>)</strong></p>
<p><strong><em>Çeviren : <a href="http://www.derindusunce.org/author/muleykebarutcu/" target="_blank">Müleyke Barutçu </a>(Orijinal metin </em></strong><a href="http://www.todayszaman.com/"><strong><em>Today&#8217;s Zaman</em></strong></a><strong><em>&#8216;da yayınlandı)</em></strong></p>
<p>Yıllık ev iznimde Kuzey Carolinadaki oğlumu ve ailesini ziyaret ediyorum. Dört yıldır ABD dışında yaşıyorum. Her eve gelişimde, biraz da olsa yaşadığım kültür şoku beni şaşırtıyor. Hadi yabancı bir ülkeyi ziyaret ettiğimizde olan kültür şokuna alışığız da eve geri döndüğümüzde de bu şokun sürmesi de ne!? Tanıdık olması gereken (yazar tanıdık demek olan ‘familiar&#8217; kelimesinin, aile demek olan ‘family&#8217; kökünden geldiğini vurguluyor) yabancı görünüyor. Yurtdışında yaşamak beni kendi toplumuma bir yabancı yapıyor.</p>
<p>Dikkatimi tekrar tekrar çeken şey ABD&#8217;deki deki katışıksız tüketim coşkusu. Birinin sahip olması gereken şeylerin çokluğu ve bu şeylere ulaşım imkanının geniş olması gözüme sokulmak istercesine dikkatimi çekti. Nasıl bu kadar çok eşya olabilir? Niye herkes bu kadar çok farklı şeye sahip olması gerektiğini düşünüyor? Aslında mükemmel bir şekilde iş gören şeyler neden kat&#8217;i bir sürerlilikle aynı şeyin ‘yeni ve geliştirilmiş&#8217; şekliyle değiştiriliyor? İnsanlar nasıl bu tüketim yığınlarını edinmeyi -ve sonra da çöpe atmayı- beceriyorlar? <span id="more-20694"></span></p>
<p>Bir market ziyareti hislerimi sersemleştiriyor: Bu kadar çok çeşit mısır gevreğin nasıl olabilir? Ballı kuru yemişli tahıl gevreği nasıl geliştirilebilir ki daha? Bu kadar çok seçenek arasında birisi nasıl seçim yapsın!? Alışveriş mağazaları gözleri yoruyor: Bir ayakkabı mağazasına girince olduğum yere çakîlıp kalıyorum. Rahat bir yürüyüş ayakkabısı sorduğum zaman, satıcı bana hayretler içinde bakarak: &#8216;Bu adam burada 30 çeşit rahat yürüyüş ayakkabısı olduğunu bilmiyor mu?&#8217; diye düşünüyor, ardından da ‘Söyle bana,nasıl bir ayakkabı göstermeliyim sana?&#8217; diye soruyor, ayağımdaki ayakkabıları hor gören bir bakış atarak.</p>
<p>Zihnim düşüncelerle yoğunlaştı. ABD&#8217;de herkesin sahip olduğu farzedilen tüketim konusundaki uzmanlıktan yoksun olduğumu farkettiren o gurur kırıcı gerçekle karşılaştım. Bu yüzden bugün, tüketim uzmanları hakkında yazmak istiyorum. Ama ilk olarak biraz dolambaçlı da olsa düşüncelerime temel sağlamak adına sosyolojiden başlayacağım .</p>
<p>Sosyolojinin kurucusu olarak görülen Fransız sosyolog Emile Durkheim ve psikoanalizin Viyanalı kurucusu olan Sigmund Freud&#8217;un hemfikir oldukları bir nokta varsa o da insanların doymak bilmez arzularıdır. ‘Ver ve şimdi ver!&#8217; cümlesinin bir insanın temel cümlesi olduğunu tartışırlar. Bunun da ötesinde, toplumun esas amacının arzularımızı frenlemek ve isteklerimizi toplumsal fayda gücü yararına kanalize etmek olduğu konusunda mütabakata varırlar. Toplum çalışmak, çocuk bakmak, sanat, din,&#8230; gibi faydalı aktivitelerle arzularımızın yönünü değiştirme ve isteklerimizin tatminini erteleme konusunda ne kadar başarılı olursa olsun, Freud ve Durkheim yetişkin tavırlarımızın altında bir yaşında inatçı bir çocuğun gizlenmiş olduğu görüşündedirler. Sürekli talep halinde olan çocuk farklı bir yöne kanalize edilebilir ancak asla tatmin edilemez ve susturulamaz. ‘İstiyorum!&#8217; dile getireceğimiz diğer düşüncelerimizi sürekli bastırır.</p>
<p><strong>İnsani Arzunun Esas Gücü</strong></p>
<p>Sosyal analizci Alman-İngiliz Karl Marx da insani arzunun esas gücüne dikkat çeker. Marx&#8217;ın arzu kavramına bakış açısı ironiktir. Bir taraftan, onu yaratıcı bir güç olarak görür. Marx, çalışanın ancak çalışmalarımız diğerlerinin arzularına hizmetten çok kendi arzularımız tarafından gaza getirildiğinde en doğru şekilde insan olmanın hakkını verdiğini savunur çünkü böylelikle bu birisi içinde yaşayan insanların ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir dünya kurar. Diğer bir yandan, arzular da ‘imal edilebilir&#8217;. Bir arzu üretildiği zaman, doğallıktan çıkar ve insanın özüne yabancı olur. İmal edilmiş arzular bizi, gerçekten ihtiyacımız olmadığı halde satın almaya sevk edildiğimiz şeyleri ister hale getirir. Sönüp giden ‘Pet rocks&#8217; (Hayvan bibloları) hevesini hatırlıyorum da milyonlarcası sadece bir tane de benim olsun diyenlerce ya da koleksiyon yapanlarca alınmıştı.</p>
<p>İmal edilmiş arzuyla, kendi arzularımız artık bize ait olmaz. Daha çok, onu imal edene ait olur ve ona hizmet eder. Reklamcıların vazifesi de bizi aslında ihtiyaç duymadığımız şeyleri ister hale getirmektir. Böylelikle, 3.000 TL lik bir LCD televizyona ‘ihtiyaç&#8217; duyduğumda, benim bu isteğim bana hizmet etmekten çok Sony&#8217;ye, LG&#8217;ye ya da öteki kuruluşlara hizmet eder. Marx&#8217;a göre de  kapitalism işte bu fabrikalardan taşan objeler için duyulan doğal olmayan arzular üzerine kurulmuştur. Kapitalizm bizi üretilip marketlerde satılan şeyleri istemeye yönlendirirken, bu eşyaların satılmasıyla elde edilen kazanç kapitalistlerin ceplerini doldurur. Böylelikle arzularımız yoldan çıkarılmış olur ve insanlığınızı kazanmamıza kılavuzluk etmek yerine bizi bizden kazanç sağlayanların dalkavuğu haline getirir.</p>
<p>Bunu düşünürken aklıma geldi, belki de gerçekten bir İphone 4&#8242;e ihtiyacım vardır. Ama bi saniye! İPhone 5 ufukta belirdi hemen. Yani İPhone 4&#8242;ün, ne kadar çok özelliği olursa olsun, aylar içinde modası geçecek. O zaman ne yapmalı? Şimdi bir tane alıp, üç ay içinde yenisiyle değiştirmeli mi? Ya da alacağım İphone&#8217;u, üç ay içinde bir zamanların İphone&#8217;u olcağını bile bile almalı mı? Burada kaybeden Stephen Jobs olmadığı için çok şanslı, çünkü sadece istemekle kalmayıp bir de ihtiyaç duyan benim.</p>
<p>Öyleyse, tüketim, kapitalizmin egemenliği altındaki yaşamın genel bir özelliği.Bu da Marx&#8217;ın farkettiği diğer bir şey:&#8217;Bütün dünya kapitalizmin egemenliği altında&#8217;. Kimileri dünya toplumlarını kapitalist olanlar ve olmayanlar diye bölmeyi deniyor. Bence bu iş fazlaca gereksiz. Daha geçen hafta haberler Çindeki dört Apple mağazasının sahte olduğunu farkeden Çinli tüketicilerin kızgınlıklarından bahsettiler. İphone ve İpad için de asılları kadar sahtelerinin de satıldığını düşünüyorum. Ama bu  Çinli sosyalist tüketiciler İphone&#8217;nun sahte olup olmadığıyla çok ilgili değillerdi, daha çok ilgilerini çeken şey bu ‘gerçek şey&#8217;i kıskanç arkadaşlarına gösterip göstermeyececleriydi.</p>
<p>Bekli de burada dikkatli olmalıyım. ‘Gerçek şey&#8217; ifadesi kopyalanma hakkı korunmuş olan demek değil mi? O zaman, sadece Coca-Cola gerçek bir şeydir.</p>
<p>Öyleyse, tüketim ve arzu, sosyolojinin kuruluşundan beri sosyologlar için başlıca iligi alanı olmuştur. Ama bir diğer noktaya da değinmeli. Tüketim sadece bizim isteklerimizle ya da bu isteklerin yapay mı doğal mı olduğuyla ilişkili değil, ayrıca tüketimin taşıdığı bir mana var. Bu ‘mana&#8217;yı incelemek için, diğer sosyologlara dönmemiz lazım.</p>
<p>İlk Amerikan sosyologlarından biri olan ve tüketimin Amerikada&#8217;ki rolünü inceleyen Thorstein Veblen, şunu belirtir ki tüketim bir iletişim sistemi olarak hizmet eder. Tüketim diğer insanlarla bir iletişim kurma yoludur. Kişinin kendisi ve değeri hakkındaki görüşüne işaret eder, yani tüketim ‘Ben kimim?&#8217; ve ‘ Ne kadar değerliyim?&#8217; demenin bir yoludur.</p>
<p><strong>Hakettiğimiz Farkedilmeyi Kazanmak</strong></p>
<p>Değer hakkındaki bu iki soru hayrete düşürücüdür. Soruların kendileri şunu belirtir ki öteki insanlar kim olduğumu bilmiyor olabilirler ve değerim tam olarak açık değil. Dahası, kişiliğim ve değerim açık olmadığı için, bu belirsizlik beni kolaylıkla endişeye düşürülebilir. Bu endişe, diğer insanlar benim olduğumu iddia ettiğim kişiyi ya tanıyamazlarsa diyedir. İstediğim ve hakettiğimi düşündüğüm farkedilmeyi kazandığıma dair nasıl emin olabilirim? Kullanımı kolay ve genel olarak kabul edilen, değerimizi ilan eden ve diğerlerinin bu değer konusundaki farkındalığını teşvik eden bir sistem ihtiyacı daha daha belirgin hale gelir. Genel olarak tanınan böyle bir sistem, değerimin endişemi azaltacağına ve değerimi doğrulayan saçmalıkarı artıracağına işaret eder. Veblen&#8217;in iddia ettiğine göre tüketim, özellikle de ‘göze çarpan&#8217; tüketim, bir ‘statü sembolleri&#8217; sistemi olarak hizmet eder. Tükettiğim şey statüme ait bir sembol vazifesi görür. Diğerleri benim tüketimimi farkettiklerinde, statümün iddia ettiğini farketmeye ve sonra da bu iddiaları kabul etmeye meyillenirler. Dahası, Veblen&#8217;in belirttiğine göre, statü konusundaki endişe ve tüketimin modern toplumdaki yeri önceki toplumların statü anlayışından oldukça farklıdır.</p>
<p>Osmanlı, Çin, Hindistan İmparatorlukları ya da Orta Çağ Avrupası gibi önceki toplumlarda, kişinin değeri konusu bugünkünden daha az problemliydi. Kişi doğumunda değerinin belirlendiği bir sistem içinde doğardı. Eğer asil bir insanın kızıysam, otomatik olarak asil bir statü sahibi olacaktım ve eğer bir kölenin oğluysam, bundan sonra olacağım şey de bir köleydi. Toplumlar pek çok  değişik sistemleri de kabul etmiş olabilirler ki bu sistemlerde değer dağılımı geniş bir kitle tarafından kabul edilen ‘haketme&#8217; mekanizmasına göreydi. Mesela, Çin&#8217;de 2,000 yıldan fazla bir süredir, statüsünü kurmak isteyen bir kimsenin hakettiğini gösterebilmek için savaş meydanında cesaretini sergilemesi gerekirdi. İslam toplumlarında da sadece belli insanların giyebileceği değerli giysiler vardır ki bunlar Peygamber soyundan olanlar için saklanmışlardır (ç.n.:Yazar burada değer dağılımının iki belirleyicicsi olan ‘hak etme&#8217; ve ‘asalet&#8217; kavramlarını örnekler). Bu sistemler uzun süren, istikrarlı, geniş bir kitle tarafından kabul gören (sosyoloji literatüründe ‘meşrulaştırmak&#8217; diye de bilinir) ve çeşitli toplumlardaki seçkinler denilen elit tabaka tarafından uygulanması konusunda zorlanan sistemlerdir.</p>
<p>Avrupa&#8217;da 300 yıl ya da daha evvelinde başlayan modernleşmeyle birlikte, bu istikrarlı ve geniş bir kesim tarafından kabul gören , insanı farklı değer kategorilerine ayıran ve her statüdeki kişileri farlı şekilde ödüllendiren sistemler sendelemeye başladı, ardından tir tir titredi ve sonra da parçalanarak işlevini yitirdi. Statülerde kesinliğin olduğu bu sistemlerdeki çöküşte, eski sistemlerin yerine geçen tüketimin aldığı yeni rol etkili oldu. Statüdeki ‘kesinlik&#8217; kavramı endişe ve tüketimin yerini alan ‘asalet&#8217; ve ‘haketme&#8217; sayesinde etkisini ve gücünü kaybetti.</p>
<p>Gelecek bölümde, tüketim uzmanlığının bugünün endişesi olan ‘ kimse adımı bilmiyor&#8217; ve ‘kimse hakkımda bilgiye sahip değil&#8217; ifadeleriyle başa çıkma metodunu keşfetmeye çalışarak devam edeceğim.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/tuketim.jpg"><img class="size-full wp-image-20695 aligncenter" title="tuketim" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/02/tuketim.jpg" alt="" width="490" height="250" /></a> </p>
<p> </p>
<p> … Komşu konularda e-kitap okumak için… </p>
<p><a title="Permanent Link to Dikkat Kitap:Liberalizm Demokrasiyi Susturunca…" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/10/08/dikkat-kitapliberalizm-demokrasiyi-susturunca/"><span style="color: #0066cc;"><strong>Liberalizm Demokrasiyi Susturunca…</strong></span></a></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasi_kitap.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-full wp-image-18938" title="liberalizm_demokrasi_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasi_kitap.jpg" alt="" width="188" height="266" /></span></a>Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur?</p>
<p>Demokratik yolla yönetilen bir ülkede  halkın tercihleri daha güçlü, bazen daha <strong>“sosyal”</strong> bir devletten, kolektif dayanışmadan, yüksek asgârî ücretten yana olabilir. Yani daha az liberal bir devletten. Peki halka rağmen dayatılmalı mıdır liberalizm? <strong>Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkların iradesi çiğnenebilir mi?</strong></p>
<p>2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. ve ABD, Fransa, Almanya gibi “batamayacak kadar büyük” devletler dahi zorlanıyorlar. Halk için kurulmuş, halkın vergisiyle yaşayan batılı ulus-devletler finans sektörünün emrine girmiş gibiler. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemiyor insanlar, protesto ediyorlar. Ama batılı ulus-devletler ısrarla hatta bazen polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar.</p>
<p>Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkları finans sektörünün kölesi yaptı?</p>
<p>Liberal düşünürlerin içinde Hayek ve Mises gibi peşinen anti-demokratik duruş almış bir çok isim var. Ancak batı demokrasileri bu gerçeği yeni keşfediyorlar. Dünyaya özgürlük  dersleri verirken kendi demokrasileri liberalizmin ağırlığı altında çökebilir. Okuyacağınız kitap halk iradesi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. <em>(Eserlerinden istifade ettiğimiz fikir adamları: Edmund Burke, Ludwig Von Mises, Friedrich A. Hayek, Atilla Yayla, Karl Marx, Hannah Arendt, Alexis de Tockeville, Alexandre Soljenitsyne, Noam Chomsky, Ignacio Ramonet, Max Weber)</em> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Kitabı buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><strong>Liberalizmin Kara Kitabı</strong></a></p>
<div class="entry">
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="size-full wp-image-10169 alignright" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="165" height="288" /></span></a>“<strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Liberalizmin Ak Kitabı</span></a></strong>” adlı kitabımızın önsözünde söz verdiğimiz gibi sıra Kara Kitap’ta! Neden? Kemalist ulus devletin tektipleştirici silindiri altında ezilenler için bir umut teşkil etti liberalizm. Kürt, Ermeni, Alevî, “aşırı” dindar, Eski Solcu, vs Atatürkçülerin gözünde “makbul olmayan” kimlikleri haiz insanlar <strong>“ideolojisiz bir ideoloji”</strong> bulduklarını düşündüler. Yine de sormak gerekmez mi  <strong>“Ben de liberalim”</strong> diyenlerin içinde kaçı bu düşünce geleneğini derinlemesine inceledi? Güçlü ve zayıf yanları, Türkiye’ye uyan ve uymayan vasıfları hakkında bilgi sahibi oldu?</p>
<p>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini, temel ilkelerini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde YIKICI KUSURLARI var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor.</p>
<p>Özgürlük nedir? Devletin, toplumun ve bireylerin özgürlükler üzerindeki hakları sınırlandırılabilir mi? Liberalizmin merkezine aldığı <strong>bireysel özgürlükler</strong> ve <strong>piyasa</strong> her derde deva mıdır? Özgürlüklerin birbiriyle sınırlanması ANLAMLI mıdır?</p>
<p>Büyük bir kısmı liberal olan düşünürlerin perspektifinden liberalizmin kusurlarını ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard veTürkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank"><img class="alignright size-medium wp-image-18312" title="marx-kapak" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/08/marx-kapak.bmp" alt="" width="128" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank">Derin <strong>MAЯҖ</strong></a></strong></p>
<p>Etrafınızda “ben solcuyum” diyen kaç kişi var? Birgün Ya da Cumhuriyet Gazetesi, Türk Solu Dergisi okuyan? Yürüyüşlerde Marx, Lenin, Deniz Gezmiş ve Atatürk posterlerini yanyana taşıyan kişileri tanıyor musunuz? İşçi sendikalarında aktif rol oynayan dostlarınız var mı? Bu insanlar hasretle beklediğimiz sol muhalefeti kuramadılar bir türlü. Neden? </p>
<p> Marxist ve Marxçı (Marx’a dair ama marxist olmayan) miras ile yüzleşmedi Türk solcuları. Oysa Marx anlaşılmadan hiç bir sol projenin anlaşılmasına da imkân yok.  Leninist, Stalinist, Maoist… Hatta Kuzey Avrupa’nın sosyal demokrat modellerini de çözemezsiniz. Marx’ın bıraktığı yerden devam edenleri anlamak için de gerekli bu okuma; dünya soluna bugünkü şeklini veren düşünürleri anlamak için: Rosa Luxemburg, Ernst Thälmann, Georg Lukács, Max Adler, Karl Renner, Otto Bauer, Walter Benjamin, Jürgen Habermas,… <a href="http://www.derindusunce.org/img/marx.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></div>
</div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/18/tuketim-uzmanlari-1/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/18/tuketim-uzmanlari-1/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gözünü sevdiğimin Van&#8217;ı. İzmir&#8217;de çay içmeyi de bilmiyorlar komşuluğu da</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/15/gozunu-sevdigimin-vani-izmirde-cay-icmeyi-de-bilmiyorlar-komsulugu-da/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/15/gozunu-sevdigimin-vani-izmirde-cay-icmeyi-de-bilmiyorlar-komsulugu-da/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2012 15:36:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali P.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20661</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230;Komşunun kapısını çalıyorsun, kapıyı açıp &#8216;Ne var&#8217; diyor. Ne olacak canım sıkıldı çay içmeye geldim! Çayı da her bardakta daha içer misin diye soruyor, insanın iyice canı sıkılıyor. Eşim biraz sinirlidir, geçende misafirlikte bir, iki sordular çay koyayım mı diye, en sonunda bir kızdı, &#8216;Senin ne çayını içerim, ne başka şeyini&#8217; diye bağırdı kalktı&#8221; &#8220;Neden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><img class="alignright" src="http://2.bp.blogspot.com/-VyfPmLDeBxI/TaWPtHpG_zI/AAAAAAAARNQ/pUKux7spTrw/s400/cay1bardak.jpg" alt="" width="189" height="189" />&#8220;&#8230;Komşunun kapısını çalıyorsun, kapıyı açıp &#8216;Ne var&#8217; diyor. Ne olacak canım sıkıldı çay içmeye geldim! Çayı da her bardakta daha içer misin diye soruyor, insanın iyice canı sıkılıyor. Eşim biraz sinirlidir, geçende misafirlikte bir, iki sordular çay koyayım mı diye, en sonunda bir kızdı, &#8216;Senin ne çayını içerim, ne başka şeyini&#8217; diye bağırdı kalktı&#8221; &#8220;Neden kızdı?&#8221; diye sordum &#8220;Çay koyayım mı diye sorulur mu? Ben içmeyecek olsam söylerim, yeter diyene kadar koyması lazım&#8221; dedi&#8230;&#8221;</em> <a href="http://2.bp.blogspot.com/-VyfPmLDeBxI/TaWPtHpG_zI/AAAAAAAARNQ/pUKux7spTrw/s400/cay1bardak.jpg" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/15/gozunu-sevdigimin-vani-izmirde-cay-icmeyi-de-bilmiyorlar-komsulugu-da/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/15/gozunu-sevdigimin-vani-izmirde-cay-icmeyi-de-bilmiyorlar-komsulugu-da/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>AVM gezgini İranlılar</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/02/11/avm-gezgini-iranlilar/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/02/11/avm-gezgini-iranlilar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 23:02:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tavit Kilimciyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[İran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20606</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;&#8230; AVM dolaşmayı sevenler gökten zembille inmediler.  Huy aynı huy, sadece yeni bir ifade kanalı edindi. Şimdi AVM&#8217;lerde geziniyorsa, bir zamanlar da oyalanmak için vitrinlere bakınarak ilerliyordu caddede.  Evde elini bir o işe atıyordu bir bu işe, tamama erdirmeyi önemsemeden.  Kitapları şöyle bir karıştırdı, elinde kumanda kanal kanal gezindi. Başladığı örgüyü bitirmeden tığ işine merak sardı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/iran.gif"><img class="alignright size-full wp-image-20309" title="iran" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/iran.gif" alt="" width="68" height="50" /></a>&#8220;&#8230; AVM dolaşmayı sevenler gökten zembille inmediler.  Huy aynı huy, sadece yeni bir ifade kanalı edindi. Şimdi AVM&#8217;lerde geziniyorsa, bir zamanlar da oyalanmak için vitrinlere bakınarak ilerliyordu caddede.  Evde elini bir o işe atıyordu bir bu işe, tamama erdirmeyi önemsemeden.  Kitapları şöyle bir karıştırdı, elinde kumanda kanal kanal gezindi. Başladığı örgüyü bitirmeden tığ işine merak sardı. Sürekli radyo istasyonu değiştiren kişi, işitsel avaredir Walter Benjamin&#8217;e göre&#8230;&#8221;</em> <a href="http://www.dunyabulteni.net/?aType=yazarHaber&amp;ArticleID=17350" target="_blank">TAMAMI</a></p></blockquote>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/02/11/avm-gezgini-iranlilar/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/02/11/avm-gezgini-iranlilar/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Futbol seyircisi aptal mıdır?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/28/futbol-seyircisi-aptal-midir/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/01/28/futbol-seyircisi-aptal-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jan 2012 12:12:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tahsin K.</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Futbol]]></category>

		<category><![CDATA[TBMM]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20434</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;&#8230;Eskiden futbol maçlarını seyrederdik. Şimdi futbol toplantılarını seyrediyoruz. Artık futbolun asıl seyirlik kısmı bu toplantıları oldu çünkü. Sezonun yarısını geçtik ben daha tek bir maç bile seyretmedim. Çevremdeki birçok insan da öyle. [...] Ben çok sıkı bir Galatasaraylıyım, maç seyretmiyorum. Çok sağlam Fenerli dostlarım var, onlar da seyretmiyorlar&#8230;&#8221; TAMAMI 
… Bu konuda okumak için…

Büyük kuklacı kim?
Ak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><img class="aligncenter" src="http://www.colourbox.com/preview/3010021-803315-soccer-football-and-money-the-concept-of-corruption-in-sport.jpg" alt="" width="224" height="304" /></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Eskiden futbol maçlarını seyrederdik. Şimdi futbol toplantılarını seyrediyoruz. Artık futbolun asıl seyirlik kısmı bu toplantıları oldu çünkü. Sezonun yarısını geçtik ben daha tek bir maç bile seyretmedim. Çevremdeki birçok insan da öyle. [...] Ben çok sıkı bir Galatasaraylıyım, maç seyretmiyorum. Çok sağlam Fenerli dostlarım var, onlar da seyretmiyorlar&#8230;&#8221;</em> <a href="http://taraf.com.tr/ahmet-altan/makale-futbol.htm" target="_blank">TAMAMI</a> </p>
<p>… Bu konuda okumak için…</p>
<ul>
<li><a title="Permanent Link to Büyük kuklacı kim?" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/12/12/buyuk-kuklaci-kim/"><span style="color: #0066cc;">Büyük kuklacı kim?</span></a></li>
<li><a title="Permanent Link to Ak Parti kan mı kaybediyor?" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/12/12/ak-parti-kan-mi-kaybediyor/"><span style="color: #0066cc;">Ak Parti kan mı kaybediyor?</span></a></li>
<li><a title="Permanent Link to Şike Yasası: TBMM'deki Müslümanlara açık mektup" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/12/10/tbmm%e2%80%99deki-muslumanlara-acik-mektup/"><span style="color: #0066cc;">Şike Yasası: TBMM’deki Müslümanlara açık mektup </span></a></li>
<li><a title="Permanent Link to AKP ve TBMM satılık mıdır?" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/12/10/akp-ve-tbmm-satilik-midir/"><span style="color: #0066cc;">AKP ve TBMM satılık mıdır?</span></a></li>
<li><a title="Permanent Link to Ampul kirleniyor mu?" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2011/12/08/ampul-kirleniyor-mu/"><span style="color: #0066cc;">Ampul kirleniyor mu?</span></a></li>
</ul>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/01/28/futbol-seyircisi-aptal-midir/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/01/28/futbol-seyircisi-aptal-midir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Mahrem&#8221; bir konu&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2012/01/11/mahrem-bir-konu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2012/01/11/mahrem-bir-konu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jan 2012 15:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Senai Demirci</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>

		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<category><![CDATA[İç hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20250</guid>
		<description><![CDATA[[Senai Demirci'nin kişisel sitesinde yayınlandı.]
Yaklaşık 3 yıldır dosyalayarak beklettiğim bir okuyucu mektubunu yayınlıyorum aşağıda. Hem okuyucumun samimiyetle dile getirdiği sorunu yeterince anlamamanın mahcubiyetiyle hem de okuyucumun sorunu ortaya koyarken zaten sorunu çözen bir yaklaşım da sunduğunu farkına varmanın heyecanıyla.. Biraz &#8220;mahrem&#8221; bir konu; ama vahyin inşa etmeyi dilediği &#8220;akleden kalb&#8221;in ihtiyacı olan bir bakış açısı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/mahrem_kadin.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-20251" title="mahrem_kadin" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2012/01/mahrem_kadin.jpg" alt="" width="200" height="388" /></a>[<a href="http://www.senaidemirci.net/yazilar.php?kategori=1&amp;makaleid=2672" target="_blank">Senai Demirci'nin kişisel sitesinde </a>yayınlandı.]</p>
<p><em>Yaklaşık 3 yıldır dosyalayarak beklettiğim bir okuyucu mektubunu yayınlıyorum aşağıda. Hem okuyucumun samimiyetle dile getirdiği sorunu yeterince anlamamanın mahcubiyetiyle hem de okuyucumun sorunu ortaya koyarken zaten sorunu çözen bir yaklaşım da sunduğunu farkına varmanın heyecanıyla.. Biraz &#8220;mahrem&#8221; bir konu; ama vahyin inşa etmeyi dilediği &#8220;akleden kalb&#8221;in ihtiyacı olan bir bakış açısı olduğu için paylaşılması ve çoğalması gerekiyor. &#8220;Ayıp&#8221; ettiğimi düşünenler olursa, şimdiden haklarını helal etsinler&#8230;<br />
İşte o mektup: </em></p>
<p>Her zaman, Turkuaz&#8217;daki her yeni yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyor ve bir solukta okuyacak kadar da zevk alarak okuyoruz. En son Yusuf-Züleyha seri yazılarınız paralelinde de Nazan Bekiroğlu&#8217;nun kitabı okunmuş kitaplarım arasında yerini aldı.</p>
<p>Yazılarınızı okurken, hem bir doktor, hem de bir inanan gözüyle adilâne yazdığınız yazılarınızda özellikle &#8220;Kadın-Erkek&#8221; ilişkilerine bakış açınız daha bir dikkat çekiyor. Allah (c.c.) sizden de, sizi yetiştirenlerden de, size huzur vererek, bu güzel yazıları yazmanıza vesile olan eşinizden de razı olsun.</p>
<p>Sizin yazdığınız/yazacağınız yazıların erkekler üzerinde de etkili olacağını düşünerek, bir sorunu daha size dile getirmek istedim. Mümkün olur da günün birinde sizin kaleminizle konuyu dillendirirebilirseniz, pek çok kişinin yanlış yerleşmiş fikirlerini de düzeltebileceğinize inanıyorum.</p>
<p>Rabbim, kadın ve erkeği birbirini tamamlayan, bütünleyen <span id="more-20250"></span>olarak göndermemiş midir? Yazacaklarımı belki yadırgayacak ve fazla müstehcen bulacaksınız, ancak, net olarak yazmadığım sürece, sorunu yeterince açık ifade edememekten endişe duydum. Şimdiden affınızı rica edeceğim.</p>
<p>Erkek cinsel organına sahip olmanın dahi, başlı başına bir üstünlük ve meziyet, kadın özelliklerinde olmanın ise başlı başına bir aşağılanma vesilesi, kusurluluk, eksiklik olarak görülmesi; aileden ve çevreden gelen bu yanlış eğitimin dindar kişilerde dahi yerleşmiş bir hali. Yakın çevremdeki bayanlardan duyduğum ve bizzat kendimin de karşılaştığım üzücü bir durum.</p>
<p>Oysa, Kadın/Erkek cinsel organları dahi, fiziki olarak birbirinin ters yüz edilmiş eşdeğer halleri değil midir..? (Aynen çıkarırken bazen elimize yapışıp ters yüz olan eldiven parmakları gibi, ters yüz de olsa, malzeme aynı malzeme). Erkeği Allah(c.c.) yarattı da, kadını kim yarattı? Bunu neden düşünemiyorlar..!</p>
<p>Üstelik bu kişiler, inanan, dindar, namaz kılan, ağzından Kuran-ı düşmeyen ve üniversite mezunu kişiler olunca, üzüntümüz bir kat daha artıyor. İslam cehaleti değil, ilim ve bilimi destekleyen bir din iken, dindarlık görünümü altındaki cehalet, kabalık, çevrelerindeki pek çok kişiyi de dinden soğutup uzaklaştırabiliyor, ne yazık ki.</p>
<p>Kadınların özel hallerini; onların aşağılık bir varlık olmalarının belirtisi gibi algılayan, hatta o dönemleri ile alay edip dalga geçen, sanki bu özellik kadınların kendi tercihiymiş gibi dalga geçerken, aslında Allahın(c.c.) verdiği bir özellikle dalga geçtiğinin farkında bile olmayan, eşine o dönemde, hakaretler yağdırıp, senin de ne bitmez regl dönemin varmış diye kafa tutan. Evde herhangi bir konuda fikir mütealası yapılacak olsa, senin yine zamanın geldi, ondan bu gerginlikler diyerek, her konuyu, her tartışmayı, ilgili/ilgisiz aynı konuya kaydırıp aşağılama vesilesi olarak kullanan. Dolayısıyla eşinde suçluluk, kusurluluk, eksiklik duygusu oluşturmaya çalışan beyler maalesef var.</p>
<p>Kadınlarda, 28 günde bir olan özel hal bir kusur ise, beylerde 2,8 günde bir olan hal de 10 kat daha sık gelişen bir kusur mudur acaba? Yoksa kadınların durumunun kusur olmasına sebep, gün değil de renk farkı mıdır?</p>
<p>Her ikisi de, yeni nesilin oluşturulmasına yönelik Allahın bir lütfu değil midir? Tohum da tarlaya toprağa atılmaz mı, bir filizin boy vermesi için, toprak veya tohum dan hangisi bir diğerine muhtaç değildir ki? Konunun Kuran&#8217;ı-Kerim de daki çok açık ayetlerini de mi görmez anlamazlar? Bitkiyi, tohumu, toprağı bilenler, konu insan olunca neden doğruyu göremezler?</p>
<p>Kadındaki özel hal; köşke gelip yerleşme ihtimali olan, minik prens ya da prenseslere özel hazırlanılmış, kırmızı halılar serilmiş, süslenip bezenilmiş, kuş tüyü yastıklarla döşenilmiş, fakat beklenen misafir gelmeyince, buruk bir üzüntü ile, tahtı revanın bozulup dağıtıldığı, ardından bıkıp usanmadan 28 gün sonrası için umutla beklenen yeni prens/prensesler için aynı hazırlıkların tekrar tekrar sürdüğü bir bir misafir beklentisi değil midir? Bu özellik Allahın (c.c.) verdiği bir lütuf iken, nasıl olur da bir kusur gibi algılanabiliyor? Anlamıyorum, anlayamıyorum. Esas anlaması gerekenlere ise anlatabileceğimi hiç zannetmiyorum.</p>
<p>Siz bu konunun anlaşılır olması yönünde, beylerin kulağına birşeyler fısıldayabilir misiniz? Biz anlatamıyoruz, belki siz anlatabilirsiniz.</p>
<p>Allah&#8217;a emanet olunuz.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Kadın konusunda okumak için&#8230;</p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><strong>K<span style="color: #0000ff;">adınlar… Günümüzün Don Kişotları</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8042" title="20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/20100102_derin_dusunce_kadinlar_donkisot-190x300.jpg" alt="" width="130" height="207" /></a>Suzan Başarslan’ın dediği gibi <strong><em>“kadına dair söylenmesi gereken ne  kadar söz varsa erkeğin söylediği”</em></strong> bir dünya bu. Sadece söz mü? Yaşama hakkı bile. Bugün Çin’de ve Hindistan’da yüzbinlerce kız bebek daha doğmadan ultrason ile ana karnında görülüp yok ediliyor. Erkeklerin güç mücadelesinde kadınlar eziliyor. Cumartesi anası oluyor, cezaevlerinin önünde sıra bekleyen, şehit tabutlarının üzerinde ağlayan oluyor.  Şampuan veya otomobil satarken bedenini kullandıran, arka planda, silik, soyunan, tüketen, “figüran”… Kadınlara özne olma hakkını vermeyen erkekler mi yoksa bu hakkı alamayan kadınlar mı? Kadınlıklarını kaybetmeden, erkekleşmeden var olabilecek mi birgün kadınlar? 96 sayfalık bu kitapta Kadın’a ait kavgaları ve Kadın’ın kimlik arayışını sorguluyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/kadinlar_don_kisot.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><span style="color: #0000ff;"><strong>Kadın hakları ve Kemalizm </strong></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-6982" title="20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/10/20091025_derin_dusunce_org_kadin_kemalizm-229x300.jpg" alt="" width="121" height="171" /></strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> <strong>“Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi”</strong> gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. <strong>“İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?”</strong> diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi <strong><em>“çağdaş Türk kadını’nın sesi”</em></strong> Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  <strong>“Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak” </strong><strong> </strong>Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  <strong>“Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” </strong>Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : <a href="http://www.derindusunce.org/img/kemalizm_kadin.pdf"><strong><span style="color: #0066cc;">Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2012/01/11/mahrem-bir-konu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2012/01/11/mahrem-bir-konu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>YAKINDA:Varlık ve Hiç - Jean-Paul Sartre (Bölüm 4: Utanç)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/31/yakindavarlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-4-utanc/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/31/yakindavarlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-4-utanc/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2011 09:25:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Yokluk]]></category>

		<category><![CDATA[İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=20079</guid>
		<description><![CDATA[Hareket halindeki bir trende oturanlar pencereden dışarı baktıklarında istasyon binalarını, direkleri ve ağaçları hareket halinde görürler. Filozoflar da çoğu kez MUTLAK sabit bir sıfır noktasında durduklarını zannederler. Yaşadıkları ülke, tarihi devir, inançları, ideolojileri onlara &#8220;normal&#8221; gelir, bir sıfır noktasıdır adeta. O noktadan geçmişe ve geleceğe bakarak kavramlar, sistemler inşa ederler. Bir an gelir, kendi icadlarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/tren_sartre_varlik_ve_hic.gif"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/tren_sartre_varlik_ve_hic_yvs.gif"></a>Hareket halindeki bir trende oturanlar pencereden dışarı baktıklarında istasyon binalarını, direkleri ve ağaçları hareket halinde görürler. Filozoflar da çoğu kez MUTLAK sabit bir sıfır noktasında durduklarını zannederler. Yaşadıkları ülke, tarihi devir, inançları, ideolojileri onlara &#8220;normal&#8221; gelir, bir sıfır noktasıdır adeta. O noktadan geçmişe ve geleceğe bakarak kavramlar, sistemler inşa ederler. Bir an gelir, kendi icadlarını Hakikat sanırlar, kendi icadlarının esiri olurlar. <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=fr&amp;q=sartre+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=#sclient=psy-ab&amp;hl=fr&amp;source=hp&amp;q=varlik+ve+hi%C3%A7+site:derindusunce.org&amp;pbx=1&amp;oq=varlik+ve+hi%C3%A7+site:derindusunce.org&amp;aq=f&amp;aqi=&amp;aql=&amp;gs_sm=e&amp;gs_upl=52797l57515l0l58297l18l14l1l0l0l9l469l3982l0.1.8.4.1l15l0&amp;bav=on.2,or.r_gc.r_pw.,cf.osb&amp;fp=423f715965d1d3ec&amp;biw=1280&amp;bih=586" target="_blank">Varlık ve Hiç</a>&#8216;i okurken müellif belki de en çok bu yüzden takdir edilmeli: <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=fr&amp;q=sartre+site%3Aderindusunce.org+&amp;meta=" target="_blank">Sartre </a>gözlem yaparken <strong>&#8220;Trenin hareketini&#8221; </strong>unutmamış, insanın sübjektif gerçekliğini de hesaba katmış.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/31/yakindavarlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-4-utanc/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/31/yakindavarlik-ve-hic-jean-paul-sartre-bolum-4-utanc/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Kapitalizm Kültürü (Richard Sennett)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/03/yeni-kapitalizm-kulturu-richard-sennett/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/03/yeni-kapitalizm-kulturu-richard-sennett/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Dec 2011 15:48:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Salih Demir</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Kapitalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Kitap Tanıtımı]]></category>

		<category><![CDATA[Liberal Totalitarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19638</guid>
		<description><![CDATA[
Richard Sennett&#8216;in &#8220;Yeni Kapitalizm Kültürü&#8221; kitabı, Yale Üniversitesinde etik, siyaset ve ekonomi konularında yaptığı konuşmalarına dayanak teşkil eden notlarının derlendiği bir eser. İnce olması küçümsenmesine sebep olabilir, ancak bu tam aksine onun kıymetini arttırıyor. Başlı başına uzunca bir makale konusu olabilecek çok sıkı ve özgün tespitlerini çok çarpıcı birkaç cümle ile özetleyebilen Sennett, hiç sıkmadan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/yeni_kapitalizm_kulturu_richard_sennett.png"><img class="size-full wp-image-19639 aligncenter" title="yeni_kapitalizm_kulturu_richard_sennett" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/12/yeni_kapitalizm_kulturu_richard_sennett.png" alt="" width="471" height="336" /></a></p>
<p><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Richard_Sennett">Richard Sennett</a>&#8216;in <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=448429&amp;sa=96174796">&#8220;Yeni Kapitalizm Kültürü&#8221;</a> kitabı, Yale Üniversitesinde etik, siyaset ve ekonomi konularında yaptığı konuşmalarına dayanak teşkil eden notlarının derlendiği bir eser. İnce olması küçümsenmesine sebep olabilir, ancak bu tam aksine onun kıymetini arttırıyor. Başlı başına uzunca bir makale konusu olabilecek çok sıkı ve özgün tespitlerini çok çarpıcı birkaç cümle ile özetleyebilen Sennett, hiç sıkmadan ve yormadan nasıl sosyoloji yapılabileceğinin örneklerini veren bir yazar. Akademik incelemelerin tatsız tuzsuz soğuk dilinin aksine, edebi ve akıcı bir üsluba sahip. Güçlü bir anlatımı var. Zaten çalışmalarına bakınca üç tane de roman yazmış, çok üretken bir yazar olduğunu <span id="more-19638"></span>görüyoruz.</p>
<p>Biraz yakından bakmak için eğildiğimiz kitap hakkında şunu en baştan belirtmeliyiz ki, &#8220;yeni kapitalizm&#8221; adlandırması bizi yanıltmasın: ‘Yeni&#8217; tabiri, yeni olanın eskisinden köklü bir kopuşla bambaşka, yepyeni bir kapitalizm türüne evirildiği anlamına gelmiyor. Sadece kapitalizmin kendini sürekli kılabilmesi yeteneğinin bir tezahürü olarak, onun yeni bir safhasına girdiğini ifade etmekte bu tanımlama. Diğer bir adı da &#8220;örgütsüz kapitalizm&#8221; olan yeni kapitalizme, esnek üretim anlayışı çerçevesinde, sadece zaman öyle icap ettirdiği için iş ve çalışma hayatının yeniden düzenlenmesidir diyebiliriz. Özünde değişen pek bir şey yok kısaca. Yüksek kar, sınırsız sermaye birikimi, verimlik, rekabet gibi kapitalciliğin en asli itkileri oldukları yerde öylece durmaya devam ediyor.</p>
<p>Kitapta yeni kapitalizmin dönüştürdüğü kurumların/iş hayatının doğurduğu yeni kültür ortamında, bireylerin karşılaştıkları psikolojik ve ahlaki sorunlar analiz edilmiş. Sennett, 1970&#8242;lerden sonrasına tarihlenen bu kurumsal değişim devranını ve akabinde olanları mercek altına almaya şu soruyu sorarak başlıyor: &#8220;<em>İçinde yaşadıkları kurumlar parçalanırken insanları hangi değerler ve pratikler bir arada tutabilir?&#8221;</em> Ancak bu sorunun cevabının tamamının sadece bu kitabında olmadığını söylemeliyim. Aynı konuda yazılmış bir diğer kitabı <a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=69140&amp;sa=96174874">&#8220;Karakter Aşınması&#8221;</a>nda yazar, deneysel çalışmalarla daha sistematik ve detaylı bir biçimde yeni kapitalizmde işin kişilik üzerindeki etkilerini irdeliyor. Bu açıdan birbirini tamamlayan çalışmalar.</p>
<p>Her iki kitabın sayfalarını çevirdikçe, hemen her düzeyde birçok özel şirket çalışanı tanıdıklarımın derinden yaşadıkları kıstırılmışlık, kapana kısılmışlık ve huzursuzluk hissini daha iyi anlamaya başladım. Onları yıpratan korku ve kaygılarının kaynağı hakkında fikir edindim.</p>
<p align="center">***</p>
<p>Yeni kapitalizm kültüründe kurumların geçirdikleri değişimi çözümlemeden evvel Sennett, Weber&#8217;in &#8220;demir kafes&#8221; olarak isimlendirdiği bürokrasinin bir resmini sunuyor okuyucuya. 19. yüzyılın ortalarından itibaren şirketler, askeri örgütlenme modellerini uygulayarak nispi bir istikrar sağladılar. Bu modelde herkesin rütbesi, unvanı, tanımlanmış bir görevi ve yetkileri bulunmakta. Sivil toplumun militaristleşmesi süreci toplumların uysallaştırılmasında çok yararlı bir işlev gördü. <em>Toplumsal hiyerarşide bir konumu olduğuna inandırılan işçi, kendini hiçbir yere oturtamayan işçiye göre çok daha az tehlikelidir.</em> Ussallaştırılmış bürokraside mevkisi tanımlanmış birey, uysallaştırılmış bireydir. <em>Toplumsal kapitalizm olarak adlandırılabilecek şeyin kurucu politikası işte buydu. </em>Bunun en önemli faydası da bürokrasinin piyasaların istikrarsızlığı önünde bir engel olmasıydı. Çünkü karın sürekli kılınmasının yolu istikrardan geçiyordu.</p>
<p>Yeni ekonomi bu bürokratik hapishanenin parmaklıklarının koparılmasıyla insanların daha özgür olacağı iddiasını taşıyordu. Oysa örgütsüz kapitalizmde kurumlar yeniden yapılandırılırken merkezileşmiş iktidar da yeniden biçimlendirildi. Merkez ile çevre arasında bürokratik olmayan bir hiyerarşinin kurulmasıyla otorite zayıflatılmış gibi görünse de, aslında iktidarın gücü azalmadı. İktidar sadece daha az görünür oldu, perde ardına gizlendi; elbette gelişen teknoloji sayesinde.</p>
<p>Göz göze diz dize temasın yerini iletişim teknolojilerinin de gelişmesiyle daha dolaylı, ‘ses&#8217;siz, emir veren ve alanın gittikçe muğlâklaştığı bir örgüt biçimi aldı. Yeni şirket tasarımında işçi-yönetici-işveren arasındaki mesafe de sürekli arttırıldı. Otorite ve denetimin niteliği de değişti. Bürokrasinin katı emir komuta zinciriyle organize edilmiş şirketlerine karşılık, esnek çalışma yaşamının özgürlüğü arttırdığı yanılsaması oluşturuldu.</p>
<p> Çoğu zaman bilgisayar ekranlarından yürütülüyor iş yaşamı. Şirket içindeki hemen hemen tüm ilişkiler ve iletişim bilgisayar ekranından sağlanıyor. Bürokrasinin aşılmaz duvarlarını yıkmak iddiasındaki yeni esnek şirket türleri, teknolojiden, aşılması imkânsız koskoca bir duvar ördü. Sağır, kör ama elleri ayakları sizi sımsıkı tutan canlı bir varlıkla karşı karşıyayız adeta. Size sadece iş emirleri yağıyor bilgisayarlarınızdan ya da akıllı cep telefonlarınızdan.</p>
<p>&#8220;Kim bu yeni yönetici?&#8221; sorunuza tam cevap alamadan onun yerine bir başkasının geçmesi çok muhtemel. Ekranın diğer tarafında size iş paslayan, talebinize onay veren ya da reddeden kişi belki her gün otobüste, durakta ya da bir kafede karşılaştığınız biri. Ama birbirinizi tanımıyorsunuz. George Soros&#8217;un dediği gibi <em>&#8220;insanlar ilişki kurmak yerine işlem tesis ediyorlar artık.&#8221; </em>Kendisini seveceğiniz ya da kendisinden nefret edeceğiniz biri bile yok ortada. Belli bir şahıs değil çünkü o. Önceden açık açık tanımlanmış işlem protokolünün bir parçası sadece. Herkes gibi, bugün var yarın yok.</p>
<p align="center">***</p>
<p>Eski kurumsal yapıların yıkılıp da yerine esnek örgütlerin ikame edilmesi Sennet&#8217;e göre üç toplumsal eksikliğe yol açmıştır: işçiler arası enformel güvenin azalması, düşük kurumsal sadakat ve kurumsal bilginin zayıflaması.</p>
<p>İstikrar, güven ve dayanışma duygularını yitirmekle yüz yüze çalışanlar. İş arkadaşlığı gerçek bir arkadaşlık değil çoğu zaman. Bu durumdan yakınan pek çok insan tanıdım. Başkaca ortamlarda tanışma imkânı olsa iyi dost olabilecek insanlar, şirket içi rekabetin acımasızlığı içinde gizli rakiplere dönüşebiliyorlar. Davranışlarda sunilikten, gülüşlerde sahtelikten, takdir ve övgülerdeki samimiyetsizlikten muzdarip, çalışanlar.</p>
<p>Toplumsal güven ve istikrar büyük yaralar aldı. Sıkı fıkı ömürlük dostluklara fırsat olmuyor. Örneğin bir bankanın herhangi bir şubesine üç sene arayla baktığınızda çoğu personelinin değişmiş olduğunu görürsünüz. Ya yerleri değişmiştir, ya da işten ayrılmışlardır. Kimse bir diğerinin yaşam öyküsünün bütününe şahitlik edemiyor. Böylelikle deneyim ve değer birikimi ve bunların aktarılmasına da imkân bulamıyor insanlar; bir anlatı oluşturamıyorlar. Esneklik, beraberinde kişisel ve toplumsal bütünlüğün ciddi derecede tahribatını getirdi. İlişkiler kırılganlaştı. İstikrarsızlık ve güvensizlik bireylerin ruhlarında kök saldığında, bütüncül ve dengeli bir kimlik ve karakter oluşumu zorlaşmakta.</p>
<p align="center">***</p>
<p>Bu yeni kültür ortamı makbul/ideal insan tipini de değiştirdi. İnsanlara, kendilerini sürekli yenilemeleri, potansiyellerini arttırmaları salık veriliyor. Bu kurala uymayanlara yer yok. Hızlı değişim karşısında bir sabitesi, bilhassa ahlaki bir sabitesi olan insanların bu yeni iş hayatında uzun süre ayakta kalma şansları yok. İçine doğru derinleşebilen, sorgulayabilen, ilkeli ve kararlı bir biçimde belli değerler bütününün limanına demir atmış kişiler çabucak elenirler. Yeni tür makbul/ideal insan, yeniliğe açık olabilmeli, değişime ayak uydurabilmeli, risk alabilmeli ve en önemlisi bağımlı olmamalı. Sadakat fazlasıyla romantik ve irrasyonel bir tavır; hem işçi hem işveren açısından. Kendini bütünüyle adamak zihinsel ve toplumsal hareketliliğe ters.</p>
<p>Çocukluğundan itibaren, kulağına, vakar, tevazu, teenni, sadakat, vefa, diğerkâmlık vb. güzel ahlak umdeleri fısıldanan bir kişinin bu yeni kültürde ömrü uzun olmuyor. Sahipleri, ortakları, yöneticileri, zikredilen bu ahlakları içselleştirdiklerini iddia eden insanlardan müteşekkil olsa dahi, şirketin menfaati, yani karlılığı, büyümesi söz konusu olunca, tiksindirici bir riyakârlık ve taklitçi bir bilgiçlikle size &#8220;realist&#8221; yüzlerini gösterebiliyorlar.</p>
<p>Genç insanların karakter oluşumu sırasında, iş dünyasında kariyer yapmak için risk almak gerekliliği vurgulanır oldu. Üniversitelerde verilen eğitimi de genelde öğrencileri risk almanın başarıya giden yolda vazgeçilmez olduğuna ikna etmek yönünde. Bir öğrenci, memurluğu aklından geçiriyorsa şayet, karakteri hakkındaki yargının korkak, uyuşuk, riski sevmeyen, güvenlik arayışı içinde, zayıf iradeli vs. şeklinde olacağından çekinerek bunu ifade bile edemez. Makbul/ideal tip girgin ve atak olandır, memurluğu tercih eden değil. Kriz dönemlerinde bunun tersine eğilimler gözlenmesi ayrı bir tartışma konusu.</p>
<p align="center">***</p>
<p>Yeni kapitalizmde yetenek algısında da önemli değişimler meydana geldi. İstikrarsızlık ve sürekli değişim yeteneklerinizin kısa sürede demode olmasına yol açıyor. Bunun doğurduğu sonuç ise insanların tedirgin bir ruh hali içinde &#8220;işe yaramazlık kâbusu&#8221; yaşamaları. Bu kâbus ilk kez kentleşmeyle beraber ortaya çıktı. Toprağından koparılmış insanın kentlerde karşılaştığı ilk sorunlardan biri bu işe yaramazlık kâbusuydu.  Herkes vasıfsız işçiydi. Eğitimle bir yetenek elde etmek, uzunca bir süre en önemli hedef olarak bu sınıf arasında rağbet gördü.</p>
<p>Bugün de iyi bir eğitime rağmen bir kez kazanılan herhangi bir beceri bir ömür boyunca istihdam edilmenizi, işsiz kalmamanızı garanti etmiyor hala. Yeteneksizleşip ıskartaya çıkarılmak kâbusu sona ermiş değil henüz. İşe yaramazlık kâbusunu modern bir tehdit olarak şekillendiren üç kuvvet var yazara göre: küresel emek arzı, otomasyon ve yaşlanmanın yönetimi.</p>
<p>Esnek örgütlenme biçiminde firmaların dünyada emeğin ucuz bir köşesine kolaylıkla konuşlanabilmesi, kendi ülkesindeki eğitimli işçinin yeteneklerini boşa çıkartabiliyor. Otomasyon, ya da makineleşme ise bu kâbusu besleyip büyüten en önemli etken bence. Bir işin ustası, onu el emeği göz nuruyla en iyi yapan kişi iken, makineleşmenin yaygınlaşması ile beraber, artık sadece o makineyi kullanabilen, hangi tuşun, düğmenin ne işe yaradığını bilen insan oldu. İnsanın yerine makinenin istihdam edilebilmesi işe yaramazlık endişesini daha da pekiştirdi.</p>
<p>Yaşlanma ise bir diğer yetenek yitimi sebebi. Esnek örgütlenme biçiminde bireylerin istihdamını daim kılabilmesi piyasanın değişen koşullarına kendilerini uyarlama yeteneklerine bağlı. Yaşlandıkça bu esneklik ve kıvraklık kaybolur. Tecrübe birikimi de artık eskisi kadar önemli değil. Çünkü tecrübenin değeri, istikrarlı ve çalışanı ile uzun süre beraber yürüyebilen bir kurum türünün varlığını gerektirir. Üstelik taze becerileri ucuza satın almak eskisini eğitmeye yeğlenir genellikle.</p>
<p align="center">***</p>
<p>Yeni kapitalizm kültürünün tüketim olgusu üzerinden farklılaşan bir yönü de var:  Marka tutkunluğu&#8230; Bu tutkuyu besleyip sürdüren, kişinin tahayyülünde kurduğu benliğin asla tamamlanamamasıdır. Kişi alış veriş merkezleri arasında mekik dokur. Birbirinden çok az ayrı olan eşyaları satın almakla doyum arar. Satın alır, kullanır; kullandıkça tutkusu zayıflar. Gardırobu ağzına kadar doluyken insana giyecek pek bir şeyinin kalmadığını düşündüren hissin elektriği buradan geliyor.</p>
<p>Sahip olduktan sonra sönen şevkinin bütünüyle kaybolmadan yeniden harlanmasını sağlanır. Reklam işte burada devreye girer. Reklamcılık insanların arzularını biçimlendirir ve sahip oldukları ile hiçbir zaman tatmin olmamış hissetmeleri sağlanır. Evet, tüketici kesinlikle bütünüyle tatmin olmamalıdır; buna izin verilmez. Ancak tatminsizliğinin bir gün sona erebileceğine dair inancının da ayakta kalması gerekli. Hem bir koşuşturma/harcama hem de için için hissedilen bir eksiklik/tamamlanmamışlık.</p>
<p>Tüketici masum bir kurban değildir burada. İmaj oluşturma/markalaştırma çabasında üreten ve tüketen el ele vermiştir çünkü. Tüketime ve dolayısıyla üretime hız kazandıran gücün kaynağı burasıdır. Markalaşma, reklam, moda&#8230; Nefsimizle/zaaflarımızla işbirliği halinde hareket edip, tüketirken aslında kendi kendimizi tüketmemize neden oluyorlar. Köleliğin en hakiki hali budur bence&#8230;</p>
<p align="center">***</p>
<p>Yazıyı Richard Sennett&#8217;in kitabı hakkındaki kendi özet yorumuyla bitirelim. &#8220;<em>Yeni kapitalizmin havarileri üç konuyu -iş, yetenek, tüketim- kendi ele alış biçimlerinin modern topluma daha fazla özgürlük kattığını iddia ediyor. Bu insanlarla aramdaki çekişme onların ‘yeni&#8217; yorumunun doğru olup olmadığı konusunda değil; kurumlar, beceriler ve tüketim kalıpları gerçekten değişti. Benim iddiam, bu değişmelerin insanları özgürlüğe kavuşturmadığı.&#8221;</em></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Konuyla ilgili destekleyici birkaç okuma:</p>
<p>Karakter Aşınması ( Richard Sennett)</p>
<p><a href="http://sbe.dpu.edu.tr/21/17.pdf">http://sbe.dpu.edu.tr/21/17.pdf</a></p>
<p><a href="http://www.sbe.deu.edu.tr/dergi/cilt10.say%C4%B11/10.1%20ayta%C3%A7%20ilhan.pdf">http://www.sbe.deu.edu.tr/dergi/cilt10.say%C4%B11/10.1%20ayta%C3%A7%20ilhan.pdf</a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>… Liberal totalitarizm üzerine biraz okumak için…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasi_kitap.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Liberalizm Demokrasiyi Susturunca</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignright size-medium wp-image-18938" title="liberalizm_demokrasi_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasi_kitap-203x300.jpg" alt="" width="133" height="191" /></span></a>Halkın iradesi liberalizm ile çatışırsa ne olur? 2008′de başlayan ekonomik kriz sürmekte. Eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerine ayrılan bütçeler kırpılırken batan bankaları kurtarmak için yüz milyarlarca dolar harcanıyor. Alın terinin finans kurumlarına peşkeş çekilmesini istemeyenler protesto ediyor. Ama <strong>batılı devletler polis copuyla finans sektörünü savunmaktalar.</strong> Ne oldu? Bütün nüfusun binde birini bile temsil etmeyen bankacıların çıkarları geri kalan %99.99′un önüne nasıl geçti? Alıp satma, üretip tüketme özgürlüğü nasıl oldu da halkı finans sektörünün kölesi yaptı? <strong>Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı uğruna halkın iradesi çiğnenebilir mi? </strong>Okuyacağınız kitap demokrasi ile  liberalizmin savaşı üzerinedir. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/10/liberalizm_demokrasiyi_susturunca.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Ak Kitabı</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft" title="liberalizmin-ak_kitabi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin-ak_kitabi-221x300.jpg" alt="" width="133" height="221" /></a>1930 model bir ulus-devletin, bir <strong>“devlet babanın”</strong> çocuklarıyız. Son derecede <strong>“Millî”</strong> bir eğitim gördük, öğrenim değil. Hayatta işimize yarayacak meslekî bilgileri ya da eleştirel bir bakışı öğrenmedik <strong>“millî”</strong> okullarda. <strong>“Varlığımızı Türk varlığına armağan etmek”</strong> için eğitildik, eğilip büküldük.</p>
<p style="text-align: justify;">Liberallerin dilinden düşmeyen <strong>“Bireysel haklar ve özgürlükler”</strong> bizim gibi Kemalist çamaşırhanelerde yıkanmış beyinler için çok yeni. Türkiye’de yaşayan insanların ulus-devlet boyunduruğundan kurtulmasında önemli bir rol oynuyor liberaller. Biz de <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">bu kitapta </a>liberalizmin temel tezleriyle uyumlu, bu fikir akımına doğrudan ya da dolaylı destek veren makaleleri birleştirdik. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/liberalizmin_ak_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Liberalizmin Kara Kitabı</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></span></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/03/yeni-kapitalizm-kulturu-richard-sennett/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/03/yeni-kapitalizm-kulturu-richard-sennett/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İslamofobi mi anti-islamizm mi?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/12/01/islamofobi-mi-anti-islamizm-mi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/12/01/islamofobi-mi-anti-islamizm-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2011 22:01:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[islamcilik]]></category>

		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19601</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;&#8230;Antisemitizm yani Yahudi karşıtlığı bir suç, zaten suç da sayılmalı. Ancak İslam karşıtlığı henüz suç olarak tanımlanmıyor (yaygınlaştırılmadı) bunun yerine son derece oryantalist ve suni bir tanım olan İslamofobi yani &#8220;İslam korkusu&#8221; kullanılıyor. 11 Eylül Olayları&#8217;ndan sonraki süreçte İslam karşıtı çevrelerin yaratmaya çalıştığı şey İslamofobiydı ve başardılar. Ancak bir nefretin sonucu olarak İslamofobiyi yaratanların, İslam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/islam.jpg"><img class="size-full wp-image-19602  aligncenter" title="islam" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/11/islam.jpg" alt="" width="300" height="204" /></a></em></p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;&#8230;Antisemitizm yani Yahudi karşıtlığı bir suç, zaten suç da sayılmalı. Ancak İslam karşıtlığı henüz suç olarak tanımlanmıyor (yaygınlaştırılmadı) bunun yerine son derece oryantalist ve suni bir tanım olan İslamofobi yani &#8220;İslam korkusu&#8221; kullanılıyor. 11 Eylül Olayları&#8217;ndan sonraki süreçte İslam karşıtı çevrelerin yaratmaya çalıştığı şey İslamofobiydı ve başardılar. Ancak bir nefretin sonucu olarak İslamofobiyi yaratanların, İslam karşıtı tutumları-buna Anti-islamizm de diyebiliriz- henüz itiraf edilmedi yani hepimizin bildiği ama mağduriyeti gideremediği bir durum mevcut. Bir Müslüman&#8217;ın dünya ölçeğinde &#8220;korkulası, tehlikeli varlık&#8221; olarak tanımlanması&#8230;&#8221;</em> <a href="http://www.stargazete.com/acikgorus/islamofobi-mi-anti-islamizm-mi-haber-400877.htm" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Biraz daha okumak&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14898" title="islamcilik_kitap_k" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/islamcilik_kitap_k.jpg" alt="" width="118" height="183" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"> İslâmcılık, Devrim ile Demokrasi Kavşağında </span></a></strong></p>
<p>Müslümanca yaşamak için devletin de “Müslüman” olması mı gerekiyor? Bu o kadar net değil. Çünkü İslâm’ın gereği olan “kısıtlamaları” insan en başta kendi nefsine uygulamalı. Aksi takdirde dinî mecburiyet ve yasakların kanun gücüyle dayatılması vatandaşı çocuklaştırıyor ister istemez. <strong>İ</strong><strong>yi-kötü ayrımı yapmak, iyiden yana tercih kullanacak cesareti bulmak gibi insanî güzellikler devletin elinde bürokratik malzeme haline geliyor. </strong>21ci asırda Müslümanca yaşamak kolay değil. Yani İslâm’ın özüne dair olanı, değişmezleri korumak ama son kullanma tarihi geçmiş geleneklerden kurtulmak. AKP’yi iktidara taşıyan fikrî yapıyı, Demokrasi-İslâm ilişkisini, İran’ı ve Milli Görüş’ü  sorguladığımız bu kitabı ilginize sunuyoruz. <strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/Islamcilik-devrim-demokrasi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></a> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="color: #0000ff;"><strong>M<span><span><span>ü</span>slüman’ın Zaman’la imtihanı </span></span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman.jpg"></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #3366ff;"><img class="alignleft size-medium wp-image-7624" title="20091210_derin_dusunce_org_musluman" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091210_derin_dusunce_org_musluman-203x300.jpg" alt="" width="114" height="155" /></span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Sunuş</strong>: Müslümanlar dünyanın toplam nüfusunun %20’sini teşkil ediyorlar ama gerçek anlamda bir birlik yok. Askerî  tehditler karşısında birleşmek şöyle dursun birbiriyle savaş halinde olan Müslüman ülkeler var. Dünya ekonomisinin sadece %2-%3′lük bir kısmını üretebilen İslâm ülkeleri Avrupa Birliği gibi tek bir devlet olsalardı <strong><em>Gayrı Safi Millî Hasıla bakımından SADECE Almanya kadar </em></strong>bir ekonomik güç oluşturacaklardı. Bu bölünmüşlüğü ve <strong><em>en sonda, en altta kalmayı tevekkülle(!) kabul etmenin</em></strong> bedeli çok ağır: Bosna’da, Filistin’de, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da ve daha bir çok yerde zulüm kol geziyor. Müslümanlar ağır bir imtihan geçiyorlar. Yaşamlarını şekillendiren şeylerle ilişkilerini gözden geçirmekle başlıyor bu imtihan. Teknolojiyle, lüks tüketimle, savaşla, kapitalizmle, demokrasiyle , “ötekiler” ile ve İslâm ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir zemine oturtabilecekler mi? <a href="http://www.derindusunce.org/img/musluman_zaman.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong><em>Müslüman’ın Zaman’la imtihanı</em></strong> </span></a>adındaki 204 sayfalık bu kitap işte bütün bu konuları sorgulayan ve çözümler öneren makalelerden oluşuyor.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/12/01/islamofobi-mi-anti-islamizm-mi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/12/01/islamofobi-mi-anti-islamizm-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

