<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Derin Düşünce &#187; Televizyon</title>
	<atom:link href="http://www.derindusunce.org/category/televizyon/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.derindusunce.org</link>
	<description>Grup platformu</description>
	<pubDate>Fri, 25 May 2012 09:41:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Irkçlık ve Televizyon</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/11/28/irkclik-ve-televizyon/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/11/28/irkclik-ve-televizyon/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2011 15:19:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Samanyolu TV]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=19565</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Sevgili Özlem&#8217;in bir tespiti özellikle çok dikkat çekiciydi. Ona göre yıllardır Ortadoğulu, Arap, Afgan vs. insanları böcekleştirip, kötü kalpli bir takım terörist yaratıklar olarak sunan Hollywood dizilerinden nefret etmiş &#8220;dindar&#8221; bir kitleye hitap eden bir televizyon, ısrarla ve ısrarla kendi ülkesinin insanlarını böylesine dizilere konu ediyordu. Ve o kitle de bunu hazmediyor olmalıydı ki, Samanyolu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/irkcilik.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-9115" title="irkcilik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/03/irkcilik-300x228.jpg" alt="" width="252" height="188" /></a>&#8220;Sevgili Özlem&#8217;in bir tespiti özellikle çok dikkat çekiciydi. Ona göre yıllardır Ortadoğulu, Arap, Afgan vs. insanları böcekleştirip, kötü kalpli bir takım terörist yaratıklar olarak sunan Hollywood dizilerinden nefret etmiş &#8220;dindar&#8221; bir kitleye hitap eden bir televizyon, ısrarla ve ısrarla kendi ülkesinin insanlarını böylesine dizilere konu ediyordu. Ve o kitle de bunu hazmediyor olmalıydı ki, Samanyolu televizyonunda yayınlanan Şefkat Tepe isimli dizinin raytingleri de söylenildiğine göre iyi gidiyordu.&#8221;</em> <a href="http://www.haber10.com/makale/26184/" target="_blank">TAMAMI</a></p>
<p> </p>
<p>&#8230; Milliyetçilik konusunda daha fazla okumak için&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</span></strong></a></p>
<p><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="141" height="184" />Milliyetçilik </span>birleştirici bir faktör, bir tutkal gibi sunuldukça insan soruyor kendi kendine: <strong>“Bu kadar kötü bir ülke mi Türkiye? Bir arada yaşamak için tutkallara ihtiyaç duyacak duruma mı düştük? Bu kadar mı nefret ediyoruz birbirimizden?”<br />
 </strong></p>
<p>Aramızdaki ilişkileri kanunlara saygı, iyi niyet, güzel ahlak gibi prensipler üzerine oturtarak huzurlu bir ülke kurmak mümkün değil mi? <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Adalet ve ihsanın hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar?<br />
Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…<br />
150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin.</span></strong></a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/11/28/irkclik-ve-televizyon/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/11/28/irkclik-ve-televizyon/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şefkat Tepesi’nin Turkish Kovboyları</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/02/11/sefkat-tepesi%e2%80%99nin-turkish-kovboylari/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/02/11/sefkat-tepesi%e2%80%99nin-turkish-kovboylari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Feb 2011 09:09:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem Yağız</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Samanyolu TV]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14822</guid>
		<description><![CDATA[Son üç yıldır televizyon ile olan bağlarımı hemen hemen tamamıyla kopardım. En son Kuzey Irak&#8217;a yapılacak bir operasyon gündemdeyken çok seyredilen kanalların bir tanesinde akşam haberlerinde bir operasyon görüntüsü verdiklerini hatırlıyorum. Benim için televizyon ile iplerin koptuğu gece o geceydi. Görüntülerde bir grup PKK lıyı takip eden asker operasyona girişiyor, biraz daha uzaktan ise kameraman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/sefkat_tepe_1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14824" title="sefkat_tepe_1" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/sefkat_tepe_1.jpg" alt="" width="258" height="195" /></a>Son üç yıldır televizyon ile olan bağlarımı hemen hemen tamamıyla kopardım. En son Kuzey Irak&#8217;a yapılacak bir operasyon gündemdeyken çok seyredilen kanalların bir tanesinde akşam haberlerinde bir operasyon görüntüsü verdiklerini hatırlıyorum. Benim için televizyon ile iplerin koptuğu gece o geceydi. Görüntülerde bir grup PKK lıyı takip eden asker operasyona girişiyor, biraz daha uzaktan ise kameraman ve muhabir operasyonu nefes nefese takip ederek &#8220;sunuyordu.&#8221; Sanırım on beş dakika bu kovalamaca ile geçti. Muhabir sanki safariye çıkmış bir avcıymış ta kaçanlar av hayvanıymış gibi &#8220;şu anda ileride gördüğünüz kayaların arkasına saklandılar, Mehmetçik şuraya konuşlandı, böyle siper aldı, şimdi ateşe başladılar, burada çok çetin bir kovalamaca yaşanıyor, hiç şansları yok, kıstırıldılar&#8221; gibi çirkin, ahlaksız ve insanlıktan uzak bir heyecan haliyle dakika dakika sunmaya devam etti. Fona haber bültenlerine hazırlanırken heyecanlı mı heyecanlı hani ucuz Hollywood filmlerinde sıkça rastlanan türden bir müzik konulmuştu. Beş on dakika mı daha fazla mı bilemiyorum sürdü bu &#8220;av macerası&#8221;. Ve nihai sahne iki gerillanın yerde yatan cesetleri ile bitti. Av sona ermiş, zafer kazanılmıştı. Spiker mutlu, Mehmetçik mutlu, kameraman arkadaş mutlu. Eh o ekranın arkasında aynı zevk ve heyecanla bu görüntüleri seyrettiği tahmin edilen seyirci de mutlu olmalıydı elbette.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/sefkat_tepe.jpg"><img class="size-full wp-image-14825 aligncenter" title="sefkat_tepe" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2011/02/sefkat_tepe.jpg" alt="" width="497" height="375" /></a></p>
<p>Haberlerin bir tür showa dönüştürülmesi ve beyin yıkama amaçlı bu kadar alçakça kullanılması benim için artık sabır taşının son çatlama noktasıydı. O günden sonra haberleri dahi daha çok yazılı basından ve mümkün olduğunca &#8220;çıplak&#8221; takip etmeye başladım.</p>
<p>Ara ara internet ortamında kimi diziler hakkında çıkan tartışmalara seyretmediğim için müdahil olmasam da bazı dizilerin çok tartışıldığını, insanlarda neredeyse infial uyandırdığını biliyorum. Tek Türkiye dizisi bunlardan biriydi. Dün misafir gittiğim bir evde ise STV&#8217;nin bir başka dizisine şahit oldum. Adı Şefkat Tepe. Adına bakarak diziyi duygusal, bizleri Yeşilçam filmlerinin buğulu gözlü artistleri <span id="more-14822"></span>gibi kirpiklerini titrete titrete şefkate, hüngür şaldır ağlamaya davet eden bir şey sanmayın.  Bu diziye adını veren <strong>Şefkat Tepe</strong> lafzı tıpkı bir arkadaşımın hatırlattığı gibi 2000 yılında 25 kişinin hayatını kaybettiği <strong>Hayata Dönüş Operasyonu</strong> adlandırması gibi bir şey.  Yani neyi örtmek kapatmak istiyorsanız onun adını veriyorsunuz yaptığınız &#8220;şeye&#8221;. Ya da daha veciz bir ifade ile ortalık yere pisleyen bir çocuğun annesine bak anne sana cici yaptım demesi gibi bir şefkat hikayesi bu.</p>
<p>Çok düşünmeye gerek yok. Bizler son 20 yıldır kimlere &#8220;şefkat&#8221; gösteriyorsak dizide de tabiî ki onlara şefkat gösteriyoruz. Yani Kürtlere. A hemen ama onlar gerillaaa demeye kalkmayın. Gerillalar da Kürt olabilir zaman zaman değil mi? Gerçi bu bizim senaristlerimiz ve kimi devlet erkanı için zor zenaattir. Onlar genelde çok iyi eğitim görmüş MOSSAD ve CİA ajanları olan liderleri tarafından kandırılmış, çoğunlukla kendini Kürt sanan Ermeni &#8220;evlilik dışı çocuklardır&#8221;. İnanmıyorsanız geçen gün televizyona çıkmış JİTEM&#8217;i ben kurdum diyen emekli paşaya sorun. O öyle dedi. PKK&#8217;lı bir imam varmış. Sonra vurulmuş. Paşamız aç oğlum şeyini şu adamın, ne imamı dünya alem görsün demiş. Açmışlar bi de bakmışlar aaa o da ne. İmamın sünneti yok. Yaaa&#8230; Ha bu ikide bir ölü gerillaların şeyine temaşa etme merakı buradan geliyor. O günlerden kalma bir devlet hizmeti. Bunu da Avrupalı dostlarımıza yanlış anlattı bir takım zevat.</p>
<p>Neyse efendim hemen bir takım sapkın entelektüel ruh hallerine bürünmeyelim. Önce dizide olumlu şeyleri görelim. Bir kere Tek Türkiye dizisinde durmadan eleştiri alan Kürt (Kendini Kürt sanan Ermeni yavrusu) gerillaların, gerçek dışı  ancak Türkiye&#8217;nin müstesna ruh sağlığı kliniklerinde böyle bir doğulu şivesine rastlanır denilen şive problemi çözülmüş. Bütün gerillalar inanılmaz muntazamlıkta bir Gaziantep Sofrası, Ali Haydar Usta tarzı Kürt şivesi ile konuşuyor. Şener Şen&#8217;i İkinci Bahar Dizisini iyi takip etmiş olmalılar, ben de ustanın ellerinden öperim.  Sonra, benim üniversitede biraz hoppaca tabir edilen bir kız arkadaşım vardı. Nerede şöyle eli yüzü düzgün bir aile evladı görse peşine takılır hatta almadığı derslere girerek ona eşlik ederdi. Bu diziyi görse kesinlikle şefkat tepeye çıkmaya kalkardı eminim. Çünkü bütün Türk (onlar kendini Türk zanneden bir şeyler değil öz be öz Ural Altay Türkü yani safkan Aryan ırkı) askerler kumral, mavi gözlü, 1.90 boylarında ve 2011 sonbahar kış kreasyonundan çıkıp gelmiş gibi sinek kaydı traşlı ve biraz metroseksüeller. Bazen sert adamı oynarken ağızlarını yana fazla çarpıtınca görüntü tuhaflaşıyor ama olsun. Sustukları zaman siz deyin Kenan Mirzalıoğlu ben diyeyim Tom Cruise falan. Sakın burada gerillalar, esmer kısa boylu ve genelde gözlerini pörtleterek konuşan, dizi boyunca cırk cırk diye bir takım otları gevişleyen ve oldukça karikatürize tipler, gene Kürtlere ayırımcılık yapılıyor, bak çirkin gösterilmiş falan demeyin. Bir kere o gerillaların kandırıp dağa çıkardığı iki kız bir birinden güzel. Doğal olarak biri mavi gözlü.  Diğerini pek anlayamadım. Ama iyi kalpliyse sonuçta o da öyle çıkacaktır. Hoş onlardan biri de daha sonra Türk komutanın küçükken kandırılıp kaçırılmış kardeşi çıkıyor ama önemli değil; onca yıl kendini Kürt sanan insanlar arasında yaşamış. Dolayısı ile o da kendini Kürt sanan ama zinhar Kürt olmayan ortaya karışık bir şeyler olmalı.</p>
<p>Şimdi gelelim diziye ismini veren şefkatle kucaklanan tepenin hikayesine. Bizim Turkish Kovboylar af edersiniz tabur dizi boyunca o tepeyi bombalıyor, yakıyor yıkıyor, takır takır gerilla tarıyor. Bööyle bir mağaraya dalıyor, orada gerilla Ali Haydar şivesiyle &#8220;a asker&#8221; diyor, &#8220;bizim&#8221; askerimiz anında dönüp &#8220;yaaa asker&#8221; deyip bir şarjör kurşunu boca ediyor. Zaten ot çiğnerken çok çirkin gözüküyor bu adamlar. Bazen gerçek hayatta olmaz ama dizi icabı &#8220;bizim&#8221; askerler rehin alınıyor. O zaman bütün mavi yeşil gözlü tabur erkanı bir ağızdan komutanlarına yalvarmaya başlıyor. &#8220;Komutanım ne olur çarpışalım, ölelim, şehit olalım. Ölüm bize en güzel hediyedir, bizi bundan mahrum etme&#8221; diye. Bi ara gerillalardan biri bir askeri vuracak gibi oluyor birden asker nıhahaha diye kahkahalar atmaya başlıyor. &#8220;Ölüm bana hediyedur da!&#8221; ( Buradaki orjinalliğe dikkatinizi çekerim; kendisi bir Laz Türk&#8217;ü oluyor bu askerin, kimlikse kimlik, çoğulculuksa çoğulculuk) Tabi bir şeyler oluyor öldürülemiyor. Bütün dizi boyunca Türk askerleri ölmek için yalvardıkları halde bir şeyler olup öldürülemedikleri için çok neşeliler. Arada bir Şefkat Tepe&#8217;si havadan bombalanırken birbirlerine espriler yapıyorlar, eğitimde gülüşüp bilek güreşi tutuştukları güzel günleri falan hatırlıyorlar. Bu arada bizim güzel, kandırılmış, kendini Kürt sanan kızımız olgunlaşma enstitüsü defilelerinden ödünç alınmış fıstık yeşili bir bindallının içerisinde dizi boyunca durmadan bir sağa bir sola koşuyor ve küçük kardeşini arıyor. O komutana aşık komutan da onu aşık. Gerilla lideri olan Erol Taş kılıklı adam da iyi kalpli kandırılmış gerilla kıza aşık. Neyse dağıtmayalım. Diğer kızımız hasta  o mağarada sürekli titriyor can çekişiyor. Ağabeyi gelip kendini bulduğu zaman da acısından olsa gerek ona çemkiriyor. O sahne güzeldi.</p>
<p>Yine askerciklerin o korkunç görüntülü ağzında ot çiğneyen (muhtemelen dişlerini de fırçalamamış) gerillaları avladıkları sahneler ile birbirine naif şakalar yaptıkları sahnelerden birinin ortasında ilk defa bir Türk askeri yaralanıyor! Takriben bir on onbeş dakika yerde yaralı sürünürken bizler ah Memedim Memedim şarkısını, Orta Anadolu tipi yanık bozlak havalarını dinliyor  ve hüzünlenmeye çalışıyoruz.</p>
<p>Bu arada vurulan 20-30 kadar gerilla yüreğimize su serpiyor Allahtan.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Gerisi ne diye sormayın zira ben araya reklam girince başka işe dalıp unutmuşum. Yazık oldu ama muhtemelen dizinin devamı vardır. Ve muhtemelen bir bilmem kaç yıl bize seyrettireceklerdir. Tek Türkiye, Şefkat Tepesi olmadı Hayat Öpücüğü Operasyonu, Sizi Seviyoruz Kampı falan diye de gider.</p>
<p>Ne kadar ironiktir ki yıllardır Ortadoğulu, Arap, Afgan vs. insanları bir nevi böcekleştirip, kötü kalpli bir takım terörist yaratıklar olarak sunan Hollywood dizilerinden nefret etmiş &#8220;dindar&#8221; bir kitleye hitap eden bir televizyon, ısrarla ve ısrarla kendi ülkesinin insanlarını böylesine şeyleştirip insan hüviyetinden çıkararak yapılmış dizilere konu ediyor.  Ve o kitle de bunu hazmediyor olmalı ki rayting durumları sağlam. Üstelik aynı televizyonun sahibi olan nur cemaati halen belki bu ülkenin Silahlı Kuvvetleri tarafından en büyük tehlike olarak görülen, hani derler ya bir gün keserin sapı dönerse onlara özel Şefkat Tepelerini esirgemeyecekleri insanlar.</p>
<p>Kimse teröristtir gerilladır, ideolojik olarak şudur budur bir takım bahaneler ileri sürmesin. Yakın bir zamanda PKK konusunda tartıştığım bir genç aynen şunu söyledi. &#8220;Abla sen ne diyorsun. Derik küçücük nüfuslu bir yer. 500 faili meçhul yaşanmış. Bu gençler dağa çıkmasın da ne yapsın!&#8221; Dondum kaldım. Ne diyebilirim ki. Zulme uğrayan herkes silaha sarılmıyor elbette, tek çıkar yol bu da değil. Ama gerçekten kaçımız eğer 90&#8242;lı yıllarda köyü basılan, babası fail-i meçhul olan ya da çoluğu çocuğu öldürülen o insanlardan biri olsaydım dahi böyle bir yola asla sapmazdım diyebilir?</p>
<p>Bu nasıl bir kibir halidir ki &#8220;Türk&#8221; ordusu 90&#8242;lı yıllarda köylere girmiş, yakmış, yıkmış, bugün bir buçuk milyonla ifade edilen insanı yalın ayak, aç bilaç şehirlerin varoşlarına sürmüş. 17 bin fail-i meçhul yaşanmış ve bizler hala meseleyi dağa çıkmış kötü kalpli, geviş getirir gibi ot çiğneyip, inek şaban gibi  konuşan, ebleh insanlarla savaşıyoruz düzeyinde algılayıp yetmezmiş gibi yıllardır bu propaganda ile birbirimizi uyutuyoruz.</p>
<p>Acaba Amerika tarafından bombalanan Bağdat&#8217;ta yakınları kucaklarında ölen kaç Arap bir gün bunun bedelini Amerikalılara ödetmeyi düşünmemiştir. Ama Araplara nahak bulduğumuz, yapıldığında tüm isyan duygularımızın ayaklandığı, bayağılaştırma ve böcekleştirme tarzı görsel operasyonları bu topraklarda yaşanan çok acı bir tarihin kucağımıza bıraktığı bir sonuç nedeniyle  Kürtlere helal görebiliyoruz.</p>
<p>Eğer gerçekten akıl ve vicdan duygumuzu yitirmediysek, gelen asker cenazelerine bakarken üzülüp ağladığımız kadar biraz Youtube&#8217; daki dağa çıkan gencecik insanların haline bakar onların da bir zamanlar birilerinin özenle yetiştirdikleri çocuklar olduğunu düşünebilir ve onları oraya süren nefret ya da intikam duygusundaki kendi payımızı da görebiliriz.</p>
<p>Bir gün STV&#8217;nin senaristleri Esenler Otogarı&#8217;nın oralardan geçerken camları silmeye çalışan, o trafikte, gecenin o vaktinde, arabaların arasında dolaşan çocukların Kürt görüntülerine baktıklarında, bu insanların köyü yakılırken ben ne yapıyordum, belki de bunlar her şeye rağmen kapağı buraya attıkları için şanslı olanlar, memleketlerinde kalsalar onlara kucak açan bu otoban değil dağlar olacaktı diye düşünürlerse, oturup yaptıkları o dizileri bir de benim gözümden görebilirler.</p>
<p>Umarım miğdeleri kaldırır.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/02/11/sefkat-tepesi%e2%80%99nin-turkish-kovboylari/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/02/11/sefkat-tepesi%e2%80%99nin-turkish-kovboylari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı iyidir hoştur da&#8230;</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2011/01/20/osmanli-iyidir-hostur-da/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2011/01/20/osmanli-iyidir-hostur-da/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Jan 2011 20:12:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Resmî Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=14466</guid>
		<description><![CDATA[İbrahim Becer
Osmanlıya duyulan kompleks, devr-i ihtişamı içinde barındırdığı için büyük oranda İstanbul&#8217;a duyulan nefretle eşdeğerdir bu Ülkede. Yani bir anlamda esas oğlan İstanbul&#8217;la, doğuştan hastalıklı, çelimsiz, kepçe kulaklı olmasına aldırmadan, sırtını güçlü dayısına dayadığı için mahallenin en güzel kızını alan Ankara&#8217;nın savaşıdır bu film.
Sultan Süleyman&#8217;ın hayatını anlatan dizi televizyonlarda dönmeye başladığından beridir harem merkezli bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>İbrahim Becer</em></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090220_derin_dusunce_org_osmanli.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-3532" title="20090220_derin_dusunce_org_osmanli" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090220_derin_dusunce_org_osmanli-287x300.jpg" alt="" width="214" height="219" /></a>Osmanlıya duyulan kompleks, devr-i ihtişamı içinde barındırdığı için büyük oranda İstanbul&#8217;a duyulan nefretle eşdeğerdir bu Ülkede. Yani bir anlamda esas oğlan İstanbul&#8217;la, doğuştan hastalıklı, çelimsiz, kepçe kulaklı olmasına aldırmadan, sırtını güçlü dayısına dayadığı için mahallenin en güzel kızını alan Ankara&#8217;nın savaşıdır bu film.</p>
<p>Sultan Süleyman&#8217;ın hayatını anlatan dizi televizyonlarda dönmeye başladığından beridir harem merkezli bir tartışmanın da alevlendiği malumunuzdur. İşin alaylısı değil de mekteplisi olmam hasebiyle şu saptamayı yapmama müsaade edin: <strong>Cinsellik satar!</strong></p>
<p>Yazılanlardan çizilenlerden anladığım kadarıyla bir kesim toz kondurmazken, bir kesim de bitmez tükenmez kompleksiyle Üç kıtada at oynatmış Osmanlıyla sidik yarıştırmaya girmek gibi ancak ahmaklara mahsus bir büyük günaha davetiye çıkarmak üzere. Ekranda oynayanın altı üstü bir dizi olduğu gerçeğini unutanlar yine bildik ritüelleri tekrarlıyorlar hala.</p>
<p>Bakın, Osmanlıyı kötülemek için söylenenler Osmanlının çok büyük olduğunu değiştirmez. Nasıl ki içinde TBMM&#8217;yi de barındırsa İstanbul havada karada Ankara&#8217;yı yerse, Osmanlı&#8217;da TC&#8217;yi yer. Günümüz dünyasında Osmanlı&#8217;yı kıyaslayacağınız tek ülke Amerika Birleşik Devletleridir. Kıyas kabul etmez de, bugünün Türkiyesiyle o devirlerden birini kıyaslayacaksanız Karamanoğulları, Germiyanoğulları gibi beyliklerle<span id="more-14466"></span> ilgilenmelisiniz.</p>
<p>Osmanlı Padişahlarının eşlerinin yabancı uyruklu olmalarına atıf yapanlar da boşuna sevinmesin, Padişahların öyle takıntıları hiç olmadı. Osmanlı pragmatistti ve bunu hiç inkar etmedi. Eşlerini yabancılardan seçerek Osmanlıyı, fethettiği ülkelerden aldığı kelimelerle de esas muhteşem olan Osmanlıcayı yarattı. Dedesinin mezar taşını okumaktan aciz olan adam nasıl ki Osmanlıcaya çamur atmakta beis görmezse, Osmanlının &#8220;devleti bekası için&#8230;&#8221; mantığını anlamayan adam da padişahın yatak odasını röntgenler o kadar.</p>
<p>         Osmanlının her şeyini bir yana bırakın, sadece &#8220;<em>dil konusu</em>&#8221; bile bu ülkede yaşanan ahmakça kompleksi gözler önüne sermeye yeter. Osmanlıcayı beğenmeyip, yabancı sözcüklerden temizlemeye kalkanların parolası neydi biliyor musunuz: <em>&#8220;Türk ulusuna Türklüğünü duyurmak&#8221;</em>. Dünyanın en geçerli dili olan İngilizcenin % 60 oranında yabancı kelimeye sahip olmasına rağmen neden hala revaçta olduğuna dair bir açıklama duydunuz mu siz hiç. Peki, orijinali Osmanlıca olan ve hemen herkesin hitabet Edebiyatının en muhteşem eserlerinden biri diye taltif ettiği Nutuk&#8217;a rağmen CHP&#8217;nin 1935 yılı programını yayımlarken arkasına 170 kelimelik sözlük koymasına ne diyeceksiniz? Kullanılan kelimeleri yazayım da, <em>&#8220;Sözlük ne alaka?&#8221;</em> diye oyunbozanlık yapanlara yardımcı olayım. <em>&#8220;klas kavgası ergesi, ertik okulları, özel yönetgeler ve şarbaylıklar, yoğaltmanlar arasında asığ kavgaları, arsı ulusal ergelerle cemiyet yapmak&#8230;&#8221;</em> Sevan Nişanyan&#8217;ın deyimiyle, en azından bir ilke imza atılmıştır: <strong><em>Dünya tarihinde bir sözlükle yayımlanan tek parti programıdır kendisidir.</em></strong></p>
<p>         <em>&#8220;Dil Devrimine sataşmak&#8221;</em> gibi kerameti kendinden menkul bir günaha duhul olduğumu beyan edecek çağdaş devrim yobazlarına da şunu hatırlatmak üzerime farzdır; 1860 ve 1923 yılları arasında gazete makalesi, siyasi parti beyannamesi gibi eserlerde kullanılan &#8220;öz&#8221; Türkçe kelime oranı %20-40 arasındayken, bu oran Nutuk&#8217;da %22 civarındadır. Allah çarpmasa, Atatürk çarpar adamı, aklınızı başınıza alın!</p>
<p>         Osmanlıdan bugün olduğundan daha şiddetle kompleks duyanların kendi muhteşem yüzyıllarında yaptıkları Dil Devrimiyle Türkçeden yaklaşık altmış bin kelime atılmış, yerine de üç bin yüz kelime konulabilmiştir. Bir başka deyişle Türkçe yazı dili %68 oranında fakirleşmiştir. Keşke bu aşağılık duygusuna esir olmayıp da zengin dilimizle hüküm sürebilseydik diyeceğim amma çok geç. Geldiğimiz nokta ortada: &#8220;<em>Şirler pençe-i kahrımdan olurken lerzan / Bir gözleri ahuya zebun etti felek beni&#8221;</em> diye yazan Şairlerin Padişah olduğu Osmanlıdan, ortalama iki yüz kelimeyle konuşulan bir gündelik dille idare eden bir Türkiye Cumhuriyetine giden yol&#8230;</p>
<p>         Cihan Padişahı namıyla maruf bir büyük Devlet Adamı nezdinde Osmanlıyı anlatmaya bir dizi yetmez. Peşinen söyleyeyim, Osmanlıyı okumakla da bitirmek pek mümkün değildir. Naçizane tavsiyem, Osmanlıyı yabancıların kaleminden okumanızdır. Gerçekten tanımak, öğrenmek istiyorsanız yabancı yazarlara yönelin, mümkünse bu yabancılar düşman saflarında yer alsın. Göreceksiniz ki kitap bittiğinde dilinizden düşecek kelime, okuduğunuz yazarla aynı kelime olacak: <strong>Muhteşem!</strong></p>
<p>         Osmanlı acımasızdır, merhametlidir, şairdir, sanatkardır, savaşçıdır, politiktir, düşmanlarına karşı kullanmak üzere debdebeyi de sever ama her şeyin ötesinde bir o kadar da zekidir. Yetmiş iki milletten müteşekkil bir imparatorluk olduğu için Türk olduğunu iddia edecek kadar akıl yoksunu değildi. Herkes Müslüman olursa haraç ve cizye verecek adam kalmayacağı için de cihanı Müslüman yapmak pek işine gelmedi. Özlem Kumrular&#8217;ın kitabında belirttiğine göre; haraç vermek Arnavutların işine gelmediği için kitleler halinde Müslüman olduklarında Osmanlı bu durumdan pek de memnun olmamıştır.</p>
<p>         <em>&#8220;Osmanlıyı öğrenmeden önce anlamak lazım</em>&#8221; sözü de bu yüzden boş bir söz değildir. Ecdadımız sağ olsun kelle de uçurmuştur, adamı kazığa oturtup iki yeniçeri nezaretinde İstanbul sokaklarını da gezdirmiştir, kestiği kafaları kah mızraklarının ucuna takmış yabancı elçilerin önünde resmi geçit yapmıştır, kah Tuna Nehrine atıp düşmana korku salmıştır, kah kellelerden piramit yapmıştır.</p>
<p>         Şaşırmayın! Osmanlı gaddar mıydı? Evet gaddardı; gerektiğinde sınırları zorlayacak kadar gaddardı hem de. Gaddar olmasını gerektiren de çok önemli bir sebebi vardı: <strong><em>O bir Cihan imparatoruydu.</em></strong> Fakat Osmanlının gaddarlığı zulüm olarak alınmaz. Daha çok pragmatist (faydacı) bir zekası vardır bu konuda. Halet Efendi&#8217;nin İkinci Mahmut hakkında söylediği bir söz durumu özetler mahiyette<em>: &#8220;Köstebek sessizce ve karanlıkta çalışır ama yolunu amacına göre yapar. Kaplumbağa yavaştır ama her çıktığı basamaktan emin olursa, sonunda tepeye ulaşır. Akrep sessiz ve aşağılık bir sürüngendir ve avını sokup öldürünceye kadar iğnesini saklar&#8221; </em>. Kaba anlatımıyla, gücünün doruğunda bir Osmanlı&#8217;nın 5N1k gibi bir gündemi olmadı. Onun formülü basitti: 2N (ne zaman, nasıl).           Askeri Yorumcu Mareşal de Tavannes&#8217;in bir saptaması vardır. Der ki: <em>&#8220;Türklerin ateşi kanla söndürmek gibi garip bir tarzları var&#8221;. </em>Bu sözü ona söyleten sebep de bir kuşatma esnasında karşılaştığı tablodur. İş o hale gelir ki, siper kazan kura neferlerini öldürmekten düşman bıkar, mühimmat biter ama nefer bitmez, daha da ilginci düşman ölmekten bıkmaz&#8221;. Fatih Sultan Mehmet de ilginç bir karakterdir bu konuda. Tek başına &#8220;kardeş katli fermanı&#8221; dahi yeterken İstanbul kuşatması esnasında cereyan eden olay da ilgimi çekmişti. Kuşatma öncesi kapsamlı bir af çıkarır Fatih. Herkes &#8220;neden&#8221; sorusunun peşindeyken amaç kısa sürede ortaya çıkar. Afla salıverilenlerin hepsi kendini Bizans surlarının önünde bulur bir anda. Sonuç malum tabi: Toplu kıyım! Çift taraflı bir fayda sağlanmıştır; hem düşman zayıflatılmış hem de memlekette kapsamlı bir temizlik(!) hasıl olmuştur.</p>
<p>         Söz Fatih&#8217;ten açılmışken isterseniz onu bir de Venedikli bir düşmanından dinleyelim: <em>&#8221; Saygıdan çok korku uyandırır, amacında inatçı, üç dili çok iyi bilir, Papaların, kralların, ülkelerin tarihçelerini ezbere anlatır, Önünde daima Avrupa&#8217;yı gösterir bir kabartma haritanın üzerinde çalışır, Romalılar ve krallıklarla ilgili metinleri okumaktan ve okutmaktan zevk alır&#8230;&#8221;</em></p>
<p>         Yanisi şu ki; Osmanlıyı harem dairesinin anahtar deliğinden gözetleyerek öğrenmeye kalkmak, abesle iştigalden öte bir mana ifade etmez. <strong><em>Dünyanın tanıdığı ismiyle Muhteşem Süleyman&#8217;ı bir harem dairesine sığdırmak, kompleksle cilalanmış, içinde nefret barındıran bir zekayı gerektirmekte.</em></strong></p>
<p>         Tecrübeyle sabittir, o da bizde fazlasıyla mevcut&#8230; (bkz. İskender Pala- iki darbe arasında)</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2011/01/20/osmanli-iyidir-hostur-da/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2011/01/20/osmanli-iyidir-hostur-da/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat Kitap: Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/27/dikkat-kitap-gazetecilik-neden-dibe-vurdu/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/27/dikkat-kitap-gazetecilik-neden-dibe-vurdu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Sep 2010 11:03:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Dikkat Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11587</guid>
		<description><![CDATA[Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?
 Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk&#8230;  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="size-full wp-image-11590 alignright" title="nouvelle-image" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?</p>
<p> Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk&#8230;  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>&#8230; Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>&#8220;gazeteci gibi&#8221;</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor&#8230;</p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/27/dikkat-kitap-gazetecilik-neden-dibe-vurdu/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/27/dikkat-kitap-gazetecilik-neden-dibe-vurdu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tehlikenin farkında mısınız?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/24/tehlikenin-farkinda-misiniz-3/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/24/tehlikenin-farkinda-misiniz-3/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Sep 2010 08:08:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Özlem Yağız</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Basın Özgürlüğü]]></category>

		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11527</guid>
		<description><![CDATA[
Karar verdim artık gazetelerin üçüncü sayfa haberlerini hatta ikinci sayfa haberlerinin dahi ekserisini okumuyorum. Çünkü zaten habercilik denilen şeyin gerçekliğine inanmıyorum.
 Geçen sene bu zamanlar öldürülen Ceylan için yaptığımız kampanyada bir parça isyan etmiştim. &#8220;Yahu arkadaşlar Obama&#8217;nın kızına almak istediği köpeğin haberine neredeyse yarım sayfa ayıran basın en çok güvendiklerimiz dahil Ceylan için yaptığımız kampanyayı görmedi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/medyanin_olumsuz_etkileri_2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-11529" title="medyanin_olumsuz_etkileri_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/medyanin_olumsuz_etkileri_2.jpg" alt="" width="450" height="270" /></a></p>
<p>Karar verdim artık gazetelerin üçüncü sayfa haberlerini hatta ikinci sayfa haberlerinin dahi ekserisini okumuyorum. Çünkü zaten habercilik denilen şeyin gerçekliğine inanmıyorum.</p>
<p> Geçen sene bu zamanlar öldürülen Ceylan için yaptığımız kampanyada bir parça isyan etmiştim. &#8220;Yahu arkadaşlar <strong>Obama&#8217;nın kızına almak istediği köpeğin haberine neredeyse yarım sayfa ayıran basın</strong> en çok güvendiklerimiz dahil Ceylan için yaptığımız kampanyayı görmedi bile. Üstelik hepsine basın bildirisi yolladık.&#8221; diye. Fazlaca üsteleyip dertlenince bir zamanlar uzun zaman bir haber ajansında çalışmış arkadaşım şöyle demişti: Çok safsın. Sen bu sağa sola canhıraş yolladığınız bildirileri <span id="more-11527"></span>kaale alacaklarını mı sanıyorsun. Gazeteye haber hazırlayan ortalama bir muhabirin yaptığı şey şudur. Sabah bilgisayarının başına geçer falanca , filanca haber ajansının önünde beliren yüzlerce haberinden gözüne kestirdiklerini seçer. Takriben saat 11.00 e kadar da bu işi bitirmek durumundadır. Senin yolladığın metni şunu bunu görmez bile!</p>
<p> Dikkat ediyor musunuz. Hemen hemen hangi gazeteyi açarsanız açın karşınızda üç aşağı beş yukarı aynı cümleler ile belirir haberler. İster yurt içi haberler deyin ister Toplum ve Yaşam sayfaları her gün belli bir otomatiğe bağlanmışçasına önünüze gelecek haberler bellidir. Birkaç tane trafik kazası haberi, onun iki üç katı gasp, silahlı soygun, dolandırıcılık haberi ve gazete editörlerinin ilgi katsayısı ile orantılı olarak taciz, tecavüz ve cinsel sosu bol baharatlı haberler. Peki insan dediğimiz canlı bir gün mutlaka ölecekse ve 70 milyonluk ülkede her gün belli sayıda insan da trafik, cinayet gibi sebeplerle bu taktiri ilahi dediğimiz olayı gerçekleştirmek durumundaysa ve yine 70 milyonluk ülkede herkes bir melaike olmadığına göre, her gün belli miktarda adli vaka gerçekleşmesi akla mantığa aykırı olmadığına da göre, her biri manda boku kadar irilikte bu kaza ve ölüm haberlerini her Allah&#8217;ın günü bizler için bu kadar çekici, vazgeçilmez ve mutlaka okunulası kılan nedir? Üstelik tıklım tıkış gazete sayfalarını dolduran bu haberler arasına çoğu zaman küçücük de olsa insanlığa, umuda dair bir iki habercik de sıkışmaksızın! Biz &#8220;çılgın Türkler&#8221; bir gün gazete sayfalarını açtığımızda ağzı salyalı tecavüz haberleri, gasp, soygun haberleri yerine ağırlıklı olarak umut veren güzel haberleri görsek manik atak mı geçiririz? Acaba yaşadığı kurak toprakları dişiyle tırnağıyla cennete çevirmeye çalışan bir emekli öğretmenin hikayesi, Afrika&#8217;da on binlerce insanı katarakt ameliyatı ile ışığa kavuşturan bir STK ile ilgili gelişmeler ya da tek kolu ile çok başarılı bir meslek hayatını devam ettiren efsane bir doktorun son çalışmaları bizim için Konya, Ankara karayolunda yol kenarlarına saçılmış kanlı cesetlerden daha önemsiz, anlamsız, ilgiye değmez bir şey midir?</p>
<p> Gitgide üçüncü sayfalardan ikinci sayfalara terfi eden bu otomatiğe bağlanmış trajedi haberciliğinin tamamıyla hayal mahsulu bir ilgi alanı olduğunu da iddia edemeyiz öte yandan: Sokağımızda çıkan bir kavgada, acı bir fren sesiyle tüm mahalle sakinleri pencereye koşarız.  Üstelik fren sesi ne kadar acı, sokakta feryat eden kadının çığlığı ne kadar canhıraş, çıkan kavgada yükselen küfür ve kan kokusu ne kadar fazla ise daha büyük bir endişe ve merakla uzanır pencereden kafalar.  Uzanan başlar içeri girdiğinde bizlerde kalan halimize şükür etmek ile karışık bir iç sıkıntısı ve şiddetli bir güvensizlik duygusu olsa da sonuçta &#8220;gerçeğin&#8221; bu yüzünü görmeyi istemek son derece insani bir haldir. Ama böylesi bir insanlık halinin getirdiği ciddi bir handikap da var. Son derece bıktırıcı ve hep daha fazlasını görmeyi arzulatan bir gerçeklik istemi bu.</p>
<p> Bir süre sonra böylesi bir gerçekliği burundan çekmek yetmez damardan almak gerekir. Bu yüzdendir ki mesela aradan bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen Münevver Karabulut cinayeti hala gazeteciler için büyük bir cazibe konusu. Onun hayatının tüm ayrıntılarını, ölümünün en trajik yanlarını defalarca döne döne trajına meze yapmış medya ordusu hala bu cinayetin yeni yeni detaylarını sunuyor sabah kahvaltı sofralarımıza. Kanlı çamaşırlar, cinayet aletine zoomlanmış görüntüler, Münevver&#8217;in yazdığı son duygu dolu mektuplar&#8230; Ellerinde olsa canlı yayında cinayet anını verecek hatta kesilen başın boyun damarlarına bile odaklayacaklar kameralarını! Çünkü trajedi müptelası olmuş ya da olduğu varsayılan bizlere 17 yaşında bir kızın öldürüldüğü haberi yetmiyor. Onun ölüm anında en son dakikada yaşadığı acıları, katiliyle yazışmalarını, kanlı tişörtlerini görmek istiyoruz. Bizlere gerçeği sunmakla görevli olduğu iddiasındaki medyanın çılgın hipergerçeklik fantezileri ile yok ediliyor olayların gerçekliği hakikat arayışımızın yanı sıra.</p>
<p> Trajedinin varlığı yadsınamasa da hayatlarımızda genellikle ne bu yoğunlukta yer alır ne de böylesine &#8220;saf&#8221; trajedidir yaşananlar oysa. Hüzün dolu pek çok hikayenin yanında umuda dair, insan olmaya dair bir küçük hikayecik daha buluruz. Sokağa çıktığımızda bir okulun bodrum katına layık görülmüş özürlüler sınıfında olanca şefkati ile çalışan bir tecrübeli öğretmenin hikayesi ile karşılaşırız mesela .Yardım alan fakirlerin kendilerine gelen yiyecekleri kendisi gibi diğer fakirlerle bölüştüğüne şahit oluruz. Izdırap ile umut, kahpelikle insanlık, korku ile kahramanlık yan yana yürür çoğu zaman. Kötülük ve trajedi ise hayatın merkezi değil olsa olsa kenarıdır. Ne kadar gazetelerin üçüncü sayfaları silme bu haberlerle dolarsa dolsun istisnadır tüm o yazılanlar, adım başı yaşadığımız hakikat değil!</p>
<p> Öte yandan gecenin geç bir vakti şöyle bir nefes almak için gittiğimiz bir kafenin sahibine bizim halkımız bu saatte yüksek volümlü tekno müzik dinlemeyi tercih eder ısrarcılığı ile eziyet ettiren, bizleri güzelim Anadolu işi konaklar yerine beton tımarhanelerde yaşamayı istediğimize ikna eden, ninemizin kilimlerini üç kuruşa sattırıp sentetik kokmuş halıflekslerle evlerimizi döşettiren, deniz kenarı yerine alışveriş merkezlerinde, çay yerine kola içerek, kadınbudu köfte yerine hamburger, aşure yerine donut yiyerek, top yerine play station oynayarak mutlu olabileceğimize inandıran modern  vesvese şeytanı habercilik denilen şeyin de trajedi pazarlamacılığı olduğuna ikna etmiş görünüyor insanlığı.</p>
<p> Bilinçli ya da bilinçsiz pek de masumane bir oyun değil haberciliğin bu türlüsü aslında. Sabah gözümüzü açar açmaz evlerimize hücum eden bunca acı, bunca kan, ölüm, tecavüz ve gasp haberi ister istemez yıkılması güç bir duvar örüyor etrafımıza: Taşlarını umutsuzluk, korku, umursamazlık ve güvenlik kaygısının oluşturduğu muhkem bir duvar. Avuç avuç tüketilen anksiyete ilaçlarına rağmen hepimizin zihni aynı tehlike çanlarını çalıyor. Hiç birimiz güvende değiliz diyor o çanlar bize daha çok korunmaya, daha çok güvenlik sistemlerine, daha çok kolluk gücüne, daha modern silahlara, daha fazla ve katı yasaya, daha çok kontrol edilmeye daha çok eğitime (devlet menşeli düşünce kontrolüne) ihtiyacımız var.  Sokak kameraları ile gözlenmeli, ihbar hatları kurmalı, kimlik bilgileri devletçe kaydedilmemiş hiçbir insan kalmamalı. Okul koridorları online internette görüntülenmeli, ivedilikle özel kuvvetler oluşturmalı&#8230;</p>
<p> Fransızların modern devlet polisleşmiş devlettir sözüne nazire yaparcasına Orwell&#8217;in Büyük Biraderine doğru koşar adım ilerliyoruz. Ali&#8217;nin topu Agop&#8217;a atmaması için daha fazla kasmaya da gerek yok artık. Ali, Agop, Berivan falan kalmayacak bu gidişle. Vatandaş 15748635 olmaya doğru giden yolları kolektif güvenlik kaygılarımızla döşüyoruz.</p>
<p> Tehlikenin farkında mısınız?</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/medyanin_olumsuz_etkileri.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-11530" title="medyanin_olumsuz_etkileri" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/medyanin_olumsuz_etkileri.jpg" alt="" width="480" height="271" /></a></p>
<p> </p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<h3><a title="Permanent Link to Gazeteci içeri, insanlık dışarı" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2009/03/28/muhsin-yazicioglu-bbp/">Gazeteci içeri, insanlık dışarı »</a></h3>
<div class="entry">
<div class="entry">
<div class="entry">
<p>[... Ölen parti başkanının yeğeni ile röportaj yap şimdi de muhabir bozuntusu. Ama hemen verme acı haberi. Biraz konuşsun sonra tek tesellimiz hala hayatta olması derken yeğen mikrofona pat diye maalesef şimdi haber aldım ölmüş dayınız de. Genç adam ağlasın, sen kamerayı suratına zumla. Görüyorsunuz yıkıldı yeğeni, burada insanların hali çok kötü falan diye zirvala dur [...]</p>
<h3><a title="Permanent Link to Müptezel Basın Dibe Vurmuş Dediler, Şaşırrrdım!" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/19/muptezel-basin-dibe-vurmus-dediler-sasirrrdim/"><span style="color: #0000ff;">Müptezel Basın Dibe Vurmuş Dediler, Şaşırrrdım! »</span></a></h3>
<div class="entry">
<p> Zira o kadar derindi ki saygıdeğer basınımızın yıllardır inmekte olduğu derinlikler ve bu derunumuza dalışlar sırasında bize reva gördüğü travmatik şoklar bir türlü inilmez, bu inişlerin sonu gelmez sanırdım.<br />
 Ben ol da gör demiş Seyit Göktepe bir türlü başlamaya fırsat bulamadığım[...]</p></div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/24/tehlikenin-farkinda-misiniz-3/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/24/tehlikenin-farkinda-misiniz-3/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TARTIŞMA: Türk gençliği kimleri örnek alıyor?</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2010/09/15/tartisma-turk-gencligi-kimleri-ornek-aliyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2010/09/15/tartisma-turk-gencligi-kimleri-ornek-aliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2010 22:01:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>O. Tan Haskol</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[şiddet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=11117</guid>
		<description><![CDATA[
Videoyu izlemek için :
Birinci bölüm
İkinci Bölüm

Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Calibri;"><strong><img class="alignnone" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/07/tan_haskol_anayasa.jpg" alt="" width="315" height="213" /></strong></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Calibri;"><strong>Videoyu izlemek için :</strong></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="font-size: small; font-family: Calibri;"><a href="http://www.imedya.tv/watch.php?web=5126" target="_blank"><strong>Birinci bölüm</strong></a></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><a href="http://www.imedya.tv/watch.php?web=5140" target="_blank"><strong>İkinci Bölüm</strong></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/kurtlar_vadisi.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-11118" title="kurtlar_vadisi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/kurtlar_vadisi.jpg" alt="" width="308" height="139" /></a></span></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2010/09/15/tartisma-turk-gencligi-kimleri-ornek-aliyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2010/09/15/tartisma-turk-gencligi-kimleri-ornek-aliyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ben Senin Kaybettiğin Duanım!</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/12/21/ben-senin-kaybettigin-duanim/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/12/21/ben-senin-kaybettigin-duanim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Dec 2009 20:58:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>eg</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[kirik kalpler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=7841</guid>
		<description><![CDATA[Genellikle T.V dizileri hakkında yazmayı tercih etmem. Aynı şekilde genellikle STV&#8217;de yayımlanan dizileri, bir iki istisnası dışında beğendiğimi söyleyemem. Ancak STV&#8217;de, değişik bir zihin ve anlayıştan geldiği belli olan &#8220;Beşinci Boyut&#8221; dizisinin yönetmeni olan Hasan Kıraç&#8217;ın yaptığı ve birkaç bölümünü izlediğim &#8220;Kırık Kalpler&#8221; dizisini izleyince bu dizi hakkında yazmanın gerekli olduğunu düşündüm.
Polonyalı  büyük yönetmen Kieslowski&#8217;nin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_kirik_kalpler.png"><img class="alignleft size-medium wp-image-7843" title="20091222_derin_dusunce_org_kirik_kalpler" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091222_derin_dusunce_org_kirik_kalpler.png" alt="" width="223" height="124" /></a>Genellikle T.V dizileri hakkında yazmayı tercih etmem. Aynı şekilde genellikle STV&#8217;de yayımlanan dizileri, bir iki istisnası dışında beğendiğimi söyleyemem. Ancak STV&#8217;de, değişik bir zihin ve anlayıştan geldiği belli olan &#8220;Beşinci Boyut&#8221; dizisinin yönetmeni olan Hasan Kıraç&#8217;ın yaptığı ve birkaç bölümünü izlediğim &#8220;Kırık Kalpler&#8221; dizisini izleyince bu dizi hakkında yazmanın gerekli olduğunu düşündüm.</p>
<p>Polonyalı  büyük yönetmen Kieslowski&#8217;nin ‘Dekalog&#8217; adlı 10 bölümlük dizisinin öncelikle TV için yapıldığını  hatırlayalım. Yine Fassbinder&#8217;in ‘Berlin Alexanderplatz&#8217; adlı filmi bir televizyon dizisiydi aslında. Ya da Edgar Reitz&#8217;in ‘Heimat&#8217; adlı dizisi&#8230; Kırık Kalpler dizisini bu büyük yönetmenlerin yaptıkları diziler ayarında gördüğüm için vermiyorum bu örnekleri. Ancak Hasan Kıraç&#8217;ın bu son dizisinde önemli ışık gördüğümü söylemeliyim.<span id="more-7841"></span></p>
<p>Dizinin her bölümünü, aynen Dekalog bölümlerinde olduğu gibi birbirine bağlayan unsurlar, bu dizinin bölümlerini birbirinin devamı gibi görmemize de zemin hazırlıyor. &#8220;<em>Ben, senin uzaklara savurduğun, kaybettiğin duanım</em>&#8221; diyerek, başı derde girmiş, Allah&#8217;tan umudunu kesmiş insanlara duanın önemini anlatan ‘küçük kız&#8217; ile &#8220;<em>hala çöplerini dışarı bırakmamışlar</em>&#8221; diyerek her bölümde ortaya çıkan ‘sokak temizlikçisi amca&#8217;, Dekalog&#8217;daki beyazlar giyinen adam gibi işlev görüyorlar adeta.</p>
<p>Dekalog&#8217;da her bölümde bir iki defa en can alıcı noktalarda boy gösteren, beyazlara bürünmüş ve konu ile ilgisiz gibi görünen gizemli adam, insanoğlunun yazgısında var olan -ve bazen kendi elinde olmayan- bir takım unsurlara vurgu yapıyor gibidir. Kaderiyle insan eylemi arasındaki çetrefil ilişkiyi düşünmemize vesile oluyordu belki de! Kırık Kalpler dizisindeki &#8220;dua-kız&#8221; ise derdi olan kişilere &#8220;beni, ait olduğum yere - Allah&#8217;a - gönder&#8221; diyerek onların kendi eylemleri, duaları ve yazgıları arasındaki ilişkiye gönderi yapıyor. Ancak dua ile insanın kendi yaptığı eylemleri arasında bir bağlantı da olmalı. İnsan kendisini değiştirmeli ki, Allah da onun hayatını, aile ve sevdikleriyle ilişkisini düzeltsin. İyiyi talep etsin ki insan, kötülükten ve zorluklardan uzaklaşmak için ettiği duası buna bir vesile olsun! Yani temizlikçinin, her bölümde değişik biçimlerde söylediği &#8220;<em>çöplerini dışarı çıkarmazlarsa tabii ki evleri kokar</em>&#8221; sözleri bu biçimde okunabilir.</p>
<p>Kırık Kalpler her şeyden önce İslam irfanının her zerresine sızdığı bir güzellik olarak dikkat çekiyor. Allah&#8217;ın - insan O&#8217;na sırtını dönmediği sürece - insandan yüz çevirmeyeceğini gösteren bir film olarak Kırık Kalpler, daha önce Beşinci Boyut dizilerinde yapılan ve insanın kaderiyle eylemleri arasındaki ilişkinin bir başka boyutunu ortaya koyan biçimin, daha ileri, daha derinlikli ve daha az didaktik bir versiyonu olarak, ilk izleyişte farklılığı ile dikkat çekiyor.</p>
<p>Diziler doğal olarak insanlara kendi hayatlarından bazı hikâyeler anlatırlar. Üstelik bunları çok kısa sürelerde yapmak zorunda kaldıkları için, dizi yönetmenleri birkaç bölümden sonra sıradanlığa düşmekte ve tekrarlarla yetinmektedirler. Ancak Kırık Kalpler dizisinin bir önemli avantajı, tekrarların aynen büyük şiirlerde ve kutsal kitaplarda olduğu gibi sıradanlık değil, derinleşme, bütünleştirme ve pekiştirme hâlini almasıdır. Dekalog&#8217;daki tekrarların, yukarıda açıklamaya çalıştığım fonksiyonları, aynı güçlülükle Kırık Kalpler dizisinde de görünüyor. Hikâye, sadece görünür gerçeklikle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda hayatın, her zaman insanın elinde olmayan bir başka boyutunu da hissettiren bir boyuta sıçrıyor bu dizide. Aynen Dekalog&#8217;da olduğu gibi&#8230; Dua, tam da bu boyutun hissedilmeye başlandığı anda, büyük bir güçle filmin ana aktörü oluyor ve kendisini bir gözyaşı, bir serinlik, bir ferahlık olarak sunuyor bizlere.</p>
<p>Ancak küçük bir kusurdan bahsetmeden edemeyeceğim. Bence, küçük dua-kızı özel efektlerle gösteren kısımlar gereksizdir. Zira zaten film, aynen Dekalog&#8217;da olduğu gibi, kendisini, böyle bir efekte başvurma gereği duymadan sözünü ettiğimiz ve hissettiğimiz o özel boyuta açıyor. Beşinci Boyut&#8217;ta bir başka boyuta ait olan Salih ile Hocası, Hızır(a.s.) ile ilgili bir irfanî boyutu çağrıştırıyorsa, dua-kız da böyle bir boyutta kendisini görünür kılıyor. O yüzden, zaten kalbî olarak açılmış olan o kapıyı, özel efektle göstermeye çalışmak, konunun anlatımını güçlendirmekten ziyade zayıflatıp komikleştiriyor bence.</p>
<p>Son tahlilde Kırık Kalpler özel ve güzel bir dizi. Eğer Hasan Kıraç, yaptığı  dizilerdeki didaktizmi biraz yontar, irfanî olanın şiirsel aktarımına biraz daha yoğunlaşırsa ve özel efektlerle ilişkisini bir daha dönmemek üzere bitirirse, çok daha güzel diziler (ve filmler) yapabilirmiş gibime geliyor.</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu konu ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p> </p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="107" height="154" /></span></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Buradan indirin</span></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-13292" title="kitap-tanitan-kitap2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/11/kitap-tanitan-kitap2.jpg" alt="" width="106" height="152" /></a>Kitap okumak… Jean Paul Sartre, Nazan Bekiroğlu, Toshihiko Izutsu, Henri Bergson, Mustafa Kutlu, Dostoyevski, Elif Şafak, Clausewitz, Sadık Yalsızuçanlar, Alber Camus ile sohbet etmek… <strong>Suyun resmine bakmakla yetinmeyen, su içmek isteyenler için var kitaplar. </strong>Mesnevî var, El-Munkızü Min-ad-dalâl, Kitab Keşf al Mânâ, Er-Risâletü’t-tevhîd var.  Elinizdeki bu kitap Derin Düşünce yazarlarının seçtiği kitapların tanıtımlarını içeriyor. Bizdeki yansımalarını, eserlerin ve yazarların bıraktığı izleri. Farklı konularda 44 kitap, 170 sayfa. Zaman’a ayıracak vakti olanlar için… <a href="http://www.derindusunce.org/img/kitap_tanitan_kitap_1.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz.</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">Derin Göz</span></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="108" height="171" /></span></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong><span style="color: #0066cc;">Buradan indirebilirsiniz</span></strong></a>)</p>
<p> </p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/12/21/ben-senin-kaybettigin-duanim/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/12/21/ben-senin-kaybettigin-duanim/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ekmek arası merhamet</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/03/19/sosyal-devlet-akp-secim-yatirimi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/03/19/sosyal-devlet-akp-secim-yatirimi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2009 15:41:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[AKP]]></category>

		<category><![CDATA[Sosyal Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[ibrahim tatlises]]></category>

		<category><![CDATA[secim yatirimi]]></category>

		<category><![CDATA[yildiz tilbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3924</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Mehmet Şarman
İçinde bulunduğumuz kültürün iyilik anlayışı, bana çok sakat ve bayağı geliyor. Cennette bir metrekare kapmak için dilencinin suratına fırlatan bozukluklar; ya da ışık geçirmez bir gelecek için bankaya yatırılan para gibi algılanıyor iyilik. Bu yüzden ebeveynlerimizin bize bakmalarına karşılık, kendimize az biraz geldiğimizde beklentileri ayağımıza pranga gibi dolaşıp, hayatımız boyunca sırtımızda taşıyacağımız bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><strong><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090319_derin_dusunce_org_merhamet_ibo_yildiz_tilbe.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3926" title="20090319_derin_dusunce_org_merhamet_ibo_yildiz_tilbe" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/03/20090319_derin_dusunce_org_merhamet_ibo_yildiz_tilbe.jpg" alt="" width="149" height="177" /></a>Yazar: Mehmet Şarman</em></strong></p>
<p align="justify">İçinde bulunduğumuz kültürün iyilik anlayışı, bana çok sakat ve bayağı geliyor. Cennette bir metrekare kapmak için dilencinin suratına fırlatan bozukluklar; ya da ışık geçirmez bir gelecek için bankaya yatırılan para gibi algılanıyor iyilik. Bu yüzden ebeveynlerimizin bize bakmalarına karşılık, kendimize az biraz geldiğimizde beklentileri ayağımıza pranga gibi dolaşıp, hayatımız boyunca sırtımızda taşıyacağımız bir kambura dönüşebiliyor.<span id="more-3924"></span> Vicdanımızın en geniş sahasına aksi bir ihtiyar edasıyla kurulan, söz konusu yıkıcı beklenti,   kendine has kıskançlık ve benciliğiyle &#8220;olaylara karışma ha&#8221; direktifiyle tüm yabancıları kovalarken, vicdanımız da bu dar sorgulamalardan kurtulup, olması gereken yere hep uzak kalıyor. Kaldı ki iyilik yapmak kolay olmadığı gibi herkesin herkese iyilik yapabileceğini de söylemek çok zordur. Yaşlı bir insana arabada yer vermek, komşunun ağır poşetlerini taşımak, adres sorana uzatılan bir parmak olmak, borç para verip, kamçısını hazırlamak gibi basit günlük yardımlaşmalar birer iyilik olmaktan çok uzak şeyler. Yardımlaşma, gündelik hayat içerisinde karşılıklı yaşamımızı kolaylaştıran bir takım gereklilerden başka da bir şey değildir. Kaldı ki bu dahi yapılamıyor. Oysa iyilik, en başta derin bir kavrama gücünü,  anlayış sezgisini ve karşılık beklememe erdemini gerektiriyor. İlişki de bulunduğumuz insanın, genelleştirirsek toplumu ve evreni    anlayıp, potansiyelini, en derin ihtiyaçlarını görüp, bunun ortaya çıkarılması, yolunda yürümesi için destek olmak iyiliğin kapısını tıklatmaktır. Buraya kadar gelen bir insanın yapacağı fedakârlığı, minnet etmenin ateşinde kül etmeyeceği de açık bir gerçektir. İyilik yapabilme yeteneğine sahip olmak aynı zamanda bir liyakati, denkliği gerektirir. Bir dosta, bir arkadaşa, ya da herhangi birine  bu şekilde bakmak, biraz da bizim içimizde &#8220;o değerlere&#8221; duyduğumuz sevgiden kaynaklanır. Bu iyiliğin her iki tarafı da tatmin eden yoğun bir eylem olduğunu gösterir. Yaşama değer veren biri için, yaşamı koruma çabası aynı zamanda kendini de koruma çabasıdır. Bu bir bencillikten öte,   daha çok geniş bir ufkun, evrene sahiplenme tutkusunun bir işaretidir.</p>
<p align="justify">      İyilik sandığımız birçok şeyi öldüren de minnet duygusudur. Bunu her gün o kadar çok görüyoruz ki, bir birine minnet edenlerin, haklı çıkma endişesinden bin dereden su getirenlerin bolca yaşadığı bir ülke burası. Haklı olmaya bu derece ihtiyaç duyanların kötü bir suçluluk duygusu altında ezildiğini de hesaba katmak lazım, ayrıca. Başbakanı bir yol asfaltlatmasını, suyunu onarmasını basit bir ihtiyaç olduğunu unutup, görev duygusundan, yardımlaşma mertebesine çıkarıp,  eşi benzeri bulunmaz bir iyilik abidesi olarak görebiliyor. Ve bir çok politikacı, bunu ancak kendilerine kayıtsız şartsız bağlı kaldıklarında verilecek bir hizmet(!) olduğunu pişkince söyleyebiliyor. Böylesi çarpık bir mekanizmanın devamı da, iyilik yapanlar kadar, iyilik yapılanın da aynı düşüncede olmasıyla sağlanıyor. Kendisine iyilik yapıldığını düşünenin, asla yapılanın hafifliğini göremeyip bu ağır minnet duygusu altında ezilmesi, yönetenlerin hep işine gelmiştir. Hatta çoğu zaman iktidar bu yanılsamayı kullanarak, avucundaki, <em>alın teri, sorumluluk, şeref borcu</em> gibi kavramlarla tepemize öpülecek &#8220;bir baba eli&#8221; kutsallığıyla kuruluyor. Yaşam alanımız, daraldıkça daralıyor.</p>
<p align="justify">      Son zamanlarda bunları bana tekrar düşündürten &#8220;İbo Şov&#8221; programına katılan Yıldız Tilbe ile İbrahim Tatlıses arasında geçen ve bu çarpık anlayışın en somut örneği olacak kadar, yaşanan açık tartışmaydı. Kendi programına katılan Yıldız Tilbe&#8217;nin şarkılarını sahnede kendinden başka hiç kimsenin varlığına katlanamayan isterik, bencil bir adamın kabalıklarıyla ikide bir bölüp, Yıldız Tilbe buna bozulunca, İbrahim Bey, çıkınındaki iyilikleri dökmek zorunda kaldı. Tilbe, dayanamayıp bunun yapmaması gerektiğini ısrarla söyledi. Tatlıses ise, insanın en mahrem duygularından tutun, zaaflarına kadar her şeyi, bir espriye malzeme olarak kullanma hakkını lahmacunların gücüyle çoktan satın aldığı  için; bayan sanatçıyı deyim yerindeyse hiç tınlamadı. Tilbe&#8217;nin  imparatorun bir sorusuna (kabalığın Everest&#8217;ine) şarkıdan sonra, geciktirerek cevap vermesi gerilimi iyice artırdı. Bir kadının erkeğe öyle ya da böyle, istediği her anda cevap vermesi gerektiğini düşünen,  üstelik &#8220;misvakla terbiye etmekten&#8221; topuğuna sıkmaya kadar terfi etmiş İbrahim Bey, kabalıklarına ara vermedi. Midesindeki acılı çiğ köfteyi çıkardı sonunda. &#8220;Ben vakti zamanda seni dövmekten kurtardım, sen hala bana nasıl cevap verirsin&#8221; kabilinden iyiliğine karşı, kendisine yapılan nankörlüğü kınadı. Hayvanlar dahi böyle durumlarda türdeşini korurken, Tatlıses bunu öyle bir minnet duygusuyla pekiştirmiş ki, Tilbe ve diğerlerine de yapılanı asla unutmamak, gözlerde bir kara perde, dilde bir kekemelik olarak taşımak düşmüş.  Yaptığı şey&#8217;in ne kadar iyilik olduğuna, değinmek artık gereksiz. Yalnız Yıldız Tilbe&#8217;nin de aynı minnet duygusundan payını aldığını son derece cılız çıkan sesinden gördük. İki toplum insanın kendi iyilik-minnet yanılsamaları içinde gırtlaklarına kadar çamura battıklarını, İbo&#8217;nun söylemlerine seyircilerin alkışları eşliğinde ekranlarda canlı izledik. </p>
<p align="justify">      Bu anlayış(sızlık) sadece İbrahim&#8217;in sorunu değil, aydınından tutun, doktoruna, ve politikacısına kadar çoğumuzun çıkmazı. İyilik yap at denize, balık bilmesi Halik bilirden , bir had bildirmeye varan bir bakış. Bu yüzden bazı şeylerin kökten değişmesi için büyük bedelleri veriyoruz. Bir türlü muhalefet yapıp, layık olduğumuz bir hayatı yaşayamıyoruz. Bugün, Tatlıses&#8217;in kabalığını kınadığını sanan nice politikacının yaptıkları birbirine çok yakın şeyler.  Beyaz eşya dağıtarak, ya da seçim yaklaşınca hummalı bir yol, kanalizasyon çalışması yapan tüm belediyeler, hepsi de bize aynı oyunun paçavraları gözüyle bakıyorlar. Adeta &#8220;biz size değil, hayatlarınıza, dilinize özgürlüğünüze değil; sadece oylarınızı talibiz; ve siz bir mühürden, bir kağıt parçasından daha öte değilsiniz diyorlar&#8221; . Bunları İbrahim Tatlıses&#8217;le bol acılı bir çiğ köfte partisinde bir araya getirip, ne zamana kadar fasıllarına, çiğ köftelik sözlerine  kulak kabartıp, şakşakçılık yapacağız.</p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/03/19/sosyal-devlet-akp-secim-yatirimi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/03/19/sosyal-devlet-akp-secim-yatirimi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Recep İvedik: Halkın elitlerden intikamı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2009 14:09:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emre Er</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[CHP]]></category>

		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Recep İvedik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3563</guid>
		<description><![CDATA[Şahan Gökbakar&#8217;ın Recep İvedik&#8217;i sayesinde içimizde elit tabakaya karşı yıllarca birikmiş ve her gün artan zehiri en zararsız yoldan boşaltıyoruz. Bu yönüyle Recep İvedik&#8217;i toplumsal bir tedavi yöntemi olarak tanımlasak hata etmiş olmayız. 
Hiçbir başarı tesadüf değildir. Tesadüf ancak cahillerin lügatinde bulunabilecek bir sözcüktür. Recep İvedik&#8217;in ortada kalite adına çok az şey varken bu kadar başarılı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090220_derin_dusunce_org_recep_ivedik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3564" title="20090220_derin_dusunce_org_recep_ivedik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090220_derin_dusunce_org_recep_ivedik.jpg" alt="" width="119" height="178" /></a>Şahan Gökbakar&#8217;ın Recep İvedik&#8217;i sayesinde içimizde elit tabakaya karşı yıllarca birikmiş ve her gün artan zehiri en zararsız yoldan boşaltıyoruz. Bu yönüyle Recep İvedik&#8217;i toplumsal bir tedavi yöntemi olarak tanımlasak hata etmiş olmayız.</strong> </p>
<p>Hiçbir başarı tesadüf değildir. Tesadüf ancak cahillerin lügatinde bulunabilecek bir sözcüktür. Recep İvedik&#8217;in ortada kalite adına çok az şey varken bu kadar başarılı olmasının ardında sanatın dışındaki <span id="more-3563"></span>sosyolojik dinamikler yatmaktadır. Halk bu film sayesinde kendisini aşağılayan zihniyete Recep İvedik&#8217;in şahsında en ağır hakaretleri etme fırsatını bulmuştur.     </p>
<p>Recep İvedik&#8217;i sıradan bir maganda olarak tanımlarsanız, bu çaplı yüksek ilgiyi anlamak imkansız hale gelir. Şaşkınlık içinde kalırsınız. Hatta umutsuzluğa kapılırsınız. Halk kendisini bir maganda ile mi özdeşleştirmektedir? Toplumun büyük bir bölümü Recep İvediklerden mi oluşmaktadır? Cevap elbette hayır. Söz konusu olan bir magandanın adeta bir silah gibi elitlere karşı kullanılmasıdır. Söz konusu olan aşağılayan batıcı, elit zihniyete karşı bir nevi halk-maganda işbirliğidir.  </p>
<p>Türkiye&#8217;de batıcı zihniyet ilk defa tanzimat döneminde ortaya çıktı. Osmanlı&#8217;nın son dönemlerinde Türkçülük ve İslamcılık ile birlikte önemli bir yer tutan batıcılık etkilerini günümüze kadar göstermeye devam etti.  </p>
<p>Batıcıların ülke yönetiminde daima söz sahibi olmaları bir tesadüf değildir. Zira, batıcılık fikrini yeşerten, yabancı devletlerin kendi dillerini hem lafzen hem de yöntem olarak konuşacak Osmanlı bürokratlarına duydukları ihtiyaçtır. Bu nedenle yabancı okulları kuruldu. Bu okullarda hem yabancı dilde eğitim veriliyor, hem de batı kültürü her yönü ile öğrencilere benimsetiliyordu. Diğer yandan devlet, geleceğini kurtarmak için kendi eliyle batı tipi eğitim veren kurumlar da kurdu. Bu kurumlarda yetişen çocuklar Türkçülükten etkilendikleri gibi yabancı okullardaki kadar olmasa da yine batıcı akımlardan nasiplerini aldılar. Sonuçta her iki tip okulda çok iyi yetişen Türk çocukları bürokrasi içinde yükseldiler.  </p>
<p>Eğitimli ve çoğunlukla batıcı bu toplumsal kesimi &#8220;elit&#8221; olarak tanımlıyoruz. Elit kendi içinde iki sınıfa ayrılabilir. 1. elit tanzimattan bu yana gelen ülke yönetiminde söz sahibi asker-sivil bürokratlardan oluşur. İkinci elit ise 2. Dünya Savaşı&#8217;na kadar 1.&#8217;nin gayretleri ile yeşertilen burjuva sınıfıdır.  </p>
<p>Batıcılık, modernleşmenin batılılaşma ile aynı manaya geldiğini iddia eder. Batının sadece tekniğinin alınması yeterli değildir. Kültür ile bilim ayrılmaz birer bütündür. Batıcılara göre sanayi kadar batı kültürünün araçları olan opera, tiyatro, bale, batı müziği, batı eğlence tarzı, batı yemek kültürü de modernleşmenin önemli araçlarıdır. Bu nedenle batı her alanda taklit edilmelidir. </p>
<p>Günümüze kadar devlet yönetiminde hep söz sahibi olan elitler, kendileri gibi halkın da eğitilerek modern olabileceğini varsaydılar. Böylece batı kültürü yerli kültürün yerini alacaktı.  </p>
<p>Batı kültürünün üstün olduğu düşüncesi yönetimdeki elitler tarafından her vesile ile halka yansıtıldı. Devlet meddahı, karagözü değil, batı tarzı tiyatroyu, halk danslarını değil baleyi, Türk halk müziğini değil batı klasik müziğini destekledi.  </p>
<p>Batıcı zihniyete göre halk bu değişimleri anlayabilecek düzeyde değildi. O henüz beyni gelişmemiş bir çocuktu. Batılılaşma politikalarıyla onu modernleştirdikten yani büyüttükten sonra her şeyin farkına varacaktı. Ancak bu bilinçlenme sınırlı kaldı. Kültürel batılılaşma Türkiye&#8217;de başarılı olamadı. Aksine bir de yoğun bir tepkinin ortaya çıkmasına yol açtı. </p>
<p>Halk, kültürünü değiştirmek isteyen elit zihniyete doğal bir öfke ile doldu. Buna karşılık amaçlarına ulaşamayan elitler de hınçlarını halkı aşağılayarak çıkardılar. Bu davranış bugün dahi sürdürülüyor.  </p>
<p>Bir tanesi çıkıp halkın <a href="http://www.derindusunce.org/2009/01/20/darbe-gobegi-kasinan-adam-ergenekon/" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">göbeğini kaşıyan adam</span></a>lardan oluştuğunu iddia ediyor.  </p>
<p>Bir başkası halkın oyunu bir ton kömüre satabilecek kadar ucuz olduğunu ifade ediyor. (Ama nedense hiçbir ideolojik temele dayanmayan, köfte ekmek dağıtarak, İbrahim Tatlıses&#8217;e şarkı söyleterek insan toplayan, yakışıklı Cem Uzan liderliğindeki Genç Parti eğitimli İzmir&#8217;de oy patlaması yapıyor.) </p>
<p>Gazetelerde, televizyonlarda elit kesimin üyeleri ya da elit özentileri her gün demokrasinin bu halkla neden uygulanamayacağını anlatıyor. Bunu &#8220;Dağdaki çobanın oyu ile benim oyum bir olamaz.&#8221; diyebilecek kadar apaçık bir şekilde yapıyor. </p>
<p>Halk ne yapıyor? Görünüşte insanlar her gün gazetelerde, televizyonlarda kendilerini aşağılayan elite tepki vermiyorlar, değil mi? Yanılıyorsunuz, aslında veriyorlar. Hem de birkaç şekilde. Öncelikle tepki her devirde seçimlerle ortaya konuyor. Aşağılayan elitin partisi hep hezimete uğruyor.  </p>
<p>Ortada her gün toplu iletişim araçlarında yapılan bir aşağılama var, ve oy kullanmak bunun acısını çıkarmak için yeterince rahatlatıcı mı? Tabi ki değil. Çünkü genellikle bize bir kötülük yapıldığında aynı şekilde cevap vermek isteriz. Karşıdaki bizi aşağılıyorsa biz de onu aşağılamalıyız. Ya da ağzı laf yapan bir temsilci seçmeliyiz. O bizim adımıza elitle alay etmeli, biz de kaşınan göbeklerimizi hoplata hoplata kahkahalarla gülmeliyiz.  </p>
<p>Alay etme seansı mutlaka sinemada gerçekleşmeli. Korsan kopyaların çıkmasını ya da filmin internete düşmesini beklemeyiz. Ama düşünüldüğü gibi sabırsızlıktan değil, alay etmenin doğasından. Alay topluca yapıldığında zevki çıkar. Çocukluğunuzdan hatırlayın. Kulakları kepçe diye bir çocukla alay ettiğinizde bunu tek başınıza mı yoksa bir çocuk korosuyla mı yapmak daha zevkliydi? İşte biz göbeğini kaşıyan adamlar bu nedenle sinema salonlarında toplanıp kulakları kepçe çocuğa bütün uzuvlarımızla gülüyoruz.  </p>
<p>Esprilerin aslında komik olmadığını iddia edenler kesinlikle haklı. Çocuklar kepçe kulağa komik olduğu için gülmezler. Bu açıdan bakıldığında biz Şahan Gökbakar&#8217;a, Cem Yılmaz&#8217;a güldüğümüz gibi gülmüyoruz. Biz Şahan Gökbakar&#8217;a İngilizlerin İrlandalı fıkralarına, Amerikalıların zenci fıkralarına, Fransızların Belçikalı fıkralarına güldükleri gibi gülüyoruz. Bunların hepsinde karşıdaki toplumsal grubun &#8220;aptallıkları&#8221; anlatılır. Çocuklar arasında alay konusu &#8220;kepçe kulak&#8221; iken toplumsal kesimler arasında &#8220;aptallıklar&#8221;dır.    </p>
<p>İyi de bu çocuk görünüşte mükemmel. Kendisini halktan üstün görüyor. Böylesine eğitimli bir toplumsal sınıfın &#8220;aptal&#8221; yanı olur mu? Var. Elitte taklitçiliğin faturası olarak izah edebileceğimiz bir &#8220;aşağılık kompleksi&#8221; var. </p>
<p>Taklitçi modernleşme doğal olarak taklit edenlerde komplekslere yol açtı. Çünkü ne kadar taklit ederseniz edin orijinali ile hep arada bir fark kalır. Hep orijinale özenirsiniz. Ama bir türlü aynısı olamazsınız.  </p>
<p>Kompleksler elitlerin ve kendisini o kesime dahil hissedenlerin davranışlarını şekillendirmektedir. Daha orijinal batılı gibi görünmek için bu kesim kendi içinde birbiriyle yarışmaktadır. İşte komiklikler de buradan çıkıyor. Recep İvedik buradan ortaya çıkan kepçe kulakları gösterip onlarla alay ediyor. Biz de sinema salonlarında öcümüzü almanın zevkiyle dört köşe oluyoruz. </p>
<p>Bir kompleks göstermek için Recep İvedik&#8217;ten bir sahne almak yerine kendim bir örnek vereceğim. Bunun aynı mantığa dayanan bir benzeri İvedik&#8217;te var. Ama filmi izlemeyenlerin keyfini kaçırmamak adına onu anlatmıyorum.    </p>
<p>Örneğimiz Mc Donalds&#8217;a karşı elitin takındığı tutumla ilgili. ABD&#8217;nin bir nevi ayak üstü dönercisi Mc Donalds 1980&#8242;lerde Türkiye&#8217;de açıldığında zengin elitlerin hücumuna uğrar. &#8220;Self Service&#8221; batılı olduğu için yenilik olarak karşılanır. Halbuki aynı tarihte bir lahmacuncu &#8220;Abi, biz lahmacunu masaya getirmiyoruz, gelip kendin alacaksın. Para da peşin.&#8221; dese bizim elit bunu doğulu bir çeşit kabalık olarak nitelendirirdi. Ekmeğin arasındaki köfte de aslında yabancı değildir; ama nedense batıdan gelince tadı bir başka olur. Batıcı zihniyetin algısındaki farklılık Mc Donalds&#8217;ı böylece bir statü sembolü haline geldi.  İşte gördüğünüz gibi kompleks mantığın yerini aldı, ve ortaya bir &#8220;aptallık&#8221; çıktı.    </p>
<p>Bir örnek de filmden. Recep İvedik yoga esnasında bağdaş kuran yoga öğretmenine bunun bağdaş olduğunu söyler. Yoga öğretmeni kızarak bağdaşın doğulu barbarlığın bir oturma biçimi olduğunu ifade eder. Bunun üzerine Recep İvedik bu &#8220;aptallığı&#8221; yoginin ve diğerlerinin yüzüne içimizden geçen her şeyi hatta daha fazlasını yaparak çarpar. Maganda tarafını da sonuna kadar kullanır. Bizim sevdiğimiz onun maganda tarafı değil aslında. Ama öcümüzü alırken de doğrusu çok işe yarıyor. İşte bu yüzden Recep&#8217;i hoş görüyoruz. O öcümüzü almak için kullandığımız bir çeşit silah.      </p>
<p>İzleyenler filmi bir gözlerinin önüne getirsinler tekrar. İzlemeyenler de filme gittiklerinde bir de bu açıdan bakabilirler. Şahan Gökbakar Recep İvedik&#8217;in her karesinde elit alışkanlıkları, elit hayat tarzı ile alay ediyor. Biz de tam o karelerde gülüyoruz. Alay etmenin zevkini iyice çıkarmak için kahkahalarımızı abartıyoruz.  </p>
<p>Bir de gülemeyenler var. <a href="http://arsiv.sabah.com.tr/2008/03/05/haber,CF638C4E33684325A7D24565F66C73ED.html" target="_blank"><span style="text-decoration: underline;">Bilin bakalım kim onlar?</span></a> İlkinde filme gülemediklerini söylemişlerdi. Ama nedenini anlayamamışlardı. Tahminimce bu sefer filmi kızgınlıkla karşılayacaklar. Çünkü Recep İvedik 2 onlarla ilkinden çok daha ağır, çok daha göze sokarak alay ediyor.   </p>
<p>Şahan Gökbakar&#8217;ın Recep İvedik&#8217;i sayesinde içimizde elit tabakaya karşı yıllarca birikmiş ve her gün artan zehiri en zararsız yoldan boşaltıyoruz. Bu yönüyle Recep İvedik&#8217;i toplumsal bir tedavi yöntemi olarak tanımlasak hata etmiş olmayız. </p>
<p>Teşekkürler toplum doktoru, Şahan Gökbakar!</p>
<p> </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><strong>Sanat karanlıkta çakılmış bir kibrittir…</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-8557" title="sanat_kibrit" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/sanat_kibrit.jpg" alt="" width="150" height="217" /></a> ”…Neden bir natürmorta iştahla bakmıyoruz? Tersine ressam “yiyecek-gıda” elmayı silmiş, elmanın elmalığı ortaya çıkmış. Gerçek bir elmaya bakarken göremeyeceğimiz bir şeyi gösteriyor bize sanatçı. İlk harfi büyük yazılmak üzere Elma’yı keşfediyoruz bütün orjinalliği, tekilliği ile…” </em></p>
<p>Bu kitapta Derin Düşünce yazarları sanatı ve sanat eserlerini sorguluyor. Toplumdaki yeri, siyasî, etik ve felsefî yönüyle… Denemelerin yanı sıra son dönemde öne çıkan, ekranları, kitap raflarını dolduran eserlere (veya ürünlere?) dair eleştiriler de bulacaksınız. <a href="http://www.derindusunce.org/img/sanat_kibrit.pdf" target="_blank">Buradan indirin.</a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank">Derin Göz</a></strong></p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/derin_goz.jpg"></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/k_derin_goz.jpg"><em></em></a><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11469" title="ak_derin_goz" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/ak_derin_goz.jpg" alt="" width="144" height="204" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Sanat’a bakmak için çeşitli yapıtlardan, ressamlardan istifade ettik: Cézanne, Degas, Morisot,  Monet, Pissarro, Sisley, Renoir, Guillaumin, Manet, Caillebotte, Edward Hopper, William Turner,Francisco Goya, Paul Delaroche, Rogier van der Weyden, Andrea Mantegna , Cornelis Escher , William Degouve de Nuncques.</p>
<p>Peki ya baktığımızı görmek, gördüğümüzü anlamak? Güzel’i sorgulamak için çağ ve coğrafya ayırmadık, aklımızı uyaracak hikmetli sözlere açtık kapımızı: Mevlânâ Hazretleri, Gazalî Hazretleri, Lao-Tzû, Albert Camus, Guy de Maupassant, Seneca,  Kant, Hegel, Eflatun, Plotinus, Bergson, Maslow, …</p>
<p style="text-align: justify;"> (<a href="http://www.derindusunce.org/img/derin_goz.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz</strong></a>)</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><a title="Permanent Link to Baudolino (Umberto Eco)" rel="bookmark" href="http://www.derindusunce.org/2008/12/17/baudolino-umberto-eco/"><span style="color: #0000ff;"><strong>Baudolino (Umberto Eco)</strong></span></a> <span style="color: #0000ff;"> </span><a title="Suzan Başarslan tarafından yazılan yazılar" href="http://www.derindusunce.org/author/suzanbasarslan/"><span style="color: #0066cc;">Suzan Başarslan</span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><img class="alignleft size-medium wp-image-2644" title="20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/12/20081216_derin_dusunce_org_baudolino_umberto_eco.jpg" alt="" width="123" height="175" /></span></a>Yazınsal bir yapıt, “basit bir obje değil, çok yönlü anlam ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok yönlü organizasyonudur.”* Bu organizasyonun incelemesi de kendisi kadar zor bir organizasyonu gerektirir ki, bu yüzden bir yapıtın incelemesi adına günümüze değin, birçok kuram ve inceleme yöntemi geliştirilmiştir. Bu makalede Umberto Eco’nun yazdığı Baudolino adlı romanın incelemesi Gerard Genette’nin “Yapısal Metin İnceleme” yöntemine göre yapılacak ve yapıt, üç düzlemde incelenecektir. Bakış açısı, anlatıcı türü, ana düşünce, eserin yazılış tekniği, dil… gibi sorunlara da değinilecektir. İncelemede Şemsa Gezgin tarafından İtalyancadan Türkçeye 2003′te çevrilen Baudolino esas alınacak, tespit ve yorumlar çeviri yapıttan yola çıkılarak belirlenecek ve ifade edilecektir.  <a href="http://www.derindusunce.org/img/Bir_roman_incelemesi_baudolino_suzan_basarslan.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><strong>İncelemeyi kitap halinde indirmek için buraya tıklayın</strong></span></a></p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/02/20/recep-ivedik-halkin-elitlerden-intikami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dindarların dindarlara ihaneti</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/02/10/dindarlarin-dindarlara-ihaneti/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/02/10/dindarlarin-dindarlara-ihaneti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2009 16:28:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Kurtlar Vadisi]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Psikolojik harp]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[ergenekon nedir]]></category>

		<category><![CDATA[jitem]]></category>

		<category><![CDATA[propaganda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=3434</guid>
		<description><![CDATA[JİTEM&#8217;in Kurtlar Vadisi operasyonu üzerine çok sevdiğim bir arkadaşım bana ulaştı. Kendisi aynı zamanda Osman Sınav&#8217;la da yakın ilişkiler içinde olan birisi&#8230; diyordu bana bu arkadaşım&#8230;
&#8220;Diğerlerini bilemem ama Osman Sınav&#8217;ı çok iyi tanırım. O dönemde neler yaşadığını da iyi biliyorum. Diziyi en başarılı olduğu dönemde bırakmasının bir sebebi de bu ilişkiler ağı. Osman&#8217;a haksızlık etmişsin&#8221;
İslami [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090208_derin_dusunce_org_kurtlar-vadisi_2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3435" title="20090208_derin_dusunce_org_kurtlar-vadisi_2" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/02/20090208_derin_dusunce_org_kurtlar-vadisi_2.jpg" alt="" width="154" height="282" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/2009/02/08/jitem%e2%80%99in-kurtlar-vadisi-operasyonu/" target="_blank">JİTEM&#8217;in Kurtlar Vadisi operasyonu</a> üzerine çok sevdiğim bir arkadaşım bana ulaştı. Kendisi aynı zamanda Osman Sınav&#8217;la da yakın ilişkiler içinde olan birisi&#8230;</em><em></em> diyordu bana bu arkadaşım&#8230;</p>
<p>&#8220;Diğerlerini bilemem ama Osman Sınav&#8217;ı çok iyi tanırım. O dönemde neler yaşadığını da iyi biliyorum. Diziyi en başarılı olduğu dönemde bırakmasının bir sebebi de bu ilişkiler ağı. Osman&#8217;a haksızlık etmişsin&#8221;</p>
<p>İslami kesimden kimi ahbaplarım da yazılarımı çok isabetli bulduklarını ama Soner Yalçın ile Raci Şaşmaz&#8217;ın ayrı ayrı ele alınması gerektiği imasında bulundular&#8230; Yine kamuoyunca da tanınmış bir yazar dostum <em>&#8220;Şu an olumlu gidiyor bu ekip, o bağlamda çok yüklenmemek gerekmez mi? O zaman Ergenekoncular tarafından kullanılmışlar. Şimdi doğru yoldalar&#8221;</em> <span id="more-3434"></span>gibi bir şey söyledi&#8230;</p>
<p>Özellikle bana sunulan son argüman çok çok problemli bir bakış açısını yansıtıyor&#8230; ETÖ ile mücadele etmeyi, ETÖ&#8217;nün tüm unsurlarıyla deşifre olmasını isteyen kimi yazarlar da kontr-Ergenekon taktikleriyle mücadeleyi meşru görebiliyor&#8230; Ben buna asla katılamam&#8230; <em></em>mantığında olup, bu diziyi öven, bu ekibe yakın duran kimi yazarlar gaflet içinde olduklarını bilmelidirler&#8230; Her zaman usül esastan önemlidir&#8230; PKK için savaşmış itirafçıyı alıp, devlet için kullanmak, onu bunu öldürtmek, sağı solu bombalatmaktan farkı yok bu mantığın&#8230; Özgürlükçü-demokrat bir dünya görüşüne gerçekten inanmış hiçbir aydın hayata böyle gizli servis mantığıyla bakamaz, bakmamalıdır&#8230;</p>
<p>&#8220;Evet, Kurtlar ekibini zamanında JİTEM / Ergenekon Hasan Atilla Uğur aracılığıyla yönlendirdi. O dönem bir darbe ortamının yaratılması için &#8220;kullanıldı&#8221; bu dizi&#8230; Ama şimdi &#8220;iyi adamlar&#8221;ın eline geçti, şimdi ‘biz&#8217; kullanıyoruz&#8230; Bu soruşturmanın lehine çalışıyor bu dizi&#8230;&#8221;</p>
<p>Osman Sınav ve Raci Şaşmaz bağlamında temel mesele ikisinin de muhafazakâr kökenlerden gelmiş olmaları&#8230; <strong>Dolayısıyla yaptıklarından bağımsız olarak İslami kesim içinde de &#8220;bizim çocuklar&#8221; diye algılanıyorlar&#8230; Soner Yalçın &#8220;bizim çocuk&#8221; olmadığı için, Yalçın&#8217;a dair kimsenin şüphesi yok.</strong> Hatta Yalçın&#8217;a yüklenmemi, tüm suçu ona yüklememi sağ cenahtan gelenler psikolojik olarak talep etme eğiliminde&#8230; Oysa dindar toplumsal kesimleri Türk devlet mantığının manipüle edebilmesi açısından Yalçın kilit bir isim değil&#8230;</p>
<p>Genel olarak ulusalcı-laikçi aktörler aracılığıyla yapılacak manipülasyon ve provokasyon çabalarına karşı Türkiye dindarları müteyakkız durumda&#8230; Yalçın, Poyraz ve Küçük gibilerinin antisemitik-ırkçı çabaları daha çok laik kesim üzerinde etkili oldu. Laik kesimin ruh sağlığında büyük tahribatlar yaratıldı&#8230; Öte yandan bu üç ismin yazdıkları kitaplar İslami kesimlerin de yumuşak karınlarına oynayan bir dille yazılmıştı. Fakat yazılanlardan ziyade yazanların kimliğine bakan Türkiye dindarları bu isimlerle aralarına hemen mesafe koyabildiler&#8230;</p>
<p>İşte bu bağlamda <strong>Türk derin yapılanmasının &#8220;bizim çocuklar&#8221; aracılığıyla yaptığı operasyonlar çok daha işlevseldir. Bu sebeple çok daha tehlikelidir&#8230;</strong> Zaten bu ülkede yaşayan bütün toplumsal kesimler kendi içinden gelen insanları aracılığıyla vurulmuştur&#8230; <strong>Dindar-muhafazakâr camiaya yönelik yapılacak bir operasyon dindarlar kullanılmadan yapılamaz&#8230;</strong> Kürtler ve Aleviler bağlamında da aynı şey geçerli&#8230; Her zaman tüm toplumsal kesimler &#8220;karşı taraf&#8221;tan gelenlere karşı korunaklı, &#8220;içeriden&#8221; gelenlere karşı daha zayıf olmuştur&#8230; O sebeple &#8220;içeriden&#8221; kişilerle işbirliği yapılarak kotarılan provokasyonlar her zaman başarılı olmuştur&#8230;<em></em> <em>(2003-06)</em> örneğinde de yaşanan budur. Bir Kadiri şeyhinin oğulları olan Raci ve Necati Şaşmaz&#8217;a karşı dindarlar doğal bir yakınlık hissederler. Muhafazakâr kökenden gelen Osman Sınav ve Bahadır Özdener&#8217;e karşı da&#8230; <strong>İşte bu sebeple <em>Kurtlar Vadisi</em> <em>(2003-06)</em> dizisi bu &#8220;içeriden&#8221; isimler kullanılarak Türkiye dindarlarına karşı yapılmış büyük bir operasyondur.</strong> AK Parti de bu oyuna büyük oranda gelmiştir. 2007&#8242;de darbenin eşiğinden dönmemizde bu oyuna gelmiş olmanın çok büyük bir payı vardır. <strong>Ergenekon yapılanmasının en başarılı projesi yeniden söylüyorum <em>Kurtlar Vadisi</em> <em>(2003-06)</em>&#8216;dır&#8230;</strong> AB ve ABD düşmanlığı, Yahudi ve Hıristiyan düşmanlığı <em>Kurtlar Vadisi</em> <em>(2003-06)</em>&#8216;nın her bölümünde kışkırtılmıştır&#8230; Liberal aydınlar işbirlikçi ve hain olarak gösterilmiştir&#8230;</p>
<p>Kurtlar Vadisi</p>
<p>Muhafazakâr dil üzerinden Türk dindarları ulusalcı faşizmin bataklığına doğru bu dizi aracılığıyla çekilmiştir&#8230;</p>
<p>Herkes şunu iyi bilmeli&#8230; <em>Kurtlar Vadisi</em>&#8216;ni yönlendiren zihniyet, dindar yurttaşlarımızı insandan saymayan, Medine Bircan&#8217;ı başörtüsü nedeniyle hastane kapılarında katlettiren zihniyettir&#8230;</p>
<p>ETÖ&#8217;nün darbe planı başarıya ulaşsaydı bu ülkenin dindarlarına görülmedik zulümler yapılacaktı. AKP&#8217;liler hapislere tıkılacak, işkence tezgâhlarından geçecekti. <strong>ETÖ darbesinin tamamen ezip yoketmeyi tasarladığı başlıca oluşum da Gülen hareketiydi&#8230;</strong></p>
<p>Sınav ve Şaşmaz o döneme dair dürüstçe konuşmak zorundadır&#8230; başlıklı yazım</p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/02/10/dindarlarin-dindarlara-ihaneti/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/02/10/dindarlarin-dindarlara-ihaneti/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ergenekon&#8217;un TV projesi:Kurtlar Vadisi(2002-2006)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/01/16/ergenekonun-tv-projesikurtlar-vadisi2002-2006/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/01/16/ergenekonun-tv-projesikurtlar-vadisi2002-2006/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2009 16:34:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Rasim Ozan Kütahyalı</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beyin Yıkama]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon Nedir?]]></category>

		<category><![CDATA[Hristiyanlık]]></category>

		<category><![CDATA[Irkçılık]]></category>

		<category><![CDATA[Kurtlar Vadisi]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Yahudilik]]></category>

		<category><![CDATA[Ergenekon’un TV projesi:Kurtlar Vadisi(2002-2006)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2986</guid>
		<description><![CDATA[Ergenekon yapılanmasının cinayet,tehdit,taciz gibi işleri yürüten operasyonel tarafının deşifre edilmesi öncelikle önemli&#8230;Ergenekon soruşturması sürecinin başlamasıyla birlikte bu ülkede özellikle gayrimüslim yurttaşlarımız fiilen daha rahat ettiler,daha huzurlu uyumaya başladılar&#8230;Birkaç hafta önce LDT&#8217;nin düzenlediği,nerdeyse tüm Türkiye gayrimüslim cemaatlerinin başlıca mensuplarının da katıldığı bir toplantıdaydım.Farklı cemaatlerden gelen gayrimüslim isimlerin tamamı ortak bir dille, bu soruşturmanın başlaması ve derinleşmesiyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.google.de/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=3&amp;ved=0CCkQFjAC&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Fcategory%2Fmilliyetcilik%2F&amp;ei=IPHUTfeePI2WhQeB2eTeCw&amp;usg=AFQjCNGXEwEH74KY16Q6zkV4qUNABNIAQQ&amp;sig2=d_SDSSCEI5S0FKKpJNv8MQ" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-2987" title="20090116_derin_dusunce_org_kurtlar-vadisi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20090116_derin_dusunce_org_kurtlar-vadisi.jpg" alt="" width="236" height="230" />Ergenekon yapılanmasının </a>cinayet,tehdit,taciz gibi işleri yürüten operasyonel tarafının deşifre edilmesi öncelikle önemli&#8230;Ergenekon soruşturması sürecinin başlamasıyla birlikte bu ülkede özellikle gayrimüslim yurttaşlarımız fiilen daha rahat ettiler,daha huzurlu uyumaya başladılar&#8230;Birkaç hafta önce LDT&#8217;nin düzenlediği,nerdeyse tüm Türkiye gayrimüslim cemaatlerinin başlıca mensuplarının da katıldığı bir toplantıdaydım.<strong>Farklı cemaatlerden gelen gayrimüslim isimlerin <span id="more-2986"></span>tamamı ortak bir dille, bu soruşturmanın başlaması ve derinleşmesiyle birlikte cemaatlerine yönelik taciz ve tehditlerin bıçakla kesilmiş gibi bir anda durduğunu özellikle vurguladılar&#8230;Dolayısıyla bu dava sürecinden çok memnunlardı&#8230;</strong> </p>
<p>Biliyoruz ki 2000&#8242;lerin başından itibaren gayrimüslimleri huzursuz etmeyi amaçlayan sistematik bir çaba içindeydi bu terör yapılanması.Tehdit amaçlı mektuplar ve telefonlar ile biteviye taciz saldırıları bu dönem gayrimüslimlerin hayatında rutin bir olguydu.Bu sürekli çabanın üstüne de toplu infial uyandıracak alçakça cinayetler işlendi.Rahip Santoro,Hrant Dink ve Malatya katliamları&#8230; </p>
<p>O sebeple gayrimüslim yurttaşlarımızın Ergenekon soruşturmasına kendine solcu diyen kimi Türkler gibi tuzukuru,konformist bir dille yaklaşması imkansız.Zekeriya Öz&#8217;ün bu cesur girişimine <em>&#8220;Valla bilemeyiz,bu savcıya da,tutuklananlara da eşit mesafedeyiz&#8221;</em> tipi eyyamcı yaklaşımlara ancak etnik Türk solcuları sahip olabilir.Her an öldürülme korkusuyla yaşayan gayrimüslimler haliyle <em>&#8220;Bu soruşturma AKP ve/yada Amerikan operasyonu olabilir&#8221; </em>gibi saçmasapan şeyleri düşün(e)mezler&#8230;Kürt halkı için de durum bundan farklı değil&#8230; </p>
<p>Öte yandan gayrimüslimlerin her an katledilme ihtimalinin olduğu atmosferin yaratılması için de bu derin yapılanma sistematik olarak çalıştı bu süreçte&#8230;<strong>Bir yandan bu ülkedeki müslüman çoğunluk Ermeniler ve Yahudiler aleyhine kışkırtıldı.Garip biçimde bu kışkırtma operasyonu laik kesim üzerinde daha da çok etkili oldu</strong>.ETÖ tarafından İslami kesimi AKP&#8217;den soğutmak amaçlı Ergun Poyraz&#8217;a yazdırtılan Yahudi-düşmanı kitaplar daha çok laik/Kemalist kesim tarafından okundu.Kemalist kesim özel olarak antisemitizm genel olarak gayrimüslim-düşmanlığı konusunda 2000&#8242;lerde adeta zirve yaptı&#8230;Gayrimüslim vakıf malları,ruhban okulu,misyonerlik ve Ermeni soykırımı gibi konularda İslami kesimi sollayan manyakça saplantıları ifade eden kesim daha çok laik,eğitimli,kentli sınıflar oldu&#8230; </p>
<p>Ergun Poyraz&#8217;a dair durum artık netleşti&#8230;Peki Ergenekon tarafından aktif destek verilen tek isim Poyraz mıydı? <strong>Son dönemin ırkçı Yahudi-düşmanlığını kışkırtan diğer kitaplarının yazarlarının durumu nedir?Dahası bu kitaplardan çok daha etkili olmuş aleni ırkçılık yapmış TV dizilerinin durumu nedir?</strong> Bunu bu süreçte göreceğiz&#8230;Fakat yapılanlara bakıldığında-organik bağ olsa da olmasa da-bu işlerin(kitaplar,TV dizileri) Ergenekon terör mantığını destekler nitelikte olduğunu net olarak görüyoruz&#8230;<strong>Ergenekon yapılanmasının bir hınç ve nefret ortamı oluşturmak,bir toplumsal kargaşa ve darbe ortamını yaratmak amaçlı projesini bu diziler,kitaplar ve bu işlerin arkasındaki isimler net olarak besledi,destekledi&#8230;</strong> </p>
<p>Şüphesiz bunların başlıcası 2002-2005 döneminde yayınlanan <em>Kurtlar Vadisi</em> TV dizisidir.Bu dizi projesi devamında 2006&#8242;da <em>Kurtlar Vadisi Irak</em> adıyla bir sinema filmi olarak da vizyona girdi&#8230;2002-5 arası bu TV dizisi tamamen ırkçı-faşist bir niteliğe sahipti.<strong>Ergenekon&#8217;un planladığı şekilde içte Yahudi ve Hristiyan düşmanlığını,dışta AB ve ABD düşmanlığını körükleyen bir diziydi</strong>&#8230;Bu dizi yer yer isim verecek derecede pervasızlaştı,hedef gösterdi&#8230;Hemen hemen her bölüm izleyenlerini kin ve düşmanlığa tahrik etti,alenen ırkçı nefret ve şiddet duygularını kışkırttı&#8230;Bu diziye yönelik o dönem &#8220;Çok kanlı sahneler var&#8221; tipi eleştiriler çok yöneltildi.Fakat dizinin esas zehri bu ırkçı nefret,kin ve düşmanlığı kışkırtan tarafındaydı&#8230;Dizinin sinema filmi versiyonu da aynı hastalıklara sahipti.O filmde ABD&#8217;nin Irak işgalinde yaptığı alçaklıklar vesile edilerek yapısal bir Yahudi-Hristiyan düşmanlığı yapılıyordu.Tüm Batılı karakterler iğrenç olarak resmediliyor,Kürtler onların işbirlikçisi olarak gösteriliyordu.Bir tek Polat Alemdar&#8217;ın emrinde olan sadık ve itaatkar Kürt karakter iyiydi&#8230;<strong>Kürtler,Türk egemenlerin emirlerine uyan sadık ve itaatkar kullar oldukça meşru olabilirlerdi bu mantığa göre&#8230;</strong> </p>
<p>İşte tam anlamıyla Ergenekon terör örgütünün mantığı bu&#8230;Ergenekon&#8217;un Kürtlere layık gördüğü rol bu&#8230;Ermeniler ve Yahudiler ise bu kapsamda bile değil.Bu topraklardaki son gayrimüslim de çekip gitmeden rahat etmeyecek bir ahlaksız zihniyet bu&#8230; </p>
<p>Şimdilerde tamamen Ergenekon-karşıtı bir pozisyonda gözüken <em>Kurtlar Vadisi</em> ve bu mesele etrafındaki ilişkilere haftaya değinmeye devam edeceğim&#8230;</p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/01/16/ergenekonun-tv-projesikurtlar-vadisi2002-2006/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/01/16/ergenekonun-tv-projesikurtlar-vadisi2002-2006/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TRT Kürtçe Konuşuyor</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2009/01/04/trt-kurtce-konusuyor/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2009/01/04/trt-kurtce-konusuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 10:02:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Adil Yapar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>

		<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>

		<category><![CDATA[Militarizm]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyetçilik]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Basını]]></category>

		<category><![CDATA[Türk faşizmi]]></category>

		<category><![CDATA[Ulus-Devlet]]></category>

		<category><![CDATA[Özgürlükler]]></category>

		<category><![CDATA[Kürtçe yayin]]></category>

		<category><![CDATA[TRT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=2775</guid>
		<description><![CDATA[ 

Sunuş : Değişmeyen tek şey değişimdir. Resmî tarihi, resmî ideolojileri, kamusal alanları halka dayatan rejimler ancak devlet terörü yaparak, kan ve göz yaşı fiatına varlıklarını –o da kısa bir süre için- sürdürebiliyorlar. Gerçeğin coğrafyasına aykırı tezler eninde sonunda aşınıp yok oluyor.
  İster seçim yatırımı olsun isterse bir insan hakları hamlesi, TRT’nin Kürtçe yayını bazı şeylerin değişmekte olduğuna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3 class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"> </h3>
<p><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="font-family: Times New Roman;"></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><em><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20080103_derin_dusunce_org_trt_ses_kurtce.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20080103_derin_dusunce_org_trt_ses_kurtce.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-2780" title="20080103_derin_dusunce_org_trt_ses_kurtce" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/01/20080103_derin_dusunce_org_trt_ses_kurtce-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Sunuş :</strong> Değişmeyen tek şey değişimdir. Resmî tarihi, resmî ideolojileri, kamusal alanları halka dayatan rejimler ancak devlet terörü yaparak, kan ve göz yaşı fiatına varlıklarını –o da kısa bir süre için- sürdürebiliyorlar. Gerçeğin coğrafyasına aykırı tezler eninde sonunda aşınıp yok oluyor.</em></span></p>
<p> <span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><em> </em></span><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><em>İster seçim yatırımı olsun isterse bir insan hakları hamlesi, <a href="http://www.google.de/url?sa=t&amp;source=web&amp;cd=3&amp;ved=0CCkQFjAC&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.derindusunce.org%2Fcategory%2Fmilliyetcilik%2F&amp;ei=IPHUTfeePI2WhQeB2eTeCw&amp;usg=AFQjCNGXEwEH74KY16Q6zkV4qUNABNIAQQ&amp;sig2=d_SDSSCEI5S0FKKpJNv8MQ" target="_blank">TRT’nin Kürtçe yayını </a>bazı şeylerin değişmekte olduğuna bir işaret. Normalleşme yolunda geri dönülmesi zor bir noktaya demir attı Türkiye. Bu hafta ilk defa sayfalarımızı açtığımız konuk yazar <strong>Adil Yapar</strong> tam da bu konuya değiniyor. Yakın tarih ve cumhuriyet konularındaki fikirlere bazı itirazlarımız olsa da olayların perde arkasına bakan bu yazıyı beğendik ve ilginize sunuyoruz.</em></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><em> </em></span><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><em>MY</em></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p></span><span style="font-family: Times New Roman;"> </p>
<p></span></span> </p>
<p><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"> </p>
<p></span></span></span></span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR;" lang="TR"><span style="font-family: Times New Roman;"> </p>
<p></span></span></span></span> &#8221;<strong>Yes, we can!</strong>&#8221; - bu slogan Kenyalı siyahî bir baba ile İrlanda asıllı beyaz bir annenin çocuğu olan Barack Hussain Obama&#8217;nın Amerikan Başkanlık seçimleri yarışına eşlik eden ve vaat edilen değişimden ziyade, ‘Evet, biz bir zenciyi başkan seçebilecek olgunluktayız. Biz bunu yapabilecek bir seviyedeyiz.&#8217; anlamını da içerleyen bir ifadedir. Açıkçası,<span id="more-2775"></span> ben ABD halkı hakkında bu kadar olumlu fikirlere sahip değildim ve tüm anketler Obama&#8217;yı Cumhuriyetçi rakibi McCain&#8217;in önünde gösterdiyse de, ABD&#8217;li seçmenin seçim kabinine girdiğinde &#8216;Bradley&#8217; etkisinin tesirinde kalarak son anda ‘Beyaz Saray&#8217;a zenci bir adayı seçemem&#8217; diyerek, anketlerde bildirilenin aksine McCain&#8217;in lehinde oy vereceğini sanıyordum.</p>
<p> </p>
<p><strong>Umutlandıran gelişmeler (Adil Yapar)</strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p align="justify">     Bilindiği gibi 1982 yılında Kaliforniya eyaletinin senatörlüğüne aday olan Los Angeles&#8217;in sevilen siyahî Belediye Başkanı Tom Bradley&#8217;in anketlerde açık farkla beyaz rakibinin önünde görünmesine rağmen, seçmenin son anda karar değiştirmesi sonucunda yenilmesi olgusuna Bradley etkisi denmiştir.</p>
<p align="justify">     Seçim gecesini uyumadan geçirmiştim. Açıkçası, beni bu seçim sürecinde bu kadar heyecanlandıranın Bush yönetiminin bende yarattığı tiksinti ve bıkkınlık ile ABD&#8217;nin bu yönetim altında sergilediği zorbanın mı, yoksa vatanımdan uzak bir yerde büyümüş bir göçmen çocuğu olarak, benzer bir kaderi paylaşan Barack Hussain Obama&#8217;nın beklenen başarısı mı olduğundan tam emin değildim. Her ne olursa olsun, Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin başkanının siyahî olmasından öte, Müslüman kökenli olup, ikinci adının Hüseyin olma ihtimali, benim heyecanlanmam için neden olarak yeterliydi bile.</p>
<p align="justify">     Seçim gecesi Obama zafer konuşmasını yaptığında onu canlı olarak CNN International televizyon kanalı üzerinden izledim. Onu dinleyenlerin arasında birçok kişi gibi, benim de gözlerim dolmuştu. İnsanlık öldü varsayımı ile yaşayan biri olarak, bir anda türüm adına bir umut kıvılcımı yakaladığımı hissetmiştim. </p>
<p align="justify">     &#8221;<strong>Yes, we Cem!</strong>&#8221; - Almanya&#8217;da Yeşiller Partisi&#8217;nin parti başkanlığına seçilen Cem Özdemir ile Almanya tarihinde ilk defa yabancı asıllı birinin parti başkanlığına seçilmesi olayı üzerine, Zaman gazetesi bu çok zekice bulduğum manşeti atmıştı. Yeşillerin bu parti kongresini de aynı ABD başkanlık seçimi gecesi gibi televizyondan canlı izlemiştim. Cem Özdemir&#8217;in adaylık konuşmasını ve seçildikten sonra da teşekkür konuşmasını dinlemiştim. Kendini Anadolulu bir Schwaben&#8217;li (büyüdüğü, yöresel ağzı ve halkının çalışkanlığı ile meşhur Almanya&#8217;nın Schwaben bölgesine istinaden) olarak tanıtan Cem Özdemir, konuşmasının sonunda, kendini dünyaya getiren annesi ve babası gibi, tüm Anadolulu göçmenlere Almanya için verdikleri fedakârlıklardan dolayı teşekkür etmişti.</p>
<p align="justify">     Yine gözlerim dolmuştu ve kısa süre içerisinde ikinci defa insanlık için umutlandığımı hissetmiştim.  </p>
<p align="justify">     &#8221;<strong>TRT Şeş - Bixêr be</strong>&#8221; - Türkiye Cumhuriyeti, demokratik geçmişi ve yapısal, hukuksal ve teknik bakımdan altyapısı olmadan düşman güçlere karşı verilmiş büyük bir mücadele sonucunda kurulmuş olan bir devlettir. Bu kadar olumsuz başlangıç koşullarına rağmen, cumhuriyetimizi kuranların birçok alanda dünya tarafından şaşkınlıkla izlenerek takdir edilen mucizeler yarattıkları bir gerçektir.</p>
<p align="justify">     Birçok kez sınandı, cumhuriyetimiz. Darbeler yapıldı, demokrasi tam yeşermeden ayaklar altına alındı ve halka hizmet ilkesini göz ardı eden yönetimleri yaşadık. Türkiye sınırları dahilinde yaşayan onca değişik halkın aynı çatı altında birleştirilerek hepsine ‘Ne mutlu Türk&#8217;üm diyene&#8217; diyerek aslında hepsine ortak bir ulusal kimlik kazandırmaya çalışan Atatürk&#8217;ün bu meşhur sözleri, ne var ki farklı yorumlanarak, etnik Türk olmayanları tecrit etmek ve ikinci sınıf vatandaş ilan etmek için istismar edilegeldi.</p>
<p align="justify">Halkımızın önemli bir kısmını teşkil eden Kürt ve Zaza&#8217;ların varlıkları, uzun yıllar boyunca görmezlikten gelinmiş, Kürt&#8217;lerin bir nevi ‘Dağ Türkü&#8217; oldukları ve Türkçeden farklı olarak Hint-Avrupa dil ailesine ait olan Kürtçenin aslında bir Türk lehçesi olduğu tezine kadar, değişik yalanlama senaryoları denendi, yazıldı, savunuldu. Binlerce yıl aynı kaderi paylaşmış, aynı kültürle harmanlanmış, kimi yerlerde kimlik tayın edilemeyecek kadar kaynaşmış olan bu iki halk arasındaki düşmanlık tohumlarının harici güçlerin ektiğini söylersem, herhalde yaygın suçu dış güçlerde arama polemiğine girmiş sayılmam.</p>
<p align="justify">     Bu tohumlar meyve vermeye başladığında, daha çiçeği burnunda cumhuriyetimiz, Osmanlı Devleti&#8217;nden ayaklanarak kopan Müslüman ve Müslüman olmayan halklardan alınmış olan dersler ışığında Kürtlere de olasılı bir düşman unsur gibi bakmaya başlamıştı. Anadolu yerine daha çok Macaristan gibi Balkan Vilayetlerine yatırımlar yapmış olan Osmanlı zamanından beri ihmal edilegelmiş bir coğrafyada yaşayan bu insanlara ikinci sınıf vatandaş ve muhtemel bir vatan haini muamelesi yapılmaya başlanmıştı. Buna karşılık, buradaki halk henüz tanıştığı cumhuriyete ısınmakta zorluk çekmekteydi. Olaylar karşılıklı tırmanmış, 1938 olaylarında Kürt ve Zaza hafızalarına kazınan önemli kopukluklar meydana gelmişti. Daha sonra Türkiye gibi tüm dünyayı sarsan ideolojilerin mücadelesi, bu bölgeye de damgasını vurmuştu. Mücadelelerde kardeş kardeşi öldürdü ve hala öldürmeye devam etmektedir. 1990lı yıllarda yoğun olarak bölge halkına karşı şiddet uygulandı. Köyler boşaltıldı, insanlar yurtlarından edildi. Birçok insanın kafasında, bu devlet bana böyle davranıyorsa, bu devlet benim devletim olamaz görüşüne kavuştu, dağa çıktı, bir alternatif vaat eden PKK saflarında yer aldı.</p>
<p align="justify">Şimdi ise benim ülkem, çok gurur duyduğum bir şey yaptı. &#8220;Kardeş!&#8221;, dedi. &#8220;Sen de bizdensin!&#8221; dedi. Ülkemin başbakanı daha birkaç yıl önce alenen konuşulması yasak olan Kürtçe dilinde vatandaşına seslendi TRT 6, yani Kürtçe ve Zazaca yayın yapan TRT Şeş&#8217;in açılışında hayır dileklerini Kürtçe olarak dile getirdi.</p>
<p align="justify">Bu kanalın, her türlü zorluğa ve dirence rağmen yayın hayatına girmesinin Türkiye tarihinde önemli bir mihenk taşı olduğunu düşünüyorum. Şimdiden bir takım kışkırtıcı kimselerin komplo senaryoları çizerek, memleket satılıyor, Kürtlere emanet ediliyor, Türklük tehlikede polemiği ile TRT 6&#8242;yı da örnek gösteren e-postaları yollayacaklarını ve bu tür iletilerin düşüncesiz kimseler tarafından üstel bir çoğalma göstererek yayılacağından adım gibi eminim. Ancak her şeye rağmen, uzun bir aradan sonra, tekrar memleketimden gurur duymama neden olan bir olaydır bu. TRT Şeş - Bixêr be! </p>
<p>&#8230; Bu makale ilginizi çektiyse&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi.gif"><img class="alignleft size-medium wp-image-8579" title="turk_milliyetciligi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/02/turk_milliyetciligi-204x300.gif" alt="" width="133" height="204" /></a></p>
<p> <strong>İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? </strong>Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “<strong>ötekine</strong>” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “<strong>zayıf</strong>” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turk_milliyetciligi.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a> </p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Türkiye bölünür mü?</strong></a></p>
<p><em><a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-8409  alignleft" title="tr_bolunurmu" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/tr_bolunurmu-195x300.jpg" alt="" width="128" height="195" /></a>“Bebek katili! Vatan haini!…”</em> PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  <strong>“Kürtler ve Türkler kardeştir”</strong> diyenlerin kaçı <strong>“sen benim karde<em>ş</em>imsin”</strong>  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/img/turkiye_bolunur_mu.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirin.</strong></a></p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>T<span style="color: #0000ff;">ürkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu</span></strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-7896" title="20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2009/12/20091225_derin_dusunce_org_ulus_devlet_pt.jpg" alt="" width="125" height="183" /></a>Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisini <strong>hukuk</strong> yerine <strong>ırkımıza</strong> ya da <strong>inançlarımıza</strong> göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları <strong>“ne mutlu Türk’üm”</strong> demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, <strong>bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… </strong>Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın <strong>ulus-devlet</strong> modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! <a href="http://www.derindusunce.org/img/ulus-devlet.pdf" target="_blank"><strong>Kitabı buradan indirin</strong></a>.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2009/01/04/trt-kurtce-konusuyor/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2009/01/04/trt-kurtce-konusuyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin Nabzı</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/10/21/turkiye%e2%80%99nin-nabzi/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/10/21/turkiye%e2%80%99nin-nabzi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2008 13:03:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Editörden</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Türk Solu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/?p=1816</guid>
		<description><![CDATA[Yeni okuyucumuz Sinan Bey&#8217;in önerisi üzerine bu akşam TV&#8217;de yapılacak iki tartışma programını ilginize sunuyoruz. Program esnasında ve sonrasında izlenimlerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.
 Bu programlardan birincisi Haber Türk Tv&#8217;de yayınlanan Türkiye&#8217;nin Nabzı. Ece Temelkuran ve Erdoğan Aktaş&#8217;ın sunduğu programın bu akşamki konusu &#8220;Türk Solu Denince Halk Ne Anlıyor ?&#8221;
 Editör
Share on Facebook]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/10/20081008_derin_dusunce_org_turkiye_nin_nabzi.jpg"><img class="size-medium wp-image-1817 alignright" title="20081008_derin_dusunce_org_turkiye_nin_nabzi" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/10/20081008_derin_dusunce_org_turkiye_nin_nabzi.jpg" alt="" width="291" height="247" /></a>Yeni okuyucumuz <a href="http://www.derindusunce.org/2008/09/05/derin-dusunce-neyi-savunuyor/#comment-20851">Sinan Bey&#8217;in önerisi</a> üzerine bu akşam TV&#8217;de yapılacak iki tartışma programını ilginize sunuyoruz. Program esnasında ve sonrasında izlenimlerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.</p>
<p> Bu programlardan birincisi Haber Türk Tv&#8217;de yayınlanan <a href="http://tv.haberturk.com/Program.aspx?ID=12">Türkiye&#8217;nin Nabzı</a>. Ece Temelkuran ve Erdoğan Aktaş&#8217;ın sunduğu programın bu akşamki konusu <strong><em>&#8220;Türk Solu Denince Halk Ne Anlıyor ?&#8221;</em></strong></p>
<p> Editör</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/10/21/turkiye%e2%80%99nin-nabzi/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/10/21/turkiye%e2%80%99nin-nabzi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TV&#8217;de Ben Böyle Şey Gördüm! (7)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/08/16/tvde-ben-boyle-sey-gordum-7/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/08/16/tvde-ben-boyle-sey-gordum-7/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Aug 2008 11:37:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/08/16/tvde-ben-boyle-sey-gordum-7/</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Zühre Meryem Kaya   
     &#8230; Ellerimde martılar, gözlerimde toprak bereketi, saçlarımda çiğ damlalı bir rüzgâr serinliği&#8230; Uzak topraklar değil düşlediğim; bu memleketin toprakları yürüdüğüm, yürüyeceğim&#8230; Nefes almak kelimesinin anlamlı olduğu tek diyarda doğdum, burada hayat buldum, yine burada memada ermek isterim. 
    Televizyonla birlikte yeni bir kelime daha girmişti hayatımıza, reyting. Anlamını kimse merak etmedi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/07/20080715_derin_dusunce_org_tv_pislik.jpg" alt="20080715_derin_dusunce_org_tv_pislik.jpg" align="right" />Yazar:</strong> <em>Zühre Meryem Kaya</em> <strong>  </strong></p>
<p>     &#8230; Ellerimde martılar, gözlerimde toprak bereketi, saçlarımda çiğ damlalı bir rüzgâr serinliği&#8230; Uzak topraklar değil düşlediğim; bu memleketin toprakları yürüdüğüm, yürüyeceğim&#8230; Nefes almak kelimesinin anlamlı olduğu tek diyarda <strong>doğdum</strong>, burada hayat buldum, yine burada <strong>memada</strong> ermek isterim. </p>
<p>    Televizyonla birlikte yeni bir kelime daha girmişti hayatımıza, reyting. Anlamını kimse merak etmedi. Kalburüstü bir tabirle reyting, en çok izlenen programların diğer adıydı. Bana kalırsa dibin dibi demekti, reyting. Silinmeye, silikleştirilmeye çalışılan bir gençlik, sündürülmüş hayatlar silsilesi&#8230; <strong>‘Kaybetmek&#8217; kelimesinin anlam bulduğu tek eylemdir reyting</strong>. <span id="more-1279"></span>Yani ne kadar onur, utanma, benlik, ahlak, hayâ kaybedersen o kadar şereflisin o kadar da reytingli&#8230; </p>
<p>     Açık konuşmak gerekirse bu yazı serisini yazarken çok üzüldüm. Televizyon hakkında yazdıkça yazılacakların listesi uzadı. Liste uzadıkça <strong>TV&#8217;nin bizden aldıkları</strong> canımın içini eze eze yazılarımda şekil kazandı. </p>
<p>      Hayatı okumak, okuyabilmek çok önemlidir. En sevdiğim kitaptır <strong>‘Simyacı&#8217;.</strong> Orada hayatı okumayı öğretiyor yazar. Bir kuşun kanadından, bir renkten, bir buluttan, rüzgârdan, seslerden hayatın bize sinyaller yolladığını ve eğer onu okuyabilirsek hayatta alacağımız kararların doğru kararlar olacağını ve bizim dünyayla olan bütünlüğümüzün tamamlanacağını anlatıyor. Eğer dünyayla bütünleşmek değil de ondan uzaklaşmak gibi bir yolda ilerliyorsanız bu sadece sizi değil tüm dünyayı ilgilendiriyor.   </p>
<p>       Hayatı okumak çok önemlidir ve görülüyor ki; <strong>çalışarak, üreterek, paylaşarak, yaraları sararak ve yaraları azaltarak yaşamak denklemine her geçen gün biraz daha uzak düşüyoruz. Doğaya duyulan özlem, çocukların utanma duygusu, kadınların analık duygusu, erkeklerin bağlılık duygusu, dost sohbetler&#8230;  Yitirilmiş ömürler gibi bir bir kayboluyor ve her geçen gün hayat biraz daha siyah beyazlaşıyor.</strong> TV&#8217;den aktarılan renkler her geçen gün biraz daha renksizleştiriyor hayatımızı. </p>
<p><strong>      Giden gidiyor beyler! </strong>Artık bu gidişe dur deme zamanı geldi de geçiyor. Elinizi vicdanınıza koyun ve &#8220;Gelecek nesilleri alenen canavarlaştıran bu insanların yaptığı <strong>yıkıma, neden seyirci kalıyoruz?&#8221;</strong> sorusunu, kendinize bir sorun. </p>
<p>      &#8220;Televizyon izlemeyi sevmeyen, kendi büyürken televizyonu vakit kaybı olarak görüp hayatından uzak tutan, onu küçülten ve küçümseyen gençler ellerini kaldırsın. &#8220;<strong>Oooo sayımız baya fazla. Ne o korktunuz mu? Bence de korkmalısınız. </strong></p>
<p>      Ellerimde martılar, gözlerimde toprak bereketi, saçlarımda çiğ damlalı bir rüzgâr serinliği&#8230; Uzak topraklar değil düşlediğim, <strong>bu memleketin toprakları yürüdüğüm, yürüyeceğim&#8230;</strong> Nefes almak kelimesinin anlamlı olduğu tek diyarda doğdum, burada hayat buldum yine burada memada ermek isterim.  </p>
<p>     Not: Bu yazı serisini yazarken bu kadar uzayacağını düşünmemiştim ama sıkıldım. Acıtılmış hissettim kendimi ve yazılacakların birçoğu uzağıma düştü! TV&#8217;ye yazılacak o kadar uzatılmış, eksiltme temelli acılar vardı ki.  Daha fazla tahammül edemedim. </p>
<p>    Okuyan ve anlayan yüreklere selam olsun! </p>
<p> </p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/08/16/tvde-ben-boyle-sey-gordum-7/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/08/16/tvde-ben-boyle-sey-gordum-7/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TV&#8217;de Ben Böyle Şey Gördüm! (6)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/08/09/tvde-ben-boyle-sey-gordum-6/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/08/09/tvde-ben-boyle-sey-gordum-6/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Aug 2008 17:36:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<category><![CDATA[kavga]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/08/09/tvde-ben-boyle-sey-gordum-6/</guid>
		<description><![CDATA[  Yazar: Zühre Meryem Kaya   
&#8230; &#8220;Oh be hafta sonu geldi.&#8221; diye, hiç sevinmeyin. Hani TV karşısına kurulup televizyon izlemek gibi bir planınız varsa, iptal edin. Çünkü, hafta sonları magazin programları bütün yapaylığıyla karşınıza çıkıyor.  Gelip geçici gündem oluşturmak ve gündemde kalmak için kiralanmış sevgililerle boy göstermeler, evlenmeler, ayrılmalar, kavgalar, kim nerede, kiminle, nasıl ne yaptı ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/07/20080715_derin_dusunce_org_aile_kavgasi.jpg" alt="20080715_derin_dusunce_org_aile_kavgasi.jpg" align="right" />  <strong>Yazar:</strong> <em>Zühre Meryem Kaya</em> <strong> </strong> </p>
<p>&#8230; &#8220;Oh be hafta sonu geldi.&#8221; diye, hiç sevinmeyin. Hani TV karşısına kurulup televizyon izlemek gibi bir planınız varsa, iptal edin. Çünkü, hafta sonları magazin programları bütün yapaylığıyla karşınıza çıkıyor.  Gelip geçici gündem oluşturmak ve gündemde kalmak için kiralanmış sevgililerle boy göstermeler, evlenmeler, ayrılmalar, kavgalar, kim nerede, kiminle, nasıl ne yaptı ve kim daha şıktı salaklıkları&#8230; Bana ne kardeşim! Kim ne</p>
<p><span id="more-1277"></span>yaparsa yapsın. Bana sanat için yaptığı etkinlikleri yayınla. Bana ne, çapkınların hangi güzelle birlikte olduğu. Bana ne, nereye ne kadar para harcayıp, nereden giyindikleri. <strong>Bana ne!</strong> Ya da <strong>sana ne?  </strong>Tamam, <strong>meraklı bir toplumuz.</strong> Olur olmaz her şeyi merak ediyoruz. Ama bunu olumsuz kullanmanın yerine pekâlâ bilgi kaynaklı programlar yayınlayabilirsiniz. Aslına bakarsanız merak güzeldir. İçinde saklı kalmış çocuk merakını öldürmemek insanı hayata karşı dinç ve farklı kılar. Unutmamak lazım ki, <strong>meraktır insanları bilim adamı -kadını- yapan.</strong> </p>
<p>     Magazin programları, kadının sesi programları, bir şekilde özel hayata saygı tüketildikçe tüketildi. Artık insanlar başkasının hayatına burnunu sokmayı <strong>kendi görevleriymiş</strong> gibi düşünmeye başladılar. </p>
<p>     Gelelim kolay para ve ün kazandıran yarışma programlarına. Yetişkin sayılabilecek, eşit sayıda ki kadın ve erkeği bir eve yerleştirdiler. Programın adına <strong>&#8220;Benimle Evlenir misin?&#8221; </strong>denildi. Kimsenin <strong>&#8220;Bu da ne ya hu!&#8221;</strong> diye, gıkı çıkmadı. O dönem en çok izlenen program oldu. Bu programlar sayesinde kolay para kazanmak ve ünlü olmakta kolaylaştı. Geç kalınmadı tabi. İzleyiciye hemen programın gelişmiş modelleri sunuldu. Benimle kaçar mısın, kaynana dayağı ister misin, evlenelim mi, ayrı mı kalalım? Vıdı vıdı yani&#8230; </p>
<p>     İnsanların kafasını gereksiz şeylerle meşgul etmeyi hep başardılar. Bu başarıları; starım olur musun, biz star avlarız, avlanmak ister misin, türkü de söyler misin, yarışmalarıyla devam etti. Özellikle özel hayatı karışık ve içinden çıkılmaz bir hal almış olanları bu yarışmalara yarışmacı olarak seçtiler. <strong>Yani bir şekilde magazin oluşturmaya devam ettiler. </strong>Kolay para ve ün kazanmak ümidi ile milyonlarca genci yok yere arkalarından sürüklediler. Yarışmalarda yarışmacı olarak bulunanlar, yarışmalar bitince unutkanlık sürecine yenik düştüler. <strong>Her biri unutuldu</strong>. Çünkü hemen o programın arkasından yeni yarışmalar -dansa var mısın, dans edebilir misin?- ve yarışmacılar televizyon ekranlarında yerini aldı. </p>
<p>    Bir <strong>pervasızlıktır </strong>gidiyor televizyon kanallarında. <strong>&#8220;Bu kadar cesareti nereden alıyorlar?&#8221;</strong> Açıkçası bu sorunun cevabını çok <strong>merak ediyorum</strong>. Çünkü özellikle son yedi yılda televizyonlarda yayınlanan programlara karşı bu kadar <strong>şikâyet</strong> varken bu şikâyetlere karşı sorumsuzluğun dozunun her geçen gün arttırılması, kafamda soru işaretlerine neden oluyor. Sahi, bu kadar pervasızca yayın yapma cüretini nereden buluyorsunuz?  </p>
<p> </p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/08/09/tvde-ben-boyle-sey-gordum-6/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/08/09/tvde-ben-boyle-sey-gordum-6/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TV&#8217;de Ben Böyle Şey Gördüm! (5)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/08/02/tvde-ben-boyle-sey-gordum-5/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/08/02/tvde-ben-boyle-sey-gordum-5/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Aug 2008 10:34:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>

		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/08/02/tvde-ben-boyle-sey-gordum-5/</guid>
		<description><![CDATA[  Yazar: Zühre Meryem Kaya     
  &#8230; Hııım, herhangi bir televizyon kanalının müdürü ya da yayın yönetmeni gibi düşünelim. Bakalım neler yapabiliriz?  Evde televizyon karşısında en çok vakit geçiren kadınlar&#8230; O halde onları ekran karşısında tutmak için biraz dram koyalım; zira kadın ağlamayı sever. Tüm yapımcılar böyle düşünmüş olmalı ki televizyonlarda mısır patlağı gibi kadın programları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/07/20080715_derin_dusunce_org_mutsuz_kadin_programi.jpg" alt="20080715_derin_dusunce_org_mutsuz_kadin_programi.jpg" width="305" height="208" align="right" />  <strong>Yazar:</strong> <em>Zühre Meryem Kaya</em> <strong> </strong>   </p>
<p>  &#8230; Hııım, herhangi bir televizyon kanalının müdürü ya da yayın yönetmeni gibi düşünelim. Bakalım neler yapabiliriz?  Evde televizyon karşısında en çok vakit geçiren kadınlar&#8230; O halde onları ekran karşısında tutmak için biraz dram koyalım; <strong>zira kadın ağlamayı sever</strong>. Tüm yapımcılar böyle düşünmüş olmalı ki televizyonlarda mısır patlağı gibi kadın programları başladı. Öyle eğlenmek için değil&#8230; <strong>TV&#8217;de eğlence morfininin etkisi çoktan geçmişti.</strong> Şimdi ise sıra ağlamada&#8230; Kadınlar ekranda <span id="more-1274"></span>anlattı, ekran karşısında kadın ağladı. Gündüz yayın akışında kadınların televizyon izlemeye olan bağımlılığı daha önce bu kadar sağlanamamıştı. Kadın için artık yeni bir dönem başladı; <strong>TV karşısında yerleşik hayat. </strong> </p>
<p>     Kadınlar işlerini mutfaktan salona taşıyıp ekran karşısında yapmaya başlayalı; çocuk ağlamış, koca işten gelmiş, işler kalmış, hareketsizlikten kilo alınmış, vücutta kireçleme başlamış&#8230; Mühim mi? <strong>&#8220;Kadının Çemkirmesi&#8221;</strong> programı akıyor.  &#8220;Bak hele bak, adam kadına ne yapmış!&#8221;  Eğer biraz daha orada kalırsan birazdan canlı yayın başlayacak, üstelik sizin salondan, naklen.   </p>
<p>    TV&#8217;de vücut bulan tüm kadın programları iyilik yapılıyor gibi gösterilip, iki damla gözyaşıyla süslendi. Işıklar sönüp, kameralar kapanınca silindi gözyaşları, o kadar&#8230;  Programlara katılan insanlar unutuldu, ellerinde tek kalan kuru sözler ve gerçekleşmeyen vaatler oldu. Bir kere eski hayatları da dönemeyecekleri kadar deşifre olmuştu ve birçoğu yine ağladı, bir kaçı intihar etti&#8230; <strong>Yine kadın ağladı, kadınlar ağladı&#8230;</strong> </p>
<p>    Oysa kadındır hayatın tam merkezinde hayat kazanan ve hayat kazandıran. Kadındır anne olan, kadındır eş olan&#8230; Yaşanmışlık ne kadar kötü ve can kırıklarıyla dolu olsa da, o yaşanmışlık senindir en çok sen olduğun ve sana ait olan. Önemli olan, kadın olarak hayatın tam ortasında, işte orda <strong>-merkezde- </strong>olduğunu unutmamaktır. Bunu da başarıyla unutturdular. Beyinlerde <strong>&#8220;Kadın Olmak?&#8221;</strong> sorusunun cevabı; <strong>aciz olmak, ezilmek, kabullenmek, &#8220;bak neler var hayatta!&#8221; deyip yaşanılan kırılganlıkları sineye çekmeler halini aldı&#8230; </strong>Çok isterdim en sağlıklı ilişkiler aktarılsın televizyon kanallarından. Ama nerde hastalıklı bir ruhun sebep olduğu çarpık ilişkiler varsa, kadını onunla karşı karşıya bıraktılar. Umut veren, kabuğunu kırdıran bir program değil, biraz daha kabuğuna sokulmasına sebep olunan programlarla; <strong>içinden çıkılmaz, hüzünlü ve yalnız bir kadın ruhu oluşturdular</strong>. Halen de oluşturmaktalar. </p>
<p>    Bu da yetmedi tabi, kadını <strong>-her anlamda</strong>- ön plana çıkarıp&#8230; &#8220;<strong>Pardon</strong> ya, her anlamda mı yazdım?&#8221; yanlış oldu. Sadece kadınsal özellikleriyle ön plana çıkarıp; klip, reklam, dizi, sinema, yarışma programları&#8230; Aklınıza gelebilecek tüm TV görüntülerinde <strong>kadın sadece fiziksel özellikleriyle üstelik cinsel istismara açık hale getirilerek bir programdan diğer programa savrulup durdu.</strong>  </p>
<p>    Oysa kadındır hayatın tam merkezinde hayat kazanan ve hayat kazandıran. Kadındır anne olan, kadındır eş olan&#8230;</p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/08/02/tvde-ben-boyle-sey-gordum-5/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/08/02/tvde-ben-boyle-sey-gordum-5/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TV&#8217;de Ben Böyle Şey Gördüm! (4)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/27/tvde-ben-boyle-sey-gordum-4/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/07/27/tvde-ben-boyle-sey-gordum-4/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jul 2008 15:50:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/27/tvde-ben-boyle-sey-gordum-4/</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Zühre Meryem Kaya     
 
 - Onların adına dizi deniliyor bacım. Yerli ve yabancı diye ikiye ayrılıyor. Hangisinden vereyim yerli, yabancı? Seçim şansınızda var ha! Duygusal, şiddet, komedi, gerilim, sosyal sorunları içeren bile var.
- İyi ya madem ben şu &#8220;Tilkiler Tepesini&#8221; alayım. Hangi gün oynar bu?
- Haftanın her günü oynar abla, en iyi diziyi seçtin valla&#8230; 
Televizyonlarda, böyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/07/20080715_kurtlarvadisi_pusu.jpg" alt="20080715_kurtlarvadisi_pusu.jpg" align="right" />Yazar:</strong> <em>Zühre Meryem Kaya</em> <strong>    </strong><br />
 </p>
<p> - Onların adına dizi deniliyor bacım. Yerli ve yabancı diye ikiye ayrılıyor. Hangisinden vereyim yerli, yabancı? Seçim şansınızda var ha! Duygusal, şiddet, komedi, gerilim, sosyal sorunları içeren bile var.</p>
<p>- İyi ya madem ben şu &#8220;Tilkiler Tepesini&#8221; alayım. Hangi gün oynar bu?<span id="more-1272"></span></p>
<p>- Haftanın her günü oynar abla, en iyi diziyi seçtin valla&#8230; </p>
<p>Televizyonlarda, böyle bir seçim şansı bile sunulmadı insanlara. &#8220;Ne izlemek istersin?&#8221; diye, sorulmadı. Biri belki kale alır söyleyeyim: <strong>&#8221; Ben dizi izlemeyi sevmeyen biriyim.&#8221;</strong> Başka bir şey izleyim diyorum ama ne yazık ki bu konuda kumanda bile bir işe yara(ya)mıyor. Nasıl olsa diğer kanalda da aynı program klonlanmış gibi seyir halinde akıyor.</p>
<p>      Sıcak Saatler, Asmalı Konak, Kurtlar Vadisi, Aliye, Avrupa Yakası, Yaprak Dökümü, Doktorlar, Arka Sokaklar, Pars Narko Terör, Hatırla Sevgili, Kavak Yelleri, Annem, Evlada Rumeli, Sevgili Dünürüm&#8230; Aslında yazacaklarımda dizinin adı hiç önemli değil, çünkü hepsinde <strong>su tüketilir gibi alkol alınıyor</strong>. &#8220;Sağlıklı bir nesil için dizilerde bol bol su içirin.&#8221; denilse, yapmazdınız ya, <strong>neyse!</strong> Rolünü üstüne pekte iyi oturtmuş, izleyicinin kalbinde kendine yer bulmuş başkarakterimizin elinin ve ağzının alkolle buluştuğu kareler cımbızla seçilir gibi büyük bir özenle oluşturuluyor. Adamımız ya sevgilisinden ayrılıyor, ya ağzı kulaklarına fiyonk olmuş ya da işler yolunda değil pek efkârlı&#8230; <strong>Nedir derdiniz, her anlamda alkole bağımlı bir gençlik oluşturmak mı?</strong> </p>
<p>     Özendirici bir hayat var dizilerde. <strong>Sanki herkes zengin, herkes köşklerde oturuyor, herkes patron ya da patroniçe&#8230;</strong> Kılık kıyafetler en güzelinden seçilmiş, saçlar, makyajlar, kahvaltıda ve yatakta uyurken bile makyajlı bulunuyor hatunlar. Sonra çok küçük yaşlarda bu kadar özentili duran yetişkinliğe özlem duyuyor çocuklar ve saçlar daha <strong>15 yaşında</strong> boyatılıyor. </p>
<p>     Tüm kanallar kendilerine düşen en büyük payı reklâm sayesinde kazanıyor. Artık sanal olanları bile var. Reklâm arası dizi izleyenler için başka işlevi de var reklâmın; <strong>inceltilip kırılmak istenen konularda &#8220;reklâm&#8221; zımpara görevi görüyor</strong>. Reklâmlardır <strong>maddeci anlayışı hayatımıza sokan</strong>. Reklâmlardır <strong>kusursuz kadını ve kadın güzelliğini kullanıp insanların -erkek ya da kadın- psikolojik girdaplara sürüklenmesine</strong> sebep olan. Yine reklâmlardır <strong>cinsel istismara hız veren</strong>. Bence televizyonun adı bundan sonra &#8220;çaktırmadan&#8221; olsun. Çünkü bir toplum bu kadar mı kolay her anlamda çürütülüp, kokuşturulur ya hu!  </p>
<p>      Diziler izlenmeye devam ediliyor. İstekler artıyor. Kocalar memnun değil eşlerinden, <strong>güzel değiller bi&#8217;kere</strong>, eee bakımsızda sayılırlar, bak bu en önemlisi -zira televizyonlarda kadınlar böyle kilolu mu?- <strong>zayıflamaları lazım</strong>. (Dünyaya üç çocuk getirmiş bir kadının biyolojik olarak yirmi yaşındaki gibi zayıflaması imkânsız. Haaa çok paran varsa bilemiyorum.) Kadın da artık çok memnun değil bu yaşamdan. Evde çok sıkılıyor, sosyal aktivitesi bile yok. Oysa o en gösterişli arabalarla dolaşmak, en iyi güzellik ve spor salonlarında vakit geçirmek, sonrasında ise en lüks mağazalarda hesapsız paralar harcamak istiyor. Televizyon dizilerinde kadınlar öyle yapıyor. Ne zaman kızılsa kocaya önce güzellik salonuna ardından alış verişe gidiliyor. Gel gör ki <strong>kadın evde ve aciz</strong> hissediyor kendini. Sonra eşler arasında oluşan sevimsiz tartışmalar ve boşanmaya kadar sürüklenen geçimsizlikler salınıveriyor evlerin mutfak, salon ve yatak odalarına. Boşanma sebebi; <strong>&#8220;Şiddetli geçimsizlik.&#8221;</strong> yazılıyor, her birinin mahkeme dosyasına&#8230; </p>
<p><strong>Neden acaba, neden acaba, neden acaba&#8230; </strong>  </p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong>Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11111" title="dd_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir-196x300.jpg" alt="" width="122" height="162" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a> Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitap </span></a><strong>“yöre halkına”</strong> kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır <img class="wp-smiley" src="http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/07/27/tvde-ben-boyle-sey-gordum-4/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/07/27/tvde-ben-boyle-sey-gordum-4/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TV&#8217;de Ben Böyle Şey Gördüm! (3)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/19/tvde-ben-boyle-sey-gordum-3/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/07/19/tvde-ben-boyle-sey-gordum-3/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jul 2008 19:18:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<category><![CDATA[reyting]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/19/tvde-ben-boyle-sey-gordum-3/</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Zühre Meryem Kaya 
  &#8230;Yıllar geçtikçe yerini koruyan ve ulaştığı kitle sayısını arttıran tek şey televizyon oldu. Televizyon biraz daha bilinçli kullanılsaydı, televizyonun hayatımıza adım adım girdiğini hatırlayan bizler çok daha farklı olurduk. Olmadı. İstenildiği gibi kullanılmadı, kullanılamadı&#8230; 
     TV&#8217;de bilgi yarışmaları &#8220;Bir Kelime Bir İşlem.&#8221; başladı. Biz üç kardeş TV&#8217;nin karşısına geçip, sorulan soruya kim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/07/20080715_derin_dusunce_org_nurseli-idiz.jpg" alt="20080715_derin_dusunce_org_nurseli-idiz.jpg" align="right" />Yazar:</strong> <em>Zühre Meryem Kaya</em><strong> </strong></p>
<p>  &#8230;Yıllar geçtikçe yerini koruyan ve ulaştığı kitle sayısını arttıran tek şey televizyon oldu. Televizyon biraz daha bilinçli kullanılsaydı, televizyonun hayatımıza adım adım girdiğini hatırlayan bizler çok daha farklı olurduk. Olmadı. İstenildiği gibi kullanılmadı, kullanılamadı&#8230; </p>
<p>     TV&#8217;de bilgi yarışmaları &#8220;Bir Kelime Bir İşlem.&#8221; başladı. Biz üç kardeş TV&#8217;nin karşısına geçip, sorulan soruya kim daha çabuk cevap verecek diye yarışırdık ve inanın çok keyifliydi. Daha sonra birçok yarışma girdi hayatımıza ve hepsini pazar gününe yığdılar. Sonra <strong>bilgi yarışmalarına da eğlence yüklendi</strong>. Bununla yetinmeyip, yarışmaya katılan yarışmacıyı bilgisiyle değil, karakteristik özellikleriyle diğer insanlarla yarıştırıp sevgili bulmaya başladılar. Sanırım programın adı <strong>&#8220;Saklambaçtı&#8221;</strong> ve sadece <span id="more-1270"></span>tiksindiriciydi. Zaman geçtikçe insanlara bu eğlencelerde yetmez hale geldi. Artık insanları TV karşına bağlamanın başka yolları bulunmalıydı. Eee yavaş yavaş eğlence morfininin etkisi geçmeye başlamıştı.  </p>
<p>      Her ne kadar farkında olmasak da maddeci anlayışın hızla yayıldığı bu yüzyılda, her birimiz aslında birer <strong>&#8220;SAVAŞÇIYIZ&#8221;</strong>, muhatabımız yel değirmenleri bile olsa&#8230; Savaşmalıyız! </p>
<p>     Yarışmalar da eğlence programları gibi haftanın her gününü sardı ve yarışmalarda para dağıtılmaya başlandı. Bu da yetmeyince, televizyon, çamaşır makinesi, tencere takımları, yemek takımları, altın takılar,  -erkeklerde unutulmadı tabi- motorlu bisiklet, ev, araba&#8230; Televizyona bağımlılık bir şekilde - başarıyla - sağlanıyordu. Ne yazık ki reklâmlarla da desteklenerek insanlar maddeci anlayışın tam ortasına doğru sürüklendi. Oysa maddecilik, bizim hayatımızı kolaylaştıran, yeteri kadarı iyi olan, fazlası bağımlılık yapan bir yaşam tarzıdır.  </p>
<p>      Yarışmaların da izlenme oranı düşünce, baktılar kumsallardaki deniz suyu çekiliyor. <strong>Bi&#8217;şey yapmalı&#8230;</strong> Gece yarılarına <strong>kırmızı noktalı</strong> programlar konuldu. &#8220;On sekiz yaşından küçükler izleyemez.&#8221; denildi, tüm on sekiz yaşından küçük olanların daha çok ilgisini çekeceğini hesaba katmadan. Ya da amaç buydu ve <strong>&#8220;amaca ulaşıldı&#8221;</strong> Arkadaşımın telaşla; &#8220;Gece televizyon izledik, erkek erkeğe ilişkiye giriyorlardı!&#8221; dediğini, hatırlıyorum. Aradan on yıl geçti, şimdi ise etrafımda <strong>cinsel kimlik sorunu</strong> ile yaşayan ve nefes alamayan insanlarla yaşıyorum. Oysa öpüşme sahnesi dahi çıksa başını öne eğen çocuklardı bu neslin çocukları. Utanmayı biliyorlardı, utanmayı bilmeyen büyüklere inat. </p>
<p>     Şimdi ise ayakta alkışlıyorum sizleri; ama protesto için. Amacınıza bu kadar başarılı ulaştığınız, utanmayı bilen  (akıl, irade ve utanmadır insanla hayvan arasında ki çizgiyi koruyan)  bir nesli kırmızı noktalı programlarla ve daha sonra özel şifreli kanallarla ruhlarını geri çağrılmayacak şekilde satın aldığınız için, ayakta alkışlıyorum sizleri.</p>
<p>Şunu bilin! Ne kadar net bir görüntü ile yayın yapsanız da benim için renginiz hep <strong>karanlık</strong> kalacak ve bir gün ümit ediyorum ki <strong>&#8220;YOK&#8221;</strong> olacak&#8230;    </p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong>Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11111" title="dd_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir-196x300.jpg" alt="" width="122" height="162" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a> Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitap </span></a><strong>“yöre halkına”</strong> kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır <img class="wp-smiley" src="http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/07/19/tvde-ben-boyle-sey-gordum-3/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/07/19/tvde-ben-boyle-sey-gordum-3/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TV&#8217;de Ben Böyle Şey Gördüm! (2)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/12/tvde-ben-boyle-sey-gordum-2/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/07/12/tvde-ben-boyle-sey-gordum-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Jul 2008 20:54:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<category><![CDATA[TRT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/12/tvde-ben-boyle-sey-gordum-2/</guid>
		<description><![CDATA[  Yazar: Zühre Meryem Kaya      
      &#8230; Vedası bile izlenen ve ardından hasret kalınacak sevgiliye bakılıyormuş gibi öylece bakılan TRT artık en az izlenen kanal olmuş, kumanda ayarlarında yapılan sıralamada sonlara atılmıştı. Ard arda yayına katılan yerel ve ulusal özel kanallar kumandada yerini alırken &#8220;Aaa bak bilmem ne kanalı çıkmış.&#8221; diye, sevindi insanlar. O özel kanallar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/07/20080714_derin_dusunce_org_munir_ozkul1.jpg" alt="20080714_derin_dusunce_org_munir_ozkul1.jpg" align="right" />  Yazar:</strong> <em>Zühre Meryem Kaya</em>      </p>
<p>      &#8230; Vedası bile izlenen ve ardından hasret kalınacak sevgiliye bakılıyormuş gibi öylece bakılan TRT artık en az izlenen kanal olmuş, kumanda ayarlarında yapılan sıralamada sonlara atılmıştı. Ard arda yayına katılan yerel ve ulusal özel kanallar kumandada yerini alırken <strong>&#8220;Aaa bak bilmem ne kanalı çıkmış.&#8221;</strong> diye, sevindi insanlar. O özel kanallar telaffuzu bile zor özel paralar kazandılar ve halen de kazanmaktalar. </p>
<p>      Televizyonda ki kanal sayısı arttıkça <span id="more-1265"></span>izlenecek şeyde -gerekli ya da gereksiz- arttı. Yeni yıla girerken biraz izlenip etkisinde kalınan filmlerden olacak, biraz da insanların eğlenmeye ihtiyacı olduğundan <strong>-Eee darbenin yaraları yeni yeni kabuk bağlamış.-</strong>  yılbaşı telaşı insanları sarmaya başladı. TV kanalları insanlara ne izleteceklerini ve onları nasıl eğlendireceklerini <strong>-oyalayacaklarını-</strong> şaşırttılar. En ünlü şarkıcılar o gece TV kanalına ipoteklendi ve hazırlanan programın tanıtımı <strong>&#8220;Tam 24.00 da sizlerle&#8230;&#8221;</strong> diye, günler öncesinden yapıldı. El hüneri keramet olan sihirbazlar, fasıllar, horon halay çiftetelli havaları, bir coşku bir gümbürtü&#8230; Ama hiçbiri bir kanalın akıl edip çıkardığı <strong>dansöz kadar izlenmemişti!</strong> Öyle dediler ve devam ettiler kadını bu renk cümbüşünün baş aktörü yapmaya. Şikâyetler oldu ilgili kuruma -Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK)- <strong>&#8220;Dansöz erken saatte çıkıyor.&#8221;</strong> diye. Sadece o dönem için 24.00&#8242;dan sonra çıkmaya başladı dansözler. </p>
<p>      Olan olmuştu artık. İnsanlar TV karşısına keyifle kurulup, ayağına kadar gelen bu eğlenceye bırakmıştı kendilerini. Öyle ya gidilse bir eğlence yerine bir aylık para -tabi aylık varsa - verilecekti. Oysa evde az masrafla evin sıcak konforunda annelerin hazırladığı pastalar, börekler, tatlılar, özenle hazırlanmış sofralar&#8230; Akşam babanın getirdiği çerezlerle ve çikolatalarla evde televizyon keyfi tam bir eğlenceye dönüşürdü. Bu konforla insanlar televizyon karşısında yerini aldı ve <strong>eğlencenin dibine vurdular.</strong> Yeni yıl oldu, yıllar yeni oldu, yeniden <strong>darbe oldu &#8220;hiç&#8221; yere.</strong> Pisipisine gerilere doğru sürüklenip duruldu bu ülkede. İlerlendikçe dibe vuruldu, hatta ilerleyen hiçbir şey kalmamıştı.  </p>
<p>      Eğlenmeyi sevdi insanlar. Aslında eğlenmek değildi bu, öyle morfin yemiş bir hasta gibi etrafta olup bitenlere kayıtsız kalacak kadar <strong>uyuşuk olmaktı</strong>. Televizyonlarda her geçen gün uyuşukluğun dozunu arttırdılar.  Sadece yılbaşlarında olan bu eğlence programları haftanın yedinci gününe, oradan da bulaşıcı bir hastalık gibi haftanın her gününe sıçradı. </p>
<p>      Yıllar yenilendi ama her şey aynı kaldı diye düşündüm ben hep ve öyle de oldu. Tek ilerleyen dibe vurmaktı&#8230;      </p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong>Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11111" title="dd_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir-196x300.jpg" alt="" width="122" height="162" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a> Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitap </span></a><strong>“yöre halkına”</strong> kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır <img class="wp-smiley" src="http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/07/12/tvde-ben-boyle-sey-gordum-2/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/07/12/tvde-ben-boyle-sey-gordum-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>TV&#8217;de Ben Böyle Şey Gördüm! (1)</title>
		<link>http://www.derindusunce.org/2008/07/05/tvde-ben-boyle-sey-gordum-1/</link>
		<comments>http://www.derindusunce.org/2008/07/05/tvde-ben-boyle-sey-gordum-1/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Jul 2008 14:18:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Konuk Yazar</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<category><![CDATA[Aile]]></category>

		<category><![CDATA[devlet televizyonu]]></category>

		<category><![CDATA[TRT]]></category>

		<category><![CDATA[TV syeretmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.derindusunce.org/2008/07/05/tvde-ben-boyle-sey-gordum-1/</guid>
		<description><![CDATA[Yazar: Zühre Meryem Kaya
Çocukluğumun kumandasız hatta siyah beyaz televizyon günlerinden hatırladığım -TRT günlerinden- yayının şimdiki gibi sabahlara kadar devam etmediği&#8230; Erkenden biterdi yayın. Bizde ailece İstiklal Marşı&#8217;nı izleyip o sevimsiz çınlama sesini duyana kadar ekran karşısında kalırdık. &#8220;Sadece bizim ev böyleydi.&#8221; diyeceğim ama hangi akrabamıza, tanıdığa bir dosta misafirliğe gitsek bu defa daha kalabalık bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazar: <img src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2008/07/20080705_derin_dusunce_org_tv1.jpg" alt="20080705_derin_dusunce_org_tv1.jpg" align="right" /><strong><em>Zühre Meryem Kaya</em></strong></p>
<p>Çocukluğumun kumandasız hatta siyah beyaz televizyon günlerinden hatırladığım -TRT günlerinden- yayının şimdiki gibi sabahlara kadar devam etmediği&#8230; Erkenden biterdi yayın. Bizde ailece İstiklal Marşı&#8217;nı izleyip o sevimsiz çınlama sesini duyana kadar ekran karşısında kalırdık. &#8220;Sadece bizim ev böyleydi.&#8221; diyeceğim ama hangi akrabamıza, tanıdığa bir dosta misafirliğe gitsek bu defa daha kalabalık bir kitle ile kapanışı izliyorduk.  <span id="more-1232"></span></p>
<p>Dün gibi hatırlarım (Bu da ne garip bir cümle &#8220;Dün gibi hatırlarım&#8230;&#8221; o kadar zaman olmuş. Hey hat! Gel gör ki ben dün gibi hatırlıyorum. Bu alenen ben çok akıllı biriyim demek gibi bi&#8217;şey!) askerlerin gelişini, İstiklal Marşı&#8217;nın okunmasını ve en sonunda çıkan o yuvarlak  -sahi şekil neden yuvarlak yapılmış, televizyon şeklinde de olabilirdi pekâlâ!- şekle öylece baka kalmamızı. <strong>Uyuşup kalmış gibi neyi bekliyorduk halen anlamış değilim!</strong> </p>
<p>Sonra renklendi görüntüler ve bir bir kaldırıldı o emektar televizyonlar. Yerini renkli üstelik daha gösterişli televizyonlar aldı. Eşyayla duygusal bağlar kuran bana zor geldi ayrılık. Babam eski televizyonumuzu ihtiyacı olan bir adama verdi. Adam televizyonumuzu alıp -bilmediğim- bir köy evine götürdü diye sevinmiştim. <strong>Düşümde köyler mutlu olunan yerlerdi!</strong> </p>
<p>Herkes pek sevdi bu renkli televizyonları. Ben hep eski televizyonumuzu özledim. Bana hayatım boyunca doğanın dışında oluşturulan tüm renkler yapay kalıyormuş gibi geldi. Sevmedim renklerle oynamayı. Okul yıllarımda hep kara kalemle resim yaptım. İlk resim sergimde bir tane renkli resim vardı ve yine insanlar, onu beğendiler. Halen kara kalem resimler yaparım ve siyah beyaz çektirilmiş o eski fotoğraflara tutkuyla bakarım. Annemle babamın evlilik fotoğrafları gibi sıcak ve yapaylıktan uzaklaşmış fotoğraflardır onlar. Böylece renklenen televizyon bana uzaklaştı, ama herkese daha yakın olmaya başlamıştı. Kadınlar için yayınlanan yabancı diziler başladı. İzleme oranına bakılınca ne kadar doğru yolda olduklarını anlamalarından olacak, halen yabancı uzun süreli diziler TV kanallarında yerini alıyor.  </p>
<p>Etrafı parmaklıkla kapatılmış büyük bir iş yerinin lojmanında büyüyen bir çocuk olarak, yetişkin olan insanlarla hayli vakit geçirdim. Hayat Ağacı mıydı, Yalan Rüzgârı mıydı onu hatırlamıyorum ama işten kaçan teyzelerin bizim evde kalabalık bir küme oluşturup dizi için anlamsız tartışmalarını, bu tartışmadan sıkılıp onları terk edene kadar diziyi izlemek zorunda kaldığımı çok iyi hatırlıyorum. Bende diziyi sonuna kadar izleyip aralarına katılmak isterdim, ama oyun her daim daha keyif veren bir alternatifti ve öyle oldu&#8230; </p>
<p>Televizyon keyfini ikiye katlayan, bunun yanında insanları tembelliğe sürükleyip televizyon odaklı kalmasını sağlayan <strong>o iğreti alet &#8220;kumanda&#8221; bulundu.</strong> O kadar ki yerinden kalkıp su içmeye bile üşenir hale geldi insanlar. O yüzden Türkiye&#8217;de obez insan sayısı her geçen gün arttı. Hem bu televizyon bile olsa, kim ister ki öyle küçük bir hareketle kumanda edilmek? <strong>Hoş değil&#8230;</strong>     </p>
<p>&#8230;Bu makale ilginizi çekti ise&#8230;</p>
<p style="text-align: right;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="167" height="258" /></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Öğretmenlik, savcılık, soytarılık, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<h3> </h3>
<p> </p>
<p class="entry" style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong>Gazetecilik Neden Dibe Vurdu?</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank"><strong><img class="alignright" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/nouvelle-image.bmp" alt="" width="125" height="180" /></strong></a>Gazeteciler bizi bilgilendiriyor mu yoksa aldatıyor mu?  Gazetecilik galiba dürüstçe yapılmasına imkân olmayan bir meslek. Çünkü birbirine zıt işlerin aynı anda icra edilmeleri gerekiyor: Habercilik, savcılık, komiklik, amigoluk…  Gazeteci kendisine bilgi verebilecek herkesle iyi geçinmek için biraz politik davranmak daha doğrusu yalan söylemek zorunda. Ama aynı zamanda ondan gözü kara bir savcı gibi olayların üzerine gitmesi, iyi bir hâkim gibi dürüst olması da bekleniyor. Bir bilim adamı gibi konuları <strong>derinlemesine irdelemesi</strong> ama sıkıcı olmadan toplumun her kesimini <strong>eğlendirebilmesi</strong>… Gazetecilerden halkı aydınlatmaları isteniyor ama aynı zamanda da halka benzemeleri. Yoksa gazeteleri satılmıyor, TV kanalları izlenmiyor. Bu koşullarda <strong>“gazeteci gibi”</strong> gazetecilik yapılabilir mi? Derin Düşünce yazarları sorguluyor…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/basin_medya.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11326" title="kapak-laiklik" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak-laiklik.jpg" alt="" width="120" height="169" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"> Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/kapak.jpg"></a>Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde <strong>Yobaz Laiklik Meselesini</strong> barındıran konuları ele alıyor.<a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/09/alaturka_laiklik.pdf" target="_blank"><strong>Buradan indirebilirsiniz.</strong></a></p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-11111" title="dd_nedir" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir-196x300.jpg" alt="" width="122" height="162" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sitemizde siyasetten tarihe, kadın haklarından felsefeye, sanattan bilime kadar bir çok konudan bahsediyoruz. Ama zaman zaman da kendimizden söz ediyoruz. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;"><strong>Derin Düşünce nedir?</strong> </span></a> Sitenin geçmişi, geleceği, ortak projeler, yazar olmak isteyenlere öneriler, okunma istatistikleri… Derin Düşünce’nin bir kimliği, tarihi ve kendine has “yaşam” tarzı var. Eğer aramıza yeni katıldıysanız <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/08/dd_nedir.pdf" target="_blank"><span style="color: #0066cc;">bu kitap </span></a><strong>“yöre halkına”</strong> kaynaşmanızı kolaylaştıracaktır <img class="wp-smiley" src="http://www.derindusunce.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Liberalizmin Kara Kitabı</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank"><img class="alignleft size-medium wp-image-10169" title="liberalizmin_kara_pt" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_pt.jpg" alt="" width="123" height="173" /></a>Liberalizm asırlardır bir çok aşamalardan geçmiş, tarihi olaylarla kendisini imtihan etmiş bir düşünce geleneği. Değişmiş yanları var ama sabitleri de var. Bu sabitlerin içinde <strong>liberalizmin tehlikeli yönleri</strong> hatta <strong>YIKICI UNSURLARI</strong> da var. Bunları ortaya çıkarmak için “doğru” soruları sormak ve liberal perspektifte kalarak yanıt aramak gerekiyor… Büyük bir kısmı bu gelenekten olan düşünürlerin fikirlerinden istifade ederek <strong>liberalizmin kusurlarını</strong> ele alıyoruz bu kara kitapta: Adam Smith, Mandeville, John Stuart Mill, Hayek, Friedman, Röpke, Immanuel Kant, Alexis de Tocqville, John Rawls, Popper, Berlin, Mises, Rothbard ve Türkiye’de Mustafa Akyol, Atilla Yayla, Mustafa Erdoğan… Liberallere, liberalimsilere ve anti-liberallere duyurulur. <a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/06/liberalizmin_kara_kitabi.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-10079" title="maymunist_kitap" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/05/maymunist_kitap-200x300.jpg" alt="" width="126" height="191" /></a><a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Maymunist imanla nereye kadar?</a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Evrim</em></strong> ve <strong><em>Big Bang</em></strong> gibi konular genellikle sağlıklı biçimde tartışılmaz. İdeoloji ve inançlar, felsefî tercihler bilim-SELLİK maskesiyle çıkar karşımıza. Özellikle evrim tartışmaları <strong><em>“filanca solucanın bölünmesi”</em></strong> veya falanca Amerikalı biyoloji uzmanının deneyleri etrafında döner ve bir türlü maskeler inmez. Madde ve o Madde’ye yüklenen Mânâ maskelenir… Oysa perde arkasında tartışılan başkadır. İnsan’a, Hayat’a dair temel kavramlardır. Sadece et ve kemikten mi ibaretiz? Yokluktan gelen ve ölümle yokluğa giden, çok zeki de olsa SADECE VE SADECE bir maymun türü müdür insan? <strong>BİLİM DIŞINDA</strong> bir insanlık yoksa <strong>Aşk</strong> yoksa, <strong>Sanat</strong> yoksa, <strong>Güzellik</strong> yoksa ve <strong>Adalet</strong> yoksa <strong>Hayat</strong>‘ın anlamı nedir? <strong>Aşık olmak</strong> hormonal bir abartıysa, <strong>iyilik</strong> enayilikse, neden birbirimizin gırtlağına sarılmıyoruz ekmeğini almak için? Neden bir çocuğa tecavüz edilmesi midemizi bulandırıyor ve neden fakir bir insana yardım etmek istiyoruz? Taj Mahal’in, Ayasofya’nın, Notre Dame de Paris’nin değeri bir arı kovanı veya termit yuvasına eşdeğer ise, Mesnevî boşuna yazıldı ise neden Hitler’i lanetliyoruz ve neden Filistin’de can veren bebeklere üzülüyoruz? Maymun olmanın (veya kendini öyle sanmanın) <strong>BİLİM DIŞINDA</strong>, psikolojik, siyasî, ahlâkî, hukukî öyle ağır sonuçları var ki…  Evrim senaryosunu kabul etmenin etik ve siyasî neticeleri ve <strong>evrimciliğin etimolojik değeri</strong> … Derin Düşünce’nin yorumcuları tarafından konuşuldu. Biz de bu sebeple söz konusu iki tartışmayı 116 sayfalık bu kitapta topladık. <a href="http://www.derindusunce.org/img/maymunist.pdf" target="_blank">Buradan indirebilirsiniz.</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.derindusunce.org/2008/07/05/tvde-ben-boyle-sey-gordum-1/">Share on Facebook</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.derindusunce.org/2008/07/05/tvde-ben-boyle-sey-gordum-1/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

